
Dionysos: Olympos’un Aykırı Tanrısı | Bengü Cennet Coşkun
15 Nisan 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Mitoloji sohbetlerinde Doç. Dr. Bengü Cennet Coşkun (bengulu) ile antik Yunan’ın en çok maceraya atılan tanrısı Dionysos’u konuştuk.
Dionysos; iki kez doğan, parçalarına ayrılıp tekrar toparlanan, kız kılığına sokulan, sürekli Hera’dan saklanan ve saklanırken dünyayı dolaşan bir tanrı…
Dionizyak ayinlerde insanın karanlık yanına hitap eden törenlerle belki de ihtiyacımız olan aydınlık-karanlık dengesinin taşıyıcısı olmuş bir tanrı…
Adı geçen eserler;
• Roma'da Bacchus Bayramı Ve Esrime - Doktora Tezi, Ekin Öyken
• Caravaggio, Bacchus, 1596
Not: Dionysos'un Roma'daki ismi Bacchus olarak geçmektedir.
Transkript
Ariadne'nin ipine hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün mitoloji sohbetlerinde doçent doktor Bengü Cennet Coşkun'la birlikteyiz.
Hoş geldin Bengü. Hoş bulduk Mukadder.
Nasılsın? İyiyim. Sen nasılsın?
Ben de iyiyim. Çocuklarımız olmadan kafamız dingin bir şekilde.
Biraz Zeus konuşalım. Hayır biraz Zeus dedikodusu yapalım.
Hadi hadi gıybet. Son bölümde bıraktığımız yerden devam edelim.
Zeus'un ölümlülerden Semele ile olan ilişkisi ve sonrasında Dionysos'un doğuşuyla devam edelim demiştik.
Evet o başlı başına bir iş yani çünkü.
Evet başlı başına bir iş.
Kahraman mı olacak derken tanrı oldu Dionysos ya.
Orası bayağı karmaşık bir hikaye.
Baştan Zeus ve Semele'nin hikayesini senden bir dinleyelim.
Favori hikayem bu arada.
Semele. Semele.
Falan şeklinde. Temay, Kralı Kadmos ve Harmonia'nın kızı Semele.
Zaten bir Zeus rahibesi.
Sürekli tapınakta işte Zeus'a sunular sunmakta.
Yani bir tanrının rahibesi veya tanrıçanın rahibesi olmak veya onun takipçisi olmak ne demek gibi bir soru da var bu arada.
Hani belki cevaplanması gereken.
Bir kere bir kadın olduğunda ve bir tanrıya kendini adadığında bakire kalman gerekir.
Medusa'nın hikayesinden hatırlayalım.
Evet. La Athena'nın. rahibesiydi ki hani atana zaten tamamen iffet sembolü olduğu için sürekli yaşamını Bir tanrıya adamak demek, yaşamını sadece tanrıya
yakınlaşmak üzere kurgulamak demek aslında.
Bütün seçimlerini de bunun üzerinden yapmak demek.
Zaten semele seçimini yapmış yani.
Tamamen tanrıya yakın olmak istemiş, tanrıyla bir olmak istemiş ve yaşamını Zeus'a adamış.
Bir gün yine Zeus'a sunular sunarken ve işte kurbanlar keserken en büyük kurbanlardan biri tabii büyükbaş hayvan işte boğa.
Özellikle kesmek çok önemli.
Şimdi boğayı kesiyorlar ama boğayı öyle kesip atmıyorlar da bu arada.
Eğer ileri seviye bir törense bu.
Yani tabii ki sürekli bu yapılmıyor ama.
İleri seviye bir törendeysek o zaman bunu bir ızgaranın üzerinde kesip akan sıcak kanında yıkanıyorlar.
Yıkanıyorlar. Tabii.
Sen ne diyorsun ya?
Ayinlerce. Ayinler.
Tabii üstte şey.
Izgaranın olduğu ve kurbanın olduğu yer kurban sahibi şeyde.
Izgaranın altında yukarıda hayvan kesiliyor.
O sıradaki sıcak kana akıyor.
Aşağıdaki de çıplak bir şekilde orada olmak zorunda.
Çıplak olacak. Çıplak olacak.
Üzerinden işte sıcak kan akacak filan.
Bu arada tam bu yaşanırken Semele Zeus'u ulularken ve onu işte ne kadar yüce bir tanrı olduğunu söyler ve ona
yakarırken bu sıcak kanların altında çıplak bir şekilde Zeus işte...
Kartal gibi gökyüzünde ucuyor mu?
Yine ayy. Semele'yi gördü.
Ve o sırada Semele'yi görür.
Hızlı bir pike yaparak aşağıya iner.
Zaten. Ve Semele'ye der ki merhaba.
