
Evrenin Yaratımındaki Aşk | Bengü Cennet Coşkun
7 Ocak 2026 · 30 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Ariadne’nin İpi podcastte Mitoloji Sohbetlerine hoş geldiniz!
Latin Dili ve Edebiyatı alanından Doç. Dr. Bengü Cennet Coşkun ile her ay Yunan mitolojisi üzerine sohbet serimiz başlıyor. Bize çok da uzak olmayan bu dünyada karşımıza çıkan semboller, karakterler ve olaylar gündelik yaşamımızda hepimize ilham verecek nitelikte!
Bu bölümde evrenin yaratımını aşkla başlatıyor, Zeus’un hikayesinde kısa bir mola veriyoruz.
Transkript
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün mini serilerimizden bir yenisine başlıyoruz.
İstanbul Üniversitesi Latin Dili ve Edebiyatı alanında doçent Bengü Cennet Coşkun hocamız bizimle.
Hoş geldiniz. Hoş bulduk.
Merhabalar. Nasılsınız? İyiyim.
Buraya geldiğim için çok mutluyum.
Ariadne'nin ipi ismini kıskana kıskana buraya gelmeyi başardım gerçekten.
Harika. Yani şey benim de bayağı detaylı incelemelerim sonucunda böyle bir ismi buldum.
Gerçekten tebrik ederim yani takdire şayan.
Geçen hatta mitoloji seminerlerinden bir tanesine dedim ki yani herkes diyor ki bir şey yap, podcast yap vesaire.
Bir isim bile bulamıyorum dedim.
Çünkü bulunmuş. En güzel isim buldum.
Ariadne'nin ipini bulmuşlar.
Çok güzel bir isim hakikaten.
İçeriği de çok şahane. Çok teşekkür ederim beni davet ettiğin için.
Ne demek biz teşekkür ediyoruz.
Güzel bir seri olacağını düşünüyorum.
Umarım. Mitolojiyi biraz daha insanlara anlatmak, sevdirmek, belki kendi hayatlarından bağlantılar kurabilmesi için fırsatlar oluşturmak.
Bunlar güzel olacaktır.
Beraber konuşurken. Bir pusula gibi aracı olarak kullanmak.
Kendine ulaşma aracısı olarak kullanmak diyebiliriz belki.
Çünkü o yani mitolojiyi sanki böyle bir kahramanlık hikayesi gibi düşünüyorum.
Bütünde. Ve her kahramanın aslında kendi yolculuğu bu.
O yolculuğun aracısı olarak bu sembolleri ve bu anlatıları kullanmayı seviyor insanlar zannediyorum.
Yani edebiyatta da çok örneklerini görüyoruz zaten.
Ya da işte sanat.
Hatta pek çok alanda görüyoruz.
Şimdi yavaş yavaş gireceğiz zaten.
Mitoloji denince aklımıza sıklıkla Yunan mitolojisi geliyor.
Bu biraz hem bulunduğumuz coğrafyadan hem de bu dalda çok fazla eser görmemizle ilgili olabilir mi?
Olabilir bir de yani batı kültürüne çok sirayet etmiş bir şey.
Yani o kadar sirayet etmiş ki her yerine girmiş yani sanat tarihinden herhangi bir tarihe etrafımızda kafamızı kaldırdığımızda üstelik Anadolu gibi bir yerde.
Kafamızı kaldırdığımız yerde tapınak görüyoruz.
Diyoruz ki bu neymiş yahu?
Apollon, Apollon ne ki falan dönüp dediğin gibi yani bu etrafımızda sürekli tanıklık ettiğimiz bir şey bu.
Bu coğrafyanın hikayesi.
Bu coğrafyanın hikayesi olduğu için, bu coğrafyanın hafızası olduğu için belki bu kadar dikkatimizi çekiyor.
Ama dünyada da bence özellikle batı dünyasında tabii ki baskın kültürü olduğu için de belki böyle düşünüyoruz.
Batı dünyasında...
Net olarak büyük bir akın var yani bu mitolojiyi anlamaya.
Zannediyorum insanın tanrıyla kurduğu ilişkinin en somut tarifi mitoloji.
Yani sanki böyle geliyor bana.
Öyle olunca da bu kadar somut...
bir yerden tekrar anlamak istiyor.
Bana bir daha anlatır mısınız diyor gibi hissediyorum insanlık.
Çünkü çok metafizik ve uzak geliyor yeni tanrı modeli insanlara herhalde.
Yani Joseph Campbell'ın bir sözü var ya bütün dinler yanlış anlaşılmış mitolojidir.
Belki biraz yani öyle.
Bu da güzel. Evet yani mitoloji de öyle yani kaygan zemin ki.
Bak yani gideyim.
Şimdi tanrı falan diyoruz.
Evet tanrı falan diyoruz.
Arkadaş bir yorum vardı.
