
Yüzme eğitmeni Mehmet Vefa (@wufii) ile suyun hem bedensel hem de psikolojik dünyamıza etkilerini konuştuk.
"Çocuklar kaç yaşında yüzmeye başlamalı?"
"Yüzme öğrenirken neden bazı yetişkinler zorlanır?"
"Aileler çocuklarını bu yaz denizde nasıl desteklesin?"
Tüm bu soruların yanıtlarını Mehmet Vefa’nın sade ve içgörülü anlatımıyla dinleyeceksiniz.
Yüzmenin duyusal ve duygusal olarak pek çok etkisi olduğunu biliyor ve çok yönlü bir anlatım dinliyoruz.
Bölüm sponsorumuz Heltia, terapiye başlamak isteyenler için özel bir fırsat sunuyor:
Uygulamayı indirip ARIADNE20 kodunu kullandığınızda, %20’ye varan indirimle sürece başlayabilirsiniz.
İlk görüşme ise ücretsiz.
https://www.getheltia.com/hosgeldin/ariadnenin-ipi?activation_code=ARIADNE20
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğumu tanıtmadan evvel bir bilgilendirme yapmak istiyorum.
Bu yayına podcast'in çıkış noktası olan labirentlerden ve oradan çıkmak için bulduğumuz ipuçlarından biriyle geldim.
Bugünkü ipucumuz terapi.
Nereden başlayacağını bilemeyenler için bu bölümün sponsoru Heltia uygulamasından bahsetmek istiyorum.
Heltia uygulamaya girişte sana sorular sorarak ihtiyaçlarını anlamaya çalışıyor ve sana en uygun online terapisti öneriyor.
İlk görüşme 15 dakika ve tamamen ücretsiz.
Eğer sen de ipucum terapi diyorsan uygulamayı indir, Ariadne 20 kodunu kullan ve indirimden faydalan.
Healthia uygulaması için tüm bilgiler açıklamada.
Şimdi konuğumuz Mehmet Vefa'ya hoş geldin deme zamanı.
Hoş geldiniz efendim. Hoş bulduk.
Nasılsınız? Çok iyiyim. Siz nasılsınız?
Ben de iyiyim. Teşekkürler.
Çok yakından kalamıştan geldin.
Evet. Yakından da tanışıyoruz.
Yakından da tanışıyoruz.
Ama önce ben dinleyicilere kısaca seni tanıtmak isterim.
Galatasaray Spor Kulübü'nde küçük yaşlardan itibaren yüzme ve su topu oynayarak bu alana giriyorsun.
Bir sakatlık sonrası sporu bırakıp lise, üniversite ve çalışma hayatı derken yüzmeden uzaklaşıyorsun.
30 yaşında marjinal bir karar verip...
Avustralya'ya gitmen ve orada yaşadığın sürede yüzme öğretimiyle ilgili eğitimleri tamamlaman sana yeni bir kariyer yolu açıyor.
Sonrasında da bu ekolu Türkiye'ye getiriyor.
2016'dan beri de eğitmenliğe devam ediyorsun.
Böyle midir? Böyledir efendim.
Harika. Peki bu Wufi ismi nereden geliyor?
Önce onunla başlayalım. Seni Instagram'da Wufi diyebiliyoruz.
Evet benim soy ismim Vefa.
Bana çocukken çok arkadaşlarım Vefa Vefa diye çağırırlardı.
Sonuçta 3 milyon Mehmet var.
Vefa pek yok. O ayrıştırıcı olması için Vefa derlerdi.
Sonra bir gün bir kız Wufi dedi.
Evet yani arkadaş ortamında herkes sahiplendi onu.
Wufi aşağı Wufi yukarı.
Ben de okey dedim Wufi olsun o zaman.
Yoksa öyle bir özel bir ismi yok.
Arkadaşlar arasında çıkan bir şey yani.
Güzelmiş. Peki bu Avustralya yöntemiyle yüzme nedir?
Bu yöntemi biraz açıklayalım mı?
Tabii ki seve seve. En sevdiğim, konuşmayı en sevdiğim konuların bir tanesi.
Çok özgüvenli olduğum bir alan.
Avustralya yöntemi aslında çocuğu merkeze alan, çocuğun odak noktasında tutan, çocukların kaygılarına, endişelerine, ihtiyaçlarına saygı duyan ve pozitif bir iletişim tekniğiyle.
Çocukların su ile ilişki kurmasını, çocukların su korkusu geliştirmeden su sevgisini geliştirerek de yüzmeyi öğrenmelerini sağlayan bir aslında bir yöntem.
Bunu tabii ülke olarak, ada olarak, toplum olarak o kadar içselleştirmişler ki tabii ki belki de bunu yaparken fark etmiyorlar bile.