Tatlı kız. Tatlı kız. Tanışalım mı?
Yoksa bana mı tapıyorsun sen?
Ha? Falan gibi. Sık gelir misin buralara?
Sık gelir misin buralara?
Ve işte Semele'ye görünüyor.
Burada. Hemen sadece Zeus kılığında göründüğünü söyleyebiliriz ama belli ki bir kılıfta yine de görünüyor.
Neye dönüştüğünü bilmiyoruz.
Evet bir şeye dönüşerek görünmüyor yani zaten.
Ve Zeus'la Seme'le ilişki yaşamaya başlıyor.
Şimdi halvet oluyorlar.
Birlikte oluyorlar.
Halvet kelimesini özellikle kullanıyorum.
Bu aynı zamanda bir tasavvuf derimi olduğu için.
Ben hikayeyi birazcık tüm yaşamını tanrıya adamış bir kadının tanrıyla buluşması gibi de okuyabiliriz gibi geliyor bana.
Semele Zeus'la beraber olmaya devam ederken bu böyle bir süre devam ederken Hera bu işe uyanıyor.
Ve diyor ki bir saniye burada bir durum var ben diyor gideyim bu kızı bulayım.
Semele'ye görünmeye karar veriyor.
Fakat nasıl görünüyor biliyor musun?
Nutrix olarak yani süt anne olarak görünüyor.
Tragedyaların hepsinde trajik karakterin en yumuşak karnı olan...
süt anneler vardır. Mesela Phaedra'nın yanında süt annesi vardır.
Ve süt annesi onun bütün bu ağır ruh halini yumuşatmaya çalışır, destek yapma kızım, etme evladım falan gibi.
Çok anaç bir yer orası.
Ve senin böyle hani tüm çirkinliklerini ve tüm güzelliğini her şeyini gösterebildiğin bir yer.
Hayır diyemediğim. Hayır diyemediğim bir yer falan.
Neyse. Ve tabii ki Hera diyor ki tamam diyor şimdi ben buna süt annesi olarak görüneyim.
Böyle yaşlı bir kadın kılığına giriyor ve Semele'ye görünüyor.
Diyor ki sen işte nasılsın?
Ne kadar da büyüdün?
Ne kadar da güzelleştin falan filan.
Bu diyaloglar tamamen uydurma.
Hayal ne yaptın diyor evladım diyor falan.
Neyse Semeli'nin bir şekilde içini açmasını sağlıyor.
Ve Semeli ona itiraf ediyor.
Diyor ki sana bir şey söyleyeceğim ama bunu kimseye söylememelisin.
Bu bir sır. Ben Zeus'la.
Birlikte oluyorum diyor. O da diyor ki aa diyor öyle mi falan.
Bu arada Ovidius'un Metamorfoses yani dönüşümler eserinde bu baya böyle açıklanıyor.
Çünkü bu bir dönüşüm hikayesi ya bir yandan da.
Evet bir yandan da öyle.
Peki diyor sana da Saturnus'un yani Kronos'un kızına göründüğü gibi görünüyor mu?
Senin yatağına girerken de tanrıçaların ecesi Yuno'nun yani Hera'nın yatağına girdiği haliyle mi?
giriyor. Bence diyor ondan bunu istemelisin.
Seninle de onunla beraber olduğu gibi olmalı.
Semele diyor ki ne kadar brilliant idea ya.
Yani hiç aklıma gelmemişti.
Vallahi hiç aklıma gelmişti.
İlk nefes at. Gerçekten direkt bir de ona şey yani daha kadınsı bir yerden de rekabetçi bir yerden de onu aslında dürtüyor.
Kışkırtıyor. Gerçekten. Ve Semele de diyor ki bunu isteyeceğim ondan.
Tamam. Tanrıların bile bozamazı bir yemin var.
Nedir? İnanır mısınız? Nedir?
İşte bu tanrılar insan antropomorfik oldukları için insani özellikler taşıyor olmaları onların bazı şeyleri yapabilmeleri ve yapamadığını sağlıyor.
İşte yeraltı nehirlerinden biri olan Stüks nehrinin üzerine yemin ettiği zaman yani ruhların karşıya geçtiği nehir bu arada.
Ölüme geçtiği. Evet. Ölüm tarafına.
Ölüm. Evet diyarına geçtiği eşik yani aslında.
Dünya ile öte dünyanın eşiği üzerine yemin etmek.
Onun üzerine yemin ettiği zaman bozamıyor.
Tamam mı? Şimdi Semele diyor ki senden diyor bir şey isteyeceğim.
Ama önce Styx nehri üzerine yemin edeceksin.
Ve ben işte falan.
O da diyor ki bir insan ne isteyebilir?
