
Labirentte Bugün serisinin bu bölümünde yazar Elif Doğan ile “kişisel olan politiktir” sözü üzerinden güncel Türkiye siyasetini konuştuk. Ekrem İmamoğlu’nun diploma iptali ve hukuk dışı uygulamalar bağlamında adalete olan güveni, yurttaşlık bilincini ve “umutlu kötümserlik” kavramını ele aldık.
Kişisel olanın nasıl politik hale geldiğine dair samimi ve sorgulayıcı bir sohbet.
#ElifDoğan #blogcuanne #Ariadneninİpi #GündemÖzel #KişiselOlanPolitiktir #UmutluKötümserlik #Ekremİmamoğlu #Politika #Adalet #Podcast #GüncelSiyaset #DijitalAktivizm #Jamilzaki
Transkript
Ariadne'nin ipi podcast'a hoş geldiniz.
Bildiğiniz üzere 19 Mart 2025'den bu yana toplum olarak zor zamanlardan geçiyoruz.
Her gelen haberle beraber duygusal iniş çıkışlar, stresli durumlarla karşı karşıyayız.
Bugün de blokçu anne olarak sosyal medyada severek takip ettiğimiz yazar Elif Doğan'la beraberiz.
Hoş geldin Elif, nasılsın?
Hoş bulduk. Herkes ne kadar iyi olabilirse ben de o kadar iyiyim.
Biz aslında kaydımızı tam bu tarihte 19 Mart'ta başka konular üzerine almak üzere plan yapmıştık.
Evet, İstanbul'da yüz yüze yapacaktık, stüdyoda yapacaktık ama öyle bir sabaha uyandık ki o gün aklımızı yani başka şeyler konuşabilecek bir
bakış açısında olamadık.
Bugüne geldiğimizde de zaten içinden geçmekte olduğumuz durum her şeyin önüne geçti.
O yüzden işte ayrı mekanlarda yine de konuşalım istedik.
Bence iyi oldu. Bence de çok güzel oldu.
Çünkü yani konuşarak birbirimizi dinleyerek birbirimize iyi geleceğimizi ve güçleneceğimizi düşünüyorum.
Senin de sosyal medyadaki duruşun, insanlarla iletişimin çok güçlü.
verdiğin bilgiler, paylaşımların, insanları bilinçlendirme çaban bir yandan da sesli olarak, kayıtlı olarak bizimle olsun ve insanlar gerektiğinde de dinleyebilsin isterim.
Şimdi ilk sorumla başlayacağım.
Meğer Ben Feministmişim adlı kitabında kadın hareketleriyle ön plana çıkmış bir fikir var.
Kişisel olan politiktir.
Bunu bugün sadece kadın ekseninde değil, İnsan olarak insani olan politiktir, beşeri olan politiktir diye konuşmak önemli diye düşünüyorum.
Ve politika ne demek?
Ve neden insanlar politika ya da siyaset deyince hemen böyle irkiliyor?
Bundan bahsedersek iyi olabilir.
Çünkü politika aslında korkacağımız bir kelime değil anladığım kadarıyla.
Bunu benim anlatacağım yer kendi biriktirdiklerim işte tecrübelerim bakış açımla anlatacağım.
Hani bir sözlük tanımı yapmaktan biraz uzak bir yerdeyim siyaset bilimci olmadığım için.
Ama kendi deneyimimden yola çıkarak konuşabilirim.
Burada politika nedir'e de çok sevdiğim bir kitaptan alıntı yaparak başlamak isterim aslında.
Seninle konuşmuş muyum?
Bu kitabı hatırlamıyorum. Olan biteni kaçırma keyfi.
Danimarkalı bir kendisini işte felsefeye ilgi duyan bir psikolog.
Svens Brinkman diye okunuyor herhalde adı.
O politikayı aslında sözlük anlamıyla alıyor.
Yunanca kent anlamına gelen polis sözcüğünden geliyor.
Ve kolektif yaşama ait şeyler olarak kullanılıyor.
Dolayısıyla da diyor temel olarak bir grubun bütün üyelerini bağlayan kararlar politiktir aslında diyor.
Kişisel olan politiktir de yine bir feminist'e şimdi adını unuttum dayandırılan bir söz.
Ben de kitabımda öfke dansında ilk karşılaştığımda daha sonra kendi kitabımı aldığım bir söz.
Bilincin, uyanışının temellerinden bir tanesi belki de.
Kendi adıma konuşacak olursam benim için öyle oldu.
