
Girişimci ve yazar Zeynep Bilgiç, hayatın labirentlerinde kaybolduğunda yol gösterici iplerini anlatıyor.
“Gerçekten mi?” sorusuyla başlayan sorgular, zamanla bir içgörü pusulasına dönüşmüş.
Şefkat, seyahat ve cesaretle örülü bu yolculuk hepimize ilham verecek.
#Ariadneninİpi #ZeynepBilgiç #PodcastÖnerisi #Girişimcilik #İlhamVericiHikayeler #KendiniKeşfet #KişiselDönüşüm #Şefkat #Sorgulama #SeyahatRuhu
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'ta hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugünkü konuğum geçen haftada bizimle olan Zeynep Bilgiç'le beraberiz.
Geçtiğimiz bölümde hem kariyer hem de kendine az yaşam seçimleriyle ilgili sohbet ettik.
Bu konular birçok insana eminim ki hem ilham hem de fikir verdi girişimcilik konusunda.
Bu bölümde ise Zeynep'in daha özel bir hikayesine, kendi yaşam yolculuğundaki hikayesine gireceğiz ve biraz daha derinleşeceğiz.
Hazır mısın Zeynep?
Hazırım. Zor sorular geliyor galiba.
Evet sorum geliyor. Ariadne mitindeki gibi kendine çıkışı olmayan bir yerde labirente gibi hissettiğin deneyim neydi?
Ve oradan çıkış için hangi ipi rehber edindin?
Evet derin bir nefes alıp verdim başlayalım.
Şöyle aslında ilk bölümde bir Mazdoğlu'nun hiyerarşi primidinden bahsetmiştim.
O anlam arayışıyla gelen.
Onun bir tetikleyicisi var tabii.
O buzdağının görünen yüzü, o aldığım eylemler, aksiyonlar, kararlardı.
Ama onun altında da bunun tetikleyicileri var.
Belki ondan bahsedebilirim.
Aynı yıl önce yaklaşık 15 sene çalıştığım yöneticimle yollar ayrıldı.
Girişim yaptığın yıl değil mi?
Aynı yıl dediğin. Girişim yapma kararımı verdirten.
Yani profesyonel hayatta, kurumsal hayatta.
15 yıl çalıştığım yöneticim yaklaşık işte...
48 saat içinde işten ayrıldı ve yeni bir yönetici geldi.
O yeni yöneticiyle de gayet keyifli çalıştık belli bir süre.
Ama aynı yıl yaklaşık 3 ay arayla babamı kaybettim.
O 15 yıl çalıştığım yöneticimle babamın ortak özelliği çıtanın fazla yüksek olmasıydı hep.
Mükemmelliyetçi karakterlerdi.
Şimdi dönüp baktığımda o ne yapsan daha da iyisi daha da iyisi yaklaşımı elbette bana çok öğretici geldi ve beni çok besledi.
Ama bir yandan da o majör değişiklikle o kayıbın üst üste gelmesi bende bazı fiziksel belirtiler de başlattı aslında vücudumda.
Bir böyle akşamları öksürük krizi, işte midede bazı problemler, ülser gastrit başlangıcı vesaire gibi aslında vücut bir sinyal veriyor.
Yani çok yoğun bir tempoda çalışıp farklı süreçlerden geçtik o dönemde.
Genel müdür yardımcısı oldum, işte terfi aldım vesaire ama...
İçimden bir ses farklı bir yolculuğum olduğunu söylüyordu.
Ve o dönemlerde ben kitap okumayı çok severim.
Yani her zaman sevdim.
2019'da da bir Piraye'nin seyir kitabını okumuştum.
Bundan yaklaşık bir sene önce.
Bu aslında sana ip olacak olan, sana rehberlik edecek olan kitapla başlıyoruz herhalde.
Evet ama okuduğumda rehberlik edeceğinin daha farkında değildim.
Şimdi bugün beş sene sonra hani o gözle arkaya dönüp baktığımda onu fark ediyorum.
Kitabı okumuştum iyi gelmişti ama devamında bazı pratikler var yapılan.
Onları hayatıma henüz sokmamıştım.
Ne zaman ki bu vücudun sinyal vermesi, başka bir arayış içine girme, anlam arayışı vesaire birleşti.
O zaman Piraye'nin iki eğitimi var.
Nefesine özgürleşmek ve zihnine özgürleşmek diye.
O eğitimlerde çok farklı uygulamalar öğrendik.
