
S1 B9: Masallar Bize Ne Sağlar? - Sibel Şengül
12 Mart 2025 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Masalların ve mitolojinin psikolojimizde nasıl bir yeri var?Psikolog Sibel Şengül, masalların iyileştirici gücünü ve Jungiyen psikolojide nasıl yer bulduğunu anlatıyor. Masallar ve mitolojik anlatılar, bireyleşme sürecimize nasıl rehberlik ediyor?
Jung’un arketipleri, masal analizi, mitoloji ve psikoterapide masalların rolü üzerine dopdolu bir bölüm sizleri bekliyor!
Sibel Şengül’ün "Bir Arkadaşımın Başına Gelmişti" podcastinde açıklamalı mitolojik hikayeleri dinleyebilirsiniz.
🎧 Ariadne’nin İpi 9. bölüm şimdi yayında!
#psikoloji #jungianaliz #bireyleşme #masallar #mitoloji #masalanalizi #carlgustavjung #psikoterapi #masallaiyileşme #sibelşengül #kurtlarlakoşankadınlar #çirkinördekyavrusu #ariadneninipi
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum Sibel Şengül ile sohbet edeceğiz.
Hoş geldin Sibel. Hoş bulduk.
Nasılsın? Teşekkür ederim.
Çok iyiyim. Sen nasılsın? Ben de iyiyim.
Teşekkürler. Ben seni bir arkadaşımın başına gelmişti podcast ile tanıdım.
Masalların ve mitolojilerin iyileştirici gücünü anlamama bayağı katkıda bulundun.
Öncelikle teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Ben teşekkür ederim. Kısaca seni tanıtarak başlamak isterim.
İstanbul doğumlusun.
Psikoloji ve PDR alanlarında uzmanlığını aldıktan sonra 2003 yılında kurduğun danışmanlık şirketiyle çalışmalarına devam ettin.
Birçok kurumsal marka, müze ve STK ile ortak projeler yürüttün.
Bunların dışında yapı kredi yayınlarından çıkan 3 farklı çocuk kitabının da yazarısın.
Bob Gay Podcast'ın da içerik üreticisisin.
Ve online eğitimler, seminerlerde düzenliyorsun.
Tabii anlat anlat bitmiyorsunuz efendim.
Teşekkür ediyoruz bunlar için.
Çalışmışım biraz evet. Evet.
Ben ilk sorumla başlayayım.
Malum kurtlarla koşan kadınlar birçok kadına ve erkeğe ilham veren kitaplardan bir tanesi.
Sen bu kitapla ilk ne zaman tanıştın?
Sende etkisi büyüdü belli ki.
Ve sonra kadınsal okumalar grubuna karar verdin.
Biraz onlardan bahsedelim isterim.
Kitaplar genelde bulduğumuz değil bizi bulan şeylerdir ya.
Bu da öyle oldu aslında. Bir arkadaşım yine bak kadınlar için kutsal bir kitap var mutlaka okumalısın dedi.
Yıl 2014-2015 o civardaydı.
Çok da güvenirim onun önerilerine ve aldım kitabı.
Ve herkes gibi ilk başta okuyup ne anlatıyor bu hani ne değişik bir şey diye baktım.
Biraz ilerledikçe tek başına okunmaz yani tek başına okunmamalı bu birlikte okunmalı.
Çünkü ofisteyim o sırada ben bir şey okuyorum ve herkese çalışmalarını bölüp biliyor musunuz şöyle bir şey söylüyor.
Burada şöyle bir şey var biliyor musunuz şöyle bir masal var.
Sürekli böyle böyle en son dedik ki biz kendi aramızda okuyalım bunu sonra büyüdü o.
Yani 2015 yılında ilk bir masa etrafında böyle her çarşamba bir 10-12 kadının bazen farklı farklı kadınların toplandığı ve sadece okuyup durup bir şey uyandırdığında ne
oldu deyip paylaşım yaptı ya da bir soru sorduğu şekilde bir buçuk sene devam etti canlı okuma.
Sonrasında da pandemide herkes bir çıkış yolu ararken ben yine evet bizi estes kurtarır deyip online duyuru yaptığımda da çok yine bir, bir buçuk sene sürdü.
Şimdi üçüncüsünü yapıyoruz. Giderek de kalabalıklaşıyoruz.
Evet insanlar senden gruba dahil olmak istedikleri zaman hemen onlara katılım linkini gönderiyorsun.