Bunlara mı inanıyorsunuz filan diye yazmışlar YouTube'da.
Dedim ki bu inanılacak bir şey değil arkadaşlar.
Bu yani geriye dönüp okunacak bir şey yani.
Bu bir tarih. Ama bir dönem insanlar buna inanmışlar.
Bir dönem gerçekten buna inanılmış, insanlar tapınmışlar.
Tanrıyı bu şekilde anlayabilmişler.
Kendileri üzerinden, kendilerine benzeyen ama kendilerinden daha sonsuz ve zamansız ve daha güçlü, kudretli, doğaüstü güçleri olan bir takım.
Çünkü kendisi zaten o dünyanın tanrısı olduğu için.
Benim de müdahale edemediğim bir takım şeyler var.
O zaman... Herhalde o tanrılar da bana benziyordur.
Her şeyi kendim üzerimden anlayabildiğim için onlara da kendi özelliklerimi atfedeyim.
Ama bazı şeyleri de tanrısal tutayım.
Yani sanki böyle bir sözleşme var aralarında gibi.
Gizli. Gizli bir sözleşme var gibi.
Hakikaten sen beni durdur çünkü ben durmuyorum.
Yok yok. Konuşmaya devam ediyoruz.
Biz onu jesmemikle çözeriz.
Şimdi her topluluğun da bir mitolojisi var.
Yani işte İskandinav Türk, işte Japon...
Mitolojisi falan. Yaratılış, aşk, ölüm gibi büyük sorulara cevap veren anlatıların her kültürde olması bir ihtiyaçtan mı geliyor?
Neden her topluluk kendisine bir mitolojik anlatı yaratmış?
Sözlü gelenek bu aslında.
Mitoloji dediğin şey bu.
Sözlü gelenek. Yani her şeyi sirayet etmiş.
İnsanın yaşayışına, hatıralarına, işte anneannesinden dinlediği hikayeler bunlar.
Bir yazılık kanunu olmayan bir inanış.
Daha sonra yazılı hale gelmiş.
Yani M.Ö. 800 diyoruz yaklaşık.
Hani Homeros o da yaşadıysa.
Yani anladım her şey muamma.
Homeros'un yazdığı metinler üzerinden ulaşıyoruz bu bilgilere.
Sonra ondan 200 yıl sonra Hesiodos yazıyor.
600'de civarında.
doğuşu ve işler ve günleri yazıyor.
Orada kozmogoniyi anlatıyor.
Yani insan nasıl bir evrenin içerisinde var olduğu vesaire.
Yani şey gibi Star Wars gibi sonrasında yazılıyor öncesi gibi.
Ve bunların öncesinde yok muydu yani aslında mitoloji?
İnsan ve Tanrı'nın bu ilişkisi hiç mi yoktu?
Tabii ki vardı. Ama 400'lerde artık Platon geliyor, Sokrates geliyor filan ve her şeyi yeniden sorgulamaya başlıyorlar.
Mütos kelimesi yani söz anlamına gelen mütos kelimesi aslında Homeros'un metninde geçtiği haliyle mesela Achilleus'un sözü.
Yani Achilleus'un sözü ise bu hani kuvvetli ve kudretli bir askerin sözü bu.
Aşil diyebiliyoruz biz.
Ah evet. Siz hocalar olarak bunu Achilleus diyorsunuz.
Vallahi ben bunların orijinalini söyleyeceğim arkadaşlar.
Orijinallerini sen söyle ben de halk dilinde.
Galata meşhur. haline söyle.
Olur. Tamam. Yani tabii ki ben bütün herkes bundan sonra Achilleus diyecek falan demiyorum.
Elbette öyle ama. Evet. Bize popüler kültürde hani Aşil diye anlattılar ya.
Aşil tendonu falan.
Öyle şeyler var. Aynen.
Ama çok garip yerlere de gidiyor.
Biliyorsun değil mi? Bu. Yani o edip olsa edip dendiğini duydum ben.
Öyle mi? O kadarını ben bilmiyorum.
Ödip var. Ödipal.
Ödipali biliyoruz psikolojiden.
Mesela bu da işte ödipal olmuş.
Önce ödip olmuş, edip ödip, ödipal falan.
Böyle gidiyor. Neyse ben buraya girmeyeyim.
Ahileus'un sözü olmuş olması aslında değiştirilemez bir emir olduğunu anlatıyor bize.
Yani şimdi bu bir emir. Kıdemli bir askerin sözü.
Şimdi kıdemli bir erkeğin sözü ise bu, mythos.
O zaman bunu değiştiremez.
Eğer bunu hikaye anlatı falan diye düşünüyor olsalar da o zaman o adamın ağzından çıkan sözü bu ismi vermezlerdi.
Yani aslında bizim...
