
🎙️Ariadne’nin İpi’nde birlikte mitoloji serisi hazırladığımız Doç. Dr. Bengü Cennet Coşkun (@bengucennetcoskun) ile bu hafta onun kendi labirentine giriyoruz.
🧶Yas sürecinden geçerken yaşadığı güçlükler ve buradan çıkarken hangi ipuçları ile yola devam ettiğini samimiyetle paylaşıyor.
🤍PS: Babasına aşık kızlar online ise yeni bölüm burada!
Transkript
Tanrı'nın sevgili kulu derler ya ben öyle biriyim.
Her zaman da böyle oldum.
Öyle hissediyorsun. Öyle olduğumu biliyorum.
Hissetmiyorum. Kanıtlarım var.
Tamam. Çünkü Tanrı'nın sevgili kulu olmayan kimse yok.
Öncelikle bunu belirtmek isterim. Sadece Tanrı'nın sevgili kulu olduğunu bilmeyenler vardır.
Ay akademik kosmeyince Allah'ım ne kadar rahatım.
Kendi istediklerimi söylüyorum ya.
Bunlar benim fikirlerim.
Hadi bakalım. Hadi bakalım buyurun.
Zaten çok böyle depresif bir çocuktum ben.
Üniversitede falan böyle...
İnanmaz. Buradaki kimse senin depresif olduğuna inanmaz.
Arkadaşlar ben sürekli böyle ajandalar attım.
zaten mesele o ne kadar aşağı inersen o kadar yukarı çıkabiliyorsun yani baktın çok böyle böyle bir tip varsa evde ağlıyor Evde ağlıyor.
Bunu bir seyreleyelim.
Manik depresif hayatımıza hoş geldin.
Analiz yapacak kişiye ulaşılamıyor.
Gerçekten. Gerçekten aklın bırakıldığı bir yere varıyorsun değil mi?
Zaten o labirent de öyle bir yer.
Aklı bıraktığın zaman Sezgin'in ipine geçiyorsun.
Sen de büyük bir ihtimalle o metafizik şeylerde Sezgin'in ipine geçtin.
Ariadne'nin ipi podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün Bengü Cennet Coşkun'la birlikteyiz.
Hoş geldin Bengü. Hoş bulduk.
Nasılsın? Heyecanlıyım.
Çünkü bugün hiç konuşmadığımız bir konuya giriyoruz.
Senin mitolojin.
Evet. Yani bir şey anlatıyor olmanın büyük bir konforu varmış ya onu fark ettim.
Sabit bir konu, belirli bir konu üzerinden gitmek.
Başka bir şey anlatmak yani başka birinin yaşayışını anlatmak yani insanların yaşayışının bakış açısını daha böyle teorik şeyler anlatmak konforluymuş.
Şimdi senin yolculuğuna, labirentinden nasıl çıktığına bakalım deyince.
Evet. Heyecanlar.
Şimdi klasik Ariadne sorumuzu soruyoruz.
Zaten bu yayını dinleyenler biliyorlar.
Ariadne mitindeki gibi kendini labirente sıkışmış hissettiğin, zorlandığın ve buradan çıkış yok dediğin deneyimin neydi?
Nasıl bunu kısaca bize anlatabilirsin?
Sonra çıkış yollarını konuşacağız.
Şöyle yani sebebini değil ben nasıl çıktığımı mı söyleyeceğim?
Yani aslında önce ne olduğunu yani sana ne oldu da sen o labirente giriş yaşadın?
Çünkü bunu şey olarak da soruyorlar insanlar işte ne anlatıyorlar?
İnsanların başına neler geliyor?
Aslında mitolojideki gibi.
Hepimizin hikayesi ortak.
İşte kimini ölüm birisinin ölümü labirente sokuyor.
Kimini yeni anne olmak labirente sokuyor.
İşi batırmak labirentesi okuyor.
Bunların hepsi bir yaşam tecrübesi ve ağır gelen olaylar.
Senin için neydi bu?
Hemen söyleyeceğim.
Bir tane bir şey ekleyebilir miyim?
Kaçak mitoloji bilgisayarı.
Lütfen. Yani Theseus'un labirente giriyor olması aslında kahramanlığının zirvesine çıkması demek.
En zor görevi.
En zor görevi. Ve Minotaurus'un öldürülmesi Yunan halkının kurtarılması.
Yani çok uzun zamandır uğraştıkları bir şey bu.
Ve her sene gencecik insanları yani 14 tane genç insanı oraya kurban olarak gönderiyorlar.
İnsan kurban etme. Yani bu da çok kaotik bir şey ve dramatik bir şey yani.
Hangi aile hangisinin çocuğunu verecek falan çok tedirginler.
Atina ile ilgili söylüyorum.
Doğal olarak Teseus'un bir zirve yapıyor olduğunu bu yüzden de en çıkılmaz olana girdiğini söylemek lazım.
En zor, en yapılamayacak şeyi yapmaya giriştiğini ve aslında tanrısal bir destek aldığını da söyleyebiliriz.
Ariadne'de tanrısal bir destek.
Orada ve ipi vermek de onun fikri.
Ariadne de orada tanrısal bir destek.
