
Bu bölümde Psikiyatrist Enes Özel ile eylemlerimizdeki anlam üzerine sohbet ediyoruz. Herkesin anlam bulduğu eylemler bireysel ve hayatındaki döneme göre değişken, Doktor Enes ve Ariadne Hanım'ın anlamlı bulduğu eylemler ve daha fazlası bu yayında!
Not: "Adamlar" grubuna açık davet içerir.
Bölüm sponsorumuz Heltia, terapiye başlamak isteyenler için özel bir fırsat sunuyor. Uygulamayı indirip ARIADNE20 kodunu kullandığınızda, %20’ye varan indirimle sürece başlayabilirsiniz. İlk görüşme ise ücretsiz.
https://www.getheltia.com/hosgeldin/ariadnenin-ipi?activation_code=ARIADNE20
Transkript
Ariadne'nin İpi Podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bu yayına podcast'in çıkış noktası olan labirentlerden ve oradan çıkmak için bulduğumuz ipuçlarından biriyle geldim.
Bugünkü ipucumuz terapi.
Nereden başlayacağını bilemeyenler için bu bölümün sponsoru Healthia uygulamasından bahsetmek istiyorum.
Healthia uygulamaya girişte sana sorular sorarak ihtiyaçlarını anlamaya çalışıyor ve sana en uygun online terapisti öneriyor.
İlk görüşme 15 dakika ve tamamen ücretsiz.
Eğer sen de ipucum terapi diyorsan uygulamayı indir, Ariadne 20 kodunu kullan ve indirimden faydalan.
Healthia uygulaması için tüm bilgiler açıklamada.
Varoluşçu Sohbetler serimizin 4.
bölümünde Dr. Enes Özel ile beraberiz.
Merhaba Enes. Merhaba.
Ne haber, nasılsın? Biraz daha iyiyim.
Geçen seferkinden sorduğun için teşekkür ederim.
Sen nasılsın? Ben de iyi gördüm seni.
Güzel, teşekkür ederim. Ben de iyiyim, teşekkürler.
Bir şey sorabilir miyim? Tabii ki.
Ben bayağı da bu programa gidip geliyorum da.
Bugün mesela acaba çat kapı mı diye bir yani beni hala istiyor musunuz diye bir şüphe var kafamda.
Bugün Alara'yı aradım ve şey dedim hani ne zaman buluşacağız podcast için.
Dedik ya gel ama sıkılırsın gibi bir şey söyledi.
Hani buraya beni çağırıyor musunuz hala beni istiyor musunuz tam emin değilim.
Çok fazla geldim gibi.
Gel tamam ya sorun değil.
Tamam. Gel gel sıkıntı yok.
Bu dördüncü bölümde.
Anlamlı bulduğumuz eylemler hakkında sohbet edeceğiz.
Bir önceki bölüm ellerdeki anlamdı.
Şimdi eylemler.
Birbiriyle de çok bağlantılı.
Biz eylemlerden bahsederken okumak, düşünmek gibi eylemler değil.
Daha fazla devinin ve hareket halinde olduğumuz eylemlerden söz etmeye karar verdik.
Buyurunuz efendim. Burada bir araya girmeme izin ver.
Aslında bir önceki bölüm bu bölümün girizgahı gibi bir şey.
Çünkü eylemde olmak bir şey değiştirmek, hareket halinde olmak biraz da bunu el üstünden.
Dünyada bir şeyleri değiştirerek yapıyoruz.
Dolayısıyla bu bölüme hazır olduğunu düşünüyorum.
İnce motordan kabı motora geçiyoruz diyebilir miyiz?
Diyemeyiz bence. İkisi de beraber diyebiliriz.
Ama eller ince motordu ya daha.
Evet ama kalın motor kısmında da işe yarıyorlar.
Teşekkürler tıp şeyimi düzelttiğin için.
İkisi beraber diyebiliriz.
Burada ben bir soruyla o zaman başlayayım senin için.
Mesela senin hareket halinde olup da böyle kendini var olmuş.
Ya da bütün hissettiğin böyle bir eylem, devinim var mıdır?
Bu sefer sen başla mesela.
Şöyle, bu son yıllarda başlayan bir şey.
Son yıllarda ben sıkça konsere gitmeye başladım.
Özellikle anne olduktan sonra.
Konserde bağırıp zıplamak, sallanmak falan, müzik ritmiyle, duygu yoğunluğuyla yapmak bana çok anlamlı ve çok iyi gelen, iyi hissettiren bir şey olmaya başladı.
Tabii gençken de gidiyorduk konsere ama...
Yani nedense bu son dört yıldır gittiğim konserler bana daha kendimi canlanmış hissettiriyor.
Bunu birazcık şeye de bağlıyorum.
Annelik kısmı benim için o ilk bir buçuk sene baya zor geçti.
İkizde olduğu için büyük bir ihtimalle.
Sanki biraz, şimdi yine senin konularına gireceğim.
Bak sinir sistemimi rahatlatmak, işte o sallanma, zıplama, çığlık atma, evde bağramadığın.
Yapamadığın hareketleri konserde yapıyor olma gibi bir fikir uyanmıştı aklımda.
Ama tabii düşünsel kısmını ve nörolojik kısmını falan sallayalım, umursamayalım.
Ben bayağı konserde hoplayıp zıplayıp hareket ettikten sonra eve gittiğimde kendimi çok rahatlamış ve iyi hissediyorum.
Çok uzun bir konuşma yapacağım şimdi.
Hazır mısınız? Herkes hazır mı?
Editöründen dinleyicisini, organizatöründen şeyini.
Çok uzun bir konuşma. İstediğin yerde kesebilirsin ama.
Tamam anlat bana. Bunun nörolojik etkilerini anlat.
Olan yine tıbbi kısmından girdik.
