
S1 B7: Fotoğraf Çekmek Bize Ne Sağlar? - Koray Arman
25 Şubat 2025 · 21 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Koray Arman, bizi fotoğrafçılığa nasıl başladığını, Doğu ve Batı kültürlerini fotoğraflamayı, bir ekole bağlı kalmadan sezgisel fotoğraf çekme deneyimlerini anlattı. Popüler kültürün, Apple ve instagram gibi sosyal medya platformlarının fotoğrafa etkisinden bahsetti.
8+1 Galeri instagram sayfası: www.instagram.com/8arti1galeri/
Caravaggio Kedi :) instagram: www.instagram.com/caravaggiothegallerycat/
🔗 Bölümleri Spotify ve Apple Podcasts'ten dinleyebilirsiniz, yeni bölüm bildirileri için takip etmeyi unutmayın.
#MitolojiPodcast #PsikolojiVeMitoloji #AnlamArayışı #KahramanınYolculuğu #Fotoğrafçılık #BilinçaltıVeArketipler #Ariadneninİpi #deviantart #newyork #cansudinç #galericilik #KorayArman
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'ta hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum Koray Arman'la sohbet edeceğiz.
Hoş geldin Koray. Hoş bulduk.
Önce kısaca seni tanıtmak istiyorum.
Marmara Üniversitesi ekonometri bölümünden mezun olduktan sonra bir daha buluşmamak üzere bu alanla vedalaştın.
İş hayatına reklam ve organizasyon şirketleriyle giriş yaptın.
Sonrasında yaratıcı yönetmenlik ve yapımcılık kariyerine devam ettin.
Ve son olarak 2019'da galeri sahibi olarak sanat dünyasına giriş yaptın.
Ben senin fotoğrafçılık kariyerinde başlamak isterim.
İlk fotoğrafla temasın ne zaman ve nasıl oldu biraz bahsedelim mi?
Bahsedelim teşekkür ederim.
Kendimi de böyle dinlemek bir hoşuma gitti.
Ekonomik eden koşar adımlarla kaçtığımı duymak tekrardan güzel.
Doğru şeyi yaptığımı hatırlattı bir kez daha.
Fotoğrafçılık yani fotoğraf çoğu kişi gibi babamda olan bir fotoğraf makinesiyle tanışmamla başladı ama fotoğraf için fotoğraf.
Yani fotoğrafın içerisinde böyle bir biçimsel bir arayış yapmak ilk 2005'te Amerika seyahatimde oldu.
Ekranı gözükmeyen, ekranı kırılmış bir 2 megapiksellik kamerayla geziyorduk 2005'te.
Ben onunla görmeden bir şeyler yaratmaya çalışıyordum ve çıkan sonuçlardan çok mutlu olunca fotoğraf çekmeye bir dijital kamera alıp başladım.
Ve DeviantArt diye bir site vardır, Y kuşağı.
Bilecektir. Hepimizin orada sayfası vardı.
Sanatla ilgilenen insanların.
Seninle de oradan bir tanışıklığımız da vardır.
Oradaki bir grup insandık.
Kaçlı yıllar diyelim. 2000'li yılların sonları diyelim.
2005'den sonrası.
Oradan gelen bir fotoğrafla sanatla alakalı hevesi beni ufak ufak ufak ufak taşları dizerek galeri sahibine olmaya getirdi.
Fotoğrafla ilgili aklında kalan etkileyici bir an var mı?
Yani Amerika seyahatinden olabilir, başka yerlerden olabilir.
Çünkü çok anlarla alakalı bir sanat olduğu için mutlaka ilginç şeyler yaşamışsındır diye düşünüyorum.
Kesinlikle öyle. Sokak fotoğrafçılığıyla ilgilendiğin için sen de biliyorsun zaten o anları yakalamak adına çektiğimiz, somutlaştırdığımız şeyler oluyor fotoğrafla.
Açıkçası birçok an var.
Yani böyle üzücü anlar da var, kavgalı anlar da var.
