
Öykü Api, bizi İstanbul Boğaz köprüsü üstünden servisle işe gittiği o an’a götürüyor ve şöyle diyor: “Hayatımızdaki birçok kırılma noktası bir soruyla başlıyor. İşte o kırılma noktasından sonra ne yaptığımız ya da yapmadığımız hikayeyi farklı bir noktaya taşıyor.”
Öykü'nün labirenti ve çıkış yolunu dinliyoruz.
Bölümleri Spotify ve Apple Podcasts'ten dinleyebilirsiniz, yeni bölüm bildirileri için takip etmeyi unutmayın.
#MitolojiPodcast #PsikolojiVeMitoloji #AnlamArayışı #KahramanınYolculuğu #Medusa #BilinçaltıVeArketipler #Ariadne’ninİpi #rumi #ElifShafak #boşanma #singlemom
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'ta hoş geldiniz.
Günkü konuğum, geçen hafta da bizimle olan Öykü Api.
Hoş geldin. Hoş bulduk.
Şimdi geçtiğimiz bölümde hem kariyerini hem de kendine has yaşam seçimlerini konuştuk.
Birçok insana eminim ki ilham vermiştir.
Bu bölümde biraz daha derinleşeceğiz ve Ariadne'nin ipini aramaya başlayacağız.
Senin de illaki hepimiz gibi, her birimiz gibi kendini labirentte hissettiğin, çıkışsız hissettiğin bir deneyimin olmuştur.
Ve sonrasında da mutlaka bir rehber edindin ki bugün aramızdasın.
Girişimlerine devam ediyorsun, hayatına devam ediyorsun.
Bize biraz kendi labirentini anlatabilir misin?
Makaranın ipini yavaş yavaş o zaman salmaya başlıyorum.
Ve dinleyenleri ve seni 16 Nisan 2009 sabahına götürmek istiyorum.
İstanbulluların çok iyi anlayacağı bir sabah.
Şöyle bir sabah düşünün.
Gri, yağmurlu.
Ben o zaman Andolu yakasında yaşıyorum.
Avrupa yakasında çalışıyorum.
Servisteyim. Ve tam olarak Boğaz Köprüsü'nün üstündeyim.
Kendi hayatımda çok net hatırladığım bir an bu.
Ve bugün de podcast'a gelirken sana kitabı getirdim.
Elimde Elif Şafak'ın aşk kitabı var.
Ve tam o boğaz köprüsünün üstünden geçtiğim, kendimi çok sıkışmış, çok labirentte ve çok kör kuyularda hissettiğim sabah tam olarak şunu okudum.
İzin verirsen okuyacağım hali bölümü.
Kitabı okuyanlar hatırlayacaktır.
Burada 40 tane kuraldan bahsediyor.
Kural 14. Hakkın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?
Bence hayattaki her yolculuk ve değişim bir soruyla başlıyor.
Bu soru da benim hayatımı değiştirdi.
Çünkü ben kendimi sıkışmış hissetmemin birkaç sebebi vardı.
Birincisi İstanbul'daki yaşamın zorluğu.
Yaptığım işten memnun olmamam.
Ve o dönem tam olarak şöyle bir dönemdeydim.
Yaptığım kurumsal işten ayrılma ve avukat olduğum için kendi ofisimi açma.
Yani istifa etmiştim.
Kendi ofisimi açmak üzereydim.
Gidip bir ofis binası tuttum.
Bir arkadaşımla beraber işte morgaç çektim.
Bazen gençken ne kadar insanların cesur olabildiğine ben bile hayret ediyorum.
Ofis satın almaya karar verdim yani falan filan derken.
Bir yandan da küçük bir bebeğim var 18 aylık.
Ve de içinde çok mutlu olmadığım bir evlilik içerisindeyim.
Yani tam olarak durumum buydu.
16 Nisan 2009'da.
O zaman kaç yaşındaydın?