Yani Ariadne'nin fikri zaten o ip.
Yani o yüzden de aslında çözüm kadında hani kahramanın girdiği en karanlık yerden çıkmasını sağlayan.
İp. Yani biz bunu...
Ariane'nin fikri. Evet. Şeyle de konuşmuştuk.
İrem Çağıl var. O geldiğinde sadece eril güç, kas gücü ya da işte vücudunu kullanmasıyla ilgili değil.
Bir yerden çıkışı sağlamak.
Bazen sezgi, akıl, duygu onları da takip etmekle ilgili.
O yüzden Ariane sembolü bence önemli bir sembol.
Evet. İsmi kıskandığım kadar var.
Ne oldu? Beni hem kahraman yapan hem de en karanlığa girmeme sebebiyet veren şey babamın ölümü oldu.
Ani bir şekilde kaybettim ben babamı.
Hani telefonda konuştum ve 15 dakika sonra yoktu yani.
Ha öyle. Öyle kaybettim.
Kalp krizi gibi bir şey mi?
Bilmem. Beyin kanaması mı?
Beyin kanaması yani ani olan bir şey.
Evet yani şey hastaneye kaldırıldı.
Zaten kötüymüş. Hani bir hasta kalkamıyor falan gibi bir şey varmış.
Hani söylememiş yanımda olan kişi.
Ve şeyde hastaneye götürdüm.
Annem de buradaydı bizim yanımızdaydı hatta.
Ha ne yazık ki. Annem oraya yetişene kadar.
Gitti. Ayvalık'ta vefat etti baba.
Oradaki evde. Ve yani tabii söylemediler falan bana ama ben tabii anladım.
Yani sürece. Fakat ben yani o karanlığa girdiğimme şükrediyorum şu anda.
Yani iyi ki o karanlığa girdim yani gerçekten.
Çünkü babamın ölümü beni çok sarstı.
Yani ben bir kere çok babasına aşık ve ona çok benzeyen, aynı onun gibi böyle sürekli komiklikler, şakalar falan yapan bir insanım.
Yani babam öyle biriydi yani.
Ben onun bir ekosu gibiyim yani sanki neredeyse.
Dişil versiyonu gibiydim.
Tabii şimdi öyle bir kimlikle kendimi tanılamıyorum ama.
O zamanın sarsılmışlığını anlatmak üzere bunu söylüyorum.
O zaman farkında mıydın babanla benzediğini ve ona çok hayran oldun?
Farkındaydım. Çünkü onunla iletişim kurmaya çalışan tek kişi bendim neredeyse.
Yani onu gerçekten duymaya çalışan.
Ve o karanlığa girdikten sonra da şöyle bir şey oldu.
Yani ben işte analitik zihnim ve ben...
Yeni bir dünyaya açılmak durumunda kaldık yani.
Çünkü her şey analitik zihinde olmuyormuş.
Olmuyormuş. Gerçekten olmuyormuş.
Bir de yani Tanrı'nın sevgili kulu derler ya ben öyle biriyim.
Her zaman da böyle oldum.
Öyle hissediyorsun. Öyle olduğunu biliyorum.
Hissetmiyorum. Kanıtlarım var.
Çünkü Tanrı'nın sevgili kulu olmayan kimse yok.
Öncelikle bunu belirtmek isterim. Sadece Tanrı'nın sevgili kulu olduğunu bilmeyenler vardır.
Akademik konuşmayınca Allah'ım ne kadar rahatım.
Kendi istediklerimi söylüyorum ya.
Bunlar benim fikirlerim.
Hadi bakalım. Hadi bakalım buyurun.
Nereden anladın bana? Ben mesela nereden anlayabilirim Tanrı'nın sevgili kulu olduğumu?
Geriye dönüp desteklerini takip ettiğin zaman anlayabilirsin.
Bu monomitlerde de kahraman yolculuğa çıktığı zaman yardımcıları oluyor değil mi?
Bir de onu zora sokan kötücül şeyler oluyor.
Bu arada kötücül şeyler evrensel olarak herkesin başına gelebilecek ve ha böyle oldu diyebileceğimiz şeyler.
Yani tabii ki kahraman bir işe girişiyor ama orada...
Bir kişi ona bir kötülük yapmıyor yani.
Ya tanrılar ya tanrıçalar bir şey.
Yani evrensel sistem, tanrısal sistem ona bir şey yapıyor.
Ama hep kendi zemininde, doğada olan, kendisiyle aynı zeminde olan her şey ona yardım etmek üzere çalışıyor.
Bu herkes için geçerli.
Tek mesele yardımı görebilmekte.
Çok güzel bir bektaş fıkırsı var.
Bak şimdi papazın bir tanesi hayatını Tanrı'ya adamış.
Yatmış kalkmış dua etmiş, dua etmiş bilmem ne yapmış falan.
Ve işte papazlık yaptığı köyü de su basmış.
Ondan sonra herkes kurtarmaya çalışıyor birbirini falan neyse.
Tam tepede olan kilisenin işte papazını kurtarmaya gidiyorlar.
Biri sandal ile gidiyor. Yok diyor beni Tanrı kurtaracak.