Hani en çok tamam diyor.
Yemin ediyorum Stüks nehrinin üzerine söylediğini yapacağım.
Ne istiyorsun benden? Diyor ve Semele diyor ki sen tanrıçaların ecesi Hera'ya göründüğün gibi bana da görünür müsün?
En saf haline o diyor ki yapamazsın.
Bunu kaldıramazsın.
Çünkü aslında Homeros'un böyle bir şeyi var.
Tabiri var. Diyor ki yakından görüldüğünde tanrılar korkunçtur.
Aslında hani tanrıyı gördüm, tanrıyı öptüm, tanrıyı sevdim falan böyle bir şey değil ki yani.
Zeus en saf haliyle Yıldırımlarıyla yani.
Bütün işte o perdesiz demek ki bir kılıfta görünüyor.
Bir perdenin arkasında bir insan suretinde görünüyor belli ki.
Ve onunla oluyor ki Semele en saf halini gördüğünde yıldırımlarıyla ona geldiğinde bir anda yanmaya başlıyor.
Ve Tanrı'nın saflığında çünkü Tanrı'nın saflığında başka hiçbir şeyin var olması mümkün değil.
E bunlar çok Tanrı değil miydi?
Öyle miydi? Böyle miydi?
Valla da Tanrı Tanrı'dır.
Yapacak bir şey yok. Bir tanrı çoktur azdır falan.
Baba tanrı bir de Zeus'tan bahsediyoruz.
Baba tanrı yani hepsini kapsayan falan bir tanrı.
O yüzden tanrı tanrıdır.
Tanrının var olduğu yerde başka bir şeyin olması çok mümkün değildir yani.
O yüzden Zeus'un haşmeti ortaya çıktığında tanrısallığını göstermesi gerektiğinde karşısındaki insanın da tabii ki o işte ortadan kaybolması gerekiyor.
Hiç olması gerekiyor.
Tamam yanarken bu arada yanma metaforunu da çok seviyorum.
Evet yanışma. metaforu benim de ilgimi çekiyor.
Çünkü bu kadının kafası kesilmiyor Meduso gibi.
Ya da kalbinden bıçaklanmıyor.
Yani yok oluyor. Küle dönüşüyor.
Evet. Yandım, kül oldum diyor ya.
Evet. Yani aşkı tarif ederken de hep yanmaktan bahsedilir ya şarkılarda da bu vardır.
O yüzden bana ilginç geliyor yanma metaforu.
Ya da işte Mesnevi'de, Pervaneler'de bunlardan bahsedilir.
Tabii burada şey de var yani.
Yanacağını düşünüyor ama emin değilim Semel'e.
Hani bana bir şey olur mu acaba falan.
Ama her şeyi göze alarak onun hakikatini görmek istiyor.
Öyle bir aşk ki kör oluyor. Evet. İşte aşkın gözü kör.
Kör. Al. Al yandın.
Dünyalı. Zavallı.
Yandın işte dünyalı.
O arada Semel'i hamile.
Yes. Hamile ve karnında Dionysos var.
Dionysos'u görüyor o yanarken Zeus.
Alıyor onu baldırına koyuyor.
Ya da kucak. İki anlama geliyor o kelime.
Ya baldır ya da kucak.
Bizim fikrimiz hep böyle şey oluyor.
Onu baldırına sardı falan.
Bir metinde geçiyor ama gerçekten.
Onu baldırına sardı diyor.
Ama yine de bence bir şeyler var orada.
Neyse. Bak bu tamamen kişisel merakımdan bunları konuşuyorum.
Onu kucağına koyar. Annesinin karnından alır.
Yani bir kere doğar.
Annesinin karnından. Sonra da babasının baldırından doğar.
Yani iki kere doğan.
Yani aslında bir ölümlüden bir de tanrısal olandan doğuyor Dionysos.
İki kez doğuyor. Evet yani onu diğer ölümlü ve yani Zeus ve ölümlü ilişkilerinden...
doğan çocuklardan ayıran şey bu.
Onun annesi Tanrı'nın hakikatinde yanmayı göze alarak o sırada saflığında yandığı sırada tamamen aslında o da insanlığından geçmiş oluyor baktığında.
O da dediğin ya hani kül oluyor, yok oluyor.
Yok olmayı göze almış oluyor.
Tam o sırada karnında bir çocuk var.
O alınıyor. Bu sefer bu çocuk annesinden doğmadı.
Başka bir Tanrı'ya hedef olmadı.
Bayağı baba Tanrı'dan doğdu yani.
Bir de böyle kimi doğuruyor?
Athena'yı. Atene'yi doğuruyor.
Aynen öyle. Bir de onu başından doğuruyor.
