
S1 B5: Çocukla Dünyayı Gezmek Bize Ne Sağlar? - Öykü Api
12 Şubat 2025 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Öykü Api ile önce uzmanı olduğu insan kaynakları ve çeşitlilik alanına giriyoruz. Sonra ise 9 yaşındaki oğluyla dünyayı gezdikleri ve bize ilham veren 1 aylık tur kendilerine ne kattı dinliyoruz.
🔗 Bölümleri Spotify ve Apple Podcasts'ten dinleyebilirsiniz, yeni bölüm bildirileri için takip etmeyi unutmayın.
#MitolojiPodcast #PsikolojiVeMitoloji #AnlamArayışı #KahramanınYolculuğu #DünyaTuru #ÇocuklaGezi #6kıta1çocuk #15temmuz #ilhamverenöyküler
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum Öykü Api ile sohbet edeceğiz.
Öykü uzun bir yoldan geldi.
Dubai'den İstanbul'a geldi ve ne şanstır ki stüdyomuzda bize konuk oldu.
Hoş geldin. Hoş bulduk.
Nasılsın? Teşekkür ederim.
Gayet iyiyim. Burada olmaktan da çok mutluyum.
Bu sabah kendi kendime düşünürken dedim ki bu podcast'ı çekmek mukadderatımızda varmış demek ki.
Çünkü zaten Ocak sonunda burada olmayı planlarken bir yandan senden böyle hoş bir teklif gelince bence çok güzel denk geldi.
Harika. Çok sevindim.
Şimdi kısaca seni tanıtmak isterim dinleyenlere.
Gaziantep'te doğdun ve büyüdün.
İstanbul'da hukuk eğitimi aldıktan ve uzun bir süre, 10 yıldan fazla.
Bu alanda çalıştıktan sonra Dubai'de insan kaynakları ve çeşitlilik yöneticisi olarak çalışmalarına başladın.
Şu anda da burada devam ediyorsun aynı alanda.
Deyat etmek, kadın hakları, eşitlik konuları ise özel ilgi alanların arasında.
Tanrı'nın Dokunuşu ve Şiiderz adlı iki kitabın var ve tüm bunlara ek olarak Bekar Bir Annesin.
Tüm bu bilgileri verirken dinleyicilerin kafasında neler canlandı bilmiyorum ama bu çeşitliliğin nasıl bir zenginlik olduğunu daha net görmek için senin uzmanlık alanına biraz giriş yapmak istiyorum.
Bize insan kaynaklarında çeşitlilik yani diversity teriminin ne zaman önemli bir başlık halini aldığını anlatabilir misin?
Ve iş dünyasında çeşitlilik neden bu kadar önemli?
Yani aslında dönüp baktığın zaman 1960'lara kadar gidiyor bu işin tarihçesi.
O dönem Amerika'da siyasi hakların hareketlenmesi, işte birazcık ırkçılık konuları vs.
diye başlıyor. Sonra biraz daha bugünlere geldiğimizde 2000'lerde bunun aslında sadece etnik farklılıklar ya da köken farklılıkları değil, aynı zamanda farklı yeteneklerin iş yerine getirdiği zenginlikler üzerine insanlar çalışmaya başlıyorlar.
Biraz daha günümüze geldiğimizde de galiba işte bu farklı yetkinliklerin veya insanların biriktirdikleri farklı hikayelerin ve deneyimlerin.
aslında iş hayatında karar alma süreçlerini ne kadar hızlandırdığı veya iş kararlarını daha etkin hale getirdiği, inovasyonu tetiklediği ve yaratıcılığı beslediği gibi sonuçlar getiriyor bu.
Dolayısıyla burada bir fırsat olduğunu fark ediyor iş dünyası her konuda olduğu gibi.
Ve aslında bütün yolculuk böyle başlıyor.
Peki kariyerini avukatlıktan insan kaynaklarına çevirmeden evvel...
Bir yolculuğa çıkıyorsunuz oğlunla beraber.
Yedi kıta bir çocuk projesi koyuyorsunuz adını da.
Hatta bu bir sosyal sorumluluğa da dönüşüyor bir süre sonra.
Bunu okuyunca ben çok heyecanlandım.