Böyle bir şok eden anlar da var ama hani fotoğrafla ilgili en yakında anlatabileceğim anı seninle de gittiğimiz 2019'daki Amerika seyahatinde bir fotoğrafı çekmek için siz ayrıldıktan sonra New
York'ta sabahladım. Brooklyn Köprüsü'nün altından bomboş bir fotoğraf çekebilmek için sabaha kadar beklemek durumunda kaldım.
O akşam benim için hani bir an olarak değil de komplesi özeldi.
Her fotoğrafın da ayrı bir neyi diyeyim değeri var bende.
Yani de ki bir tatilde 500 tane fotoğraf çekersin 10 tanesi iyi çıkar.
O akşam 20 fotoğraf çektiysen 10 tanesi istediğim gibi iyi çıktığı için çok tatmin eden bir fotoğraf anıydı, anlarıydı diyeyim.
Harika. Peki Hindistan'dan biraz bahsetmek ister misin?
Hindistan fotoğrafçıların cenneti.
Kesinlikle öyle. Ben de fotoğrafa başladığım zaman hemen hemen sokak fotoğrafçılarının hepsinin herhalde hayran olduğu bir kişidir Steve McCurry.
Ben de onun çektiği fotoğrafları çekebilmeyi çok isteyerek başlamıştım.
2005'de fotoğraf çekmeye başladım dersem 2008'de de Hindistan'a ulaştık.
Bir arkadaş grubuyla beraber çok güzel, çok keyifli bir seyahat yaptık.
Daha Hindistan'ın yeni popülerde olmayı başladığı zamanlar.
Gittik ve bütün Steve McQuarrie'nin çektiği fotoğrafların benzerlerini çektik açıkçası.
Çekilebiliyormuş. Çekilebiliyormuş.
Ama tabii altındaki hikaye Steve McQuarrie'nin içine yerleştirdiği Afgan kızı gibi bir mülteci kampındaki bir kızı olmuyor da biz seyahatimizde karşılaştığımız insanları çekiyoruz.
O bende birazcık farklı fotoğrafa bakış açısını da değiştiren bir duruma dönüştürdü.
Yani sokak fotoğrafçılığına bakış açım da oradan sonra biraz daha değişti.
Şöyle ki Hindistan'da insanları çok fazla...
Abuse ettiğimiz. Üstüne gittiğiniz.
Üstüne gittiğimiz. Yani kullandığımızı düşündüm açıkçası.
Çok fazla o fotoğraflar da ağızlarına girerek, diplerine girerek, her türlü çekerek.
Sonra ben bunu doğu toplumuna yapıyorum ya batı toplumuna da yaparım gibi bir şey yarattı bende.
Ondan sonra da Amerika'ya, Amerika'daki insanlara aynı rahatsız edicilikle diyeyim çekmeye başladım.
Ne oldu sonra? Batı dünyasında.
İşte tatlış kavgalar da oldu.
Tatlı tanışmalar da oldu.
Tele lens. Tele lensimiz tabii 82 yüzümüzde çok keyifli zamanlarda yaşadık.
Daha sonra da zaten bu seriden bu batıda çektiğim fotoğraflardan bir sergi yaptım.
Onu da zaten ne kadar zamanlarda bahsederiz diye düşünüyorum.
Aynen. Ve şimdi oraya geliyorduk.
Oraya mı geldik? Hızlıca hızlıca oraya mı ulaştık?
Hızlı geldik. Kendi fotoğraf sergini de kurucusu olduğun 8 artı 1 galeride yaptın.
Bu sergide Amerika seyahatlerinin etkisi büyük oldu.
10 yıl arayla Amerika'ya...
gittiğin seyahatlerden bir fotoğraf serisi çıkardı.
Biraz bu serginin adından ve nasıl gerçekleştiğinden bahsedelim mi?
Sergi dediğin gibi benim fotoğrafta etkilendiğim kısım Amerika batı yönü oldu.
