
Yoga ve meditasyon rehberi Senem Rabia Sekban ile rüyaların anlamını, rüya yorumlamanın inceliklerini ve rüya sembollerinin hayatımıza nasıl ışık tutabileceğini konuşuyoruz. Rüyaların masalsı dünyasını keşfetmek için sizi de bu sohbete davet ediyoruz.
Aynı zamanda Biacayiphane kurucusu olan Senem R. Sekban ve Alara Akgün'ün girişimini linkten inceleyebilirsiniz.
www.biacayiphane.com
#rüya #rüyatabirleri #rüyaanlamı #rüyayorumlama #rüyasembolleri #rüyalarınanlamı #rüyalar #bilinçdışı #psikoloji #jungiyenanaliz #jungiyenpsikoloji #archetype #archetypalpsychology #rüyaanalizi #senemrabiasekban #ariadneninipi
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün bu podcast serisine başlarken ilk konuğum olan küratör ve yoga eğitmeni Senem Rabia Sekban bizlerle.
Kendisi bu alanlar dışında birbirini besleyen pek çok uzmanlığa sahip.
Senem çok uzun yıllar rüyalar, rüya bilinci ve farkındalığı üzerine okumuş, çalışmış birisi.
Evet, ben de seninle rüyalar hakkında çalıştım geçen yaz ve çok kıymetli, çok değerli bir dönemdi benim için.
Sen ne zaman rüyaların bize aynı olabileceğini fark ettin ve bu konuya eğildin diyerek başlamak istiyorum.
Harika soru Mukadder.
Rüyaları ne zaman görmeye başladığımdan itibaren düşünebiliriz bunu.
Aslında rüyaları yazmaya başlamakla benim için o aynalık hikayesini anlamak biraz daha...
Mümkün oldu diyebilirim.
Çünkü çocuk rüyaları var biliyorsun.
Yani hepimiz çocukken böyle daha lüsiditesi, berraklı yüksek rüyalar görüyoruz.
Ama o bizim soyutla somutu da ayıramayan tarafımız.
Ne zamanki ergenlik dönemi geliyor ve orada artık rüyalar yapı değiştirmeye başlıyor.
Ben de ergenlik zamanımda gördüğüm bir rüyanın etkisiyle aslında o kadar etkilendim ki.
Fakat rüyadan etkilenip rüyayı yazdım ama daha çok etkilendim eş zamanlılıktı.
Yani rüyayı gördüğünde içinde bir şey sana böyle bir etki yaratıyor.
Sanki bir tesir almışsın, bir hal yüklenmişsin gibi.
Ve bütün günü izleyişin, etrafında olan biteni izleyişin o gözlükle bakıyormuşsun gibi oluyor yeni halde.
Ve eş zamanlılık başlıyor.
Hayatın içinde sana rüyayı hatırlatacak şeyler, çağrışımlar, beliren insanlar, konular, hikayeler gelmeye başlıyor.
Şey olur ya mesela... Rüyamızı unuturuz.
Gün içinde bir nesneyle karşılaşırız.
Aa dün gece rüyamda işte ben kedi görmüştüm de kedi bana şunu yapıyordu deriz mesela.
Aynen öyle. İşte o çakma halleri.
Yani aa rüyada bunu görmüştüm ya da bir gördüğün şeyi rüyayı sana net hatırlatmasa bile böyle aa rüyamda bir şey görmüştüm hissi gelir.
Yani oradan hemen bir yere çekilip buraya tekrar geri gelirsin.
Bu eş zamanlılıkla birlikte fark ettim ki yani göz ardı edilemeyecek kadar değerli bir durum var bu rüyada.
Çünkü gördüğün şey gününü boyamaya başlıyor.
Günde rüyanı boyamaya başlıyor.
Sanki iki paletten...
Aldığın şeylerle birbirini boyayan bir etki gibi geldi ve birbirinden ayrıştırılamaz.
Hakikaten aynaya baktığında kendini görmek gibi.
Bütün o soyut olan mana yüklediğimiz imgelerin, sembollerin, hislerin bize bir şeyler anlattığını fark ettiğim an çalışmalar başladı diyeyim.
Yani ergenlikte biz de rüya görüyorduk ama bunun üstüne böyle düşünmüyorduk.
Sen demek ki içe bakış yöntemi de olan birisiymişsin.
Kendini merak eden, anlamaya çalışan da birisiymişsin.
Evet ya burada şöyle bir durum var daha önce de aslında konuşmuştuk ilk bölümde de hani hakikatle olan ilişkimiz yani ergenlik bizim hakikati de sorguladığımız bir yer olduğu için sanıyorum orada iyice belirginleşmeye başlıyor.
Aile köklerinin yaşantın içinde bulunduğun hayatta hakikati örten bir sürü şey yaşıyorsun.
Duygularının konuşulmadığı belki çok basit aile hikayeleridir ama.
Sen mesela bir şey sorarsın o sorduğun şey doğru yanıt alamazsın ailede.
Ve sezersin bunu. Ve sezersin işte o sezdiğin şey senin hakikatle olan ilişkini zorlamaya başlar.