Burada bir makamdan gelen bir söz olduğunu yani tanrı ve insan ilişkisi üzerinden düşündüğü zaman da doğanın kendisine söylediği kural doğanın kendisine koyduğu sınır vesaire diye
yorumlayabileceğimiz bir söz bu.
Mütos kelimesi.
Mitoloji. Yani mütos kelimesi daha sonra Platon'dan sonra artık masal, anlatı, hikaye gibi ekstra anlamlar elde ediyor.
Bakın arada 800'de yazılı diyorum.
Ondan önce inanılmış olduğu aşikar.
Uzun süre sözlü gelinek devam etmiş.
Ondan sonra 600'de Hesiodos yazdı diyoruz.
Ondan sonra 400'de İsa'dan önce Platon yeni bir anlam katlamanı diyoruz.
Yüzyıllardan bahsediyoruz. Şimdi baktığımızda sayı gibi geliyor ama orada yaşandığında çok uzun süreler bunlar.
Tabii tabii. Doğal olarak...
Bir de Ovid'in. yazdığı var galiba.
Ovidius. Ovidius. Metamorfosesi diyorsun dönüşümler.
O daha. O Roma dönemi.
Roma dönemi. O Roma döneminde daha sonra.
Ovidius'un metamorfosesinde bütün bu hikayeler Roma versiyonuydu.
Aslında o bir edebi eser.
Yani bir yaşam kılavuzu gibi değil de o mitolojik anlatıları şiirsel bir dille işte aktardı.
Dönüşümlerini temel aldığı bir edebi eser.
Çok iyi bir edebiyatçı tabii Ovidius.
O yüzden. O da batı kültürüne miras Kalmış elbette.
Şimdi bütün hepsinin yani mitoloji adını alıyor olmasının sebebi aslında bu mitos kelimesinin önce söz sonra anlatı hikaye ve işte bu sözlü geleneğin temsili olması.
Ve sonra işte bunun 19.
yüzyıl sonrasında bir araştırma konusu haline dönmesi.
Yani o her şeyin sonuna gelen logosun yani loji kelimesinin mitosun sonuna da gelmesi.
Artık logosla yani üzerinde düşündüğümüz, konuştuğumuz, tartıştığımız bir söz haline geldiğinde.
Yani bizden uzaklaştığında artık biz ona inanmadığımızda ve bu kültürün içinde yaşamadığımızda dışarıya çıkıp tekrar bakıyoruz oraya.
İşte o zaman sonra bir loji ekleyebiliyoruz, bir logos ekliyoruz.
Çünkü bilim halini alıyor.
Evet, mitos logosu oluyor o zaman.
Yani artık mitosu inceleyen bir alana dönüşüyor.
İşte sosyoloji gibi, psikoloji gibi o logosu eklediğimiz zaman işin rengi tamamen değişiyor bir nesneye.
Dönüşmüş oluyor bizim için artık orada araştırma nesnesine.
Yani eskiden yaşamın içinde bizimle beraber devam eden bir anlatıyken ve bu sözlü bir gelenekken sonra mitoloji olunca bilim haline alıyor.
Ve bu incelenen ve araştırılan bir bilim dalı.
Evet araştırma konusu haline dönüşüyor.
Aynen öyle bir aracısı haline dönüşüyor.
O yüzden işte Freud'udur, Nietzsche'sidir, Jung'udur kimleri sayalım hepsi.
Hepsi dönüp mitolojiye bakıyor.
Evet çünkü bunların hepsi klasik filolog bu arada.
Yani çok üzgünüm ama bunların hepsi klasik.
Basit eğitimi almış kişiler.
Yani antik çağı çok iyi bilen insanlar.
Çok iyi okumuş insanlar.
Batı kültüründe böyle yeni şeyler söylemiş ve ortaya çıkartmış kişilerin buna Shakespeare'de dahil çok iyi antik çağ bilgisi olduğunda ve latince, yunancı metinleri okuyabildiklerini biliyoruz.
Aslında temellendirdikleri yer mitolojideki sembolizm diyebilir miyiz?
Olabilir. Bunu öyle yeniden okuyorlar ki bütün her şeyi.
Tamamen bütün her şeyi içselleştirmiş antik çağda bunun nasıl yaşandığını, bu insanların nasıl bir anlam verdiklerini.
Neyi...
onlar için temsil ettiğini o kadar iyi anlıyorlar ve özümsüyorlar ki bunu bütün insanlık için temel kodlar haline dönüştürebiliyorlar.
Yani arketipleri ortaya çıkartıyor.
Sendromları işte Freud'un Oedipus sendromu gibi yani hani ortaya çıkartıyor ve herkes Freud'un Oedipus sendromundan biliyor Oedipus'u.
Artık özünden değil de aracısından tanıyor gibi öyle bir özümseme ve yeniden söyleme.
Tabii tabii yani orada bizim ilk duyduğumuz şey ben psikolojik danışmanlık okuyorken Oedipus.