Çünkü ben kendime ait olduğunu düşündüğüm veya kendi hayatıma dair olduğunu düşündüğüm birçok şeyin topluma daha çok karışmaya başladıkça, daha çok
dışarıya açıldıkça aslında sadece bana özgü olmadığını keşfetmeye başladığımda Henüz öyle bir feminist bilincimde, politik bilincimde olmadığı için bunun adını koyamıyordum.
Ama birileri zaten koymuştu.
Ve işte kişisel olan zaten politiktir demişti.
Bunu hatta Gloria Steinem daha sonra politik olan da kişiseldir diye alt üst ediyor.
Dolayısıyla aslında çok basit.
Yani içinde yaşadığımız toplumda bize değen bütün...
konular siyaset tarafından şekilleniyor.
Bunu da ne kadar erken fark edersek aslında o kadar belki bu kararlara katılma işte karşı çıkma o kararlara etki etme gücümüz
oluyor. Yani belki biraz daha buralardan konuşuruz ama şu anda gençliğin bu kadar dahil olması O yüzden sanıyorum ümit verici.
Çünkü ben o yaşlarımda yani tabii ki mutlaka işte insanların geldiği etnik geçmişe göre işte sınıfsal bir takım ayrımlara
göre daha aktif olanlar vardı belki ama ben kendi adıma öyle değildim.
Yani daha apolitik bir geçmişten geliyordum ve benim uyanışım çok geç gerçekleşti.
O yüzden şimdi...
Gençlerin sokakta olması veya ses çıkarıyor olmaları, birçok baskılamaya rağmen geri adım atmamaları, atmayacaklarını söylemeleri çok cesaret verici bence.
Onlar bu gerçekliğe çok daha erken uyandılar.
Bu da umut verici diye düşünüyorum.
Evet yani her zaman şeyden bahsediyoruz ya partiler üstü bir durum var burada.
Bir partinin peşinden gitmiyoruz.
Bir eğitim hakkı var, eğitim sonunda alınan bir diploma var ve belki de onunla alakalı olarak öğrencilerin ayaklanmasının en büyük sebebi aslında eğitim hakları ile alakalı.
Tabii çünkü düşünsene bir gün o gün işte seninle sözleştiğimiz günün hemen öncesinde diploma iptali olmuştu ve hani Ekrem İmamoğlu'nun diplomasıyla birlikte 25
kişinin mi 28 kişinin mi daha?
Evet evet. Oturuyorsun televizyon seyrediyorsun ve diplomanın iptal edildiğini öğreniyorsun gibi bir şey.
30-35 seneni vermişsin arasında akademisyenler vardı.
Gençlerin de buna itiraz etmesi çok anlaşılır ve haklı.
Çünkü kendi geleceklerine dair de bir şey yok.
Hem hocalarını bir yandan savunuyorlar.
Ait oldukları çalışıp çabalayıp girdikleri kurumun itibarını...
Bir yandan sahiplenmeye çalışıyorlar.
Bir yandan da kendi gelecekleri için ayakta duruyorlar.
Geçenlerde sosyal medyada gençlerden bir tanesiyle konuşuyorlardı.
Şey demiş yani korkmuyorum çünkü geleceğim yok.
Ya bu ne kadar yıkıcı bir şey.
Bir yandan da özgürleştirici.
Çünkü kaybedeceği bir şey kalmadığını düşünüyor.
Bu çok büyük bir dert.
Bunun hepimize çok bir dert olması lazım.
Hayatının daha başlangıcındaki bir insanın.
Geleceğe dair umudunun olmaması inanılmaz yıkıcı bir şey bence hepimiz için.
Ama o cesareti de oradan alıyorlar.
Çünkü yani canımı mı alacaksın artık ne kaldı kaybedecek gibi.
O yüzden buralar iyi değerlendirilirse umuyorum daha aydınlık bir geleceğe doğru hep birlikte.
Adım atacağız diye ümit ediyorum.
Senin de bunu fark etmen aslında oğlunun okul arayışıyla başlıyordu değil mi?
Gene eğitimle alakalı bir konuyla.
Tabii evet aslında öyle.
Yani ufak tefek kıpırdamlar olmuştu kendi hayatında ama dediğim gibi nispeten daha steril.
İşte günlük siyasetten uzak.
Kendi tercihimle.
Nispeten kolay bir şekilde.
Çocuklarımla ilgileniyordum.
Ben kaldırımlara söyleniyorum.
7-8 sene kadar Amerika'da yaşadık biz ama o zamanlar çocuğum yoktu.
Çocuklu hayat tecrübem zaten Türkiye'de oldu.