Ama ben Orta Doğu kültüründen oraya geçici olarak göç etmiş bir kişi, bir göçmen olarak orada bunu gözlemleme fırsatı buldum.
Havuzun dışında can kurtaran olarak bir kadar çalıştım.
Bu tabi can kurtaranlık bana çok şey kattı.
Çünkü aslında akuatik endüstrisine giriş adımı olarak tam İngilizce'den çeviri olarak söylüyorum.
Sonuçta suya bir ilk adım olarak bakılıyor bu can kurtaranlığa.
Çünkü su çok çekici bir yer olduğu için çok tehlikeli bir yer.
Yüzüme binmeyen her insan için.
Özellikle çocuklar ve bebekler için.
Bir su birikintisi çok heyecan verici bir yer olabilir ve çocuklar buraya çekilir ve bu çekim onların başını derde sokabilir.
Aslında bir yüzme eğitimlerinde özellikle Avustralya gibi muhasır medeniyetler diye tabir ettiğimiz yerlerde başlangıç noktası güvenlik.
Daha sonrasında teknik, disiplin, spor sevgisi vesaire geliyor olabilir ama asıl olan güvenlik çünkü önce insanın yaşaması lazım.
Bunun için de insan suyla nasıl ilişki kurar, insan nasıl öğrenir, insan nasıl desteklenir konularında çok bilinçliler.
Hem çocuk eğitiminde hem de yüzme eğitiminde.
Şimdi çok kompleks bir durum çünkü hem fizik kanunları çok geçerli.
Suyun yoğunluğu, kaldırma kuvveti gibi gerçekler var.
Havuzda başka, denizde başka mesela onu algılaması bile çocuğun.
Tabii tuzlu bir suyun kaldırma kuvveti biraz daha fazla oluyor ama zaten havuzun kaldırması yeterince fantastik.
Geliyor. Evet çocuk için sansasyonel çünkü bizler canlılar olarak karada yaşıyoruz, yer çekimine maruz kalıyoruz.
Suyun içine girdiğinde insanın bir anda bilmediği bir kuvvet tarafından suyun üzerine doğru çekilmesi, kaldırılması bir hafiflik hissi veriyor.
Ama yüzme bilmeyen insan için bu ilk başta beklenmedik bir durum olduğu için heyecan verici olabiliyor.
Bu da aslında duygusal hassasiyeti olan çocuklarda biraz daha zorlanmalarına.
sebep olabiliyor. Aynı zamanda bir öğrenme şekli ve dolayısıyla bir davranış bilimi.
Çünkü çocukların insan nasıl öğrenir?
Yaparak öğrenir, dinleyerek öğrenir, izleyerek öğrenir.
Bunların hepsinin bir kombinasyonunu aslında sunuyoruz çocuklara içerik olarak.
Ben de Avustralya'da ilk yılımda can kurtaranlık yaparken bol bol havuz bakımı, insanlarla iletişim, Havuzun değerlerini ölçme ve aktarma ve
boş boş takılma gibi günler geçirdim.
Haftalar hatta aylar geçirdim.
Bir yılımı can kutulamak yaparak geçirdim ve Türkiye'ye döndüm.
Daha sonra bir altı ay sonra tekrar döndüm de Avustralya'ya.
Orada yüzme eğitmenliği yapabileceğimi düşünüyordum zaten giderken.
Ve kısa bir süre içinde bir teklif aldım.
Çalıştım havuzlardan bir tanesinden.
Dediler ki Mehmet sen zaten buralarda dolaşıyorsun aylardır.
Bir yüzme eğitmeni açığımız var.
Sen de ders vermek ister misin?
Ben de tabii seve seve dedim. Hemen çok hızlı oluyor Avustralya'da.
İnsan istediği şeyi yapabiliyor. Güzel fırsatları var bu ülke olarak.
Yüzme eğitmeni olmak istiyorsunuz.
İki günlük bir eğitimden canlı tanımlık yapmaya başlayabiliyorsunuz.
Yüzme eğitmeni olmak istiyorsunuz.
İşte bölümlendirmişler. Önce çocuk yüzme eğitmeni olabiliyorsunuz.
Ondan sonra... Cankurtanlığınız da varsa bebek yüzmesine ya da engel sahibi insanlarla farklı gelişim gösteren çocuklarla ya da yetişkinlerle veya takım sporcularıyla yine degredeli olarak yani
aşamalı olarak arttıraraktan bu birinci kademe, ikinci kademe, üçüncü kademe Türkiye'de derecelendirildiği gibi ilerleyebiliyorsunuz.
Ben de aslında bilmeden çocuklarla yüzmeye başladım ilk sertifikayı alarak.
Sonra çocuklar beni çok sevdi. Ben de çocukları çok sevdim.
Meğerse bu iş tam bana göreymiş.
Evet insan sevdiği şeyi yaparken de çok meraklı oluyor.
