
S2 B3: Buket Polat | Bağ Kurma ve Güvenli Sınırlar
22 Ekim 2025 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
🎙️ Bu bölümde konuğum Buket Polat’la bağ kurma kapasitemiz, kadın-erkek rollerinin dönüşümü ve ilişkilerde sınırların anlamı üzerine konuştuk.
Buket, mühendisliği ve uluslararası şirketlerdeki kurumsal hayatını geride bırakıp Avusturya’da kendi markasını kurmuş bir rehber. ( www.noor-tribe.com ) Kendini bulma için çıktığı yolda bizlere de rehberlik vermeye devam ediyor.
Onunla modern ilişkilerde gözden kaçan başlıkları – cinsellik, arzular, kişisel sınırlar ve anlam arayışı – konuştuk. Her bir başlığın temelinde güven hissinin bir çok ilişkinin temelini sağladığını fark ediyoruz.
Verdiği bilgilere ek olarak Buket’in kendi labirent deneyimini ve çıkışını da bizlerle samimiyetle paylaştı.
Instagram: ariadneninipi
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum Buket Polat'la beraberiz.
Avusturya'dan kısa süreliğine geldin ve yayınımıza vakit ayırdın.
Teşekkür ederim. Davetin için ben teşekkür ederim.
Nasılsın? İyiyim.
Çok tatlı bir evin var.
Geldim ve böyle huzur içinde hissediyorum.
Ya çok sevindim. Seni rahat hissettirebildiysem harika.
Harika. Şimdi seni kısaca tanıtarak başlamak istiyorum.
2013 yılında endüstri mühendisliğine İstanbul Teknik Üniversitesi ve Southern Illinois University'den çift diploma programıyla mezun oldun.
Turkcell ve Amazon gibi büyük markalarla kurumsal alanda çalıştın.
2021'de iş nedeniyle gittiğin Norveç'ten aşk nedeniyle ayrılıp 2022'de Avusturya'ya taşındın.
Şimdi kızın ve eşin Bruno ile bireysel bir girişimin ve markan var.
Ve yakın zamanda da...
Portekiz'e taşınıyorsunuz.
Bunu da burada duymuş oldum.
Evet, yeni öğrendim.
Böyle de global bir arkadaşım var.
Evet, heyecanlısın herhalde.
Heyecanlıyım. Yani bir yaşam içinde zaten birçok yaşam yaşamış gibi hissediyorum ve yenisi başlayacak.
O yüzden de heyecanlıyım. Harika.
Şimdi ben seni daha önce Şebnem Dönmez'le olan podcast bölümünden tanıyorum.
Ve orada ilişkiler hakkında çok güzel yorumların vardı ve benim için çok kafa açıcı olmuştu.
Bugün de podcast'a çağırma sebeplerimden birisi aslında bize farklı bir bakış açısı sağlayabilecek fikirlerin ve bilgilerin var.
Deneyimlerin de var hatta.
Hem dünyayı gezmiş olman hem kendini arayış yolculuğun ve şu anda geldiğin noktada bizimle paylaşabileceğin çok güzel bilgiler olduğunu düşünüyorum.
Senin Connection in Motion adını verdiğin bireysel bir rehberlik hizmetin var.
Buradan başlayalım istersen.
Bağ nedir? Bağ kurma kapasitemiz?
Kendimizle kurduğumuz bağdan mı başlar?
Bunlar hakkında biraz başlayabiliriz.
Bağlar. Aslında sunduğum hizmetler ve servisler diyeyim yıllar içinde çok şekil değiştirdi.
Ve günün sonunda fark ettim ki aslında hep aradığımız, özlem duyduğumuz o en derindeki şey bağlar.
Ve gerçekten de önce kendimizle başlıyor.
Çünkü bunu ister psikolojik bir yerden alalım ister spritüel bir yerden gerçekten dış dünyamızda ne varsa o içimizin yansıması.
Ve en büyük özlemi de yine kendimize duyduğumuzu biliyorum ve gözlemliyorum.
Dolayısıyla hayatımın merkezine de.
Bunu almak ve bunu paylaşmak oturdu.
Yani psikolojik kuramlarında daha çok işte kaygılı bağlanma, kaçıngan, güvenli bağlanma vesaire gibi şeyleri son dönemde çok daha gündemde görür olduk.
Özellikle sosyal medyayla beraber.
Hani Burcu'ndan önce şeyi soruyorlar işte bağlanma tipi neymiş falan.
Onlara girmeye başladı insanlar.
Bunların dışında bir perspektifle bakıyorsun sen bağ kurmaya sanırım değil mi?
Evet zaten çok da etiketlemek de benim tarzım değil aslında.
Bu da çünkü böyle bir şeye anlam yükleyince ya da bir isim verince onun altı da hemen boşaltılabiliyor.
Ama bundan ne kastediyorsunu ben daha çok araştırıyorum.
Kaçıngansa mesela bir insanla karşılaştığında içinde bir kaygı uyanıyorsa bu sana dair ne söylüyor?
O insana dair ne söylüyor?
Senin varoluşuna dair ne söylüyor?
Biraz daha buralara bakıyorum.
Ve bence... İnsan olma yolculuğu da aslında olabildiğince çeşitli hallerden geçip adeta bir mezuniyetle bu yolculuğu sonlandırmak gibi.
Dolayısıyla bir yaşam içinde çok farklı bağlanma türlerini de deneyimleyebiliriz ve bu bize büyük bir zenginlik de katabilir zaten.
Evet yani ben de tek tipte olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü işte eşimle olan bağlanmada ben güvenli bağlanmayı öğrenmiştim mesela.
Ama başka birisiyle daha kaygılı kaçıngan bir pattern bir arkadaşımla gösterebiliyorum.
O yüzden de hani bu bağlanma tipleriyle ne yapacağız, nasıl yöneteceğiz ve daha sağlıklı ilişkiler, daha kendimizi iyi hissettiğimiz ilişkiler kuracağız.