Ben ona kendimi adadım ya.
Öbürü ip atıyor karşı tepeden.
Yok diyor beni Tanrı kurtaracak.
Öbürü helikopterle geliyor. Yok diyor beni Tanrı kurtaracak.
Ölüyor yani tabii ki.
Tanrı'nın karşısına gidiyor.
Diyor ki ya beni niye kurtarmadın?
Ben bütün hayatımı sana adadım ve sen beni kurtarmadın yani.
Diyor ki nasıl yapayım diyor başka türlü.
Ben sana sandal getirdim.
karşı tepede nip attım helikopter getirdim hiçbirini tutmadın diyor yani aynen öyle ya yani ben eğer tanrıyı benden uzakta bir yerde arayacaksam çok uzakta ve bana sürekli
bakıp böyle ayy bu da yani gene hata yaptı cehennemde mi yaksam acaba cennette mi böyle yapan bir tanrı yok inancıyla hemhal olamıyorum bunu beceremiyorum
ben onu anlamadım Yani bu tamamen benim beceriksizliğim olsun.
Ama her yerde görebildiğim, herkeste görebildiğim, her şeyde görebildiğim bir sistemi anlamak zorunda bıraktı beni hayat yani aslında.
Biraz öyle oldu. Peki sen bu karanlığa girdiğimde şükrettim dedin.
Şu an geri dönüp baktığında şükrettim diyorsun.
Ve orada aslında Tanrı'nın sevgili kulu olduğunu fark ettin diyorsun.
Nelerdi seni onu fark ettiren şeyler?
Ben... Babam ölmeden hemen önce yaklaşık 3 ay önce falan doktor oldum.
Doktoramı tamamladım.
Doktoramın konusu kızını kaybetmiş bir babanın kendini tesellisini yeniden yazmaktı.
Yani ben 4 sene boyunca çalıştığım işte özellikle son 1 senede çok böyle üzerine durup hatta son 6 ayında hiç uyumadan yalnızca ilgilendiğim şey ölüm.
Ölüm ve teselli. Ve teselliydi.
Yani iki kere onun ölüm ve teselli ilişkisi üzerine yazdım ben doktora tezimi.
Kızı aniden ve beklenmedik bir şekilde doğum yaparken ölüyor.
45 yılında. Ve o da kızına aşık bir baba.
Yani hayattaki en... Bütün her şey tersine döndü bak bir anda.
Ve ben zaten hani o yaz böyle işte Kasım'da doktor oldum işte yazında yazıyordum sürekli masanın başında.
Moda sayede yatıyordum yani böyle.
Bir es vereyim hani evden çıkıp yürüyeyim diye gittiğim için sadece bu arada.
Başka hiçbir şey yapmıyordum çünkü. O sırada yattığımda diyordum ki gömülmek nasıl bir şey acaba?
Ölmek nasıl bir şey? Yani anlamaya çalışıyorsun o sırada.
Çünkü sürekli ruh teorileri...
ile ilgileniyorum. Yani nerede ama Homeros'un ruh teorisi, oradan aman Platon ne yaptı, öbürü ne yaptı falan.
Pythagoras ne söyledi?
Kikero'ya gelene kadar bütün ruh teorileri.
Ve sonra Kikero ne söyledi?
İşi nereye taşıdı falan.
Tamam bunlar üzerine düşünüyordum zaten.
Doğal olarak kızının ölümüyle kendisini teselli etmeye çalışan bir adamın tesellisinin, kayıp olan tesellisini yeniden yazma girişiminde bulunan biri olarak 3 ay sonra babamın tesellisini bulmaya çalışmak ve hikayeyi
tam tersten deneyimlemek.
Yer değiştirmiş. Çok ilginç.
Yani babası ölen bir kızın kendisinin tesellisini yazman lazım şimdi.
Yani işte tam burası.
Bana öyle...
şefkatle hissettirdi ki yani sistem doğa, evren, tanrı, Allah ne demek isterseniz hangi ismi vermek istiyorsanız o durum,
yapı beni böyle pamuklara sarıp diyor ki yani bu delirecek bir ilik.
Bizim şöyle bir şey yapmamız lazım önce.
Önce biz bunu Bunun anlamasını sağlayalım.
Bu anlamadı eyvallah.
Evet idrak ettin sen orada aslında.
Ve çok da uzun sürdü onu idrak etme.
Hatta bunu bilimsel olarak bile idrak ettin kanıtladı bile sonra başına geldi.
Yani böyle çok fazla anlam çıkarıyoruz gibi geliyor bazen.
Ama bence... Bu artık kök gözüne parmak yani.
Çok doğru bir okuma yani bu.
Ölüm ve teselli yani.
Daha ne yapabilirim?
Artık anlamı mı yazsın yani?
Duvarlara mı yazsın varız sana bakıyoruz evladım falan gibi.
Evet. Hani ve o yüzden de böyle bir çok net yani bana zaten mesajlar net gelir.
Biraz kalın kafalı olduğum için.
Gerçekten çok kalın kafalıyım.
Ve bunu böyle orta yaşa doğru daha fazla o patternleri görmeye başlıyoruz ya kendimizle ilgili.