Hani nefeste hem bu programda hem başka yerlerde nefesten ve meditasyondan çok bahsediliyor.
O yüzden açıkçası hani dinleyicilere daha katma değerli bilgi vermek için o kısımlara girmeyeceğim.
Ama zihine özgürleşmekte çok güzel bir pratik var.
Belki ondan bahsedebilirim.
Hani çıtası yüksek kişilerle büyümüş, büyütülmüş veya iş hayatında yaşamak zorunda kalmış kişiler için belki faydalı olabilir.
Tabii ki bir sürü uygulama vardı eğitimde ama o benim iplerimden biri diyeyim.
Hani 3-4 ip sayarsak buydu.
Uygulama şöyle çok kısa.
Herhangi bir şeyle ilgili bir düşünce geçtiğinde genelde tabii beyin biraz olumsuzu daha çok olumsuza gitmeye daha meyilli olduğu için herkeste bir başarısızlık anında veya bir becerilemeyen
bir işte diyeyim ki hepimizde olabilir elbette zaman zaman.
Bir anda böyle bir işte ben başarısızım beceremedim zaten vesaire o silsile halinde hangi olayın sonrasında aşağı çeken hani bizi dinleyenlerin hangi cümleleri varsa bunu ona uyarlayabilirler aslında.
Böyle bir düşünce geldiğinde bir geri çekilip hani birkaç saniye yeterli gerçekten mi diye sormak.
Ve gerçekten mi diye sorup durup düşününce beyinde şöyle bir proses süreç işliyor.
Yani çok basit bir şekilde defteri önünüze alıp kalemle tabii isteyen cep telefonuna bilgisayarına vesaire de yazabilir.
Gerçekten mi sorusunu sormak.
Ben kendimden bir örnek vereyim.
İşte girişimcilik yolculuğunda tabii işte müşterilere gidiliyor.
Birlikte çalışmak istiyoruz doğal olarak.
Müşteri kazanmak istiyoruz.
Görüşme çok güzel geçiyor.
Sonrasında o müşteriyi istediğimiz hızla kazanamıyoruz veya kazanamıyoruz.
Bana ilk gelen hissiyat tabii kurumsal hayatta sürekli o biraz önce bahsettiğim yüksek çıtalı, başarılı, hızlı şeye alışık bana.
İlk gelen şey beceremedin.
Zaten beceriksizsin.
Şimdi o ikisi o kadar hızlı geliyor ki beyin bir anda oraya doğru dönüyor ve seni aşağı doğru çekmeye başlıyor.
Ardı ardına bunların türev cümleleri geliyor.
O defteri önüne alıp kocaman Zeynep Bilgiç olarak yazdım.
Zeynep Bilgiç beceriksiz biridir.
Cümle öyle geldi verdiğimiz örnekte.
Altına gerçekten mi deyip o soru işaretini koyup düşünmeye başladığınızda şöyle bir süreç oluyor beyinde.
Bunun antitezi olan şeyleri yazmaya başlıyor.
Bir dakika işte üniversiteyi bitirdim.
İngiltere'de masterımı yaptım.
Şirket kurdum. 20 sene çalıştım.
HBS'de Harvard Business School'da vaka çalışması olduk.
İşte Brandon Hall'da ödüller aldık.
ATD'den ödüller aldık.
Saydım saydım saydım.
Hepimizde yüzlerce var bu arada.
Şahidce birkaç örnek verdim kendimden.
Arka arkaya o defter dolmaya başlayınca başarılar ve becerikli olduğumu bildiğim, gördüğüm, sonucunu aldığım şeyler.
Burada çok güzel bir şey var. Bence uygulamanın en sihirli kısmı da bu.
O verileri görünce göz ve el yazdı, beyin okudu vesaire.
Şöyle bir süreç başlıyor.
Aynı anda beyin iki şeye birden inanamıyor.
Yani beyin ikisinden biri ne yapacak?
Ya beceriksiz diyecek Zeynep'e ya diyecek ki yok bayağı becerikli başarılı bir kadın diyecek.
O veriler önünde olunca da artık hani veri bazlı rasyonel olan insanlar olarak bir dakikaya ben bayağı becerikli başarılı bir insanım geliyor.
Ve inanın Yani bizi dinleyen herkes için bu geçerli.