Hem dünyayı gezmeyi hayali olan bir insanım.
Hem de kendi çocuklarımla da gezme deneyimi çok daha farklı oluyor.
Onu fark ediyorum. Eşimle baş başa gezerken dikkat etmediğimiz bir sürü şeyi şimdi çocuklarla gezerken görüyoruz.
Senin bu yolculuğa başlama hikayeni hem merak ediyorum hem de sonrasında sizin maceralarınızı.
Şimdi buna cevap verebilmek için birazcık benim kendi yolculuğumda geriye gitmemiz lazım.
Benim hayatımda hiçbir zaman eski eşim de dahil olmak üzere birlikte seyahat edebildiğim bir partnerim olmadı.
Dolayısıyla hayatımın bir noktasında ben dedim ki belki de bir kadın olarak...
Senin yolculuğun bir erkekle birlikte dolaşmak değil ama harika bir yolculuk arkadaşı olacak bir erkeği yetiştirmek.
Bu rolümü kabul ettim hayatta.
Ve ne zaman ki bu rolümü kabul ettim o zaman benim için de işler birazcık değişmeye başladı.
Bir de hani senin de özetlediğin gibi yaklaşık 15-20 yıldır...
Kadınlarla ilgili çalışıyorum ben.
Ve insanların bana geldikleri nokta hep hayatlarında cesaret bulmaya ihtiyacı olduğunda insanlar ya da bir yol ayrımında oldukları zaman bana geliyorlar.
Ve ben kendime dedim ki yaklaşık bir 2005-2006 yıllarında sen dedim bu hayatta cesur ne yaptın?
Yani senin bir hikayen olması lazım ki insanlara hani ben de şunu yaptım da siz de hani peşinden gelin diyecek bir ilham verecek bir şeyin olması lazım.
Ve sonra fark ettim ki ben seyahat etmeyi çok seviyorum.
Demek ki benim seyahatle ilgili bir şey yapmam lazım.
Hayatım boyunca hep bir dünya turuna çıkma hayalim vardı.
Fakat işte senin de anlattığın gibi.
Bekar anneyim, çalışmak zorundayım.
Öyle uzun uzun bir şu anda sabatical break dedikleri bir ara alıp uzun uzun böyle dünyaya falan dolaşmaya ne vaktim ne öyle bir maddi kaynağım var.
Ve genelde ben bir şeyi değiştirmek istiyorsam hep cebimdeki mevcut kaynaklarıma bakmayı çok seviyorum.
Mevcut kaynaklarıma baktım.
O zaman kurumsal hayatta çalışıyorum vesaire.
Ne yapabilirim diye. Ve şunu fark ettim.
bir aylığına o zaman işte bayram tatilini işte mevcut izinlerinde ipipe birleştirip vesaire bir aylığına gerçekten dünyanın etrafında tam bir tur atabildiğimiz yedi kıtaya değil ama altı kıtaya ayak bastığımız
bir şey dizayn etmek mümkün.
Oradan oraya giderek. Bunu nasıl yapabildiğini de istersen anlat çünkü Ben bilmiyordum mesela bu interrail bileti gibi bir uçak bileti tipi var değil mi?
Başka şirketlerde de var ama Star Alliance'ın bilmiyorum reklam sayılacak mı bu.
Bir round the world trip diye bir...
Çek defteri gibi biletler dizisi var.
Ve bunları yaklaşık bir yıl önceden ayırtarak işte bazı kurallara tabi dünyadaki okyanusları sadece bir kez geçebiliyorsunuz.
Dolayısıyla gerçekten bir çember çizmeniz gerekiyor dünyanın etrafında.
Oradan oraya gitmenize hizmet eden, size bunun için en uyumlu uçak biletlerini getiren bir program bir tür.
Bunu isterseniz bir ayda yapabilirsiniz, isterseniz bir yılda yapabilirsiniz falan filan.
Dolayısıyla buna denk gelince bu beni çok heyecanlandırdı.
Çünkü bu bir hayali gerçek kılmak için hani verilmiş böyle yaratılmış bir şey.
Evet. Sonra biz bu yolculuğa çıkmaya karar verdik.
Peki şeyi merak ediyorum.
Efe'ye bunu söylediğinde nasıl bir tepki geldi?
