
Taşınma, yer değişikliği ve pandemi sonrası kendimizle ilişkimizi yeniden tanımlamak neden önemli? Oruç Aruoba'nın Benlik kitabıyla bir sorunun peşine düşüyoruz.
Atlas Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Gülay Gülpınar Özoran’ın labirentini ve çıkış yolunu dinliyoruz.
Bölüm içinde bahsi geçen kitap:
* Benlik - Oruç Aruoba (Metis Yayınları)
#MitolojiPodcast #PsikolojiVeMitoloji #AnlamArayışı #KahramanınYolculuğu #BilinçaltıVeArketipler #Ariadne’ninİpi #JosephCampbell
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'ta hoş geldiniz.
Bugünkü konuğum, geçen haftada ağırladığım Güler Gülpınar Özoran.
Hoş geldin Güler. Hoş bulduk Mukadder.
Nasılsın? Nasıl geçti bir hafta?
Çok güzel geçti. Teşekkür ederim.
Sen nasılsın? Ben de iyiyim.
Teşekkürler. Şimdi bugün biraz daha bireysel bir deneyime geçiyoruz.
Senin kendi hayatında zorlandığın, labirentte gibi hissettiğin deneyimin neydi?
Ve nasıl bir ipi takip ederek?
bu labirentten çıkışı buldun.
Bizlerle paylaşmanı bekliyorum.
Yani bunu Biraz düşündüğümde sanıyorum beni zorlayan deneyim olarak yer değiştirme geliyor aklıma.
Yani daha önce 16 sene yaşadığım bir şehirden bir anda ayrılıp işte İstanbul'a geldim.
Ankara'da yaşıyordum daha önce.
Üniversiteyi orada okumuştum.
Yüksek lisans doktorayı orada yapmıştım.
2019 yılıydı İstanbul'da taşındık ve bir anda eski gerçekliğimden uzaklaştım.
16 yıl yaşadığım, şehirden ayrıldığım ve buraya geldiğim zaman da bir takım zorluklar yaşadığımı hatırlıyorum.
Ama ona geçmeden önce Ankara kısmını birazcık bahsedelim isterim.
Çünkü Ankara arkadaşlıklarıyla meşhur bir yer.
Yani ben Ankara'ya 18 yaşında gitmiştim.
İnsan 18 yaşındayken çok heyecanla bakıyor hayata ve enteresan şekilde muhtemelen böyle oradaki hayatı çok iyi tasarlamak gibi bir şey yapmışım.
Yani böyle etrafımdaki insanları çok özenle seçmişim.
Kendi kimliğimi özenle inşa etmişim.
İstediğim tarzda bir...
Hayat yaşayabilmek, yapabilmek için çok çaba sarf etmişim.
Ve bunu 16 sene boyunca yapmışım.
Çeşitli rutinler oluşturmuşum orada.
İnsanlarla belli ilişkiler geliştirmişim.
Ve bunu bırakmak, yani İstanbul'a geldiğimde bıraktığımın da çok farkına varmadan gelmek gerekiyordu.
Geldim İstanbul'a ve buradaki deneyimde o eskiden özenle inşa ettiğim hayatın olmamasıyla ilgili bir zorluk yaşadığımı hatırlıyorum.
Hatta ben bu çocuk kitaplarıyla ilgilenirken bir şeyden bahsetmişlerdi, hikayeden.
Almanya'da çok fazla insanlar taşınma hikayesine maruz kalmıyorlarmış.
Bir evde doğan çocuk büyüyene kadar, erişkinliğine kadar o evde yaşıyormuş zaten.
Ve öyle yaşadığı için de 3-4 yaşında bir evden başka bir eve taşınıyor olmak...
Başlı başına büyük bir konu başlıyormuş yani.
Ve bununla ilgili hikaye kitapları olduğundan bahsetmişlerdi.
Çünkü bu bir ihtiyaçmış orada.
İşte o değişimi çocuğun anlaması, oradaki vedalaşma süreçleri, kendi arkadaşlarından ayrılış süreci.
Yani çocuklar için çok büyük deprem etkisi yaratan bir şey.
Ama bence bizim için de...
Çok büyük bir ikisi olan bir şey olsa gerek.
Yani benim aslında Ankara'ya gitmeden önceki hayatım son derece sabit.
Bir evde neredeyse büyüdüm.
Hiç ayrılmadım.
18 sene ailemle birlikteydim.
