
Bu bölümde Psikolog Sibel Şengül, kendi hayat yolculuğunu ve ona "ip" gibi rehberlik eden unsurları paylaşıyor. 🌿 Ariadne onun dünyasında kimdi ?
📖 Kitaplarla kurduğu derin bağ,
👩🏫 Öğretmenlerin yön gösterici rolü,
✍️ Kendi çocuk kitabı yazarlık serüveni,
Kahramanın yolculuğu şemasında olduğu gibi, bireysel keşiflerle dolu bu ilham verici sohbeti kaçırmayın!
🎧 Ariadne’nin İpi 10. bölüm şimdi yayında!
Bahsi geçen kitap önerileri için
Instagram: @ariadneninipi
#Psikoloji #JungianAnaliz #Bireyleşme #Mitoloji #Masallar #Ariadne #MasalAnlatısı #SibelŞengül #Ariadneninİpi #ÇocukKitapları #KişiselDönüşüm #işbankasıyayınları #ağaçlar #HalukDursun
Transkript
Ariadne'nin
İpi Podcast'a hoş geldiniz.
Sibel merhaba, hoş geldin.
Hoş bulduk. Geçtiğimiz bölümde hem kariyer yolun hem de masal ve mitlerle olan düşüncelerin bağlantıların hakkında sohbet ettik.
Bu bölümde ise biraz daha derinleşeceğiz ve bizim artık Ariadne mitine doğru gideceğiz.
Bu mitteki gibi kendini çıkışsız hissettiğin, labirentte gibi hissettiğin bir deneyim var mıydı?
Ve sonrasında sana rehber olan ip ne olmuştu?
Biraz bunlardan sohbet edelim isterim.
Evet. Bence ilkokul.
Biraz küçük yaşta başlayıp ve ilkokulda yedi tane öğretmen değiştirdim ben.
Hiç okul değiştirmeden, sınıf değiştirmeden öğretmen değiştirdim.
Ve her öğretmenin karakterine de uyum sağlamaya çalışarak.
Bazısı çok sertti, bazısı çok idealisti.
Burada aslında disteksi olduğumu...
Hem dikkat eksikliğimin hem de disteksimin olduğunu ben sonradan fark ediyorum.
Ama o sırada ben öğrenemiyorum.
Ben geri zekalıyım. Ben aptalım düşüncesiyle bir ilkokul yıllarım geçti.
Çünkü gerçekten sayılar, harfler yanlış yazıyorum.
Sayıları hiç anlamıyorum. Matematik benim için gerçekten çince.
Ve öğretmenler de bu anlamda tam o eski öğretmenler.
Hani bireysel bu çocuk böyledir, şu çocuk böyledir gibi de bakmıyorlar.
Tüm bu yedi öğretmenin içerisinde bir tane...
Fatma Cebeci umarım yaşıyordur bilmiyorum bulamıyorum bağlantıyı o böyle enteresan görmüştü özel böyle ilgilenmişti ve hatta o zamanlar yakalıklar
örülür ya böyle dantel yakalıklar çok beğenmişti anneme gelip hemen öğretmenim yapar mısın demiştim annem öğretmenime dantel yakalık yapmıştı falan ben böyle demiştim tabi ki kader o da çok kısa sürede tayin olup gitti ama
bana mektup yazmıştı Cimcimem, kara kızım cimcimem diye böyle başlığı hiç unutmuyorum.
Elyası gözümün önünde hala.
Bence hani yapabileceğime, öğrenebileceğime dair özgüveni ilk.
Eğer o labirent ki benim için gerçekten labirentti, öğrenim hayatı.
O onun bir ipiyle çıktığımı düşünüyorum sonrasında.
Orada bir destek gördün yani.
Aslında öğretmenin ilk ipin oldu diyebiliriz.
Peki sonrasında kitapların da eşlik ettiğinden bahsediyorsun yani.
Danışman geç oluyor ama bir anın var.
Üç tane hikaye kitabı geliyor.
Benim için o unutulmaz.
Bademcik ameliyatı oluyorum.
