
Rüya Bize Ne Söyler? 2. Kısım - Senem Rabia Sekban
20 Ağustos 2025 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yoga ve meditasyon rehberi Senem Rabia Sekban ile rüyaların anlamını, rüya yorumlamanın inceliklerini ve rüya sembollerinin hayatımıza nasıl ışık tutabileceğini konuşuyoruz. Rüyaların masalsı dünyasını keşfetmek için sizi de bu sohbete davet ediyoruz.
Aynı zamanda Biacayiphane kurucusu olan Senem R. Sekban ve Alara Akgün'ün girişimini linkten inceleyebilirsiniz.
www.biacayiphane.com
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün Rüya Yolu serimizin ikinci bölümünde Senem Rabia Sekban'la beraberiz.
Hoş geldin Senem. Hoş bulduk Mukadder.
Nasılsın? İyiyim, heyecanlıyım.
Sen nasılsın? Ben de iyiyim.
Ben de vereceğimiz bilgiler açısından baya heyecanlıyım.
Senden bu eğitimi ben aldım ama insanlara da yeni bilgiler katacağız diye umuyorum.
Geçen bölümde rüya defteri tutmaktan...
Bahsetmiştik orada kalmıştık.
Rüya defteri dediğimiz şey herhangi bir defteri elimize alıp bir gün önce rüyamızda ne gördüğümüzü yazıyoruz.
Ama bunu yazarken nelere dikkat etmeliyiz?
İlla bunu kağıt kalemle mi yapmalıyız yoksa telefona yazmakta uygun mudur?
Ne bizi daha çok rüya hatırlamaya sevk eder?
Biraz bunlardan bahsedelim istiyorum.
Harika soru.
Şimdi sen bunu sorduğun an aklıma şu geldi aslında bu kadar.
Rüya defterini tutmak neden önemli?
Nasıl yazılır? Evet ama neden önemli?
Biz orada neden bir defterle ilişki kurmak istiyoruz ya da rüyalarımızı neden kaydetmek istiyoruz?
Bu da motivasyonu. Yani ikisini aynı anda sorduğun için biz neden rüyalarımızla çalışmalıyız?
Onlara neden bakmalıyız? Bu bize ne sağlar ve defteri nasıl tutmalıyız?
Yani bu yolda çalışacaksak en basit nereden başlamalıyız?
İle bir hareketle nesim geldi.
Ben şöyle görüyorum defter örneğinden yola çıkalım.
Şimdi günü yaşayan bir sen var.
Ve içinde yaşadığın bir sürü duyguyu, duyumu konuştuğumuz gibi hatırlamıyorsun, fark etmiyorsun, bilinçaltına işte gönderdiğin bir sürü şeyler oluyor.
Gece rüyaya yattığında, uykuya daldığında buluştuğun kişi kim?
En hakiki sen.
İçinde hiçbir sıfat baskısı olmayan, yaşlarının hepsinin bilgisine sahip olan sen.
Hatta yaşadığın ve geçirdiğin ömrün bu dilimi değil de.
Aslında içinde hangi meyve olmaya geldiysen onun tohum bilgisini bilen yani nereye doğru büyüyeceksin, nasıl meyveler vereceksin gibi o bir ağaçtan örnek alırsak her şeyi bilen yere giriyorsun.
Senin nektarını bilen, senin evrelerini bilen, olasılıklarını bilen bir senle buluşuyorsun.
Zaten en hakiki özlemimiz aslında kendimiz ya çünkü kalbin özlemi.
Kalp çok değişik bir şekilde özlüyor.
Biz bu rüya yolunda romantik dille devam edelim derim.
Çünkü bize hayal etmenin ihtimallerini ve ilhamlarını veriyor.
Ben bunu dediğimde başka biri başka bir şey hayal edebilir ve böylece örülebilir gibi.
Romantik derken de aslında şunu kastediyorum.
Romantik dönem edebiyatı gibi düşünebiliriz.
Yani ayın içinde mana aramak, onun içinde duygulara bakmak.
Ayı sadece... Teknik bir bilimsel nesne gibi görmektense onun içindeki hissedişleri ve anlam arayışlarına baktığın bir yer.
Bence rüya çalışmaları romantik olmak durumunda bu yüzden.
Çünkü içeride duygusal bir katman var.
Zaten romantizm biraz doğayla bağlantılı olan şey.
Doğayla ilişki kurmak ya sen de kendi doğanla ilişki kuruyorsun rüyada galiba.
Tam olarak bunu yapıyorsun işte.
Kendinle ilişki kurmak için oraya özenle girmek gerekiyor.
Çünkü sen seninle buluşuyorsun.
Senin sana anlatacakları kalbinin en hakiki özlemi zaten senin içindeki o tam bütün hissedebilme ihtimalin hani orasıyla kuracağın temas.
Pisişe denilen şey gibi bir yandan da.
E şimdi sen gece rüyayı gördün.
Rüyayı önce hatırlamıyorsun.
Bazen hatırlamıyorsun.
Pratik ettikçe yazdıkça hatırlamaya başlıyorsun.
Şimdi rüyayı hatırlamıyor olman şundan da kaynaklanıyor gibi geliyor bana.
İçeride bir sen var ve diyor ki sana anlatacaklarım var.
Gün içinde bak bunu yaşadın ama bunu gözden kaçırdın.
Bak bir de böyle bir duygu var bunu nereye koyayım?
Hani seninle iş birliği yapmak isteyen, seninle sohbet etmek isteyen biri var.
Hatta bazen çocuk gibi.
Bir çocuğun o hani henüz soyut kavramları anlamadığı, her şeyin bir arada olduğu yer var ya 0-7 yaş arasındaki o dilim diyelim.
O 0-7 yaş arasındaki dilim gibidir rüyalar.
