
🎙️ Koray Arman, kendi labirentinden çıkışı için bolca seyahat ediyor, bir yandan da hayatındaki döngüleri keşfediyor. Doğu ve Batı kültürü analizi yaparken hayatındaki kritik noktaları geriye doğru birleştirip anlamlı bir bütün yaratıyor.
Kierkegaard'ın da söylediği gibi "hayat ileriye doğru yaşanır, geriye doğru anlaşılır." diyerek 8. bölüme davet ediyoruz.
Bölümde adı geçen sanatçı: Esra Gülmen
Bölümde adı geçen yapılar: Guggenheim Müzesi-NYC AppleStore 5.th Ave. - NYC, Zeugma Müzesi - Antakya , Zai-Bodrum
#MitolojiPodcast #PsikolojiVeMitoloji #AnlamArayışı #KahramanınYolculuğu #Fotoğrafçılık #Ariadneninİpi #newyork #KorayArman #doğufelsefesi #batıfelsefesi
Transkript
Bir podcast
'a hoş geldiniz. Ben Mukadder.
Bugün konuğum geçen hafta da bizimle olan Koray Arman'la sohbet edeceğiz.
Hoş geldin Koray. Hoş bulduk Mukadder.
Geçtiğimiz bölümde hem kariyerin hem de kendine has yaşam seçimlerin hakkında sohbet ettik.
Birçok insana eminim ki ilham vermiştir.
Bu bölümde biraz daha derinleşeceğiz ve Ariadne'nin ipine doğru gideceğiz.
Ariadne mitindeki gibi kendini çıkışı olmayan bir yerde, labirentte gibi hissettiğin deneyim neydi?
Ve orada çıkış için hangi ipi rehber edindin?
Biraz bunlardan bahsetmek isterim.
Şöyle ki benim hayatımda böyle rigid değişiklikler çok fazla olmuştur.
Ama evvelki podcast'ta da bahsetmiştim.
Birazcık böyle bir şeyleri yaparken neyi niye yaptığıma bakmadan.
Yaparak ilerledim ben hayatta.
Sonra bir gün geldi ve senin mitolojik olarak seçtiğin karakterle de benzer bir şekilde ipuçlarını geriye doğru bakarak birleştirerek ne yaptığımı anlamaya çalıştım.
İnsan ne yaşadığını bilmez mi ya dedim.
Bir geri dönüp bakayım ben neler yaşamışım, neler seçiyorum.
Bu da birazcık 2018'de tekrar bir kariyer değişikliğine gitme kararı verdiğim zaman oldu.
O dönem yönetmenlik yapıyordum.
Yönetmenlik ve prodüktörlük yapıyorum.
Keza hala daha bırakmış değilim ama bunu markalar ve ajanslar için ...yapmayı bıraktım, artık sanatçılar ve sanat kaderisi için yapıyorum...
...gibi bir yere dönüştü.
O dönem yaptığım bir iş gerçekten kabusuma dönüştü.
Ve yani hani kötü de bir iş çıkarmıştım.
O dönem çalıştığım ajansla...
...hem ben kötü oldum, hem yaptığım iş beni çok rahatsız etti.
Ben kendime de yakıştıramadığım bir projeye dönüştü.
Sonra böyle bir işte dehlizlere girdim yani.
Hani ben ne yapacağım, nasıl devam edecek bu iş diye.
Çünkü bir yandan da benim çalıştığım insanlar da benden uzun metraj film çekmemi bekliyor.
Fakat uzun metraj filmi niye çekeyim diyorum ben.
Yani hani benim hayatımın genelinde bir bağlam şeyi vardı durumu.
Neyi, niye yapıyoruz?
Bunu dedim hani özgürce hareket ediyorum ama aptalca bir şey de yapmak hiçbir zaman tercih ettiğim bir şey değil.
Bu iş beni birazcık açıkçası o dönem işte kendi psikolojik slaytlerime, psikolojik böyle seçimlerime de bakmaya doğru itti.