E bir de şu başlıyor ya aidiyet duygusunu sorgulamaya başlıyoruz.
O zaman ben bu aileden değil miyim acaba?
Burası değil benim bunlar beni anlamıyorlar ben aslında nereye aidim?
İşte bu soruların içerisinde insanın soyut anlam arayışının da başladığı bir yer.
Evet soyut düşünce de zaten aynenlikle birlikte artıyor.
Yetiştirilme tarzımın da getirdiği diğer yaşıtlarımın daha sosyal farklı eğlence anlayışları olduğu bir yerde ben daha kapsül içindeydim.
O yüzden de hayal kurmam icap etti.
Hayal kurarken de rüyalar tabii kaçınılmaz oldu.
Çünkü üzerine düşünecek çok fazla şey vardı.
Annem de rüyacıydı.
O da merak ederdi. Annem de rüyacıydı kafası hep bir yerdeydi.
Annelerin rüyaları şeydir ya böyle Allah hayra getirsin falan böyle.
Suyu anlatalım falan iyi olur bilmem ne gibi.
Hani daha böyle şey bir yerden dini bir yerden mi diyeyim geleneksel bir yerden mi diyeyim.
Alışılığa gelmiş bir yerden. Alışılığa gelmiş bir yerden daha psikolojik parçalarını ayırayım.
Aman ben burada ne hissettim duygusu neydi gibi bakmıyor onlar da.
Hayra getirsin diye bakıyorlar ya da tersi çıkarmış rüyayı.
Rüyanın diye bakıyorlar. Onlar klasik bildiklerimiz ama sen daha farklı bakıyorsun bu rüya işine.
Çünkü çok merak ettim.
Yani evet bizim evde rüya tabirleri kitabı vardı.
Her zaman olurdu. Birileri gelip rüya anlatırdı, rüyalar sohbet edilirdi.
Kültürümüzün bir parçası gibi.
Yani annem rüyacıydı ama babamın halası da mesela.
Onu ben çok yakın tanımadım ama her sabah uyanıldığında ilk sorduğu şey rüya gördünüz mü?
Rüya gören var mı? Dolayısıyla aslında...
Bence bu Anadolu'da eskiden zaten var olan bir şey.
Rüyayı gördün mü ne var içinde haber var mı işte istihare falan gibi kültürler zaten varmış.
Dolayısıyla eskiler ama tabirlere tutundular.
O zaman o uygun görülüyordu.
Beni çeken şey... Tabir kitaplarında bulamadığım, göremediğim böyle açıyorum rüya görüyorum.
Ya yok karşılığı yok yani anladın mı?
Zaten üç şeyden bahsediyor ya ölürsün ya hayırlı bir kadın bulursun.
At murattır. Ya at murattır ya işte para edinirsin falan yani çok dünyevi meseleleri içine alıyordu.
Beni içimde çağıran o minik tatlı kahramanın yolculuğu gibi çağrıyı hissettiğim şey.
Bende bir şeyler var.
İçim bana bir şey anlatıyor ve bu böyle tek bir tanımla olabilecek bir şey değil.
Ben onları yazarak çalışmaya başladım.
Merak. Çok güzel.
Bize de yazarak çalışmayı öğrettin zaten.
Çok şükür. Geçen yıl Rüya Yolu'nun temelleri başlığında bir atölyene katıldım ben.
Orada rüya bir yolculuktur diyorsun.
Hatta kendi sembolleriyle gelen bir yolculuk bu.
Lineer bir zaman da değil, kendi zamanı ve sembolleri var rüyanın.
Ve biraz da masal alemi gibi yani masallara çok benziyor.
Hani yer belli değil, zaman belli değil.
Kişiler işte...
Atıyorum yüzü annemdi de aslında annem değilmiş diyorsun mesela.
Tam mişli geçmiş zamanın o masal anlatımı dili var.
Aslında uyanık olduğumuz hayat bir yandan akıyor, geceleri de rüyada başka bir hayat akıyor gibi.
Kesinlikle. Bazı insanlar için mesela rüyacılar için şey yorucu oluyor.
İki hayatım var zaten gece uyudum da dinlenmek istiyorum ama orada ayrıca yoruluyorum tekrardan diyen çok fazla kişi duyuyorum.
Evet iki hayat gibi oluyor.
Ama ne zaman ki fark ediyorsun ki gece aslında senin içinde başka bir tarafını görmen mümkün.
Bütün yaşadıklarının ya da yaşama ihtiyacın olanların.
Çünkü bizim gündelik hayatta aslında önümüzde şöyle bir engel var.
Benlik algısı. Yani sen işte birinin annesi birinin eşi birinin bir şeysi olduğun için bazı şeyler sana yapma izin verilmeyen şeyler oluyor.
Dolayısıyla sınırlar çok keskin ve algılar ve nesneler de solit.
Yani tuttuğun masa katı konular kavramlar kurallar toplum o kadar fazla sınır ve madde materyal var ki.
Rüyada şu özgürlük başlıyor.
Sen sen değilsin artık.
Rüyayı gören gerçekten kim?
Bu soruyu düşünmek bana çok değerli görüyor.