Tamam. İlk nörolojik. Bildiğin yerden.
Biliyor musun? En az orasını biliyor olabilirim ama seni kırmayacağım.
Şimdi önce nörolojik kısmından bahsedelim.
Yani biyolojik kısmından. Tabii ki.
Şimdi müzik öyle bir alan ki zaten.
Şimdi şöyle. Müziği dinliyoruz.
Duysal olarak müzik geliyor kulağımıza ve bunu zaten duysal olarak algılıyoruz.
Talamusudur, korteksidir. Zaten bir şeyler aktif oluyor.
Şimdi işin ritimle ilgili bir tarafı var.
Hani caz gibi hafifçe dağınık bir şey dinlemiyorsan ki onun da kendine ait bir ritmi olmakla birlikte o dinlediğin ritim daha böyle ilkel beyin diye hitap edebileceğimiz işte cerebellum ya da diğer başka yerleri aktif ediyor.
Şimdi bu bir. İkincisi dinlediğimiz müziğin içindeki sözler kortekste işte anlamakla ilgili bazı bölgeleri aktif ediyor.
Söyleyerek de eşlik ediyorsak da konuşmakla da ilgili bölgeleri aktif ediyor.
Onu da kattı kortekste bir şeyler daha.
Etti sana 2.
Sonra dinlediğin müziğin sende bir hatırası, anısı varsa olmasa bile müziğin sende uyandırdığı bir duygu.
Amigdala'dan hipokampüsüne o bütün o orta beyin diyebileceğin yerler de aktifleşiyor.
Etti sana 3. Bir şeyler daha aktif oldu.
Sonra bir de müziğin zaten hatırası, bir şeyleri, duygusu, yükü varsa da bu sefer hipokampüs de devreye girecek.
İşte hatıralar devreye girecek.
Yani dinlediğin müzik bu arada.
Konser. Henüz bak henüz konsere gelmedim.
Daha ben evde oturup dinliyorum da aynen.
Zaten cayır cayır bir şeyleri aktive ediyor zihninde.
Yani bir ekstazi hali gibi.
Hiç kokain kullandın mı daha önce? Ben de kullanmadım.
Herhalde böyledir diye düşünüyorum.
Havai fişekleri beyninin içinde.
Evet aynen. Diyelim.
Şimdi o kısmı var. Müzik cayır cayır böyle bir şeyleri uyarıyor zaten.
Sonra bir de konsere gidiyorsun.
Şimdi konserde de birkaç şey oluyor.
Bir tanesi bir. O eylem için, o müziği dinlemek için oraya gelen insanlarla aynı amacı güderek oradasın.
Aynı keyfi paylaşıyorsunuz vesaire.
Bütünlük hissi. Bütünlük hissi var.
Oraya geleceğim. Yine nörolojik kısmından ama gidelim.
Nörolojik kısmından da gidersek bir yandan da konserde hoplayıp zıplamaya başlıyorsun.
Eğleniyorsun, dans ediyorsun eğer de bunu yapıyorsan.
Bu sefer bir de motor sistem de aktive oldu.
Beyinde başka bir şey daha aktive oldu.
Yani ful bir aktivasyon söz konusu zaten.
Bu aktivasyon da tam olarak şeyi getirir.
Oradasın, o andasın, başka bir meselen yok.
Çok derin bir şey katar.
Bir yaşantı katar içinde bulunduğun hali.
Şimdi bu işin nörolojik kısmı.
Antropolojik sosyolojik kısmında şöyle diyebiliriz.
Durkheim değil tabii ki.
Durkheim. Aynen Durkheim'in.
Durk biraz da aptal demek ya.
Durkheim de çok aşağılayıcı oldu.
Tamam kesiyoruz. Durkheim'da şunu söylüyor.
Kollektif efervesan diye bir şeyden bahsediyor.
Ne bu? İşte kalabalık içerisinde bir şeyde bulunduğunda bir eylemde orada oluyorsun.
Hani. Beraber bir şey yapıyorsun.
Tüm varoluşunla orada oluyorsun. Tam olarak öyle.
Bir coşkunluk hali oluyor.
Ve bu coşkunluk hali biz en çok işte bu zikirlerde vesaire falan biliyoruz.
Hani böyle yapıyorlar.
O ritimle beraber hep beraber bir şey yapıyor olmakla beraber.
İlker kabilelerde de var. Hep birlikte o hareketleri yapmak.
İlker burada tırnak içinde diyoruz.
Tabii ki. Ondan bahsetmiyorum.
Yani işte hani her tür toplumda var gibi söyleyelim.
Evet. Ve zaten bizde de var yani bizim ritüellerimiz konserler ve festivaller zaten.
Bu da bir ritüelin zaten dönüştürülmüş hali.
Festivaller modern ritüellerdir ya da konserler.
Dolayısıyla bütün her şey bir araya geliyor ve o deneyim senin için müthiş bir şey haline geliyor.
Bunların hepsi sende o andaki deneyimde birleşiyor.
Ben de böyle ben de bayılırım konserlere.
Hem kendindesin hem kendinin dışındasın.
Topluluğa da aitsin.
Hep birlikte bir şey yapıyorsun. 1500 kişiyi atıyorum.
Sonra bir şeyler dinliyorsun.
O sırada dinlediğin şeylerin anısı var.
O sırada bir şey yaşanıyorsun. Böyle o sırada her yerde hiçbir yerde gibisin de.
O yüzden çok anlamlı ve çok yoğun bir aktivite gerçekten.
Vecd halinde olmak. Tam olarak vecd hal.
Evet çok doğru bir kelime.
Tebrik ediyorum. Benim söyleyeceğim bir şey var.
Lütfen. Dinleyenler, dikkatli dinleyenler.
İlişkilerde anlam bölümünü hatırlarlarsa.