Hastanedeyim. O zaman da kalınıyordu demek ki bayağı.
Çok sıkılıyorum ve komşumuz bana üç tane kitap hediye etti.
Hayatımdaki ilk kitaplarım.
Yani bizim eve kitap girmiyor.
Bir de okuldaki o dergilerin dışında hikaye gördüğüm bir şey yok.
Peter Pan, 80 Günde Devralem ve Kemalettin Tuğcu.
Nasıl bir birleşim düşündüyse o.
Çok da hani kendisi de okumuş bir kadın da değil ama kızları okuyor diye.
Canı sıkılmasın o da herhalde sever diye götürmüş.
Peter Pan'ı açtım.
Bambaşka bir şey. 80 Günde Devralem de öyle.
Başka bir fantazya yani.
Ve benim hani biz daha böyle gündelik...
sosyal bilgiler dergileri gündelik yaşamdan hikayeler veriyorlar evet şeye çok yakın peygamberler tarihi gibi bir fantazya ama çok başka dünyanın başka yerlerinde ve o küçücük
küçük de bir yerde büyüdüm çünkü mahalle benim dar mahallem işte yazları köye Okun.
Bunun arasında sanki başka bir dünya da var.
Uzakta bir dünya var. Ve orası çok büyülü.
Ve bence o fantazya şey gibiydi.
Gerçek. Evet ya böyle dünyalar var ve gidilebilir.
Kemalettin Tuğcu da işte aşağıya çeken.
Burası balon yükseliyor.
Feter Pan'la şey yükseliyor.
Ama... Kemalettin Tuğçu dur gerçeklere dön.
Böyle okuyup okuyup kendi başıma ağladığımı hatırlıyorum.
Hüzünlenmek için. Çok ilginç de bir eşleşme yani.
O üç kitabın eşleşmesi bana bayağı ilginç geldi.
Yani hani Peter Pan'da gerçekten hayali bir şey.
80 günde devre alem belki yapılabilir.
Bir önceki bölümde öyküyle ondan bahsettik.
Bir ayda bir devre alem yapmışlar.
Ama Kemalettin Tuğcu artık dramın dibi diyebiliriz.
Bu üçünün de bir çocuğun zihninde yer edebilecek olması aslında bayağı ilginç bir eşleşme.
Bence o güzel bir denge bence yine de.
Çünkü gerçekten çok hayal dünyasında kalabilecek bir...
Yalnızlık hissettiğimi hatırlıyorum.
O biraz daha dur bak toprakların, coğrafyan burası diye çekmiş olabilir.
Sonrasında aslında başka kitaplar şu anda herkesin.
Küçük Prens örneğin.
Orada tutkuyla o kitaba sarılmak.
Kitap meselesi benim için hep şeydi.
Kurtarıcıydı. Her zaman kurtarıcıydı kitaplar.
Yatılı okulda okudum.
Yatılı okuldaki kez kütüphane gördüm.
Oradan da çıkamıyordum. İşte üniversiteye gittim.
Böyle gönüllü oluyordum şeye.
Kitap, mütefane görevine, nöbetçiliğine.
Çünkü orada dibine kadar bir şeyin içinde, sessizliğin içinde kalabiliyorsunuz.
Hala da gerçekten kitaplar benim herhalde dünya hani Robinson olsam sadece kitaplar olmasını isteyebilirim.
Olabilir, olabilir. Ve sonrasında öğretmenlerinle olan ilişkin aslında senin için.
Kurtarıcı işlev görüyor gibi görünüyor.
İlkokul öğretmenin çok şefkatliymiş anladığım kadarıyla.
Daha sonra liseye geçiyorsun.
Lisedeki öğretmenlerinden nasıldı?
Lisede ailem için bir kız okuluna gitmem gerekiyor.
Yani ya böyle kız meslek lisesine gideceğim.
İşte kız ne varsa o sırada sağlık meslek lisesini kazandım.
Hemşirelik. Ama biliyorum ki ben hemşirelik yapamam yani.