Bu sefer hem can kutlanılık yapıyorum hem suyun içinde eğitmenlik yapıyorum.
Günün belki 14-15 saatini havuzlarda geçirir oldum.
Ve böyle iki senem geçti.
Dolayısıyla da Avustralya'nın bu konudaki yaklaşımını bir hayli...
Öğrenmiş oldun.
Bayağı benimsemiş oldun.
Evet. Ama aslında ilk başta anladığım kadarıyla suyla ilişki önemli.
Yüzmenin tekniğindense suyla çocuğun nasıl ilişki kurduğu.
Orada işte suyu deneyimlemesi, suyun temel kanunlarını anlaması, fark etmesi bunlar önemli anladığım kadarıyla.
Ama biz mesela yüzmeyle ilgili işte kulaç at, ayağını çırp hep böyle çok fazla yönerge veriyoruz çocuğa.
Ve o biraz daha gerilimi arttırıyor gibi hissediyorum sence.
Olabilir. Her çocuk da farklı tezahür ediyor.
Dediğiniz gibi insan ilk suyun yoğunluğuyla şaşırıyor.
Çünkü su havadan 700-800 kat daha yoğun bir yer.
Bizler karada yürürken havayla muhatap oluyoruz ve hareket etmek kolay.
Sağa sola dönmek kolay, kollarını çevirmek kolay, bacaktan atmak kolay.
Ama suya girdiğiniz anda bir yetişkinin anlayabileceği şekilde bir balçığın içinde gibi düşünebiliriz kendimizi.
Bir bataklığın içinde ama batmadığımız yer yoğunluk olarak.
Ve önce yürümeyi öğreniyorlar ki nefes yolu açık bir şekilde sadece bedenini o suyun içinde dikey pozisyonda kontrol etmeyi öğrenmelerini istiyoruz.
Daha sonrasında suyun kaldırma kuvvetiyle tanışmalarını ve güvenli bir şekilde kendini suyun kaldırma kuvvetine teslim etmeyi öğrenmelerini tercih ediyoruz.
O yüzden de kolluk ya da simit gibi şeyleri ilk başta çok önermiyorsunuz.
Onlar sanki negatif bir mesaj veriyor gibi.
Hani su tehlikeli bir yer korunmam lazım gibi mi?
Eskiden daha katıydım kolluk ve simit konusunda.
Hala kesinlikle hayır dediğim bazı oyuncaklar var.
Şimdi hepsini tek tek sayıp da birilerine de kötülüyormuş gibi olmak istemeyim.
Ama genel olarak şişme oyuncaklara, yüzme öğrettiğini iddia eden aparatlara, gereçlere, ticari zeka barındıran ürünlere karşıyım.
Ama eskisi kadar katı değilim.
Eskiden derdim ki kolluk kullanmayın, kucak kullanın.
Çünkü çocuk kendini güvende hissetmek ister.
Bir eşlikçi eğer ona kendini güvende hissettirirse o zaman çok daha meraklı, öğrenmeye çok daha istekli ve hevesli olur.
Kollukların iki tane dezavantajı var.
Bir tanesi sahte bir güzellik etkisi.
Bu çocuk için geçerli.
İkincisi de sahte bir güvenlik etkisi.
Bu da ebeveynleri için geçerli.
Sahte güzellik etkisi dediğimiz gibi suyun kaldırma kuvveti ama kollarınızda kolluk olduğunda...
Çocuk aklınızda ben zaten yüzüyorum diye düşünüyorsunuz ve aslında kolunuzdaki kollukların içi hava dolu olduğu için sizi suyun üzerinde tuttuğunu fark edemiyorsunuz.
Ve bir gün suya düştüğünüzde ilk başa dönelim konuşmamızın güvenlik ihtiyacı.
Bir gün suya düştüğünüzde yapabileceğiniz iki tane yöntem var kendi canlı güvenliğinizi sağlamak için.
Eğer biri sizi tutup çıkarmıyorsa sudan.
Ya suya düştüğünüzde arkanızı dönüp nefes yolunuzu açacaksınız sırt üstü yatarak bir yardım gelmesini bekleyeceksiniz.
Ya da suya düşeceksiniz hemen arkanızı dönüp.
Duvara doğru bir hamle edeceksiniz, kolunuzu uzatacaksınız veya bütün gücünüzle duvara doğru erişmeye çalışacaksınız.
Bunları yaparken de suyun çarpmasına, sonra suyun altına gitmeye, nefesini tutmaya, suyun kaldırmasına hazır olacaksınız ve bir iki hareketle duvara tutmaya çalışacaksınız gibi biraz komplike görünen ama tek tek çalıştığında
hızla öğrenilebilen bir becerim.
Evet ben çocuklarla beraber, kızlar 18 aylıktı, geldiğimizde deneyimledik.