Hiç kaldırımların ne kadar bozuk olduğunu daha önce çok fark etmemiştim.
Çünkü puset kullanmamıştım.
Tekerleki sandalye kendim kullanmıyorum.
Kullanan yakınım yok. Öyle bir tecrübem yok.
Dolayısıyla akıntıyla birlikte sürüklenmişim ben de hayatım boyunca.
İşte bebek arabalarını yürütememek, kaldırımda karşıma araba çıkması falan bunlar bana çok ters gelmiyor.
Çünkü böyle olmaması lazım.
İnsanlarla kavga ediyorum, silecek kaldırıyorum, indiriyorum falan.
Ve bu bana ait, benim çözmem gereken bir problem değilmiş gibi bir uyanış başladı.
Anaokuluna çocuğu vermek için okul aradık tamam bulduk.
Özel bir anaokuluna verdik o dönemde.
Hazırlık döneminde de yine özelden yana tercih yapalım dedik.
Ama ilkokulda devlet okulunu tercih etmek istiyorduk ben de eşim de.
Çünkü biz de devlet okulunda eğitimi aldık en azından ilkokulda.
Çok da nitelikli bir eğitimdi.
Şimdi oradan uzaklaşmak zorunda kalmak en azından daha hani dakika bir gol bir daha ilk adımda özel okul sistemine girmemek için uğraştık işte okul aradık öğretmen aradık öyle
mi olur böyle mi olur derken paldır küldür bir gecede gerçekten zaten bu ülkede her şey bir gecede oluyor ya ben kız kardeşimin düğünü için Portekiz'e gitmiştim Lisbon'a orada işte iki saat üç saat o
zaman iki saat yanlış hatırlamıyorsam saat farkı erken uyandım işte Twitter'a bakıyorum.
Hop şey değişti. Eğitim sistemi değişiyor diye bir haber.
Gökten hani zembille indi.
Ve ondan sonra işte mücadeleye başladık.
İmzalar topladık.
Bu haber de 66 aylık çocukların birinci sınıfa başlaması.
Birinci sınıfa başlayacak diye.
Yapmayın, etmeyin.
Benim onun da işte Kasım sonu doğumlu.
İşte imzalar topladık.
Haberlere çıktık.
İlmiye eğitim müdürüyle görüştük.
İşte dedi ki hani... Sizin gibi aileler çocuklarını özel okulla verirse devlet okullarında yer açılır dedi.
Bizim gibi aileler derken Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil miyiz biz yani?
Neden özel okula verelim?
Yer açılır ne demek? Niye yer yok?
Böyle gerçekten bir kavram karmaşası.
Nihayet işte biz verdik çocuğumuzu ilkokula.
Bir sene sonra başlatacaktık ama rapor gerekiyor dediler.
Şunu dediler, bunu dediler.
Siciline geçer dediler. Korktuk açıkçası.
Keşke korkmasaymışız. Korkmayanlar da oldu.
Korkmayın. Rapor alıp ya da rapor almadan bir şekilde çocuğunu bekletenler de oldu ama biz endişe ettik.
Başlattık. Bence çok büyük bir hataydı.
Sene sonu doğumlu bir çocuğu başlatmak.
Velhasıl ilk şeyimiz öyle.
İlk durumumuz oydu. Aslında politikanın Bu politik bir kararın senin bireysel hayatına etki edişinin ilk yansıması.
Bana bireysel olarak evet.
Onun öncesinde de işte bu kürtaj tartışmaları başlamıştı.
Şimdi onlar yaşanmaya başlamıştı.
Hani o bana bireysel olarak bana o anda etki etmiyordu.
İleride belki çocuklarıma edecekti.
diğer gençlere işte başka genç kadınlara edecekti ama bana bireysel olarak dokunmuyordu.
Yine de tabii ki karşı çıktığım bir şeydi.
Fakat bu benim evimin içine kadar gelip benim çocuğumun ne zaman okula başlaması gerektiğini benim adıma karar verildi.
İlk itirazım oradaydı.
açıkçası. Bir sürü konuya.
Yani bugünkü konuda da aslında herkese aynı anda dokundu.
Eskiden atıyorum birinci sınıfa başlayacak ailenin derdiydi.
Eskiden çocuk yapmak istemeyen kadının derdiyken şu an bir sürü okumuş kesim İnsan var ve bu insanlar hep bir araya geldiler ve çok büyük bir ses çıkarmaya çalışıyorlar.
Çünkü aldıkları eğitim hakkı tehlikede belki de.
Tabii ki yarın öbür gün senin benim diplomam da iptal olabilir.