Ücretsiz bir şekilde aslında toplum yararına da bir şey yapmış oluyorsun.
Özellikle aslında ilk etapta bütün kadınların okuması gerekiyor ama herkesin geri bildirimi şey.
Anlamıyoruz ki hani ilerlemiyor anlamıyoruz olduğu için.
Ben de birkaç tur üzerinden geçtiğim ve konular bana çok yakın olduğu için kendi anladığımı anlatabilirim.
O zaten pandemideyken hep şey uyarısıyla söylüyordum.
Bakın açıklıyorum ama ben kendi anladığım yerden açıklıyorum.
Sonra aslında orada bir hayır ya gayet aslında derinleşebiliyoruz gördükten sonra.
Evet hep birlikte okumalıyız ve herkes ulaşabilmeli buna fikri oldu.
E tabii bir taraftan da aslında benim de özellikle çalıştığım alan kadın ve kadın bireyleşmesi, kadın erginlenmesi olduğu için de bir tanışma vesilesi de aslında benim için.
Tanıma, birbirimizi tanıma vesilesi de oluyor.
Aslında bir bağ kuruyor aramızda.
Ve gerçekten de çok ilgi gösteriyor herkes.
Hala devam ediyor. Kitabın ortasına geldik ama beni denkler misin diye her gün en az bir tane mesaj alıyorum.
İki yönlü bir iyileşme oluyor aslında bu gruplarda anladığım kadarıyla.
Hem sen anlatırken, anlattığın hikaye üzerinden bir iyileşme yaşıyorsun.
Hem de kadınlar dinlerken kendi yolculuklarında nerede olduklarını bulabiliyorlar.
Evet. Bu sürede aslında çok çarpıcı şeyler de yaşadık.
Mesela işte bir fok kadın masalına geldiğimizde o fok kadındaki mesajla bitirmesi gereken ilişkiyi, evliliği bitirip gerçekten kendi hayatına geçmeye karar veren o günün sabahında karar veren kadınlar oldu.
Ya da aslında diğer tüm masallarda herkes bir masalda en azından kendisini buluyor.
O dönem olmuyor ama ikinci kez katılmış mesela.
Diyor ki ben bunu okudum ama o zaman hiç etkilememişti.
Şimdi etkiliyor. Peki şimdi ne var?
Şimdi neye hazırsında acaba etkiliyor?
Onları aslında evet iyileştirirken ben en çok da kendimi iyileştirdiğimin de farkındayım.
Çünkü kendimi öğrenmek için öğretiyorum.
Kendimi anlamak için anlatıyorum.
Kendimi iyileşmek için o iyileşme süreçlerinin içinde bulunuyorum.
Herkes için belki böyle ama benim için ekstra böyle olmak zorunda gibi yapım itibariyle.
Öyle bir çözüm bulmuş. Ama güçlendirme daha çok aslında.
İyileşme evet. Daha çok sanki güçlendiriyor.
Hem o topluluk güçlendiriyor.
Bir arada olmak ve aynı şeyleri hissetmek güçlendiriyor.
Bir aidiyet oluyor. Herkes bunu söylüyor.
Gelen geri bildirimlerde.
Bir de gerçekten masalla özdeşim.
İşlemliyor içeride.
Çok ilginç bir süreci var masalla özdeşimin.
Sizin anlamanıza gerek yok masalda ne söylediğini.
Ya da mesajı gerçekten zihninizle bilmenize de gerek yok.
Masalın içinde bedensel bir bağlantı kuruyorsunuz ve gerçekten sinir sisteminizle oradasınız ve sinir sisteminiz değişiyor.
Sadece masalla mı?
Evet sadece masalla. Peki bu yüzyılda hala masallara ihtiyacımızın olmasıyla ilgili ne düşünüyorsun?
Aslında en çok bu yüzyılda ihtiyacımız var.
Çünkü yani tabii benim bunları söyleme temelim Jungian psikoloji, analitik psikoloji.
Ve analitik psikoloji de şuna inanır.
Bir şey arttığında bu kişisel psikolojide ya da toplumsal psikolojide bir şey arttığında dengesizlik olmaya başlar ve diğer tarafa çekilim olmak durumundadır.
Denge olabilmesi için aslında tam...
İşte bileşik kaplar gibi birbirini dengelemesi gerekir.