İlk başta işte o kenarda merdivenleri vardı sizin havuzunuzun.
Orada yürüdüler. Orayı bir keşfettiler.
Tutunarak yürüdüler. Sonra o şeyleri denedik.
Güvenlik yöntemlerini işte dön, tutun.
Ondan sonra kenara böyle yengeç gibi tutunarak ilerliyorlardı.
Komikti yani küçük halleriyle.
Şimdi ben aslında...
Kızlar o kadar küçükken size getirmemin en büyük sebebi benim kendi su korkumdu.
Bununla ilgili de deniz tatiline gittiğimizde çocuklara olumsuz bir mesaj vermeyin.
Benim korktuğumu görüp, çekindiğimi görüp onlar da böyle bir şey geliştirmesin diye gelmiştik.
Ama tabii biz derse geldiğimizde güvendiği bir insanla beraber suya girmesini istediniz.
Bu durumda ben de girmiş oldum.
Dolaylı yoldan benim de korkum çalışılmış oldu.
Çocuklarla ilgili olarak...
Kaç aylıktan itibaren başlanabilir?
Nasıl öğretiyorsunuz bu yöntemi?
Biraz onları konuşalım aslında.
Tabii ki çocuklar anne karnında bir suyla bir ilişki içerisindeler.
Ve bu becerinin doğumdan itibaren beceriler bütünlüğünün altı ay içerisinde unutulduğu tahmin ediliyor.
Her kültürün yaklaşımı farklı.
Bunun Rusyası var, Çin'i var, Dubai'si var, ticari tarafları var, öğrenim tarafları var.
Batı toplumlarının da farklı, doğu da farklı.
O yüzden... Bir haftadan itibaren başlayan da var.
Üç aydan, üç haftadan itibaren gelmesini tavsiye eden de var.
Benim bugüne kadar aldığım ve kendi isteğimle merak ederek araştırdığım tüm bilgileri topladığımda bana mantıklı gelen bir altı ay civarı zaman geçmesi.
Bunun iki sebebi var. Bir tanesi boyun kontrolünün sağlanması, diğeri de nispeten bağışıklık sisteminin güçlenmesi.
Çünkü bir çocuğun, evet denize istediğiniz zaman sokabilirsiniz.
Deniz zaten nispeten soğuktur.
Açık hava. Tuzlu, doğal.
Bu çocuğa zaten fayda edeceği kesin.
Ama havuz dediğimiz yer bir kere muhtemelen kapalı bir havuz olacak eğer kışın giriyorsa.
Burada respirasyon olacak.
Yani nefes alıp yiyecek çocuk. Yüzme nefestir.
Nasıl ki sevgi emektir.
Nasıl ki sinema ışıktır.
Yüzme de nefestir.
Eğer nefesinizi ayarlayabilirseniz istediğiniz kadar yüzebilirsiniz.
Kilometrelerce yüzebilirsiniz. İstediğiniz kadar dalabilirsiniz.
Nefesini pek ayarlayamayan insan çok hızlı yorulur.
Şimdi bizi dinleyenler eğer ki ya ben çok hızlı yoruluyorum.
Hemen 10 metre yüzüyorum yoruluyorum.
Halbuki kilometrelerce koşabiliyorum ya da merdiven çıkıyorum hiçbir sorunum olmuyor.
İşte nefesini ayarlayamadığın için oluyor.
Suda niye nefesimizi ayarlayamıyoruz?
Ben de öyle oluyorum. Evet biliyorum.
Ben korktuğum için çok geriliyorum sanıyordum.
Ondan değil mi? Tam da ondan aslında.
Siz korktuğunuz zaman ne oluyor?
Geriliyorsunuz ve bir anda tansiyon yükseliyor.
Kan basıncı artıyor. Ve oksijen ihtiyacı oluyor.
Oksijeni nereden alacağız? Nefes.
İşte o nefes alma ihtiyacı bizi nefes nefese bırakıyor.
Eğer ki sakinleşir.
Hiçbir problem yokmuş.
Ve sonra özgüvenli bir şekilde yüzmeye başlarsanız.
Tekniniz de buna uygunsa.
İstediğiniz zaman nefes alabileceğiniz konusunda kendinizi ikna edebilmişseniz.
Dininiz buna okeyse.
O zaman. İstediğiniz kadar yüzmek mümkün.
Ben hep şey yapıyorum karşımda bir hedef belirliyorum atıyorum bir duba şuraya kadar yüzeceğim yapabilirim bilmem ne falan diyerek böyle kendimi motive ederek yüzmeye çabalıyorum yani şey yapmıyorum böyle hani.
Kendimi suya bıraktım ve huzur içinde gidiyorum gibi bir halim yok yani.
Yapacağım falan diye böyle bunu bir hedef haline getiriyorum.
O zaman çok eğlenceli olmuyor.