Onu geçtim. Hadi onu da geçtik.
Onu doğru düz konuşamadık bile zaten ya.
Biz sabah bambaşka bir gerçekte uyandık.
Şimdi hani verdiğimiz oy...
Artık geçerli değil deniyor.
Belki bir daha oy veremeyeceğiz diye konuşuluyor.
Dolayısıyla bu kadar geniş kitlelerin ayaklanması çok anlaşılır, normal ve gerekli bence de.
Bir yandan da bu olaylar gösteriler yapıldıktan sonra hemen araya bayram tatili girdi ve bayram tatili uzatıldı birazcık sakinleşelim diye.
Ama sakinleşilemedi çünkü sosyal medya diye bir gerçek varmış.
Ve sosyal medyada insanlar içeriklerini paylaşmaya başladılar ve eleştirilerini ortaya koymaya başladılar.
Ama bireysel olarak başka bir grup sen doktorsun, sen mimarsın, sen psikologsun, politika yapma.
Sana ne? Gibi yorumlarda bulunmaya başladı ama yani gerekişsel olan politiktire gelmeye başladı.
Bana kimse öyle demedi.
Ben sıramı sanmıştım. Gezi'de bu sıramı sanmıştım.
Ben Gezi'de ben öyle şeyleri çok duydum.
Çok ciddi bir kitleyi kaybettim.
Yani benden uzaklaşmayı tercih ettiler.
O yüzden ben hiç artık öyle şeyler duymuyorum.
Ama böyle şeyler duyan olduğunu çok biliyorum.
İnanılmaz yaratıcı, müthiş içerikler görüyorum Instagram'da.
Yani İngilizce öğretmeninden tut diyetisini, işte yogacısından bilmem neyini.
Tamamıyla gerçekten kendi alanı içinde kalıp tırnak içinde bu kavramın aslında nasıl hayatımızın içine kadar girdiğini gösteren çok çok güzel içerikler
görüyorum. O da çok cesaret verici.
Gerçekten insanlar artık bunun farkında var.
Yani geziye hani ilk başta benzetiliyordu bu ayaklanma.
Ama öyle olmadığı da konuşuluyor işte çok farklı çok daha geniş kitlelere bu sefer.
Evet herkese doku diyor yani mimar diyor ki yani kentsel dönüşüm politikasına ben temas ediyorum.
Psikolog diyor ki toplumsal bir travma var şu an burada.
Doktor diyor ki sağlık politikalarıyla alakalı çok ciddi bir problem var.
Onun ucu bana da değiyor. Zaten hukuk avukatlar, hakimler, savcılar onlar meselenin tam ortasında, göbeğindeler.
Yani temas etmeyen kimse kalmadı gibi bir şey şu anda.
Aslında hepimize temas ediyordu da adını bu kadar koyup bu kadar birleşemiyorduk belki.
O noktada birleştirici bir şey oldu.
Yoksa hepimiz zaten çok uzun zamandır geçen gün Şengül Hoca da demiş ya.
Şengül Havli Mitoğlu politik yaz.
Gerçekten çok uzun zamandır yani çok uzun zamandır belki 10 seneye bileceğimiz onu o şekilde adlandırıldığını bilmiyordum.
Kollektif yaz diyordum kendimce.
Toplumsal bir depresyon yaşadığımızı düşünüyordum yani.
Çaresizlik duygusu çok baskın.
Biz zaten gücümüz yok bir şey yapamayız.
Onun etrafında herhalde herkes ortaklaştı yani ve ona itiraz etmeye başladık sanıyorum.
biraz da vatandaşlık bilincinin daha güçlendiği, kuvvetlendiği, vatandaş olarak şu şu şu haklara sahibimi tekrar hatırlatıcı bir şey oldu.
Elbet öyle olduğunu düşünüyorum.
Umarım öyle devam eder.
Umarım yani normalleşme konusu da gündeme sıkça geliyor.
İşte hayatımızı normalleştirmeyelim, eskiye dönmeyelim, gündelik hayatı merak etmiyoruz falan gibi.
Zaten yani...
Gündelik hayatımıza devam etmek zorundayız.
Herkes çocuğunu okula gönderiyor, işine gidiyor, geliyor vesaire ama bu bilinci canlı tutarak da bunu yapabiliriz.
Bence o biraz şeydi.
Yani geçmişte o kadar fazla şey yaşandı ve unutuldu ki bu ülkede.
Yine öyle bir şeye gireceğimizin endişesiyle bence ilk başta öyle sesler yükseldi.
Ama aslında bizim çok uzun zamandır normalimiz zaten bu.