Yani bir Atene var bir de Dionysos var.
Şimdi ikisi de bu arada doğduğu yerin sembolikliği mesela Atene'de de var.
Bu da enteresan. Neyse.
Doğduğu yer ne? Kafadan çıkıyor ya.
Baş ve baldır ya da işte neyse kucak farkı.
Doğduktan sonra Hera anlıyor.
Zaten takipti bu arada.
Bütün hikayeyi kurdu.
Hareket ettirdi. Kadını küle döndürdü.
Oğlanı babasından doğdurttu.
Oğlanın bu arada hamile olduğunu bilmiyor Goya.
Hani o sırada falan. Fakat Zeus'un başka bir kadından bir çocuğunun oluyor olması zaten bir mesele.
Her zaman olduğu gibi. İşte bu adından da kurtarmıyor bu Herakles gibi gariban.
Evet. Adı da Dionysos.
Adı da Dionysos. Doğal olarak Hera Titanları kışkırtıyor ve Dionysos'u parçalatıyor.
Bu parçalara ayrılma fikri diğer mitlerde de var galiba değil mi?
Dağıtma. Mısır'da, Osiris'te var.
Addis. Bildiğim kadarıyla.
Bunların peki dağıtmasının sebebi ne?
Parçaları ayırmasını. Yani parçaları bir daha toparlanamaz.
İmkansızlaştırmaya çalışıyor.
Tekrar var olmasını.
Yani Zeus'un başka bir kadından doğacak, üstelik bir ölümden doğacak olan çocuğunun potansiyeli kendi evlatlarından yüksek olabilir mi?
Onlar tanrılar katına ulaşabilir mi?
İnsanlar arasında şöhret kazanabilir mi?
Tehlikeli görüyor yani. Tehlikeli.
Tam karşı kontrastını yaratmak zorunda olduğu için hikayede.
Yine öldürmüyor. Yani parçaları ayırıyor, toparlanabilir tekrar.
Yok öldürüyor canım. Nasıl toparlanıyor?
Düşünsene nasıl ölecek? Abi bir insan nasıl ölecek zaten?
Sonra nasıl toparlandı? Sonra, çok heyecanla dinliyorsun çok tatlı.
Evet, ay nasıl toparlandı?
Dikti var mı Frank Ejder mi?
Bu arada tatlı dramatik bir şey de var.
İşte o sırada parçalarından damlayan kanlardan işte bir nar ağacı.
Çıkıyor. Nar ağacı genellikle böyle kanla özdeşleştiriliyor.
Rea. En başa döndük.
Evet en başa döndük.
Zeus'un büyük annesi.
Büyük anne Rea çok acıyor bu çocuğa.
Ve onun parçalarını topluyor.
Onu tekrar birleştiriyor.
Sonra da ona tekrar can veriyor Rea.
Ve Dionysos bu sefer...
Başka bir formülle saklanmak zorunda.
Dionysos sürekli biçim değiştiriyor.
Bak sürekli. Sürekli değiştirmesi lazım biçimi.
Evet sürekli biçim değiştiriyor.
Yani şimdi de mesela kız kılığına sokulacak.
Öyle mi? Evet. Ve bu yüzden bak şimdi arkeoloji müzesinde hatta bir tane Dionysos heykeli var.
O da tam bunu gösteren heykellerden bir tanesi.
İstanbul Arkeoloji'de. İstanbul Arkeoloji'de.
Tabii yani bir sürü var da baktığınızda Dionysos'un böyle çok genç cinsiyetler üstü bir güzellikle tasvir edildiğini görürsünüz.
Bunun sebebi aslında onu aynı zamanda işte böyle şeyle.
Dişil özellik. Dişil özelliğini yani hep böyle kız kılığına sokup onu saklamaya çalışmışlar falan filan.
Yani burada şimdi.
Yok edilemez yaşam arketipi demiştin sen buna.
Dionysos için Karl Kerenye öyle söylüyor.
Karl Kerenye'nin Dionysos diye bir kitabı var.
Alt başlığı bu. Yok edilemez yaşamın arketipi.
Tam öyle işte yani. O yüzden orada yanıyor olmuyor.
Babaya geliyor doğuyor. Sonra parçalarına ayrılıyor.
Sonra tekrar birleştiriliyor.
Can veriliyor. Yani hiçbir ölümlü tarafı kalmıyor artık.
Annesinden taşıdığı o ölümlü kısım.
Yani öte dünyayı gördü, geldi, bilmem ne yaratının sırrı falan.
En fazla macera yaşayan tanrı.
Kesin bu ya. Bu daha tanrı olana kadar perişan oldu bu çocuk.
Başına neler geldi. 12 tanrının arasına da giriyor.