29 yaşındaydım. 29 yaşındaydın.
Genç de bir yaş. Eyvah yaşımı artık hesap edebilecekler.
Ama çok genç bir yaş 29.
Bu tarihten tam olarak bir yıl sonra.
Hayatın bazen beni böyle gerçekten şaşırtıyor hayatın içindeki denk gelişler.
Çünkü gerçekten tam olarak 19 Nisan 2010 tarihinde ben kendimi şöyle bir sabaha uyanmış buldum.
Eşimden boşanmışım.
Bir hafta içinde çok ani bir kararla beklenmedik bir şekilde.
Yani süre gelen bir anlaşmazlıklardan dolayı değil.
Evet son bir yıldır içinde mutlu olmadığım vesaire bir şey var ama etik bir çatışmadan dolayı.
Öyle anlatayım. Kendimi boşanmış bir şekilde buldum.
Biraz önce bahsetmiştim.
Artık o ofis alınmıştı, morgaç borçlarım vardı ve çok küçük bir çocuğum vardı bakmak zorunda olduğum.
İşimi kaybetmişim.
Yani çünkü benim hayal ettiğim şey mutlu bir evliliğimin.
Olacağı, umudu, hani o her kadının yüreğinde taşımaya devam ettiği ve gerçekleri görmek istemediği, çocuğuna bir aile vermeye devam edebileceğini umduğu, kurumsal hayatın yoğunluğu yerine kendi işini
yapabilmenin, özgürlüğünün tadabileceği falan filan bir şey beklerken bir anda kendimi bekleyen borçlar küçük bir çocuk, boşanmış ve işsiz bir kadın olarak buldum.
İşin özeti bu. Evet çok zor bir nokta aslında Türkiye'de olmasıyla da beraber.
Yani dinleyenlerin enfati yapabilmesi adına şöyle bir şey söyleyebilirim.
Bir dönem oğlumu parka götürmeye çekinirdim.
Çünkü SGK'm yoktu.
SGK'm olmadığı için başına bir şey gelirse parkta onu hastaneye götüremem diye endişe ettiğim için çocuğu parka götürmediğim zamanlar biliyorum.
Çok zor gerçekten.
Fakat dönüp baktığım zaman herhalde bu birazcık kişilik meselesi.
Bir gün kendime şunu söyledim.
Ve bu arada yani böyle çok büyük bir...
Destek sistemim vesaire yoktu hayatta o zaman yanımda.
Boşandığımı da bir altı ay falan hiç kimseyle paylaşmadım ben.
Çünkü önce kendi içimde çözümlemek istedim bunu ve ondan sonra yani ta ki bunu artık böyle rahat bir şekilde anlatıncaya kadar birileriyle paylaşmamayı tercih ettim o dönem.
Aslında o altı ayı da yalnız geçirmiş oldun.
Evet çünkü bir tür demlenme dönemiydi o benim için.
Nadas olmadan yeni ürün almayı bekleyemezsin topraktan.
Hayatta öğrendiğim kıymetli şeylerden bir tanesi.
O yüzden hayatta nadas vermek önemli bir şey.
Galiba ben de kendime öyle bir dönem verdim.
Öyle bir dönem verdim derken halen yani acilen işe dönmem ve çocuğa bakmam vesaire gerekiyordu ama psikolojik olarak öyle bir dönem verdim.
Çok şanslıyım ki bir de yani hiçbir zaman çıktığım hiçbir kapıyı sert kapatmam ben.
Eski işime geri dönebildim.
Bu aslında çok önemli.
Yani bir yerden bir iş yerinden özellikle ayrılırken iyi bir şekilde vedalaşmak geri dönebilme ihtimalini arttırıyor.
Hem öyle hem de yöneticim o zaman başıma bütün bu gelen hikayeyi duyduktan sonra şey dedi.
Bizim kapımız sana her zaman açık.
Lütfen geri gel. Bence iş hayatında bu da kıymetli bir şey.