Ve biz de şu anda en çok artan şey ne diye baktığımızda çok fazla düşünmek, çok fazla madde, çok fazla yapı.
O zaman duygu, mana ve daha soyut şeylerin azalması demek bu.
Ve ihtiyaç da sanki oraları doğru arttırmaya bir içgüdü var herkeste.
Daha çok mitoloji, daha çok psikoloji, daha çok bireyleşme üzerine düşünülmeye ve harekete geçinmeye bu nedenle başlandı diye düşünüyorum.
Biraz anlam arayışıyla da alakalı sanırım değil mi?
Kesinlikle. Çünkü dini ritüellerden de uzaklaştığında, mitten masaldan da uzaklaştığında bir sürü şey aslında sadece maddesel anlamda ortada kalıyor ve orada anlam bulmak daha zorlaşabiliyor.
Aslında ritüelden uzaklaşıldığında.
Doğru. Tam anlamıyla o.
En basit. Mitoloji aslında ritüel demek.
En temeli çıkış noktası.
Ritüel ne peki?
Ritüel gerçekten doğada akan bir şeyle beraber aynı anda insanın da ona uyumlanıp akması.
Örneğin hani yağmur dansı gibi bir örnek vereyim.
Doğada o henüz olmamış ama olması beklenen hani bulutun yoğunlaşması, yağmurun yağması, toprakla buluşması.
İnsan oraya mistik bir şekilde katılıyor.
O sürecin bir parçası oluyor.
O ritüeli kendi içinde sürdürüyor ve ayrık hissetmiyor.
Hem anlam. Hem de aslında ritüeller bir şeyin olmadan da yani bir şeyi fiziksel olarak yapmasanız bile oldurma hali.
Örneğin geçiş ritüelleri, inisiyasyon ritüelleri, erginlenme ritüelleri.
Çünkü çocuğun sen artık çocuk değilsin ergin bir bireysini o ritüeller içerisinde hissetmesi, metaforik o eylemler içerisinde yaşaması gerekiyor.
Ve bir gün önce ormana götürülen çocuk bir gün sonra ormandan büyümüş geliyor.
Evet. Çünkü o ritüelin o ormanın bir parçası olduğu için artık çocuk olmadığı, anne memesinden ayrıldığını ona hissettirildiği için.
Biz artık hani bizim ritüellerimiz var yok mu?
Var. Modern toplumda ritüelleri var ama toplum sadece bir şeye hizmet eden yani üreteceksin, tüketeceksin ve bu sistemin saatine, bu sistemin döngüsüne uymak zorundasın.
Bize dayatılan ritüeller bunlar ve bir noktadan sonra da anlamsız hale geliyor.
Yani aslında bizim yaptığımız planlara, Bir şekilde aksatırsa Doğanın gösterdiği herhangi bir tepki, işte bu yağmur olabilir, kar olabilir.
Bizde bir öfke yaratıyor, engellenmişlik yaratıyor.
İşte trafik varsa, yağmur varsa trafik artıyor.
Bir engellenmişlik başlıyor.
Ya da işte geçenlerde İstanbul'da kar olmadan kar tatili oldu.
Ve çocuklar evde kaldı, anneler sinirlendi.
Bu çocuklar niye okula gitmiyor diye.
Ama aslında orada durumla hemhal olup, evet kar yağacak demek ki, hadi bunun keyfini çıkar.
Kararalım diyebilsek. Belki o zaman bir tık daha orada anlam bulabileceğiz.
Hayatla bütünleşebileceğiz.
Ama planımıza engelleyen bir şey olduğu zaman sanırım o bizde biraz daha ters bir etki yaratıyor.
Çok önemli bir şey söylüyorsun. Çok bireysel düşündüğümüz, çok bencilce aslında alıştırıldık ya sen biriciksin, sen teksin, sen değerlisin.
O koskoca meteorolojik olaylar sanki benim o günkü planımı engellemeye çalışıyormuş.
O yüzden yapılmış gibi bir duygumuz oluyor.
Ve insanın kendini bu kadar merkeze koyması.
İşte ilkel insan ya da hani pagan insan böyle değil.
O doğanın içinde doğanın gücünün farkında ve ne oluyorsa ona uyumlanıyor.
Ama biz doğa bize uyumlansın.
Ben şimdi bir hafta tatile gideceğim hava çok güzel olsun.
İşte yani bu kadar ben merkezci bakıyoruz artık.