Çok heyecanlanmıştır büyük bir ihtimalle.
Şimdi Efe o dönem 9 yaşındaydı.
Evet. Yani Efe tabii ki çok heyecanlandı.
Çünkü Efe yaklaşık iki yaşından beri benimle böyle paket gibi her yere gezen, işte uykusu geldiğinde iki sandalyeyi birleştirip rahatça uyuyabilen, böyle yediğine içtiğine o kadar hani takılmayan bir çocuktu.
Dizayn olarak. O konuda şanslıydım ya da ben onu öyle yetiştirdim.
O yüzden son derece uyumluydu o anlamda baktığın zaman.
Fakat etrafımdaki herkes bana bu fikri duyduğunda ne yani?
Dokuz yaşında bir çocukla hani dünya turuna mı çıkacaksın falan.
Yanına ilaçları aldın mı falan.
Bir de şöyle bir enteresan bir şey vardı.
Herkesin ortak duyduğum bir şey.
Hiçbir şey hatırlamayacak. Halbuki 9 yaşında şu anda Efe 18 yaşında.
9 yaşında o seyahate çıkmış olmak Efe'nin kendi karakterinde ve yolculuğunda birçok şeyi pozitif anlamda değiştirdi.
Kesinlikle katılıyorum değiştirmiştir.
Bir de bence bizim 9 yaşımızı hatırlamamamız biraz da bu dijital kaynakların çok fazla olmamasıyla da alakalı.
Şu an ben kızlarımın her anını videoya çekebiliyorum, fotoğraf alabiliyorum.
2 yıl önce gittiğimiz bir şeyin fotoğrafına bakınca...
Daha canlı kalıyor aslında onun anısı.
Efe için de büyük bir ihtimalle bu imkanları olduğu için daha hatırlıyordur.
Dönüp dönüp baktıkça o anı, o duyguyu hatırlıyordur diye düşünüyorum.
Çok doğru bir şeye temas ettin.
Oradaki o duyguyu hatırlaması çok mühim ve kıymetli aslında baktığın zaman.
Çünkü kendi hayatında cesaret gerektiren bir şey yapmak istediğinde hep şunu düşünüyor.
Bunu 9 yaşındayken yaptım.
Yani onun ona verdiği bir güven duygusu ve hani daha iyi başarma isteği var bir sonraki gideceği adımlarda.
Sonra çıktınız yola.
Nereden başladınız onu da söyle. Birazcık rotadan bahsetmek isterim.
Ümitburnu'dan, Güney Afrika'dan yola çıktık.
Ümitburnu benim için önemli bir başlangıç noktasıydı.
Çünkü hayatımda bir gün bir cesur bir şey yapacaksam...
Afrika'dan başlarım diye bir şeyim vardı.
Kendi içinde hep böyle bir inancım vardı bir.
İkincisi Ümitburnu denizcilerin hep böyle hani bir şeylere başlangıç noktası kabul edildiği için.
O yüzden benim için kıymetliydi oradan başlamak.
Hala da çok severim ve bir gönül bağım olduğunu düşünüyorum Cape Town'la.
Dolayısıyla Güney Afrika'dan yola çıktık.
Güney Afrika'dan sonra Singapur.
Güney Afrika'da anınız var mı peki?
Anlatacağım. Önce notayı, önce notayı.
Önce iyi haberler.
Harika. Önce iyi haberler.
Güney Afrika'dan Singapur, Singapur'dan Malezya, Malezya'dan Avustralya, Yeni Zelanda, Arjantin, Amerika, İngiltere ve İskoçya.
Oradan da dönüş şeklinde böyle hani gerçekten gözünün önüne getirdiğin zaman hani dünyanın etrafında bir tur.
Güney Afrika'da bir anımız var mı?
Yani tabii ki 30 gün içinde 9 yaşında bir çocukla böyle bir şey yapmaya kalktığında her yerde yaklaşık 2-3 gün kalıyorsun.
Ve hani bu tabii ki hani büyük bir çeviklik ve hani sabır ve bir sürü şeye hazır olabilme, çözüm üretebilme vesaire gibi şeyler gerektiriyor.
Hayatımızda ilk defa Güney Afrika'ya gidiyoruz.