Uyuyan sen isen rüyayı gören kim?
Çünkü bu çok acayip.
Evet yani hakikaten otur düşün yani.
Oradan şey geçelim.
İhsan Okçayanar'a geçelim.
Biz birinin rüyası mıyız?
Bu çok değerli değil mi? Gerçekten birisinin rüyası mısın?
Rüyayı gören sen misin?
Mesela İhsan Oktay Anar'ın dediği hani rüyayı gören uyanırsa biz ne yapacağız?
Ben diyorum ki rüyayı görenden önce uyan o zaman.
Yani sen rüyada olduğuna uyan.
Sen burada uyan.
Bak Sofie'nin Dünyası'na gittim bir anda.
Çocukken okumuştum onu da.
Evet çok küçükken okudum. Ergenlik zamanının kitabıdır ya.
Ve orada da hani hikayenin içinden çıkmak.
Uyanman. Bu demek şöyle yani rüyada olduğuna uyanmak ayrı bir kavram.
Ama rüyalarında benliğin baskısı olmadan neler görüyorsun?
Ya da benlik baskısını gündelik hayattaki bilincini içeriye ne kadar taşıyorsun?
Orada senin içinde hiç bu katılıkları taşımayan tarafın seninle nasıl konuşuyor?
Bir de o tarafını görmek çok değerli.
O yüzden iki hayat gibi, masal gibi.
Masallar soyut kavramlar ve bize...
Sınırların olmadığı bir dünyayı, fantazyayı, fantastik bir alemi getiriyorlar.
Kadıköy'e gelen filler. Aynen çok güzel bir rüyan vardı.
Ama işte o tuhaflı tuhafsama yani bir dakika ya burada bir tuhaflık var.
Kadıköy'de fil gezer mi dediğin bir şeyde rüyada uyanabiliyorsun.
Yaratıcılığımızı besleyen bir yer gibi geliyor.
Evet yani mümkün olmayan şeyleri rüyada görüyoruz.
Gördüğümüz şeyler de aslında bize o...
Duyguyu daha yoğun bir şekilde veriyor.
Günlük hayatta belki üstünden geçtiğimiz, önemsemediğimiz ya da bastırdığımız bir duyguyu rüyada biz onu farklı bir şeyle sembolize edilmiş halde görüyoruz galiba değil mi?
Duygular çok önemli rüyada.
Aynen. Şimdi bu o kadar değerli bir şey ki mukadder söylediğin.
Çünkü gündelik hayatta diyelim ki üç arkadaş bir kahve içmek için buluştun bir yerde ve kahve içtin.
Masada da sizin bazı nesneleriniz vardı.
Onun telefonu, senin çantan.
O gün orada yaşadığın anı rüyana taşıyabilirsin.
Mesela dersin ki rüya çalışıyor olsan ertesi gün.
Ay saçma sapan bir rüya gördüm.
Gördüğümün aynısıydı. İşte yine üçümüz oturuyorduk.
Her şey aynıydı. Bilinçaltı rüyası herhalde.
O saçma sapan zaten bilinçaltı rüyası dediğimiz yer aslında şunu söylüyor.
Gün içinde orada bir şey yaşadın.
Bir şeyi gördün.
Orada bir his vardı. Orada bir şey vardı senin fark etmen gereken ama gözden kaçırdın.
Akşam beyin. Bunu düzenlerken gece çünkü bir uyku bir düzenleme öz düzenleme alanı ya ne yapıyor?
En başta bir büyük elekten geçiriyor senin bütün yaşadıklarını eleyeceklerini eliyor kaydedeceklerini kenara koyuyor.
Sonra ikinci elek ikinci rem uykusu işte orada tekrardan bir elekten geçiyor.
En ince ayrıntıya kadar temizleyerek seni sabah aslında neyi nereye koyacağına...
Hangi hafızayı nerede depolayacağına karar vererek yeni bir güne hazırlıyor.
Öz düzenleme aslında.
Öz düzenleme. Ve bütün kimyamızda yaşanıyor bu.
Sadece psikolojik olarak imgeleri nereye koyduğumuz değil.
Baya bütün organlar yeniden temizlenip düzenleniyor gibi düşün.
Evet. Beş duyunun ben bu kadar aktif çalıştığını bilmezdim.
Hani rüyada daha görsele dayalı bir şeydir ya.
Rüyalarımdan birinde mesela ben baya net koku almıştım.
Koku bölgesini de demek ki beyinde uyarabilen bir yer var rüyada.
Kesinlikle var. Hem de nasıl var?
Bazı insanlar mesela duysala daha yatkın, duysal rüyalar görüyorlar.
Bazıları daha görsel rüyalar görüyorlar ama zaten bu da bize hayattaki baskın olan duyu alanımızı da göstermiş oluyor.
Bazı insanlar sadece ses duyuyorlar.
Bunu da kendi içinde rüya dünyasında araştırmalarda ses gördüğün rüya, koku gördüğün rüya ayrı ayrı ele alınıp mesela gecenin evrelerinde de değiştiği.
Üzerine çalışmalar var.
Evet hangi duyu organı nerede nasıl aktive oluyor diye.