O toplumsal bakışımız ne yazık ki yok.
Örneğin ilkel toplumda rüya bile bireysel değil.
Bir rüya gördüğünde kabileden birisi gelip onu toplulukla paylaşmak zorunda.
Çünkü o rüya ona gelmiyor aslında.
Rüya topluluğa geliyor.
Ve öyle bir sorumluluğu var rüyanın mesajını topluluğa iletmek gibi.
Kesinlikle hani bu benim rüyam gibi bir ben merkezci algı yok.
Sanırım bu tersine döndüğü için bize biraz daha dayatma ve zor geliyor artık.
Aslında şu an konuştuklarımızdan aklıma gelen şey bireysellikle aslında o uyum arasındaki dengeyi kurabilmek.
Doğayla olan uyum arasındaki dengeyi kurduğumuzda sanki biraz daha anlamlı bir hayat yaşayacakmışız gibi duyuluyor.
Evet. Bireyleşme ve bireysellik aslında birbirinden farklı ve onu algılamak lazım.
Bireyleşme, Jung'un söylediği bireyleşme kendi özgün halimi, otantik halimi bulup o topluluğa bunu...
Bilinç katkısında bulunmak için, bilince bir katkıda bulunmak için kendi özgün halimi, otantik halimi bulmam ve topluluğa sunmam gerekiyor.
Ama bireyselleşme bunun tersini yapıyor aslında.
Daha bencilleşti. Yani çok değerliyim.
Ben her şeyin üstünde değerliyim yani.
O yüzden her şeyi de hak ediyorum gibi bir şey.
Şimdi dediğin şey. Kendi özgünlüğümle kolektife hizmet etmek aslında.
Ve bu ilkel kültürlerin de özellikle ana tanrıça kültürünün olduğu kültürlerin de olayı bu.
Yani tüm ana tanrıçanın ve doğanın çocuğuyum.
Ama özgün çocuğuyum. Hepsinden herkes birbirinden farklı.
Ama ben tamamen hizmet ettiğim şey doğa ve gezegenin kendisi.
O yüzden orada bir barışçıl bir uyum var.
Ne zaman o ana tanrıça meselesi ortadan kalkıyor ve daha işte eril istilalar başlıyor.
İşte din. Ya da inançlar, devlet, kadın, çocuk her şeyin tamamen bir de tüketim başladığı için, üretim de başladığı için artık doğayla bir olmak vesaire değil.
Daha çok yapalım, daha çok üretelim ve daha çok satalım odaklı ve aktif bir madde odaklı ilerliyor.
Masallardan bahsettik.
Kurtlarla koşan kadınlarda seni en çok çeken masal hangisi oldu?
Dönem dönem değişiyor hepimizin bu arada.
Yakın dönemde mesela seni etkileyen var mı?
Yakın dönemde aslında kırmızı ayakkabıların hala etkisindeyim okuduktan sonra ama benim için kurtlarla koşan kadınlar eşittir yanlış zigot sendromu.
Yani onu okuduğumda diyor ya aslında siz başka bir ev için tasarlanmıştınız ama zigot perisi siz havadayken bir türbülansa düştü ve siz bir eve düştünüz.
Aslında iki kilometre ötedeki ev için düşünülmüştünüz ve o eve düştüğünüzden itibaren burada bir şey...
Ben buraya ait değilim, yabancıyım duygusu yaşadınız ve sizi gördükleri zaman da onlar da aynı yabancılık duygusunu yaşadılar.
Ve ben bunu okuduğumda, ilk bu satırları okuduğumda içeriden bütün hücrelerimle hala böyle öyle hissediyorum.
Evet çocukken yaşadığım duygunu birebir bununla örtüşüyor.
Çünkü şöyle sahneler var çocukluğumda.
Evindeki kaotik ortama bakıp, kardeşlerim var küçük.
Ben kim bunlar ya?
Ben ne yapıyorum burada, kim bunlar dediğim.
Çok küçük yaştan bahsediyorum.
6-7 yaşlarım. Kim bunlar?
Direkt beni o masal oraya götürdü ve anlam kazandı bende.
Ben bunu ilk anlattığımda kız kardeşim çok üzüldü.
Hala üzülüyor. Ama öyle söyleme.
Yani niye biz şey... Hayır bu ben ya da o değil.
Yani orada bir farklı hissetme senin çekirdeğin de içeride var.