Çünkü Hindistan'a gidip de fotoğrafları çektikten sonra her doğuda çekilecek hemen her fotoğrafın zaten aynı hissiyatı uyandıran bir durumu olduğunu ve 20 yıl önce çekilmesinin de 20 yıl sonra çekilmesinin
de bir fark yaratmadığını sezdim.
Yani Steve McGurk'un 1970'de çektiği fotoğrafla bizim 2008'de çektiğimiz fotoğraf aynı hissi, aynı renkleri barındırıyordu.
Batı dünyası da öyle değildi.
Batı dünyası da devamlı bir değişim halindeydi.
Ben Amerika'ya gitmeye başladığımdan itibaren her seferinde büyük bir değişim olarak devam ediyordu.
Bunun işte en belirgin özelliği...
Sosyal medyanın hayatımıza girişi, akıllı telefonların hayatımıza girişi olduğunu.
Ben ilk gittiğimde Amerika'da daha tuşlu telefonlarla yeni gittiğimizde halkla hemhal olarak gezdiğimiz, kağıt haritalardan bakarak gezdiğimiz bir hayat varken artık git gide 2012'de, 2019'daki
seyahatlerimde yani en son 2019'da beraber gittiğimizi hatırlıyorsun.
Neredeyse kimseli muhatap olmamıza gerek kalmadan rezervasyonumuz telefondan yaptığımız, biletlerimizi telefondan aldığımız hiçbir...
Etkileşime girmediğimiz bir hale dönüştü batıda toplum.
Ben işte seyahatlerimde gidip geldiğimde hep bunları fotoğraflamaya yani neyi fotoğrafladığımı da bilerek esasında fotoğraflamıyordum.
Sadece bir farklılık bir değişim olduğunu görerek fotoğraflamaya Amerika'ya özellikle devam ediyordum.
Günün sonunda 2020 senesinde artık bunun tamamlanmış bir seri olduğuna karar verdim ve dünyanın en hızlı eskiyen 10 yılı olarak bir kurgu bir bağlam oluşturdum bu fotoğraflardan.
2010 yılında çektiğim fotoğraflarla 2020 yılında, 2019'da çektiğim fotoğraflar arasındaki belirgin farkları göstermek istedim.
Örnekse San Francisco'da Momo'ya gittiğim zaman bomboştu.
Sadece ben varım, iki kişi var.
İşte çektiğim fotoğraflarda işte gözüken bir şekilde hani dünyanın en güzel modern sanat müzelerinden biri bomboş.
Ama 2019'da gittiğimiz zaman işte hatırlıyorsun metropolitana nasıl giriyoruz, nasıl çıkıyoruz, insan sevgiyle beraber herhangi bir eseri görmek için.
Dakikalarca beklemen gerekiyor.
Telefonlar havada. Bu arada ben şeyi de hatırlıyorum.
2015'te Metropolitan Müzesi'ne giriş ücretsizdi.
Sadece donation yapıyordun ve öyle giriyordun.
2019'da gittiğimizde böyle 15 dolar mıydı?
Galiba öyleydi. Öyle bir ücretle girmeye başlamıştık.
Çünkü... Artık insanları elemek zorundalar içeri almak için.
Öyle, hiç de eleyememişler.
Kapitalizmin de harika bir şekilde parçası yapmışlardı.
Bu gibi farkları gösteren bir seri oldu.
Seriyi siyah-beyaz fotoğraflara taşıdım.
Fotoğraflar aslında renk ilişkileri olarak çekildi ama ben hiç kullanmayı sevmem siyah-beyaz fotoğrafı.
Çünkü otomatik olarak bir hit, bir güzellik biçimsel olarak yüklendiği için kaçınırım ondan.
Ama bu sefer bağlamla alakası oldu.
Dünyanın en hızlı eskiyen 10 yılı o fotoğraflar artık maziye gittiği için siyah beyaz olarak yapmayı seçtim.
Asıl iki tane vurucu olan da işte orada ön plana çıkardığım iki fotoğrafta.
Trump'ın ve Obama'nın içerisinde yer aldığı fotoğrafta.