Evet hiç kimse yokastanın halini sormadı o kadıncağızın başına gelenler.
Ama yani her şeyinde böyle her şeyde böyle bir eril dilden anlatılıyor ya Yunan mitolojisinde orada zaten bir eril hakimiyet var.
Daha sonraki okumalarda galiba ulaşıyoruz.
Ona biz geçiyoruz. Evet bizim dönemimizde geçiliyor.
Ona biz geçeceğiz. Yani ne yazık ki yok.
Çünkü kadının da yeri yok.
Yani Yunan toplumu modern bir toplum değil.
Antik Yunan toplumu modern bir toplum değil.
Tam tersi kadınların evde oturmak zorunda kaldığı yani.
Modern mi diyelim yoksa şey mi?
Dişil, eril dişil.
Yani ataerkil toplum aslında Yunan toplumu.
Yani Yunan'a ataerkil bile diyemezsin.
Bak Roma'ya dersin. Roma'ya dersin.
Roma ataerkildir.
Yani tamamen erkek egemendir.
Ve hani kadının tek başına hayatta kalması matematiğini şey diye kurar.
İnmanu. Yani birisinin bir erkeğin eli senin üstünde olmalıdır.
Aa Türkiye. Welcome on board.
Bunu böyle şeydir yani.
Sen kimin korumasındasın diye sorarlar.
Ama kadın sokakta vardır yani.
Görülür. Hatta imparatorluk döneminde yönetime etki eden filan böyle küçük kösem sultanlar, hürrem sultanlar filan böyle gibi.
Agrippina diye bir kadın var yani ortada.
Seneca'yı sürgünden götürüyor getiriyor.
Hatta şimdi işte bir kitap çıktı arkadaşın.
Hakikaten şey yani kadın var.
Şeyde, Yunanlı evde yok.
Yani sadece evde, pardon ters döndüm.
Sadece evde, sokakta yok.
Yani aserkilde demiyorsun, kadını görmezden mi geliyor?
Evet, yani köle, eşya, kadın gibi.
Yani eşya, köle, kadın.
Anladım. Ve bunlar böyle aynı.
Zaten örtünmeli, çok ortaya çıkmamalı, sosyal yaşamda bulunmamalı, görünmemeli.
Eğer gece alemlerinde yani şölenlerde, sümpozyonlarda ortalıkta bir kadın varsa bunların da biraz hafif meşrep olduğu düşünülür falan.
Çok yok yani aslında. Yani şeyin, Euripides'in tragedisinde şey diye, Hipolitos şey diye ağlıyor Zeus'a.
Neden diyor çocuk sahibi olmak için bizi kadınlara mahkum ettin?
Gelseydik senin sunağında bir şeyler verseydik de bari bizi bu dertten kurtarsaydın diyor.
Kadına mahkum olmak, çocuk sahibi olmak için çok büyük bir üzüntü.
Çok büyük bir üzüntü ya. Böyle bir şey olabilir mi?
Metinden ben Ölüpides'in söylediğini söylüyorum.
Yani metinlerde yani gördüğümüz şey bu.
İstemiyor yani. Yani aslında biz şimdi diğer bölümlere geçerken yavaş yavaş bunu geliştirirken insanlar da Yunan mitolojisinde...
Yunan topluluğunda o dönemki.
Kadına bakışın ne olduğunu bilmesi iyi olur aslında.
Buradan kuracağız ya. Evet bütün her şeyi.
Zaten öyle olacak. Yani mitolojik anlatıda tek başına geziyorsan kırlarda kaçırılırsın dostum.
İşte. Kimse kusura bakmasın.
Böyle yani çünkü düşünsene hani Persephone şeyde arkadaşlarıyla bunlar da hep böyle saf kız hani Kore adıyla.
Erginlenmemiş. Evet henüz daha töreni gerçekleşti.
Kadınlarda da tören yok neyse.
Bu kızcağızlar çiçek topluyorlar renkli renkli ah bilmem ne falan aman Allah'ım ne kadar güzel renkli bir çiçek gördüm falan koşuyor gidiyor onu topluyor falan.
O arada işte Hades görüyor bunu ve İşte kaçırmak üzere atağa geçiyor.
Kaçırırken Kore'yi, daha henüz Persephone olmamış değil mi?
Kore nedir? Kore zaten bakire demek, saf demek.
Kore'yi tutuyor. Yeraltına doğru çekecek arabasını atarken Kore şeye üzülüyor.
Eteğinden dökülen çiçeklere üzülüyor yani.
Öyle bir saflık yani. Ne geçecek?
Farkında değil başına geleceklerin.
Hiçbir şey. Ama nasıl kaçırılabiliyor?
Tek başına olduğu için kaçırılabiliyor.
Bu net. Yani şeyin Orpheus'un erudikesi tek başına yine kırlarda gezdiği için yılan tarafından sokuluyor yarı altına gidiyor.