Bunu da merak ediyorum aslında.
Sen bu eğitimde onlara değiniyor musun?
Aslında seni dinlerken şu geliyor aklıma.
Bunları söylediğimizde hep bir başkasıyla kurduğumuz bağdan bahsediyoruz ya.
Bu da yine aslında kendimize kurduğumuz bağın bir yansıması.
Benim mesela kendimde çok yakın zamanda fark ettiğim, hadi kendime bir isim vereceksem kaygılı kaçıngan diyebilirim çoğu zaman.
Ve özellikle fiziksel bir hastalık ya da sakatlık geçiriyorsam bir anda oraya kaydığımı fark ediyorum.
Doktora gitmiyorum mesela ya da...
Bir şey yoktur ya öyle oldu ama geçecek diyorum falan.
Görmezden geliyorum yani ona.
Aslında benim bedenimle kurduğum ilişki zaten kaygılı kaçıngan.
Dolayısıyla tabii ki bir başka insanla kurduğum da o olacak.
Sonra onun derinine indiğim zaman bedenimde güvende hissetmemeyi ben nerede ve ne zaman öğrendim?
Ki ondan kaçınmayı bir mekanizma olarak geliştirdim.
Onu fark ettikten sonra peki bedenime tekrar güveni ve güvenli bağlanmayı nasıl öğretebilirim?
Konu benimle ilgili aslında. Ve ben duruşumu değiştirdiğim zaman diğer insanlarla olan ilişkim de zaten değişecektir diye bakıyorum.
Ve bireysel seanslarımda da, grup çalışmalarımda da aslında temelde bunu yapıyorum.
Güven benim için son yıllarda böyle şey bir kelime oldu.
Böyle kalın puntolarla yazılmış ve tam merkezde oturan.
O yüzden amacım ve niyetim daha fazla nasıl güven getirebiliriz kendi bedenimize ve kendimizle kurduğumuz ilişkiye.
Peki bununla ilgili var mı önerebileceğin şeyler yoksa bunlar çok bireysel şeyler mi?
Muhakkak ki bireysel tonları farklıdır ama genel geçer söyleyebileceğim şeyler yavaşlamak tabii ki çok zor.
Çünkü hem dış dünya buna zaten çok izin vermiyor hem de içeriden de çok elverişli değil.
Özellikle duygularınla zaten çok rahat bağ kurabilen bir insan değil.
Sen yavaşladığında o duygular açığa çıkıyor ve ondan ne yapacağını bilemiyorsun ve tekrar hızlanmak istiyorsun falan derken.
Yavaşlamak ve yavaşlamayı kendin için kolaylaştırmanı sağlayacak araçlar edinmek derim.
Mesela ben yavaşlamakta çok zorlanıyorum.
Ve yavaşlayamadığım zaman hastalanıyorum.
Hadi bakalım yavaşla diyor bana yani.
Çoğu insanda da oluyor aslında sanki bu değil mi?
Bedeni durduruyor onu. Ya evet şey muhabbeti vardır ya emekli olunca hastalıklar başlar falan gibi.
Ya da tatile gider. Tatilde hastalanır.
Çünkü evet işte beden işlemleyecek vakti bulamadığı zaman baskılıyor.
Ve o zaman ilk bulduğu fırsatta her şey bir anda kusmaya başlıyor.
Peki buradan şeye geçeceğim kendimizle bağ kurduk ve artık kadın erkek ilişkileri bir ötekiyle ilişkilenmeye başladık ya da bu erkek erkeğe de olabilir kadın kadına da olabilir bir
ötekiyle ilişkiye girmeye başladık.
Romantikten mi bahsediyorsun?
Romantik aynen romantik bir partner birlikteliği sürdürmekte.
Senin günümüzde gördüğün en büyük problem ne yani bu bağ kurma?
Kapasitesinin daha düşük olması mı?
Zaten kendiyle bağının zayıf olması mı insanların?
Evet ve onunla birlikte de ilişki içindeki rolümüzü seçerken sürekli bir outsourcing halinde olmak, dışarıdan almak.
Örneğin işte ben kadınsam annemi görmüşüm zaten bir ilişki nasıl kurulur.
Annemden aldığım bir takım bilgiler var.
İşte benim annem... yemek yaparak işte konforlu bir ev sağlayarak sevgisini gösteriyorsa ben de bir anda eşimin işte ajandasını takip eden, kıyafetlerini
seçen falan bir partnere dönüşüyorum.
Bir ikincisi işte sosyal medyada, dizilerde, filmlerde izlediğimiz karakterler.
Ve bu karakterler gitgide böyle çok daha tek tip bir şeye dönüşmeye başladı.
Çok spesifik bir kadın ve spesifik bir adam var ve böyle davranırlar.
Tamam onları aldık oradan.
Belki kültürel olarak aktarılmış bize çok da farkında olmadığımız bir sürü öğrenilmişlik var.
Tamam onları da aldık. E bu resimde ben neredeyim?
Ben nasıl bir eşim?
Benim cevabı yok.
Orada da dediğin gibi hem kendimizle bağ kurmaktan geliyor ve biraz da sorgulamaktan aslında.
Ya ben bunu gerçekten böyle mi sürdürmek istiyorum?
Hayırsa cevap nasıl seçeneklerim var?
İyi rol modellerimiz çok yok.
Bakıp da ilham alabileceğimiz çok fazla insan yok.
İlişki yok. En büyük bocalamanın burada olduğunu görüyorum aslında.
Peki bu kadın erkek rollerinden gideceğim yine.
Yine sosyal medyada özellikle gördüğümüz ya da günlük hayatta da daha çok görmeye başladık.
Abartılı kadın ve çok karikatürüze de geliyor.
İşte büyük dudaklar, büyük göğüsler, işte daha abartılı makyajlar gibi.
Kadın dişil özellikleri bunlar gibi gösterip ya da erkeklerde de işte üçgen vücut, daha keskin hatlar vesaire gibi görünümler.