Ulan bana çok net geliyor.
Bana çok belirsiz geliyor bu mesajlar falan gibi şeyleri.
Ama hep böyle geliyor. Çünkü artık o kadar çok görememiş oluyorsun ki arada.
Evet evet. O kadar çok okuyamamış oluyorsun ki onu.
Sonunda şey yapıyorsun yani hani artık bunu ben bir göreyim yani.
Bir şey oluyor çünkü burada.
Ve hakikaten bana yani cidden kalın kafalı olduğum için bu iyi bir şey.
Yani şöyle benim bir şeye ikna olmam çok uzun sürer.
Ama ikna olduktan sonra beni o yoldan döndüremezsiniz.
Bunu bir önceki bölümde konuşmuştuk.
Değil mi? Evet aynı cümlelerle.
Öyle mi? Orpheus'da.
Ha buyur. Yani doğru şey.
Aklın teslimiyetiyle, tarviye teslimiyetle akılın çatışmasından bahsetmiştim.
Aynen öyle. Bunu yaşamadan anlatmak biraz zor zaten yani.
O kadar uzun süre akıl ve gülün arasında bir çatışmanın arasında kaldım ki yani.
Sonra bir şekilde o gönlünü açmak durumunda kaldım yani.
Mecburdum buna. Ya birilerini suçlayacaktım yaşadıkları için.
Çünkü ben bir de öyle bir şey ki yani hani yas yaşıyorsun falan.
Ben bir süre zaten... mandala boyadım evde yokum şeyden sonra babamdan sonra aynen böyle filan bir de saçma sapan ölüm belgelerine saçma şeyler yazılmış gittim hastaneye burada mı öldü kim vardı nöbette
bilmem ne filan hani o takipleri de sen yaptın mecburen yaptın o zordu ondan sonra o bir iş oldu yani kardeşim çalışmaya başlamıştı çünkü ve ben hani izin almıştım falan sonra
bir süre mandala boyamı filan ben de baya bir boyadım yani İyi geldiğini hissettin mi?
Acayip iyi geldi bak. Yani mandalama iyi geldi.
Yani sadece...
Bedeninden uzaklaşmak, zihninden uzaklaşmak.
Zihninden böyle şu an bir şey yapmam lazım yani.
Baya zihninden özgürleştirmiş seni aslında.
Evet orada bir şey sadece onu boyadım falan.
Arada cümleler var mesela.
Anneme şöyle bir cümle söylediğimi çok iyi hatırlıyorum yani.
Ya sevgilimi kaybetmişim gibi hissediyorum ya.
Geri dönüyor. Yani o sırada aslında bir...
Sağ olma yaşanıyor yani.
Anlamaya çalışıyor. Ne hissediyorum?
Şu anda bunu mu hissediyorum? Bu neye benziyor?
Bu nasıl bir histi?
Bunu nereye konumlandırabilirim?
Bununla yaşamaya nasıl devam edeceğim?
Bununla yaşamaya devam etmek mümkün mü?
Daha önce ben nasıl üzüldüm bir sürü şeye?
Ne saçma falan. Ne kadar boş üzüntülermiş diyorsun değil mi aslında ölüm geldiği zaman?
Sen değil misin ya? 3 ay mı 4 ay mı ne olduğunda çok sevdiğim bir arkadaşımla Baylamp Hastanesi'nde otururuz hiç unutmuyorum.
Meşhur Baylamp. Aynen.
Ve bana bir şeyler anlatıyor yani.
Duygu'cum sağ olsun çok da heyecanlıdır yani böyle.
İşte diyor o bana bunu dedi, bu bana bunu dedi, şu şöyle oldu, bu böyle oldu falan diyor bana.
Ben böyle oldum. Ha?
Aa bunlar da vardı falan.
Yani dünyaya geri dönmek nasıl bir şey olacak şimdi artık?
Çünkü ben bunlara mı üzülüyormuşum?
Ben bunlara mı canımı sıkmışım yani?
Hay Allah ya.
Hiçbiri şey aramıyormuş ki bunlar yani.
Bunlar üzülmenin hiçbir manası yokmuş ki.
Ama bunu görmek zorundaymışım yani.
Çünkü ben çok zihin insanı olduğum için o doğrular ve yanlışlar dünyasının arkasından saklanmayı çok severdim.
Bütün doğrular ve yanlışlar dünyasının ortadan kalkmasının tek yolu bir yakındı.
Mecburen. Doğal olarak bize orada yani o kızcağız bir şeyler söylerken falan tabii o da nereden bilsin yani o da daha iyi işte.
İki sene önce fiyan babasını kaybetti ve oturduk karşılıklı aa dedi şimdi anlatayım.
İşte başına gelince anlıyor ya insan.
Evet gerçekten. Ama ölümden sonra hayattaki anlam oluşturmakla ilgili fikirlerin güncelleniyor büyük bir ihtimalle değil mi?
Büyük bir ölüm ya da kayıp yaşadıktan sonra hadi bakalım şimdi hayatı yeniden şekillendir.
Çünkü burada anlamla ilgili yeni bir şey buldun.
Onu tekrardan yapılandır gibi bir soru atıyor ortaya hayat.