Steve Jobs'ın... Herkesin bildiği bir konuşması vardır.
Stanford'ın mezuniyet töreninde.
2005 senesi falan olması lazım o konuşmanın da zannediyorum.
Parçaları geriye dönük birleştirdiğiniz zaman başka bir şey çıkar.
Hani ileriye bakarak hani anlayamazsınız dediği.
O zamandan beri hep aklımda kalan bir şeydi ama hani bunu ben dinlediğimde 25 yaşındaydım.
Bu dediğini yapmam 40 yaşında oldu yani.
Ondan sonraki 15 yıllık sürecin ardından biraz bir geriye bakarak ben ne yaşıyorum, ne yapıyorum diye.
Bir oturduk ve oradan o ipuçlarını birleştirdikten sonra artık bu yeni sanat galerisi kariyerinin de taşlarını döşemeye başladım.
Yani geriye doğru bakıp bulduğum ipuçları ileriye dönüp döşediğim taşların kolaylaştırıcısı mı oldu?
Hani seçimlerin sebepleri mi oldu?
Öyle bir durum oldu diyeyim yani.
Zeminini hazırladı. Zeminini hazırladı diyelim.
Aynen öyle. Bir de şeyi hatırlattı bana hayat ileri doğru yaşanır geriye doğru anlaşılır diye bir söz vardı.
Aynen öyle. Aslında benzer şeyleri farklı kişiler farklı yöntemlerde söylüyorlar.
Sen de 2018'de o ajansta çalışmayı bıraktıktan sonra bir sene bir ara veriyorsun sanırım ben ne yapıyorum neredeyim bunların araştırması için.
Tam da böylece orta yaş dediğimiz 35-40 arası yaşlar hepimizin içinden geçtiği zorluklardan bir tanesi.
Ve kariyer değişikliği yapmak istiyorsun.
Peki sen geriye doğru noktaları birleştirirken neler fark ettin?
Şimdi bunu birkaç farklı noktada yaptım.
Yine geçen iki podcast'ta da bahsetmiştim.
Kendi fotoğraf yolculuğumu anlamak için de aynı şeyi yaptım.
İşte 2019'da... Oturdum bir sanat akımlarına göre ayırdım ve hani ben neyi çekmeyi seviyorum, nelerden hoşlanıyorum, neye bakmayı seviyorum gibi böyle bir durum tespit olduktan sonra fotoğraf kariyerimi şekillendirdim.
Aynı şekilde hayatıma da benzer bir bakış açısıyla baktım.
Dediğim gibi rigid hamlelerle büyük değişiklikler yaptığım olmuştur hep benim hayatta.
Ve şeye de inanırım, insanın döngüleri ve dönemleri olduğuna da inanırım.
Yani parapsikolojik bir insan değilim, mistik bir insan değilim esasında.
Ama bu mistik ilimlerden faydalanmayı, yararlanmayı da çok severim.
Yani ne anlattığını anlamayı çok severim.
Zaten mitoloji özelinde de ilgilerimizin ortak olmasının sebeplerinden bir tanesi bu.
Hayatımda döngüler olduğunun farkındaydım ama bu döngüleri hep tek bir döngü.
Mesela beş yılda bir şey oluyor gibi.
Ya da dört yılda bir şey oluyor gibi oturtmaya çalışıyorum.
Ama işte farklı farklı şeyler var.
Yani tek bir sayıya oturtabildiğim, tek bir döngüye oturtabildiğim bir yaşam şeklim olmadığını anladım.
Yani örnek vermek gerekirse atıyorum dört yılda bir kariyer değiştirmek olabilir.
Beş yılda bir giyim tarzını değiştirmek olabilir.
Aynen öyle. Daha somut aklımıza gelen örneklerden.
Tam olarak da böyle ifade edebileceğimiz şekilde bir yani mesela bunun için çakralardan yararlanarak bir...
...kırılımlara baktığım bir şey oluşturdum.