Oyun gibi de çocukların o...
rolplay yaptıkları oyunlar da aslında rüya gibi.
Tam olarak öyle. Çünkü ayırt edemiyor.
Aynen. Burası işte tatile gittiğimiz yermiş.
Ondan sonra şurası havuzmuş.
İşte şu benim kolluğummuş diye getiriyor kağıdı sarıyor falan filan.
Aslında o oyun rüya dünyası gibi de.
Yani rüya, masal ve çocukların oynadığı oyunu ben birbirine çok benzetiyorum.
Birebir ilişkili. Bence de çok benziyorlar.
Çocuğu çocuksu yapan şey İlk kez gören gözleriyle bakıyor olması dünyaya.
Çocuğu çocuksu yapan şey onun aslında ilk kez bakan gözü.
Yani hayatı keşfetmeye geliyor.
Bir kitapta okumuştum da hangisiydi?
Belki de yine Sophie'nin dünyasıydı.
Bak hiç hatırlamıyorum. Şey diyordu.
Bir çocuk mutfakta...
ailesiyle vakit geçirirken eğer annesi bir anda yerden hava alınıp uçmaya başlasa çocuk için bu absürt bir şey değildir.
Yani anne uçabiliyor demek ki.
İncelenmesi gereken bir şey ve merak dolu gözlerle bakacağı bir şey.
Aynen öyle. Onun uçması biz yetişkinler için tuhaf bir şey.
Çünkü hayatın kurallarını, fizik kurallarını, yaşamsal kuralları benimsediğimiz bir yerden bakıyoruz.
Bu da bizim merakla olan ilişkimizi törpülüyor.
Her zaman çocuk kalamayız.
Evet yetişkinliğimizin o sorumluluklarımızı aldığımız yer mümkün ama içimizde o çocuğun merak eden, heyecan duyan, keşfetmek için bakan, her şeyle ilk kez karşılaşan gözü
bizim için değerli. Çünkü rüyada uyandığında, rüyadayım ben dediğinde ilk etkileyen şey ne oluyor?
Rüyada mıyım o zaman? İlk kez görüyorum her şeyi.
Bütün gözlerin o çocuksu merakla açılıyor.
O yüzden o hayal, masal, soyut bunların hepsi bir arada çalışıyor.
Bazen kendimizi motivasyonumuz düşmüş hissediyoruz hayata karşı.
gündelik hayattaki herhangi bir şeye karşı hissediyorum ki içindeki çocukla ya çok klişe olabilir içindeki çocuk çalışmaları içindeki çocuk falan hani bu klişe söylemin içinden ayıklamadan buna da çaba göstermeden
çünkü içimizde hepimizin bir çocuk var hepimiz bir annenin karnında geliştiğimiz için anneliği bildiğimiz gibi hepimizin de geçirdiği bir çocukluk evresi var ve hayatta yaşadığımız tecrübelerle bu taze bakışı kaybediyoruz rüyalarla
çalışma hem bu taze bakışı yakalamaya yaratıcılığa Bazı sorunlara bugünkü bilincinden yaklaşmadan daha farklı çözümler bulabilmeye yardımcı oluyor.
Çünkü zihin bariyerinden kurtulmuş oluyorsun.
Bir sansürücü de var içeride.
Olmaz mı? Sansürücü sürekli kapatmaya çalışıyor önünü.
Hatırlamanı engellemeye çalışıyor belki.
Aynen. Hatta ben ona sandıkçı başı diyorum biliyor musun?
Sandıkçı başı böyle hayal karakteri.
Sandıkçıda oturmuş kalkmıyor. Aynen aynen böyle yerleşmiş.
Vermeyeceğim bilgi. Hala kesiyor yani anladın mı?
Vermeyeceğim. Bu da ne biliyor musun?
Sandıkçı başı neyi koruyor?
Oradaki kapalı kalan duyguları çünkü işine gelmiş tamam mı?
Yani ortalıkta o anı o duygu ortaya çıkarsa sanki bir şeyler kaybedecek ya da yıkılacak sanıyoruz biz elbette.
Ama ihtiyacımız olan içimizde kafeslerde kalmış o sandıklarda kalmış kuşları aslında mavi sakalın elinden kurtarmak gibi de düşün.
Özgürleştirmek, onların kanatlanıp yeniden hayata karışabilmesi.
Çünkü yaşanan zamanında yaşandı etkileri.
Bambaşka hani burası yine travma uzmanlarının alanı ama biz hani travmatik bir yerden değil de yaşadığın bir duygunun içinde seninle birlikte süre gelen devamı devamladı ki tekrar eden imgeler oluyor ona
da sonra gireceğiz zaten. Ama şimdi ben defterimi açtım.
Defterini açtın şimdi neden defter tutmalısın?
Defter neden tutmalısın?
Bu taze bakışla muhabbetini artırmak için.
Defterin başına geçtiğinde hem en yaşlı senle buluşursun hem de çocuk senle buluşursun.
Çünkü o seninle kendinle randevulu açtığın yer.
Aslında rüya da bir randevu gibi.
Orada sen hazırlanarak özelliği tertemiz gerçekten şimdi rüyama gidiyorum.
Gün bitti ve kendimle muhabbet alanına giriyorum dediğinde orada artık şunu diyecek rüya.
Ha bir dakika. Bana kulağını açtı.
Yüzyıllardır sesleniyorum bu sandıkların içinde kapalı kaldım diyen bir çocuk düşün.
Bunlar oluyor, hey şunlar oluyor, bir şey bir şey diyor.
Ama senin kulağın orada değil çünkü rüya dedin es geçtin falan hani diyelim hani gündelik hayatta kayıyor.
Bir süre sonra konuşmamaya başlıyor.