Yani anormal şeylere uyanmak.
Evet faydası da oldu belki hani bunlar olana kadar normalleşmeyeceğiz diye.
Zaten bilmiyorum bundan sonra nasıl bir sürece gireceğiz.
Hani çok anormal bir süreçten geçtiğimiz aşikar.
Bunun bugünden yarına düzelmeyeceği de aşikar.
Ben onu diyorum. Ben umutlu kötümser bir insan olduğumu öğrendim yakın zamanda.
Öyle mi? Ne demekmiş?
Şöyle yani umut var.
Bir şeylerin değişeceğine dair umudun var.
Ama değişme edebilir.
Fakat o umut orada hep canlı.
Yani ondan uzaklaşamıyorsun.
Ben iflah olmaz ve ümit var diyordum kendime.
Öyle değilmişim. Yani gerçekten zor zamanlardan geçiyoruz.
Ve daha da zorlaşabilir yaşadığımız şeyler.
Ama umut da orada duruyor bana sorarsan.
Ona işte umutlu kötümserlik deniyormuş.
Yani bir şeylerin kötü gittiğine ama umudun da her daim olabildiğine.
Yani daha kendine böylece...
Aktif hissediyorsun. Çünkü öbür türlü sadece kötümser olduğun zaman zaten ne yaparsak yapalım hiçbir şey yoluna girmeyecek.
Ama burada bir rol alabiliyorsun değişimde.
Eyleme geçen bir umut aslında.
Aynen. Seni eyleme zorlayan, eyleme teşvik eden bir umut.
Çünkü ya olursa, bilmiyorum belki de nasıl diyeyim, ya tutarsa.
O kadar da naif değil. Bir şeylerin dönebildiğini, gerçekten harekette olabildiğini.
gördüğümüz bir bakış açısı bence.
Camille Zaki diye bir Harvardlı mı, Yale'ı mı unuttum?
Bir psikologun tanınlaması bu.
Unutlu, kötü, müsait. Yani bir yandan da şey, sorumluluk almadığın, inisiyatif almadığın bir umut zaten umut değil.
O oturup beklediğin ve iyi olur, hayırlısı demek gibi bir şey.
Ama eyleme geçip umutlu kalmak daha aktif bir durum.
Evet zaten de hani umutlu olayım diye umutlu olmuyorsun ya o senin aslında kontrol edebildiğin bir şey değil.
En azından yani benim için öyle.
Ben şeyi çok severim mesela yani Lord of the Rings Yüzüklerin Efendisi'ni böyle defalarca falan seyretmiştik eşimle.
Yani çocuklarımız olmadan önce her hafta sonu üçünü birden devirirdik falan.
Ya orada yani en karanlık zamanda bile işte şey Arwen, elflerin...
Prensesi. Yani umudun hep olduğunu söylüyor.
Öyle. Çünkü gerçekten de her an her şey olabilir, değişebilir.
Bu ama toksik bir pozitiviteden kesinlikle bahsetmiyorum.
Ona çok mesafeliyim.
Şimdi küfretmeyeyim ama Can Yücel'in hani her krizin bir krizi olduğunu söylediği kanımı var.
Gerçekten de bazı krizanları gerçekten kriz.
Ve oradan da Her zamanda işte krizi fırsata çevirip işte buradan da bir ders çıkarıp acaba bunun bize nasıl bir giye dönüşü olacak?
Hayır bazen de bazı şeyler gerçekten zor ve sıkıntılı.
Ama yine hiçbir şeyin içinde sonsuza kadar kalmıyoruz ya o belki de unut dediğimiz şey.
Onu bilmek aslında aynen sonsuza kadar kalmayacağız bu durumun içinde ve bu bir şeye evrilecek eninde sonunda.
Değişecek. Öyle de değişecek.
Böyle de değişecek. Ve o değişimde benim bir katkam olabilir mi?
O değişimde ben nerede yer alacağım?
Ve işte o değişim noktasına geldiğimizde kendi payımla ilgili kendimi nasıl hissedeceğim?
Ben bu soruları mesela yanıtlamaya çalışıyorum kendim için.
Peki çok stresli ve gerçekten her sabah ne oldu diye uyanıyoruz ya bir habere uyanıyoruz gerçekten yani bir sabah uyanıyoruz biri içeri alınmış ertesi sabaha bırakılmış falan gibi böyle.
O sırada başkaları alınmış 100 öğrenci bırakılmış falan.
Böyle sürekli sinir sistemimizi sınayan bir durum da söz konusu.
Sen bunun için kendini belki sakinleştirmek çünkü sakinleşmek normalleşmek.
