
S1B3: Mitoloji Bize Ne Sağlar? - Gülay Gülpınar Özoran
29 Ocak 2025 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Mitoloji, insanın kendini ve evreni anlamasında nasıl bir rehber olabilir? Jung’un arketip teorisi ve kolektif bilinçaltı ile mitlerin gücünü inceliyoruz. Kahramanın yolculuğu, semboller ve mitlerin modern hayattaki yansımaları üzerine derin bir keşfe çıkıyoruz.
Bu bölümde, akademisyen Gülay Gülpınar Özoran ile mitolojinin derinliklerine iniyoruz.
#MitolojiPodcast #PsikolojiVeMitoloji #AnlamArayışı #KahramanınYolculuğu #Medusa #BilinçaltıVeArketipler #Ariadne’ninİpi #JosephCampbell
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'ta hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugünkü konuğum Gülay Gülpınar Özoran ile sohbet edeceğiz.
Hoş geldin Gülay, nasılsın?
Hoş bulduk Mukadder, iyiyim.
Sen nasılsın? Ben de iyiyim, teşekkürler.
Şimdi kısaca dinleyenlere seni tanıtmak istiyorum.
İngiliz dili ve edebiyatı alanında lisans, yüksek lisans, doktora...
çalışmaları yaptın.
Bu alanda uzmanlaştın.
Bir süredir İstanbul'da özel bir üniversitede akademisyen olarak çalışmaya devam ediyorsun.
Üniversitede verdiğin dersler meraklısı için kulağa çok keyifli geliyor.
Fantastik edebiyat, klasik edebiyat, ortaçağ edebiyatı, şiir ve mitoloji.
Senle bizim dostluğumuz tabii çok eskiye dayandığı için ben hemen böyle bir 20 yaşıma ışınlanmak istiyorum.
O yaşlardayken işte Gülay üniversite ikinci sınıftaydı ve Ben sürekli Gülay'a şunu soruyordum.
Gülay, siz bu mitolojiyi niye okuyorsunuz?
Ve bütün bunlar ne anlama geliyor diyordum.
Değil mi? Evet, büyük merak konusuydu.
Çünkü mitolojiye baktığımız zaman çok anlamlı hikayeler gibi görünmüyor.
İşte yarı boğa, yarı insan, yaratıklar, ondan sonra çok enteresan canavarlar, tasvirler falan var.
Ve bunlar ilk duyduğunda birazcık insana bu hikayeler neyle alakalı acaba diye bir soru işareti oluşturabiliyor.
Bu sorulara hızla cevap veremeyebiliyor o insan.
Ama zamanla o mitin aslında senin için ne ifade ettiğini kendi kendine de keşfedebiliyorsun.
Benim mitolojiyle ilgili yolculuğum birazcık böyle oldu.
Ama senin sorularını hatırlıyorum.
Evet benim sorularımı hatırlıyorsun.
Benim de yani 38 yaşıma gelene kadar sürdü bunu anlama.
Baya bir vakit aldı.
Sonra artık o kadar fark ettim ki böyle adının mitolojiyle alakalı olduğu bir podcast bile yapabildim.
Şimdi istersen terminolojiyi netleştirmek adına önce biraz şeyden bahsedelim.
Mit, mitoloji, mitos.
Bunları tek tek tanımlayarak girersek sanırım dinleyicinin de zihninde biraz daha netleşmiş olur.
Evet. Mit kelimesi aslında Yunanca mitos kelimesinden geliyor.
Türkçe'ye buradan geçmiş.
Mitos kelimesi de sözcük ve hikaye anlamına gelen bir kelime.
Mitoloji de aslında hikayelerin yani belli bir kültürdeki anlatıla gelen belli türde hikayelerin bir bütünü anlamına geliyor.
Ve bu metinleri, bu anlatıları çalışan bilim dalı diye de düşünebiliriz mitolojiyi.
Her tür anlatıya...
Mit demiyoruz aslında.
Belli hikayelere mit diyoruz.
Belli özelliklere sahip olması gerekiyor.
Başta mitin...
pek çok insanı ilgilendiren ve çok önemli konularda olması bekleniyor.