Çünkü dünyanın en hızlı yılından eskimeyen iki şey Trump ve Obama'ydı sadece.
Onun dışındaki her şey eskimişti.
Bu benim fotoğraf sergisi olarak fotoğrafı medium olarak kullandığım bir sergi.
Fotoğrafla sanat yapmak, eğer konuşursak devam ederiz, onun başka bir şey olduğunu düşünüyorum.
Yani burada benim sergimi sanat eseri yapıyorsa bunun bağlamı yapıyor.
Ama oradaki her bir parça birer fotoğraf hala da.
Bir zamanı, bir mekanı temsil ederek orada yer alıyorlar.
Ama fotoğrafı sanat yapma aracı olarak da kullanmaya devam ediyorum.
Sergiyi gezdim. 2009-2010 döneminde çektiğim fotoğraflarla 2019'da çektiğim fotoğraflar.
Grup olarak birbirinden ayrıştırılabiliyor.
O hissi veriyor bize zaten.
Ama onun dışında işte tek bir fotoğrafı da sanat eseri olarak alıp duvarımıza asabiliyoruz.
Teşekkür ediyorum. Bağımsız olarak. Bunu duymak tabii ki hoşuma çok gidiyor.
Sadece burada şeyi vurgulamak için söyledim bunu.
Fotoğrafın fotoğraf özelliği işte Aragüler de çok vurgular bu kısmını.
Yani hani fotoğraf fotoğraftır.
Yani hani fotoğrafı sanat eseri yapmaya çalışmayın.
Yani hani fotoğraf fotoğraf olarak zaten değerli.
medium'u olarak kullanıyorsan bunun zaten bir değeri var.
İşte benim o sergim bunu medium olarak kullanma üzerine kurguluydu.
Yoksa şeyleri falan da hatırlarsın benim Bulut Delen serisi.
Mesela biçimsel olarak bir sorgulamalar var fotoğrafta.
Tamamen fotoğraf özelliğinden kurtarmaya çalışıyorum fotoğrafı.
Bu acaba dijitalde yapılmış bir şey mi dedirtmeye çalıştığım.
Bunlar birazcık sanat arayışları.
Ben fotoğrafla 2005'den başladıktan sonra diyeyim ki 15 yıl boyunca sezgisel olarak Fotoğraf çekmeye devam ettim.
Ama bunu bir ekole bağlı olarak yapmadım.
Okumak da istemedim.
Yani o ekolün bendeki karşılığı var mı yok mu ya da bakmak istemedim.
Önce özgürce kendimi bir çekeyim.
Ondan sonra 15 yıl geçtikten sonra işte 2019 yılında oturdum fotoğrafları bir akımlara göre değerliyim dedim.
Çektiğim fotoğraflar işte bu romantizm, bu realizm, bu kavramsalcılık, bu yeni kavramsal, burada piktorializm var gibi.
Böyle bir sınıflandırdım fotoğrafları ve neyi çekmeyi sevdiğimi buldum oradan.
Birazcık Ariadne'nin ipine de benzeyecek bir durumu olan bir tespitti bu.
Parçalara bakarak ben neyden keyif alıyorum, neyi çekmekten keyif alıyorumu buldum.
Ve ondan sonra bu galeri yolculuğu, sergi yapma yolculuğu da ondan sonra başladı zaten.
Aslında burada arşivcilik de çok önemli.
Çoğu insan fotoğraf çekiyor ama çok iyi arşivleyemediği için.
Geriye dönüp bakma, onlardan bir anlam çıkarma, onları bir kürete etme, kendi içinde gruplama işi aslında daha zorlayıcı bir iş oluyor.
Seni arşivlemiş olman burada işi daha da değerli kılıyor diye düşünüyorum.
Aynen öyle. Ben artık her insanın bu arşive kendi telefonlarında sahip olduğunu düşünüyorum.
Ama arşivlerimiz çok karışık.