Aynen öyle. Ve? Sıfırdan başlıyoruz.
Yani bir kere. Çünkü sabahleyin kalkıyorum.
İşte kardeşinle yaşıyorduk biz o zaman.
O işe gidiyor. Ben Emre Tekim.
Annem Ayvalık'ta falan.
Ben böyle bir koltuğum vardı.
Yani koltuğu bir yere çeviriyorum.
Niye oraya çeviriyorum bilmiyorum ben bu arada.
Bir tarafa çeviriyorum koltuğu.
Ve oradan böyle işte...
Kuş seslerinde sabah 5-6'da falan kalkıyorum zaten.
Hani uyumak ve uyumamak arasında bir yerdeyim.
Sürekli işte kuş sesleri geliyor bilmem ne falan.
Ve ben böyle meditasyon yapmaya çalışıyorum yani.
O kadar uğraşıyorum ki ona.
Yani deniyorum.
Çünkü aslında ben...
Ha bu arada babamın vefatını öğrendim.
Kardeşim gitti. Sabahleyin arkadaşlarıma mesaj attım.
Zaten evde tektim yani ve uyumuyordum zaten.
Mutfakta oturdum.
Epiktetus okudum biliyor musun?
Haa. Felsefi okuma iyi geldi Stoğacı.
Evet. Epiktetus okudu.
Ya resmen İyi geldi.
Çok iyi geldi. Benim hayatımı bu adamlar kurtardı ya.
Akademik dünyada olunca biraz daha bu filozoflar, düşünürler bunlar.
Zaten çok böyle depresif bir çocuktum ben yani.
Üniversitede falan böyle...
İnanmaz. Buradaki kimse senin depresif olduğuna inanmaz.
Arkadaşlar ben sürekli böyle ajandalar attım yani.
Zaten mesele o. Ne kadar aşağı inersen o kadar yukarı çıkabiliyorsun.
Yani baktın çok böyle böyle bir tip varsa evde ağlıyor.
Evde ağlıyor. Yani bunu bir seyreleyelim.
Manik depresif hayatımıza hoş geldiniz.
Çünkü şey baş etmenin acıyla baş etmenin yolunu çocuk orada buluyor.
Yani ben orada bulmuşum. Acıyla baş etmenin yolunu böyle et tetere falan diye bir dünyada bulmuşum yani.
Peki şunu merak ediyorum aslında.
Kendi bireysel terapi sürecimden geçtiğim için o süreçlerde annemi ve babamı psikolojik olarak öldürdüğümü Onları anne baba kimliğinden sıyırdığımı ve onları normal insanlar, arkadaş olabileceğim
insanlar, bireyler ve yaklaşık yetişkinlik düzeyinde olduğum insanlar gibi görmeye başladığım bir dönem var benim.
Ondan sonra anne oldum.
Onun öncesindeyken onlar tanrısal bir figür gibiydi.
Çünkü beni yaratanlar annem ve babam ya fikir olarak.
Tabii herkes için öyle bence. Ve o seni yaratanın kaybı aslında çok daha ağır oluyor.
Sen eğer onları psikolojik olarak öldürmezsen öncesinde.
Evet, öldürmedik.
Biz öldürmedik.
Biz öldürmedik de.
Ben de öncesinde terapi sürecinden geçmiştim zaten.
O da iyi bir şey olmuş benim için.
O da bir hazırlık bu arada. O da bir hazırlık olmuştu.
Yine çok zor. Bu arada istediğin kadar psikolojik öldür vesaire falan filan da.
Yani ilk çarpışmadansa hani önceden bu da bir insan ve bizden ölümlü.
Çünkü bana çok tanrısal bir figür gibi geliyormuş.
Onu fark etmiştim terapide.
Benim biraz daha böyle yüksek Benim ilişkilenme problemim vardı.
Yani insanlarla bir ilişki kurmak, bağ kurmakla ilgili problemim vardı.
Kadın erkek ilişkisiyle ilgili yanlış seçimler ve hani beni sürekli sarsalayan şeyler yaşamıştım.
Hepimiz gibi. Hepimiz gibi.
O yüzden terapiye başlamıştım.
Çok da iyi bir terapistim vardı gerçekten.
Çünkü şöyle dedim yani kadına yani hep aynı hisle bir ilişkiden çıkıyorsam hep aynı hissi bir ilişki yaşamasam birisinin karşısında bunu hissediyorsam demek ki Bu his
bende yani. Ben bu hissin uyanması için gerekli figüranları seçiyorum.
Kusura bakma yani.
Çok şükür bunu anlayacak kadar kafam çalışıyor.
O kadar da okudum yani.
Bilgim de var. O yüzden gitine git.
Şimdi problemi tespit ettiğimize göre.
Nasıl? çözebiliriz falan diye.
Çok da tatlı bir insan da böyle iki buçuk sene kadar falan sürdü.
İki sene, iki buçuk sene sürmüştü.
Ev somonu öldükten sonra da gidip şey dedim yani hani psikoloğuma ben ağlamak için buraya gelmeyeyim.
Ben biraz ağlayayım.
Ağlayayım sonra geleyim.