Yani evrenin nasıl oluştuğu, işte depremlerin neden var olduğu, nasıl ortaya çıktığı, meydana geldiği, insanın neden aşık olduğu gibi pek çok yani herkesi bütün insanlığı
ilgilendiren konularda, çok önemli konularda anlatılar ve insanların yaşamlarına şekil veren anlatılar.
Bu birinci özelliği ve aslında tanrılar tanrıçalar ve Doğa üstü varlıklarla ilgili, kahramanlarla ilgili anlatılar olabiliyor mitler.
Bunun dışında en önemli özelliği belki de yüzlerce yıl insanların zihninde yer etmiş olması gerekiyor.
Yüzlerce ya da binlerce yıl aslında.
Çok uzun zaman insanların zihninde yer etmiş olması ve onların hayatlarına şekil verme gücüne sahip olması onları mit yapıyor.
Çok önemli konular olması lazım tanrı tanrıça.
Doğaüstü varlıklar ve çok uzunca süre insanların zihninde yer etmesi onları mit statüsüne yükseltebiliyor.
Bir de sözlü gelenek de var.
Tam ondan bahsedecektim.
Sözlü gelenek ve sözlü geleneği korumak aslında anlatıldıkça, takip edildikçe insanlar tarafından içselleştikçe anlatılıyor sanırım değil mi?
O hikayeyi biraz daha...
Kendine yakın buldukça bir diğerini anlatıyor, bir diğerini anlatıyor ve aslında o hikayenin ateşi sönmemiş oluyor.
Sürekli yanıyor oluyor.
Mitlerin zaman içerisinde değiştiği, dönüştüğü de söz konusu tabii.
Yani başta çok az detayla başlıyor mesela.
Medusa'nın hikayesini de belki birazdan bahsederiz.
Çok küçük detaylarla başlayıp sonrasında bütün büyük bir anlatıya dönüşüyor.
Zaman içerisinde şekillendiğini de görebiliyoruz.
Nesilden nesile aktarıla aktarıla yani.
Peki neden bu fantastik anlatılara tutunuyoruz biz şu anda?
Balmumundan kanatla güneşe uçmak.
İşte birinin öyle kudretli olması ki bize kızınca şimşek yollaması.
Buradan bakınca çok fantastik ve olmayacak şeyler ya.
Ne anlatıyor bunlar ya diyordum ben böyle işte o 20'li yaşlarda.
Ama şimdi bu anlatılar, mitoslar bize bir fayda sağlıyor.
Onu sezmeye başlıyorum ben de olgunlaştıkça, yaşım ilerledikçe.
Biraz neler olduğundan bahsetmek ister misin?
Biz burada ne buluyoruz? Mitolojinin aslında çok farklı işlevleri yüzyıllar içerisinde var olmuş.
Yani daha öncesinde bilimin ve şeyin yerine geçiyor.
Hukukun, toplumsal hayatı düzenleyen anlatılar gibi işlevleri var.
Ama bu işlevler zamanla kaybolmuş.
Çünkü işte hukuki düzen...
gelişmiş, bilim ilerlemiş ve insanların anlayamadıkları soruları cevaplama şekli değişmeye başlamış.
Kanıtlar aramışlar, farklı şekillerde sosyal hayatı düzenlemişler.
Ama mitolojinin hala devam eden bir işlevi, psikolojik işlevi olabilir.
Yani insanın içsel deneyimlerini...
aktarma konusunda çok güzel bir dil veriyor mitoloji aslında.
Çünkü imgeler ve sembollerle kendini ifade eden bir anlatı türü mitoloji.
Ve insanın içsel deneyimleri de aslında kolayca ifade edilemeyen deneyimler olabiliyor.
Yani dış deneyimleri aktarmamız çok daha görece kolay.
İşte başka insanlarla ilişkilerimiz, dünyayla ilişkilenme biçimimiz bunları anlatmak, ifade etmek çok daha kolay gelebiliyor.
Ama içsel deneyim deyince bir duygunun hissedilmesi mesela gibi şeyler ifade etmesi çok zor hale gelebiliyor ve mitolojinin aslında bize bu içsel deneyimi anlamlandırıp anlatabilecek
dil verdiğini ifade edebiliriz.
Yani duygu çok yoğun bir kere yani o kadar yüksek bir öfke geliyor ki sen onu tanımlayamıyorsun da homur homur geziyorsun vücut diline yansıyor, bir şeylere yansıyor ama bu ne?