Ama oraya duba neyse gittikten sonra böyle sırt üstü yatınca anca orada bir rahatlıyorum.
Ama benim için hala bir mücadele yüzme.
Tavsiye ayağınızın yere değdiği yerde dikey pozisyonda ayaklarınız yere değerken duvarı da tutaraktan kafayı kaldırın.
Nefes alın kafayı indirin baloncuk yapın.
Kafayı kaldırın, nefes alın.
Kafayı indirin, baloncuk yapın.
Ve bunu kısa kısa değil.
Ve bunu birkaç kez de değil.
Yüzlerce, binlerce kez yapın.
Nefes kontrolü. Aynen öyle.
Çünkü aslında yaptığınız şey uzun uzun baloncuk yaptınız.
Aslında yaptığınız şey yüzerken de aynı.
Kulacınızı attınız, nefes aldınız.
Öbür kulacını attınız, baloncuk yaptınız.
Kulacınızı attınız, nefes aldınız.
Öbür kulacı attınız, baloncuk yaptınız.
Düzenli olarak nefes alıp veriyorsunuz.
Otomatikleştireceğiz yani. Aynen öyle. Bunu dikey pozisyonda ayağınızın yere değdiği, elinizden duvarı tuttuğu yerde yapmanızın sebebi yine kendinizi güvende hissetmek.
İnsan kendini güvende hissetmek ister.
Buradan o zaman dinleyicilerimize bir tavsiye verelim.
Eğer ki çocuğunuzu eşlik ediyorsanız havuzda, denizde, banyoda kendinize iki soru soracaksınız.
Şu an kendini güvende hissediyor mu?
Eğer. İstetmiyorsa ona kendini nasıl güvende hissettirebilirim?
Bu çok üzerine stres olunacak bir durum değil.
Şöyle hızlıca düşünerekten pentene temas arttırılabilir.
Oyunlar dahil edilebilir.
Oyuncak dahil edilebilir.
Ya da şarkılar söylenebilir.
Genelde dikkat dağıtmak çok kullanılıyor.
Ben dikkat dağıtma taraftarı değilim.
Ben de yaptım. Ben de babayım.
7 yaşında oldum. Şıp şıp şıp diye çocuğu böyle alsın.
Ona bayılıyorum. Şıp şıp en sevdiğim.
Çünkü suyun içine giriyor ebeveyn.
Ve çocuk kucağında beraber giderken bir anda ebeveynden gayri ihtiyari çıp çıp çıp diye bir ses geliyor.
Aşırı hareketler ya da.
Herhalde yapılmasını istenen şey biz şimdi ebeveyn olarak bir beklenti sahibiyiz.
Çocuk ahlaklı olsun, ailemizin değerlerine sahip olsun, onları temsil etsin, yalan söylemesin vs.
vs. Şimdi havuza girince de beklentimizde kollarını çırpsın.
Bacaklarını vursun, nefesini tutsun, dalsın, dolup ilerlesin.
Artık yaşına göre beklenti artıyor.
Halbuki benim tavsiyem şu.
Sıfır beklenti. Çünkü yüzme öğrenmek çok psikolojik bir şey.
Hepimiz aşağı yukarı fiziksel olarak benzer becerilere sahipiz.
Çocuklarda motor becerileri kimi ileride kimi geride ama genel olarak benzer yerlerdeyiz.
O yüzden aslında hepsi aynı şeyleri yapabilecek seviyede.
Ama psikolojik olarak çocuk hazır olmadığı zaman denemek istemiyor.
Su soğuksa. Merak etmeyin ki adam üşüyor o anda.
Evet. Veya atla seni tutacağım deyip tutmayan bir dayıyla karşılaşınca.
E tabii ben olsam bir daha atlamam.
O dayıya da hiçbir zaman kucağına da gitmem.
O hafıza da girmem. O zaman zamanı geldi travmamı anlatmak.
Buyursunlar efendim dinliyorum.
Travma yükleniyor. Aynen travma yükleniyor.
Türkiye'de yüzme öğrenen birçok çocuğun başına gelen şey benim de başıma geldi.
Alanya'nın tuzlu denizinde 5 yaşlarındayken.
Babam dedi ki gel omzuma çık ben seni suyun içine götüreceğim geri getireceğim.
Ben de güvendim ne bileyim babam yani kaç yıllık beş yıllık babam.
Ondan sonra gittik suda ilerledik ilerledik sonra şlaps diye beni suya attı.
Ondan sonrasını ben hatırlamıyorum ve ondan sonra denizden nefret ettim.
Ve 25 yaşına kadar da böyle denizli tatillerde ya kenarda durdum ya da mümkünse denizin olduğu yerlere gitmeyelim çabasındaydım.
Çünkü o korku bana yüklendi bir kere.
Ondan sonra hayal gücüm de tabii bunu geliştirdi.