Cape Town'a indik ve işte orada bir yerde kalıyoruz falan bir yerlere dolaştık vesaire.
Bir taksiye bindik bir gün.
Yani taksiye bindik ve bir yerden otelimize döneceğiz.
Fakat taksinin üstünde taksi yazmıyor.
Hadi bakalım. İçinde bir taksi metresi yok.
Ve yaklaşık bir 10 dakika falan kaçırıldığımızdan çok emindim.
Ve çocukla birlikte kaçırıldığını düşünmek galiba.
Burada acil durumlar için bıraktığım kıymetli bir arkadaşıma mesaj gönderdim hemen.
Ve dedim ki bir taksi değil.
Taksinin plakasını hatırlamıyorum.
Ve bence dedim kaçırılıyoruz.
Orada böyle terler döküyorsun değil mi?
Yani şimdi bunu tabii gülerek anlatıyorum ama o zaman o mesajı alan arkadaşım da burada olsa ve neler yaşadığını o yarım saat içinde biz otele ulaşıncaya kadar anlatsa.
Yani tabii ki bir şey olmadı. Yani onun sadece hani normal...
Resmi olarak taksi olarak çalışmayan ama başka işler de yapan biri olduğunu ve bize biraz daha fazla hani paraya mal olduğunu falan sonradan öğrendik ama yani başımıza günün sonunda böyle hani bir şey gelmedi hayati.
Ama böyle komik bir anımız var yani.
Evet oradaki gerilim bana geçti şu anda yani.
Peki sonrasındaki adımlarda neler oldu?
Ya şöyle hani tabii ki bir şey planlarken...
Her şeyin nasıl gideceği konusunda emin olamıyorsun.
Tabii. Yani hava durumu gibi işte beklenmeyen olaylar gibi şeyler var.
Fakat tam olarak 15 Temmuz akşamı o tarihi hatırlayacaktır dinleyenler.
Biz Yeni Zelanda'dan Arjantin'de çok uzun bir uçuş gerçekleştirdik.
Yani 1.24 saati kaybettik saat farklarından dolayı falan şeklinde.
Arjantin'de indik havalimanına pasaport kontrol değilse herhalde hayatımın sonuna kadar unutmayacağım bir an şu anda da tüylerim diken diken oluyor anlatırken.
Pasaport kontroldeki görevlilik bizim pasaportlarımızın Türk pasaportu olduğunu görünce dedi ki lütfen güvenlikten geçtikten sonra ailenizi arayın.
Hadi bakalım ne oldu ülkede diyorsun.
Ve ben direkt dedim ki İstanbul'da deprem oldu.
Yani çünkü aklım o an başka hiçbir şey gelmedi.
Fakat sonra fark ettim ki adam İstanbullu olup olmadığımı bilmiyor ki.
Neyse biz böyle canhıraş bir şekilde bavullarımızı falan aldık.
Dışarına çıktık, havalimanının iç kısmındayız.
Orada televizyon ekranlarını gördüm.
Ve hiçbir şey anlamadığım bir yerde, zaten ses de yok yani anlamaya çalışsanız da, Boğaz Köprüsü'nü gördüm.
Boğaz Köprüsü'nün üstünde askerler var, tanklar var.
Ve ailemi aradım.
İşin trajikomik tarafı...
Ailem benim İstanbul'a yakın bir safiye semtinde yazlık evdeler.
Gece yarısı İstanbul'da uyuyorlar ve haberi benden aldılar.
Dedim ki İstanbul'daki şey oluyor Boğaz Köprüsü'nün üstünde askerler var.
Ailemi ben uyandırarak ben söyledim ben Arjantin'deyim.
Neyse sonunda biz Arjantin'de otelimize yerleştik.
Şöyle bir durum olduğunu yola çıkmadan önce bilmiyordum avukat olmama rağmen.
Bunu birçok kişinin de bildiğini zannetmiyorum.
Ama bir ülkede resmi olarak darbe olduğunda sizin pasaportlarınız hükümsüz hale geliyor.
Ta ki işler o ülkede yoluna girinceye kadar.
Ve siz dünyanın öbür ucundasınız.
Ve biz Arjantin'deyiz.