Ankara'yı çok özel kılan şeylerden bir tanesi büyük bir ihtimalle tamamen bana ait bir hayat tasarımı olması.
Yani daha öncesinde aileyle birlikteyken sonuçta o ailenin gerektirdiği kurallar var.
Oluşturduğu kurallar var. Ona göre yaşıyorsun hayatını.
Ama üniversiteye... geldiğin zaman yetişkin deneyimi yaşıyorsun.
Ya da yetişkinliğine aslında alıştırmasını yapıyorsun gibi.
18 yaş çünkü çok aslında yetişkin sayabileceğimizden emin olmadığım da bir yaş.
Kendini tanıma yolculuğuna çıktığın bir yaş.
Ve işte 18 yaşından 33 yaşına kadar yanlış hatırlamıyorsam işte Ankara'daydım.
Ve işte dediğim gibi orada kim olduğumu bulmaya çalışmak.
Çünkü kim olduğumla ilgili soru aslında nasıl cevaplayacağımı hala da bilmediğim bir soru.
Yani bu içeride bir şey var ve...
Onu ortaya çıkarmak için mi yaşıyorum?
İnsanlarla ilişkilerim içerisinde mi kendimi keşfediyorum?
Yoksa başta zaten hiçbir içeride bir şey yok yani.
Ama kendi kendimi inşa ediyorum yani.
Deneyimlerle. Ankara'dan geldin İstanbul'a ve sonrasında kendine yeni rutinler oluşturmaya başlama sürecine girdin.
Çünkü burada henüz bir işe de başlamamıştın.
Hatırladığım kadarıyla. Ve ne yapabilirim, ne edebilirim, bu şehri nasıl tanıyabilirim?
İlk başta galiba heyecanlı oluyor biraz da.
Önce şehri tanıma kısmı oluyor.
Şehri tanıdıktan sonra sanırım...
Senin kendi sorgulamaların başladı.
Yani İstanbul bana çok büyüleyici bir yer gibi gelmişti.
İşte çok tarihi bir mekan.
Pek çok yeri aslında masal diyarı gibi falan hissettiriyor.
Çok özel bir yer olduğunu düşünmüştüm.
Ve büyük bir heyecanla geldim aslında.
Ve böyle burayı keşfetmek, farklı farklı mahallelerini görmek çok heyecanla beni çekiyordu.
Ama birazcık aksilik olması şeyden kaynaklandı.
Pandemi dönemine denk geldi.
Ben geldim pandemi patladı.
Burada bir sosyal çevre oluşturmak istediğim zaman da sosyal izolasyon gerçeği vardı.
Kimseyle görüşemiyorduk. Ve İstanbul'u keşfetmek istiyorum ama bütün parklar, bahçeler her yer kapalı ve yasak.
Muhtemelen zorlanmamın en temel sebebi yer değiştirmek için uygun bir dönem olmamasıyla da alakalıydı.
Yani belki Ankara'dan hemen ayrılıp gelip İstanbul'da da Ankara'da kurduğum gibi bir hayat kurmak.
Tasarımını yapmak işte ona göre hareket etmek falan gibi şeyleri yapabilmek özgürlüğüne sahip olsaydım bu kadar zor olacağını düşünmüyorum.
Ama pandemiyle beraber insanlarla görüşememe ve şehrin de çok kısıtlı bir şekilde deneyimlenmesi işi çok zorlaştırmıştı ve çok eski rutinlerimin...
olmamasıyla ilgili sorun yaşadım.
Bunun gerçekten yer değiştirmeyle ilgili olup olmadığından da şu anda emin olamadığımı fark ediyorum.
Belki de her zaman yaptığım şeyleri yapamıyor olmak.
Belki pandemi gerçeğiyle ilgili bir sıkıntıydı yani yaşadığım zorluk.
Ama eskiden kendime destek olduğunu düşündüğüm işte sosyal ilişkiler ya da ne bileyim belli rutinler Ankara'da yaptığım şeyleri yapamıyor olmak.
Burada yeni bir şey aramama sebep oldu.
Yani bir şey koymam gerekiyor.
Eskiden beni rahatlatan şeylerin şu anda olmadığı gerçeğini kabul edip bugün artık başka bir şeyi onun yerine koyup kendimi iyi hissetmenin yollarını bulmam gerekiyor.
Çünkü temel olarak şeye inanıyorum.