Hani bunlar biraz abartıya kaçmaya başladı.
Dişil ve eril özelliğin dışına kaçmaya başladı gibi geliyor bana.
Sen o tür durumlarda nasıl bir gözlemin var?
Bunun biraz konfor alanıyla ilişkisi olduğunu düşünüyorum.
Risk alamamayla ilgisi olduğunu düşünüyorum.
Onaylanacağını bildiğin bir paket var ve o paketi alıp giymek en kolayı geliyor insanlara.
Kendin olmak, kendini keşfetmek kolay bir yol değil.
Bu trend oldu ama zor bir yol yani bu.
Ve insanların neden bunu seçemediğini de çok anlayabiliyorum bir yerden.
Bunu elverişli bir dünyada yaşamıyoruz.
O yüzden kolay tamam.
Askıda duran şeyi aldım üstüme giydim gibi bir şey oluyor.
Ama çok derinlere işleyen bir boşluk, yalnızlık ve yaz beraberinde geliyor.
Onlarla başa çıkmak için araçlar olmayınca o dışarıya duyduğun dependency, mecburiyet hissi artıyor.
Bu böyle kendini besleyen bir döngüye dönmeye başlıyor.
Peki... Bir ilişki içindeyken ya da yeni bir ilişkiye başlarken karşımızda check etmemiz gereken belli başlıklar olduğundan bahsetmiştin senle önceden görüştüğümüzde.
Bunun güvenli bir başlangıç ya da ilişkiyi sürdürme açısından önemli olduğunu da düşünüyorsun.
Bu başlıklar benim çok ilgimi çekti aslında.
Biraz bunlardan bahsedelim isterim.
Bunu böyle bir paket araç gibi veriyoruz genelde.
Ben danışanlarıma veriyorum ya da açtığımız alanlarda da.
Bunu verip diyoruz ki lütfen kullan bunu.
Belki ilk çıktığın date de kullanacaksın.
Yeni biriyle tanıştın, baktın yakınlaşıyorsunuz.
Belki o günün devamında bir cinsel yakınlaşma ihtimali var.
Lütfen bunu kullan.
Evliliğinde kullan. Belki 20 senedir berabersin ve bir şeyleri doğru standart kabul etmişsin ama aslında dönüşmüş ve sen bundan haberdar değilsin.
Önden şeyi veriyorum. Heyecanı yükseltiyorum.
Yani hayatın her anında...
Yakın bir arkadaşınla sohbetinde bile kullanabilirsin.
Bu başlıklar neler? İlki ilişki durumum, işte diyebilirim ki ben iki sene önce bir ilişkiden çıktım ve o zamandan beri ciddi bir ilişkim olmadı.
Ciddi bir ilişki isteğinde de değilim.
Bana hafif gelecek, eğlenebileceğim bir şey istiyorum.
Ve belki sen de diyorsun ki bana, ya ben aslında uzun süredir artık derinleşebileceğim bir ilişki hayalindeyim.
Ve olduğum yer burası.
Beklentileri herkes söylüyor.
Aynen öyle. Ve cinsel yönelimlerimizi de burada paylaşıyoruz.
İşte ben heteroseksüelim ya da biseksüelim gibi karşı tarafa bunu bildiriyoruz.
İkincisi sınırlar. Sınırlarım neler?
Bu biraz böyle şöyle bir not düşmek isterim buraya.
Şimdi biriyle yeni tanıştım.
Aslında bu insana özgü olan sınırlarımı daha bilmiyorum ya.
Sırf bir şeyi ezberden söylemiş olmak için söylemeye gerek yok orada.
Şu cevap da okey. Ya seninle olan dinamimde keşfedeceğim sınırlarımı.
Ama kendimle ilgili zaten bildiğim bir şey varsa.
Örneğin benle görüştüğün sürece bir başka kadınla ya da adamla flörtleşmeni istemem.
Ya da birlikte olmanı istemem.
Bu benim net bir sınırım.
Bunları paylaşıyoruz. Üçüncüsü arzular.
Neleri severiz, neleri isteriz.
Ve bu çok geniş bir sınır.
İşte bana çiçek gönderilsin çok hoşuma gider de olur.
Boynumdan öpülmek beni çok etkiler de olur.
Burada yine bildiğimiz karşı tarafa kendimizi öğretebileceğimiz her ne varsa.
Bunun şöyle bir önemi var.
Çoğu zaman yetişkin ilişkilerimizde de o çocuk yanımız araya girip...
Şunu diyebiliyor. Ya ben söylemeyeyim de o anlasın.
Sevgi göstergesi bu çünkü.
Bakalım okuyacak mı benim isteklerimi?
Çok naif, çok tatlı.
Ve evet olur da.
Ama özellikle yeni bir ilişkide ya da uzun süreli ilişkilerde de karşımızdakine kendimizi öğretmek aslında bizim sorumluluğumuz.
Bu çok önemli bence.
Yani karşımızdakine öğretmenin sorumluluğunu almak baya önemli.
Romantize edilen filmlerde ya da kitaplarda romantize edilen hikayelerde bir bakışıyla beni anladı.
Ya da bir hareketimden beni o kadar iyi anladı ki bence biz ruhsal olarak eşiz ve birbirimizi tanıyorduk zaten önceden.
Bunlar hep romantize...
O zaman da zaten öğrenmeye alan kalmıyor.
O zaman da tepetaklak gidebiliyor ilişkiler değil mi?
Evet. Ki bence mesela daha böyle yeşil ışık yakacak olan şey beni ben söylemeden anlaması değil de ben söylediğimde anlayacak mı?
Ve buna özen gösterecek mi?
Ve bunun için çaba ve emek verecek mi?
Zaten uzun soluklu bir ilişkiden bahsediyorsak bu olmazsa olmaz.
Bence bunu test etmek çok daha önemli.
Bana kalırsa da öyle görünüyor.
Sınırlar konusuna derinleşeceğiz zaten birazdan.