Bunu fark ediyorsun o masalda.
Dokunan ne diye baktığın zaman.
Hala benim için favori çirkin ördek yavrusudur.
Ama dönem dönem...
Her ihtiyaca göre hani dönemimizin ihtiyacına, duygumuza göre de değişiyor masallarda özdeşim.
Çirkin ordek yavrusu da kendini bulduğu zaman kuğuya dönüşüyor değil mi?
Kuğuya dönüşüyor herhalde.
Dönüşmüşüzdür. Bence kendi sesinizi bularak aslında bir kuğuya dönüşme hikayesi tamamen sizin hayat yolculuğunuz gibi de düşünülebilir.
Çünkü ait hissetmediğimiz yerlerde...
Çiçek açamıyoruz. Evet.
Değil mi? Kök salacağımız bir toprağımız.
Tam ne gerekiyorsa. Humuslu gerekiyorsa humuslu, kirli gerekiyorsa kirli.
Onu bulmak aslında.
Evet. Peki sen çocukluğunda masal anlatılan bir evde mi büyüdün?
Babaanne anneanne gibi figürler var mıydı etrafında?
Hayır. Çok net hayır.
Çünkü kimse hani çocuğa özel böyle masal anlatılır, çocukla masal eşliğinde bağlantı kurulur gibi bir zihniyette değil.
Zaten herkesin bir yaşam kavgası ve şeyi vardı yani mücadelesi vardı.
Öyle bir kültürü olan toplum değil.
Hani en fazla bilmem komşu, yan komşu işte aşağıdaki köydeki birisi şunu yapmışın hikayesini dinliyorsunuz.
Ama şimdi bakıyorum o dedikodu meselesi bile aslında hikayeydi benim için.
Onları dinlemek hoşumuza giderdi.
Hatta çok komik bir köye gittiğim zaman iki katlı ahşap ev.
Dedem hep aşağıda radyosuyla oturur.
Biz üst katta işte konuşulur.
Teyzemler, annemler, anneannem falan.
O böyle arada bir bastonuyla vurur.
Ne olmuş ne olmuş diye aşağıdan vururdu böyle.
Çünkü o bile ki böyle hacı bilmem ne o bile kulak o hikayede yani.
Ben de ne hani kitap ne hikaye bu anlamda öyle bir temasım olmadı.
Okula başladıktan sonra peki?
Okula başladıktan sonra. Zaten kitap anlamında da bizim evde tek bir kitap vardı.
O da yüksekte dururdu.
Duvarda asılır. Duvarda asılırdı ve kimse ona ben günüm her saatinde gideyim açayım okuyayım yapmazdı.
Ve bilirdiniz ki o dokunulmaması gereken bir kitap.
Bizim evde kitap sanırım böyle bir ortaokul lise zamanı gazete kuponuyla.
Ansiklopedim odası var ya o olmuştu.
Ve o benim için böyle çok enteresan bir dünya olmuştu.
Google. Ama onun öncesinde tabii ki evet tam anlamıyla Google.
Onun öncesinde ama ilk kitapla tanışman nedir dersen ya da mitolojiyle tanışman nedir dersen.
Onun da hikayesi insanlara ne alaka mitoloji mi o?
dedirtebilir ama bence aynı kaynaktan ve kökenden geldiği için.
Yine benim çocukluğumda böyle komşulara oturulmaya gidilir.
Akşam oturulmasına gidilir. Biz de bir komşuya götürülüyoruz ama çocuk yok orada.
Çocuksuz bir ev. Çok da sıkıcı, çok da ağır bir havası var.
Biz kenarda öyle koşup oynayamıyoruz.
Oturmak zorundasın. Oturamıyorum zaten.
Yani o zamandan bir durumum varmış.
Rafta siyah siyah ciltli kitaplar var.
İlk ciltten aldım, açtım.
Adem'den başlıyor. Hadi bakalım.
Peygamberler ansiklopedisi.
Ve her gittiğimde o hikayelerin Adem işte Nuh bu böyle ekleye ekleye müthiş bir dünya yaratmıştı bana.
Yani o sıkıcı kapalı ağır havadan bir kapı gibiydi yani.
Ve benim için hikayeydi onlar ve hala çok derin hikayeler.
Ve sembol ile tanışmamın aslında.
İlk zamanı o ve ben o zaman da ona sembol olarak bakabiliyordum.
Onu sonradan düşünüyorum ama.