Hestia çıktı, Dionysos geldi.
Ben bunları anlatmayayım mı?
Çünkü çok fazla şey var biliyor musun?
Yani Dionysos'un 12 tanrı arasına girmesi için önce tüm dünyada nam salması gerekiyor.
Ne yapıyor bunun için? Şarap mı oluyor?
Şarap yapmayı öğretiyor insanlara.
Evet insanları hem zevk hem de korku salıyor.
Çünkü çok böyle kritik bir şey var.
akıl alıyor ya.
Aklını alıyor senin. Sürekli akıllı oynuyor.
Persephone, yeraltı tanrıçası Persephone'ye teslim ediliyor.
Kıskılığına bürünüyor.
Ve kıskılığına büründükten sonra da saklanmak için Atamas'la İno'ya veriliyor.
Atamas'la İno'da o şeyin karakter yani Orhomenos'un kralı Atamas'la İno.
Bunlar zaten altın post, evlat kurbanı altın post falan gibi karmaşık hikayeleri var.
Bunlar böyle seçilmiş bir aile.
Sonra zaten bunları da delirtiyor Hera.
Dionysos'u sakladığı için. Yani o göğe kendi kızları gibi büyütecekler Dionysos'u.
Dionysos da gerçekten kendini kız zannediyor falan.
Yani bu Dionysos'un Bacchus olarak da geçiyor değil mi Roma'da?
Evet. Ve şey Caravaggio'nun bir tablosu vardır.
Kadınsa bebeksi bir yüzünün olduğu böyle üzümlerle beraber çizildiği.
Mesela o daha feminen bir surattır.
Aynen öyle. İşte tam onu söylüyorum yani.
Anladım o gözümün önüne geldi o tablo.
Yani fallus var ama yukarıya bakıyorsun Allah'ım ne kadar güzel diyorsun.
Kıvırcık saçlı güzel bir yüz yani.
Yani sakalı yok bilmem ne.
Tertemiz bir cilt falan.
Hani vücutta böyle erkeksi bir kas yok falan gibi.
Yani aslında. Katı değil yani.
Hem kadın hem erkek biraz daha hermafrojit gibi.
Evet böyle şey enerjisi öyle yani.
Çünkü zaten bütün kalıpların üstünde.
Üstünde. Yani bütün kalıpların dışında bir tip.
Çünkü bütün bu kalıpları kırılsın diye yapmadıkları şey kalmıyor yani gerçekten.
Atamasa kız kılığında saklanıyor.
Bunu da fark ediyor. Hera yine gidiyor peşinden.
Bu sefer Hermes bunu ne yapıyor biliyor musun?
Koç veya oğlak diye geçiyor.
Yani küçük bir hayvana çeviriyor.
Ya da keçi de olabilir. tabii yani.
Çünkü satirlerle kank olduğu noktaya geleceğiz.
Nusa Dağı'na saklıyorlar bunu bu sefer.
Hayvana dönüştürüp.
Biliyorsun ki şey Zeus sevdiği birisini saklamak isterse ineğe dönüştürüyor.
Bunu da böyle daha küçük bir hayvana dönüştürüyor.
Boynuzlu bir hayvana dönüştürüyor.
Ve işte Kendisini sembolize eden Nusa Dağı'ndaki işte beş tane nümfa, hyades deniyor bunlara.
Bu aynı zamanda boğa burcunu oluşturan takım yıldızıdır.
Evet. Bu hyades onu büyütüyor.
Balla ve işte keçi sütleriyle.
Zeus da öyle büyümüştü. Hello.
İşte bu. Dön geri ilk bölüme dön.
Sar. Zeus'un doğumu bölümünü izleyebiliriz.
Orada izleme yok değil mi artık? Dinleme.
Dinleyebilirsiniz. Ve işte aynı şekilde zaten bebekliğine bildiğimiz iki tane tanrı var.
Biri Zeus, biri de Dionysos.
Dionysos'a gelmiş olduk şimdi.
Dionysos, Nusa Dağı'nda dağ nümfalarının bakımında keçilerle...
Öksüz bir şekilde biniyor.
Sürekli bir yerlerde yani anladın mı?
Oradan da tekrar bunun kaçırılması gerekiyor.
Bu sefer... Dionysos artık seyahate çıkıyor.
Dionysos için şöyle bir şey deniyor ya da Bacchus için.
Gelen tanrı. Yani hep bir yere bir yerden geliyor yani.
Sürekli bir hareket halinde çünkü.
Bütün dünyayı dolaşacak.
Güzel. Nusa Dağı'nda.
Severiz gezgin erkekleri. Nusa Dağı'nda üzümden şarap yapmayı öğreniyor.
Ondan önce şaraplar baldan bu arada.