Günün sonunda dört yılda bir dediğim gibi kariyer değiştirdiğimi anladım.
On yılda bir mutluluk düzlemimin değiştiğini anladım.
Yedi yılda bir özgüven çizgimin değiştiğini, yedi yılda bir ilişki çizgimin değiştiğini anladım.
Kendimle ilgili böyle geriye dönük yükseldiğim ve alçaldığım yerleri tespit edince...
...ileriye doğru da biraz daha programlama yapmak kolay oldu.
Yani bunu sadece üç yıllık, dört yıllık, beş yıllık yani geniş...
Yıllar halinde değil aynı zamanda bir yıllık bir süreçte de kendime baktığım zaman mesela şu an itibariyle söyleyelim bu podcast'ı kaydettiğimiz Şubat ayının şu günü benim en kötü olduğum zamanıdır yılın.
Yani tam olarak iyi olduğum zaman da doğum günüme tekabül eden 8 Ağustos'tur.
Yani onun 6 ay evveli benim en kötü olduğum an ben artık yıllar içerisinde.
Bunu bir fact olarak, bir gerçek olarak kabul ettim.
O dönemlerde beni mutlu edecek şeyler organize etmeye çalışır oldum.
Örneğin sergimi yine en kötü olduğum zamanda açmıştım.
Kendi kişisel sergimi. Düştüğüm zamanlarda beni yükseltecek olan bir şeylerle süslüyorum artık.
Dengeliyorsun aslında. Dengeliyorum.
En yüksek olduğum zamanda da yani Ağustos ayında da...
Aman çok yüksek bir şey olmasın hani yorulursunuz benden gibi oluyor.
Manik, hipomanik devam eden bir sürece giriyoruz Ağustos ayında.
Aman deyip durduruyorum yani kendimi.
Böyle bir Steve Jobs'ın dediği örnek yani benim hayata bakışımı böyle şekillendirdi diyebilirim.
Önceki bölüme bağlayacak olursak...
...fotoğrafçılıkta da hem doğuya bakmışsın önce...
...sonra batıda ne oluyor diye incelemişsin.
Kendi hayatınla ilgili döngülerini incelerken de...
...hem işte Amerika'dan bir örnek Steve Jobs'a bakıyorsun...
...hem gidiyorsun işte çakra sistemi ve doğu felsefesine bakıyorsun.
Ne oluyor bana? Ki keza bu arada Steve Jobs da ona bakarak...
...bu arada biliyorsun Apple'ı kurgulamış bir insan bu arada.
Yani bütünleştirmeden aslında çok da fazla anlayamıyoruz.
Ayrık düşündüğümüzde sanki ikisi birbirinden çok bağımsız gibi geliyor.
Ama ikisini bir bütünleştirdiğinde daha anlamlı bir hikaye çıkıyor ortaya.
Evet, analoji burada çok önemli oluyor bence.
Yani hani Müslümanlık'la Hinduizm'in...
Çok büyük farkları yok aslında.
Yani hani ufak nüanslar değişiyor ve bunlar da kültürel nüanslar esasında.
Birazcık yani o gözle bakarsak, hani bunu şu manada da söylüyorum.
Bu topraklardaki çoğu insana Müslüman gibi yaşamak, o kültürle yaşamak uygun olabilir ama...
...birkaçına da Hindu kültürüyle yaşamak uygun olabilir.
Ya da birkaçına... Amerikan kültürüyle yaşamak uygun olabilir.
Bunlar birbirine çok uzak şeyler esasında değil.
Ufak nüans farklarıyla değişen şeyler.
Zaten günümüzde artık dünyanın geldiği halde hep beraber birlikte işte iç içe yaşayabildiğimiz bir duruma dönüşüyoruz inşallah.
Umarım. Umarım öyle gider.
Şimdi sen o S verdiğin bir yılda bunları fark ettin.
Kendi döngülerini fark ettin ve kendini dengeleyebilmeyi gördün.