Yani destekleyici yöneticilere denk gelmek, empati yeteneği olan yöneticilere denk gelmek de kıymetli bir şey.
Tabii ki bunu asla ödeyemem yani bana orada o fırsatı vermiş yöneticimin hakkını da.
Dolayısıyla ben işime geri döndüm ve işime dört elle sarıldım.
Yani çünkü... Şunu hep birlikte çalıştığım kadınlara ve insanlara genel olarak söylediğim bir şey.
Tabii ki herkesin finansal özgürlüğü olması çok önemli ve çok elzem.
Kadınların olması ekstra elzem.
Çünkü hayatta başına bir şey geldiğinde ve eğer çevrende bir destek sistemin, bir ailen, arkadaşların vesaire yoksa o destek sistemini satın alabilmek için de günün sonunda paraya ihtiyacın var.
Evet. Dolayısıyla bu kadınlar için erkeklerden bir tık daha önemli.
Ne olursa olsun, çok iyi bir evliliğin de olsa, harika aile şartların da olsa...
...hayatın ne getireceğini hiçbir zaman aslında tam olarak kestiremiyoruz.
O yüzden hani her birimizin kendi oksijen maskesini takabilecek yakınlıkta...
...kendine bir düzen oluşturmuş olmasının önemli olduğunu düşünüyorum.
Yani benim öğrendiğim şey bu oldu.
Ama seni sonra dönecek olursak Ariadne'nin nifiyle ilgili...
...o karanlık noktada kendime şöyle bir şey söylediğimi hatırlıyorum.
Ya burada kalabilirsin bu noktada?
Seçeneklerim yok muydu? Vardı. Örneğin Antep'e dönebilirdim.
Ailem o dönem Gaziantep'te yaşıyordu.
Orada bir hukuk bürosu açabilirdim.
Zaten hukuk bürosu açmak istiyorum.
Baktığın zaman İstanbul'da veya Gaziantep'te...
Zaten İstanbul'daki hayattan mutlu değilim.
Yani baktığın zaman güzel bir şeydi.
Ve bunu hiçbir yerde anlatmadım ama burada söyleyeceğim.
Çünkü podcast'ı çekmeye başlamadan önce birazcık konuştuk bu konuda.
O yüzden hayatın ilginç bir denklemi olduğunu düşünüyorum.
Havalimanına gittim ben. Gaziantep'e gitmek için.
Yani Gaziantep'e gittim. Yeniden sıfırdan hayata başlamak için havalimanına gittim.
Havalimanında yanımda bir grup iş insanı oturuyor.
Ve bir iş gezisinde gidecekler Dubai'ye.
O zaman benim hayatımda Dubai'nin devsi bile yok.
Ve Dubai'den şöyle bahsediyorlar.
İşte yazmış zaten dört mevsim yazmış hava çok güzelmiş falan.
Ve ben çok depresif bir moddayım.
Ve de çok yaz insanıyım.
Bunu duymak o anda bana böyle rüya gibi geldi.
Bir yerlerde yaz ve insanlar hani Dubai'ye gidiyorlar falan.
O anda bana çok böyle ilham verici geldi.
Ve bir anda içimde şöyle bir ses duyduğumu hatırlıyorum.
Gaziantep'e gitmenin iyi bir fikir olduğuna emin misin?
Ya burada yapacak başka bir şeylerin varsa?
O şekilde aslında baktığın zaman ben yeniden eski işime geri dönmeye karar verdim ve ipi bir şekilde makarayı tekrar sarmaya ve belki de başka olasılıkların mümkün olduğunu.
Evet benim de aklıma şu geldi yani çok karanlık olduğu noktada aslında en güvenli olan yere geri gitmeye çalışıyoruz.
İşte aile yanı Antep daha tanıdık daha belki kolay gelecek olan bir ihtimalken.