Yani niye bu kadar öfkeliyim ben diye gezinirken ondan sonra...
Onun karşılığını atıyorum Aşil'in hikayesinde buluyorsun.
Niye durulamadığını, o öfkenin niye sakinleşemediğini.
Ya da işte Ariadne'de çıkışsız kaldığını hissettiğin yerde bir dakika burada rehber alabileceğim şeyler var demek umut veriyor gibi.
Sanırım o duygunun da işte bu umut, umutsuzluk ki zıttıyla beraber de aslında var oluyor sanırım hikayelerin içinde.
Mitlere belki en güzel bakma yöntemi ve onları anlamlandırma yöntemlerinden bir tanesini bize Jung veriyor.
Carl Gustav Jung.
Mitlerin ve masalların benzer bir okuma şekli var.
Anlamlı hale gelebilmesi için, içsel deneyimimizi anlamlandırabilmemiz için bize bir yöntem sunuyorlar.
O da aslında karakterlerin her birini, bir mitte, bir anlatıda var olan bütün karakterleri bir insanın içsel karakterleri olarak yorumladığımız zaman çok anlamlı bir okuma
ortaya koyabiliyoruz.
O zaman psikolojik işlevi yerine gelmeye başlıyor mitoloji mesela.
Yani bu şeyde de, Ariadne'de de ben hikayeyi hep şey gibi algıladım.
Kral Minos var ve diğer hepsi onun içsel parçaları.
İşte Minotaur onun saklamaya çalıştığı yanı.
İşte o tanrıdan gelen boğa onun açgözlülüğü.
Ariadne onun parıldadığı ve işte dış dünyaya göstermek istediği yanı.
O Steseus kahraman yanı gibi hissettirdi bana.
Ve bütün bu kavga, dövüş, bütün hikaye aslında dışarıda değil.
Minos'un içinde yaşanıyor.
Ne zaman ki cesur yanıyla böyle labirente giriyor, işte ben bu karanlık yanımla yüzleşeceğim diyor, onu yeniyor ve çıkıyor.
O zaman şeyde, Kral Minos'ta bir ilerleme, bir bireyleşme, erginleşme, yok, erginlenme de deniyor buna.
Orada bir başka bir bakış açısıyla çıktığını düşünüyorum o notta da.
Orada Ariadne'nin aslında verdiği ipucu da çok önemli senin zaten.
programının konusu bu. Ariadne orada aşka, sevgiyi temsil ediyor.
İnsan ancak kendisine aşkla, sevgiyle yaklaştığı zaman, nezaketle, şefkatle yaklaştığı zaman sorunlarına çözüm bulabiliyor ya da işte içindeki canavarlarla yüzleşme cesaretini gerçekten gösterebiliyor gibi.
Benim de çok etkilendiğim bir hikaye gerçekten.
Ve bunu pek çok mite baktığımız zaman da görebiliyoruz.
Yani yanlış hatırlamıyorsam Joseph Campbell zaten mitolojiye, psikoloji...
Bilime öncesi psikoloji bilimi diyor.
Yani mitoloji psikoloji bilimi ortaya çıkmadan psikolojinin yaptığı şeyleri yapan bir işleme sahip gerçekten.
İnsanın içsel mekanizmalarını nasıl işlediğini bize anlatıyor.
Bunun da en temel sanıyorum Joseph Campbell'ın Kahramanın Sonsuz Yolculuğu diye Türkçe'ye çevrilen eserinde dünyanın pek çok yerindeki...
farklı kültürlerdeki mitleri inceliyor ve aslında bu mitlerin temel bir anlatıyı anlattığını, insanlık deneyimini anlattığını söylüyor ve buna monomit ismini veriyor.
Bu hikayeye göre bizim kahraman olduğundan henüz haberdar olmayan, hiç bu konuda kendisine inanmayan, öyle bir potansiyeli kendisinde görmeyen bir karakterimiz var.
Ve bu karakter bir maceraya davet alıyor.
Bu maceraya davete genelde deli olmadığı için diyelim icap etmek istemiyor.
Çok fazla bu maceraya sürüklenmek istemiyor.
Elinden geleni de yapıyor çoğunlukla.