Senin oradaki çıkış noktan, ipucun aslında biraz daha...
Kendi döngülerini takip etmek ve kendini gözlemleyebilmek.
Hayatına geriye dönüp baktığında anlamlı bir bütün çıkarabilmek şeklinde olmuş ki ileri bakabilesin.
Aynen öyle. Buradaki yalnız temel şey kendine çok dürüst olabilmeyi gerektiren bir şey bu.
Çünkü şimdi geriye dönüp bakarak noktaları birleştiriyorum diyorum ama eğer kendime yalan söylersem birleştireceğim noktaların bir anlamı da olmuyor.
Yani başarısızlıkları başarısızlık olarak kabul etmek.
Terk edilişi terk ediliş olarak kabul etmek.
Yani bütün başına gelen sıkıntı veren ne varsa onları kabul edebiliyor görebiliyor olmak gerekiyor bunun için.
Onun üzerine görmemek için bir hikaye yazarsak bu dediğim yine işe yarayacak bir yöntem olmayacaktır.
Yani yanlış ipuçlarını birleştiriyor olabiliriz.
O yüzden acısız da bir şey değil onu da söyleyelim yani.
Acılı bir yol. Acılı bir yol bu birazcık.
Tercih edenler için acılı bir yol deneyim.
Peki bu bir yıllık süreçteki deneyimlerde Zayı'dan bahsetmiştin daha önce bahsederken.
Biraz orayı anlatır mısın?
Ne yapacağıma karar verme sürecinde yine Bodrum benim sıkça gittiğim yerlerden bir tanesidir.
Kuzenim orada yaşıyor.
Onu ziyaret ettim.
Henüz daha yaz aylarında değildi.
Yaz ayları başlamamıştı.
Bahar aylarında. Zayı'nın Gidenler Bilir çok güzel çok özgün bir formatı vardır.
Ağaçların içerisinde, zeytin ağaçların içerisinde hem bir kütüphanesi olan bir yaşam alanına dönüşmüş, gurme yemeklerin olduğu, sergilerin olduğu, workshopların düzenlendiği güzel aurası olan, atmosferi olan bir yer.
Bir de çocuk. Almıyorlar.
Ortamı daha da huzurlu hale getirmiyor mu?
Aynen. Onu ben söylemek istemiyorum.
Şimdi düşman toplamayalım diye.
Vallahi ben iki tane çocuğum var.
Bazen de çocuk görmek istemiyorum yani arkadaşım.
15 yaş 6 mıydı?
18 yaş 6 mıydı? 15 yaş 6.
Giremiyor ve huzur var arkadaşım.
Huzur var. Kesinlikle öyle.
Bunun farklılığı da hissediliyordu herhalde.
Kesinlikle hissediliyordu. Zaten bu atmosfer bende böyle şeyleri canlandırdı.
Zayı da ben böyle bir yer istiyorum dedim.
Yani hani sanat...
İşi böyle bir yerde, böyle bir olayla yapılmalı.
Deneyimlenmeli aslında. Deneyimlenmeli, parçası olunmalı ve rahat hissedilmeli içerisinde.
Bu benim başlangıcı oldu, sanat işine girme isteğimin.
Ondan sonra süreç biraz daha takıntılı bir şekilde devam etti.
Ben bir şeylere girerken biraz böyle obsesif, takıntılı bir şekilde araştırmalara girerim.
Ve dedim ki yani ben bu sanat galerisi işine gireceksem bu sanatın başladığı yerden başlayalım.
Ve nereye gidelim? Göbekli Tepe'ye gidelim dedim.
İlk önce 2019 yılında Göbekli Tepe'den başlayan ve doğu turu yaptığım...
...işte Zeyukma Müzesi'ne de gittiğim, oradaki Urfa'daki yeni mozaik müzesini de ziyaret ettiğim bir seyahat yaptım.
Ki herkese öneriyorum muhakkak gidin.