Geriye dönüp hani çocukluğunuzdan itibaren o sırada size negatif gelen cümle neyse yazıp gerçekten mi diye sorup altını doldurmaya başladığınızda o uygulama bittiğinde şöyle
bir şey oluyor beyinde. Ha bir dakika ya bu bayağı saçma bir düşünce.
Tamam hani bu vakada bu müşteriyi istediğim gibi hemen müşteri yapamadım.
Ha ileride yapabilirim başka müşteri yapabilirim.
Ama o durum... benim beceriksiz bir insan olduğum, başarısız bir insan olduğum anlamına gelmiyor.
Bu umarım somut bir örnek olmuştur.
Yani hangi cümleyi yazarsanız yazın, bu arada bu kendinizle ilgili olabilir, genelleme cümleleri de olabilir.
İşte para kazanmak kötüdür.
Gerçekten mi? Bütün para kazanan insanlar veya zenginler şöyledir.
Öyle mi? Altını doldurmaya başlayıp antitezini yarattıkça beyin olumluya dönebiliyor beri varsa.
Ve inanın hepimizde bol bol veri var aslında.
Kesinlikle burada yazmanın önemi de büyük bir ihtimalle şey.
Eğer düşünce bazında kalırsa onu daha fazla döndürüyorsun.
Aynı düşünceyi döndürüp döndürüp döndürüp ve onun içinden çıkamıyorsun.
Ama çıkmak için aslında yazmak yine bir ip oluyor orada senin için.
Hem soruyu sormak hem de somutlaştırmak aslında.
Kesinlikle hem yazarken düşünme kısmı hem yazma eylemi yani üçlü bir şey var aslında kombinasyon var orada.
Hem de bitince bir daha okuyorsun.
O cümleyi okuyunca ve onlar da gerçek olduğu için beyin diyor ki ya pardon ben öyle demişim ama biraz da mahcup oluyor aslında.
Bir sürü antitezi cümle var orada o konu ilgili konu neyse.
Bu arada biraz alakasız mı olacak bilmiyorum ama bu hafta bir eğitime katıldım ben.
Judith Malika Lieberman'ın yazmak ve konuşmakla alakalı.
Bu eğitimde de bize özgür yazma tekniği diye bir şeyden bahsetti.
Kalemi hiç kağıttan ayırmadan.
Hiçbir şekilde bir önceki cümleye bakmadan aklınıza geldiği gibi akışı sağlayarak yazmaya başlayın.
Aklınıza bir şey gelmiyorsa son kelimeyi tekrar tekrar yazın ama akışta kalmayı deneyimleyin.
Bakalım nasıl şeyler çıkacak dedi.
Ve gerçekten de akışa girdiği zaman beyin onu takip edebiliyor.
Ben direkt yapamam diye girdim.
Gerçekten mi? Yapamam deyip yaptığın şeyleri sıralayabilirsin.
Aynen öyle. Ve yazmaya başladıktan sonra o dur diyene kadar hakikaten durmadan yazdım.
Ve o akışı takip edebildim.
Bu gerçekten bir sorusunu belki biraz daha akışta yazıyor olmak da insan için daha faydalı da olabilir.
Mutlaka mutlaka. Bir de şeyi bahsetmekte fayda var belki.
Üç bölüm gibi düşünün önünüze aldığınız defteri kağıdı.
Şimdi deftere şey yaptım en azından kendi yolculuğumda söyleyeyim.
Bayağı defter bitirdim ben böyle.
Çok şey çıkıyor inanın. Üç bölümü ayırsanız bir kendinizle ilgili böyle ön yargılı cümlelerinizi diyeceğim aslında.
Gerçek olmayan ama sizi o sırada öyle hissettiren.
İki çevrenizdeki insanlarla bu eşiniz, dostunuz, sevgiliniz, iş yerindeki arkadaşınız, patronunuz da olabilir.
Onlarla ilgili üç genel.
Üç bölümde ikinciyle ilgili demin örnek vereyim.
İşte bir şey oldu toplantıda veya bir yerde ve saygısızlık yaptığını düşündün X kişisini.
Ve o kişi bana saygısızlık yapıyor beni saymıyor.
Yazdın. Gerçekten mi?
Dedikten sonra muhtemelen o kişiyle işte belli bir geçmişiniz olduğunu varsayıyorum.
Ya şurada çok saygılıydı burada aradı burada kutladı burada bilmem ne yaptı falan bir yazmaya başlıyorsunuz.