Sonra aslında sen yaşam enerjinde de içinde bir şeyin farklılaştığını hissediyorsun.
İlla herkes rüya görmek ve rüya çalışmak zorunda değil ama hepimize verilmiş bir nitelik.
Boşa olmasa gerek diye düşünüyorum.
Bu boşa değil. O yüzden de defterin başına geçtiğinde bunu bir buluşma gibi düşünmek çok değerli.
Bazen bir sayfa ya da 10 tane boş sayfa ya da bir defter, sadece boş bir defter senin için gerçekten bir sofraya dönüşebilir.
Manevi bir sofra. Orada kendi duygularınla, kendi içinde yaşadıklarınla günü bile değerlendirebilirsin.
Ben sadece rüya yazmayı...
Önermiyorum biliyorsun. Günlük tutmak da tabii.
Günlük tutmak çok değerli.
Çünkü gündüzü tutmak rüya geceyi tutmak gibi.
Aynen öyle. Çünkü ama düşünsene gün içinde bir sürü şey yaşıyorsun.
Sabahtan akşama kadar. Şimdi hep yapıyoruz ya pratiklerde.
Akşam olduğunda uyumadan önce günü gözünden geçir akşama kadar.
Bu vakte kadar neler yaşandı.
Bir rüya gibi. Hatırlayacağın şey bir rüya gibi oluyor.
Şu vardı bu vardı. Onu yaşadım bunu yaşadım.
Seçki getiriyorsun belleğin içerisinde.
Rüya da bunu yapıyor. Orada yaşadığın şeylerin seçkisini derleyip topluyor sana.
Biz bunlardan haberdar olursak kendimizle bağımız, hissettiklerimizle bağımız artacak.
Ve bunu bir hikaye kurgusuna oturtuyor.
Tabii. O kadar olmayacak bir hikaye kurgusuna oturtuyor ki sanki hani ne alaka ben bunu niye gördüm diyorsun.
Ama aslında o sana gündüzün hikayesini farklı bir formatta veriyor.
Aynen öyle. Çünkü diyor ki sen işte...
bu duyguyu o işte arkadaşlarınla oturduğun bir yerdeki herhangi bir duyguyu rüyana taşıdın çünkü seni tetikledi seni o an bir zamana götürdü işte amcanın bilmem
neredeki evinin perdesine kadar gittin o duyguyu orada yaşamıştın belki rüya sana O perdeyi, anneannenin halısını, arkadaşının dudağını falan birleştirip bir şey anlatıyor.
Çünkü sana anılarının üzerinden bunu ancak sembolleştirerek anlatabilir.
Bazılarımız için görsel, bazılarımız için sessel.
Bazılarımız hiç imge hatırlamıyor ama bir hisle uyanıyor.
Gerçi hepimiz hisle uyanıyoruz da fark edenler diyeyim.
Sadece bir his kaldırır, içinde hiçbir şey yok.
Diyorlar ki o zaman ne yazacağım ben yani rüya görmedim ne yazacağım.
Ya sen yaz. Sen yaz içindeki hissi yaz.
Bunun seni nerelere çekiştirdiğini, neleri hatırlattığını, bu hissi nerede daha önce yaşadığını.
Yaz dök içini.
Onlar bir dökülsün ki tortulardan ayıklansın.
Ve sen biraz daha kendi hakikatine, hakiki hissine yaklaş.
Şimdi buradaki zorluk şu oluyor.
Ya ben hissetmek falan istemiyorum bir şey.
Yani modern toplumdaki en büyük zorluğumuz.
Hissetmekle aramızdaki mesafe.
Biliyorsun yoga meditasyon da zaten bizi...
iyi hissettirmek için değil, hissetmede iyileşmek için sunulmuş araçlar.
Hissetme kabımız daraldığında bir şeye odaklanamıyoruz.
Daha hızlı geçiyor olanlar ve birikiyor.
İçimiz bunu biliyor. Beden yaşıyor çünkü.
Beden ve bellek bunların hepsine sahip ama bu zihin yani örtülü olan sabotajcının da olduğu yer tuhaf bir kurgu yapıyor hayattaki şeyleri, meseleleri.
Demek ki Hislerimizle bağ kurmamızı bir şekilde kapısını açıyor.
Rüya görmeyen kişilerin çoğunda da bu şu an hissetmek istemiyorum halinin çok hakim olduğunu gördüm verdim danışmanlıklarda.
Üstü örtülü olan şeyler rüyada gelmiyor.
Evet çünkü bakması lazım oraya. O hisse bakarsa o konuya da bakması lazım ama hayatı belki o anda onları inceleyecek koşulları sunmuyor.
Bakarsa büyük kararlar alması gerekecek belki.
Buralarda insan rüyalarla çalışmaktan korkuyor.
Korkulacak bir şey yok. Çünkü zaten oradalar.
Sen baksan da oradalar.
Bakmasan da oradalar. Üzerine örttüğümüz şeyler, saklamaya çalıştığımız şeyler kokar.
Ve o koku çıkar.
O sadece sen de almazsın artık.
Herkes almaya başlar. Bunlar da nasıl çıkar biliyor musun?
Bir anda bu nasıl bir insana dönüştü?
Hiç böyle öfkeli biri değildi.
Ya da böyle böyle bir şeyler yapıyor.
Arızalar vermeye başlıyoruz.
Ya da bunlar... Bazen gerçekten bedende rahatsızlıklara neden olabiliyor.
Çünkü o duygu oradan çıkmak istiyor.
Onu içeride sandıkçı başıyla bıraktığımız sürece koku, tatsız bir koku gibi çıkıyor.
Rüyalar bir iyileşme sağlar.
Özellikle tabii ki bir terapi eşliğinde.
Şeyi çok değerli buluyorum bu kadar.