Yani yurt dışı standartında müzeler bulunur.
Hem Zeyukma Müzesi hem Urfa'daki mozaik müzesi.
Sanatın bence zirve yaptığı zamanların eserlerini gördüğünüz bir yer.
Ondan sonra yeni bir dönem başlıyor.
Tekrardan Rönesans'a kadar kapatıyoruz gibi.
Sanatın ön planda olduğu dönemi diyebilirim.
Oradan başladı yolculuk.
Ondan sonra sizlerle beraber Amerika'ya gidip 2019 yılında bütün ne kadar sergi, müze, galeri varsa tavaf ettiğimiz bir yolculuğa dönüştü.
Peki Göbekli Tepe'de ya da Zeyugma'da seni en çok etkileyen şeyler var mı aklında?
Zeyugma'da bir kere dediğim gibi hem Zeyugma hem Urfa'daki Mozaik Müzesi özelinde sanatın doruk noktasına ulaştığını gördüğüm için çok heyecanlandım o eserlerde.
Eserlerdeki anlatılar o zaman işte şu anda da mesela figüratif sanatta, çağdaş figüratif sanatta storytelling dönemi, hikaye anlatımı dönemi var.
Aynısını o dönem için hikayelerin de mitolojik olduğunu düşünürsek hikaye anlatımının storytellingin en üst noktaya ulaştığı anları görebiliyoruz eserlerde.
O kadar ayrıntılı o kadar büyük işler var ki yani insan gerçekten şaşırıyor o dönem itibariyle böyle şeylerin yapılabilmiş olmasına.
Ama işte biz acaba kendimizi çok mu önemsiyoruz?
Aslında o dönemlerde de bir şeyler yaşanıyordu, soyutlanıyordu, sembolizmi kullanılıyordu.
Sanırım biz çok ilerlediğimiz hep öyle anlatıldı ya.
Biz artık 2000'li yıllardayız ve işte çok geliştik, çok ilerledik deniyor.
Ama aslında o dönem de kendi içinde ilerlemiş ve gelişmişti.
Orada bir eserden bahsetmiştin.
Bu anı yaşayan...
İskelet mi? Ha ben şey, söyle ismini.
Evet. İlk Esra Gülmeniş'i dediğim şey, söyle ismini.
Eğlencoş yazıyor şeyde bir iskelet.
Belki yazarız bir yere.
Onun fotoğrafını mutlaka koyalım Instagram'dan.
Takipçiler görsün.
Ama bir tane iskelet var. Elinde sigara mı vardı?
Sigara değil de şarap var galiba.
Şarap olması lazım. Keyifle bakıyor ama...
Evet. Dionysosvari bir laf söylüyor orada ama bir insan formuyla yani artık hikaye oraya gelmiş.
Slogan atılan yere de gelmiş.
Farklılık bence şu. O zamanki nitelikle bu zamanki nitelik arasında bir fark yok esasında.
Zihinsel düşünce açısından.
Varabileceğimiz yer açısından. Fakat bunun niceliği değişti.
Yani o dönem sadece soyluların, aristokratların ya da işte o dönemki gruplar kimse ne at koyuluyorsa.
Toplumun küçük bir zümresi.
...bu perspektifte yaşarken...
...şu an artık işte Instagram'ı da vurgulama sebebim o gene.
Birçoğumuz bu perspektifte yaşar hale geldik.
Yani eskiden yüz kişiden biriyken...
...artık yüz kişiden yirmisi olarak bunları düşünen...
...bu sanat eserlerine bakmak, onlardan ilham almak...
...onlardan bir şeyler öğretiler çıkarmak...
...veya sanat eseri icra edip, ortaya koyup...
...kendini ifade etme niceliği, frekansı arttı.
Ama şey olarak, zihin yapısı olarak aslında aynı yerdeyiz ve...
Dediğim gibi yani orada mitolojik hikayeler anlatıyorduk.