Evet. Bunu işlemlemek üzere geleyim.
Evet. Sonra gitmedim.
Çünkü çok daha böyle farklı ve acil butonuna basılacak yardımlara ihtiyacım vardı bence.
İşte Metafizik dünyaya, metafüsis dediğimiz doğaüstü bilgilerin deneyimine kendimizde açtığımız bir süreç oldu.
İki senedir buluşmaya çalışan bir reiki ekibi varmış.
Onlar buluşmuşlar ama beni de çağırmışlar.
Kadın bana dokunmuyor. Ben yanıyorum.
Ne oluyor dedim ya. Ne yaşıyoruz şu anda biz burada falan.
Ben bir de bunu sürekli şey yapmak istiyorum ya böyle analiz, sentez.
Şimdi tabii ki şimdi Avcı'nın içindeki bilmem ne der falan.
Hani şeyde değilim ama.
Analiz yapacak beynim yok.
Yok. Anlatabildim mi? Olmadığı için zaten teslim ettin kendini o alana.
Analiz yapacak kişiye ulaşılamıyor.
Evet. Yani gerçekten.
Gerçekten aklın bırakıldığı bir yere varıyorsun değil mi?
Zaten o labirent de öyle bir yer.
İşte aklı bıraktığın zaman Sezgin'in ipine geçiyorsun.
Sen de büyük bir ihtimalle o metafizik şeylerde Sezgin'in ipine geçtin.
Evet. Zaten bende var olan ve kullanmamaya çalıştığım.
tarafa geçtim. Bak benim de şöyle olmuştu.
Şimdi sonra bir gün benim de labirentimi ve ipimi konuşacağız ama.
Sana ben sorayım. Aynen. Bir gün sen de bana sorarsın.
Benim de şöyle bir şey olmuştu.
Rüyalarım daha belirgin hale gelmişti.
Bu podcast'e ilk başladığımızda Senem vardı.
Onunla rüyalar üzerine çalışıyorduk.
Ve rüyalar belirginleştikçe aslında Bazı rüyaların haber getiren rüyalar, bazılarının çünkü haber getiren rüya da aslında sezdiğin şeyler.
Sezdiğin de bilince çıkaramadığın şeyler.
Bazıları işlemeye çalıştığın şeyler.
Bazıları işlemeye çalıştığın şeyler.
Bazısı günlük çer çöp vesaire.
Ama sonuç itibariyle o rüyalar berraklaştıkça aslında onlar bana ipucu olmaya başlamıştı.
Yani her zamanda mantık ve işte o Teseus gibi kas gücü değil mevzu birazcık...
Akıl gidince Sezgi'ye teslim olabiliyorsun.
Gönül çıkıyor işte ortaya.
Yani o gönlünden geçeni duyabilmek hikayesi.
Gönlünden geçeni duymak mecburiyetinde bırakılınca kalın kafalı olduğum için dedim ki yani zaten kafan çalışmıyor.
Hani boş ver istersen.
Neyse ne. Git işine yarıyor mu?
İyi geliyor mu ya? Yapsana.
Hadi. Neyse yaptım ben bunu birinci seviye, ikinci seviye.
Zaten ben bir işe başladım mı çok kötü bir huyum var.
En dibine kadar gidiyor.
Master falan. Hani master olacağız falan.
Neyse Allah'tan orada olmadım.
Güzel. Ondan sonra orası bitti.
Tabii bu yetmiyor.
Bu çok soft yani. Daha bismillah.
Burası soft. Sonra beni bir arkadaşım hatta dün de onunla beraberdik.
Telefonda hiç unutmuyorum sarı dolmuşlara binmeye çalışıyorum ve çok kötüyüm falan diye ona konuşuyorum.
Bu arkadaşım da benimle babamın böyle hani sabah beş buçukta benimle gazilehaneye gelen falan.
İnanılmaz yani böyle öyle bir tuttu ki beni.
Bir insanın bir insanı böyle tutabileceğini ben ondan öğrendim hakikaten.
Ve o bana telefonla dedi ki şimdi dedi eve yürüyeceğine orada da oturuyorum o zaman.
Eve yürüyeceğine dedi sarı dolmuşlara bin ve benim söylediğim yere git.
Nefes terapisine gönderecek beni.
Hadi bakalım. Ben diyorum ki çok kötüyüm diyorum.
İstemiyorum diyorum. Senin o anki durumun ne ki seni nefes terapisine yönlendiriyor?
Arıyorum ağlıyorum.
Ben kendimi çok kötü hissediyorum.
Ağlamayı durduramıyorsun. Depresif hissediyorsun.
Tipik bir yaz sürecinden geçiyorsun.
Yaz sürecinden geçiyorum.
Daha mülüm yok ama benim artık.
İstemiyorum o yaz sürecinden geçmek.
Biraz öyle bir yerdeyim. Mart'tı.
O zaman konuştuğumuzda mesela Eylül falan herhalde.
Bir sene olacak neredeyse falan ama hala devam ediyor falan.
Gittim. O kadar beni tutan biri ki artık sözünü yere düşüremedim yani.
Tamam dedim gideyim. Ay ben bir git.
Ben çıkamadım oradan.