Bazı insanlar gerçekten kafa yormuşlar.
Böyle çok kafa yormuşlar.
Bilimsel olarak araştırmışlar işte Freud ve Jung gibi insanlar bu bazı insanlar dediklerim.
Hayatlarını bu insanın düşünce biçimini, ele alışını, hissedişini, ruhsal ya da psikolojik olan tarafını anlamak için bütün hayatlarını vakfetmişler.
Bu vakfedişin sonunda bize akan muazzam bir bilgi var.
O yüzden terapi çok değerli.
O yüzden bir uzmanın bu dünyada insanın bütün sistemini anlamaya çalışan, bütün hayatını buna vermiş birinin yaklaşımını ele almak bence çok değerli.
Oraya kendini bırakmak. Buradan illa her rüya psikolojik rüyadır demiyorum.
Çünkü benim çalıştığım rüyalarda çok farklı katmanlarda var.
Ama rüyaların psikolojiye mutlaka burada insanın kendiyle çalışmasında...
çok değerli bir kaynak olduğunu biliyoruz ve iyi geliyor.
Yani Jungiyen analist bir psikoloğun da eğitimine katılmıştım ben rüyalarla ilgili.
O şeyden bahsetmişti Özüm Demirel hatta isminden de bahsedelim.
Özüm Hanım şundan da bahsetmişti.
Rüyayı gördün, ertesi gün hatırladın, psikoloğuna anlattın, psikoloğunla siz onu parçalarını ayırdınız, anlamlandırdığınızı düşündünüz.
Diyelim ki ve bir duygu da geldi gerçekten ve rahatlama sağlandı rüyayla beraber.
Sonra bir ay sonra o rüyayı yazdın ya defterine dönüp o rüyaya baktığında aa buradakiler aslında başka şeyleri de sembolize ediyor olabilir.
Yani tek katmanda değil defalarca dönüp dönüp baktığında aa bunda aslında şöyle bir yan da varmış.
Bir önceki bölümde bahsettin ya.
Her açıdan bakmak rüyaya.
Biz ilk baktığımızda büyük bir ihtimalle o anki yaşantıyla beraber tek açıdan bakıyoruz.
Aynen öyle. Ama diyorum bir ay sonra bir yıl sonra diğer açılarından da görmeye başladığımızda rüyanın aslında ne kadar katmanlı bir şey olabileceğini de anlıyoruz.
Kesinlikle. Bak buradan da şu geldi aklıma.
Bazı rüyalar benim mesela var 16 yıl süren anlaması 16 yıl süren.
Tekrarlıyor muydu? Tekrarlamıyor.
Tek bir rüya. Bir kere gördüm.
Bir kere gördüm.
Çok etkilendim. Neydi etkilendiğinde sen rüyanın içerisinde herhangi etkileyici bir şey yok aslında.
Benim için çok etkileyiciydi bütün imgeler.
Önce ben bu rüyayı anlamaya çalıştım o günkü bilincimle.
Aa şu mu bu mu falan. Bir mana buldum.
Sonra Tibet Budizminde bu rüya çalışmaları ve uyku yoga çalışmalarına baktığımda biraz böyle şey oldum.
Hayır. Bu bana doğru bir bakış açısı vermiyor şu anda.
Çünkü benim bildiğim yer doğru diyen bir taraf vardı kendi içimde.
Sonra ben yoga eğitimi aldım.
Bu yolu yürüdüm.
16 yıl sonra tekrar o şeye baktığımda Tibet Budizmi rüya kaynaklarına ben rüyanın o dilimini, o halini, o tarafını anlayabilmek için 16 yıl yol yürümem gerekmiş.
O rüya şimdi daha başka anlamlı.
Bitmiyorlar. Rüya duygularını çözümlemende bir araç olabilir.
Kendinle çalışmanla bir araç olabilir.
Bir tarafı bu sadece.
Ama o imgeler seninle daha geniş aralıklarda yeniden yeniden sohbet edebilirler.
İhtiyacın olduğunda yeniden alana gelebilecek şekilde konumlanabiliyorlar.
Yani o yüzden de yazmak aslında geri dönüp bakmak açısından değerli.
İki yıl önce bir rüya görmüşüm bu kadar.
Çok kısa yazmıştım.
Bu sene o rüyanın içinde imge olarak koyduğum her şey karşıma çıktı.
Her şey. Bu da değil yani falan diyeceğin kadar.
Çok yaşanan bir şey tabii ki de.
Şunun için söylüyorum.
O rüyayı iyi ki yazmışım.
Çünkü şimdi bana bir rehberlik sunuyor.
Rüyanın içindeki imgeleri konumlandırışım.
Bugün tekrar oraya baktığımda içimdeki özlemleri, içimdeki beklentileri, hayalleri, dirençleri, engelleri daha farklı görmemi sağlıyor.
O yüzden yazmalıyız canlar yazın.
Peki tekrarlayan rüyalar aslında çözülmemiş olayları çözmeye çalışan yanımızı mı temsil ediyor?
İşlenmemiş duygularla mı ilgili?
Bu şimdi psikoloji tarafından evet denilebilir.
Hani psikoloji alanında çok hayırlı olur onu öyle ele almak gibi geliyor.
Ve evet tekrar eden bir rüya sana orada çözülmek isteyen bir duygunun çağrısı.
Tekrar tekrar buraya bak diyor çünkü burada bir şey var.
Bir tarafıyla böyle.
Eğer lüsit rüya çalışıyorsak başka bir şey diyor.
Gelelim en heyecanlı kısma.
Önce lüsit rüya nedir bir söyleyelim.
Tamam. Lüsit rüya berrak rüya demek.
Yani rüyadayken rüyada olduğunu fark etmek.
Ben rüyadayım deyip hani uyandığımız anlar oluyor ya.