Bazen bazı karakterler, kahramanlar o kahramanlığın, o maceranın içinde İçerisine büyük bir istekle atılabiliyor ama çoğunlukla istemediğini görüyoruz.
Ama bu davet bir nokta geliyor.
Artık göz ardı edilemez hale geliyor ve kahraman bu maceraya, bu yolcular çıkıyor.
Bu yolculuğa çıkmasının üstünden karşısına kendisine yol gösteren, kılavuzluk eden insanlarla karşılaşıyor.
Bunlar genelde çok bilge karakterler oluyor.
Daha sonrasında da işte bazen de karşısına yolunu engelleyen, yola devam etmesini engelleyen düşman nitelikli karakterler çıkabiliyor.
Bu yolculuk karakterimizi...
en büyük korkusuyla yüzleşmeye götürüyor.
Bu en büyük korku da çoğunlukla çok büyük bir canavar olabiliyor, korkunç bir varlık olabiliyor.
Bu en büyük korkusuyla yüzleşirken de karakterimiz karşıdakini ortadan kaldırırken aynı zamanda kendisi de bir sembolik ölümden, ölüm deneyiminden geçiyor.
Orası çok önemli. Burası çok önemli.
Bu artık hani onun eski karakterinin öldüğü ve kendisini tekrar doğurduğu ama doğurduğu halinin de kendisinden o eski halinden çok daha bilge olduğu hali
olarak karşımıza çıkıyor.
Ve bu sembolik bir ölüm tabii bahsettiğimiz şey.
Ve orada sanırım bir balinanın karnı dediğimiz bir Alan var.
Balina'nın karnı dediğimiz nokta aslında karakterin artık geriye dönemeyeceğini fark ettiği, en umutsuz olduğu, en karanlık hissettiği nokta.
Karşısındaki varlığı alt etmesiyle hikayesinde aslında bir sonraki level'a geçiyor.
Evet ve bu seviyede de artık bir hediye kazanmış oluyor.
Bu hediye genellikle bilgelik olabilir.
Yani bir beceri olabilir, bir yetenek olabilir.
Midlerde bunun bir savaş aleti, bir işte kılıç, bir işte ne bileyim kalkan gibi bir şeyin kazanılması olarak da görülebiliyor.
Ariadne'nin hediyesi Dionysos'un onu bulması mı yoksa?
Olabilir mi? Çünkü baya sanatsız ev keyif tanrısı bununla karşılaşıyor ve ondan sonra başka bir boyuta geçiyor kız.
Olabilir. Ariadne'yi ana karakter olarak alırsan o şekilde bir yorum yapabilirsin belki.
Ama tabii Ariadne'nin hikayesi pek çok versiyonu var.
Bazılarında ölüyor. Bazılarında Dionysos'la birlikte oluyor.
Sonuç olarak kahramanımız bu yolculuğu bitirdiğinde artık daha bilge bir karakter olarak.
Hayatına devam ediyor.
Ve geri dönüp toplumla bu edindiği beceriyi, bilgeliği paylaşmak durumunda kalıyor.
Bunu yapması gerekiyor yani.
Ve Campbell'a göre bu hikaye aslında insan deneyimi.
Genel insan deneyimi. Hepimiz bütün yenilikler karşısında bu süreçlerden geçiyoruz.
Ve bu süreçler işte bizim içimizdeki büyük bir korkuyla karşılaşmamız ve o korkunun karşısında eski benimizin, eski benliğimizden ayrılıp artık daha bilge, daha...
Bir büyük beceriye sahip olmuş bir şekilde o deneyimden ayrılıyoruz.
Ve Campbell'a göre bu deneyim sürekli tekrarlanıyor.
Her bir yenilik aslında bizi içimizdeki korkuyla yüzleştiriyor.
Ve o korkuyla karşılaştıktan sonra bir beceri elde edip hayatımıza devam ediyoruz.
Bu bebeklikten muhtemelen ölüm zamanına kadar böyle olacak bir deneyim, insan deneyimi.
Böyle olduğu için...
pek çok mitin de bu konuyu ele aldığını görüyoruz.
Dolayısıyla da bize bu anlamda da yol gösteriyor.