Çıkamadım bak senelerce.
Bunu yapmaya başladım.
Efendime söyleyeyim.
Nefes terapisi yapmaya başladın.
Nefes terapisi yapmaya başladım. Kendinde bunu veren, uygulayan kişi oldum.
Uygulayan, uygulayıcılık aldım filan.
Baya yani. Hani olaylar şeklinde.
Nefes neferi olarak geziyorum filan.
Çok hızlı bir araç yani tabii ki.
Sonradan anlıyorum ki yani çok da tehlikeli bir yandan yani.
Yani işte kadim kültürler de özellikle bu Budizm'de, Uzakdoğu'da çok fazla da kullanılan şeyler değil mi?
Evet yani çok Dionisyak bir şey.
Dionisos. Valla bak.
Canım. Bence çok Dionisyak bir şey yani.
Sonra geri dönüp baktığımda onu gördüm.
Çünkü o aynı ritmin içindesin sürekli.
Hani o ritmin içinde.
Birinç altına bir takım sorular soruluyor.
Arka taraftaki şeyler çıkıyor.
Ben yasımı da orada attım.
Evet benim öyle yerlerde bir tek şey olay çok kontrolsüz olduğu için ve yanında destekleyici birisi.
Yani evet orada bir master var vesaire ama.
O kadar yetkin olmayabilir.
Seni tutamayabilir alanda.
Tutamadığı için de sen belki psikotik bir şey geçireceksin yani.
O yüzden bana öyle şeyler biraz tehlikeli geliyor.
Ama yine de... Ya tabii zaten doktor tan sesi değildir.
Değil değil. Tabii canım. Ama yine de güvendiği insanlarla, güvendiği ortamlarda insanlar tabii ki her şeyi deneyebilir.
Bir kere haricinde çok abuk bir şey görmedim açıkçası.
Ne? sinir krizleri yaşandı.
Ne ağlama krizleri yaşandı.
Ne kahkaha krizleri yaşandı.
Hani hepsi yaşandı bunların. Çok ilginç geliyor bana.
Ve bu insanları tuttuk yani.
Hani tuttuk sarıldık tamam dedik ya ağlamak da normal.
Gülmek de normal. Üzülmek de normal.
O normal yani. Çünkü ben orada böyle hani öyle bir bağırdım ve ağladım ki bir gün.
Daha bir daha hiç ağlamadım neredeyse.
Orada katarsis o duygu boşalımı yaşandı.
Bitti. Orada bitti yani.
Ben orada babama olan bütün üzüntümü öyle bir döktüm ki yani kalmadı yani gibi oldu.
Bitti mi zannettin? Bitmedi.
Şaman terapisine de gittim.
What? Oradan da çıktım halayla.
Ya gitmediğim bir... yer kalmadı yani anlatabildim mi?
Sana helal olsun. Her kapıyı çalar mısın?
Berak böyle işte böyle bir şey.
Şimdi şöyle bence insan kendini çaresiz hissettiği noktada tıp, bilim, psikoloji bunlar çaresiz geldiği noktalarda her şeyi deneyebiliyor.
Benim de var dediğin gibi geçtiğim bir dönem.
Bir de bunu deneyelim ya diyorsun.
Yani kendini koruduğun mesafeden Her şeyi deneyebilmek bence gayet okey yani.
Evet ondan sonra da zaten şey oldu yani aslında ne olduğunu anladım.
Aslında beni yönlendirmek istedikleri yeri gördüm.
Beni öyle bir yere koymaya çalışıyorlar ki aslında diyor ki sen diyor biraz işin var.
O yüzden önce şunu anlayacaksın, idrak edeceksin zihninde.
Sonra diyor bunu gönlünde kapatacaksın.
Önce akredeceksin, anlayacaksın.
Sonra gönülsel olarak yaşayacaksın.
Sonra bunları hazmetmek için katman katman bilinçaltını açmak zorunda kalacaksın.
Kendini öyle... bir keşfedeceksin ki kendi karanlığından kendini kendin çıkaracaksın.
Bir şekilde yani kendi elinden tutacaksın.
Doğru tabir bu oldu bence.
İşte kahramanın yolculuğu da bu aslında.
Evet. Yani sen oradaki en derin karanlık mağaraya da girdin.
Oradan çıkarken de işte yardımcıların oldu bu yöntemler olabilir.
Ondan sonra çıktıktan sonra da aslında şu anda da insanlara verdiğin bilgiyle de ışık oluyorsun.
Ben bir şey buldum, bir karanlığa girdim.
Karanlıktan bir bilgiyle çıktım.
Ve çıktığım o bilgiyle size de paylaşmak istiyorum.
Ve siz de aydınlanın bununla diyorsun.
Ve bu çok değerli.
Buna benzer döngülerden çok fazla geçiyoruz aslında.
Bazen görüyoruz o döngüyü, bazen göremiyoruz.
Kendi yaşamına şahitlik etmek çok önemli.
Kendine şahitlik ettikten sonra artık gerçek seni tanıdığın için o kişinin...
Koluna girebiliyorsun. Ve yavaş yavaş hani korkma yani bu ip de var.
Yol da belli. Gidilecek.