Daphne. Daphne.
Böyle yani bu iş.
Tek başına kadını yanında bir yaşlı...
Kadın olması gerekir ya da bir erkek olması gerekir sokağa çıkması için.
Öyle tek başına sokakta kadının gezmesi gibi bir şey.
Söz konusu değil. Yani aslında bu bizdeki çok da fazla İslami kültür değil.
Yunan mitolojisinden gelen bir şey de var o zaman.
Bu erkek egemenlikte Türkiye'deki.
Bence bunun herhangi bir toplumla, dinle, coğrafyayla falan ilgisi yok.
Bu çok otomatik bir şey yani.
Bu o dönemde yani o dönemde demeyeyim yani.
Erkek egemen olmak istiyorsa ne yapacak?
Kadını ortadan kaldırması lazım. Anaerkil dönem de var aslında.
Tabii tabii. Eskiden daha öncesinde.
Anaerkil dönem de var ya öyle bir dönem de yaşanmış dünyada.
Herhalde tabii ki. O yüzden zaten unutulsun diye oluyor bunların hepsi arkadaşlar.
İşte evet ama biz de unutmuyoruz neyse ki.
Yani bu bir kod bence ya.
Yani bize en yakın olan kod bu ya.
Bu yaşanmış en son anaerkil dönem yaşanmış.
O yüzden onlar daha çok önümüzde belki.
Evet ama unutmuyoruz dedin ya onun için söyledim.
Yani bu aslında kendi potansiyelini fark eden her bir kadının aslında ne kadar muktedir.
diğer olduğunu böyle iliklerine kadar hissettiğini biliyorum.
Buna çok eminim.
Ve o zaman kendini konumlandırdığı yerde değişiyor.
Artık oradan sonra şefkate ihtiyaç var ama.
Şefkatle dönüştürmeye, şefkatle desteklemeye, şefkatle ilerletmeye ihtiyaç var.
Yani orada ben işte postallarımızı giyelim ve sokağa çıkalım.
Yine eril oluyorsun ya orada.
Evet. Peki yabancı dil ve edebiyat bölümlerinde de hep mitoloji giriş dersi olarak alınıyor.
Bu biraz daha anlatının temelinin oradan başlamasıyla mı ilgili?
Kesinlikle. Yani çünkü edebiyatı okuyamazsın.
Düşünsene hani. Referansları oradan anlıyorsun.
Tabii ki. Şeyde İtalyan dilinde Dante okuyacaksan Vergilius'u bilmen gerekir.
Vergilius'u anlamak için işte Aeneas destanını mitoloji bilmen gerekir.
Zaten Aeneas'ın annesi Venus'tur.
Yani Afroditedir. İşte yine aynı şekilde.
Bütün batı edebiyatının temelinde yatan Yunan mitolojisini, onun aracısı olan Roma söylenini.
Bilmen gerekir. Sinemada da, edebiyatta da yani çıkıp da bir hadi Roma'da müze gezeyim desen karşına çıkacak eserlerin %90'ı büyük bir ihtimalle.
%100'ü. Hiç yok öyle bir şey yok yani.
Her taraf, bütün batı böyle ve dediğim gibi Anadolu da böyle.
Tabii yani işte. Bütün Anadolu böyle.
Her yer zaten tapınak.
İşte Efesidir, Apollyonudur.
Her yerden başka bir şey çıkıyor yani.
Evet, evet. Yani o yüzden hani çok fazla gözümüzün önünde ve bizim de bu bilgiye aşina olmamız bunu...
kendi dünyamızı almamız, içselleştirmemiz bu noktada bence önemli.
Kesinlikle. Peki, yaratılış mitine gelelim mi?
Gelelim. Tamam. Başlıyoruz.
Haydi bakalım. Bu bölüm yeni yılın ilk bölümü olacak.
Evet, yaratımla başlıyoruz.
Yunan mitolojisi bize evrenin yaratımını nasıl anlatıyor?
Her şeyden önce kaos vardı.
İşte aradığım cevap.
Her şeyden önce kaos vardı.
Kaos, kasko fiilinden geliyor.
Esnemek, uzamak, genişlemek anlamına geliyor.
Ve kaos aslında esneyen bir yarık.
Sonra noktalı virgül uzay.
Anlamanı vereceğiz biz buna.
Yani bir Hesiodos'un tanrıların doğuşunda anlatılıyor bu.
Evren yaratım miti.
Bunun Türkçe çevirisi de var. Herkes alıp okuyabilir.
Çok da anlaşılır ve tane tanedir.
Yani eski bir çeviri ama iyidir.
Bu esneyen yarığın içinde yani bu karanlığın daha henüz karanlık adını bile almayan esneyen yarığın kaosun içinde Gaia kendi kendine salınıyordur, dolanıyordur şöyle.