Diğer seçenekler aklına bile gelmiyor ama bir tesadüf eseri o havalimanında o konuşmayı duymasan Dubai ihtimali hiç aklına bile gelmeyecekti belki.
Yazdığım kitaba Tanrı'nın dokunuşu dememin sebebi bu.
Yani bu benim hayatımda kavram olarak çok kullandığım.
Bir kavram. Siz bunun adına evren diyebilirsiniz, kainat diyebilirsiniz.
Neye inanıyorsanız öyle adlandırabilirsiniz.
Tevafuk. Kesinlikle. Ama hayatın bazen bizi nazikçe bir yöne ittiğini, eğer biz mesajı almamakta ısrar edersek, o zaman bir tokatla bize gerçekleri
hatırlattığı ilginç bir deneyimi olduğunu düşünüyorum.
Evet. Evet kesinlikle.
Kesinlikle öyle ve yani işte dediğim gibi yani çıkışsız olduğun noktada gerçekten şey hissediyorsun.
Başka hiçbir seçeneğim kalmadı.
Tek yönüm var. Buraya gideceğim derken senin önüne Dubai seçeneği geliyor.
Ve sonra nasıl orada ilerlemeye karar veriyorsun?
Dubai seçeneği bu yani.
İhtimal geliyor. Biri sana seçenek sunmuyor da.
Evet bu hadiseden herhalde yaklaşık bir bilmiyorum 18 sene sonra 10 sene sonra falan geldi aslında Dubai.
Öyle mi? Hemen gelmedi yani.
Hemen gelmedi. Ben onun için denemeler yaptım sandım.
Hayır. Dubai'ye hemen gelmedi. Fakat Dubai benim İstanbul'da kalmama sebep oldu Dubai düşüncesi.
İstanbul'da kalmasaydım Dubai'ye de hiçbir zaman gitmeyecektim.
Anladım. Yani o yüzden bir şekilde hani orada Tanrı'nın dokunuşu dediğim şey tam olarak da bu.
Bazen bize küçük sinyaller gönderiyor ve biz o sinyallere farkına varmıyoruz.
O yüzden hani... Evrenle bağlantıda kalmak ya da gerçekten kalbinin ne istediğine, o sese izin vermek önemli bir şey.
İç sesin sana ne söylüyor?
Çünkü bence hepimiz bu iç gücüye sahibiz.
Sadece zaman içinde, hayatın yoğunluğu içinde ya da otopilotta yaşarken bunu unutuyoruz bu kasımıza.
Ama buna sahibiz.
Birini gördüğümüz zaman biliyoruz mesela bu kişiye güvenebilir miyiz, güvenemez miyiz, bize iyi mi gelecek, kötü mü gelecek?
Onu hissetme yeteneğine sahip olduğumuzu düşünüyorum.
Bunu dinlemeyi... Yol içinde öğrendim ben.
Yani bana doğal olarak gelmedi bu.
Böyle bir şey iddia edemem.
Ama hayat yolculuğu içinde bu sesi dinlemenin önemli bir şey olduğunu fark ettim.
Peki o karanlık noktada dönecekken bir anda fikrini değiştirdin.
Ve İstanbul'da kalmaya karar verdin.
Ve orada seni bugüne getiren edindiğin beceriler olabilir.
Senin çıkışını sağlayan rehberin olabilir.
O zor noktadan neydi?
Yani işte bekar bir anne olmak mı?
Çocuğun için çalışmak mı?
Kendi hedeflerin için, hayallerin için daha fazla emek göstermek mi?
Kurduğun dünyayı gezme hayali mi?
Bir sürü şey olabilir. Neye tutunarak o noktadan çıktın sence?
Bunun herkesin içinde kendi cevap vermesi gereken bireysel ve çok böyle özgün bir cevap olduğunu düşünüyorum.
O yüzden başkaları adına konuşmak istemem.
Fakat benim için galiba en önemli çıkış noktası hiçbir şeye tutulmamam gerektiğini fark etmek oldu.