Araya bir... Araya yüz girdiğinde ki konserlerde artık bunu çok görüyoruz.
Herkes elinde video, kamera, anlık canlı yayın açıyor ve onu kaydediyor.
En sevdiğin şarkıyı kaydettiğin için kaçırıyorsun gibi bir şey oluyor.
Aslında oradaki deneyimi kendi kendimize sönümlüyoruz değil mi?
Kaydetmekle ilgili orada enteresan bir şey var.
Bazen insanlar bazı anıları kaydetmek istiyor.
Bu anlaşılır bir şey. Ama senin dediğin gibi o sönümleniyor.
Bu ellerle alkış tutacağımıza, ben mesela alkış tutalım.
Bunu yapacağımıza...
Araya o dediğim bir arayüzü sokuyoruz ve o arayüz de o şeyden biraz uzaklaştırıyor.
O zaman sana bir anımı anlatayım.
Lütfen. Travma dump gelmiyor umarım.
Travma dump değil. Bu sefer eğlenceli bir şey.
Geçen sene Coldplay konserine gidenlerden birisiyim.
Viyana'daki konserine gitmiştik.
Coldplay abi Chris Martin.
Güzel isimlendi. Chris Martin aynen.
Ben de Ariadne'nin ipi hanımefendiyim.
O yüzden Chris Martin abi.
Dedi ki herkes şu anda telefonlarını kapatıyor, cebine koyuyor.
Ondan sonra ve bu şarkı boyunca asla çıkarmayacaksınız.
Ve yani birkaç...
Önümde birkaç yanımda.
Gene dayanamadı çıkardı o insanlar.
Ama hep beraber telefonlara dokunmadan konseri izliyor olma fikri bile güzeldi.
Onu düşünmüş yani. Aslında deneyimi yükseltmek istemiş o da.
Ve böyle deyince daha da şey olmuştur.
O core memory haline gelmiş işte.
Unutmamışsın sen de yerleşmiş.
O ara yüzü de ortadan kaldırmış.
Yoğun bir uyarılma hali olmuş.
Ve sen gerçekten o zaman konserlerde şey hissetmeye başlamışsın artık.
Önceden hissetmediğin.
Evet ya ben şu anda yaşantılıyorum bu anı.
Bir hareketin, bir eylemin.
İçindeyim ve buradayım. Bunu hissediyorsun.
Evet. Yani benim için böyle.
Peki senin anlamlı bulduğun ve sana iyi gelen yaptığın eylem nedir?
Çok güzel bir soru.
Buna üç tane cevabım var.
Şimdi bir tanesi davul çalmak.
İkincisi motosiklet sürmek.
Üçüncüsü de yürümek eylemi.
Bu da böyle dün düşünürken böyle aklıma geldi.
Bunları ayrıntılarıyla açabilir miyim?
Bitti tabii. Teşekkürler. Şimdi motor sürmenin güzel yanı şu.
Bütün uyaranların açık olması gerekiyor.
Bak çok sevmemin de yanında.
O eylemi çok sevmemin de yanında.
Bütün uyaranlara açık olmak gerekiyor ki kaza yapmayasın vesaire.
Dolayısıyla hep bir o anda olmakla ilgili bir ihtiyacı getiriyor motor sürmek.
Ve o anda olunca zihnin başka bir şeyle meşgul olmayınca motor sürmenin her anından...
Keyif alır hale geliyorsun ve çok böyle kıyafeti falan var ya işte kaskı üstüne giydiğin ceketi bilmem nesi falan böyle çok darlayıcı bir şey gibi de geliyor bana bazen.
Ama şöyle abdestsiz namaz olmaz.
Doğru. Ariadne Nipi hanımefendi o da onun hazırlığı.
Dolayısıyla o daha da hatta kıymetli hale getiriyor.
Kendine kıymet vererek bir şey yapıyorsun.
Hafif parasuizidel bir yanı da var motosiklet sürmenin riskli vesaire ama hep anda kalman gerekiyor.
Hep orada olman gerekiyor. Dolayısıyla bu eylemi de seviyorsan yani zorunluluktan yapmıyorsan kuriyelik gibi vesaire.
Çok dolu bir yaşantı haline geliyor.
Ve bir yerden bir yere gitmek aşırı keyifli oluyor.
Ben ilk motor aldığımda bahaneye ihtiyacım vardı.
Motor sürmek için. Hani çıkayım da biraz süreyim gibi.
Böyle bir istiyordum çünkü sürmeyi.
Ve bir yerden bir yere gitmek, yolda ölmemek için, her zaman için dikkat harcadığından böyle bir güzel hissetiyordu.
Başarı çünkü bir yerden bir yere düşmeden, ölmeden gidebiliyorsan.
Öyle bir başarısı var.
O yüzden çok anlamlı benim için.
Çünkü dolu bir deneyim. Şahsi ve sembolik tarafları da var.
Orası ayrı. Davulla ilgili şöyle bir şey var.
Yine bütün sinir sistemini kullanıyorsun aslında çok aktif bir biçimde.
Üst beyin, alt beyin, bütün uzuvlar, dört uzuvunu kullanıyorsun vesaire.
Ama sonra bunu bir ötekiyle de yapıyorsun.
İşte grupla müzik yapmanın getirdiği bir şey var.
İşte ötekileri dinliyorsun, bir şeyler yapıyorsun ve çerçevesi belli.
Ama o çerçeveni de hafifçe sınırlarında gezerek, ufak dokunuşlarda yaparak da zenginleştiriyorsun.
Ama kafan başka bir yere gidemez.
Giderse ritmi kaçırırsın, bir şeyler olur.
Yine o andasın. Ve onun arkasında sembolik bir tarafı da var.
Ben çalarken eğleniyorum.