İşin enteresan tarafı bütün bu Hollywood filmlerinde de çok fazla bu döngüyü takip ediyor olması.
Bu hikayenin devam ettiğini hala bu hikayenin insanları cezbettiğini görüyoruz.
Çünkü işte Harry Potter'dan tutalım Braveheart'a kadar işte Star Wars.
Pek çok hikayede bu formülü görüyoruz aslında.
Peki biz seninle aslında Medusa'yı da konuşmuştuk.
Medusa'nın anlatısı oldukça etkileyici ve Türkiye'de de aslında çok fazla karşımıza çıkan bir figür.
Yani yere batan sarnıcına gezmeye giden de görüyor onu suyun altında ters.
bir şekilde taşı. Atıyorum Ege'de bir antik şehri gezen kişi de görüyor.
Ve Medusa'da çok etkileyici yani işte saçlarının yılana dönüşmüş olması, bakanı taşlaştırıyor olması oldukça etkileyici.
Medusa'yı birazcık bize anlatmak ister misin?
Medusa'nın hikayesi bence de çok enteresan ve bu bahsettiğimiz işte yıllar içerisinde, yüzyıllar içerisinde dönüşen ve gelişen bir hikayesi var.
Biz Medusa'nın hikayesini ilk kez 8.
yüzyılda Yılda Homeros'un anlattığını biliyoruz.
Yani hikayesini de anlatmıyor aslında.
Sadece Atena'nın kalkanında Medusa'nın başı olduğundan bahsediyor.
Daha sonra zaman içerisinde Hesiod'un bir metninde işte Medusa'nın nasıl bir varlık olduğu, Gorgon Medusa bir canavar olduğu, her bir saç telinin bir yılandan
oluştuğu. ile ilgili bir bilgi veriliyor.
Zaman gene ilerliyor.
2. yüzyıla geliyoruz. M.Ö.
2. yüzyıla geliyoruz. Apollodorus diye Atinalı bir yazar bu sefer Medusa'nın hikayesini anlatmaya başlıyor ve o da hem dış görünüşünü detaylandırıyor Medusa'nın nasıl korkunç bir canavar
olduğu bakanı taşa çevirdiği ile ilgili bilgi veriyor ama aynı zamanda bir küçük hikaye daha ekliyor.
Medusa'nın Perseus isimli Zeus'un oğlu olan bir kahraman tarafından öldürüldüğünü ekliyor.
Sonra M.Ö. 1.
yüzyıla geliyoruz. Ovid'in metamorfosis.
Dönüşümler isimli eserine geldiğimizde Medusa'nın artık tam bir hikayesi var.
Ve bu hikayeye göre Medusa çok genç, güzel bir kadın.
Ve Athena'ya kendisine adamış bir rahibe aynı zamanda.
Onun tapınağında değil mi? Athena'nın tapınağında o da.
Aynen. Deniz tanrısı Poseidon'un dikkatini çekiyor güzelliğiyle.
Ve Poseidon Athena'nın tapınağında Medusa'yı tecavüz ediyor.
Ve Athena... Herhangi bir sebeple sebep açıklanmıyor.
Poseidon'a büyük bir ihtimalle ceza veremeyeceği için Medusa'ya ceza vermeyi tercih edip Medusa'yı herkesin bildiği o işte bakanı taşa çeviren, her bir saç teli
yılan olan bir canavara dönüştürüyor ceza olarak.
Ve Medusa o saatten sonra iki kız kardeşi, Gorgon kız kardeşiyle birlikte insanlıktan çok uzak Libya'da bir mağarada yaşamaya devam ediyor.
Ta ki Zeus'un oğlu Perseus kendi kahramanlığını kanıtlamak için yola çıkıp Medusa'yı öldürmeye karar verene kadar.
Enteresan bir şekilde Perseus burada tanrıların...
Hermes ve Athena'nın özellikle büyük yardımlarıyla Medusa'yı büyük bir dikkatle ve özenle öldürüyor.
Başını bedeninden ayırıyor, koparıyor.
Aynı zamanda şunu da söylemek gerekiyor herhalde.
Medusa'nın başının insan bakanı taşa çevirme gücü.
O öldükten sonra da devam ettiği için Athena Medusa'nın başını alıyor ve kendi kalkanına yerleştiriyor.