Özgürleştirici. Çünkü tutunduğun herhangi bir şeyin yarın seninle birlikte olma ihtimali yok.
Bunu iyi bir şey olarak söylemiyorum.
Çünkü bazen hayata güvenmen gereken ya da hayatındaki birine güvenmen gereken durumlar olabilir.
Bunu kesinlikle genelleştirmek için söylemiyorum.
Ama hepimizin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini fark ettim ben.
Ve sonra dönüp dedim ki senin etrafında sana destek olacak birileri olamadı.
Çünkü ailem o dönem uzakta yaşıyordu vesaire.
Peki sen öykü olarak?
çevresinde desteğe ihtiyacı olan ve o desteği bulamayan insanlar için ne yapabilirsin?
Yeni bir soruyla başladı aslında her şey.
Evet. Ve ondan sonra ben çalışırken birazcık da o dönem işte hukuk kariyerimin olmasının etkisiyle çevremdeki kadınlara ve işte bir çıkış noktası arayan insanlara hep yanlarında olmaya çalıştım.
Biri eşinden evinde şiddet görüyorsa ve gidecek bir yere ihtiyacı olsa evin kapıları bizde hep açıktı.
Şimdi dinleyenler bilmiyorlar ama oğlumun da mesela hukuk okumaya karar vermiş olmasının en büyük sebebi böyle bir serüven.
Yani onun da kendi hikayesi içinde böyle bir serüvenden geçmiş.
Ve bunları çok doğal karşılayan bir çocuk olarak büyümüş olması.
Yani bizim eve bir dönem sürekli birileri geliyordu.
Eşinden kaçması gereken, saklanması gereken, hukuki bir mücadelesi olan bir şekilde azınlıkta kalmış başka sebeplerle vesaire gibi.
durumlar vardı. Dolayısıyla kadınlarla çalışmaya böyle başladım ben.
Ve bunun dönüştürücü ve iyileştirici bir etkisi olduğunu fark ettim.
Rumi'nin çok güzel bir lafı var diyor ki ışığın kalbine dolduğu yer en büyük yarandır.
O yaraya izin vermek lazım bazen.
Aslında sen o ışığı yardım ettiğin kadınlarla beraber kendine çekmiş oldun.
Evet. Aynen öyle. Yani o benim için Yani bir şekilde bir anlam yükleme şeyi aslında.
Başıma bunlar geldi ama başıma bunlar bu yüzden geldi.
Çünkü benim bu kadın olmam ve diğerlerine yardımıyla uzatmam gerekiyordu diye düşünmeye başladım ben kendi içinde.
Ve bu beni çok besleyip büyüten bir şey oldu.
Onlara yardım ettikçe aslında ben kendime de yardım etmiş ve iyileşmiş oldum.
Evet kesinlikle.
Aslında senin çıkış ipin biraz da mesleğini kullanarak kadınlara ulaşabilmek ve onları destekleyebilmek olmuş.
Kesinlikle. Çok çok değerli.
Bence. Peki ondan sonrasında yolculuğun nasıl devam etti?
Sonra kadınlara destek oldun.
Sonra 10 sene boyunca İstanbul'da bu alanlarda hukuki olarak çalıştın.
Hukuki alanda. Sonrasında Dubai'ye gitme kapısı nasıl açıldı?
Dubai'ye gitme kapısı birkaç şey.
Birincisi birinci bölümde bahsettiğimiz bu dünya turuna gitmiş olmanın ve orada işte pasaportsuz kalmış olmanın yarattığı şey.
İkincisi Her zaman hayatta bir pozitif bir etki yaratma çabam oldu benim.
Ve ben bu çabayı bir ofisin içinde avukat olarak bunu bu mesleği yapanlara büyük bir saygıyla söylüyorum tercihleri buysa.
Fakat benim için doğru meslek bu değildi.