Evet o tek bir olayda bir şey olmuş olabilir ama ona yüklediğiniz genel saygısızlık halinin olmadığını kanıtlayan bir sürü veri geliyor.
O zaman zaten evet ilk veriyi çürütmüş oluyorsun gerçekten bir sorusuyla.
Umarım faydalı olur bende çok işe yaradı ama defterler bitirmek keyifli oluyor bu genel.
Şeylerle ilgili de önyargılı cümlelerimizle ilgili de hayata dair.
Peki diğer bir ipten bahsetmiştin.
3-4 tane Ariadne'nin ipi var benim için demiştin.
İkinci ipin neydi senin?
Hemen ikiye geçeyim. O da yine benzer dönemlerde bununla ilgili biraz iç içe geçen ve birbirini tamamlayan bir şey.
Bu öz şefkatli farkındalık eğitimine katıldım.
İki tam gün süren ve onun da bir kitabı da var aynı zamanda.
Onu okuduktan sonra katıldım ve bu öz şefkatli, farkındalıklı ve yaklaşık kırka yakın uygulama yine yapıldı.
Yine işte biraz böyle mükemmelliyetçi olan ve sürekli aslında kendine haksızlık eden, başkalarına, çevresine çok şefkat gösterip o şefkati kendine yansıtamayanlar için dizayn edilmiş bir şey aslında.
Tam benlikti yani o dönemde.
Dolayısıyla bu eğitimde farklı uygulamalar vardı.
Tabii şu anda bizi dinleyenler için.
Ben kendi cebime koyduklarımdan bir taneden bahsedeceğim ama oraya katılan yaklaşık 15 kişilik bir ekiptik.
Herkes farklı bir uygulamadan etkilendi.
Benim uygulamam biraz önce söylediğimin biraz benzeri, farklı bir yaklaşım.
Şimdi hepimiz düşünelim.
Herhangi bir şey olduğunda karşıdan bir arkadaşımız bize geldi.
Bir kahve sohbetindeyiz.
Ve yana yakıla bir derdini anlatıyor.
Ve kendine kızdığı bir şeyi anlatıyor.
Yani işte nasıl böyle yaptım, nasıl inandım yine zaten ben şöyleyim, ben aptalım, ben böyleyim vesaire.
İnsan kendine acımasız ya.
Ve karşınıza gelen o arkadaş geldiğinde adı üstünde arkadaşımızsa ve arkadaşımız kalmasını istiyorsak nasıl bir sahne canlanıyor gözünüzü kapatıp önce onu uyarlıyorsunuz.
Mesela sana sorayım şimdi ben geldim çok derdim var anlatıyorum kendimi suçluyorum, suçluyorum, suçluyorum.
Sen neler söylersin nasıl bir davranışla bana?
Tabii daha telkinle yaklaşırım.
Mesela birkaç örnek cümle söylesen.
Tabii sakinleştirici şeyler söylüyorum.
Öyle düşünme, kendine haksızlık ediyorsun.
Bu konuda birazcık kendine yüklenmiyor musun?
Başarılısın, sevgi dolusun, seveceksin.
Neyse orada senin düşündüğün şey, onun tam tersini aslında söylüyor olurum.
Süper, tam bundan bahsediyorum.
Sen, ben arkadaşın olarak kalktım, gittim, ayrıldık.
Aynı konu kendi başına geldi.
Kendi başıma geldi diyeyim o uygulama için veya senin başına.
Sen kendine neler söylüyorsun?
Gözünü kapatıp o olayı yaşadığında kendi kendine neler söylediğini hayal ediyorsun.
Sorayım mı sana kendine neler söylersin öyle bir durumda?
Ben kendime kesinlikle yüklenirim.
Ne kadar da beceriksizsin.
Ses tonun bile değişti. Çok kötüydüm.
Yakın zamanda böyle bir şey yaşadım da.
Zaten sen hiçbir şeyi de beceremezsin.
Bu işi de yapamazsın falan diye böyle kendime bir yüklendim.
Galiba o ara bir kendime gerçekten mide sordum.
Ah süper. Ondan sonra refleksif aynen.
Dur dedim biraz daha bekle.
Bunun için biraz erken.
Ondan sonra aslında kendime biraz şefkatle davrandım.
Çok yaptığım bir şey değildir ama ilk reaksiyon biraz daha yüklenmek ve olumsuz ters şeyler söylemek.
Sonra o şefkatli olan yanım uyanmaya başlıyor.
Bu da daha yeni çıktı yani 35 yaşından önce asla öyle değildim.