Birkaç gün başkentte kaldıktan sonra oradan Iguazu denilen bir oranın daha böyle Amazon ormanlarının içinde falan yani gerçekten Allah'ın unuttuğu bir yerinde bir planımız var oraya gitmek gibi.
Oraya gittik. Çünkü pasaportumuz yok.
Dünyanın üzerinde kalınabilecek en kötü yerdeyiz.
Özellikle 9 yaşında bir çocukla.
Yani hiç ideal bir noktasında değil.
Tur'un başka bir yerinde olmuş olsa bir şekilde şehir merkezine yakınsın, ne bileyim bir şeyler yaparsın.
Yani konsolosluğa gidebilirsin.
Gerçekten hani opsiyonlarının çok az olduğu bir nokta.
4-5 gün orada kaldık yani bir şekilde uzatmak.
Ne o yerlerde sanırım sağlık düşündürür daha çok.
Yani işte böcek mi ısırdı?
İşte ne bileyim alerji mi oldu çocuk?
Bir şey mi olacak? Yediği bir şey mi dokunacak?
O ihtimaller yani. Bir şey olmaz da o ihtimaller geçiyor ya aklında.
Şimdi iguazu.
Çünkü çok böyle yağmur ormanlarının falan içerisinde bir yer olduğu için oradaki en büyük risk sıtma riski.
Ve biz bunu giderken biliyorduk ona göre ilacımızı vesaire almıştık.
Ama sanıyorum birazcık orada sıkışıp kalmanın ve hiçbir çözümün olmamasının getirdiği stres.
Birazcık da hani gerçekten belki iklimsel bir şey ve o kadar hani yer değiştirmenin etkisiyle vesaire.
Oradaki son günümüzde gerçekten çok kötü bir şekilde hastalandım ben.
Yani ateşim böyle kırıkları falan çıktı ve öleceğimden çok emindim yani o akşam.
Ve oturup böyle bir acil durumda yapılması gerekenlere ilişkin bir mektup yazdım.
Efe'ye. Yani eğer benim başıma bir şey gelirse ne yapması ve kimi araması gerektiğine dair.
Ama onu korkutmamak için söylemedim.
Hayır bir şey söylemedim. Yani her ebeveynin buna empati yapabileceğini düşünüyorum dinlerken.
Yok bu çok iyi fikir bu arada benim aklıma gelmezdi.
Yani şu an söyleyince aa evet konuşmaktan daha mantıklı dedim yazıyı bırakmak.
Yani onu panikletmek istemedim.
Evet. Her zaman hayatta da öyleyim.
Elinde bir rehber olmasının bazen hayatı kolaylaştırabileceğini düşünüyorum.
Ne yazık ki hepimizin bazen öyle rehberleri olmuyor ilerlemek için.
Ama ona öyle bir rehber bırakmak istedim.
Yani eğer başıma bir şey gelecek olursa tamamen kendini yalnız hissetmemesi için.
Şans eseri. Ertesi sabah uyandığımda bayağı iyi bir haldeydim.
Ya da ilaçların etkisi. Aynı gün pasaportlarımızı artık kullanabileceğimizin haberi geldi.
Ve aslında hani baktığınız zaman işte bir 5 gün artı 24 saatlik bir yoğun stresten sonra şeyi herhalde hiçbir zaman unutmayacağım.
Amerika'ya biz Arjantin'den sonraki durağımız Amerika'da Houston'du.
Çünkü NASA'yı görmek istemiştik.
Houston'da pasaport kontrolden geçtikten sonraki anı hiçbir zaman unutmayacağım.
Hayatımda ilk defa bir yerin toprağını öpecek kadar kendimi böyle yani hani sonunda bir yerdeyiz yani hani diye böyle mutluluk ve şükürle karşılamıştım o anı.
Hani dolayısıyla... Böyle şeyler de geldi başımıza yani bir anda çıktık gittik ve hiçbir şey olmadan çok düzgün bir şekilde hallettik diyemeyeceğim yani başımıza çeşitli şeyler geldi aslına bakarsan.
Mümkün değil yani şuradan dolmuşa binip Taksim'e gitmeye çalışsak bile neler geliyor başımıza ki siz tam bir tur atmışsınız yani illaki şeyler oluyordur.