Çok karışık, çok karışık gerçekten ama işte oturup yani hani senin de işte podcast'inle alakalı olduğu gibi yani ipuçlarını geriye doğru bir birleştirmeye başlasalar insanlar kendileri de çektikleri fotoğraflardan daha
iyi anlayabilirler diye düşünüyorum.
Neyden hoşlandı? Çünkü fotoğraflar birazcık bilinçaltımızın götürdüğü yerlere bakan gözler oluyor.
Kesinlikle katılıyorum.
Peki 8 artı 1 galerinin adı nasıl ortaya çıktı?
Yani ben biliyorum ama dinleyicilerin de hoşuna gideceğini düşünüyorum.
Biraz ondan bahsedelim. 8 artı 1'in adı esasında bir sürü yerle alakası var zaten bunu biliyorsun.
En esprili söylediğim şey benim doğum tarihim oluyor.
8-8-81 doğumluyum.
Ama asıl galeriyi kurmaya karar verişim öncelikle ben dijital ortamda kurmaya karar vermiştim galeriyi ve Instagram'da çoklu post paylaşımları çıkmıştı o dönem.
2018 sonu 2019 başı olması lazım.
Onun üzerine bu çokluk post paylaşımında ben daha çok fotoğrafçılarla veya baskı işleri olan sanatçılarla 8 tane eseri olsun.
Bir de kendisinin videos kaydını alayım.
Onun tanıtımını yaptığı bir dakikalık gibi bir kurguyla çıktım aslında.
8 artı 1 buydu. Yani 8 tane eseri artı 1 de sanatçının kendisi gibi.
Daha sonra galerinin hikayesine şimdi girelim mi girmeyelim mi bilmiyorum.
Yok girelim bence 8 artı 1 galerinin kendi...
açısından önemli bir yeri var bence sanat dünyasında.
Teşekkür ediyorum. Ondan bir bahsedelim açık bir galeri olmasından, herkese hitap etmesinden, herkese içeri buyur etmesinden bahsedelim.
Teşekkür ediyorum. Şöyle o zaman, ben bunu dijital ortamda kurmak isteyerek başladım.
Fakat bir dost sohbetindeki iddialaşmamız sonucu...
Yazar, sanat eleştirmeni, aynı zamanda sanat direktörü de olan Yalın Alpay ile iletişime geçtim.
O dönem bir fuar organizasyonu yapıyordu.
Art Show 2019. Devrim Erbil'in 40 parçadan oluşan bir eseri orada parçalara ayrılarak satışa sunulacaktı.
Ben de acaba dedim video artla da ilgileniyorum, video artlar çekiyorum.
Bu 40 parçadan oluşan işin parçalanma anını kaydedebilir miyim?
Çünkü bu hala da eserin yapılma anı.
Ben eserin yapılış anını kaydetmiş olacağım, bitiş anını kaydetmiş olacağım gibi bir perspektiften.
Yalına yazdım. Yalın'ın da bu çok hoşuna gitti.
Dedim peki benim fotoğraflarla ben fuara katılabilir miyim?
Olur dedi. Peki dedim galeri olarak katılabilir miyim?
Sanatçılar kim dedi. Sanatçı olarak şimdi çalıştığım sanatçılardan işte birkaçını dahil ederek ilk kez bir fuara galeri olarak giriş yaptım o gün.
Ve o fuar bizim için çok başarılı geçince ben o zaman bir sanat galerisi açayım dedim.
Peki nasıl bir sanat galerisi açayım dedim.
İşte burada birkaç saç ayağı vardı.
Bu saç ayaklarından bir tanesi Instagram.
Bir tanesi Apple.
Bir tanesi Bodrum Zayi.
Bir tanesi de Guggenheim.
Bu dördünden aldığım ilhamlarla deyip o ilhamları da eğer arzu edersen açarız ne bağlamda olduğunu sanat galerisini açtım.
Sanat galerisinin özelliği bizdeki en önemli özellik.
Komple vitrin olan bir galeri bizimkisi.
Sanatı insanlara erişilebilir, ulaşılabilir kılmaya çalışan, normalde sanat galerileri kapalı mekanlarda olup yani içine girmekten çekinmenizi sağlamaya çalışan yerlerdir.