İyi hissetmek aslında insanın kendine karşı bir görevi.
Yani bunu sadece aslında kendin yapabiliyorsun.
Başkalarından beklemek ya da dış deneyimlerden beklemek çok anlamlı bir şey olmuyor.
Dolayısıyla da Burada zorlanıyorum, bu zorlukla ne yapacağım sorusu gündeme geldi.
Öncesinde özellikle Ankara'daki yaşamıma baktığım zaman çok fazla dış deneyimlerle kendimi regüle ettiğimi, iyi hissettiğimi hatırlıyorum.
Dış deneyimden kastın mesela.
İnsanlarla ilişkilerim, onlarla yaptığım şeyler, aktiviteler.
Ne yapmayı seviyordun Ankara'da?
Ne yapmayı seviyordum?
Aslında... Genel olarak bir araya gelip insanlarla güzel sohbetler etmeyi seviyordum.
İstanbul'un eksiği. Benim için en büyük eksiği bu olmuştu.
İstanbul'da gerçekten herkes çok daha bireysel yaşıyor.
Çok meşguller. Hem işte şehrin büyüklüğü, karmaşıklığı, trafiği vesaire isterken toparlanmak gerçekten büyük emek isteyen bir şey haline geliyor.
Ankara'da biriyle buluşmak istediğinde en fazla yarım saat, kırk beş dakikanı ayırırsın onunla buluşmaya gidebilmek için.
bir yerden bir yere gitmek çok zor değil.
Ama İstanbul'da işte mesela seninle görüşmek bile çok uzun zaman alıyor.
Çünkü iki ayrı kıtada yaşıyorum.
Aynen. O günü çok iyi planlamamız gerekiyor buluşabilmek için.
O bile başlı başına bir stres yani işte.
Salı günü buluşmamız var.
Nasıl gitsem? Arabayla mı gitsem?
Vapurla mı gitsem? Vesaire.
Bir anda iş bambaşka bir boyutta evriliyor.
Ama Ankara'da bu daha pratik senin için.
Ve çok daha kolay arkadaşlarınla buluşabiliyorsun.
Çok daha kolay plan yapıyorsun.
Bir de şey de alışkanlıkların da çok büyük bir şeyi var galiba insanı rahatlatan bir özelliği var.
Yani ben üniversiteye girdim ve oradan...
16 sene çıkmadım.
İşte mezun olduğum üniversitede çalışmaya başladım.
Orada önce araştırma görevliliği sonra öğretim görevliliği yaptım.
Ve aslında orada aile oluşturmuşum kendime.
Yani belli bir şey kimliğim var ve o kimlikle ilişki kuruyorlar.
Ve onların bana bir şekilde davranıyor olması benim kim olduğumla ilgili bana bilgi veriyor.
Ama İstanbul'a geliyorum artık o çevre yok ve bana davranan yani insanlarla...
Zaten çok sınırlı iletişimimiz var pandemi sebebiyle.
Öyle benim kimliğim şudur diyebileceğim bir davranış biçimi yok artık.
Dolayısıyla ben kimim?
Ne oldu? Kimim?
Nelerden hoşlanıyorum? Bana ne iyi geliyor, ne iyi gelmiyor?
Onların ayırdığına varmak çok zor bir yere doğru gitmeye başladı yani benim için.
Sonra işte Ankara'daki o düzenimden uzaklaşmanın verdiği bir şeyle ben birazcık kendimi tanıyayım.
Ve kendimle daha fazla vakit geçirir hali.
Ankara'da daha çok arkadaş çevrenle, daha sosyal ilişkilerle besleniyorken ve kendini oradan gelen yansımayla anlamlandırıyorken, tanıyorken İstanbul'a gelişinle ve pandeminin de olmasıyla
biraz daha içe dönüp ben kimim sorusuyla biraz daha içsel bir deneyim yaşamaya başlamışsın.
Ve aslında senin çıkışını sağlayan şey kendinle daha çok temas etmek olmuş gibi görünüyor.
Bir kitap okumuştum.
Ondan kısaca bahsedeyim. Tabii.
Çünkü bu benim kim olduğumu daha iyi anlamam gerektiğine dair bir aydınlanma anı gibi bir şeydi benim için.
Gene pandemi zamanı elime Oruç Araoba'nın Benlik adlı kitabını almıştım ve bir kısmını okudum sadece, bir parçasını okudum.