Zaten sadece gitmek istediğim evden uzaklaşıp.
Okumak istediğim için gittiğim bir yer.
Ve daha ilk haftalarda dedim ki bu yapabileceğim bir şey değil.
Ne yapsam? Nasıl çıksam? Ama çok da fazla dağarcığım da yok.
Ne yapacağım da bilmiyorum. Bir tane öğretmen çok yakın geldi bana.
Gençti de böyle. Yeni gelmişti okula.
Diğerlerinden hani o şey vardır ya.
Rahibi okulları vardı çok sıkı.
Gerçekten o düzenliydi. Ve bütün hocalar da öyleydi.
Dakikası dakikasına çıkış yapacaksın.
Yatakhaneden kilitlenirsin. Üstüne kapı.
Böyle zor bir yerdi.
Bir tanesi çok farklı. Onun yanına gittim.
Siz dedim bu okula nasıl öğretmen oldunuz?
Dedi ki bak buradan mezun olacaksın.
Üç yıl mecbur hizmet yapacaksın.
Sonra bir sınav var.
Bakanlığın ve yokun birlikte oluştur.
Ona gireceksin. İşte vesaire.
Anlattı. Ben gittim defterime.
Mezun olacağım. Basamaklar dört sene.
İşte üç sene mecbur hizmet.
Ondan sonra şu sınav.
Böyle basamak basamak çizdim.
Ve gerçekten de birebir.
O basamaklarda ilerledim ve o okullara öğretmen olmak üzere ilk önce eğitim fakültesi okudum.
O öğretmenimindi ama hiç unutmuyorum ve hep yad ediyorum.
Yıllar sonra yani bundan birkaç sene önce tekrar karşılaştık tabii ki sanal ortamda.
Ve podcastlerimi dinleyerek, eğitimlerimi ya da postlarımı okuyarak falan çok şey bir yerindeymiş hayatının.
Bir kanser atlattığı bir dönemde.
O yazdı, Sibel'im ışığım oldun, senin sayende iyileşiyorum ve bana o kadar çarpıcı geldi ki bu.
Çünkü çıkış noktam o, onun sayesinde gerçekten ben, çünkü bir de ruh sağlığı ve hastalıkları öğretmeniydi.
Yöntemi de çok güzeldi ve evet tamam bu alanda çalışabilirim ben olmuştu.
Aynı hayatı sonra başka bir döngüde, benim öğretmen olduğum onun öğrenci olduğu.
Ve hala da ben senin öğrencininim diye bana çok tuhaf geliyor.
Çok değişik geliyor. Yarı çünkü çok bambaşka.
Ama o döngü sizi oraya getirebiliyor.
Bunu görmek de çok güzel.
Evet roller değişmiş ve aslında başlangıç noktasına tekrar dönmüşsünüz.
Aynen. Tam bir daire çizmişsiniz aslında.
Tam bir daire oldu. Bir başka öğretmenim de tabii ki üniversitede.
Yine ben bu disteksi işte anlayamıyorum, öğrenemiyorum.
Ben ekstra çalışmam lazım falan.
Üniversite bir. İnkılap tarihi dersi ki hani temel ders öylesine bir derstir ya genelde.
Bir hocamız girdi elinde sadece bir kitapla Fransızca bir kitap.
Hiçbir şeyin ne dilinden anlayabilirim ne başka bir şey böyle sahaflardan göstererek yorumlar yaptırdı bize.
Ne görüyorsunuz kapakta?
Fransızca. Peki kelimelere bakın ne var?
Kelimelerden çıkarım yapıp.
Peki bu yılda niye bu kitap yazılmış olabilir?
Peki bunu basan kimmiş? O basın yani o ülkeyle ne alakası var Osmanlı bilmem ne sorununun?
Buradan çıkarımlar yaparak müthiş bir ders yapmıştı.
Sonraki derslerimde de hep çok gerçekten full dikkatimi verip kelime bile kaçırmadan not alıyordum ve sınıf notlarımı fotokopya alıyordu.
Ve dedim ki evet ya ben öğrenebiliyorum aslında.