Ve bir durağanlık vardır.
Bir hareket yok böyle. Bir oluşu hali vardır yani.
O anda eros yani aşk var olur.
Hemen ayırıyoruz. Neden ayırıyoruz?
Tombik çocuktan. Efendim o...
Elinde okla gezen kanatlı bebek.
Tatlış çocuk. O değil bu eros.
Bu eros o eros değil.
Bu onun kaynağı.
Yani evrenin kaynağı olan hareket ettirici aşk.
Yani aşk bir itki olarak.
Gaia'yı harekete geçiriyor.
Kaos'u harekete geçiriyor.
Sadece Gaia'yı da geçirmiyor bak.
Bu da çok önemli bence.
Çünkü yani Kaos'un da kendisinden bir şey üretmesini sağlıyor.
Eros'un gelişiyle bütün evren yavaş yavaş her bir yandan oluşmaya başlıyor.
İtki aşkın kendisi.
Gaia bu aşkın hareket ettiriciliğiyle kendinden kendine eş denk bir Gök yaratıyor.
Kendisini saran Hesiodos diyor ki tanrıların yurdu Oronos'u yaratıyor.
Oronos sonra Uranus oluyor.
Bizim daha aşina. Daha aşina.
İşte bak hep latince bunlar.
Hocam. Uranos.
Evet kendine bir gök yarattı.
Evet kendine denk bir eş yaratır.
Uranos Gaia'yı her gece üzerine çökerek döller.
Ve burada aslında Hesiodos'un Elven'in yaratımında yaptığı şey şudur.
Kaostan da geceyi çıkartır Erebos'u.
Karanlığı çıkartır Erebos.
Sonra oradan gece çıkar Nyx.
Nyx. Evet. Nyx de olur.
Aynen öyle. O çıkar.
Yani o taraf sonra uyku, hipnoz.
Hepsi adım, adım, adım.
Hipnoz. Böyle sürekli düzeltiyor.
Düzeltmiyorum ve ben bildiğimi söylüyorum hocam.
Bu şey değil mi ya bizim falan.
Tamam o. Hypnosta çıkar.
Yani aslında insanın yaşayacağı sistem yavaş yavaş oluşmaya başlar.
İşte dağlar, okeanos, nehirler yani bütün evrenin, dünyanın üzerinde var olan her şey oluşmaya başlar.
Fakat bu kaos dönemidir.
Yani aşkın hareket ettiriciliğiyle ortaya çıkan bütün her şey biraz böyle nasıl diyelim birbiri içine geçmiştir.
Keskin çizgilerle ayrılmış değildir.
O yüzden Uranus...
Sürekli gayeyi döllemeye devam eder.
Devam eder yeni şey çıkar.
Devam eder yeni bir nosyon, yeni bir varoluş aracı çıkmaya başlar.
Bunun sonucunda da artık yavaş yavaş çirkin çocuklar doğar.
İşte yüz kollu devler, 12 başlığı falan.
Bunlar böyle çirkin.
Kikloplar. Evet, kikloplar doğar.
Yani birkaç versiyonda çirkin çocuk çıkar.
Bunlar babalarının gözünde birer tehdide dönüşür.
Ne bunlar böyle ya der yani hani bunlar hakikaten benim hüküme son verebilecek kudrette olabilirler mi?
Çünkü ellerinde farklı tanrısal şeyler de vardır işte.
Daha sonra Zeus'a, Hades'e, Poseidon'a araçlarını verecek olan o atribülerini verecek.
Yıldırım'ı verecek, ürünmezlik nifeni verecek, tridenti verecek falan.
Bunları verecek olan devler bunlar işte.
Bunlar doğmaya başlıyor.
Bu sefer Uranus diyor ki ben bunları...
Gün yüzüne çıkartmayayım. Çıkmasınlar ortalığa.
Gayya'nın karnının dibine bastırmaya başlıyor.
Bu arada her gece onu döllemeye de devam ediyor.
Yani hep yeni bir şey ortaya çıkıyor ama artık çıkan şeyler birer ucube gibi.
Onları bastırıyor annesinin karnına.
Yani Gayya'nın bağrında gizli kalmasını kat kat altına bastırdı diyor.
Oraları bastırıyor, bastırıyor, bastırıyor.
Ama her gece döllemeye devam ettiği için Gayya şişiyor artık.
Şişiyor, şişiyor, şişiyor ve tahammülü kalmıyor.
Ve diyor ki... Çocuklarına.
Gün yüzü görmüş olanlara tabii.
Babanızı öldürün mü diyordu?
Yok babanızı öldürün demiyor.
Kim diyor karşı gelecek ilk kötülüğü yapan kişiye?
Bu babanız bile olsa.
İlk kötülüğü yapan babanız bile olsa bu bir kötülük.
Ve buna karşı gelecek olan, bana destek olacak olan kim diye soruyor.