Fakat işte tam da duyu deyince bence çok değerli.
Duyu ve duyum bizi rüyada aslında birazcık böyle farkında kılma ihtimali taşıyor.
Masadasın yine. Arkadaşlarınla olan ana döndüğümüzde ya arkadaşının kırmızı cüzdanı senin için bir şey ifade etti tamam mı o anda?
Bir şey düşündürdü fark etmedin.
Sohbete devam ettin onu gördün geçti.
Ama o sırada bedeninde bir şey oldu.
Bedeninde oldu bak akıl falan demiyorum.
Bedeninde aslında orada gelen bir duygu bir şey eşleşti.
Gecesen rüyanda tekrar o kırmızı cüzdanın detayını görüyorsun.
Belki cüzdan olarak görmüyorsun.
Diyorsun ki yine üç arkadaştık ama kırmızı bir tablo vardı duvarda diyorsun.
Kırmızıyı taşıyorsun ya da cüzdanı taşıyorsun.
Neyse senin için imge.
Ve orada aslında çok önemli detaylar var.
O kırmızı cüzdandan konuşmaya başladığımızda çorap ilmi gibi yani böyle söküle söküle ipin ucuna doğru ilerlemeye başlıyorsun.
Çünkü senin için ne ifade ediyor?
Sembollere geldik.
Çok güzel. Yani sembollerle anlamak çok önemli çünkü yanlış okuyabiliriz.
Yani cüzdan atıyorum rüya tabirleri kitabında bir şeye de denk geliyor.
Ama senin kendi bireysel hikayende, kişisel hikayende başka bir şeye denk geliyor.
Tam olarak böyle. O yüzden de hiç genellemelere değil kendi hikayene bakman önemli.
O yüzden de yazmak önemli diyorsun değil mi?
Aynen aynen tam olarak bundan dolayı çok değerli.
Ve senin için de tek bir anlam ifade eden sembollerin olmayabilir.
Sadece o gün geçici bir sembol senin için.
Bir hissedişi uyandırmış ve sana dokunup içinde bilinç dışı alandan seninle temas etmiş olabilir.
Bu da yüzeye gelmek isteyen bugünkü o işte uyanık dünyadaki baskının olmadığı yerde ifade bulabilecek bir duyguya yer açıldı gibi görüyorum.
O yüzden evet yazmak çok önemli.
Senin için ne ifade etti?
Ama bunun yanında mukadder ben şeyi çok önemsiyorum.
Beden farkındalığı ve duyumlar.
Çünkü bazen bir insanla otururken, sohbet ederken böyle bedeninde bazı duyumlar olabiliyor yani.
Onu baskılıyorsun sohbete devam edebilmek için.
Aynen öyle. Ama insan şunu dediğinde ya bir dakika burada bir şey var.
Bir şey oldu. Şimdi bakmak zorunda değilsin.
Ama bir şey oldu. İşte o bir şey oldu anlarını uyanıklık halinde kaçırdığımızda onlar rüyalarımızda bizi gündelik yorucu ve kaçmalı kovalamalı rüyalara getiriyor.
Çünkü sen aslında meditasyon yaparak akşam uykuya geçsen bunların hepsini ayıklasan bugün bana neler oldu fark ettiğim şeyler nelerdi neler hissettiriyor gibi bir 10 dakika bedeninle bağını kursan o zaman
rüyana bu yükü taşımayacaksın.
Ve uyku kaliten de değişecek hatta rüya kaliten değişecek.
Çünkü artık kendinle hem çalışmaya niyetliysen kendinle çalışacak malzemen daha berrak sana görünür olacak.
Hem de eğer rüya farkındalığı ve rüyada olma yaratıcılık gibi alanlarda çalışmak istiyorsan direkt olarak uyanıklıkla orada bir sürü şeyi deneyimlemen mümkün olacak gibi düşünüyorum.
Peki rüyasını hatırlayamayan insanlara ne diyorsun ben rüya görmem erkeklerden çok duyduğumuz bir şeydir ya ne demek rüya görmez ya bir insan hatırlamaz mı rüyasını bir dene hatırlamayı dene arkadaşım falan diye ben
böyle eşimle konuştuğumu biliyorum ama yani rüyasından kopuk olmak.
Sanki kendinden de biraz kopuk olmak gibi.
Şöyle bir yandan kadınların zaten aslında beyincik ve beyin yapı oranları da farklı.
Hani rüya görmede böyle bir fark tabii ki var.
Öyle mi? Biyolojik bir fark da var. Biyolojik farklılık da var.
Rüyayı gördüğümüz merkezde değil ama bilinçaltın, beyincikle alakalı olan kısımda bir fark var.
Teknik detayları hakim olanlar anlatır.
Belki bir gün bir konuk çağırırız ve sen konuşturursun.
Aynen nöropsikolojiden gireriz.
Aynen onları daha iyi anlatırlar.
Benim uzmanlık alanım değil ama benim anladığım kadarıyla kadınlar biraz daha...
Soyut düşünmeye, hissetmeye zaten meyilli oldukları için mimik okumaya, mana aramaya biraz daha kız çocukluğumuzdan itibaren hatta Kadın Beyni diye bir kitap var.