Eğer insanlar beni dinlerken eğleniyorsa da ne âlâ.
Ve bu çok dolu bir hale geliyor benim için.
Anlamlı bir hale geliyor. Ama yine çok yoğun bir deneyim var.
Üçüncüsü de bu daha böyle sembolik tarafı olan ve benim için anlamlı olan bir eylem.
O da yürüme eylemi.
Ama her yerde yürüme değil de sevdiğim yerlerde yürüme.
Ben Kadıköy modayı çok seviyorum.
Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorken oraya ait hissettim.
Hep küçüklüğümden beri hep böyleydi.
Modayı. Evet. Küçüklüğümden beri neden...
Öyle olduğunu bilmiyordum ama şimdi biraz daha iyi anlıyorum.
Orası kendine bir yere ait hissetmeyenlerin olduğu bir yermiş gibi geliyor bana.
Dolayısıyla orada yürümek bana çok bir keyif veriyor.
Sadece yürümek ama kulağımda müzikle de tercih ederim.
Hani biraz amplifiye ediyorum o deneyimi.
Dolayısıyla orada yürümek de benim geçmişimdeki bazı şeylerle de sembolleştirdiğim için benim için çok anlamlı.
Bu üç deneyim benim için her zaman çok anlamlı, çok yüklü deneyimler.
Ama... Bu deneyimleri zenginleştiren her zaman en önemli şey bir öteki insanın varlığı.
Sen işte konserlerden bahsettin ya.
Her zaman için aynalayabildiğimiz ya da beraber yaşantılayabildiğimiz şeyler bizim için daha da anlamlı oluyor.
Tabii ki motosiklet sürmek arkanda artçı varsa daha çok riskli de bir şey bir yanda.
Ama bunların hepsi bir şekilde başka bir insanın sevgisi, ilgisi ya da bağıyla güçlendirilebiliyorsa bunlar çok daha anlamlı hale geliyor.
Kendinden aşıp böyle bir...
Bütüne dahil olmakla ilgili bir şey veriyor.
Beraber olmak ve anda kalmak aslında deneyimi daha değerli hale getiriyor.
O zaman eylemi değerli yapabilecek şeyler ya da anlamlı yapabilecek şeyler bir anda kalmayı sağlıyor demek ki.
Bir de bireysel ya da ötekilerle paylaşılabilen bir şey olması.
Eylemde olup da anda kalmadığımız şeyler de var ama.
Mesela otomatikleşen eylemler de var.
O başka bir case. Onlar başka.
Biz şu an anlam bulduğumuz şeylerden bahsediyoruz.
Bu ara bir de bende önce olmayan ve hayatıma yeni kattığım bir şey kickbox var.
Kickboxta da anda olmak durumundayım.
Hocanın söylediği şeyi yapmazsam ya hocadan yumruk yiyorum.
Ya da yumruk yemiyorum da işte korkuyorum o yeme anını yaşıyorum.
Ama orada çok anda ve odaklı olduğumu hissediyorum.
Bir de şeyi fark ettim ben ya.
Böyle bir bilgi var mı sana da sormuş olayım.
Belki başka insanların da aklına gelmiştir.
Bedeniyle ilgili yetersizlik hissettikten sonra bazı insanlar tekrardan bedenime güvenebilirim duygusunu yaşamak için ya uzun yürüyüşler.
İşte atıyorum 200 kilometrelik bir yürüyüş olabilir.
Ondan sonra uzun bisiklet turları, bedenini zorlayan ya da bedenine yoğun gelen aktiviteler yapıyor diye bir şey okumuştum.
Yani benim mesela ilk bir buçuk sene falan doğumdan sonraki ilk bir buçuk sene fiziksel olarak çok zorlandığımı hatırlıyorum.
Ekleme ağrılarım çok fazlaydı.
İşte yere oturup kalkarken çok zorlanıyordum.
Ondan sonra işte yürüyüş yaparken çok hızlı yoruluyordum gibi şeyler vardı.
Sonra git gide git gide...
Yürüyüşlerimi arttırdıkça, spora başladıkça falan onlar azalmaya başladı ve kickboks artık zirvesi gibi oldu.
Yani hani bedenimle tam uyum halindeyim ve işte güçlü hissediyorum bedenimin içinde duygusu gelmişti.
Var mıdır öyle bir şey psikolojik olarak yetersiz hissettiğim bir durumdan yeterliye geçişte?
Bence şöyle değerlendirmek uygun olur.
Yetersizlik meselesi tabii ki ayrı ama insanın bu hayatta işte zihin ve bedeniyle...
Ve bu ikisini benlik olarak algılayıp bir şeyler yapmasında sağlıklı bir yan var.
Sadece zihinsel olarak hayatta var olursak olmuyor.
Bedenimiz bunun için evrimleşmiş değil.
Ya da sadece bedensel olarak bir şeyler yaptığımızda da bir şeyler eksik kalabiliyor hayatta.
Bu dediğin şey bence dünyada bir şeyleri değiştirebilmek ya da...
Aktif olmakla ilgili. Genellikle spora giden insanlar şunu fark ediyor.
Özellikle yogaya giden hastalarım da şunu fark ediyorum.
Aa böyle bir kas varmış.
Evet. İşte esnek şeyler yaparken falan.
Senemle çalışırken çok olmuştu bana.
Böyle bir kas varmış diye söylüyorlar.
Ve insanın nasıl ki zihnini tanımasında değerli ve anlamlı bir şey varsa bedeniyle de ilgili böyle bir şey var.
Ve tabii ki bedenini tanıdıkça da sınırlarını zorlamaya illaki gerek yok.
Ben orada biraz da şey de görüyorum.
Şimdi çok önemli bir kelime söyleyeceğim.
Bu internette çok önemli. Burada narsistik bir kovalamayacağa girmeye gerek yok.