Uyanmadan onun içinde kalabildiğinde rüyada olduğunu fark ederek rüyayla dans ettiğin bir deneyim.
Şeyi karıştırmayalım ama lucid rüyayı rüyaları yönetmek olarak ele alan bir...
Yaklaşım da var. Doğru olduğunu düşünmüyorum.
Net söyleyebilirim. Çünkü yönetmek değil bizim meselemiz.
Domine etmek değil muhabbet etmek.
Sen ne kadar muhabbet edersen o kadar dostane bir yerde rüyanda sana imgelerini anlatmaya başlayacak.
Yok ben şimdi bu rüyayı sevmedim.
İşte şöyle olsun böyle olsun.
Zaten çok uzun kalamıyorsun o rüyada.
Hayat zaten çok domine ettiğimiz bir yer.
Rüyayı oraya katmamak gerekir gibi geliyor.
Ve yani aslında kaç saniye sürüyor bir rüya?
Ay çok kısa canım yani gerçekten.
Ne kadar kısa saniyelerle ölçülen bir şey üstüne bu kadar çok düşünüp bu kadar onun için zamanı da aslında sorgulamamıza sebep oluyor.
Hem de nasıl zaman algısı nasıl bu kadar esner.
Ama zaten bütün soyut kavramlar işte içinde.
Çünkü rüyada gerçekten...
Haftalarca bir deneyim yaşıyorsun.
Haftalarca. Hatta belki bütün ömrünü yeniden yaşadığın rüyalar oluyor.
Ama aslında kaç saniyede sürüyor.
Zaman algısı bile ne kadar aslında değişken.
Peki sen lucid rüya gördün mü?
Tabii. Gördüm.
Üzerinde pratik ettiğim zaman daha çok görüyorum.
Bazen hiç pratik etmediğimde kendiliğinden gördüğümde oluyor.
Çok uzun yıllar lucid rüya görmedim.
Çünkü rüyalarımı yönetmek istemiyordum.
Arada gördüm rüyadayım deyip onun içinde kaldığım, deneyimlediğim, değiştiğine şahit olduğum bir yer vardı ama böyle bir yer olmamalı rüya.
Rüya zaten yani dünya çok katı solit neden burayı oraya katalım ki gibi bir tarafım vardı.
Sonra bu manayı anlayınca bunun bir dans olduğunu anlayınca hikaye değişti.
Şimdi burada... En çok rüyalara çalıştığım zamanlar ki böyle işte 16 yaşımdan yaklaşık 30 yaşıma kadar diyeyim.
Hani hiç durmaksızın böyle aralıksız çalıştığım bir zaman var yaza yaza.
Bunlar lüsit rüyalar değillerdi.
O yüzden rüya farkındalığı sadece lüsit rüya demek değil.
Rüyanın içindeki imgelerle çalışmak da rüya farkındalığı.
Hatta bir süre sonra günün içindeki o eş zamanlılıkları da bir rüya mantığında okuyup anlayabilmek gibi bir şey oluyor.
Burada şu risk var ama hiç unutmamak lazım gibi geliyor.
Elinde çekiç olduğunda her şey çivi gibi gözükür ya.
Bence çok kritik bir yer yani.
Her şeyi mana, her şeyi rüya gibi göreyim falan gibi insanın böyle bir psikotik diyebileceğimizi yere koyması da.
Öyle bir yer değil.
Ama o en lezzetli rüyalarım da lucid değildi.
Hatta şöyle söyleyeyim ya bir arkadaşım mesela kafasını çıkarmış, kolunun altına almış böyle sohbet ediyoruz rüyada.
Benim de var buna benzer bir rüya.
Garipsiyor musun rüyada?
Rüyada garipsemiyorum.
Evet çünkü çok işte o çocuk bakışı.
Demin dediğimiz annen uçarsa şey yapmayacağın yani şaşırmayacağın yer.
Ben o kadar fazla açıktım ki bu hayal alemine benim gerçekliğe gelmem zor oldu.
Hani ya bir dakika burada bir tuhaflık var.
Gerçekte bu olamaz. Benim de dünya ile ilişkimde bu tarafı geliştirmem gerekti.
Ben zaten hep oradaymışım kendi içimde.
Şimdi nüsit rüya gördün.
Rüyada olduğunu anladın.
O zaman burada ne lezzeti değişiyor?
Şu değişiyor. Rüyayı gördün yazıyorsun.
Yazdığında da anlamaya çalışıyorsun.
Mananın ardından ona bakıyorsun.
Mana da öyle bir şey ki ona yaklaştıkça ona baktıkça örülüyor.
Yok çünkü. Sen ona baktıkça adım attıkça öğreniyorsun.
Aynen bu şekilde gelişiyor.
Şimdi rüyada olduğunu fark ettiğinde karşındaki bir imgeyi gördüğünde rüyada olduğunu biliyorsun.
O zaman kendisine sorarsın.
İşte o noktaya kadar gelemiyorum ben ya.
Her seferinde şey oluyor. Evet rüyadayım.
Sonraki aşamada artık hani o karşımdaki şeyle, nesneyle, hayvanla ya da kişiyle konuşayım kafası gelmiyor.
Gelmiyor çünkü bu bir süre pratik ettikten sonra gelir.
Belki şu anda senin için başka bir sezinleme hali vardır.
Bugünkü pratiğinde illa konuşmak değildir ama düzenli olarak bunu egzersiz ettiğinde bir süre sonra kadim yine kültürlerdeki şamanik yolculuk olarak bilinen hani yeraltı dünyasına, orta dünyaya ve üst dünyaya
yapılan yolculuklar var.
Bunlar bugün tabii ki trans halinde girilen hayali yolculuklar olarak ele alınabilir.