Öğreten olduğunda, öğretebilen olduğunda öğrenebiliyorum ve sonra...
Bize hoca özel olarak ilgilenenlerde bir kulüp gibi İstanbul kültürü, İstanbul'un ağaçları, İstanbul beyefendisi, hanımefendisi nasıl oluyor, yalılar.
Haluk Dursun, Allah rahmet eylesin.
Haluk hocanın müritleri derlerdi o zaman bir grup arkasından uzun öğle tatillerinde eğitim alıyorduk ondan ekstra bu tarz eğitimler.
İşte bize divan edebiyatından şunu ezberleyin gelin falan.
Ya da yeni kelimeler öğretmek üzerine çalışıyordu.
Tüm bu aslında alana girmem.
Evet lisedeki hocam doğru yerimi bulmam.
Yöntem geliştirme konusunda Haluk hocam.
Evet böyle de anlatılabilir, böyle de öğretilebilir ve böyle de kültür kazandırılabilir.
Bence hani Ariadne diye kim diye baksam hayatımda.
Evet Haluk hoca, Rukiye hoca, Fatma hoca.
Ama ip nedir dersek evet ip.
Kitaplar, bilgi herhalde oradan çıkmamız, devletten çıkmamız sağlayan şeyler.
Harika yani aslında eğitim hayatında öğretmenlerin ne kadar güçlü bir etkisi olabildiğini gösteren örneklerden bir tanesi.
Şimdi benim aklıma şey geldi Haluk Hoca'nın öğretim yöntemiyle ilgili olarak merak ettiriyor aslında değil mi?
Soru sorarak ve merak ettirerek belki beyin fırtınası yaptırarak.
Harekete geçiriyor öğrenmeyi.
Düşünmek ve çıkarım yapmak.
Ama onun dışında mesela öyle bir duygu ve tutku yaratıyordu ki grupta.
Mesela biz İstanbul'da ilk erguvan ağacının çiçeklendiğini kim görürse hocayı hemen o arıyordu.
Ben şurada gördüm ya da fotoğrafı çekip gösteriyordu da.
İşte ve ona bir ödül veriyordu hoca mesela.
Ve biz gözümüz sürekli erguvan ağaçlarında oluyordu.
Yani aslında doğayla...
Farkındalık, Erguvan çiçeği nedir onu öğrenmek, o hangi semtte açıyor, mevsimi fark etmek.
Yöntem şey veriyordu, gidin şu işte Baltadimanı hastanesinin bahçesindeki Manoli'yi ölçün bakalım ne kadarmış.
Kalkıyorsunuz gidiyorsunuz oraya ya da mesela yemekler konusunda.
Şurada şunu yiyeceksiniz, burada bunu yiyeceksiniz ve kendi gündeminizi yaratacaksınız.
Gündem ne hiç bakmayacaksınız televizyonda gazetede hani.
Bakacaksınız ama uyumayacaksınız.
Sizin kendi gündeminiz olacak o gün.
Şu ağacı görmek, şunu tatmak.
Çok kafa açan, çok ufku genişleten bir adamdı.
Gerçekten sadece benim üzerimde değil.
Ben kime temas ettiyse aynı şeyi dinliyorum ve görüyorum.
Ve ilham veren.
Sanırım ben hem bu Rukiye Hoca'dan hem ondan.
Hayattaki misyon ne deseniz.
Evet ilham verici olmak derim.
Yani birilerini. Bir şey öğretmek ya da iyileştirmek o çok başka bir büyüklenme meselesi.
Aslında bir şey öğretemezsiniz.
Bir şey iyileştirmek de sizin işiniz değil.
Ama birine ilham verebilirsiniz.
İyileşme konusunda da öğrenme konusunda da.
Herhalde bu dünyadan sadece ilham veren olarak geçmek bile bana çok büyük ve önemli gelirdi ve geliyor da.
Veriyorsunuz da. Teşekkür ederim.
Hem podcast ile hem de yazdığınız çocuk kitaplarıyla.