Bugün anlattığımız hikayeler hepimizin gördüğü bildiği hikayeler oldu.
Peki Türkiye'de bunları gördün.
Sonra Amerika'ya gittiğinde Guggenheim ve Metropolitan Müzeleri aslında çok etkileyiciydi.
Metropolitan Müzesi'nin etkileyiciliğini zaten tartışacak bir şey yok.
Bütün dünyayı toplayıp hani bir yere doluşturmuşlar.
Hani yani yok yok diyeceğimiz bir müze.
Yani dünyayı gezmeye mi çıkalım yoksa metropolitanı mı gezelim?
Kesinlikle öyle. Yani hani bir know-how elde edeceğinizi şüphesiz söyleyebilirim.
Guggenheim ise, Guggenheim özelinde olay başka benim için.
Amerika'ya gittiğimizde 2019 yılında dikkatimi çeken şu oldu.
Hani bu 2020 itibariyle diyeyim artık.
2019'da gittik ama. İki tane ibadethane gördüm ben New York'ta.
Bir tanesi Apple Store.
Bir tanesi de Guggenheim. İkisi de insanların tapınmak için geldiği bir yer.
Apple Store'da günahınızı hemen affediyorlar.
Orada iPhone'unuzu alırken sizi bir kasaya bile götürmüyorlar.
Bu o zaman benim çok dikkatimi çekmişti.
Ne güzel telefon derken buyurun verelim kredi kartı şık şık şık alınıyor geçiyor.
Yani hani bu kadar.
Ben adamla satıcıyla sohbet mi ettim?
Bir şey mi satın aldım?
Kasaya gitmedim. Ne oldu burada diyorsun?
Aynen öyle. O kadar hızlı bir şekilde gerçekleşiyor.
İçerisinde devamlı bir sürkülasyon var.
Zaten cam bir kübün içerisindesin.
Yani hani benim galerinin formatı gibi full vitrin olan.
İçeride ne olduğunu herkes görsün gibi bir yer.
Bir de Guggenheim vardı.
Guggenheim'de de dönerek gezdiğiniz.
Mimarisi çok meşhur olan Frank Lloyd Wright'ın yaptığı bir binadır.
O da bir başlı başına sanat eseri zaten.
Sanat eserlerine tapınalım diye yapılmış, kurgulanmış bir yer.
An itibariyle de...
Ona dönüşmüş. Mimar o şekilde mi kurgulamış yoksa sen mi o şekilde tanımladın?
Bence yüksek ihtimalle o şekilde kurgulamış.
Yani hani bu tavaf etme durumunu bilerek işin içine kattığını düşünüyorum.
Yani sanat eserlerine tapınmayı işin içine koyalım diye planladığını düşünüyorum.
Günün sonunda baktığımda iki tane tapınak vardı.
Bir tanesi dediğim gibi çağdaş sanatı içinde barındıran Guggenheim.
Bir tanesi de çağdaş teknoloji içerisinde barındıran Apple.
Bunları birleştiren işte yine ortak noktada Instagram.
Yani Guggenheim'deki kalabalığın artmasının sebebi orada bulunan fotoğrafların artık paylaşılır, like edilir ve kendine ait bir gusto olduğu, iddia edilir olduğu için
orası da kalabalık.
O telefonları, Instagram'ın çalıştığı telefonları Apple sattığı için orası da kalabalık.
Geri kalan her yer tenha. Peki.
Şimdi gözlemlerim böyleydi.
O bir sene senin kendini aslında labirentte gibi hissettiğin ve bundan sonra nereye gideceğimi sorguladığın sürede aslında sen yavaş yavaş ipucunu tutmuşsun ve labirentten çıkarken aslında Türkiye'den
başlamışsın kendi labirentinden.
Ondan sonra Amerika'ya kadar bir seyahat.
Ondan sonra geri döndüğünde aslında sen örmüşsün.
Ne yapacağını zihninde tamamlamışsın diye anlıyorum.
Oradan sonra karar verdim artık.