Gerçektir değildir hani önemli değil.
Çünkü yine Ali Sarıkalar diyarında giriyorsun soyut alana giriyorsun ve evet bir Kupakır ilçesiyle bambaşka bir şey yaşayabilirsin.
Her şey olabilir orada. Şimdi rüyanın içerisinde olduğunda önce rüyada kalmayı pratik etmen lazım.
Zor bir şey orası.
Çünkü insan öldün mü yahu diyor.
Hani bir dakika dönebilecek miyim?
Bedenim gerçekten güvende mi?
Ben neredeyim? Ya buradan sonra kaybolursam ya beni yerse bir şey falan ya her şeyle.
Bütün korkularınla ya da sevgilerinle, arzularınla oradasın.
Bir süre sonra gelişmeye başlıyor pratik ettikçe.
Ne gelişiyor? Ben mesela rüyamda bir küçük çocuk görmüştüm o zaman.
Hiç unutmam onu. Bir sürü karakter var ama gözleri böyle boncuk boncuk o kadar güzel ki ağlıyor.
Ne oldu sana diyorum.
Sadece bakıp ağlıyor.
Peki diyorum adın ne senin?
Fındık diyor. Adı Fındık'mış.
Çok tatlı.
Fındık yıllarca benim için çok güzel bir yeri oldu hayatımda.
Onun gözlerindeki o masumiyet, gözyaşı ve bulunduğumuz ortamın bana anlattığı bir sürü şey var.
O an aklıma şu geldi.
Ben çocukken dedemin çiftlik evinde Fındık diye bir köpeğimiz vardı.
O an için Fındık mesela aklıma geldi.
Fındık ismi çağrışım falan ama es geçtim.
Bazı şeyleri fark edip es geçtiğimiz anlar da çok oluyor.
Ama sonra gerçekten köpek olan fındıkla olan ilişki mi?
Çünkü fındıkla olan ilişki demek ne demek biliyor musun?
Ormana kendim tek başıma çocukken bile girebildiğim bir yer.
Çünkü fındık benimle geziyor ve ben gerçekten ormanın içinde küçük bir kız çocuğu olarak gezebiliyordum.
Böyle bir şansım olmuştu.
Pek çoğumuzda olmayan bir şans aslında.
Evet öyle bir şansım olmuştu. Şimdi o zaman fındık oldu mu sana?
O masum çocuktan kendini güvende hissedene, güvende hissetme ihtiyacını özleyenden, vahşi ormanlarına gitmeye çalışan, erginlenen kadına, gördüğüm dönemdeki hislerime şimdi geriye dönüp bakınca
evet fındık diye de bir köpeğimiz vardı diye es geçmiştim.
Şimdi daha anlamlı. Yani mesela sen bana rüyalarla ilgili sorular sorduğunda atıyorum bu arkadaşın hayatının hangi döneminde vardı?
İşte ergenliğinde mi, çocukluğunda mı, yetişkinliğinde mi vardı?
İşte bu mekan hayatının hangi döneminde vardı ve neyi sembolize ediyor?
Belki işte o hayvanın benim için gördüğüm bir hayvan varsa benim için ifade ettiği şey.
Eskiden mesela yılanlardan çok korkuyorken şu an yılanlı bir rüya gördüm ve işte yılanla şunu konuştum diyebilecek seviyeye geldim.
O benim için artık korkutucu bir unsur olmaktan çıktı.
Muhteşem bir rüya. Gibi yani hani aslında 10 yıl önce başka bir şeyken.
10 yıl sonra anlamlar da değişebiliyor, semboller de yer değiştirebiliyor ve aslında yaşadığımız döneme göre de çok farklılaşabiliyor yorumlamak.
Evet bir de kabın genişliyor, kapsayıcılığın genişliyor, olayları ele alışın, hoşgörün falan da değişiyor ya yani bir sürü şeye, deneyime, insan haline şahit olunca o günkü...
İşte ergen diyelim hani o döneme geri bir dönem olsun.
Bakış açınla bugünkü bakış açın mümkün değil aynı olmuyor.
O yüzden rüyayı da oradaki imgeyi de yeniden aynen soğanın kabuğunu soyar gibi katman katman yeniden o cücüye mektara ulaşana kadar bir bakıyoruz.
Çocuk merakıyla. Evet tam çocuk merakıyla.
Şimdi mesela diyelim ki senin kızlar bir kedi seviyorlar.
Kediyle konuşmuyorlar mı?
Tabii. Hemen konuşuyorlar.
Az seni bidi bidi de işte böyle mi yedin de bir şey.
Biz yapmıyoruz onu. İlla hayvanla sesli konuşmamız gerekmiyor.
Ama rüyanda bir şey gördüğünde ona ilk kez gören gözünle illa adını sorman da gerekmiyor.
Bir bakarsın yorumcu zihninle tanışman lazım.
Çünkü o insanın o imgeyi gördüğün anda senin kafanda sağ lisesinde bir örüntü, hikaye kurulmaya başlıyor.
Dikkat verirsen o insanla ilgili o imgeyle ilgili ne zannettin sen?
Zannettiklerinle tanışırsın.
O zaman da anlatıcını, kurgucunu, sabotajcını, yorumcunu çok daha rahatlanırsın.
Ve onlar seni gündelik hayatta rahatsız edemezler ve ayağının altından halıyı çekemezler.
Bir anda boşluğa düşmezsin yani.
Kendini bilme yolunda aslında en önemli donelerden birisi rüyalar.
Çok kıymetli bir araç. Çünkü senin kendi hazinene girdiğin yer gibi düşün.
Tekrar eden imgelerde de şu önemli.
Nusret rüyada neye yarıyor?
Mesela bir arkadaşım sürekli tuvalet rüyaları görüyordu.