Baldan yapılıyor tatlı şaraplar yani.
İki yudum içtin sarhoşsun bitti.
Bu arada ben açıklamalardan birinde şeyi okumuştum.
Üzüm hasıdı ve sonra şaraba dönüştürülmesi.
Parçalara ayrılıp o ayrılan parçalardan bir şeye dönüştürülme.
şarap olarak dönüştürülme hikayesi aslında Dionysos'la çok benzer.
O da parçalarına ayrılmış ve bütüne geldiğinde esrimeyi tarif eden bir tanrıya dönüşmüş ya.
Yani o anın gerçekliği aslında şarabın bulunduğu dönemle çok birbirine benziyor diye bir yorum okudum.
Çok iyi bir yorum bence. Bir de şey de var.
Çok zor üzümü.
Yerlerde düşünsene asılmadığı zaman yukarıya.
Asma zaten sonradan olan bir şey.
Şürümeden temiz bir şekilde onu muhafaza etmek ve sonra şaraba dönüştürmek de o.
Evet zor bir iş yani. Bu yüzden ne diye tarif ediliyor biliyor musun?
Dionysos bir yandan da medeniyet götüren diye tarif ediliyor.
Yani gittiği yere medeniyeti götürüyor.
Yeni bir dönem açılıyor aslında.
Evet yeni bir dönem başlıyor.
Mısır'a gidiyor, Nil'e gidiyor, Lidya'ya gidiyor.
Sonra oradan Hindistan'a kadar gidiyor.
Hatta Hindistan'da... Fillerle geldiği tarif ediliyor ve işte fillerle tekrar Aradolu'ya işte Frigya'ya geldi.
Hatta Frigya'da bütün günahlarından ve deliliğinden sıyrıldı.
Sıyırıldığı bir nehir var.
Reyyan'ın onu yıkadığı.
Büyük annesi bu çocuğa baktı.
Vallahi. Bak.
Büyük anneler. Şefkat.
Büyük anneler olmasa çocuklar büyüyebilecek.
Diyonisosa gene işte orada temizlediği Frigya'dan Avrupa'ya tekrar dönüyor.
Ve sonra Diyonizyak eylemler mi başlıyor?
Ayinler. Ayinler.
Dionysos zaten aslında şimdi bu kadar şeyin içinde deniyor ki zaten Dionysos'un neden böyle delirtici olduğunu anlıyoruz.
Çünkü zaten sürekli kendisi sürekli delilik salıyor peşinden Dionysos'un.
Hem kendisini delirtmeye çalışıyor hem ona bakanları delirtmeye çalışıyor.
Bir deliliktir gidiyor yani hikayenin başından beri.
Sonra Dionysos...
Bir ölümünden doğmuş bir çocuk olarak ölüyor, geliyor, dağılıyor, birleşiyor falan filan derken şey diye tarif ediliyor.
Sürekli bir müziğe ihtiyaç duyuyordu sakinleşmek için.
Çok tatlı.
Sürekli bir müziğe ihtiyaç duyuyordu.
Sürekli böyle bir ritim. Hani çal paralar, defler, işte bu sopanın ucuna takılan çam kozalaklarını çalıyorlar filan.
Yanında hep böyle manyaz adı verilen.
Manyas yani. Manya.
Manyak gibi. Manyak gibi adeta.
Manyas adı verilen kadınlar var ve onun müritleri bunlar.
Genellikle işte takipçisi olan kadınlar oluyor.
Ve Nusa Dağı'nda da peşine takılan ve birlikte olduğu işte bütün sistemini kurduğu yer orası çünkü.
Satirler, satirozlar, belden aşağısı keçi, üstü insan formlar.
Onlarla birlikte işte her gittiği yere dediğin gibi delik salıyor.
Zaten yolda gelirken gemiye binmesi gerekiyor bu arada bir de.
Dönüş maceraları da var yani Hindistan'da dönüş macerası bayağı bir var.
Gemidekiler bunun tanrı olduğunu bilmediği için kaçırıp satmaya çalışıyorlar köle olarak.
Bu da bir anda geminin ortasında bir asma, arsız asma zaten bunun şeyi o her yere böyle saçılıp diye giden asma.
Geminin ortasından bir asma ağacı çıkartıyor.
İşte bir anda kürekleri yılana çeviriyor.
Kendisini aslana çeviriyor.
O shape shifter özelliği onda da var yani kılık değiştirme.
şeyde de arkadan da bir flüt sesi geliyor.
O müzik her zaman var.
Ritim geliyor arka taraftan ve bir uzaktan bir flüt sesi korsanlar korsanlar zut!
diye yanıveriyor kapalar.
Ve kendilerini denize atıyorlar.