İşte izlediğimiz Jaws'lar, korku filmleri şunlar bunlar.
Ayağıma bir şey mi dokunacak suyun altından vesaire.
Ondan sonra da girmedim zaten.
Sonra kendi çabamla artık biraz daha işte 25'li yaşlarda yüzme dersi almayı denedim.
Orada da işte ayağını çırp, kula çat bilmem ne falan.
Hiç benim psikolojik durumuma bakmadı yüzme hocası.
Orada da beceremiyorum duygusu bir daha yüklendi.
Ta ki ben çocuklar olup da onlar da tekrar işte suya girip.
biraz daha haşır neşir olana kadar.
Yüzmenin biraz daha psikolojik yönünü ön plana çıkartmanız benim çok hoşuma gidiyor.
Benim gibi şeyler yaşamış insanlar da ders alabiliyor mu sizden?
Yalnız değilsiniz. Bence sizin hikayenizdeki en üzücü taraf 5 yaşından 25 yaşına kadar suya mesafeli olmak.
Bence insanın suyla arası iyi olacak.
İlla dalmak, yüzmek, kulaç atmak, bir yerden bir yere gitmek olarak değil.
Ama banyoda keyifli zaman geçirmek ya da su içerken rahat rahat kana kana içmek ya da havuza Denize, bir su birikimlisine girdiğiniz zaman orada keyifle vakit geçirmek.
Ya da suyun dışındayken uzaktan bakmak yerine oraya çekiliyor hissini yaşamak.
Genelliksel yüzme eğitiminde pek psikolojik tarafa bakılmıyor maalesef.
Genelde genel geçer bir yaklaşım var.
İşte yüzme tahtası var.
Makarna var en çok kullanılan.
İşte tahtayı ver, bacak vursun.
Ama kafa dışarıda kaldı.
Şimdi kafanı da suya sok. Daha nefesini tutmayı bilmiyorum.
O zaman gel duvarda baloncuk yap.
Üçüncü baloncuktan sonra insan çok yoruluyor çünkü onu zamanlamasını ayarlamak da zor.
Dışarı çıktın tam çıkarken ağzın hala ıslak burnundan su damlıyor kulaklarına su girmiş glük glük etmiş.
Gözünde gözlük var ya o ya buğulanmış ya da içine su kaçırmış.
Korkunç bir durum ve bunları yaparken bir de öğretmenlerin söylediği şeyi duyup onun istediği gibi istediği zamanda istediği hızda uygulaman bekleniyor.
Bazen şey diyorum yanlış anlaşılmasın geleneksel yüzme eğitiminde eğer bir zulüme tanık olmak istiyorsanız bir yüzme dersi izleyin.
Hocalar için çok zor biliyorum.
Kimseyi de yargılamıyorum.
Ama maalesef sadece bizim kültürümüzde de değil.
Almanya'da Berlin'de eşimle yüzmeye gittik.
Bayerstadt Badmitte Berlin'deki çok güzel belediye havuzlarından bir tanesi.
Bir hafif kulvarı ayırmışlar.
Orada hala yukarıdan bağırarak ve uzun bir sopayla çocuklara tutturarak yüzme öğretiyorlardı.
Çok şaşırmıştım.
Biliyordum Amerika, Avustralya ve İngiltere'de ve Kanada'da.
Benim öğrendiğim şekilde yüzme öğretiliyor.
Bu nasıl? Suyun sıcaklığı 31-32 derece.
Suyun derinliği planlanmış 1.1-1.2 metre veya 1 metre.
Platform kullanılıyor.
Yani öğretmen ayakta dururken karşısındaki insan da bir masanın üzerinde ayakta duruyor ki ikisi aynı seviyede konuşabiliyorlar.
Ve öğretmen ayağı yere değdiği için, kendini güvende hissettiği için çocuğa da güven verebiliyor.
Çünkü Türkiye'de soğuk havuzlarda, derin havuzlarda öğretmenler su topçu gibi makas yaparak çocukları duvarda oturdukları yerden alırlar suyu, tekrar geri koyarlar, sonra öbür çocuğu duvardan alırlar.
Çocuk ıslandı, girdi, suyun dışında üşüdü vs.
Bir de dışarıdan yüzme eğitimi veren öğretmenler var.
Onlar da çocukları veya yüzme öğrenen kişiye...
Dışarıdan direktiflerde bulunurlar ve onların o istediklerini yapmalarını beklerler.
Ve istedikleri olamayacağı için tam olarak öğretmen stres olur, çocuk veya yetişkin yüzme öğrenen kişi stres olur.
Bu da birazcık öğrenmeyi etkiler.
Duyular ve duyguları pas geçip direkt tekniğe odaklanılıyor değil mi?
Maalesef. Duyusal bir bombardıman yüzme havuzu.