En çok görülen rüyalar bu arada.
Dünyada yapılan araştırmalarda tuvalet, uçmak, deniz falan.
Bunlar fix şeyler. Su elementi o da tesadüf değil ama tuvalet, tuvalet, tuvalet, sıkıcık tuvalet, ferah tuvalet, öyle tuvalet, böyle tuvalet.
Şimdi tuvalet var bir de yanında ikinci bir unsur olarak rüyalarda eşlik eden, fark edilmeyen, gözden kaçan bir element var.
Ahşap. Hep bir ağaç, ahşap dokusu vardı ama bunları biz element bazında, nesne bazında ve işte tuvalet mekan bazında ele alıp çalışmaya başladığımızda gördük ki bir sürü konu
açığa çıkardı. Ama lucid rüya için şunu yapabilirsin.
Her tuvalete girdiğinde...
Rüyada mıyım diye kendine sorarsan.
Bir daha rüyanda tuvalet gördüğünde gerçeklik kontrolü dediğimiz şeyler var ya hani elini seviyorsun.
Şimdi hani onlar detaylı olabilir dinlerken zor olabilir aktarmak.
O gerçeklik kontrollerini yaparak rüyada mıyım diye sordun.
Rüyada olmadığını fark ettin gerçek hayatta.
Bunu sormaya alışkanlık edinen zihin gece rüyada tuvalet gördüğünde bunu sorduğu anda lise rüyaya geçebiliyorsun.
Geçebiliyor. Tekrar deneyim geler aynı zamanda bizim için bir anahtar niteliği de şey yapıyor.
Rüyanın içine direkt oradan girebilmemiz.
rüyada mıyım gerçeklemeyeyim bu soru önemli bir telefonu bir kenara atalım bu çok önemli çünkü senin zaten topraklı mısın yani bu dünyada mısın bulunduğun anda mısın değil misin çünkü ben şu an ne yapıyorum sorusunun cevabı
bütün bu taraflarıyla bu serinin aslında sonunda ben insanların elinde bu rüya defteri tutma alışkanlığı kalsın istiyorum ve rüya defteri tutarken zaten sizin hazırladığınız
defterler de var ama Kendine bir not defteri aldı ve karar verdi yarın sabah rüya defteri tutmaya birisi.
Neleri not etsin?
Yani rüyanın akışını evet not etsin ama tarihi...
Ayın konumu, mevsimi, duygusu gibi şeylerden bahsediyordun ya sen.
Onları istersen sıralayalım.
Olur çok güzel olur. Ve insanlar da eğer başlamak isteyen birisi olursa yarın buna başlarken elinde hazır bir rehberi olsun.
Ay ne güzel tamam. Bir kere rüyayı evvela hiçbir şey koymadan sayfaya rüyayı yazalım bir baştan sona.
Sansürlemeden geldiği gibi amasıyla pakatıyla falan neyse.
Sonra bu rüyaya bir başlık koyalım.
Rüyanın bir başlığı olsun.
Onu başlıklandırmanın bir mucizevi etkisi var.
Nedir demeyin ama var yani yaptıkça görülüyor.
Sonra rüyanın içindeki tarih zaten önemli.
Nerede gördüğün önemli. Ay durumu nasıl, mevsim ne?
Çünkü kışın göreceğin rüyayla yazın göreceğin rüya çok başka.
Yani sıcaklı olan ilişkin bir sürü şeyi değiştiriyor bedeninde.
Çok önemli bir etkisi var.
Sonra diğer şeyler dediğimiz hani böyle temel olarak bakabileceğimiz.
Kadınlardaki döngüler. Aynen kadınlardaki döngüler çok önemli.
Regli dönemi menstruasyon döneminde mi görüyorsun?
Yumurtlama döneminde mi görüyorsun?
O kadar fark ediyor ki artık bu kadar danışmanlık hani rüya üzerine çalıştığım kişiler arttıkça daha dönemini bilmeden rüyasından bu yumurtlama dönemi rüyası geliyor yani.
Hani hakikaten o çok değerli bunu artık tanıyor olmak.
Ben isterim ki herkes kendisi de tanısın.
Tabii. Kiminle uyudun?
Gece kiminle uyudun?
Nasıl uyudun? Yalnız mı uyudun? Biriyle mi uyudun?
Çocukla mı uyuyakaldın?
Aynen. Annenlerin evinde mi uyudun?
Arkadaşında mı kaldın? Kendi yatağında mıydın?
Bunu not etmek çok önemli.
Çünkü girdiğine başka bir bilinç alanı, başka bir enerji.
O yüzden o bilincin içerisindeki başka bir hikaye başlıyor.
Hatta vardır ya ilk kaldığın evde gördüğün rüya çok önemlidir diye bir ilaç falan.
Evet çok önemlidir gerçekten. Genç kızlara şey derler evleneceğin adımı görürsün.
Evet ama önemli şeyler görüldüğünü gerçekten biliyorum.
Motivasyonu neyse insanın.
Bu arada da önemli rüyayı neden görmek ve neyle çalışmak istiyorsun?
Motivasyonunu deftere başlarken bilmek.
Ne istiyorsun ya?
Bu yolculuktan beklentin ne?
Arzun ne? Peki son bir şey daha soracağım.
Bitti mi? Evet evet bitti diyelim.
Çok konuşacak çok şey var ya o yüzden bu kadarı sanki yeter gibi.
Bir de şunu soracağım. Çok etrafımdan duyduğum bir şey olduğu için rüyamızı chat GPT'ye yazalım mı?
Yazmayın kuzum.
Yani o kadar yazacak enerjiniz varsa defterinize yazın.
Çok güzel olur bence.
Ama tabii ki yapay zekadan şu anlamda ben de çok faydalanıyorum.
Doğru bilgi henüz veremiyor.