Ben artık zamanın değiştiğini ve sanattan anlayan insanların sokakta gezen insanlar bizler olduğunu Instagram'dan sonra özellikle düşündüğüm için.
Başlangıç modelin de Instagram'dan başlayayım diye başlamışsın ya 8 artı 1 adı da aslında Instagram'dan geliyor.
Instagram'da herkese açık bir şey olduğu için hepimizin erişebileceği bir sanatla tanışma modeli.
Sonrasında galeriyi de yine aynı bakış açısıyla açıyorsun değil mi?
Aynı formatta bir yer aradım ve işte günün sonunda da bizim şu andaki galeri 8 artı 1'i bulduk, yaptık, kalamışlar.
Ben girdiğim zaman sanat dünyasına bu bir...
ekol olarak bu şekilde ulaşılabilir olması istenen arzu edilen bir şey değildi.
İnsanların daha özellikle eski galerilerin, eski kalıplaşmış sistemlerin karşı duracağı, kendini değerli kılmaya çalışan bir durumu vardı sanatın.
Ben artık insanlarla eşit bir seviyeye geldiğini düşündüğüm Instagram'dan dolayı bir durum olduğu için galeride hep buna dikkat eden sergiler ve bunun içerisinde yer
alan sanatçılarla çalışmaya çalıştım.
Özellikle o dönemde Instagram'da kurguladığım için Instagram üzerinden sanatçılara bakmaya başlamıştım.
Zaten büyük galerilerin çalıştığı sanatçılar belli.
Benim hedefim ilk sergisini yapacağım.
Değerli sanatçılar ve bunlar Instagram üzerinden özellikle insanlarla buluşmuş olsun.
Ama Instagram'da buluşmak dijitalden bir yerden yaptığın resmin gözükmesiyle gerçekte gözükmesi arasında dünya kadar fark var.
Kesinlikle çok fark var. Bu ikisinin karşılaştırması için bu insanların Instagram'da bir yere doğru giden insanların galeriye, sergiye çıkartılması gerektiğini düşünüyordum.
Ve bu bağlamda hareket ettim.
Çok değerli sanatçılarında ilk sergilerini yaptık.
Sarp Suerdaş, Barış Köksal.
Cansu Dinç gibi piyasanın şimdi önemli piyasanın diyorum artık yeni kurulduğunu da düşündüğüm bir şey sanat için bu.
Evvelden sanat tekeri olduğunu düşündüğüm bir piyasa bu.
Paydaşları oldular bu sanatçılar.
Ben de 8 artı 1'in hikayesine tekrar gelip bu 8 sanatçı hikayesini tamamladıktan sonra artı 1 olarak da kendimi konumlandırdım ve kendi sergimi de 4 yılın ardından galeride yapmış oldum.
Senin de işte az önce bahsettiğin sergi.
Evet aslında şakayla karışık kendi fotoğraflarımı sergilemek için galeri açtım da diyordun.
Aynen öyle. Kendime sergi açayım diye çıktım.
Yolculuk beni galeri sahibi yaptı dedim.
Günün sonunda o kadar iyi sanatçılarla benden daha iyi olduğunu düşündüm.
Sanatçılarla çalıştım ki benim sergim çok fazla ötelendi.
Artık sonunda benim çalıştığım sanatçılar Koray yap şu sergiyi diye zorla bana yaptırttı sergiyi.
Sergide çok güzel geçti.
Satışlar da iyi gitti.
O anlamda bence başarılı bir sergiydi.
Onun dışında galeriyle ilgili konuşurken Cansu Dinç ön plana çıkıyor.
Onun ilk sergilerinden birisi sanırım 8 artı 1 galeride oldu.
Aynen öyle. Ve Cansu Dinç'ten bahsetmemizin sebebi Cansu'nun işlerinin biraz daha performansa dayalı olması ve insanları davet etmesi.
Deneyime ve performansa dayalı işler.