Kapalı bir yüzme havuzuna girdiniz.
Evet. Önce sesler yankılanıyor.
Görüntüler, köpükler, sihir gibi.
Biri baloncuk yapıyor. Elini çırpıyorsun.
Elinde hissettiklerin omzundan veya ensenden su dökülüyor.
Ve o anda için ürperiyor.
Bir yandan suyun içinde, yoğun bir maddenin içinde hareket etmeye çalışıyorsun.
Ve o hareket ettiğin madde seni bir yandan da kaldırıyor.
Ay. Başak darlandın.
Gerçekten zor. Ve bunları bu korkulara, endişelere saygı duyarak, saygı duyan biriyle, bir eşlikçiyle yaşamak.
Müthiş bir duygu. Hikayenize geri dönüyorum.
O 20 yılı sudan uzak ve suya mesafeli olarak geçirmeniz gerçekten beni üzüyor.
Bu işe gönül vermiş biri olarak.
Dünyanın %75'i su, insan vücudunun %75'i su.
Mars'a gidiyoruz, su arıyoruz, su içiyoruz, banyo yapıyoruz.
Suyla ilişkiniz çok fazla.
O anlamda birazcık eğlenceye de dökmek lazım.
İnsan çok fazla öğretmeye ve öğrenmeye odaklanıyor.
Beklentiyi o yüzden sıfır olsun dedim.
Çünkü çocukla beraber o çıp çıp çıp hadi bakalım vuru bacakları elleri çırp diye girdiğimiz zaman çocuk bir şeyler yapıyor ama o anda çocuğun maruz kaldığı diğer her şeyi biz unutuyoruz.
Eğer ki çocuktan beklenti olmazsa çocuk da belki de potansiyelini çok daha rahat gerçekleştirecek psikolojik rahatlığa ulaşabiliyor.
En azından ben işte 10 yıldır yüzme eğitmenliği yapıyorsam bu kadar yılda bunları biriktirdim dağarcığımda.
Peki şey kısmına da geleceğim.
Siz de bir ebeveyn olarak kendi oğlunuzun yüzme süreci nasıldı?
Ben yüzme dersi veremedim oğluma.
Çünkü o babasıyla oyun oynamak istiyordum.
Ne yaptım? İlk 6 ay sonra işte havuza götürdüm.
Orada nefes kontrolünü geliştirmek için ilk banyolardan itibaren zaten isim 1-2-3 tekniğini kullanıyordum.
Çünkü kafasından su döküldüğünde yüzü ıslanıyor.
Yüzü ıslandığında nefes kesiyor.
Nefes kesildiğinde bir an için nefesini tutmuş oluyor.
O isim 1-2-3'ü bir söyleyelim mi nasıl oluyordu?
Tabii işte tam da anlattığım gibi isim 1-2-3 neden kullanıyoruz?
Yani dünya 1-2-3. Aynen öyle.
Dünya dememenin sebebi ona bir şey yapacağımı haber vermek.
1-2-3 ise aynı tempoda aynı hızda her seferinde sayarak.
Ona yapacağım şey için hazırlanması için zaman vermek.
Sonra da kafasından su döküyorum.
Ama burada eğer ki yeni başlayan bir insan ise çocuğuna bunu başlayacak.
Hemen de kafasından su dökerek başlamaktan ziyade önce kendini güvende hissettiği yerlerden.
Bu ayak bileğinden boynuna kadar olan bir yerden olabilir.
Göbeği, kolu, omuzu.
Çünkü önce komuta alışmasını sağlamak.
Daha sonrasında da... santim santim yukarı çıkarak ilk hedef ensesi ve kafasının arkası sonra kafasının üstü Sonra da alnının çatısına doğru olan bölümden bedeninden suratından
su akmasını sağlayaraktan çocuğun nefesini tutmasını sağlamak.
Buradaki hedefimiz bu. Aslında onun dışında bir şey öğretmeye de çok gerek yok.
Zaten su öğretmen gibidir.
Çok öğreticidir. Suyun içinde ayakta durursunuz.
Su size yoğunluğunu öğretir. Ellerinizi bir yere kurarsınız.
Birazcık ayağınızı yerden kestiniz mi su sizi kaldırır.
Suyun kaldırma kuvvetini öğretir.
Burada artık size kalan...
Başınızı suya sokmak için gerekli cesareti gösterip o ilk adımı atmak.
Bunun için de tabii ki bir eşlikçi çok faydalı olur.
Çünkü insan kendini güvende hissetmek ister.
Ama eğer eşlikçi, hadi işte daha önce yapmıştın, atla, sok kafanı, başka yerde tutuyorsun, şimdi yapsana gibi böyle çocuğa zorlayıcı cümleler sarf ettiği zaman çocuk kapanır.
Siz de dünyada onları yapmadınız.
1-2-3'ü kullandınız. Hiç o topa girmedim.