Kitaplardan bir tanesini bana hediye ettiniz zaten.
Kuytu Ormanda Neler Oluyor.
O kitapta ben bitirdim.
Beni çok etkiledi.
Aslında Haluk Hoca'nın yöntemini biraz kullanıyor gibisin değil mi o kitapta?
Kitabın 9 yaşıydı.
9-12. 9-12 yaş arası yapı kredi yayınlarından çıkmış bir kitap.
Çocukları olanlar mutlaka edinsinler diyorum.
Çünkü şöyle bir şey oluyor kitapta.
Hem ekolojik denge ile ilgili bir aktarım var, bilgilendirme var.
Hem de bir sürü ağaç türü, ağaç ismi geçiyor.
Sırf ağaç isimlerinin ne olduğunu görmek için bile çocukla bir aktivite yapılabilir.
Çocuğa öğretim yöntemi olarak kullanılabilir.
Ama onun dışında dış dünyaya bakarken iç dünyaya da bakan bir yanı var.
Ağaçlar hep belli mesajlar getiriyorlar oradaki çocuğa, hikayedeki çocuğa.
Bence şu an bana da getirmiş gibi hissediyorum.
Yani çocuk gibi değil, yetişkin kitabı gibi de olmuş biraz.
Aslında o tam sevdiğimiz Kum Kurdu serisi, Küçük Prens serisi gibi hem yetişkin hem çocukların okuyabileceği bir kitap olmuş.
Oradan ilham veriyor olmak da çocuklara da yetişkinlere de güzel olsa gerek.
Daha çok aslında aldığım gelebilirim.
Aslında bunu çocuk kitabı diyorsun ama yetişkin kitabı.
Sade bir yetişkin kitabı diyorlar.
Ben zaten hani o anlamda yaşsız, çocuk edebiyatının çok da yaşı olmaması taraftarıyım.
Ve hani şunu söyleyebilirsiniz.
Çınar Ağacı şudur, Manolya budur.
Anlatabilirsiniz. Ama bir hikaye içerisinde...
Çocuk tesadüfen o hikayenin içinde ilerlerken temas ettiğinde, maruz kaldığında daha kalıcı oluyor.
İşte çörek otu karalığında bilmem ne diye, çörek otu karası bir geceydi.
Çörek otu ne? Kara, aa demek ki kara bir şey.
Ya da bunun gibi böyle geçiriyor olmak hem benim için çok eğlenceli, hem de maruz kalarak, bir duygu uyandırarak anlattığınız her şey çok kalıcı.
Ben okullara gidiyorum imza günü için.
Herkes şey söylüyor.
Siz bu kadar, çocuklar öyle söylüyor.
Bu kadar çok ağaç ismini falan nasıl biliyorsunuz?
Bu bitkilerin hepsini tanıyor musunuz?
Nereden biliyorsunuz? Diyorum ki benim ilk oyun arkadaşlarım doğaydı ve tanışmak zorundaydık.
Hepsi şimdi çocuklar için hepsi ağaç.
Dikenli görürlerse çam.
Bu arada benim eşim İstanbul'da büyümüş yani çocuk doğduğundan itibaren.
Ve çoğu ağacın, çoğu bitkinin ismini bilmiyor.
Ve ben hep ona takılmak için şu ne ağacı diyorum mesela çok tipik ıhlamur yani ya da işte çok belirgin olan bir şey ama neydi böyle sınava girmiş gibi hissediyor.
Çünkü şehirde büyümek gerçekten şeyi etkiliyor.
Baktığın yeri etkiliyor.
Şehirde daha çok apartman içinde işte televizyonla daha kapalı ortamda büyüyorsun ama doğayla iç içe olmak.
Çok daha işin rengini değiştiriyor.
Tabii yani karıncalar üzerinizde yürüyecek.
Bir şey ısıracak sizi.
Yılan göreceksiniz. Tam dut ne zaman kararacak diye bekleyeceksiniz.
İşte kiraza tırmanmanın zamanını kollayacaksınız.
O yaşantının içindeyken öğrenebiliyorsunuz.