Peki Efe'ye en etkileyici gelen yer neresi oldu?
Ya bu çok zor bir soru çünkü mesela yolda seyahat ederken insanlarla tanışıyorsun.
Diyor ki onlar sana hayatımda en çok merak ettiğim şey Sydney Opera binası ve sen şu moddasın.
Aa üç gün önce oradaydım iki gün sonra özgürlük alayım.
Yani o şey çok güzel bir özgüven.
İkincisi bir şey başarmış olmanın haklı gururunu yaşıyorsun.
Galiba Efe'de en çok gözlemlediğim şey bu.
Çünkü o bir esneklik de gerektiriyor.
Bu kadar seyahati 9 yaşında bir çocuğun kaldırabilmesi hem yol açısından jetlaktır, saat farkıdır vesaire hem onları karşılayabiliyor.
Hem yiyecek, yemek, besin farklılıklarını karşılayabiliyor.
İklimsel farklılıklar var.
Bayağı sağlam bir resilience diyoruz ya şu anda o esnekliğin gelişmiş olması lazım sanırım.
Aslında dönüp baktığında...
Okulda veya normal sistemik öğrenim modeli içinde öğrenemeyeceğin birçok şeyi öğretmek için çocuklara çok güzel bir fırsat.
Çünkü birincisi ne kadar az eşyayla ne kadar yaşayabileceğini görüyorsun.
Ne kadar az şeye ihtiyacın olduğunu fark ediyorsun.
Bu bence çok kıymetli bir şey.
İkincisi yine mesela Afrika'da kısmen Malezya'da da çok...
Yoksul bölgelere gittik.
Çünkü biraz önce sen bahsettin.
Biz bu seyahatimizi bir sosyal sorumluluk projesiyle o zaman birleştirmiştik.
Türkiye'deki okullarda çocukların yazdıkları kartpostalları oradaki değişik okullara götürdük.
Cülver kitaplarıyla beraber.
Dolayısıyla orada hani...
Lokal orada yaşayan insanlarla iletişim kurduğumuzda ya da oradaki çocukların hayatını gözlemlediğinde Efe şeyi fark etti.
Hani burada temiz bir yatağının olması, başının üstünde çatısının olması, istediği zaman istediği yemeğe ulaşabilecek olmasının ne kadar kıymetli ve önemli bir şey olduğunu.
O farkındalık bence bir çocuk için çok önemli bir şey.
Özellikle şu dönemde. Yani biraz daha böyle işlerin hızda aktığı, istediğimiz her şeyi istediğimiz an elde edebileceğimizi düşündüğümüz bir hayat modelinde bir yandan bir yerlerde öyle yaşayan insanlar olduğunu gerçekten görmek ve onlarla
birlikte zaman geçirmek. Yemek yemek gerçek hayat deneyimi yani baktığın zaman.
Evet yani belgesel izlemek gibi değil.
Değil. Bir de onun dışında Tanrı'nın Dokunuşu adlı kitabında bir kısım var.
Beni oldukça etkiledi.
Şöyle diyorsun. Ne kadar cesaret ve özveri gerektirirse gerektirsin paylaşmadığın hiçbir hikayenin asla tamamen sana ait olamayacağını bil.
Bu beni çok etkiledi ve hikayelerimizi paylaşmak neden önemli sana göre biraz bundan bahsetmeni isterim aslında.
Çünkü baktığın zaman ne kadar önemsiz, ne kadar sıradan, ne kadar basit gözükürse gözüksün hayatımızda başımıza gelen her şeyin bizim hikaye mozayimiz içinde bir önemi var.
Bütün bunlar aslında bir tür senin podcastinde de belirttiğin Ariadne'nin ipinin.
Küçük ilmekleri aslında seni bir yere götürüyorlar.
Özellikle zor zamanlarda yani bir şeyin içinden geçtiğin durumlarda o hayat hazinelerine dönüp biriktirdiğin olaylara, olgulara, deneyimlere bakman seni besleyen ve güçlü kılan bir şey eğer farkındalığın
varsa. O yüzden hayatında hikayene sahip çıkmanın önemli bir şey olduğunu düşünüyorum.
Ben kendimle ilgili bir cevap vereyim buna.