Bir sonraki başlığımız ne?
Bu beş başlıktan dördüncüye geldik.
Cinsel sağlık. Bu da yine o kadar önemli ve özellikle bizim kültürümüzde hakaret gibi algılanan bir şey ki.
En son ne zaman bir test yaptırdın sorusunu?
Sorunca böyle ne münasebet gibi bir karşılık alabiliyor.
Ama aktif bir cinsel hayata olan herkesin düzenli kontrollerini yaptırması gerekiyor.
Ve eğer sen de bir kişiyle birlikte olacaksan bunu sormak hakkın, bilmek hakkın.
Ve yine bu başlık altında tercih edilen korunma yöntemi.
Bir şey soracağım. Bu Avrupa'da mesela daha açık fikirli mi insanlar bu konuda?
Yoksa Türkiye'de mi biz daha henüz kapalıyız böyle şeylere?
Türkiye'de cinsellik tabii çok daha baskılanmış bir konu.
O yüzden cinsellikle ilgili her şey yokmuş gibi yapılıyor ama altında aslında tüm paket var.
Avrupa'da cinselliğin varlığı kabul edilmiş durumda olduğu için böyle şeyler çok daha rahat açık konuşulabiliyor.
Konuşulabiliyor. Çok güzel.
Beşinci başlığımız.
Burada bir yere vurgu yapmak istiyorum.
Korunma yöntemi konusunda.
Eğer bir taraf korunma...
yöntemi kullanmayı tercih ediyorsa, prezervatif olsun bu, bu kullanma mecburiyetini getirir.
Bu müzakereye açık bir konu değildir.
Sınırlara giriyor gene değil mi?
Aynen öyle. Cinsel sağlık artı sınırlar.
Evet. Ve bu esnetilecek, tartışılacak bir sınır ya da tercih değil.
Eğer bir taraf istiyorsa bu nokta.
Ve orada da çok fazla böyle bir mücadele ve karambola getirme durumu olabiliyor.
Orada lütfen bedenimize sahip çıkalım diye notunu düşmek istiyorum.
Ve son madde anlam ve sonrası bakım diyelim.
Aftercare'i öyle çevirmiş olayım.
Bu yaşadığımız şeyin senin için anlamı ne?
Ve benim için anlamı ne?
Ve eğer bu bir yemekse ve ilk buluşmaysa sonrasında işler nasıl ilerlesin isterim?
Eğer bir cinsel birliktelik varsa yine aynısı.
İşte kimisi der ki ya ben mutlaka sarılıp uyumak isterim.
Kimisi der ki ya benim için mümkün değil ben ayrı yatakta yatacağım.
Bunun baştan konuşulması o esnada konuşulmasından hatta konuşulmadan icra edilmesinden çok daha tavsiye ve tercih ettiğimiz bir durum.
Peki bunları ilişkinin yani yeni tanıştığın biri olduğunu varsayalım.
En başında böyle checklist gibi soracağız mı?
Evet o cevap verdi, vermedi falan gibi.
Çünkü çok da şey gibi oluyor ya işin daha o büyülü kısmını kaçırıyor gibi.
Sanki bir müzakere ediliyor gibi bir şeyler.
Hani o birazcık işin ruhunu kaçırabilir mi?
Yoksa kaçırmadan da bu yapılabiliyor mu?
Ya ben bunu çok daha oyuncu ve belki de biraz da erotik şekilde yapılmasından yanayım.
Seni anlamak istiyorum.
Seni istiyorum. Ve seninle birlikte olabilmek için seni daha iyi anlamaya ihtiyacım var.
Ve senin de beni görmeni ve tercihlerimi duymanı istiyorum ki ikimiz için de keyifli bir deneyim yaşayabilelim.
Ve tabii ki bunu paylaştığımızda o işin bütün büyüsü kaçtı gibi yorumlar da alabiliyoruz.
Ama büyü asıl şimdi başlıyor zaten.
Yani eğer ortada bir güven duygusu yoksa ve güvenlik hissi yoksa zaten orada derinleşme söz konusu olamaz.
Ve gizem dediğimiz şey derinlik isteyen bir şey.
Bence belirsizlikle gizemi çok karıştırıyoruz.
Çok güzel bir yere geldin çünkü konuşmanın başına geldik.
Bağ kurmak için güvenli bir zemine ihtiyacımız vardan başladık ya.
Şimdi ilişkiler için de aynısı geçerli.
Yani güvenli zemini oluşturmak için siz böyle bir beş soruluk bir paketten bahsediyorsunuz.
Ve orada güven sağlandıktan sonra zaten istediğin oyun alanı açılıyor değil mi?
Aynen öyle. Yani benim aklımda şu kaygı varsa ya acaba bu insanla birlikte olduğumda bir hastalık kapımı mı?
Söz konusu mu? Yani ben mevcut olamam ki zaten bu bir birliktelik içinde.
Dolayısıyla zaten belli olan şeyleri konuşalım ki belli olmayan şeyleri birlikte keşfetmeye alan açılsın.
Evet. O kısım da önemli ama burada daha çok benim kulağıma gelen şey özellikle son dönemde sosyal medyada da bu tacizler vesaire konuları gündeme geldi
ya. Oradaki sınırlar konusu, sınırlarla ilgili olarak kişisel sınırlarla ilgili ben çok az şey öğrendiğimizi düşünüyorum küçüklükten itibaren.
Ve sınır konulduğunda da bir set çekmek gibi algılanabiliyor.
Ya da sınır koydu ama onu istiyordu canım falan gibi algılayabiliyor ya erkekler.
Onun gibi şeyler de olabiliyor.
Sınırı nasıl çektiğimiz önemli galiba değil mi?
Yani bu sınırlar konusu senin ilgi alanın diyebiliyorum.
Seni dinlerken bile böyle işe ilerliyor.
Adına koyamadığım duygular belki öfke olabilir.
Kızgınlık çok uyanıyor.
Bunun böyle olması yüzünden, hüzün.