Ama bedenini tanıyıp hafifçe kendini geliştirmenin ya da onunla uyumlu şeyler yapmanın tabii ki faydalı olduğunu düşünüyorum.
Anlamlı şeylerde de tabii ki zihin ve beden birlikte olursa da çok daha değerli bir şey.
O zaman şimdi ben konuyu şöyle bir yere getirmek istiyorum.
Bir şeyin anlamlı olması için bir anda kalmakla ilgili bir şeyin çok kıymetli olduğunu söyledik.
Uyaranlar fazlaysa bu kolaylaşıyor.
Fazla olmasına gerek yok ama belli ki bunu kolaylaştırıyor.
İki, bunu diğer insanlarla paylaşabilmek daha anlamlarla getiriyor.
Bireysel de olabilir ama kolektif olursa çok daha arttırabiliyor.
Ama eylem dediğimiz şey sadece o andan da ibaret değil bir şekilde baktığımızda.
Sonuçta bunun yani o eyleme...
Başlamadan öncesi ve sonrası da var.
Burayı da konuşmak gerekiyor.
Tablomuzu alalım. Burada hemen ben konuya çok güzel giriş yaptım.
Hemen tablomu alıyorum. Instagram'dan takip edenler için.
Burada çok güzel bir tablo hazırladım.
Bu tabloyu kamerada gösteriyorum ama sen anlat.
Sen iyi anlatıyorsun tabloları. Ben anlatayım.
Hadi bakalım. Şimdi bir eylem varsa eylemin öncesi var.
Bir de eylemin sonrası.
Yani vaat edilen ya da ödül dediğimiz tarafı var.
Bir şey yapmaya başlamadan önce bir...
Motivasyon bir trigger başlangıç şeyi olması lazım.
Motivasyon trigger şimdi sen ne desen şey diyeceğim ona böyle demezdim gibi söylüyorum ama evet motivasyon diyebiliriz trigger diyebiliriz ama ben öncesi diyeceğim.
Çünkü öncesinde pek çok şey olabilir.
Şimdi eylem ortada boş bir havuz bu havuzun önceki kısmı var öncesi kısmının havuzu bir de sonraki kısmı var vaat edilen ya da ödülle ilgili bir havuz var.
Sanırım bir eylemin tamamında.
Bu havuzlar ne kadar çok dolabiliyorsa anlamlı şeylerle, eylem bizim için o kadar anlamlı hale geliyor bence.
Çünkü bazı... Örnekleyelim.
Örnekleyelim, çok güzel. Evet, şimdi bunu örnekliyorum.
Şimdi mesela bazı eylemlerin, eylemin kendisi bize hiç haz vermeyebilir ya da tatmin etmeyebilir.
Ben şundan bahsetmek istiyorum.
Spora gitmek çok eziyet benim için.
Kickbox'tan bahsetmiyorum. Fitness tarzı 10 kere işte ağırlık kaldırıp indirmek benim için çok hiç sevmediğim bir öncesi.
Of spor var ama beynim diyor ki yapman lazım hareket et.
Çünkü işte daha sağlıklı bir insan olman için o hareketi yapman lazım.
O eylemi yaparken de söylene söylene yapıyorum.
Bittikten sonra da of her yerim ağrıdı diye bitiriyorum.
Böyle bir eylem senaryosu var.
Bir de bunun daha motive, daha canlı ve kendimi orada bulduğum hali var.
Motive olarak gittiğim.
Senemle yoga yaparken işte çok motive bir şekilde geliyordum.
Motive bir şekilde geldiğim için de o ne derse o hareketleri bir gayretle, bir çabayla, bu bana iyi gelecek duygusuyla, nefesime dikkat ederek, onu söylediği şeye dikkat ederek yapmaya
çalışıyordum. Ve çıktıktan sonra da pamuk gibi oluyordum mesela.
İkisi arasında bayağı ciddi fark var.
Burada ilkinde fitness'a gittiğim zaman anlamlı aslında kendi içinde.
Ama motivasyonun düşük olduğu bir anlam.
Anlamlı mı değerli mi şimdi? Ha anlamlı değil aynen.
Şimdi sen o ilkini kendin için anlamlı görüyorsan anlamlı olabilir de ben sanki şöyle duydum onu.
O yaptığın şey senin için değerli ama sen yaparken o kadar da anlam bulmuyorsun gibi.
Ha evet. İkisi biraz farklı şeyler gibi olabilir.
Ama değerli senin için çünkü burada hemen grafimizin en son kısmında vaat edilen ve ödül kısmında çünkü sağlıklı bir beden.
Ama sen eyleminden de keyif almıyorsun.
Öncesi de zorunluluktan ibaret diyorsun ki benim gitmem gerekiyor.
Çünkü sağlıklı olmam gerekiyor.
Bu yani bu havuzların sadece son kısmı dolu olduğu için anlamlı olmasını daha zor hale getiriyor.
Ama yoga yapmaktan bahsederken gözlerin ışıldadı bu arada.
Pek çok şeyden bahsettin.
Aynı zamanda bir başkası da var içeride.
Bu daha anlamlı hale getirmiş olabilir.
Ben de bunu mesela müzikle ilişkilendireceğim.
İşte 34'e tekrardan selamlar olsun.
Mesela öncesinde müzik yapmanın bir emek var.
Aynı zamanda yine o kelimeyi kullanacağım.
Narsistik bir haz var orada.
Çünkü toplanıyoruz arkadaşlarla, fedakarlık yapıyoruz boş vaktimizden.
Bir araya geliyoruz, kafa patlatıyoruz, bir şeyler yapıyoruz.
Yorulduğumuz bir emek var. Keyif veriyor o ayrım.
Sonra eylem kısmı var. Prova ya da konserlerin o az önce bahsettiğim hazı var.