O parçada Oruç Araoba içinde bir başkasının olduğunu ve o başkasının aslında bir yengeç olduğundan şüphelendiğini, buna şüphelenmesinin en temel sebebinin de işte Dolunaylar'da içinde çok
büyük bir neşe olduğunu hissettiğini yazıyor.
Ben bu pasajı okudum, bir anda benim için çok böyle bir...
Kapı açıldı. Ve şey hissettim.
Yani benim içimde ne var acaba?
Hani Oruç Aruba'nın içerisinde yengeç varmış ve yengeç olduğunu anlayabilmesinin temel sebebi onu çok iyi gözlemleyebilmesi aslında.
İçimde ne var? Kim var?
Nelerden hoşlanıyor? Nelerden hoşlanmıyor?
Bir nokta geldi.
Ankara'daki ilişkilerimden uzakta olmanın da verdiği bir şeyle ben kimim?
Neden hoşlanıyorum? Eskiden neden hoşlandığım çok net belli.
Ama İstanbul'dayım.
Yepyeni bir Deneyim açıldı önümde ve o deneyimde ben kim olduğuma dair en ufak fikir sahibi olmadığımı hissettim mesela.
Bana da şu an sen anlatırken şöyle geldi.
Özgürlük, özgürleşme aslında biraz da korkutucu bir deneyim.
Çünkü bir anda seni boşluğun ortasında bırakıyor gibi.
Yani bu şey var ya İngilizce'de in the middle of nowhere.
Evet. Kendini biraz öyle gibi hissetmişsin sanki.
Evet evet yani bir anda bütün referans noktaları kayboldu.
İşte önceden en yakın arkadaşım.
kim olduğum belli. Bir işte üniversitede belli bir pozisyonda çalışıyorum orada kim olmam gerektiği yani persona dediğimiz şey var ya o maskelerin ne olduğu ve o maskelerin
gerektirdiği davranış biçimleri çok belli ve ben onun içerisinde çok rahat ediyormuşum.
Bir anda onların hepsi gidince ne yapacağımı şaşırdığım bir noktaya geldim ve şeyi İlk kez gerçekten ilk kez ama büyük bir samimiyetle gerçekten benim içimde kim var sorusuyla kaldım.
Çok değerli bir soru ama. Çok değerli ama çok zor bir soru yani.
Ve gerçekten de sonrasında beni birazcık karanlık günler bekliyor.
Çünkü ortaya çıkan şeylerden çok memnun olmama yani bilmeme haliyle başa çıkamama.
Ben içeride ne var bilmiyorum gibi bir nokta.
Çok yalın bir hal.
Çok olması gereken, herkesin belki yaşaması gereken, geçmesi gereken bir hal.
Geçtiğim için çok memnun olduğum da bir hal aynı zamanda.
Bunu anlamak için çeşitli şeyler yapmaya başladım.
Bence benim ip ucum yani Ariadne'nin ipi gibi benim de takip ettiğim ip birazcık kendi kendimi tanımak için kendi kendimle vakit geçirmeye mecbur bırakmak oldu kendimi.
Zaten pandemi dolayısıyla bu mecburdum ama bunu birazcık ben kendim isteyerek de yapmaya başladım.
Bunun için çok uzun yürüyüşler yaptım mesela İstanbul'da.
Hem şehri birazcık tanıyabilmek için hem de yürürken zihnimi toparladım.
Ya işte o pandemi döneminde ekmek almaya gidiyorum ama uzun yoldan olmuştu.
Ben de yani polis durdursa şöyle dolaşıp gideceğim ekmek almaya falan diyebileceğim bir nokta.
Çünkü gerçekten yürümek hareket etmek istiyorsun.
Gerçekten öyle. Senin de İstanbul'daki lokasyonun yani yürünmesinde ne yapılsın?
Emirgan'da gayet yürüyüşe uygun bir rota.
İşte yakınında koru olması, ormana yakın olmak vesaire.
Ama sahili bile. Sınırlandırdıkları zamanları hatırlıyorum.
Bu sarı şeritleri koyarak insanların sahilde yürümesine engel olmaya çalışmışlardı.
Bu tabii ki mecburiyetten, zaruriyetten oluyordu.
Hiç anlayamadığım bir şey yok burada.
Kaygı yaşanan bir dönemdi insanların sağlıklarıyla ilgili.
Anladığım sınırlandırmalar ancak evin içerisinde dört dolar arasında çok zor bir süreç oldu.