Yani çok böyle derinlere işleyen ve özellikle 15 aylık bir bebek annesiyim ve benim için tabii ki bu konular çok daha başka bir boyutta anlamlı şu anda.
O yüzden hep birlikte derin bir nefes alalım.
Devam etmeden önce.
Sınırlar bizim evin de gündemi.
Çünkü işte bizim evde de biliyorsun ikizler var.
İkizler birbirlerinin alanına çok fazla giren ve birbirlerine alanlarına müdahale eden tipler.
Bu benliklerinin ayrışması 3 yaştan sonra başlıyormuş onlarda.
İkisini bir bütün gibi algılıyorlardı yani ilk başlarda.
Kendilerini ayrı olarak konumlandırdıktan sonra da bu sefer sınırlar konusu girmeye başladı.
Benim eşyam. İşte benim alanım, benim yatağım, benim sınırım gibi şeyler başladı.
Ama tabii sınırsız olduğu zaman da çok fazla kavga çıkıyor.
Bence onlar çok iyi öğrenecekler gibi geliyor sınır konusunu.
Birçok tek büyüyen çocuktan daha fazla pratik ediyorlar diye düşünüyorum.
Bir yandan da çok fazla çocuk edebiyatında artık sınırlar konusunu, cinsel sağlık konusunu işleyen kitaplar çıkmaya başladı.
Özellikle bu resimli kitaplar, picture book dediğimiz 4-6 yaşa hitap eden, kendi özel bölgesi neresi, sınırı neresi, benim nereme dokunabilir, nereme dokunamaz gibi konularda
bana da soruyorlar.
Yani o soruları soruyor olmaları da çok güzel.
Yavaş yavaş zihinlerine yerleşiyor bu.
Ama tabii biz çocukken böyle konular olmadığı için hani büyük bir şey dedi mi yapılır ya da senden daha güçlü birisi varsa ortamda onun dediği yapılır gibi bir...
atmosfer vardı. Şimdi değişti.
Evet. Beden farkındalığı hayatımıza girdi çok şükür.
Ve o konuşmanın başında söylediğim bedenimle kurduğum o kaygılı kaçıngan bağın kökeni burası zaten.
Çünkü işte hepimiz olmuştur ve bunu suçlayıcı bir yerden söylemiyorum.
O zamanın normali oydu.
Evet. Ama Ama istenmediğim şekilde çok fazla öpüldüm çocukken.
Bir de ısırılırdım. Ben tombik bir çocuktum ve özellikle böyle ıslak öpülmek şu anda midemi bulandırıyor.
Ve oradan kaynaklı olduğunu biliyorum.
Ve orada bir şekilde şunu öğreniyorsun.
Benim için bu uygun değil bu yapılan ama buna ses çıkarmamalıyım.
Çok farklı sebeplerden.
Eğer buna ses çıkarırsam...
Annem babam üzülür ya da kızar.
Eğer buna ses çıkarırsam karşı taraf onu sevmediğimi düşünür.
Eğer buna ses çıkarırsam asi uyumsuz kişi olurum.
Ve türevleri. Ve dolayısıyla daha orada zaten bedenimin ihlal edilebilir olduğu bilgisi bana geçiyor.
Ve çok konforsuz duygular uyanıyor o esnada.
E ne yapacağım? Deneyimden çıkıyorum.
Ve ben bedenimde değilim artık.
Ve zaten artık bedenimle kaçıngan bir ilişki kurmamın temelleri atılmış oluyor.
O yüzden bence sınırlar konusu yine tabii ki kendimizden başlıyor diyeceğim.
Eğer şimdi bu konuda çok seksi oldu ya artık bir sınırlar var hayatımızda ama bununla da ne yapacağımızı bilmiyoruz.
Yine böyle rol model alabileceğimiz çok örnek de yok.
Sağlıklı sınır nasıl ifade edilir?
Benim sınırlarım neresi?
Onun sınırları neresi?
İkimizin sınırlarının çarpıştığı yerde ne yapacağız falan gibi büyük bir keşif alanı var.
O yüzden bence burada bir kere kendimizden beklentilerimizi böyle biraz daha tevazulu bir yerden koyalım.
Tamam artık ben sınırlarımı keşfettim ve hayatım çok başka olacak değil.
Ben sınırlarımı keşfediyorum.
Ve bunu nasıl ifade edeceğimi ve bunun dış dünyada nasıl yankı bulacağını öğreniyorum.
Ve bunun için zamanım ve yerim var.
Biraz daha şefkatli bir tonda.
Var mı aklına gelen örnek?
Mesela kendi sınır koyduğun ve sonrasında gelen etki tepki üzerine, etkileşim üzerine örnekler?
Zaten millet olarak çok sınır tanıyan, bilen bir millet değiliz.
Toplumsal kültürümüzde çok yok, aile kültürümüzde de çok yok.
Sınır olması sanki yeterince samimi olmadığımız anlamına geliyor gibi bir durum var.
Ve reddedilme gibi anlaşılabiliyor.
Sınır çekmek adına duvar örmüş bir insanım yani.
Hayır dediysem hayır şu anda bundan çok rahatsız oldum ve bunu yapmak istemiyorum diye ben böyle açıkça özellikle aileme karşı çok fazla sınır çeken bir insanım ve o yüzden beni böyle biraz şey
görürler. O yapmaz, o etmez, onun üstüne gitmeyin falan.
Çok fazla hayır dediğim için onlara.
Onlar beni biraz daha soğukta görürler yani.
Yani şunun hakkını vermek istiyorum.
Senin annen babanı bilmiyorum ama işte benim ikisi de annem de babam da köy...
Ortamında büyümüş insanlar.
Özellikle annem işte bir göz ev dedikleri yere yatak seriliyor ve bütün aile o yatakta uyuyor.
Sabah o yatak biraz kenara itiliyor, kahvaltı yapılıyor falan.
Yani hangi sınırdan bahsediyoruz zaten?