Süper örnek çünkü yalnız değilsin ve yalnız değiliz.
Dolayısıyla bende de böyleydi.
Bu örnek çok olduğu için o uygulama orada vardı zaten.
Bu arada bu Amerika'dan gelen bir ekol tabii ki eğitim.
Dolayısıyla ortak insanlık derdi diyeyim.
Sadece seviyeler farklı kişiden kişiye, karakterine, yetiştirilmesine vesaire göre.
Dolayısıyla buradaki uygulama da...
Böyle şeyler söylemeye kendi kendine başladığında bir dakika ya arkadaşım karşımda oturuyorsa neler söylerdim deyip onu kendine söylemek.
Bu kadar aslında hani o da öz şefkat seviyesini arttırıcı müthiş bir uygulama.
Hiçbir arkadaşına öyle hakaret içeren cümleler kelimeler kimse kurmuyor.
Kendine ne hadle kuruyor aslında.
İşte orada durabilmek mesela orada duramıyoruz ya ben eskiden duramıyordum yani bir kendime yüklenmeye başladığım zaman duramıyordum ve o sinirim devam ediyordu kendime ama.
Ne zamanki hani durup bu işin gerçeği ne bir anlayayım demeye başladım.
O zaman şefkat de gelmeye başladı ki sende de bu ikisi peş peşe ya da eş zamanlı olarak gerçekleşmiş sanırım.
Evet zamanlamaları çok güzel denk geldi.
Dolayısıyla benim üçüncü ipim de kitap yazmaydı.
Yani bu işte yazmalar gerçekten miler vesaireler tabii ilgili olduğum alan üzerine.
Son beş senelere o kadar çok araştırma yapmıştım ki makaleler, konferanslar, onunla ilgili yazılar, videolar onu bir kitaba dönüştürüp daha geniş kitlelere faydalı olmasını istedim.
Hem işveren perspektifinden liderlere yeni nesil çalışma modellerine alışmaları, kendini liderlik kaslarını böyle geliştirmeleri için hem de bu modelde çalışmayı isteyenlere bir rehber niteliği olsun istedim.
Dolayısıyla... Ben bir şeyler üretmekten çok beslendiğim için öyle zamanlarda beni çıkartan şey aslında hem yeni bir şeyler üretmek.
Yani kitap bunlardan bir örnek.
İşte şimdi IPP diye Independent Professional Platformu diye bir STK kurduk çok yeni.
Aralık ayında lansmanını gerçekleştirdik.
Ve istiyoruz ki bunu toplumsal bir harekete dönüştürelim.
İlk görüşmemizde söylediğim gibi kadınlar için de...
Çocuk doğurma, evlenme, daha esnek çalışma ihtiyacı olan dönemlerde.
Gençler için de bu ninolar dediklerimiz ne okulda oranı çok yüksek Türkiye'de.
Ve bunları iş hayatına, istihdama katmak için aynı şekilde erken emekliler, kadın veya erkek 45-50'li yaşların bandında olup eskisi gibi kurumsal hayatta çok yoğun çalışmak
değil, daha farklı lokasyonlardan, farklı esnekliklerde, zamanlarda çalışmak isteyenler için.
İşte bütün bu gruplar aslında evrensel kümede insanlar toplumu oluşturuyor.
Toplumsal refahı arttırmak için bir toplu paydaşlarla birlikte, STK'larla, işverenlerle, üniversite işbirlikleriyle, farklı işbirlikleriyle bir hareket
başlatıyoruz. İşte bu tip.
Topluma fayda yaratacak hareketler benim üçüncü ipim oluyor aslında.
Çıkış ipin oluyor evet. Aslında benim de benzer.
Şimdi sen anlatırken benim de aklıma geldi.
Yani podcast aslında benim için de bir çıkış ipiydi.
Geçen de dinleyicilerden bir tanesi yazmış.
Ariadne'nin ipi galiba benim için bir çıkış ipi olacak.
Bunu hissediyorum diye yazmış.
Ah dedim ne kadar güzel zaten.
Proje başlı başına benim çıkış ipim.
Bunu da başka bir dinleyiciden duyuyor olmak da çok güzeldi.
O yüzden bazen yaratıcı olmak da bize çıkış yolları sağlayabiliyor zor durumlarda.
Peki bir dördüncü yoldan bahsettin.
Kendini çok zorlanmış hissettiğinde yaptığın bir şey.