Çünkü ben işte ofiste kalıp sözleşme hazırlayarak bu etkiyi yaratamayacağımı fark ettim.
O yüzden benim başka bir şey yapmam gerekiyordu.
Çok fazla böyle insan kaynaklarına geçeyim diye planladığım bir şey değildi aslında.
O bana tamamen yol üstünde geldi.
Dubai'de hakeza öyle.
Yani ben tamamen İngiltere'ye vesaire gidip yerleşmeyi planlarken bir şekilde Dubai'den bu fırsat geldi.
Çeşitlilik alanında çalışacak olmak beni çok heyecanlandırdı.
Çünkü burası benim kendi hikayemde çok beslediğim bir alan.
Ve hani zaten bütün mozaiğin parçalarının bir şekilde yerlerine oturduğunu hissettim bu işi yapacak olmakla.
Dolayısıyla böyle taşınmaya karar verdim.
Yaklaşık bir 8 yıldır. İnsan kaynakları ve çeşitlilik alanında çalışıyorum.
Bazen bana soruyorlar hukuka geçmeyi özlüyor musun diye.
Hukuka geçmeyi özlemiyorum ama hukuk okumuş olmanın ve o...
bakış açısıyla olaylara bakmanın ve ipleri birbirine bağlayabilmenin de bir zenginlik ve tecrübe olduğunu hissediyorum işimi yaparken.
Kesinlikle aslında şimdi şey geldi aklıma sen anlatırken bu yeni neslin tek bir mesleğe sahip olmayacağından bahsediliyor.
Yani işte atıyorum sürekli kariyer değiştirme 4-5 yılda belki 10 yılda bir kariyer değiştirme ihtimalinin yüksek olduğu düşünülüyor.
Öyle olduğunda da aslında hep üstüne koyarak ve bir önceki deneyimin bir önceki mesleğin bilgileriyle Yeni mesleğe geçmiş olacaklar.
Bizler sanırım bu Y kuşağındayız.
Y kuşağındakiler sanırım.
Mesela ben de bu üçüncü kariyeri diyebilirim.
Hem işte terapistlik var hem yayıncılık var.
Şimdi bir podcasterlık çıktı.
Üçüncü deneyimim olacak işle alakalı.
Ama burada bana işte daha önce basılı yayında bulunmuş olmak.
Bir tecrübe olarak geliyor ya da işte terapislikten gelen dinleme becerisi ya da işte karşındakine yansıtma becerisi bir tool olarak bir beceri olarak gelmiş oldu.
O açıdan da bence bütün iş kolları birbirini destekleyerek ilerliyor.
Sende de sanırım hukukla insan kaynakları birbirini bayağı besledi.
Şöyle Çinlilerin sevdiğim bir atasözü var diyor ki bir insanın...
...kendi yüzde yüz potansiyeline ulaşabilmesi için...
...üç farklı kariyer eşiğinden geçmesi gerekir.
Güzelmiş. Şu anda ikideyim.
Fakat içimde önlenemez bir girişimcilik ruhu var.
O yüzden bilmiyorum. Bir yerlerde mutlaka üçüncüyü de keşfederim diye düşünüyorum.
Söylediğin şey çok doğru aslında.
Bugün dönüp baktığımızda iş dünyasında yetenek olarak tanımladığımız şey...
Portfolyosunda birbirinden farklı deneyimleri, tecrübeleri, iş tecrübesi anlamında söylüyorum bunu olan kişiler.
Ve bunları dünyanın neresinde hangi pozisyonlara koyarsan koy tabii ki becerilerine ve yeteneklerine göre bir şekilde...
...survive edebiliyorlar ve sıfırdan başlayıp o işi öğrenip bir şekilde başarı gösterebiliyorlar.
Ve bu önemli bir yetenek baktığın zaman.
Eskisi gibi tamam bunu okudun.
Bütün ömrün boyunca o meslekte kalmasın gibi bir şey yok.