Çok güzel anlatıyordu. Hani burada biraz daha kendi kadın doğanı anlamak mümkün oluyor.
Ama rüya görmek sadece tabii ki kadını rahatsız bir şey değil.
Şu önemli. Şimdi D vitaminin düşükse de rüya hatırlamayabilirsin.
B12 de düşükse.
Önce bedende her şey tam mı?
Bütün vitaminlerin, minerallerin, beyin o öz düzenlemeyi yapacak ihtiyacı olan malzemelere doygun mu, sahip mi?
Bunu kenara koyalım.
Bazen sinir sistemi kendini korumak isteyebilir ve gerçekten böyle travmatik bir şey yaşadıysa o zaman bunun rüyasında tekrar tekrar yaşamaya ihtiyacı yok.
O an çünkü aslında onu bir kenarda tutup iyileşme halini birazcık güvende hissettiği alanı deneyimleyip belki sonra zamanı gelince oraya bakacak.
Rüya o zaman gözükmeye başlayacak.
Alarmla uyanıyorsan beden farkındalığın düşükse mesela yani alarm her sabah alarmla uyanıyorsun.
Rüyayı hatırlaman tabii ki zorlaşıyor.
Uyanışın o alfa ve beta dalgalarını düşün.
Sen böyle geniş aralıklı dalgalardan bir anda hop beta'ya şeye geldin.
Yükseldi dalgalar hızlandı.
Güne başladın. Nasıl hatırlayacaksın?
Kesildi çünkü ama aslında bu sadece rüya için değil.
Bu gerçekten uyanmak için uyku kalitesi ve yaşamı günü berraklıkla görebilmemizi de engelleyen bir şey.
Kendiliğinden uyandığın günle alarmla uyandığın gün çok farklı geçiyor gerçekten.
Çok dinlenmişlik olarak da.
Çok. Fiziksel ve zihinsel olarak da farklı geçiyor.
Mesela benim şöyle bir şey oluyor ve örnekle gidelim.
Ben gece boyunca derin uykuya geçiyoruz ve hiç uyanmıyoruz sanıyordum.
Ne zamanki çocuklara uyku eğitimi verdim ve onlarla işte ha uykuda böyle kesintiler varmış.
Uyanıp geri dalıyormuşuz, uyanıp geri dalıyormuşuz.
Her çocuk uyandığında geri gitmemize gerek yokmuş yanına.
Kendisi geri dalabiliyormuş ki zaten biz yetişkinler de.
Uyanıp geri dalıyormuşuz farkında olmadan bunu öğrendim.
Ve sonra mesela gece 2'de 3'de falan böyle rüya bazen beni uyandırıyor.
Tak diye uyanıyorum. Bu rüya çok iyiydi ben bunu kesin sabaha hatırlarım diyorum.
Ve sabah uyandığımda bir gram bile kalmıyor.
O neydi o neydi diye böyle geziniyorum evin içinde ama gelmiyor yok gitti.
Mümkün olmayan bir şey. Eğer rüya görüp üzerine uyursan mümkün değil hatırlaman.
Çünkü yine eleğe düşüyor.
Adamlardan bir şarkı sözü söyleyeyim mi?
Söylesene. Nasıl?
Rüyamın peşine taksi tuttum da cüzdanımı unuttum.
Çok güzel. Adamlar rüyalarda olan insanlar.
Çok güzel. Öyle işte yani rüyamın peşine taksi tutuyorum ama olmuyor.
Demek ki o anda kalktığım gibi onu ya ses kaydı almam ya da yazmam lazım.
Işığı açarsam geri dalamam.
Mümkün değil. Hatta şöyle mesela iki şey geldi aklıma bu konuştuklarımızdan.
İlki belki dinleyiciler için faydalı olabilir pratik etmek, denemek en azından.
Alarmı mesela diyelim ki işte yediye kuruyor uyanan kişi.
Bedenine derse ki benim sabah yedide uyanmam lazım.
Beden çok zeki bir tasarım.
Bedenin içindeki saat bizim gerçekten pili bitme ihtimali olan saatlerden daha güçlü bir saat.
Bedeninle bağını bu denli kuvvetlendirdiğinde her gün o ilişkiyi kurduğunda beden seni gerçekten istediğin saatte uyandırır.
Ama yok risk almayayım ben diyorsan bedenine de ki beni 7'de uyanmam lazım.
Sen 7'yi 10 geçeye kur alarmını.
Ya da 10 dakika öncesine ayarla uyanmak için.
Çünkü o zaman beden şunu yapabilir.
Uykun gerçekten bittiğinde seni uyandırabilir.
Yani sen o enrem derin uykudan çıkıp o remin içerisinde zaten rüya hatırlayarak uyanıyoruz o zaman.
Çünkü onun içinden o görüntüyle birlikte buraya gelmeye başlıyoruz.
Bunu pratik etmelerini öneririm dinleyenlere.
O zaman gerçekten günü algılayışımız da değişiyor.
İkincisi şunu hatırlattı bana.
Ayıs Harikalar diyarında yazılırken yazar.