Bu seyahat etmek. Aslında bu bir çıkış değil.
Labirente hiç girmeme, kendini sıkışmış hissetmeme yolu diye bahsetmiştin.
Sen kendi seyahatlerinden biraz bahseder misin?
Neler yapıyorsun? Valla dördüncü ipi çıkış yolunu sona bıraktık.
Ama bu benim en kuvvetli en sevdiğim aslında.
O yüzden hatta yani ona ip değil direkt halat diyorum ben.
Yani böyle bayağı kalınca bir şey benim için.
Benim seyahat tiplerim beşe ayrılıyor.
Beş ana başta. 45.
yaşa girerken şu anda dönüp baktığımda zaman içinde öyle oluşturmuşum bir şekilde.
Bir solo seyahatlerim var.
Ama aslında bunlar iş seyahatleri.
Ben onları kombo yapmayı seviyorum hafif kombinasyonlarla.
Kastım ne? İşle ilgili gittiğim yerde genelde yurt içi de oluyor, yurt dışı da oluyor.
Mutlaka önüne arkasına iki saat, bir saat de olsa bir müzeyi ziyaret etmek, gezmek.
Bir işte akşam saatinde görüşme toplantı sonrasında.
Bir operaya vesaireye gitmek gibi sanatsal aktiviteleri içine soktuğumda bu iş seyahatleri solo seyahatleri halinde bana çok iyi geliyor.
Aslında o da yaratıcı bir düşünme biçimi.
Seyahati öyle sıkıcı ve sıkışmış hissedebilirsin iş için gittiğin bir şeyde.
Ama onun dediğin gibi ufak tefek ayarlamalar yaparak etkinlikler ekleyerek daha keyifli hale getirebiliyorsun.
Evet ama bu refleks olarak doğdu.
Bunu böyle planlayarak yapmadım ama onlardan besleniyorum.
Çünkü ben biraz kaşif uslu.
bir insanım. Yeniliklerden çok besleniyorum.
Hani sanattan da çok seviyorum yeni şeyler görmek.
Benim zihnimi çok açıyor ve besliyor ve işe de fayda sağlıyor.
İkinci seyahatler eşimle baş başa yaptığımız seyahatler.
Karı koca seyahatleri. Anne baba.
Evet. Onlar böyle birkaç günlük kaçmalık ama çok keyifli oluyor.
Evet. İlk evlendiğimizden beri de ki 18.
seneye girdik. Harika.
Aynı şekilde devam etmeye çalışıyoruz.
Üçüncüsü ailecek seyahatler.
Çocuklarla genelde yaz tatilleri veya bazı yeni yerler, keşifler.
Peki bir şey soracağım. Yaz tatilinde...
Çocuklarla rahatlayabiliyor musun?
Yani ben çocuklar olduğu zaman gerçi senin çocukların daha büyük.
Yaş grubu biraz farklı. Yaş grubuyla alakalı.
Yani şu an benimkiler küçük olduğu için tatiller bana Allah'ım kaç gün kaldı.
Ne zaman dönüyoruz eve falan.
Normal halimizde bir dönelim artık gibi hissettiriyor.
Ama galiba aile seyahati şu anda senin için daha rahat.
Şöyle iki oğlum var benim.
Başta birinci bölümde bahsetmiştik.
14 yaşında ve 11 yaşındalar.
Artık çok büyüdüler. Ama galiba şimdi işte bu beş seyahat tipinin üçüncüsüne geldim.
İki tane daha bahsedeceğim. Diğer seyahatlerimde olduğu için aile seyahatleri bana müthiş keyifli geliyor.
Çünkü hani tabii herkesin şartları veya durumu seyahatle ilgili ilişkisi, sevgi seviyesi farklı olabilir bizi dinleyenlerden.
Nasıl olsa diğerleri de var diye çocuklarla tam randıman ve tam onlara odaklanabiliyorum.
Belki tek seyahatim çocuk seyahati olsaydı hani dönüşte ne zaman ben dinleneceğim ya da kitabımı okuyacağım, besleneceğim.
İşte o yüzden o solo seyahatler veya diğer seyahatler iyi geliyor.
O yüzden de çocuklara da full enerji tamamen hani onlara odaklanarak çok keyifli geçiyor.
Tabii çocukla gidiliyorsa zaten tatil çocuğun.
Sen orada yan elemansın.
Evet. Gözlemci gibi. Gözlemci gibi.