Beraber bir şey yapma, bunu birileriyle paylaşma.
Orada çok büyük bir haz var.
Ve sonrasında da vaat edilen ve ödülde benim bunun sonucunda ne alıyorum ben?
Bir kere çok büyük bir haz ve çok büyük bir doyum alıyorum.
İnsanlar beni alkışlıyor. Ben işte arkadaşları tebrik ediyorum.
Onlar beni tebrik ediyor. Çok büyük bir doyum var orada.
Ve bu üç kutunun üçü de ağzına kadar dolu.
Hatta taşıyor dışarı böyle yaldır yaldır taşıyor.
Bu Kapadokya'daki deneyim öyleydi sizin en son gittiğiniz.
O çok iyiydi ya. Bu havuzlar taşmış.
O cayır cayırdı. Bu havuzların altına bir sürü havuz koyduk.
Doldu yani doldu taştı.
O gerçekten apayrı bir deneyimdi.
Ve o müzik deneyimi üç havuzda dolu olduğu için bana çok çok anlamlı geldi.
Dinleyeni de yükseltti.
Onu bilemem. Onu hissedersin dersler.
Vardı şimdi şey demek istemiyorum.
İnsanları çok eğlendirdik falan gibi bir şey demek istemiyorum.
Ben kendi açımdan bakacağım. Benim için çok anlamlı bir hale getirdi müzik deneyimi.
Şimdi burada şöyle bir sorun var ama dünya hayatı için baktığımızda bazen bu vaat edilen ya da ödül kültürel sistemler tarafından, yönetimler tarafından bazen de dinler tarafından bu vaatler ve ödüller öteki dünyaya
aktarılıyor. Aslında benim şey gibi spor örneği gibi fitness'a gitmem gibi en yüksek kısmı ödül kısmı.
Ödül kısmı. Diğer kısımları.
Ödülü bu dünyada alıyorsun ama genellikle rahipler ve krallar diye söyler bunu John Zerzan.
Rahipler ve krallar bu vaat edilen ve ödülü bu dünyadan öteki dünyaya taşıdıkça insanları yönetmek daha kolay hale geliyor diyor.
Ve insanlar... Hem bu eylemin öncesi hem de eylemin kendisi bomboş ve çok ızdırap verici olmasına rağmen çok uzaklarda vaat edilen ödül o kadar değerli ve o kadar güzel ki katlanıyorlar.
Diyorlar ki işte bu yönetime katlanıyoruz çünkü işte böyle böyle ya da işte bu eziyetlere katlanıyoruz çünkü bu eziyetin karşısında öteki dünyada büyük bir ödül var.
Yani şeyin vaadi var orada illaki politikaya gireceğim.
Orada o çok büyük bir o kadar büyük bir ödül var ki bu öncesindeki eylem ve öncesi kısmını dayanılabilir hale getiriyor.
Terry Pratchett, Disk Dünyanın yazarı şeyden bahsediyordu.
İnsanlara reçel verirseniz o gün doyarlar.
Ama reçelin vaadini verirseniz, işte sonradan sana bir ay sonra bunu vereceğiz derseniz, bir ay boyunca aç bir şekilde o reçeli beklerler gibi bir ifade kullanıyordu.
Bununla da çok ilişkili. Biz nerede, hangi eylemle, hangi davranışla şeyi buluyorsak, öncesi bizim için anlamlı.
Yani o eylemi yapmanın, bir şeye katlanmanın...
anlamı bizim için varsa eylemin kendisi bizim için anlamlıysa ve sonunda vaat edilen ya da elde ettiğimiz şey bizim için anlamlıysa burada değerliyle karıştırmamak gerekiyor.
Anlamlıysa o eylemin tamamı bizim için kıymetli oluyor.
Bir paket oluyor böyle değerli bir paket oluyor.
Değerli ve anlamlı bir paket oluyor.
Peki şunu söyleyeceğim.
Bazen de kendimizi Gene öncesine geleceğim ben.
Motive hissetmediğimiz zamanlarda bir şey yapmaya karşı bir istek duymadığımız zamanlarda uzun süre eylemsiz kalabiliyoruz.
Hiçbir şey yapmadığımız uzun dönemler olabiliyor ve o da biraz böyle ya arkadaşım iyi misin depresif görünüyorsun hiçbir şey yapmak istemiyorsun falan diye geçiyor soruyor arkadaşlarımız.
Yani eylemsizlik biraz da depresif bir şey değil mi?
Eylemsizlikten kastım bu varlığını...
hissettiğin, anı odaklandığın, keyifle var olduğun eylemlerden bahsediyorum.
Onların hayatından gitmesi depresif bir şey sanki.
Ya bu bana şöyle geliyor.
Depresyon demiyorum da depresif.
Yumurta tavuk tavuk yumurta gibi.
Ya bu nerede nasıl başlıyor bu eylemsizlik bence insanın hayatında bunu tespit etmesi çok zor.
Şöyle bir taraftan konuya girmek uygun olur.
Davranışçı ekoller var.
Mesela depresyon tedavisinde şeyi öneriyor.
Zihninizde ne olursa olsun.
Harekete geçin bir şeyler yapın.
Atıyormuş ya dışarı çıkmak, spor yapmak ya da herhangi bir şey yapmak, hayata devam etmek.
Make it till you make it.
Ya öyle yaklaşmazdım.
Öyle yaklaşmazdım ama sanki biraz da oraya da kayıyor gibi.
Ama dediğin gibi işte eylemde olmak bazı şeyleri de silip süpürüyor ve iyileştiriyor diyebiliriz.
Yumurta tavuk gibi tavuk yumurta.
İşte eylemsizlik mi depresif yapar, depresif olmak mı eylemsizlik oluşturur?
Bu böyle bir bence kısır bir döngü.