Zaten çocukken daha çok bakmıyor muyuz sembol olarak?
Büyüdükçe bu din çocuğum ayıp falan gibi.
Yani daha sağ beyinden bakıp okuyorsunuz.
O yüzden zaten bedenle de daha çok bağ kuruyor.
O tür anı yaratıyor, bir duygu değiştiriyor.
Ve oraya gitmeye gönüllü olmuştum daha sonrasında.
Bitsin yani bu seri. Hadi onlara gidelim.
Bu seriyi bitsin. Bir de bitirmek gibi bir obsesyonum da olduğu için.
Oh yani mitoloji benim köken de oradan başlar.
Yani bu anlattığında bana şeyi hatırlattı.
İşte yakın zamanda Saf Mutluluk kitabını okudum Joseph Campbell'dan.
Orada din yanlış anlaşılmış mitolojidir diye bir sözü var.
Onu okuduğum zaman evet ya biz niye dine böyle bakmıyoruz diye düşündüm.
Sonra Joseph Campbell'ın diğer kitaplarında da fark ettiğimde zaten dini hikayeleri özellikle o balinanın karnında kalan Yunus peygamberin hikayesinde mesela o uzun uzun anlatıyor
orada nasıl bir yolculuk geçirdiğini.
Onlara o şekilde biraz daha kahramanın yolculuğu gözüyle.
Kesinlikle kahramanın yolculuğu evet.
Baktığımız zaman aslında kendimize daha fazla anlam bulabileceğimiz hikayeler çıkarıyoruz sanki.
Joseph Campbell zaten hem karşılaştırmalı dinler hem de mitolojiler uzmanı olarak aslında hem bu kalıbı keşfediyor.
Yani Odysseus'un hikayesiyle başka peygamberin işte Nuh'un hikayesini aslında üst üste koyabiliyorsunuz.
Hatta işte Nuh'un hikayesine bakıyorsunuz sonra Sümer mitolojisine bakıyorsunuz.
Gılgamış'taki otuna piştim de aslında aynı.
Ya da farklı bir coğrafyada galiba Hint mitolojisinde de var.
Aynı dünyanın suyla kaplanması ve bir grubun kurtarılması hikayesi.
Farklı farklı yerlerde, farklı coğrafyalarda birbirinden hiç haberi olmayan insanların arasında olduğunu görünce çok büyüleniyorsunuz.
Bir de biz mesela bu kurtlarla koşan kadınlarda hem kendi podcastinde de masalın analizinde...
Bu böyle söylüyor ama başka bir şey söylüyor.
Zihniyetiyle bakmaya başlayınca açılıyor o ya derin anlamlar.
Aynı şey dini hikayelere baktığınız zaman da oluyor.
En temel düzlemde somut bir şey söylüyor.
Sen somutu algılarsan çok fena.
Zaten anlamıyorsun.
Direkt çevirisini okuduğun zaman bu hikayeler ne diyorsun?
Tabii. Ama alt anlamlarına baktığında.
Ya da Medusa mesela işte kafası kesilmesi falan korkunç bir hikaye ve bunu çok farklı bir yerden okuyabilirsiniz.
Feminizm üzerinden okuyabilirsiniz ama bunun aslında beden ve aklın birbiriyle uyumsuz çalışması ve aklın aslında orada zihnin daha doğrusu akıl değil ama zihnin kesilmesi gibi baktığınızda o zehirleyen toksik
zihnin kesilmesi olarak baktığınızda başka bir şey söylüyor diye bakabiliyorsunuz.
Evet anlamları aslında kendimiz biraz daha yaratıyoruz.
Hikayeler bize ona zemin veriyor.
Tasavvuf da mesela din için bunu sağlıyor.
Yoksa salt kitaba baktığınızda hani Allah korusun ama alt hikayelere o tasavvufun felsefesine ve inanç hani daha derin inançlara baktığınızda oradan çok farklı şeyler çıkartabiliyorsunuz.
Evet ve bunu da işte bu kitapları okumayla biraz daha geliştirebileceğimizi düşünüyorum ben de.
Şimdi ben... Senin podcast'ından biraz bahsetmek istiyorum.
Umarım insanlar da dinlerler.
Bunun linkini koyacağız. Çünkü beni çok etkiledi.
Bir arkadaşımın başına gelmişti podcast'ı.
Çok insanın bilmesini, dinlemesini isterim açıkçası.