Tamam mı? Ya bu çok değerli.
Doğru bilgi veremiyor ve özellikle ben kendim çok iyi bildiğimi düşündüğüm yerlerde ona bir soru sorduğumda gerçekten yorumluyor.
Mesela Jung'la ilgili bir şey soruyorum.
Jung'un dediği gibi diyor. Bunu bana kaynak çöküyorsun.
Yani aslında tam olarak öyle söylemedi.
Şey yaptım ben onu böyle yorumladım.
İşte oralarda bunu böyle araştırmacı bir...
reflekse sahip olmayan bir göz çok çabuk yanılgıya düşebilir.
O yanılgıya düştüğü için seni de yanılgıya düşürebilir.
Zaten sen düşersin yanılgıya.
O kadar zor ki.
O an içindeki arzulara hitap ediyor çünkü.
Seni memnun etmek üzere.
Senin içindeki bir şeyi memnun edecek bir araç o.
Geçen gün kızdım ben GPT'ye.
Dedim ki ben ne dersem sen olur.
Sen ne istersen öyle olur.
Tam da senin düşündüğün gibi diyorsun.
Bir tersini söyle arkadaşım dedim.
Ben seni burada memnun etmek için varım dedi.
Değil mi? Dedi vallahi. Dedi işte yani.
O yüzden hani biraz fazla şey ne bileyim ya böyle köle gibi bir şey oluyor yani.
Köle gibi bir şey oluyor değil mi?
Yani efendim siz ne derseniz öyle efendim.
My precious gibi bir şey oluyor.
Evet evet ve senden korkuyor gibi bir şey oluyor yani.
Değişik bir hiyerarşi var arada.
O yüzden sorulabilir.
Yung bunu nasıl ele almıştı?
Kaynakça göster diyerek sorulabilir.
Yani önce bir defterine yaz.
Sen duygunu anla, gör.
Kendince tahminlerin olsun sonra GPT'ye sor diyorsun aslında değil mi?
O da bir bakış versin.
Evet verebilir ama zaten tefekkür eden, düşünen biri için her şey araç olabilir.
Düşün ki sen yapay zekayı şöyle söyledin.
Eski sevgilimi gördüm.
İşte bıdı bıdı bıdı. O da dedi ki eski sevgiliyi görmek falan filan öyle bir de.
Ya hayır. Eski sevgili de hangi sevgili?
Hangi dönemindeydi? Onunla neler yaşadın?
Nasıl ayrıldın? O ne bilsin senin onunla ilgili şeyi?
Belki sen sadece onun siyah tişört giyiyordu.
Siyah tişört giyen omzuna aşık oldun o an.
O dur senin için imge. Bunu yapay zeka nereden bilsin?
O yüzden teknik anlamda akademik altyapısı olan bilgileri alıp başka kültürlerdeki karşılıkları için bilgi isteyebiliriz.
Ama düşünmek ve yorumlamak her zaman bize kalmalı.
Evet yani bir bakış açısı vermek için güzel ama çok da ona tutunmamak lazım.
Çünkü gençlerde de duyuyorum.
Benim yeğenim 20'li yaşlarında bir genç kız.
O yazıyorum diyor GPT'ye yazıyorum rüyamı çok güzel yorumluyor falan diyor.
Yani ona çok tutulma dedim ben de hani çok takılma.
Çünkü farklı farklı açılardan bakabilirsin daha esnek bakabilirsin bu işe.
Ve daha katmanlı anlamlar bulabilirsin.
Ama tabii çok genç. Evet ama bak çok önemli.
Bence burayı noktalamak için de çok güzel bir yer geldi şu anda.
Rüya bizim bir içsel kaynağımız.
Biz eskilerde insanlar falcılara giderlerdi.
Şimdi daha çok böyle şifacılık alanında hani falcıların da dönüştüğü, toplumdaki ihtiyaçların dönüştüğü bir yer.
Bir sürü bir yer var artık.
Bunlar dışsal kaynaklar gibi oluyor.
Ne kadar spirtüel gözükseler de şey diyorsun.
Yani benim bir hissim var.
Ben birine bir şey hissediyorum. Bununla ilgili ne yapacağımı bilmiyorum.
Sen söyle. Sen bana bir talih yaz.
Yani sen bana bir yol çiz. Sen bana bir bakış açısı ver.
Ama evvela...
Kendinle bağ kurman gerekiyor.
İlk yol burası. İçsel kaynaklarınla bağın koptuğunda dışarıya bağımlı ve buradan gittikçe uzaklaşan bir yere doğru dönüşüyor.
Rüya bir içsel kaynak hem de en zengin kaynaklardan biri olduğu için onu hemen ağzımızdan dışarıya tükürmemeliyiz.
Yani o yüzden düşünmek üzerine önce ben ne hissediyorum deyip sonra başka yerlerden destek almalıyız.
Evet yani bu bahsettiğin çok önemli.
Çünkü dış kaynak ve iç kaynağı ayırt etmek de bence bu aralar biraz karıştı insanlar açısından.
Karman çorman oldu tabii. Evet psikoloğa gitme imkanın olmayabilir.
İşte terapi alamayabilirsin.
Yakınlarından o desteği alamıyor olabilirsin ama en tema kaynak senin içsel kaynakların.
Evet. Ve biraz da edebiyata, okumaya, işte hikayelere, masallara meraklıysan aslında o dünya sana çok derin bilgiler verebilecek bir dünya.
Kesinlikle. Ve yarından itibaren herkesi rüyalarını yazmaya davet edelim.
Edelim, edelim, yazın.
Çok teşekkür ediyorum bilgiler için.
Ben teşekkür ediyorum. Umarım başka bölümlerde de buluşuruz.
İnşallah. Teşekkür ederim.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