Dolayısıyla onlara çok yabancı olmasını anlayabiliyorum bir yandan.
Öte yandan bu da bizim jenerasyonun insan evrimine katkısı olduğu nokta.
Ve tam da aslında şefkatten bahsederken burayı kastediyorum.
Şöyle bir yanılgı olabiliyor, şimdi senin de bahsettiğin.
Sınırımı yeterince güçlü ve sert bir şekilde ifade edersem bu duyulur ve saygı gösterilir.
Ama aslında çoğu zaman çalışan şey istikrar.
Evet. Sakince ve kendinden emin bir duruşla tekrar ve tekrar karşındakine öğretmek.
Ben çocuklarla yaşıyorum onu galiba, ikizlerle yaşıyorum.
Mesela atıyorum yemek yerken beni rahatsız ediyorlar.
Etrafına dönüyorlar. Hadi kalk diyorlar bir şey yapalım falan filan.
Şu anda yemek yiyorum.
Yemeğim bitince geleceğim.
Hani sınırım bu. Yemek yedikten sonra bunu tezgaha kaldırdıktan sonra geleceğim yanınıza.
Beş kere, altı kere...
Kalkmıyorum yani bazı anneler şeydir ya böyle çocuğum istedi dur gideyim yemekse olsun önemli değil der.
Ben hiç öyle değilim. Hani benim böyle bir sınırım var.
Önceliğim de şu anda bu.
Birazdan geleceğim yanınıza dediğimde.
Çocuklar onu defaatle söylenince anlamaya başlıyorlar.
Yaşlı mı geliyor o? Tabii ki yaşlı geliyor.
15 aylıkta mümkün mü?
Hayır dediğine ısrarla tekrar yapacağım diye.
Daha Terrible 2'yu görmedim.
Ya orada bile aslında bazen eşimle konuşuyoruz.
Bu böyle şey gibi de anlaşılabiliyor dışarıdan.
Bak benim inadıma yapıyor gibi.
Ya hayır o da öğreniyor.
Evet. Keşfediyor ve...
Modelliyor. Dolayısıyla ben hayırlarımla da oynuyorum.
Bazen mesela o bir şeyi ihlal ettiğinde oyuncu hayır dediğim de oluyor.
Tabii. Oradan çıkıp gittiğim de oluyor.
Kabul etmiyorsan ben burada yokum.
daha sert bir tonla söylediğimde oluyor.
Onun elinden bir şey aldığımda oluyor.
Ona ne kadar farklı sınır çekme yöntemi gösterirsem onda o kadar zengin bir çantası oluyor günün sonunda.
Dolayısıyla belki naçizane anne babalara bir önerim.
Çocuklarınız sizinle inatlaşmıyor.
Sizden öğrenmek istiyorlar.
O yüzden onlara farklı yöntemlerle tekrar ve tekrar derin nefesler alarak modelleyebilirsiniz.
Ama gerçekten şey yani benim düşündüğümden daha zormuş çocuk büyütmek.
Senin de öyle galiba değil mi? Ya ben zorluğunu tahmin ediyordum az çok.
Bir de o anlamda daha şanslı bir yerdeyim.
Hayatımı gerçekten anne olma üzerine düzenlemişim.
Bilmeden de. Bir de eşim de.
Biz böyle ikimiz de full time ebeveyniz şu anda.
Ama tabii ki çocuk işte bir çocuğu bir köy büyütür muhabbeti var ya.
Biz de zaten bunu idrak ettiğimiz için hayatımıza böyle köklü bir değişikliğe gidiyoruz şu anda.
O da heyecanla bekliyorum.
Sosyal medyanı takip edeceğim.
Acaba nasıl olacak?
İnsan filmimiz olur. Kızları alger.
Olabilir. Peki senin bir yıllık dönem ayırmışsın kendine ve iç dünyana yöneldiğin bir dönem var hayatında.
Ve tam bu döneme mi denk geliyor emin değilim ama yalnız bir kadın olarak uzun seyahatlere çıkıyorsun.
O seyahatler nasıldı?
Senin için o deneyimler nasıldı?
Peru'ya gittin, Bali'ye gittin değil mi?
Bali ile başladım. Sen de Bali'den gelmişsin.
Yine bir ortak bir yerimiz.
Burada da ortaya çıktı.
Benim aslında hep böyle bir gidesim hep vardı.
Küçükken de hep hayal kurardım.
Zaten aslında işte ilk yurt dışına çıkmam 13 yaşımda galiba.
Dil okuluna gitmiştim İngiltere'ye.
Üniversitenin iki senesinde Amerika'da okudum falan.
Benim zaten hep bir gidesim vardı.
Ve sonra bir şekilde iş hayatına başladım.
Ve iş hayatı üzerime çöktü.
Ve nefes alamıyorum ben dediğim noktada ilk Bali'ye gitmiştim.
Yoga eğitmenlik eğitimimi almaya.
Ve sonra gönüllü çalışarak sırt çantamla işte Singapur, Malezya, Tayland.
Oralarda seyahat ettim.
Param bitti geri döndüm.
Bir daha işe girdim. Sonra başka şeyler oldu.
Tekrar ayrıldım. Bu sefer Güney Amerika'ya gittim.
Orada da şamanik ritüeller, bitkiler ile hayatımda yeni bir kapı açıldı.
İlk aslında Bali'ye gidişim de yine bir kalp kırıklığı sebebiyle olmuştu.
Bu senin bahsettiğin son.
O da eşimle tanışmadan önce yine bir ayrılıkla birlikte.
Ben bir kendimle kalayım artık dediğim ve gerçekten bir sene kendimle kaldığım, o dönem psikoterapiye başladığım bir dört sene öncesi galiba böyle bir dönemim olmuştu evet.
Tam pandemi zamanıydı.
Evet aynen öyle. Peki yalnız seyahat etmenin zorlukları var mıydı ya da kadın ya da erkek bilmiyorum bunu nasıl ayırırsın?