Dünyayla 1-2-3'ü ilk banyodan, ikinci banyodan itibaren yanlış hatırlamıyorsam kafasından su dökmeye başladım.
Her banyoda iki kez dökmek yetiyor.
Ondan sonra da işte 6-7.
aydan itibaren de Ekim doğumlu dünya işte demek ki Haziran'da falan havuza gitmeye başladık.
Orada da kucağımda yavaş yavaş yürüdüm suyun içinde.
İşte bebek havuzunda kenarı tuttu.
Su onun biraz bacaklarını kaldırdı belinden altı suya değdi falan.
Öyle öyle derken bir sonraki yaz galiba artık kadar çok 1-2-3 yaptık ki banyoda.
Havuza girip de birazcık ayakta durup suya düşüp de suyun içinde yatay pozisyonda ben onu gezdirirken 6-7 saniye 8 saniye nefesini tuttuğunu hatırlıyorum.
Şimdi suda ilerleme çok sona gelen bir beceri.
Motor becerilerinin gelişmesiyle beraber.
İlk adım suyun yoğunluğu, ikinci adım suyun kaldırma kuvveti, üçüncü adım nefes kontrolü.
Eğer ki bu üçü birleşince kafa suyunun içine girdiği an.
Baş pozisyondan dolayı vücut suyunun yüzeyine doğru suyun kaldırma kuvvetine maruz kalıyor ve yatay pozisyonu açıyor.
Ondan sonra zaten bacaklarınızı vurduğunuzda, kollarınızı çevirdiğinizde ilerlemeye başlıyorsunuz.
Burada esas olan nefes kontrolünü geliştirmek.
Diğer ikisinde zaten su iyi bir öğretmen olduğu için bol bol öğretiyor.
Biz de onlara odaklandık.
İlk hedefimiz yine güvenlikti.
Suya dışı arkasından duvarı tutup bol bol yaptık.
Nefes kontrolünü geliştirmek için bol bol pratikler yaptık.
Ondan sonra da dünya sanırım...
İşte 1,5-2 yaşında bunları yapabilir hale gelmişti.
Denemeler yapıyorduk ara sıra.
Ama sonrasında benimle beraber yüzme dersi yapmak istemedi hiç.
Özellikle bugün bile geçen hafta sonu yüzerken hala yüzme dersi alıyor.
Bizim ekipten arkadaşlarımız da çalışıyor.
Beraber havuzda yüzüğümüzde baba hadi buradan karşı duvara kadar yüzelim.
Ama istediğimiz gibi. Çünkü ben istiyorum ki o kuvvetli bir ayak vurursun.
Sırtı gelişsin, bacakları gelişsin.
Çünkü çocuklar... Hızının %80'ini bacak vuruşlarını alır.
Yetişkinlerin ise hızının %20'sini bacak vuruşlarını alır.
Yetişkinleri yoran şey aslında o bacak vuruşlarıdır.
Biz niye bacak vururuz? Bedenimiz suda yatay dursun diye.
Çünkü bizi yavaşlatan şey suya karşı olan direnç.
Çapraz kaldığımız zaman 45 derece pozisyonda bacaklar yerdeyken ilerleyemeyiz.
O da bir yorgunluk verir.
Aslında suya bıraksak su bizi kaldıracak ama kasıldığımızdan dolayı suya kendimizi de bırakamıyoruz.
Bacaklarımızı vurarak suyun üzerine çıkmaya çalışırız.
Bu sefer de bacaklarımı vurduğumuz için yoruluruz.
Halbuki bütün hızımızın %80'ini kas kuvvetimizden ve kol ve beden proporsiyonundan dolayı bu dirseğin altından itibaren kulacı yakalayıp suyu itip ve çekerek sonra da suyun üzerine kayarak alırız.
Yapmamız lazım. Ama çocuklarda daha farklı bacak vuruşları geçirilmesini isterim.
O yüzden dünyada hep ben her sırada sıkıştırmaya çalışıyorum ama o hala bu konuda.
İddialı hep oyun oynamak ister.
Ben de 5-6 yıldır işte onunla oyun oynuyorum Suda.
Bunu da kabullendim.
Yapacak bir şey yok. İyi o da teknikleri büyüyünce öğrenir.
Aynen öyle. Şu anda servisin sırt üstü yüzüyor.
Evet iyi ilişki geliştirsin.
Suyla arası iyi olsun. Benim onunla zaten yüzücü olması gibi bir beklentim yok.
Çok güzel. Umarım sevdiği şeyi yapmaya başlar bir gün.
Yaza girerken çok güzel bir bölüm oldu bence.
Hem aileler için hem de benim gibi korkan yetişkinler için ufak bilgiler vermiş olduk.
Çok teşekkür ederiz bu program için.
Bir sonraki yayında görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