İşte tadarak, koklayarak.
Ama çocuklar şu anda hepsi hani domatesin gerçekten ağaçta büyüdüğünü zanneden çocuklar çoğunlukla.
Ben okullarda şey demiştim bir gün.
Siz bir ağacı fark ettiğiniz zaman o da sizi fark ediyor.
Böyle bir uzun süre kalmıştı çocuk mesela böyle.
Nasıl görüyor ama evet sen bir ağaca gördün o da seni görüyor.
Bu mesela hani bu tür şeyler de çok hoşuma gidiyor.
Bu tür yaklaştırmak bir bağ kurmak da çok hoşuma gidiyor çocuklarla.
Uzun süre çocuklarla çalıştım ben müzelerde.
Yani çok aktif olarak 15 yıl.
Herhangi bir konuyu herhalde sanırım bir 35 tane falan sergi.
programı yaptım. Hepsi birbirinden farklıydı.
Tarih sergisi de var.
Sanat sergisi de var. Çağdaş sanat var.
Güncel sanat var. Çok uzakta.
Hani çocuğun aslında çok soyut yani.
Nasıl somutlaştırılır ve nasıl merak ettirilir üzerine çok kafa yordum ve en sevdiğim alan aslında kendime en çok bulduğum alanlardan bir tanesidir.
Galeriler işte müze ortamı.
Orada da öyle maruz kalıp tüm o beş duyuyla orada kalmasını sağladığınız zaman çocuk dikkatini verip bakıyor.
Ama Sergiye giderken bile sergiyle, galeriyle, atölye arasında bir yeşillik alandan, bir bahçeden çıkıyorsunuz.
Orada bile geçerken şey yapıyorduk.
İşte bakalım gitmeden önce sincap görebilecek miyiz?
İşte kurbağalar ne yapıyor?
Öyle küçük küçük alanlar da vardı ve hep ağaçlara dokundurarak, ağaca bakarak.
Çünkü gerçekten şehir çocuğu için ağaç yani.
Bu arada yani sizin perspektifinizi ben şu açıdan...
Önemli buluyorum. Hem dep tanısı hem disleksi tanısı olan birisi olarak aslında öğretme yöntemi ezber ve işte daha kalıp yöntemlere dayalı değil
daha yaparak yaşayarak içinde bulunarak öğrenmeyi gösteriyorsun.
Orada da bence bu yüzyılda çocukların ihtiyacı olan şey bu olacak gibi görünüyor.
Çünkü çoğu çocukta bu hareketliliği dikkatin eksikliğini görmeye başladık.
Şimdi muzdarip olunca çözümünü kendin bulunca da bu çözüm aslında anlatılmalı ve böyle yapılmalıyı buluyorsun.
Şimdi daha fazla tabii ki uyaran ve hız bu çocuklar için.
Yani bir şeye uzun uzun bakmak.
Mesela bazı festival etkinliklerini yapıyoruz hala.
Çocuk bizde kalacak 15 dakika o etkinlikte.
Çünkü diğer alana geçmek istiyor.
O 15 dakika yapacağı şeye bakamıyor.
Çünkü dikkat diğer tarafta.
Bence özel bir çaba gerektirecek.
Bundan sonraki çocuklar, şu anki çocuklar da öyle.
Bir yerde tutabilmek ve dikkatini verebilmek için çok ciddi yöntemlere ihtiyaç var gibi gözüküyor.
Bana da öyle geliyor ve bu yöntemleri de sanki yaşayanlar daha çok ortaya çıkacaklar gibi.
Damdan düşen. Damdan düşen halinden.
Aynen öyle. Öyle anlayacak gibi görünüyor.
Seni en çok etkileyen üç kitaptan bahsetmek ister misin?
Yetişkin kitaplarından.
Yetişkin kitabım. Evet. Parfümün dansı.
Yani çok enteresan bir büyülü şeyi var onun.
Parfümün dansı kesinlikle.
Marko S. Yazılık, yalnızlık.
Ve Türk edebiyatçılarından da Saatleri Ayarlama Enstitüsü.