Ya kadın için tabii ki daha zor.
bir o kadar da önemli olduğuna inanıyorum.
Kadınların tek başına seyahat etmelerinin çok farklı sebeplerden ötürü.
Ama özellikle kültürüne yabancı olduğun bir yerde ki o özgürleşmenin tadı bambaşka.
Çünkü kültürünü bildiğin yerde her şeyi okuyorsun.
Yanından geçen insanın surat ifadesinden kendinle ilgili bir çıkarım yapıyorsun.
O sokağa girersem şöyle olur bir çıkarım yapıyorsun.
Bilmediğin bir yerde bir dakika hiçbir şey bilmiyorum dediğin anda O içsel kısıtlarınla karşılaşmaya başlıyorsun aslında.
Ve onları yumuşatabildikçe de özgürleşme başlıyor.
Algıların daha açık oluyordur büyük bir ihtimalle.
Kesinlikle. Her şeye karşı.
Evet. Ve ihtimallere de daha açık oluyorsun.
Bu danışanlarla da çok konuştuğumuz bir şeydir.
Burada mesela çok şey olmaz.
Bir barda otururken, kafede otururken birisi gelip yanına oturup sohbet başlatmaz mesela.
Bu Avrupa'da çok olur. Amerika'da parkta gelir yanına otururlar.
WhatsApp bro.
Aynen öyle. Tropikal yerlerde zaten yani hayat öyle bir şey.
Ve bu inanılmaz bir bağ kurma aracı oluveriyor.
Öyle bir yere gittiğinde hiç tanımadığın bir insanla o bağ kurma güvenini bulmak çok kıymetli.
Büyüdüğün kültürde yaşadığın, hep bildiğin yerde yaşadığın zaman daha ezberlerle yaşadığımız için daha az deneyime açık mı oluyoruz?
Kesinlikle. Zaten işte...
Keşfin ve neşenin en büyük düşmanı biliyorum demek ya.
Çok şey biliyoruz tabii ki kültürümüze dair ve o da çok kısıtlayıcı olabiliyor.
Yani onun dışında da gerçekten dış unsurlar da var.
Yani çok böyle sana absürt gelen bir şey yapamazsın çünkü seni tanıyan biri orada olabilir mesela.
Evet. Onlar daha çok sınırlandıran şeyler haline geliyor.
Peki şimdi bu hikayeni anlattığında pek çoğumuzun ilerlediği gibi yani sen önce örgün eğitim sistemi, sonra üniversite hayatı, sonra kurumsalla devam etmişsin ama bir yerde döngün kırılmış ve artık
ben bu oyunu oynamıyorum demişsin.
Bunu hem topluma hem de ailene anlatabilmek, açıklayabilmek zor olmuştur diye tahmin ediyorum.
Bugünkü bu ketin hayata gelmesi için de sen aslında kendini doğurmuşsun.
Böyle diyebilir miyiz?
Çok güzel anlattı. Peki her konuğuma sorduğum soruyu soracağım.
Senin için Ariadne mitindeki gibi kendini çok zorlanmış, labirentte hissettiğin ve sıkıştığın deneyim ne olmuştu?
Ve sonra nasıl bir ipucu buldun?
Yani çok şey geliyor aklıma.
İlk ergenlik yıllarım geliyor.
Zor bir sistem içinde büyüdük ve büyüyoruz da.
Ve aslında şimdi baktığın zaman çok böyle sanatçı ruhlu bir insanken, mühendis olma...
Yoluna girip orada ruhumun gittikçe köreldiği bir yolculuk aslında.
Ve benim ergenlik yıllarımdan başlayarak böyle sürekli bir hastalığım çıkıyordu.
Ve işte strese bağlı bir tedavisi olmayan işte fibromiyajı işte reflü sonrasında şeker düşük şeker hastalığım vardı falan.
Ve sürekli bir hastalanıp ona bir çare bulamama durumu çok korkutucu.
İlk o yıllarım geliyor aklıma.
Böyle baskın bir stres sebebi var mıydı peki ailenizde yoksa sen bulunduğun sistemden genel toplum sisteminden dolayı mı stres altında hissediyordun acaba?
Hepsi. Hepsi.
Güzel. Stres unsurları içsel ve dışsal vardı hayatımda.
Sonra ilerlediğim zaman...
Üniversite yıllarımda önce anoreksiya sonra bulümiyaya çeviren 7 senelik bir yeme bozukluğu dönemim var.
O herhalde hayatımın en böyle karanlık dönemi diyebilirim.
Ve yeme bozuklukları çok derin bir utançla da gelir.
Paylaşamazsın. Etrafındakiler anlar aslında bir şey olduğunu ama soramazlar ne yapacağını bilemedikleri için.
O dönem bir psikoloğa bile gitmiştim ve psikolog da demişti ki yani bunun bulunmuş bir çaresi yok.
Terapiyle bakacağız nasıl gidiyor falan.
Ama gerçekten çok acı çekiyordum.
Yani fiziksel olarak da günde beş kere kendimi kusturduğum zamanlar oluyordu.
Ve artık fiziksel olarak da acı çekiyorum, ruhsal olarak da.
En karanlık o geliyor aklıma.
Ki yaşam ölüm oranlarına bakıldığında da ciddi ölümcül de bir rahatsızlık.
En ölümcül, depresyondan daha yüksek aslında ölüm oranları.
En çok depresyon diye bilinir.
Ve soruna dönecek olursak.
Oradan nasıl bir ipucu ile çıktın?
Ki o büyük bir labirent yani 7 yıllık bir süreçten bahsediyorsun.
Çok karanlık geçmiş olmalı ve çıkışı bulmakta zorlanmış olmanı çok net anlayabiliyorum ama çıkışta zor olmuş olmalı.
Yavaş oldu. Yavaş oldu.
Peki nasıl çıkabildin?
Psikoterapi çok büyük bir unsur.
İkincisi Peru'da tanıştığım şamanik...
Ve kadim bitkilerle yaptığım ritüeller.