Ama o ipi tutmak çok önemli.
O ipin kaynağı da önemli.
Sabit bir yere bağlı bir ip olması lazım.
Evet. Yani iskele babasına bağlı olacak.
Bir babaya bağlı olacak.
O yüzden o ipi tutacaksın. O sabite güveneceksin.
Sonra da yola devam edeceksin.
İşte bunun için rehber lazım. İşte benim galiba terapistim de orada rehberim.
Ben ona bağladım ipi.
O yüzden de hani kendimi hep güvende hissettim.
Kimisinin işte terapisti oluyor.
Kimisinin bir aile yakını oluyor.
Kimisinin dediğin gibi farklı yöntemler oluyor.
Yani yöntemler benim kendimi açmamı ve gönlümü açmamı sağladı.
Ondan sonra rehberimle tanıştım.
Asıl yola ondan sonra girdim.
Bir kültürün parçası olabilme deneyimini yaşayabilecek, bir kültürün tanıtıcısı olabilme deneyimini bana yaşatabilecek rehberlerle.
Zaten aslında arayan buluyor.
Evet. Doğrusunu istersen.
Ve zaten bulan da arayanlardır.
İşte bunlar zaten tavuk mu yumurta yumurta mı tavuk.
Ben çok aradım gerçekten.
Gerçek ne hakikat ne.
Çok merak ettim. Çünkü önemsendiğimi ve işte Allah'ın sevgili kulu olduğumu anladım.
Tanrı'nın sevgili kulu olmak bütün herkesin nasibi.
Sevgili olmayan yok yani aslında burada.
Ben sadece bunu görmek mecburiyetinde bırakıldım.
Ve sonra dedim ki tamam şimdi ben ne istiyorsunuz?
Ne yapayım şimdi?
İşte o zamanda biz nasıl bir rehber bulduysan işte öyle rehberlik etmeyi öğreneceksin.
Çok güzel işte aldığın desteği başkalarına verme yoluna giriyorsun artık bir noktadan sonra.
Evet zaten hep öyleydim yani.
Ben üniversiteye girdiğinde de yani dediğim gibi çok depresif bir tip olduğum için felsefecilerle...
İnanmıyoruz. Ben Gül Hoca'nın depresif olduğuna inanmıyoruz.
Gençken. Bu arada ben de öyleydim.
Neşeyi bulmak için...
Çok gloomy bir tiptim yani.
Evet çünkü o zaman daha...
Gerçekten üzülmemişsin yani.
Gerçekten büyümemişsin. Gerçekten kırılmamışsın.
Deneyim böyle bir şeymiş. Garaj akımı beni mahvetti.
Garaj akımı vardı ya.
Hırka, nirvanalar falan.
Müzik zevki de bu arada çok etkiliyormuş.
Krip yani. Neyse çıktık oralardan gülüyoruz.
Evet şöyle bir şey söyleyeceğim.
O sırada da zaten o depresifliğin içinden beni hakikaten seneka çıkartmıştır.
Seneka'nın. Seneka.
Epikür. Epiktetus.
Epiktetus. Aynen.
Ben stoğacıyım abi.
Ben stoğacı. Stoğacı. Kalp.
Yani ve hakikaten Platon.
Tabii ki yani Platon.
Canımız. Canımız. Yani bu antik çağ filozofları bana benim gibi düşünen insanlar olduğunu, benim düşünmeyi sevdiğim şeyleri düşünmenin normal olduğunu gösterdiler.
Ve benim bir şekilde hayatım kurtuldu yani.
Çok güzel. O depresiflikten çıkmamı sağladı.
Ve sonra dedim ki yani belki de ben de bunu yapmalıyım.
Ben de insanlara beni kurtaran şeyi anlatmalıyım.
Yani bu benim nüvemde varmış.
Anlatabildim mi? Daha 17 yaşındayken.
Özünde varmış. Evet içimde varmış.
17 yaşındayken, 18 yaşındayken bu kararı vermişim.
Sonra o karardan sonra işte hayat bir şekilde seni bunu uygulayabileceğin ve layıkıyla uygulamaya sevk edecek bütün sistemi kuruyor.
Hem deneyimin içinde oluyorsun.
Yani hem anlattığın şeyi deneyimliyorsun.
Hem de... Bir bilgi birikimiyle o duyguları temizleye temizleye gerçekten rehberlik etmek nedir?
Gerçekten gönül açmak nedir?
Gerçekten teslim olmak nedir?
Bunu öğretmek durumunda bırakıyor.
İşte o zaman başlıyor hikaye.
Çünkü ben teslim olmadan seni göremem.
Evet. Mümkün yok.
Mümkünatı yok bunun yani.
Yani eskiden ipi alan pozisyondayken şu an ip ucunu başkasına veren pozisyonuna...
geçtiğin bir şekle gelmişsin.
Ve bu da çok değerli yani.
Onların hepsini görebilmek.
Bunun aslında böyle bir sistem olduğunu fark edebilmek.
Bunların hepsi çok değerli.
Bu özel hikayeni paylaştığın için de çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim dinleyenlere.
İlham olsun dilerim. Evet.
Bir sonraki yayında görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