Bunlar bazı insanları kızdırıyor ama bunlar güç bulduğumuz da şeyler.
Sakin olmadığımız sürece devam edemeyiz ya koşuya.
Sen neler yapıyorsun bunun için?
Genelde tükenene kadar orada kalıyorum.
Nadiren kendimi.
Bir dakika bu bana iyi gelmiyor artık deyip toplayıp çıktım.
Çok olmuyor.
Ama o sırada işte başkaları devreye giriyor.
Ailem devreye giriyor. Arkadaşlarım devreye giriyor.
Çocuklarla yürüyüşe çıkıyoruz.
Yani genelde ben böyle şeylerde şöyle bir ara verip eğer kendimi toparlayabiliyorsam hakikaten bir dışarı çıkıp bakmak.
Yine böyle çok pozitif bir şey olacak ama doğayla temas etmek.
Yani gökyüzünü görmek, bulutlara bakmak, denize bakmak, onların olduğunu hatırlamak.
Onlar benim ayarımı yapıyor.
Arabalarımda hani yaparlar ya road balance.
Öyle bir şey.
Ben oralarda iyi hissediyorum kendimi.
Kedilerle, köpeklerle uğraşarak.
Çocuklarla... ...gerilmeyeceğimiz sıra dışı bir ortamda...
...evin içinde harola gönüle de değil belki ama...
...normalde yapmadığımız bir şey yaparak belki...
...tekrardan şarj olmaya çalışıyorum.
Bazen de aslında böyle zamanlarda yani...
...ekrana çok fazla maruz kaldığım...
...bilgilerin, haberlerin çok hızlı bir şekilde aktığı...
...beynim gerçekten, gerçekten beynimin...
...dolduğunu, yandığını, taştığını hissediyorum.
Dün de öyleydi mesela.
Dün gece...
Gece 12'ye kadar falan işte hani Timur Soykan, Murat Ağarel bırakılacak mı bırakılmayacak mı artık uykusuz yani çok uykum geldi ve yattım.
Sabah 6'da gök gürültüsüyle uyandım.
Tam telefona bakacakken işte eşim söyledi bıraktılar diye.
Ah tamam deyip yarım saat daha uyuyabildim.
Yani ondan önceki dönemde yani düne kadar dünden önceki güne kadar Mahir Polat'ın haberlerini takip ettik.
Yani bir yakınımız hastanedeymiş ve onunla haber bekliyormuşuz gibi.
Gençleri takip ettik.
Bunlar çok yıpratıcı şeyler ki bunlar kendi gündelik hayatımızda yaşadığımız sıkıntıların üzerine gelen şeyler.
Onun önüne geçen şeyler çünkü aslında sanırım sen daha iyi bilirsin tabii ki.
Kulak olarak ama yani hani daha makro bir düzeyde mi bizi güvensiz hissettiriyor bilmiyorum.
Yani o işte en temel güvenlik ihtiyacımızı zorlayan şeyler bunlar.
Evet evet. Bir yandan da işte vicdani bir yorgunluk da yaşıyoruz.
Sürekli vicdani olarak kendimizi rahatsız hissediyoruz.
Orada hasta birisi var ve zorla tutuluyor.
Henüz şeyi kanıtlanmamış.
Herhangi bir suça karıştı vesairesi kanıtlanmamış.
Orada tutuluyor, zorla tutuluyor ve hasta olmasına rağmen tutuluyor.
Zaten bu insanların vicdanını çok yüksek bir yerden etkiledi.
Hiç böyle bir şey yaşamayan belki işte yabancı birisini anlatmak zorunda kalmak bir ne kadar büyük bir yük.
Şimdi ben İngilizce'de Substack yazmaya başladım.
Daha çok yeni işte bir iki tane yazı yazdım.
Henüz eski yazılarımdan çevirip koyuyorum falan.
Ama bunu sıfırdan anlatmaya kalkmak mesela böyle bir olayı.
düşündüğün zaman ne kadar zor nasıl gerçi artık da değil ya yani oralarda da birleşiyoruz bir yandan hani işte o sarı sarı bela diyorlar ya Trump'a sıra
dışı kalmıyor maalesef yaşadığımız şeyler bilmiyorum buralardan ev birliğiyle çıkacağımız günlerin gelmesini umut ediyorum Peki şey kodusunda ne düşünüyorsun?
Bu boykot konusunda bir şeyleri almayı reddetmek.
Yani orası da çok ince bir sınır gibi.