Bunun neresinden çıkarsan işte biraz toparlamaya başlıyorsun.
Bir yandan da şunu unutmamak gerekiyor.
Bir şeyler yapmak bu hayatta o kadar kolay değil.
Hele ki Türkiye'de. Yani sosyal olarak, ekonomik olarak, hukuki olarak.
Ya çıkıp ben bir şey yapayım, bir şey üreteyim demek.
Hani hadi insanlara çıkın şimdi bir şeyler üretin, yaşasın.
Böyle bir şey diyemiyoruz. Çünkü fil dişi kulemizden konuşur gibi oluruz.
Ama anlamlı bir şeyler yapmanın çabasında olmak ne kadar zor olursa olsun ufak bir şeyler yapabiliyor olmak.
Az önce verdiğimiz örnekler aslında birçok kişinin yapabileceği örnekler yani işte atıyorum yürüyüşe çıkmak olabilir, spor yapmak.
Kayıt yavaş yavaş şeye evrilecek gibi.
Hobi edinin. Hobi edinmeden olmaz.
En önemli... Davranışçılar onu söylemiyor muydu ya?
Biraz daha işte kendi dünyasından çıkıp dış dünyayla ilişkilenmek için hobi kurslarına gönderin.
Evet insanı dış dünyaya katar ama işte zihinsel dünya çok oraya ait olmadığında beden...
Oradaysa çok da bana sorarsan çok da bir şey.
İfade etmez. Fark etmiyor.
Aklıma şu geldi. İşte ilk başta anda olmaktan bahsettik ya.
Şimdi adamların çok güzel bir şarkısı var pek çok şarkısı gibi.
Adamlar mı? Adamlardan bir örnek mi vereceksin?
Her zaman bir hayatta her zaman adamlardan alıntı yapılabilecek anlar ve durumlar vardır.
Bunu savunurum. Adamların en sevdiğim şarkısı hatta parantez açarak şunu söylüyorum.
Ölmeden önce bir şarkı dinlemek istiyorsan hangi şarkı dinlemek istersin deseler.
Dinleyeceğim şarkı parantezi kapatıyorum.
İçimizdeki Canavarlar şarkısıdır.
Şimdi o şarkıda şunu söyler Tolga Bey.
Adamlar Bey. Adamlar Adam şunu söyler.
Alır bizi bu andan atar ateşin içine içimizdeki canavarlar.
Bu cümleleri böyle ekrana verelim Alara olur mu?
Alır bizi bu andan atar ateşin içine.
Bu andan alınıyoruz ve bir yerlere atılıyoruz.
Atıldığımız yerler nereler?
Geçmişi var, geleceği var, biraz sonrası var, biraz öncesi var.
Bizi bu andan alacak herhangi bir şey zaten anlamdan bizi münezzeh hale getiriyor.
Ve o anda olamadığınız için de her şey anlamsız hale getiriyor.
Peki bunu yapan kimler?
Yani bizi bu andan alıp ateşin içine atan şeyler neler?
İçimizdeki canavarlar.
Şimdi bu kim bu canavarlar?
Şimdi bu canavarların çok farklı yönleri var bence.
Bir bireysel canavarlarımız oluyor.
Mesela depresyon dediğimiz şey biraz geçmişte kalmaktır.
Çok amiyane tabirle.
Anksiyete de biraz gelecekte olmaktır.
Hani işte ne olacak ne bitecek gibi.
Şimdi içimizdeki canavarlara en yüzeysel olarak baktığımız zaman depresyonu ve anksiyeteyi böyle çok tıbbi bir taraftan kenara ayırabiliriz.
Öteki taraftan dünya hayatının da getirdiği endişeler olabilir pekala.
Yarın ne olacak, sonraki gün ne olacak, ülke ne olacak, şu ne olacak, bu ne olacak gibi endişeler olabilir.
Ya da içselleştirdiğimiz ya da zihnimizi sürekli meşgul eden sıkıntılı...
Temsiller olabilir. Anne baba temsili olabilir.
Kültürel bazı temsiller olabilir.
Bu içimizdeki canavarların hepsi şuna engel.
Yaşadığın ve o andan anlam çıkartmanı engelleyen bütün yaşantılara engel.
Çünkü her zaman seni bu andan alıyor ve ateşin içine atıyor.
O yüzden bütün bu anlattıklarımız içerisinde en önemli şeylerden birisi.
Senin de kickboxta sağlayabildiğin şey de o anda kalabilmek ya.
Ben en önemlisinin o olduğunu düşünüyorum.
Anda kalabildiğimiz herhangi bir şey bizim için çok anlamlı hale geliyor.
Ben de aynı fikirdeyim.
Bu arada daha önceki konuklarımızdan Damla da bundan bahsetmişti.
Damla Çelik Tavan. Zor durumdan kurtulmak için, kendini daha iyi hissetmek için, zorlandığın anda ne yapıyorsun diye sorduğunda bizim anın çocuğu olmamız lazım.
O anda olmamız lazım ki kendimizi daha iyi hissedelim.
O sıkıştığımız yerden çıkalım diye bahsetmişti.
Şimdi sen de benzer bir yere geldin.
Şöyle bir şey söyleyeceğim.
Bölüm gereksiz olmadı değil mi şimdi aynı şeylerden bahsedince?
Yok canım. Hayır sağlamasını yaptık.
O yüzden bahsettim.
Bu içimizdeki canavarlar dediğin şey de gene seninle yaptığımız ilk bölüme atıfta bulunacağım.
Dinlemeyenler dinlesin. O zaman şeyden bahsetmiştim ben.
Bu 19 Mart sonrası olaylarda çok kaygımın yükseldiğini.
Kaygılandığım için de telefonda 6-7 saat vakit geçirdiğimi ve bunun beni eylemsizliğe sürüklediğinden bahsetmiştim.