Gece uyandığında uykusu bölünmesin diye kendisine bir alfabe, bir cetvel icat ediyor.
Öyle adını şimdi hatırlayamıyorum bak uçtu gitti ama paylaşırız belki.
Yeneğicilerin de görebilmesi için Instagram'da paylaşabiliriz.
Şöyle içinde her alfabeye bir çizgi icat ediyor kendisi.
Ve gece karanlıkta o cetvelle işte çeke kaydıra çeke kaydıra bütün kitabı yazıyor.
Gözünü açıp eğer ışık görürse rüyadan kopacağı için.
Hatırlamayacağı için. Çünkü rüyadan çekiyor.
Zaten Ali Sarkalar rüyarı da rüya alemi bir nevi.
Bunu yaparken işte çok değerli bir pratik.
Kendine gece yazma yolları da bulabilir çok isteyen birisi.
Ben yazıyordum. Yarısını okuyamadığım, yarısını okuyabildiğim yerler de oluyordu.
Ama eğer rüyayı yazamıyorsan bile iki kelime olsun ne vardı içinde?
Üç beş tane imgeyi hatırladığın yazdan sonra biraz hatırlamak kolaylaşıyor.
Ama yine de... Üzerine uyumak rüyayı hatırlanmaz hale getiriyor o kesin.
Peki şeyi de soracağım yani.
Şimdi bu bilmiyorum biraz spritüel bir yere gireceğim galiba ama bunu da merak ediyorum.
Yani şöyle benim mesela senelerdir görmediğim bir arkadaşım vardı.
Liseden arkadaşım ama ergenlik döneminde çok birbirimize bağlı olduğum bir arkadaşımdı.
Ve 4 Şubat onun doğum günüydü.
Ben 5 Şubat gecesi pardon tabii 6 Şubat gecesi ya da o depremin olduğu gece rüyamda onu gördüm.
Herhalde dedim. Doğum günü olduğu için aklımda kaldı.
Çünkü yakın zamanda iletişimde kurmadığım birisi.
Herhalde aklımda kaldı.
O yüzden onu gördüm rüyamda dedim.
Ve sabah haberlere uyandım.
Antakya'da yaşıyor. Ve ulaşmaya çalıştım.
Yani hani bu depremin olduğu bilgisi bana bir yerlerden geldi mi?
O arkadaşımın orada yaşadığı bilgisini zaten sahibim.
Onunla olan bir bağlantı bana rüyada geldi ve sabah uyandığımda onu düşünerek uyandım ve haberleri açtığımda hemen onun durumunu merak ettim.
İyi mi? Her şey yolunda mı?
Ve bu beni çok etkilemişti.
Yani bu bağlantıyı beyin nereden kuruyor uykuda?
Ay çok güzel. Rüya biz daha insan olarak bunu bilim olarak elimize almadan evvel de vardı.
Birçok kadim kültür, eski uygarlıklar bunu bir şekilde anlamlandırmaya çalıştılar.
Ölümü anlamlandırma ihtiyacı gibi rüyada bir kavram.
Şimdi bunun üzerine ezoterik alanda çok fazla çalışma var.
Evet ne bileyim daha başka bir sürü yerde de farklı farklı ele alınıyor.
Her taraftan düşünmeyi ben değerli buluyorum.
Biliyorsun rüya yolunun temelleri eğitimde de yani bunun gerçekten 19.
yüzyıl sonrasındaki bilimsel araştırmalarla işte Freud'un, Jung'un yaklaşımıyla nasıl ele alındığı ama bunun aynı zamanda ta Aztekler'de nasıl ele alındığından Tibet Budizm'inde nasıl ele alındığı
ve bizim Anadolu'da bunu nasıl ele aldığımız.
Çünkü omnispektif yani her taraftan bakan bir bakış açısına ihtiyacımız var bu soyut olan şeyleri.
biraz daha içselleştirip içimizdeki o ifadesini bulabilmek için kendimizce cümlesini kurabilmek için.
Çünkü rüya da omnispektif bir şey.
İşte ben çok somut baktığım için her şeye bu nasıl olabilir bilim bunu açıklasın diye çıldırıyorum ama açıklanamayınca da böyle ne bu ne bu diye geziniyorum etrafta.
Ama senin dediğin gibi her açıdan bakmak lazım.
O yüzden her açıdan bakmaya biz şimdi mesela buradan ele alabiliriz.
Hani kimler ne demişler elimizden geldiğince buradan bakalım.
Ama şimdi bunu...
Tam bir tanıma oturtmaya çalıştığında zaman, telepati mi, eş zamanlılık mı?
Yani bilmiyoruz.
Zamanı anlayamadığımız gibi, işte tanrı kavramını anlayamadığımız gibi, ölüm kavramını tam olarak anlayamadığımız gibi rüyayı da tam olarak anlayamıyoruz.
Ve hep bu tuhaf eş zamanlılıklar, bu tuhaf böyle spritüel gelen...
Pisişik bir bağlantı hissettiren şeyler.
Açıklayamadığımız. Açıklayamadığımız şeyler ama hepimiz yani çoğumuz yaşıyoruz.