Birlikte o anı paylaşan diyelim.
Evet. Dolayısıyla bir de babamı kaybettikten sonra annemle baş başa seyahatler başladı.
Ve bir kız kıza seyahatlerimiz var.
Yine çok sevdiğim bir arkadaşım var.
Onunla da bir şehre gidince bunu yaklaşık son dört senedir yapıyoruz.
Bir şehre gidince yaklaşık dört saat bisiklet turları alıyoruz.
Ve lokaller oradaki lokal insanlar nerede nasıl yaşıyor onları keşfetmeyi çok seviyoruz.
Mesela eşim de bunlarla çok ilgilenmiyor.
Onunla gittiğimde bisiklet yok.
Onunla gittiğimde bisiklet yok. Hepsi birbirinden farklı seyahatler.
Son olarak da inzivalar var.
İnzivalar çoğundakini kurdum.
Ama sene içinde çok inzivadan ziyade yılda bir kere en azından.
Çok sevdiğim bir acayip hane ekibi var.
Senem'le Lara'ya da buradan.
Sevgilerimizi sunalım. Gerçekten bu da son.
Hep bunlar bu arada bu son söylediklerim girişimcilik yolculuğundan sonra çıkanlar.
Yani ben seyahat etmeyi hep çok severdim.
İlk üç hep vardı. Ama son iki bahsettiğim kız kıza, annemle ve inzivalar.
Son beş sene girişimcilik yolculuğundaki roller coaster'daki çıkışlarda bana nefes aldıran şeyler.
İnzivalar da çok güzel geliyor.
Birkaç günlük detokslar, teknoloji detoksundan farklı bir sürü uygulamalara, sanattan, yogaya, meditasyona, sessizlik inzivalarına.
Biz bu arada senle oda arkadaşıydık inzivalardan birinde ve oda arkadaşı olmamıza rağmen...
Sessizlik kuralından dolayı ne sabah ne akşam seninle konuşamadık.
O da böyle güzel bir anı oldu bize.
Podcast için buluştuğumuzda daha çok sohbet ettik galiba.
Bugünlere kısmetmiş. Bu arada inzivaları aslında böyle Amerika'da hep şeylerden duyarız işte.
IBM'in kurucusu inzivaya gitti ve bilmem ne çölünde saatlerce kaldı falan gibi hikayeler duyarız.
Üst düzey yöneticilerde var mı inziva?
Kafası diyeyim. Sen daha çok bilirsin iç dünyasını.
Şöyle var birazcık sağlıkla ilgili detokslar da var.
Hani Türkiye'de de var Bodrum'da vesaire farklı yerlerde yapılan.
Yurt dışında da var belli bölgelerde olan.
Ben açıkçası hani normal yaşantımda da olabildiğince beslenmeye, sağlığa, spora özen gösterdiğim için öyle sağlık odaklı detokslardan ziyade yine sağlık ama biraz ruhsal sağlık
diyeyim. Daha çok seviyorum.
Daha çok tercih ediyorum. Ama var elbette.
Bu arada gittiğimiz yerde, inzivaya gittiğimiz yerde Hızır Kamp, onun isminden de bahsedelim, telefon çekmiyordu.
Ve telefonun çekmemesinin bu kadar iyi bir şey olacağını ben hiç düşünmemiştim.
Çünkü hiç kimse hakkında bir fikir sahibi olmadan o kampta bir sürü kişiyle orada bulundukları haliyle temas etmek ve onları bir önyargısız bir şekilde...
Tanıyor olmak çok güzel bir deneyimdi inzivada benim için.
Hem ruhen dinlenmiş oldum hem de bir teknoloji detoksu oldu benim için.
Gayet güzeldi. Kesinlikle.
Bu arada biraz önce yaratıcılığı da besliyor dedin.
Ona somut örneğim de var aslında.
Bu kitap yazma süreci yaklaşık iki buçuk sene sürdü benim.
Ve bir noktada bir tıkandım.
Bir türlü bitirememe haline gelmiştim.
Bu bahsettiğim iki eğitim yani bir eğitim ve bir inzivada kitaba yeni chapter'lar ekledim.
Ve bayağı aktı. Bunlardan biri de öz şefkatli farkındalık çaptırı bu arada bölümü.
Dolayısıyla gerçekten zihninle bedeninle böyle bir inzivada kendinle baş başa kalmak bana çok iyi geliyor.
Bu arada şunu da eklemekte fayda var bizi dinleyenler için.