Linçle boykot etmek ya da birilerini linçlemek arasında birisi bir şey dedi diye hurra hadi onu yapmayalım demek.
Orada sağduyulu olmak gerekiyor sanırım biraz.
Türkiye Aile Planı Vakfı'nın düzenlediği bir ergen gelişim seminerine katıldım.
Dijital zorbalıkla ilgili konuşuluyordu orada.
Çocuklar nasıl bunu fark ederiz ve nasıl destek olabiliriz, nasıl uyanık olabiliriz falan gibi.
Orada şunu söylüyordu.
Şu sağduyuyu yerleştirmemiz lazım çocuklarda dedi hoca eğitimi veren.
Bunu yapabilecek gücüm var ama yapmıyorum.
Yani seni İşte linç edecek veya işte herkesin önüne atacak.
Neyse gücüm var ama yapmıyorum.
Hani buraya çekmemiz lazım çocukları diyordu.
Aynısı bizim için de geçerli.
Şimdi markaların ifşa edilmesinde yani hiçbir bence sakınca yok.
Çünkü yani zaten politik duruş sergiledikleri için boykot ediliyor.
Ama şurası tehlikeli.
Bireylerin hedef alınıp onların işte...
isimlerinin çarşaf çarşaf ses çıkarmayan ya da karşıt bir görüşte ses çıkaran bir insanla elbette karşılıklı olarak konuşulabilir, işaret
edilebilir. Ama işte bunu o kişi hakkında sayfalar açıp orada insanların yorum yağmuruna tutulabileceği ortamlara varması tabii
ki hiç hoş değil. Ancak politik olarak da, apolitik olarak da bir duruş gösteren herkesle ilgili ve her şeyle ilgili açık açık o insanın
kişisel haklarını vedenemeden konuşabileceğimizi düşünüyorum.
Biraz daha aklıselim bir şekilde, daha sakin bir dille ne olduğunu tespit edip benim gözlemim bu ve böyle bir şey oluyor.
İstersen takip etmeye devam et, istersen etme.
Şey falan duyuyorum.
Bu adamı nasıl takip etmeye devam edersiniz?
İşte başkalarını da taciz eden yorumlar olduğunu duymaya başladım.
O yüzden belki biraz daha orada fanatiklikten daha aklıselim yere...
Ama şöyle de bir gerçek var.
Yani gerçekten iktidarın...
Şu anda bu iktidar olur. Başka zaman başka bir iktidar olur.
Ama şu andaki gerçekliğimiz bu.
İktidarın... Değirmenine su taşıyan, ebeveynleri korkutarak, şimdi isim isim söylemeyeceğim ama gerçekten böyle fenomen olan isimler var.
Ebeveynleri korkutarak, onların yumuşak karınlarını oynayarak, onlara zaten ben kendi adıma 19 Mart'tan önce de itiraz ediyordum.
İşte gençleri ayrıştırarak, çocukları ayrıştırarak, homofobik davranışlarla, ayrımcı bir takım tutumlarla.
İtiraz etmek için mutlaka ülkede siyasal bir ayaklanma olması gerekmiyor.
Zaten medeni bir şekilde doğrularımızı yanlışlarımızı tartışabiliyor olmamız lazım.
O tür tutumlar böyle zamanlarda yani bu yaşadığımız şey hani turnu sol kağıdı görevi görüyor deniyor ya o tutumlar daha çok.
açığa çıkıyor. Yani insanların bence öyle bir aydınlanması oldu bu dönemde.
Belki daha önceden rahatsız olmadıkları veya görmedikleri, gözden kaçırdıkları şeylerin aslında orada durduğunu ve görmemenin daha kolay olduğunu veya
onu görmemeleri halinde belki daha başka şeylerden faydalanmaya devam edecekleri için göz ağrısına edebileceklerini.
belki fark etmeye başladılar.
Bence bu önemli bir şey.
Boykotta da ilgili şöyle bir şey düşünüyorum.
Yani evet şimdi o CHP'nin hepimiz araştırmacı gazeteci olduk ya.
Yani hepimiz şu anda dedektif gibi hangi marka, hangi holdinginmiş işte o kimleri ya hangisinin yönetim kurulunda kim varmış bunları araştırdık.
Bu çok yorucu bir şey yani tamam.
Çok yorucu evet yani bunu benim yapmıyor olmam lazım.
Olmam lazım ama zaten Aslında bu kadar çok tüketmiyor olmamız lazım.
Bu kadar çok alışveriş yapmıyor olmamız lazım.
Bu kadar çok seçeneğimizin olmaması lazım.
Aynı kıyafetleri yıkayıp yıkayıp giyiyor olmamız lazım.