Yani evvelinden bir karara yönelik olarak hareket ediyorum ama daha henüz hani şeyde New York'ta gezerken de gerçekleşebilir olup olmadığını henüz bilmiyorum.
Hani böyle bir hedefim var. Siz de bilmiyordunuz hani daha.
Benim ne yapıyor Koray hiçbir fikriniz yoktu.
İlla ki şey gezelim, müze gezelim, galeri gezelim, şey gezelim ama neyin peşinde acaba Koray?
Bir de şey çok komikti böyle bir galeriye giriyoruz.
Pardon bu ne kadar? Sanki alacakmış gibi her eserin fiyatını sorup meğer Koray orada kafasında hesaplıyormuş.
Ne ne kadar eder? Bunun ederi ne?
Ekonometriden gelen bir durum dolayısıyla böyle bir soyut o kadar da soyut değildir arkadaşlar.
Soyutu somutlaştırabiliriz gözüyle baktığım için.
...birazcık anlamlandırmaya çalışıyordum.
İşte her yeriyle yani materyalist kısmıyla da anlamlandırmaya çalışıyordum sanatı.
Ki materyal bir değeri olduğunu düşünüyorum sanatın.
Yani hani ortaya çıkışında sanat sadece sanatçıyla olan değil...
...koleksiyonerle ya da sanat eleştirmeniyle...
...ona bir bedel ödeyip vaktini harcayan insanla ortaya çıkabilen bir şey.
Sadece siz kendi kendinize üretip bakıyorsanız...
...o bana göre sanat eseri olmuyor henüz.
...bir etkileşime geçmesi gerekiyor...
...bir insanla, birkaç insanla ki...
...onu sanat eseri olarak konumlandıralım.
Burada parasal olarak, materyal olarak ölçmek...
...aslında doğru yöntemdi ilk başta, öyle söyleyeyim.
Şu anda an itibariyle piyasada baktığımız zaman tamamen...
...yalan, dolan, manipülatif bir fiyatlama sistemi olduğunu görüyoruz ama...
...ilk ortaya çıkışı itibariyle esasında bu...
...gerçekten iyi olanı tespit edelim diye olan bir durumdu.
Aslında söylediğin şey bir alanda profesyonel olmak ya da amatör olmakla da ilgili.
Amatörsen fotoğraf çek ama kimseyle paylaşma ya da işte satışa sunma bir satış etiketi olmasın.
Ama ne zamanki ben bu işi artık yapıyorum bu benim işim dediğin zaman orada bir etiket koymak zorundasın.
O etiketi de senin ürününe senin eserine.
...o değeri verecek olan kişiyle olan etkileşimin ne buluyorsun?
Yani onu şu an itibariyle sanatçılarda baktığım özelliklerden biri...
...koleksiyonerin tanımasını istiyorum ben.
Kime hitap ettiğini bilmesini istiyorum.
Çünkü o zaman biz fiyatını da, şeyini de, ederini de ona göre belirleyebiliyoruz.
Yani bazı sanatçılarım vardır.
Eseri çok pahalı olsun istiyor ama onu beğenenlerin gücü o kadar değil.
Beğenenler var, etkileşime geçtiği insanlar var.
Ama onların rakamlarını da sunmuyor eserine.
Bu diyorum yanlış.
Yani hani seni beğenene yapıyor olman lazım.
Yani hani karşılıklı bir etkileşime giriyor olman lazım ki...
...onun da sana verdiği değer giderek artsın.
Sen o rakamları hak etmiyorsun demiyorum.
Öyle bir şey değil bu dediğim yani.
Herkes çok daha fazla parayı hak ediyor zaten.
İşini gayretle yapan herkes hak ediyor.
Ama bir de...
Karşılığı ona bu değerleri verebilecek insanların gerçekleri, yaşadıkları var.
Bu etkileşimin kurulması gerekiyor bu çağ itibariyle diye bakıyorum artık.