Hanginiz olursunuz? Kimse bir ses çıkartmıyor.
Ta ki Kronos.
Zaman. Geliyor tabii.
Şimdi bunu neden hep mitoloji diye sordun ya.
Düşünsene şimdi bak. Yerle gök oluştu.
Efendim uzayın içinden karanlık, karanlığın içinden gece, gecenin içinden uyku, uykunun yanında ölüm çıktı.
Yani insan için olan bütün her şey oluşmaya başladı.
Bak bu sembolik yani. Sadece isimleri okusan bile diyorsun ki wow tamam şimdi anladım.
Sonra zaman. Allah Allah ya.
Neden acaba Kronos geldi?
Bak sen şu işe Kronos son verecek bütün bu hikayeyi yani öyle mi?
Hadi bakalım peki. Gaia oğluna bir şey veriyor.
Tanrısal bir tırpan.
Ak çelikten yapılmış diyor.
O zamanlar çelik yok. Hadi bakalım.
Ak çelikten yapılmış tanrısal bir tırpan veriyor.
Ve bu tırpanla Sote'de bekliyor Kronos.
Uranus gece olup da Gaia'nın üzerine çökmeye yeltendiği sırada çıkıp bu işe son verecek.
Yani bu birlikteliğe son verecek.
Ve aynı şekilde beklerken Uranus eğiliyor Gaia'nın üzerine.
Kronos da çıkıyor bu tanrısal tırpanla Uranus'un hayalarını kesiyor.
Yani bütün erkekliğini, erkini ortadan kaldırıyor.
Erkini ortadan kaldırıp fırlatıyor.
Böylelikle yani bu...
Çizgiyle yerle gök birbirinden ayrılıyor.
Bu çizgi Kronos'un çizdiği bu ayrım alanı ufuk çizgisi aslında.
Bundan sonra hiçbir zaman birleşmeyecek şekilde ayrılıyor birbirinden yerle gök.
Ve bir ufuk çizgisi oluşuyor ve aslında bizim bildiğimiz düzenli dünya yani kosmos oluşuyor.
Kosmos da kosmeo fiilinden geliyor.
Düzenleme, süsleme yani hem süslü hem güzel hem de düzenli ve ayrışık anlamlarına geliyor.
Kosmos. Kronos'un bu sistemi ayırmasıyla birlikte yani yerle göğü birbirinden ayırmasıyla birlikte artık kendisinin hakimi olduğu yani zamanın hükmündeki düzenli
dünya oluşuyor. Zamanın hükmündeki düzenli dünya.
Gece, gündüz. Her şey yani insanın içinde yaşayabildiği dünya.
Öncesinde yaşayamıyor ki insan da yok zaten ortada.
Henüz daha kaos döneminde insanlar.
Zaman algısı aslında düzenleyici.
Mevsim algısı düzenleyici.
Bunlar aslında hayatımızda çok düzenleyici ve çok temel şeyler olduğu için ondan sonra hayatta bir yerleşik düzene geçiliyor anladığım kadarıyla.
Aynen öyle. Yani insanın içinde var olduğu düzeni Kronos'un kurduğu söyleniyor.
Sonra Kronos ne yapıyor dersin?
Kronos diyor ki ben biliyorum diyor.
Zaten kendisine de söyleniyor bu ama.
Babasının hükmüne son verenin hükmüne son verirler.
Yani yapacak bir şey yok.
Bu kural. Karma her zaman çalışıyor arkadaşlar.
Antik çağda bile olsa.
Kronos kendi hükmüne son verilmesin diye bütün çocuklarını yutuyor ama olacak olan olur.
Zeus kenara ayrılarak büyütülüyor.
Artık Zeus'tan sonrasını anlatmıyorum.
Evet Zeus'u bir sonraki bölümde dinleyeceğiz.
Ama yani evrenin yaratımını Yunan mitolojisi bize aşkla başladığını söylüyor.
Aynen öyle. Peki bu ve bende şu çağrışımı yaptı yani insanlar çocuk sahibi olurken de bir aşkla başlarlar ve o aşkla beraber orada çocuk meydana gelir.
Ondan sonrasında da kaos olur evin içinde bir çocuk doğduktan sonra öyle değil mi?
Kesinlikle onu yaşayan bilir.
Gerçekten teorinin pratiğe indiği bir yere getirdiğin durumu hakikaten öyle olur.
Yani bu günümüze ya da şu anda benim günlük pratiğime baktığım zaman yani bir aşkla evlendim.
Çocuk yaptım ve çocukla beraber evin içine bir kaos geldi.
Evet çünkü yani kendi düzenli planlı hayatın kendi önceliklerin ikinci plana geçti.
Şimdi başka bir öncelik oldu.
İşte hepimiz ne yapıyoruz? Bir dakika şu an o ne istiyor diye bakıyoruz gözünün içine.