Sonrasında hayatımda çok derin bir yeri olan.
Ve beden sağlatımı diyeceğim.
Çünkü terapiyle de evet zihinde bir şeyleri çözsen de bedende kayıt kaldığı müddetçe dönüşüm çok mümkün olamıyor.
Gerek masajla gerek işte yogayla ya da farklı somatik pratiklerle.
Bedenimi özgürleştirmek ve bir de işte artık çok popüler olan özsevgi.
Kendimi sevdikçe bu da dönüştü.
Ama zaten bu anlattıklarımın hepsi de özsevgi altında toplanabilir.
O yavaş olan bir süreç zaten o özsevgiyi şefkati öğrenebilmek değil mi?
Öyle ve herkes için çok farklı da görünebiliyor.
Ama yine sınırlara bağlayacağım aslında.
Kendine sınır koymak bence en güçlü özsevgi.
Hepimizin içinde var.
Eleştiren ses diyebiliriz ona, sabote eden ses diyebiliriz.
Yeterince güzel değilsin diyen, yeterince akıllı değilsin, başarılı değilsin, popüler değilsin.
Onun gözünün içine bakıp bu söylediklerin doğru değil demek.
Ve senin konuşmana artık izin vermiyorum.
Ve senin de yaranı da görüyorum ve anlıyorum.
Ama bana artık alan vermene ihtiyacım var.
Benim biraz nefes almaya ihtiyacım var.
En güçlü özsevgi pratiği bence.
Çok güzel. Bu benim de işime yarayacaktır eminim.
Ben daha önce de senin podcast'ını birkaç kere dinlemiştim.
Senin olduğun yayını.
Bunu da kendi podcast'ımı da 3-5 kere Buket ne demişti diye muhtemelen dinlerim.
Peki şu anki hayatına baktığında ilerlerken...
Ne hissediyorsun? Umutlu musun gelecekle ilgili olarak, çocuğunu yetiştirmekle ilgili olarak?
Ve hatta benim çok şu anda merak ettiğim konu, komün olarak yaşama hazır mısın mesela?
Yani o da zor olacağını biliyorum.
Çünkü işte konuştuk zaten, şey boğayım.
Eşimin de hem yükseleni hem ayı boğa.
Konfor severiz yani. Ve orada paylaşımlı bir alanda yaşamak ve belki bizi zorlayacak...
Deneyimlerden geçmek, bir arada yaşamanın getirdiği bir takım deneyimlerden geçmek gözümü korkutuyor.
Ama şifanın orada olduğunu çok hissediyorum.
Bir geçmişe dönüşe ihtiyacımız var.
Geçmişe dönüp orada işimize yarayan neler vardı ve artık yok diye bakıp onları bugüne getirmemize ihtiyaç var.
Ritüeller, seninle konuştuk bunu.
benim kendi adıma ve eşimle birlikte yaptığımız en önemli şeylerden biri ritüelleri geri getirmek.
Ritüel böyle çok mistik ve spritüel bir kelime gibi geliyor ama sabah uyanıp telefona bakmak yerine atıyorum kahveni alıp bir dışarı bakmak, pencereyi açmak da bir ritüel değil mi her sabah yaptığın zaman?
Ya evet o mikrodan makroya aslında kültürel olarak da çok ritüelden zengin de bir milletiz.
Ama onunla aramızdaki bağ çok kopuk ve o...
Ritüellerin eksikliğinde derin bir bağ eksikliği hissediyoruz ve onun yerini kapatmak için bağımlılıklar ortaya çıkıyor.
Zaten bence bağımlılık denen şey bağ kurma eksikliği ve bilirsin tütün aslında bir ilaç bitki ve çok kadim geleneklerde de
var olan. Farklı boyutlarla iletişim amaçlı kullanılır, alanı enerjiyi temizleme amaçlı kullanılır ve ritüellerde çok derin bir yeri vardır.
Ama onu işte kapitalist sistem alıp bir sigaraya dönüştürüp tütünden başka neredeyse tütün dışında her şeyi koyup onun içine bunu bir bağımlılığa dönüştürdüğü bir gerçeklik
içinde yaşıyoruz. O yüzden aslında...
Belki sigarayı içen birisi varsa her içtiği sigarada o açlığını çektiği ritüelli yaşatıyor.
Ve onun yerine acaba nasıl bir ritüel koymak ister diye bir soru sorabilirim.
Tam senin anlattığın gibi eğer o kahveyse onunla bağımlı bir ilişkin varsa onu nasıl daha onurlandırdığın ve yücelttiğin bir şeye dönüştürebilirsin.
En çok bunu yapıyoruz ve bunu yapmaya devam edeceğiz.
Ritüelleri geri getirmek, ritüel tasarlamak.
Ritüel tasarlamak da çok güzel aslında.
Çünkü bana getirdiğin hediye paketini paylaşacağım.
O hediye paketinde de mesela tam bir ritüel dizisi var.
Ve onların hepsini böyle tek tek kullanmak.
Oyuncu da bir yanı var bir yandan.
Bir yandan da işte dediğin gibi yani kendini keyifli anlar yaşatmaya izin vermek.
Yani bence zaten ritüel dediğimiz şey biraz yetişkin oyunu da gibi.
Daha bilgece oyunlar.
Benim de çok sevdiğim dolunay ritüeli kitim var.
Tam böyle bu niyetlerle tasarladığım ve insanların hayatına ayda bir kere de olsa bir dolunayda oturup kendinle buluştuğun, kendinden daha yüksek şeylerle bağ kurduğun ve
bunun sana nasıl hissettirdiğini fark ettiğin bir deneyim sunması niyetiyle.
Çok teşekkür ederim.
Hem konuk olduğun için hem de hediyen için.
Çok keyif aldım.
Seni tanıdığıma çok mutlu oldum.
Merak ediyorum nasıl ilişkimiz de nasıl ilerleyecek diye.
Ben de öyle. Görüşmek üzere diyelim o zaman.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