Ben pandemide böyle bir uyanma olmasını ummuştum.
Ve ben böyle bir uyanma yaşamıştım.
Çünkü o dönemde biz Bodrum'a taşındık pandemiyle birlikte.
Ve işte nasıl diyeyim daha kurumsal ortamlarda, daha resmi ortamlarda daha az olduğum için gerçekten de sadeleşebildim kılık kıyafet açısından.
Hala benim uzaklarda bir yerlerde bir İstanbul bavulum var.
...stüdyoya gelseydik...
...belki biraz daha çıtır giyinecektim...
...hani bu benim çıtır halim... ...süslü gömleğim diyeyim...
...biraz pandemi o anlamda buna şey yaptı...
...yapacağını ummuştum...
...ama tabii o da çok travmatikti ve...
...evet bir şeylere sebep oldu ama...
...çok da bir... ...devrim yaratamadı...
...hani yine burada...
...çüketme anlamına bir şey öğrenecek miyiz buradan...
...yani... işte şimdi yeşil sermaye konuşuluyor işte onlara para kazandırmayalım bunlara para kazandırmayalım evet orası çok doğru ama her şey yeşil sermayeden ibaret de değil aslında yani oradan
almayıp işte başka bir taraftan aldığımızda yine birilerine para kazanıp belki yine bir işçisine zulmeden haklarına saygı duymayan zaten işverenlere destek olmuş oluyoruz bunları sorgulamamıza
sebep olmasını umuyorum ben bu sürecin şeyi alırken sadece Hali hazırdaki CHP'nin boykot listesinde değil de daha küçük bir işletmeden alabilir miyim?
Daha etik değerlerle iş yapan yerlerden alabilir miyim?
Tabii ki onun da şöyle bir dezavantajı oluyor.
Yani bu tekerler her şeyi çok daha ucuza aldığı için zincir marketler ve şu anda çok büyük bir ekonomik kaygımız olduğu için elbette her şeyin en ucuzunun peşindeyiz.
Ama ufak ufak da olsa bir uyanışa sebep olacağını umuyorum, görüyorum.
Hissediyorum. Sosyal medyadaki etkileşimler de bunu gösteriyor.
Yani tüketim anlamında sadece meta, obje anlamında değil.
Sosyal medya içeriğini tüketmek de, dinlediğin şeyi tüketimi de, televizyondaki kanal seçiminin tüketimi de.
Bunların hepsi bir tüketim ya.
O yüzden hepsinin tüketiminde bir bilinçlenmeye belki sebep olacak bir durum.
Hem ne tükettiğinizi bilmek, hem de güvendiğiniz.
içerikleri, markaları tüketirken de onlara destek olmak.
İşte bağımsız medya platformlarına destek olmak.
Bağımsız içerik üreticilerine destek olmak.
Gazeteleri biz şimdi yeniden birkaç senedir almıyorduk.
Yeniden gazete almaya başladık.
Önce dijital abone olalım dedik.
Sonra ki eve gazete girsin.
Çocuklar yıllardır gazete görmüyorlar.
Dün diyor ki bir tanesi en son modadayken almıştık.
Biz modadan 2017'de mi taşındık?
Yeni senelerimize gazete girmiyor.
Belki bazı eski alışkanlıkları yeniden hatırlamamıza sebep olur.
Daha az ve daha bilinçli, daha özenli tüketmemize.
Çünkü tüketmeden yaşamamız tabii ki söz konusu değil.
Bu kadar her şeyin 60 çeşit şampuan olması.
ne bileyim ben işte etin bu kadar erişilebilir ama ben vejetaryen değilim ama hep olmak istiyorum vegan olamayacağımı biliyorum ama öyle bir şeyim var yatkınlığım merakım
var bilmiyorum ne zaman olacak ama orada çok kocalamamız gereken şeyler olduğunu düşünüyorum belki de Bu uyanışları, bu kıpırdanışları biraz olsun hızlandırır bu yaşadığımız
süreç. Öyle bir umudum var açıkçası.
Kendi adıma en azından. Ben de öyle ümit ediyorum.
Çünkü hareket çok güçlü ve herkese dokunan bir yerden başladı.
O dokunduğu yerden de özellikle tüketim alışkanlıklarımıza da bir spot ışığı tutmuş oldu diye düşünüyorum.
Ümit var olalım.
Bence de. Bence de.
Kötümser de olsak umutlu kötümserler olalım.
Çok teşekkür ediyorum katıldığın için yayınımıza.
Çok teşekkürler, sevgiler.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