Bu çok enteresan ve buna çok farklı şekillerde bakılabilir bu hikayeye.
Çok ataerkil bir hikaye olduğunu başta söylememiz gerekir.
Yani hem kızın başına neler gelmiş hem de gitmiş onu cezalandırmış atana olmaz.
Bu tam olarak kurbanı suçlama hikayesi aslında.
Bu topraklarda çok eskiden var olduğunu gördüğümüz bir özellik herhalde.
Çok ataerkil bir hikaye buna bu şekilde bakabiliriz.
Bir de gene içsel deneyim temsili olarak bakabiliriz.
Burada da gene bütün karakterleri Perseus'un yani nasıl Ariadne'nin hikayesinde bütün karakterleri bir insanın içsel parçaları olarak okuduysak Medusa'nın hikayesinde de benzer bir şey olabiliriz.
Yani ne oluyordu? Çok korkunç bir hikaye var.
Korkunç bir deneyim var.
Bir tecavüz hikayesi var.
Ve bu deneyimin sonrasında Poseidon cezalandırılmıyor.
Ama işte kırılganlık...
Belki sembolize ediyor olabilir Medusa burada.
İşte kadınlık, kırılganlık, masumiyet pek çok şey var aslında.
Poseidon'un Medusa'yı kendisine bir kurban olarak seçmesine sebep olabilecek özellikler bunlar.
Ve bu deneyimin sonunda Medusa o güzel kadın bir canavara dönüşüyor.
Daha sonrasında da katledilip...
bir kahraman tarafından katledilip, Athena'nın kalkanında başını görüyoruz.
Burada Athena'nın kalkanını, Athena'nın kendisini, Perseus'u hepsini bir içsel karakter olarak baktığımız zaman korkunç deneyimlerin, travmaların bir içsel
anlatımı gibi görünüyor.
Medusa'nın bu korkunç deneyimi yaşamasına sebep olarak gördüğü işte kırılganlık olabilir, kadınlık olabilir, çekicilik olabilir herhangi bir şey aslında.
Bunun canavarlaştığını, bu özelliklerin artık bilincin ötesine sürüldüğünü ve bilincin ötesine sürülmesi sebebiyle canavarlaştığını, zararlı hale geldiğini
söyleyebiliriz.
Ve bu zararlı hale gelmesi de göreni işte taşa çevirmesiyle.
kendisini ortaya koyuyor aslında.
Ve bu hikayenin şifalanması bu işte travmatik deneyimden sonra aslında hikayede o karakterin içsel parçalarını gördüğümüz karakterin iyileşmesi ancak o bilincin dışına
sürülen korkunç özellikler olarak gördüğümüz neyse onların aslında kalkana yerleştirilmesi, onunla bütünleşme, onunla birleşme.
Kalkan sembol oluyor gene aslında.
Evet artık o Medusa'nın gücünü Athena Kendisi bir silah olarak kullanıyor.
İstediği zaman kullanabilecek hale geliyor.
Aslında şey değişmiş oluyor.
Travma yaşadığı şey, kendi içsel deneyiminde travmatik gelen şey Medusa'nın yaşadığı şeyken.
Medusa dönüşüyor ve aslında tam tersi oluyor.
Onun güçlendiği ve kırıldığı yerden güçlendiği şey bile diyebiliriz belki.
Bununla yani bir bütünleşme hikayesi aslında görüyoruz ve bu bütünleşmeyle gelen şifalanma hikayesi.
Artık o bilincin dışında kaldığı için etrafına zarar veren tarafıyla birleşip, bütünleşip onu bilinç düzeyine çekip daha sonra buradan artık yaralanmama yolunu
açmış oluyor. Kendi ruhsal gelişiminde aslında bir aşama daha kaydetmiş oluyor ve kendisine ekstra bir özellik atmış oluyor.
Şimdi bu bölümü sonlandırırken sana çok teşekkür ediyorum.
Çok değerli bilgiler verdin bize.
Bir sonraki bölümde senin de bir rentin neydi hayatında devam ederken?
Ve oradan nasıl bir çıkış yolu buldun?
Nasıl bir ipucu buldun? Bunları dinleyicilerle paylaşmayı çok isterim.
Çok teşekkür ederim. Ben de heyecanla bekliyorum.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