Mesela onu böyle bir süre her sene okuyordum.
Sonra en son tiyatrosuna gittim.
Zirvede bırakayım artık bununla uğraşmayı.
Serkan Keskin oynuyordu.
Müthiş, müthiş. Hala devam ediyor.
Mutlaka görünmesi gereken.
O da çok ilham verici. farklı farklı yöntemi ve yaratıcılığını kullanarak bir oyun ötesi bir şey yaratılmış.
Ama kitap olarak da şeydir ya Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nde bir kurgu vardır.
Ve o kurgu çok ilginç.
Var olmayan bir durumun enstitüsünün varmış gibi büyütülmesi.
Mesela orası çok fantastik ve bana çok eğlenceli ve komik bir şey de geliyor.
Gerçekçi de çok. Hayat zaten aslında böyle bir şey ya.
Onu çok güzel vermişler.
Bir de ben galiba şeyi seviyorum ama.
Edebiyat da seviyorum. Güzel cümle okumayı o cümlenin etkisini hissetmeyi de çok seviyorum.
O yüzden Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabını okurken de normalde özetlemek istiyorum.
Konuyu anlatmak istiyorum.
Çünkü konunun aslında ana fikri belli.
Teması belli. Onu aslında ben bir eğitim yapar gibi anlatabilirim.
Ama hayır o Estes'in cümlelerini bırakmak istemiyorum.
Onları da okumak istiyorum ben yaparken.
Çünkü sanki o cümle o kelimeler yayına geldiğinde etki bırakıyor.
Şimdi ben onu özetlersem olmayacak deyip tekrar okuma şeyinde çok hızlı bir ve özünü okuyabilme becerisi geliştirmek gerektiği iki saate sığdırmak otuz sayfayı bir bölümü.
Evet o şiirsel ve sembolik dili.
Şey de çok sembolik ve metaforik.
Saatleri ayarlama enstitüsü.
Zaten parfümün dansı öyle.
Tamamen farklı dünyalardan farklı dünyalara tamamen metaforik bir düzlemde gidiyor.
Şimdi böyle anlattıkça da ben kendi sesimi duydukça da hiç gerçek dünyanın insanı değilmişim gibi duyuyorum kendimi.
Tamamen bir metafor aleminde yaşayabilir.
Gayet gerçekçi geliyor.
Yani seçtiğin kitaplar da çok güzel kitaplar.
Üçü de gerçekten etkileyici.
Kurgusal anlamda da çok etkileyici kitaplar.
Düz anlatımla giden değil de büyülü gerçeklik mesela yüzyıllık yalnızlıkta da.
Hepsi aslında gene bizi iyileştiren şeyler olduğunu düşünüyorum.
Edebiyatın da iyileştirici bir yönü olduğunu düşünüyorum.
O yüzden seni de kitapların değiştirmiş, dönüştürmüş olması ve hala yolculuğuna eşlik ediyor olması birçok insana ilham verecektir diye düşünüyorum.
Bir tane daha kitap ekleyeyim mi?
Tabii ki. Daha doğrusu bence coğrafya olarak yani o Güney Amerika, işte Şili.
O tarafların edebiyatında da çok enteresan bir, çok uzak bize.
Ama inanılmaz bir his ve bağ oluşturuyor bence.
Paula diye bir kitap var.
Okumadım. Yani kesinlikle şeyi seviyorsanız böyle çok farklı kültürün içerisinde benzeşik.
Bir şeyler de buluyorsunuz.
Çok gerçekten farklı bir kültür.
Ve aile o kadar kaotik bir arka arkaya.
Belki benim kendi çocukluğumda da örtüşüyordur ama.
O da çok büyüleyici gelmişti.
Isabella Allende. Paola.
Onu da bir ekleyeyim.
Bilgiler kısmına ekleyelim.
Hem de sosyal medyadan paylaşalım.
Çok teşekkür ediyorum.
Teşekkür ederim. Bizi Instagram, Youtube ve Spotify'dan takip etmeyin.
Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