Hikayenin bütününe baktığımda da aslında senin sanat konusuyla ekonometriyi birleştirdiğini de biraz daha görebiliyorum.
Yani gene geriye doğru birleştirmiş oluyoruz noktaları.
İşte gene Steve Jobs geldi aklıma.
Kaligrafi dersini boşuna anlamış Steve Jobs.
Minimal fontlar kullanarak Apple'ı ortaya koymuş.
İşte senin de aynı şekilde sanata giden bir yolculuğun var.
Ama sanatçı olarak değil ilk başta.
Sanatçılarla bir araya gelerek ve aslında onların değerini biraz daha ortaya koyarak ve insanlara tanıtarak gidiyorsun.
Tam olarak. Burada baktığımda da aslında hiçbir şeyi boşuna yapmamış oluyoruz.
Kendi hikayemizde bir şeye yönlendiğimizde sezgisel olarak içimizde o ilgi var, o bilgi var, o insanlarla iletişime geçme isteği var.
Ve böyle olunca da daha anlamlı işler ortaya koyabiliyoruz.
Kendi hayatımızı da daha anlamlı yaşayabiliyoruz gibi geldi bana.
Kesinlikle. Demin söylediğim işte geriye baktığınız zaman kendinize dürüst olmanız lazım derken bunu söylüyorum.
Bazen biriyle bir şey yapmışsınızdır, çıkar içindir o.
Çıkar için olmadığı yönünde ben onu sevdim ya o yüzden falan gibi kendinizi kandırıyorsanız o noktayı bulup birleştiremezsiniz.
Ya evet ben bununla çıkarım için birlikteydim.
E o zaman benim bu çıkara ihtiyacım mı var ya diye yeni hayatınızı programlayabilirsiniz.
Ama yo ben çıkar için yapmadım gibi bir kandırmacıya girerseniz gelecekte de yine çıkar için birlikte olacağınız insanlarla esasında bahaneleri bularak devam edeceksiniz.
İşte evet yani o yüzden kendine biraz dürüst olmak da önemli burada.
O açıdan geriye bakıp parçaları birleştirmek ileriye giderken bizim için oldukça yol gösterici bir Ariadne'nin ipi diyebiliriz.
Aynen öyle ipi geriye doğru birleştirip ondan sonra çekip ileriye doğru halat gibi sallandırıp oradan bir yere tutunmak gerekiyor.
Aslında hikayede de öyle oluyor ipi girişe bağlıyor Teseus ipi girişe bağladıktan sonra labirentin ortasına doğru gidiyor.
Kendi canavarıyla karşılaşıyor.
Onu alt ediyor. Hikayeye çok benziyor senin anlattığın şey.
Yani orada kendisiyle dürüst bir şekilde yüzleşiyor.
Gölge karakter dedi bunu.
Ondan sonra yine ipi takip ederek geri dönüyor.
Okey. Yani gidiş ve geliş hikayesi var burada tabii.
Yani kendinle karşılaşıp geri dönmüşsün sen de o bir yıllık arada.
Aynen. Ve geri döndüğünde dürüst...
olduysan eğer kendini aldığın donelerle ileriye hikayeyi kurgulayabilirsin.
Aynen öyle. O dediğin gibi işte Mahzen'e indiğinde dürüst olmaktan kastım.
Oraya indiğinizde kendinize dürüst oluyor olursanız çıkış kolay olur.
Orası biraz zor olacak.
Mahzen'in dibi biraz zor olacak ama çıkış çok kolay olacak yani.
O kısmı atlatabilirsiniz.
Kesinlikle öyle olacak. Çok teşekkür ediyorum.
Ben beni davet ettiğin için çok teşekkür ederim.
Umarım izleyenler, dinleyenler de keyifli bir sohbet dinlemiştir.
Unutmadan bütün dinleyicilerimize bizi YouTube, Instagram ve Spotify'dan takip etmeyi, yorumlamayı, paylaşmayı unutmayın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