Denize attıklarında da Yunus'a dönüşüyorlar.
Balığa dönüşüyorlar. Hikayeler bitmiyor arkadaşlar.
Bitmez. Bitmez bu hikaye. Tamam dediğine dönüyorum.
Ben bu ayinleri merak ettim.
Çünkü şöyle bir yorum okudum.
Evet. Çok karışık ayinler.
Jung'a göre mantıklı tarafı dengelemek için şehirde ya da toplulukla yaşayan insan grupları şehrin dışına uzaklaşıp orada içlerindeki o karanlık yönü, gölge
yanını dengeleyebilmek için belli ayinlere katılıyorlar.
Bu ayinler de işte bahsettiğin gibi biraz esrime, dansla kendinden geçme, işte şarap içip zihnini rahatlatma, halüsinasyonlar görme.
Bunlarla alakalı o karanlık yöne bir bakış atıp o ayinler bittikten sonra da normal hayatına dönüyor.
gibi okudum. Yani aslında bu aydınlıkla karanlık yanının, pis işeğinin dengelenmesi gibi bir yorum da var.
Şahane bir yorum. Yine sadece biraz fazla naif buldum.
Öyle mi? Çünkü ayinler çok var.
İçimizde karanlık yanımız.
Biraz fazla bu arada yüzde yüz yani karanlık yanın zaten çıkacak.
Çünkü sen de parçalara ayrılacaksın.
Yani bir tanrıya ibadet etmeye çalıştığın zaman onun deneyimini kopyalamaya çalışıyorsun.
Sistem biraz böyle. Tanrılar sisteminde.
Şimdi Diorisos'u kopyalamaya çalış.
Hadi bakalım. Deli çünkü. Anladın mı?
Hani gitti. Komple bütün bildiğimizi unuttuk.
Yani erkekti, kadın gibi oldu.
İşte bilmem neydi öyle oldu.
Hani ölümlüydü, tanrı oldu falan.
Bu arada işte o tanrılar arasına giriyor dediğin yer tam ne zaman oluyor?
Az önce söylediğim gibi Avrupa'ya döndükten sonra tekrar bütün Hindistan'a kadar tanrılığını kanıtlamış oluyor.
Ve her gittiği yerde işte kendisini...
O yüzden Dionysos'un hikayesine benzer çok fazla tanrı vardır doğuda.
İşte o yüzden Addis dedik işte Osiris dedik falan filan.
Mısır'a gidip aslında isim değiştiriyor diyebiliriz.
Bunun her tarafta var olduğunu bilmek.
Versiyonları var diğer yerlerde de. Evet bu çok önemli bir şey yani.
Demek ki bu aslında. Seyahat ediyor.
insanın ihtiyacı olan, içindeki ihtiyacı karşılayan bir tanrı olduğu için her yerde farklı isimle karşılık görüyor.
Dengeleme hikayesi de çok doğru.
Çünkü aslında Apollon-Dionysos dengelenmesinden, Nietzsche'de Tragedia'nın doğuşunda bundan bahsediyor girişinde.
İşte Apollon ve Dionysos'un dengeli olarak aslında kullanıldığı zaman bu işin yapılabilirliğinin mümkün olduğunu söylüyor.
Hakikaten diyor çünkü sadece Dionysos'a bir şey oldu mu Allah!
Kimseye biz ulaşamayız yani.
Tam da bu yüzden dedi.
Yine kentin içinde zaten bu arada sosyal yapı da bunu kaldırmaz.
Kadınlar ortalıkta duracak.
Kentin merkezinde danslar, şaraplar falan filan.
Kadının sokağa çıkması yasak.
Yanında bir erkek olmadan.
Bir erkeğin eli üstünde olacak demiştin ya önceki bölümlerde.
Aynen öyle. Yani öyle kolay değil.
Hani bir kadının böyle hafif meşrep eylemlerde bulunması, danslar yapması filan.
Kendini göstermesi, örtünmemesi falan.
Baya zor işler yani. Doğal olarak kentin merkezinde değiller.
Tamamen latincesi geliyor.
Rusticus. Tamamen kırsaldalar yani.
Kırlarda yapılan bir ibadet bu.
Çünkü zaten aslında herkesin de yapmayı becerebileceği ve teslim olabileceği bir ibadet de değil.
Yani bir ibadet modeli de değil.
Bildiğin bütün kalıpların dışına çıkman zorunda bırakan bir ibadet.
Şimdi sen aslında ne isteriz değil mi?
Yani işte efendi efendi tanrımıza giderim kurban sunak bilmem ne.
Neyse ne yani. Bunları yapalım.
de istediğimizi versin. Evet.
Beklentimiz bu yönde. Beklentimiz bu yöndedir yani.