Aslında duygu durumumuz eylem...
bulunma halimizi çok etkiliyor.
Depresif ya da kaygılıysak daha kendimizi kapattığımız bir yerde oluyoruz.
Ama daha canlılık hissettiğimiz daha yüksek hissettiğimiz anlarda da daha eylemde olmaya daha teşne oluyoruz.
Ya da anlamlı eylemler bulmaya.
Yine yumurta tavuk diyeceğim biliyor musun?
O eylemde bulununca da çok yükseliyorsun aslında.
Gidip o işte eylemlere katılınca o eylemleri kovalayıp içine girince slogan atınca kendini temsil edince yani bir şeyler yapınca.
Daha çok yapmak istiyorsun. Evet daha çok yapıyorsun.
Durdukça da durmak istiyorsun. Bu fizik kanununa gitmiyor mu?
Bir dakika öyle bir kanun var mı?
Eylemsizlik mi? Değil mi?
Duran bir şey durmaya daha meyillidir.
Hareket eden hareket eden daha meyillidir.
Evet güzel birleştirdin. Doğru.
Oraya katılıyorum. Ben diyeceğimi unuttum ama.
Ay pardon. Kusura bakma ben seni hep bölüyorum.
Aa lütfen. Ben çok alışmışım.
Sen beni bölünce. Kendi programın gibi. Evet tamam teşekkür ederim.
Harekete geçiyorsun. Bir şey yapıyorsun.
Değişmese de hareket halindesin.
Devinim halindesin. Ve kolektif bir şekilde bağırıyorsun hatta.
Hatta o işte kalabalık içerisinde belki o aynı nöronlar aktive oluyor.
Hep beraber. O bir slogan atınca sen de atıyorsun.
O zıplayınca sen de zıplıyorsun.
Onlar her şeyi çok daha anlamlı hale getiriyor bizim için.
Diye düşünüyorum ben de. Geçen bölümle ilgili olarak da şöyle bir bağlantı kurulabilir.
Aynı zamanda o eylemlere birinin şahit olması da o işi daha anlamlı hale getirebilir.
Sanat zaten böyle bir şeyde ya.
Ama eylemin kendisine de birinin şahit olması bunu daha iyi hale yine getiriyor.
Bu arada hem şahitlik yani hem sen başkasına şahitsin hem o sana şahit ama aynı zamanda o eylemi de icra ediyorsun.
Biraz karmaşık gibi muhtemelen bunun sosyoloji ya da antropoloji de böyle bir açıklaması vesaire vardır.
Bilenler mesaj atsınlar. Aynen bilenler düzgün bir dille mesaj atsınlar.
Vay adam bilmeden. Kibarca. Evet kibarca mesaj atsınlar.
Cahilliğimizi af görsünler.
Aynen. Ve de bizi dinleyenler YouTube, Instagram ve Spotify'dan bizi takip etsinler.
Aynen. Yorum yapsınlar.
Evet yorum yapsınlar. Daha çok paylaşsınlar.
Arkadaşlarına göndersinler. Şunu söylemek isterim yine adamlardan bir.
Ya adamlar dur durma kalbim pır pır ediyor.
Tolga Bey gelir mi acaba programımıza?
Çok güzel şarkı sözleri var.
Şeyi var Instagram'ı var onun.
Ekle bir sor bence belki gelir.
Belki. Ne yapacağı belli olmaz onun.
Seviyorsan git konuş diyorsun. Aynen seviyorsan git konuş.
Yine adamlardan bir alıntı yapacağım.
Dön dolaş bitmiyor telaş.
Eskiyen yeni. Anlamdan.
Uzak kalmaktan koru kendini.
Evet. Tepeler aşılır da yenisi gelir.
Yarının akıbeti dünden bellidir.
Buradaki en önemli mesaj.
Böyle söyleyici şey gibi oldu mani.
Aslında bir mani yani.
Ama Tolga Bey söylerken böyle oldu ya.
Tabii ya şimdi ondan dinlemek var.
Müzikle dinlemek var. Bir dahakine onu çağır kardeşim yani.
Biz de dinleyelim, seve seve gelelim.
Konuya dönüyoruz tekrardan.
Yine en önemli şey anlamla ilgili.
O zaman şöyle yapalım mı?
Bir şeyin anlamlı olması için, bir eylemin anlamlı olması için neler gerekiyor en baştan beri?
Bir, anda kalmak gerekiyor.
Bizi anda kalacak hale getirecek eylemler olması gerekiyor.
Bir. İki, kolektif olarak paylaşılabilen şeyler olması gerekiyor.
Gereklilik değil de güçlendiriyor diyelim.
Bunun hiçbirisi gereklilik değil ama güçlendiriyor.
Eylemi... Yapmanın da yanında öncesinin ve sonrasının bizim için anlamlı şeyler ifade etmesi gerekiyor.
Bu anlamlar herhangi bir anlam olabilir.
Yani dini, kültürel vs.
Ama bize bir anlam atfetmesi gerekiyor.
Öncesi de, sonrası da ya da eylemin kendisi de.
Üç tane saydık.
Dördüncüsü var mıydı? Şahitliği söyledik mi?
Şahitlik, evet. Şahitlik de bence önemli.
Güçlendiren bir tarafı var.
Elzem olmasa da. Aklıma benim bunlar geliyor.
Bence güzel toparladın.
Bölümü sen şu an özetlemiş gibi oldun.
Evet genelde ben dağıtan kişi oluyordum.
Aynen. Ben toparladım.
İyi çalışmışsın demek ki. Bu programa iyi alıştım.
Aynen. Yine geleceksin.
Bekliyoruz. Teşekkür ediyorum.
Sağ ol. Çok teşekkür ederim. Tekrar bekleriz.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