Sen biraz önce belirttin Gaziantep'te doğdum ben.
Bir tarafı çok tradisyonel.
Bir tarafı çok batıya dönük çünkü annem benim İstanbullu böyle yedi köken İstanbullu bir soydan geliyor.
Babam da çok geleneksel bir Gaziantep'li.
Bunu ikisinin biri diğerinden daha iyidir veya kötüdür anlamında söylemiyorum.
Ama çok şanslıyım ki beni yetiştirirken iki tarafın da hep birbirlerine hoşgörüyle yaklaştıkları için ve iki tarafı da haklı haksız diye değil ama bu senin zenginliğin olarak bana gösterdikleri
için. O bende çok büyük bir adaptasyon yeteneği sağladı mesela.
Ve farklı tarafları görmeye çok meyilliyim.
O yüzden mesela şu anda çeşitlilik alanında çalışıyorum.
Çünkü doğal bir gözlem yeteneğim var.
Nerede kim daha sessiz kaldı, nerede kimin hakkı yendiği çok.
O yüzden belki de hukuk okumaya karar verdim ilk başlangıcında baktığında.
Dolayısıyla hani şimdi benim hikayem üzerinde konuştuğum zaman her bir yapı taşının seni bir yere getirdiği bir nokta var.
Hiçbiri önemsiz, sıradan ya da rastgele olmuş şeyler değiller.
Onların hepsi birer birer...
Senin hayat hikayeni örmene yardımcı oluyorlar.
Peki bu hikayeni anlatma konusu.
Mesela ben işte belli bir yaşa geldim.
Diyelim ki 35'e kadar geldim.
Ve ondan sonra orada bir es veriyoruz ya.
Bir kariyerde bir şey oluyor.
Ya işte çocuk sahibi oluyorsun ya bir şey oluyor.
Bir yerde bir es veriyoruz hayatta.
Verdiğimizde şöyle bir geri dönüp bakıp.
Ben ne yaşadım? Neler vardı şimdiye kadar?
İşte hangi tuğlaları koyarak ördüm bu hayatı?
Gibi baktığım zaman. Bunu paylaşmak daha da değerli hale geliyor sanırım başka insanlara ilham olması açısından.
Çünkü paylaşmadığın hiçbir hikaye aslında sana ait değil.
Yani sen o yolculuğu kendine saklıyorsan eğer, çok güzel bir laf var, dur bakayım hatırlayabilecek miyim?
İnsanların kendileri için yaptıkları şeyler kendileriyle birlikte toprak olur.
Ama başkaları için yaptıkları şeyler onlardan sonraya da var olmaya devam ederler.
önemli bir şey. Çünkü eğer sen sadece kendin var olup gitmek istiyorsan tabii ki buna da saygı duyarım ve anlaşılabilir bir şey.
Ama baktığın zaman zamanın bütün çerçevesinde kendinden sonra da devamlılığını sağlamanın çok güzel bir yolu hikayeni paylaşmak.
Çünkü ben şu anda mesela anneannem ve dedem hayatta değiller benim ama onların bana öğrettikleri birçok şeyi ben taşıyorum benimle beraber.
Aynı şeyleri çocuklarıma öğretiyorum.
Çocuklarım kendi çocuklarını öğretecekler.
Bu da bir şekilde hayatta kalmanın Yaşamla olan dengenin ve alışverişin var olmanın güzel bir tarafı yani.
Neden bundan yararlanmayalım ki?
Kesinlikle öyle. Hem de mesela dedemiz, anneannemiz ya da atalarımızın aslında bir yandan da ölümsüz olduğunu görüyoruz.
Hem gen aktarımıyla hem de bilinç anlamında.
Bana işte annem babam anlatmasa onların hikayesini.
Onlar benim zihnimde yaşamıyor olacak.
Ama ne kadar anlatılırsa o benim aklımda bir referans noktası.
olarak kalıyor işte. Ha anneannem böyle bir zor durumda bunu yapmış.
Ya da işte dedem bu durumu böyle karşılamış gibi.
Aslında onu ölümsüz kılan bir şey de oluyor hikayesinin anlatılması.
Ve bilmiyorum katılır mısın, seni köklenmiş hissetmene neden oluyor bu durum.