Bence hepimizin geçtiği bir süreç oldu zorluk oldu.
Ve uzun yürüyüşler.
Verilen sürelerde sen yürüyüşleri planlamaya başladın sanırım.
Evet evet çok uzun yürüyüşler yaptım ama aslında plan da yok yani sabah mesaiye gider gibi saat 8'de uyanıyorum ilk yaptığım şey hemen üstümü başımı değiştirip dışarı çıkmak yani.
Saat veriyorlardı ya bize şu saat aralığında çıkabilirsin hikayesi vardı.
Bir süre sonra gevşetmişlerdi onu.
Sanıyorum ben gevşettikleri zamandan bahsediyorum şu anda.
Ve bir yerden sonra işte uzun yürüyüşler yapıyorum.
Mahallenin derinliklerinde yürüyorum.
Farklı farklı mahallelere gidiyorum.
Bu işte İstanbul'u biraz daha iyi tanımama da sağlıyor.
Sadece bir günü çok net hatırlıyorum.
Çok etkilendiğim bir gün olmuştu.
Yani bütün parklar, bahçeler kapalı.
Ama benim ihtiyacım olan şey doğayla vakit geçirmek.
Bunu çok net görüyordum kendimde.
Çünkü kendimin dışında bir şeylerle...
vakitte geçirmek istiyorum. Evet.
Şey var. Ben kimim sorusuyla baş başa kaldım.
Ancak bu soru sadece bu soruyla meşgul olmak demek insanı çok zor bir yere götürüyor.
Karanlık bir yere götürüyor. Dolayısıyla bazen de hatta çoğunlukla kendi dışında bir şeylere emek vermek ve onlarla haşır neşir olmak gibi bir şey yapmak gerekiyorsa.
Akıl sağlığı için. Tabii.
Aslında kendini daha iyi hissettiğim bir nokta ya da Duygusal regulasyonu sağlayabilmek için ben bunu doğada vakit geçirerek ve ağaçlara bakarak işte kuşları dinleyerek yaptığımı
hatırlıyorum. Birazcık kendi zihnimden dışarıya çıkmanın bir yolu olarak yapmıştım bunu.
Ve orada çok anlamlı hissediyordum.
Ve işte bir gün yürüyüş yaparken parkların bahçelerin kapalı olduğu noktada çok güzel bir koru keşfetmiştim ben Tarabya civarında.
Ve bu koru bir şekilde belediyenin...
falan düzenlemediği, yani parka bahçeye dönüşmemiş bir alan.
Çok eski, çok belki yüzlerce yıllık ağaçların olduğu bir alan.
Tek problem temizliğinin de yapılmadığı görüyorum.
Ve ben mesai yapar gibi gerçekten sabah sekize çıkıp gidip o koruda işte yere atılmış olan işte selpak mendilleri, bütün plastik şişeleri, her şeyi toplayıp
gidip çöpe atıyordum. Ve bana bu çok iyi gelmişti çünkü kendimi Değerli bir şey yaptığım, anlamlı bir şey yaptığım hissiyatına kapıldığımı hatırlıyorum.
Benim için önemli bir şeydi.
Bu bana biraz da şey olarak geldi.
Kurtlarla Koşan Kadınlar'da Bilge Vasalisa hikayesi vardı.
O hikayede Clarissa Estes şeyden bahsediyordu işte.
Önce hikayeyi anlatıyor tabii.
Orada işte cadı gibi bir karakter var.
Ve genç kız o cadıyla karşılaşıyor.
Ve cadı ona her gece görevler veriyor.
Sabaha kadar sapla samanı ayırman lazım.
İşte sabaha kadar şunu şunu yapman, temizlemen lazım.
Vesaire gibi görevler veriyordu.
Ve ondan sonra da işte sabah olduğunda bütün işlerin yapılmış olduğunu görünce çok şaşırıyordu cadı.
Evet. Ama aslında orada bahsettiği şey sembolizmi yani.
İçsel bir düzenlemeye gitmek.
Dışsal olan düzenlendiğinde içsel olan da düzenleniyor gibi.
Senin bu koruda yaşadığın deneyim de bana birazcık şeyi hatırlattı.
Yani orayı düzenliyor ve temizliyor olmak, senin daha önce bakmadığın yerleri düzenlemen, kendi içsel dünyanda bakmadığın ve...