Kendisi zaten performatif bir sanat anlayışında işlerini yapıyor.
Ama işte şöyle güzel bir özelliği var.
Aynı zamanda kavramsal. Özelliği, bağlamları çok kuvvetli olan bir sanatçı.
Mimar kökenli zaten, mimarlıktan gelen bir sanatçı.
Galerinin özelliklerini kullanmak konusunda ilk iştahlanan ve onları kullanan sanatçı Cansu oldu.
Hem performatif işler hem deneyimsel işler yaparak galerinin dört bir tarafını, vitrinlerini, vitrinlerinin kullanma şeklini, serginin parçası yaparak beni ilk tatmin eden, heh tamam bu galeri
oldu, bu galerinin ne işe yaradığı.
Tamam çıktı ortaya dedirten Cansu'nun işleri oldu.
Üç boyutlu düşünebilmesinin sebebi de sanırım mimari yeteneğinden.
Aynen öyle kesinlikle.
Yani bütün alanı kapsayacak şekilde o sergiyi kurgulayabildi.
Cansu ile ilgili olarak şu anda buradasınızdı değil mi o serginin adı?
Şu anda buradasınız o serginin adı. Şu anda buradasınız da o dönem itibariyle böyle bir daha pandemiden yeni çıktık çıkıyoruz falan.
Neredeyiz diye insanların çok böyle sorguladığı bir anda.
Şu anda buradasınız bir durun diyen bir sergi oldu.
Yani şu anın bir farkına varın.
O anlamda da çok başarılı bir sergiydi.
Hem sloganı hem hissettirdiği yaşattığı şeyler.
Sonra zaten Cansu'nun çalışmalarında ilerleyen işlerinde takip edenler görecektir ki bu bağlamlar katlanarak, büyüyerek daha alanlarını genişleterek devam etti.
Harika. Peki galeriden sözel olarak konumundan vesaire çok bahsettik ama.
Davet eden derken neyi kastediyorsun?
Nasıl bir biçimi var bu galerinin de insanları davet edebiliyor?
Bu galerinin en büyük özelliği full vitrin olması.
Artı galerinin ışıkları hiçbir zaman kapanmıyor.
Yani galerinin akşam çıktığım zaman da açık olan bir galeri olduğu için eğer galeri kapalı olsa dahi siz sergiyi gezip görebileceğiniz bir format sunuyor.
Yazısını da dışarıya bırakıyoruz.
Yani 24 saat açık bir galeri gibi bir.
Gece 11'de galeri kapalı iken ben önünden geçerken galeriyi gezebiliyorsun.
Şöyle etrafında tur atınca bütün eserleri görebiliyorsun.
Aynen öyle. Bir de kimi görüyorum?
Caravaggio'yu. Bir de Caravaggio'yu görüyorsun.
Aynen öyle. Galerimizin vazgeçilmez kendisi.
Daha doğrusu kedimizin vazgeçilmez galerisiyiz biz.
Doğru doğru. Hizmetimiz Caravaggio için.
Aynen öyle. Bütün herkes sanatçılarımız da.
Kendisine okey olur kedimizin.
Kedimiz galeride kalıyor ama asla mamanın nereden geldiğini bildiği için sanat eserlerine zarar vermiyor.
Karavacusuz bir 8 artı 1 de düşünemiyorum.
Düşünülemez. Düşünülemez.
Karavacu 8'idir bu galeride.
Artı 1 bensem 8'i karavacıdır.
Harika. Karavacuyu da etiketleriz Instagram'da insanlar.
Onu da görsün isterim. Kesinlikle onu bir tanısın.
Kendisi zaten biliyorsun hafiften meşhur bir kedidir.
Hafiften meşhur aynen. Onu da görmüş oluruz.
Şimdi hem kariyer yolculuğunu hem fotoğrafçılıktan bahsettik.
Çok teşekkür ediyorum bu ilk bölüme konuk olduğun için.
İkinci bölümde biraz daha derine ve senin özel hayatına geçeceğiz.
Şimdilik teşekkürler.
Ben teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