Ve yeniden kendini inşa etmek zorunda kaldığın.
ilişkini inşa etmek zorunda kaldığın.
O kaostan yeni bir düzen yaratmak zorunda kaldığımız bir yere geldik.
Aynen öyle. İşte ama burada Kronos da sensin.
Evet. Hepsi bizim içimizde.
İçimizde. Kronos da sensin.
Kendin alacaksın o tırpanı eline.
Ya kendin yeniden ayıracaksın o iç içe geçmiş sistemi.
Ya da yeniden bir düzen oluşturmak üzere birlikte yapacaksınız bunu.
Bu da bir seçenek. Ben tek başıma yapamazdım açıkçası.
Çünkü ben tek başıma olsam kestirip atmak çok kolaydı herhalde.
Ama birlikte yaptığımızda...
Bunu birlikte düzeltebiliriz, bunu birlikte dönüştürebiliriz dediğimizde işte o zaman benim yapamadıklarımı yapan ya da onun yapamadıklarını yapabildiğim bir sistem olabiliyormuş yani o diye düşünüyorum.
Herkesin de yapabileceğini düşünüyorum ama evet aşk tıpkı evrenin varoluşu gibi insanın da varoluşunun kaynağı ve hatta insanlığın varoluşunun kaynağı bence.
İşte insanlığın varoluşunun kaynağından ilham alarak.
yere, göğe ve gördüğümüz dünyaya daha materyal dünyaya bunu yansıtmışlar sanki bu hikayeyi değil mi?
Kesinlikle öyle. Zaten ama bu bir bence biliyor musun bu insanın gönlüne ekili bir tohum.
Zamansız ve mekansız olarak farklı biçimlerde ve farklı şekillerde ortaya çıkıyor anlatı.
Yani kendisine gösteriyor aşk her zaman her yerde.
Kim neye ne kadar hazırsa o kadar.
Yani ama muhakkak kendini gösteriyor.
Aşkı görmezden geldiğinizde o zaman ya mutsuz ve kör olursunuz ve kalbiniz kararır ya da tekrar görmek üzere yeni bir savaşa girmek zorunda kalırsınız.
O yüzden karşınıza geldi mi görün.
Yani bu aşk illaki ikinci bir kişiyle olan aşktan da bahsetmiyoruz.
Asla. Yani mesela senin kendi mesleğine olan aşkın ve orada buldum dediğin anla beraber yazdığın tez bu da bir aşk.
Tabii ki. Ondan sonra işte ne bileyim.
Öğrencilerime. duyduğum aşk, anlattığım şeyde kendim bir anda bir şey keşfediyorum.
Yani yavaşça gönlümün açılması.
Buna da aşığım yani. Bir anda bir şey anlamak, bir anda böyle aa bu da bu mu?
Aa hepsi aynı şey mi bunların ya falan demek.
Orada da bir yaratım var yani.
Sonuç itibariyle seni yaratıma götüren şey de o aşk oluyor ya.
Evet kesinlikle. Yani o yaratıcılığın getirdiği aşk aslında diğer.
Kanatlı bebek olan Eros'un getirdiği aşk değil.
Kesinlikle değil. O zaten aslında galiba insan zahiri yani dünyevi aşk üzerinden anlayabiliyor yalnızca.
Çünkü bu dünyada bu beden içindeyiz.
Yani Platon'un ideaları gibi.
Aşkı anlamak için önce aşık olmam lazım.
Ki aşık olduktan sonra hissettiğim şeyin aslında karşımdaki kişiye aşkın bir şey olduğunu anlayabileyim.
Yani ama önce buradan anlamam lazım.
Ama tabii ki ben o bağlantısallığa aşığım gerçekten.
Gerçekten buradan da Türker Hoca'nın, Türker Kılıç'ın bağlantısallık teorisinde herkesin dinlemesini tavsiye ederim gerçekten.
Çünkü her şeyde, her koşulda, her bir alanda birbirimize bağlıyız ve zamansız ve mekansız olarak bağlıyız.
Bunu burada anlatabildiğim ve deneyimleyebildiğim için teşekkür ederim ayrıca.
Ne demek ben teşekkür ederim.
Bence hayatımıza yavaş yavaş mitoloji ve bu kavramlar temas etse bizim için de farklı perspektifler açacaktır.
Yeni bir yerden birlikte bakmak eğlenceli olabilir.
Evet sonraki bölümümüzde Zeus'ta bırakmıştık.
Zeus'tan devam edeceğiz.
Zeus'un ilişkilerini konuşacağız.
Zeus sadece çapkın mıydı yoksa Zeus'un başka amaçları mı vardı?
Zeus'a neler yapıldı?
Bunları sizden bekliyoruz hocam bir sonraki bölümden.
Oldu memnuniyetle. Görüşmek üzere.
Görüşürüz. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