önemsemediğin, göz ardı ettiğin yerleri toparlamak, düzenlemek anlamına da geliyor gibi.
Çok güzel söyledin. Tam olarak buydu aslında bana iyi gelen şey.
Çünkü oradaki çöpleri doğal olan dünyadan ayırdığım zaman sanki zihnimde de bana ait olmayan şeylerden beni arındırdığıma dair bir hissiyat geliyordu.
Yani dışarıdaki düzeni sağladığım zaman zihnimi ve benliğimdeki karmaşayı da düzene soktuğum gibi bir hissiyat geliyordu ve bana çok iyi gelmişti gerçekten.
Bunun dışında biraz işte kendimle vakit geçirmek önemli hale geldi.
Zaten başka da bir şansım olmamasıyla da ilgiliydi ama yürüyüş yapmanın dışında aynı zamanda işte resim yapmak mesela benim için bir başka ip oldu yani.
Hani bu sıkıntıdan, bu zorlu zamandan geçerken.
Resim yaparken yine böyle zihnimin biraz verlenip toplandığını hissettim.
Çünkü gene bu eylemin içerisinde de kendi...
Zihninin dışında bir gerçeklik var.
O gerçeklikle bağ kurman gerekiyor işte.
Mesela bir nesneye bakıyorsun ya da bir şeye bakarak o resmini yapmaya çalışıyorsun.
O resmini yaparken orada hangi rengi görüyorsun?
Orada nasıl bir form görüyorsun?
Köşeli mi, yuvarlak mı?
Pek çok şeye dikkat etmen gerekiyor.
Ve çok dikkatli bakman gerekiyor.
Hatta bir ressam hatırlayamıyorum şimdi hangi ressamdı ama şey diyordu.
Bir resmi yapabilmek için, bir nesnenin bir şeyin resmi yapabilmek için.
Önce o şeyin adını bile unutmak gerekiyor.
Baştan keşfedebilmen için onu gerçekten anlayabilmen için.
Bir bebek gibi bakmak lazım belki.
Evet evet. Çok farklı bir görüş getiriyor insana.
Perspektif getiriyor.
Ve ben resim yaparak da gerçekten birazcık kendi zihnimin kaygılarından, sıkıntılarından uzaklaşıp aslında dış dünyayı...
Görmeye de odaklanmış oldum ve o da bana çok iyi gelmişti.
Çok meditatif de geliyor kulağa söylediğin şey.
Çünkü anda kalman gerekiyor o resmi yapabiliyor olmak için.
Ben de bunu şeyde yaşamıştım yani 28 yaşında benim neyime piyano öğrenmek.
Ama ben ne yaptım?
Azmettim ve piyano dersi almaya başladım.
Bunu yapma sebeplerimden...
En büyüğü aslında piyano çalmaya çalışırken hiçbir şey düşünemiyor olmuşum.
Resim yaparken de çok benzer bir şey oluyor.
Başka hiçbir şey düşünmene imkan yok.
Evet çünkü notayı okumaya odaklanıyorum.
Parmaklarıma odaklanıyorum.
İşte o ritmi yakalamaya odaklanıyorum.
Ve asla aklımdan kaygılı düşünce geçemiyor.
O sırada plan yapmayı unutuyorum.
Orada tamamen...
Piyano ile baş başayım. Tuşlarla baş başayım ve ona odaklanmam lazım.
Odaklanmazsam zaten bozuluyor her şey.
O yüzden o bana o dönem mesela çok iyi gelmişti.
Resim de çok benziyor söylediğin şey.
Anda kalmak zorundasın.
Kesinlikle. Senin piyano ile ilgili deneyimlerin benimkine de çok benziyor gerçekten.
Ama bir yandan da şöyle bir tarafı vardır resim yapmanın.
Belki yine piyano ile de özdeşleştirebileceğin bir tarafı vardır.
Ben birazcık kim olduğumu ne istediğimi neler...
Ben hoşlandığımı da anlama süreci olarak gördüğüm için bunu.
Resim yaparken öyle bir kendime sürekli soru sormam gerekiyor.
İşte burada hangi rengi istiyorum?
Nasıl bir şey çizmek istiyorum?
Ya da ne yapmak istiyorum? Çok basit sorular bunlar.
Ve aslında yapacağım eser de dünyanın en önemli eseri olmayacak.
O da belli ama benim için dünyanın en anlamlı şeyiydi.