Benim hayatımdaki yeri çok özel.
Çünkü ben ilk karşılaştığım zaman ikizlerim doğalı 4-5 ay olmuştu.
Ben böyle çok sınırlı evden çıkabiliyorum.
Evde olmaktan çok mutsuzum.
Böyle devrelerim hafif yanmış bir lohusayım o anda.
Yemek yaparken de sürekli mutfağa kaçıyorum.
İşte yemek yapayım da işte çocuklardan biraz uzaklaşayım falan diye.
Kulağımda da bir arkadaşımın başına gelmişti podcast var.
Yani bölümler de öyle bir kez dinlemeyle olacak gibi değil.
Dönüp dönüp başa sarıyorum bir de bir daha dinleyeyim.
Burada önemli bir şey söylüyordu bir daha dinleyeyim şeklinde.
Sen bu podcast kayıtlarını yapmaya nasıl karar verdin?
Bana çok dokundu. Eminim birçok insana da dokunmuştur.
Senin karar verme anını da merak ediyorum.
Benim pandemide.
Ne yapsam ne yapsam.
Çünkü çok fazla ben üretime odaklı çalışıyor benim sistem.
Orada da evdesiniz ve daha bir şeyler yapmam lazım.
Bir gün böyle gerçekten vahiy gibi bir anda ama hani podcast yapmalıyım.
Ve hikayelerle, mitolojiyle birleştirmeliyim.
Çünkü mitolojideki insan aslında ya da Tanrı aslında günümüz insanı hiç farkı yok.
Ve bunu anlatmalıyım. Gerçekten de ismiyle beraber bu da bu hikayeler, mitolojideki hikayeler günümüz insanının bir arkadaşımın, benim hepimizin başına gelmiş şeyler.
İşte bir arkadaşımın başına gelmiş de olsun.
Böyle çok hızlıca giriştiğim bir şey oldu ama asıl çıkış kaynağı Narkisos hikayesi oldu.
Çünkü Narkisos hikayesini okuduğumda bu kadar patolojiyle örtüşen bir hikaye olamaz.
Yani tüm unsurlarıyla, tüm semptomlarıyla, bütün davranışlarıyla sanki yıllar önce Narkisos'u...
Hani bir vaka olarak.
Ele almışlar. Psikoloji için yazmışlar gibi çok çarpmıştı beni o.
Yani çok basit semboller bile bir şeye denk geliyordu.
Ya olabilir mi ya bu kadar denk düşebilir mi?
Oturup çalışmış mı birisi bunun üzerinde?
Freud da aynı aydınlanmayı yaşamış ki.
Kesinlikle öyle zaten hem Freud'un hem Jung'un mitolojiden temel almış olması hiç tesadüf değil.
Zaten en temel Eros ve Thanatos'tan.
başlamış olması. İnsandaki iki temel dürtüyü bu iki tanrıyla anlatması.
Öyle başladı. Ve biraz tabii ki benim çekincelerim hani ya yapabilir miyim?
Konuşabilir miyim? Nasıl duyulur?
Kim dinler? Hocam dinler mi?
Hocam dinlerse bir şey bulur mu?
Eleştirilme kaygısı. Aynen ve yavaş yavaş sesimin çıkabilmeye başladığı bir yere doğru evrildi.
Metinler de çok güzel hazırlanmış.
Yani ilk başta şeyi anlatıyorsun o mitosu, hikayeyi anlatıyorsun.
Ondan sonra da senin yaptığın çıkarımlar üzerinden ilerliyor.
Onları hazırlamış olman da çok güzel.
Evet o yüzden belki değil.
Yani hazırlığındayım kitaba dönüşecek.
Çünkü bayağı üzerinde oturup gerçekten yarım saatin 10 dakikasına indirebilmek için o açıklamayı ya da 20 dakikalık bir podcast'ın 10 dakikasına indirebilmek için.
Bayağı öz bir şey çıkartmanız gerekiyor.
Üzerinde uzun bir çalışma oluyor metinlerin.
Onun deba dönüşmesi gibi bir hayalim ve hazırlığım var.
İmzalı kitap isterim.
Herkes çünkü şey diyor ya ben çizemiyorum.
Anlatıyorsunuz ama çizemiyorum.
Çizilecek bir şey. Evet.
Çünkü podcast'ı dinlerken altını çizemiyoruz anlattıklarınızın.