Bahsettiğim seyahat evet yurt dışı yurt içi bir sürü şeyi kapsıyor.
Herkesin kendi şartlarına ve tercihlerine planlarına göre.
Ben işte bir Marmara'ya binip karşıda bir yere giderken de veya bir köye yakın bir yere biraz şehirden uzaklaştığımda veya sahil yolunda yürüyüş yaparken de
aslında onu da bir seyahat olarak görmek mümkün.
Yani bizi dinleyenler için herkes kendi hayatına ve yaklaşımlarına göre kendi ipini seyahatse veya bir yerlerden uzaklaşmak veya intivasa...
İstediği şekilde kendi şeklinde dizayn edebilir aslında.
Kesinlikle. Ve bu konuda da bence yaratıcı çözümler bulabiliriz diye düşünüyorum.
Özellikle seyahatle ilgili.
Peki bu bölümdeki katkıların için çok teşekkür ederim.
Son olarak bize tüm konuştuklarımızla ilgili söyleyeceğin bir katkın var mıdır?
Öncelikle keyifli sohbet için çok teşekkür ederim.
Çok güzel aktı. Yani bir sürü şeyden bahsettik.
Ben herhalde...
Bunun sonunda en çok söylemek istediğim şey şu.
Ben hayatı çok nabız gibi görüyorum.
İnişli çıkışlı, yükselişler var, inişler var.
Bazen bu sosyal medyada veya farklı mecralarda hani hep böyle hayatın pembelikleri, güzellikleri gözüküyor.
Pinky clouds. Pinky clouds.
Dolayısıyla ama aslında hayatta gerçekten kara bulutlar da var.
Pembeler ve beyazları olduğu gibi.
Şeyi çok önemsiyorum yani hayat tercihlerden ibaret.
Şimdi bahsederken işte kendi hayatıma dönüp baktığımda babam dedim yöneticim dedim eşim dedim vesaire dedim.
Ama ben üniversitenin ikinci sınıfında biraz dominant otoriter bir babam vardı rahmetli.
O zamanlar biraz kızsam da şimdi de çok hak verdiğim çok güzel bir şekilde sağ olsun.
Biraz o günlerde beni kızdırarak olsa da bence yetiştirmiş bizi.
Onun beni finansal açıdan zorladığı dönemlerde ona kızıp nefretle büyüterek bambaşka yollara sapmak yerine peki eldeki veriler bunlar madem öyle şimdi babayı
eşi olsun onu bunu suçlamayı bırakıp ben ne yapıyorum diyerek üniversite 2'de çalışmaya başladım.
Ve iki çocuğumu da doğurduğumda 3'er aylık yasal izinler bittiğinde çalışmaya devam ettim.
Hala da kesintisiz toplam 25 senedir iş hayatındayım.
O finansal özgürlük, para kazanma hali, bir işe yaradığını hissetme halinin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Bu bahsettiğim işte 5 tip seyahat vesaireleri o konforu sağlayan şey benim yıllar önce yaptığım tercihler ve...
Yolculuğumdu aslında. O yüzden de genel olarak söyleyeceğim herkesin hayatı inişi çıkışı nabzı kendine göre elbette.
Ama bizi dinleyenlere tek bir tavsiyem olsa hayatın tercihlerden ibaret olduğunu ve o sırada öyle gözükmese bile her zaman bir seçim hakkına
sahip olduklarını hatırlatmak isterim.
Çünkü o seçimler ve tercihler sizin yolculuğunuzu, oluşunuzu, duruşunuzu...
davranışlarınızı, yolunuzu çok değiştiriyor.
Umarım kara bulutlardan pembe beyaz bulutlara çıkacak güzel tercihler yapar, yollara çıkarlar cesaretle.
Ben de aynı şekilde düşünüyorum.
Zaten Ariadne'nin ipine çıkış ve başlama yolculuğum da böyleydi.
İnsanlara biraz daha umut verebilmek ve yaptıkları seçimlerde hem...
Model olabilecek insanları davet ediyorum seçimler konusunda.
Hem de bir yandan da ilham verebilecek hayatındaki zor hikayeden çıkış modellerini, rehber iplerini anlatarak bize ilham olabilecek insanlarla buluşuyorum.
Sen de onlardan biriydin.
Çok teşekkür ederim katıldığın için.
Ben teşekkür ederim davet için.
Umarım faydası olmuştur herkese.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