Şimdi bir tarafından ele alalım.
Mutlak açıklaması budur demeyelim ama aklımıza gelenlerden bakalım ne geliyor.
Şimdi ben diyorum ki burası bir bahçe olsa.
Böyle güzel bir bahçe.
Sen de bunun içindeki bir ağaçsın.
Ben de bunun içindeki bir otum.
Bunun içinde bir sürü şey var.
Hayvanları var, böcekleri var, solucanı var.
Şimdi bu bahçede diyelim ki büyük...
bir yağmur yağıyor. Çok büyük bir yağmur yağıyor.
Sen diyorsun ki ağaca yağmur düştü görüyorum.
Sana düşeni bilmiyorsun.
Sanki. Ağaca yağmur düştü.
Ama bahçenin rüyası ya bu.
Bahçeye değiyor.
Toprağa değiyor o yağmur.
Aşağıda birleşiyiz biz bütünüz.
Aynen öyle. O birleşik olduğumuz yerden senin bunu hissetmemen mümkün değil gibi geliyor bana.
Bütün insanlar bunu hissedebilir gibi geliyor.
Bazı insanlardan şunu çok duyarım.
Mesela seninki olmadan önce bir şeyi sezip onu tam tanımlayamayıp hani sonrasında böyle bir şey olur.
Burada bir tuhaflık var dediğim bir hikaye.
Bazen de insanlar şunu söylüyor.
Ben gördüm, olacağını gördüm, olanı gördüm, üç gün önceden gördüm.
İşte deprem oluyordu, şu oluyordu, bu oluyordu.
Sonra hatta mesela rüya görmekten vazgeçtim.
Ben geleceğimi görüyorum falan diye.
Tabii çok kaygı yaratacak bir şey.
Şimdi bu geleceği haber veren bir rüya mı?
Yoksa benim günlük yaşadığım şeyi reflekt ettiğim bir rüya mı?
Bu ne diye insan şüpheye düşer kendinden sürekli.
Aynen öyle. Ama işte bence başka bir bilen bilme hali daha var.
Biz insan türünün içinde taşıdığı henüz bizim keşfetmediğimizi düşünüyorum.
Bu ister böyle...
Telepati, duru görü, spirtüel olarak bir yere atfedilmiş olabilirler.
Ama ben henüz bizim bir sürü yeteneğimizin açığa çıkmadığını, bunlar yetenek midir onu bile bilmiyorum.
Havayı koklamak kadar ilkel ve hayvani bir şey de olabilir.
Bahçenin yaşadığı bir şeyi, büyük bir bahçeyse hissedersin.
Çünkü toprak onu biliyor ve sen...
Kalpten bağlısın. Yok da bunu böyle açıklamaya çalışıyor ya biraz daha bunu bir okyanus gibi düşünelim diyor.
Sen kıyısında durduğunda okyanustaki dalga sana da gelecek.
Ama atıyorum 5000 kilometre uzaktaki de okyanusta ve siz aynı sudasınız diye anlatıyor.
Aynen öyle. Aynen öyle.
Aynı sudayız. Ve sen eğer kalben bir bağ kurduysan gel burada senemce romantik olan tarafından anlatalım.
Çünkü hani... Kitaplar çok, okunacak kaynak çok.
Ezoteriği merak eden Unukur, Yungu, Lakan'ı merak eden herkes her şeye ulaşabilir.
Bilgi çağındayız. Ama ben kendi filtremden geçen romantik olan tarafta sen zaten biliyorsun kalp anı diye bir hissim var.
Bir metafor mu dersin, ne dersen.
İki insan karşılaştığında, göz göze geldiğinde...
Birbirini sevme ihtimali oluyor diyelim tamam mı?
Ama sanki kalbinin içinde yer veriyorsun.
Yakında ya da uzakta bu kalpte organ olan kalpten bahsetmiyoruz.
Somu B ile biten kalbi yani gönülden bahsediyoruz.
Gönül sevme kapasitemiz.
Bu sevme kapasitesini bir han gibi düşünsen ve herkese bir yer veriyorsun.
Annenin bir yeri var arkadaşının bir yeri var ama bu hanla bağımız bazen çok kopuk oluyor.
Han bazı odaları tozlanmış ışık girmemiş oluyor.
Biz ne kadar ziyaret edersek o hanı içerideki sevdiklerimiz ve misafirler de belki o kadar bizim o soluklandığımız havadan faydalanabiliyorlar diyelim.
Ama bunun rüyayla ilişkisi ne?
Şimdi ben seni sevdim bu kadar kalbime koydum.
Kalbimin içinde canlandırın bak böyle küçük bir hayal dünyası gibi tamam mı?
Masal çünkü eğer soyut bir şeyden konuşursak onu soyut konuşarak anlayabiliriz.
O yüzden somut imgeleri oraya taşıyarak yine rüyayı tekrar ederiz.
Ama madem biz rüya konuşacağız, yani soyut olan bir şeyi konuşacağız, açacağız vanamızı.
Hayal dünyası vanasını açacağız ve bakacağız diyeceğiz ki ne kadar uydurabiliyorum ben, ne kadar sınırsız hayal edebiliyorum.