Çünkü şu anda hiç bilmediğimiz işlerin gündemde olacağı bir dönemden geçiyoruz teknolojinin bu hızlı yükselişi nedeniyle.
Galiba çok da eklektik olarak devam edecek.
Kimse tek bir işi yapıyor olmayacak.
Bir sürü tanıdığım psikolog aynı zamanda işte YouTube programı ya da podcast yapıyor.
Ya da işte ona benzer birbirini besleyen alanlarda devam eden insanlar var.
Şimdi benim aklıma bir şey daha geldi.
İş hayatı dışında aslında seni besleyen ve bence benim gözlemlediğim kadarıyla sana ilham olan şeylerden birisi surf.
Evet. Sevdiğim bir yere geldik ha.
Yani ben çok yaz ve deniz insanıyım.
Deniz hayatımda olmadan yaşayabilen bir insan değilim.
Sörf yapmaya da yakın bir zaman önce başladım.
Çok profesyonel sörfçü olduğumu iddia edemeyeceğim.
Büyük bir kısmı şu andaki sörf hayatımın düşmekle ve nasıl düşeceğini ve hayatta kalacağını öğrenmekle geçiyor.
İşte bu, işte bu aradığımız bilgi.
Fakat sörfün çok filozofik bir tarafı olduğunu düşünüyorum.
Yani o dalgaların dibe vurması, tekrar yükselmesi, sen sörf yaparken sadece deniz ve senden ibaret bir dünyanın var olması.
Böyle bir 30 saniyeliğine, 60 saniyeliğine.
Onun çok özgür ve çok...
Evrenle bütünleşmiş hissediyorsun kendini.
Hemhal oluyorsun. Evet galiba en güzel böyle ifade edebilirim.
Peki surf sana şimdi düşmeyi iyi düşmeyi öğreniyorum diyorsun ya.
Sana mesela farklı bir içgörü kazandırdı mı?
Hayatındaki örneklere yayabiliyor musun oradaki deneyimlerini?
Ya şöyle söyleyeyim bu konuda çok komik bir şeyim var benim hikayem.
Surf yapmayı öğrenmeye başladığımda o kadar çok oturup.
Sörften öğrendiklerim hakkında filozofik olarak düşünüyordum ki tahtanın üstüne çıktığında sörf yapamadığım zamanlar biliyorum bu yüzden.
Çünkü o kadar çok şey aklıma geliyordu ki düşünceler ve duygular içime akıyordu ki hani sörf yapmaya başlayamayıp tekrar sahile dönüp benim bunu bir sindirmem lazım.
Çünkü aklıma bir şey geldi ya da iki dakika yazmam lazım falan dediğim anlar biliyorum.
Çünkü gerçekten şunu hiç bilmiyordum ben sörfe başladığım zaman.
Belki de bir şekilde o yüzden sörfle yolum kesişti.
Ben çok mükemmelliyetçi bir insandım.
Emekli mükemmelliyetçiyim şu anda diyebilirim sanırım.
Fakat çok mükemmelliyetçi bir insanım.
Dolayısıyla hata yapma diye bir kavram yoktu benim kafamda.
Bu hata yapmadığım anlamında söylemiyorum ama mümkün mertebe hatayı engellemeye çalışıyordum.
Surf bana şunu öğretti galiba en çok.
Hata yapmakla ilgili bir sıkıntı yok.
Hata yapabilirsin, düşebilirsin.
Hayatta kalabildin mi?
Konu burada. Bir önceki birkaç önceki epizodlardan bir tanesinde senin Senem'le sohbetinde Senem'in bunu çok güzel ifade ettiği bir an var.
Diyor ki karanlık bir yoldan geçerken nefesine dön ve o nefes seni tekrar diyor ağına getirecek.
Bu çok kıymetli bir şey. Herhangi bir zorlukta, sörfte de öyle düştün.