O yüzden kitap çok iyi olacaktır eminim ki.
Son sorum da aslında biraz eğitimle alakalı.
Ben lisans olarak...
Psikolojik danışmanlık ve rehberlik mezunuyum.
Ve bölümde okurken psikoloji okuyanlardan da duyuyorum.
Bu bölümleri okurken çok fazla mitoloji ve psikoloji bağlantısından bahsedilmiyor.
Bunlar bahsedilmemesine rağmen siz nasıl oldu da bu aradaki bağlantıyı keşfedebildiniz?
Çok kişisel bir şey tabii.
Çünkü kolay değil ve çok emek harcamanız gerekiyor.
Akademisyensiniz, konunuz psikopatoloji olsun ve psikopatolojinin o kadar çok derya deniz konusu ve öğrenmeniz gereken şey var ki çok kitap okumalısınız.
Şimdi bunun yanına hadi mitolojiyi de öğren ve ikisini birleştir.
Çok ciddi emek harcanması gereken bir şey.
O noktaya geldikten sonra da öğrenmek çok zor ve bunu öğrenciye anlatmak için de ekstra çalışmanız gerekiyor.
Benim hani dediğim gibi çocukluktan başlayan ve sonrasındaki birikim, devam eden birikimle...
Çünkü ben psikolojiyi sonradan aldım.
Benim ilk eğitim fakültesi üzerine PDR'e en son psikoloji.
Avantajım bence o zaten.
Tüm bunları, tüm getirdiklerimi psikolojiyle birleştirdim.
Ama sadece psikolojiyle yola çıkmış olsaydım sonradan bunları eklemek biraz zor olabilirdi.
Ve kesinlikle bir eksiklik bu.
Psikologların öğrenmemiş olması. Anlaşılması öğrenciler için zor olacağı için mi?
Daha ağır metinler, daha felsefi olacak metinler, ezberlenmeyecek aslında yorumlanacak metinler olduğu için de belki lisans düzeyinde verilmiyor olabilir.
Bence anlaşılır. Anlatması zor.
Anlatması zor. Yani öğretmenin, hocanın o motivasyonu, kişisel motivasyonu olması lazım.
Bana kendi meslektaşlarım da yazıyorlar.
Ben geçen gün işte bir Sümer mitolojisi kitapları ile ilgili bir hikaye paylaşmıştım.
Bir arkadaşım şey diyor, Yasemin nasıl aklın kafan alıyor senin?
Aynı meslektaşız yani. Nasıl kafan alıyor?
Ben hiç anlamıyorum. Bunları okudukça sıkılıyorum.
sıkılarak hani öğrenmem lazım, alanda kullanmam lazım da olacak bir şey değil.
Her şey gibi biraz tutku istiyor.
Ben yer gibi okuyorum ve çok keyif alıyorum mitoloji okurken.
Bir bağlantı bulduğumda sanki atomu parçalamışım gibi hissediyorum.
Ben de. O duygu yaratılmıyorsa öyle zorla olacak bir şey değil yani.
Benim fizik öğrenmem gibi bir şey öğrenemem yani.
Biraz da ekol farklılığı da var işin içinde.
Yani Jungian ekolle atıyorum bilişsel davranışçı yöntemin arasında da farkları olduğu için neye daha yakın hissediyorsan aslında oradan daha derinleşiyorsun okuma yaparken.
Evet aslında psikodönemikçiler yani Freudianlar ve tabii ki bilişselciler biraz küçümserler de.
Jungian işte ya hani kişisel gelişim gibi bakarlar ve mitolojiye güzel ne tatlı şeylerle uğraşıyor diye bakarlar.
O evet ekol farklılığı çok.
bariz. İşte onun hitap ettiği insan da var.
Bilişsel davranışçının çözebileceği ve hitap ettiği insan da var.
Ben de bilişsel davranışçıyı biraz tepeden baktığımı itiraf etmeliyim.
Çünkü uzun vadeli sonuçlarının çok da etkili olmadığından bahsediliyor ya.
Evet. Orası da bayağı bir konu.
Çünkü bedene inmeyen, sinir sistemine inmeyen, bedene inmeyen, duyguya inmeyen bir şeylerin büyük değişim yaratacağına ben inanmıyorum.
Ben de öyle. Biraz da akademik dedikodumuzu yaptıktan sonra teşekkür ediyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere diyorum.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