Hala öyle resim yapmak benim için gerçekten kendimi çok...
iyi hissettiren bir aktivite hala yaptığım bir şey.
Ve burada da aslında seçim yapmayı deneyimleme.
Ne istiyorum?
Burada bunu yapacağım.
Yani aslında çok özgür olduğum bir alan.
Kimsenin karışmadığı, kimseye hesap vermem gerekmeyen bir şey.
Tamamen kendi zevklerime göre yaptığım bir şey.
Bu da bana çok iyi gelen bir taraf oldu resmen.
Küçük oyun alanı aslında. Çocuklar da oyun oynarken işte atıyorum oyun evi ve küçük bebekleriyle karar verip sürekli özgürce orada kendilerine bir alan yaratıyorlar ya.
Sen de tuval ya da resim kağıdı ve boyalarınla kendine özgür bir alan yaratıyorsun.
Yani sulu boya mı yapacaksın, yağlı boya mı yapacaksın, soyut bir şey mi yapacaksın, somut bir şey mi yapacaksın?
Bunları tamamen kendi kendine istediğin şekilde yapabiliyorsun ve burada o kimseye hesap vermeme durumu çok iyi.
gelmişti ve ona birazcık ben neden keyif alıyorum sorusuna da cevap vermemi sağlayan bir şey oldu.
Bunun da dışında Genel olarak kendimle baş başa kalmak.
Daha öncesinde hiç yapmadım ve İstanbul'a geldiğimden beri en çok yaptığım şey oldu.
Daha önce pek çok başka arkadaşımın, çevremdeki insanların beğenileri, onların benden beklentileri çok çok önemliydi.
Ama burada tamamen kendi kendime olduğu bir düzende benim içimdeki ne istiyor benden onu duymaya çok fazla...
Emek vermek. Gülay ne istiyor?
Daha önemli bir soru haline gelsin senin için.
İyi ki sorabildim diye düşünüyorum.
Yani pek çok zorlu deneyim için bunu söyleyebiliriz herhalde.
Çok zorluk da olsa işin içerisinde eninde sonunda bir armağanı var gibi geliyor bana.
Yani evet yer değiştirmek işte pandemi dönemi çok zor dönemlerde ama aynı zamanda da bana kendimi hediye etti.
Kendimle olan ilişkiyi hediye etti gibi hissediyorum ve bunu yaşadığım için çok şükran doluyum gerçekten.
Çünkü dünya deneyimimi derinleştiren bir şey olduğunu düşünüyorum bunun daha öncesinde.
pek çok başka insanın beklentisini karşılamak üzerine yaşadığım bir hayatken işte burada kendimle daha fazla münasebet kurmam sebebiyle kendimi daha iyi anlamış oldum.
Hiç hayatımda kendimi bu kadar tanıdığım bir dönemim olmamıştı diyebilirim.
Çok çok değerli bir kazanım bence.
Bir insanın yaşayabileceği en önemli kazanımlardan birisi.
Bir de onun dışında şey de kendini keşfetmek için de çok önemli aslında.
Keşfetme fırsatı bulmuşsun.
Çünkü şeye odaklandığımızda, iş hayatına ya da günlük rutinlere odaklandığımızda ne ben kimim sorusunu sormaya vaktimiz oluyor.
Neyi sevdiğimizi anlamaya çalışmaya vaktimiz oluyor.
Hep bir koşturmacanın içinde oluyoruz.
Sen o S'i verdiğinde evet çok zorlanmışsın belli ki.
Kendini bir labirentte bir çıkmazlı gibi hissetmişsin.
Ama sonrasında gelen...
kendince bulduğun çözümlerle işte yürüyüş olabilir işte koruda yaşadığın deneyim olabilir ya da resim yapmak olabilir.
Kendi kendini onun içinden çıkarabilmişsin ve şu anda şükran dolu bir haldesin.
Evet. Ve yani ben bu sohbetlerimizle beraber insanlara daha fazla umut aşılamak istiyorum.
Çünkü çıkışsız sandığımız noktalarda gerçekten gene o yaratıcı fikri gene o yaratıcı çözüm yolunu Biz kendi içimizde bulabiliyoruz ve çıkabiliyoruz diye düşünüyorum.
Sen de bunun güzel bir örneği oldun bugün.
Çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim beni davet ettiğin için.
Bu arada küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için bizi Instagram, YouTube ve Spotify'dan takip edebilirsiniz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