Kendine şunu hatırlat. Nefes alıyor musun?
Hayattasın. Tamam o zaman bir şekilde baş edersin.
Tekrar başa dönme ihtimalin her zaman var.
Şimdi sen surf'tan bahsederken ve orada hemhal olmaktan bahsederken bir önceki bölümde Gülay'la yaptığımız podcast'ta şeyden bahsetmişti.
Zorlandığı yerden çıkarken resim yapmayı öğrenmeye başlamış.
Ve resmi yaparken bir bebek gibi tamamen sıfırdan bir bardağa bakmayı, onu bütün detaylarıyla görmeyi.
İşte onu yeterince dikkatle incelemeyi öğrendiği zaman aslında başka düşüncelere gidemiyor.
Ve aslında orada bardakla hemhal oluyor ya da işte resimle boyayla hemhal oluyor.
Ben keza işte 29 yaşında piyano öğrenmeye çalıştım.
Orada işte başka şeyler düşünemiyordum.
Çünkü o tuşlara bakmam lazım ya da işte o notalara bakmam lazımdı öğrenmek için.
Sen sörfte... ...sörf anının içinde, tahtanın üzerinde olduğunu hissetmen...
...ve başka şeylerin aklına gelmemesi lazımdı büyük bir ihtimalle.
Peki başka neler oldu sörfte?
Burada şöyle çok komik, trajikomik bir anımı paylaşmak istiyorum.
Bundan bir 5-6 yıl önce Tayland'a gittim ben.
Yeni sörfe başladığım bir dönemdi.
Ve orada bir akşam biri kum falı bakıyor sokakta.
Dedim ki çok enteresan geldi bana.
Oturdum ben de ne görüyorsun kum falında falan böyle.
Adamla muhabbet ediyoruz. Ve adamın bana ilk söylediği şey şu oldu.
Suyla ilgili bir şey yapıyor musun? Ama o dönem sörf hayatımda bu kadar böyle yoğun değildi.
Yani ufak tefek bir şeyler yapıyorum.
Niye falan dedim böyle. Su da öyle bilirsin sen.
Suya da dikkat et. Hadi bakalım.
Birincisi bu. Bu yıl bir ay kadar önce Bali'deydim.
Bali'ye sörf yapmaya gittim.
Fakat orada da böyle el avuç içi.
Ben işte haritana bakıyorlar vesaire falan filan.
Bu işleri de meraklıyım böyle. Oraya da gittim böyle.
Neyse. Hiç mi baktırmamıştım el falama.
Dedim ki ne görüyorsun söyle ve kızın söylediği ilk şey şu oldu.
Suya dikkat et. Hadi bakalım.
Ve bu iki kere hani her ne kadar bunu böyle eğlenmek için yapıyor olsak da iki kere birinden böyle bir şey duymak beni birazcık okey tamam burada bir şey var falan.
Ama onun dışında hani işin şakası bir yana gerçekten sörf tahtasının üstündeyken Çok dalgalar böyle aşırı vaziyette değilse de çok anda olmanı gerektiren bir şey.
Yani sadece surf tahtası hatta bir noktadan sonra tahta bile değil.
Ama dalga ve sen ve birazcık rüzgar ve o suyun yüzüne vurduğu an var aslında.
İnsanı çok özgür hissettiren ve doğayla çok bütünleşmiş hissettiren bir şey.
Dolayısıyla başka bir şey düşünmeye vaktin yok zihninde.
Çok orada olmak zorundasın.
Ben ekstra orada olmak zorundayım çünkü suda başıma bir şey geliyor.
O yüzden çok o anın içinde yaşamımı...
sağlayan, kendimle böyle çok barışık olduğum bir tür meditatif bir şey benim için sörf yapmak aslına bakarsan.
Çok güzel. Katkın için çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim. Zevkle. Birçok kişiye ilham verdiğini düşünüyorum.
Tekrar teşekkürler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