Ver gelsin buradan dinleyin şimdi.
Sen şimdi kalp hanım deyince benim gözümün önüne kendi kalp hanım geldi mesela böyle bayağı.
Hani görüyorum ben sen onu söylerken herkesin.
Kiminin ahşaptır, kiminin camdandır onu bilemeyiz.
Aynen malzemesi, dokusu, genişliği, hava darlığı falan herkesin mimarisi gerçekten farklı oluyor.
Ve yaptığımız çalışmalarda çok farklı mimarilere ve yapılanmalara denk geliyoruz.
Bu da çok keyifli. Fakat burada önemli olan şey şu romantizm şurada başlıyor.
Hayal ettim. Oo dedim içimde bir tane han var.
Mukadderin de bir odası var bunun içinde.
E şimdi mukadderin de kalbi var.
Benim de o han da bir yerim var.
Şimdi o zaman oldu mu sana?
Kalp kalbin içinde. Çünkü düşünsene seni ben kalbimin içine koydum.
Kalbimin içindeki senin içinde de bir kalbin var.
Onun içinde de benim odam var.
Benim içimde senin odan var.
Senin içinde benim odan var.
Ver gelsin şöyle yapalım.
Benim içimdeki senin içindekini selamlıyor diyelim.
Başka bir şey kalmıyor geriye.
Biz böyle bir yerden bağlıyız gibi geliyor.
Ve bazı insanları mesela bahsettiğim arkadaşımı çok seviyordum.
Ergenlik döneminde çok bağlıydım ve onu o odada unuttum.
Üstünden 30 sene geçti.
14-15 yaşındaydık yakınken.
Üstünden 20 sene geçti.
30 değil. 20 sene geçti.
Ve aslında o ordu duruyor.
O tekrar canlandı bir şeyle beraber.
Benim hissettiğim bir şeyle beraber canlandı.
Bir yere gitmiyorlar o zaman. Hiçbir yere gitmiyorlar.
Nereye gidecekler? Ölenler de bir yere gitmiyor.
Çünkü imgeleri sende taze geçti.
Bunu daha böyle imgesel bir yerden düşünelim.
Hani psikolojik bir taraftan anlamaya çalışırcasına.
Semboy da olsa, emge de olsa hiçbir yere kaybolamaz.
Çünkü bir kere gördün onu.
Gördüğün şeyi görmemiş gibi olmuyoruz, olamıyoruz.
Gördün, tanıdın, temas ettin, hissettin.
Sende artık bir yeri var, sende artık bir hacmi var.
O yüzden bir dakika, kimi kalpanın alacağımıza dikkat edelim.
Bence de edelim. Bence de edelim, kimin kalbine girdiğimize de dikkat edelim.
Allah güzellerle buluştursun.
Annemiz babamız da vallahi iyi insanlarla karşılaştırsın.
Onları da böyle o tabirlerden kurtarıp burada dualarıyla alın.
Anladım. Aynen. Hayal ettik ya kalp hanı dedik.
Sen içindesin ben içindeyim.
Bu hayalden devam edecek olursak rüya konuşuyorsak bunu buradan hayal edebilmeye kendimize izin verelim.
Dirençlerimizi kenara bırakıp sadece romantik bir...
İşte Ali Sarıkalar diyarında gibi düşünelim.
Bunun bir fantastik düşünce biçimi.
Tabii masal gibi düşünelim. Hal bu olunca benim kalbimin içindeki birinin başına gerçekten bir şey geldiyse.
E içeride yahu nasıl bilmeyeyim ben onun başına geleni.
İnsan şey sanıyor.
Ay benim psikolojik yeteneklerim var.
Erdim bir şey ya da uluviyet falan.
Yok bu kadar büyük işler değil bunlar.
Bu kadar insanı soyut, ezoterik, cadı falan yapmasına gerek yok.
Çünkü birini seviyorsan kalbin içinde bizim görmediğimiz bağlar var.
Biz birbirimize o görünmez iplerle bağlıyız hikayesi gibi düşün.
Sevgini gerçekten koyduğun biri, kalbinin içinde yaşıyorsun o insanı öyle düşün.
Seni gerçekten sevmiş ki sana hissi geliyor.
O insanın başına bir şey geldiğinde nasıl hissetmeyiz?
Ben bu insan olmakla alakalı, pisişik olmakla alakalı gelmiyorum.
Bu insan olmakla alakalı.
Jung falan tarafından bakacak olursak da bilinç dışı sahadaki yansımaların, imgelerin eminim uzmanlar buradan da bir sürü şey anlatırlar ama biz oraya girmeyelim.
Evet biz burada kalalım.
Rüya konusu çok uzun bir konu ve ben çok keyif alıyorum zaten merak ettiğim de bir konu biliyorsun.
İkinci kısımda daha çok rüya defteri tutarken neye dikkat edelim, onun dışında tekrarlayan rüyalar, lucid dreaming, bunlar hakkında biraz daha sohbet edelim istiyorum.
Bu birinci bölüm için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. İkinci bölümde görüşmek üzere.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