Kesinlikle. Ben mesela benden önceki beş kuşaktaki kadını biliyorum.
Yani kendi anneannem, anneannemin anneannesi vesaire.
Hepsi bir şekilde bekar kalmışlar çocuklarıyla.
Böyle bir özellikleri var.
Ve hepsi bir şekilde zor yollardan geçerek hayatta kalmayı başarmışlar.
Ve böyle hayatımda zor bir şey yapacağım zaman her zaman şunu hissetmeye çalışıyorum kendi içimde.
Senin arkanda duran beş güçlü kadın var.
Bu insanı çok köklü ve şey hissettiriyor.
Normalde ben aidiyet duygusu çok yüksek bir insan değilim.
Bu yüzden aidiyet alanında çalışıyorum.
Fakat bunu düşünmek, o beş kadının benim arkamda durduğunu hissetmek beni çok...
Ayaklarımı yere bastığı, kendimi çok güçlü hissettiğim bir noktaya getiriyor kendi içimde.
O yüzden hikayeni bilmek kıymetli bir şey.
Yani herkesin beş kuşak öteye gitmesine ihtiyacı yok.
Kendi hikayenin ve zenginliğin neyse ve ne kadar sıradan gözükürse gözüksün.
Burada önemlilik yarışında değiliz yani.
Ne kadar basit ve o senin için kıymetli bir şey.
Onun sana anlatmaya çalıştığı bir şey var hayatın içinde.
Onu görebilmek lazım. Kesinlikle çok güzel anlattın.
Bir de yazarlarından birisi olduğun She Dares adlı İngilizce bir kitap var.
Orada 36 farklı kadının hikayesi vardı.
Ben de okudum teşekkür ediyorum.
Senin hikayenin dışında başka hikayeler de var ve hepsi aslında...
Cesurca davrandıkları bir hikayeyi anlatıyor ve bundan kendi çıkarımlarını anlatıyorlar.
O kitapta bulunmak nasıldı senin için?
Ya şöyle o kitapla ilgili bana geldiklerinde tam böyle pandemi dönemiydi.
Ve ben Tanrı'nın dokunuşunu yazıyordum.
Çünkü Tanrı'nın dokunuşunu ben 10 sene kalbimde yazdım yani.
Hani oturup yazmaya başladığım dönem 2 yıl gibi bir dönem ama 10 yıl boyunca hep böyle aklımda ve ruhumdaydı.
Dolayısıyla da She Dares'e hiç katılmak istemedim aslında.
Fakat sonra yakın bir arkadaşımı aradım o sabah.
Ben sabah çok erken kalkan bir insanım ve sonra da hemen yürüyüşe çıkarım ilk iş.
Çünkü bedenimi hareket ettirmem lazım.
Ve babam dedi ki ne kaybedeceksin?
Yani yazsan ne kaybedeceksin.
Ve sonra ben yürüyüşe çıktım.
Ve She Dare's de yazdığım bölümü tamamen o yürüyüş sırasında yazdım.
Ben sadece hareket halindeyken bir şey yazıp üretebilen biriyim.
Yani oturarak bir yerde masa başında böyle güzel defter kalemlerle öyle bir üretim sürecim hiç yok benim.
Çok güzel. Yani benim mutlaka bir yerden bir yere giderken ve hareket halinde o kendimle kalıp işte müziğimi dinleyip falan yazmam lazım.
Genelde de o yüzden cep telefonumun notlar kısmına yazıyorum hep.
Ve She Dare's de öyle yazdım.
İyi ki de yazmışım. Çünkü 36 farklı ülkeden 36 kadının hikayesi aslında.
Ve geliri de yine kadınlarla ilgili bir derneğe bağışlandı o kitabın.
Bayağı da o dönem işte Dubai'de yayınlandığında ses getirdi.
Çünkü insanlar kendi hikayelerinden bir parça buldular, ilham aldılar ya da başka bir yöne gideceklerse onlara bir ışık oldu.
O yüzden iyi ki yazmışım diye düşünüyorum.
Bence de iyi ki yazmışsınız.
Tebrik ediyorum kitaplarınız için de.
Bir sonraki bölümde sizin kişisel hikayenize geçeceğiz.
Onunla görüşmek üzere diyelim.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