Kötü ruhlar gitsin, iyi ruhlar gelsin.
Biz koruma altına alsın. Zeus'un rahibesi olayım falan filan.
Bir şey yani hani bunların hikayeleri de normal ama Dionysos olunca Oba!
Parçalarına ayrılacaksın.
Anlat şu aynı kız. Ya o kadar fazla biçimi var ki.
Bir de biçimler de zaman içerisinde değişiyor.
Doçent doktor Ekin Öyken'in bir tezi var.
Roma'da Bakus. kültüyle ilgili.
Roma'da Bacchus ayinleriyle ilgiliydi galiba.
Tam adını hatırlamıyorum ama Bacchus diye yazarlarsa Tez Taraba sayfasından çıkacaktır.
Çok detaylı bir çalışma.
Bu hem Yunan ayağını hem Roma ayağını detaylı bir şekilde okumak isteyenler.
Evet oradan da Türkçe olduğu ve her yapıldığı için bulunabilir.
İşte Carl Kerenyi'den yine okunabilir.
Özellikle Dionysos başlıklı bir kitap olduğu için detayları.
Ama halk tarafından kabul edilmeyecek kadar insanların İnsanların içip, kendilerinden geçip esrime dediğimiz şey zaten entusiasmoz.
Yani aslında... Coşku.
Kendi içimdeki enteos.
Yani o entusiasmos kelimesi 3'e bölünebilen bir kelime.
İçimdeki tanrıyı çıkartmak aslında.
Oradan geliyor.
Enteos olunca yani içimdeki tanrının ortaya çıkmasını sağlamak için benim bir kere buradaki bütün doğrularım yanlışlarım.
Gerçeklikle olan bağlantıyı kapatıyorsun aslında.
Alkolü aldığın anda zihnin başka bir aleme kayıyor.
Bir de sürekli aynı ritimde nefes, ritim, alkol.
bilmem ne. Hani orada bir Ortam var yani.
Veçtali. Veçtali.
Aynen böyle.
Tam tam tabiriyle bu yani.
Bunlar böyle kapalı devre bir yerde.
Kimsenin görmediği falan.
Doğal olarak da o karanlık ormanın içinde bir alan yaratıyorlar kendilerini.
O alanda bir hale giriyorlar.
O hale girdikten sonra zaten yavaş yavaş içindeki tanrıya yaklaşmaya başlıyor.
Tanrısal sevgi, tanrısal aşkın deneyiminde insanın bedensel sınırların olmadığını söyleyebiliriz.
Gerçeklikten kopuş aslında yani sınırlardan kopuş.
O yüzden benim karşımda Ahmet, Mehmet, Süleyman Yok artık o noktada.
Kim var? Bilmem ki.
Orada bir bir olma hali var.
Ve Orgea Aile denilen ayinler işte o bir olma halinin deneyimlendiği ayinler.
Orada artık kendinden geçiyor.
Bu ayinler de bu şekilde devam ediyor.
Ve sonrasında yine Dionysos'la ilgili okuduğum şeylerden birisi artık sanata ve tiyatroya dönüştürmek birçok şeyi.
O tanrısal olanı.
İnsanın içindeki yaratıcılığı.
Buna dönüştürmekle ilgili de başlangıcı yaratan kişi Tanrı olduğunu da okudum.
Aynen öyle. Yani Ditramboslar'da bu tiyatrolar gününde bir çok basit bir versiyon anlatmaya çalıştım açıkçası.
İnsanlar zaten tragedia, tragos ode demek.
Yani keçi şarkısı.
Bu ayinlerde kurban da kesiliyor.
Kesilmiyor daha doğrusu. Kurban da parçalanıyor.
Parçalarını ayırıyorlarmış değil mi?
Evet. Keçiyi tutup canlı bir şekilde...
bacaklarından tutup parçalıyorlar canlı bir şekilde.
İşte vahşetin sınırları. Bu korkunç bir ortam.
Korkunç bir ortam. Burada olmak istemezsin.
Tamam karanlık demiş, yunk dengeliyoruz demiş ama bu kadar da değil.
Yani aslında o zamanki insanın yaşayışına baktığın zaman biz çok medeniyiz ya.
Yani işte biz fazla mantığın ve bilginin çağındayız ya.
Bunlar çok ekstrem geliyor bu dinlediğimiz şeyler.
Halbuki çünkü ben öğrencilere soruyorum.
Mukadder bak diyorum ki size ben Dionysos'u aynı anlatacağım.
Hazır mısınız? Eti, Markette görmeyen var mı?
Soruya bak. Market dışında kesiliş halini.
Evet yani hayvan kesen, hayvan kesildiğini gören.
Yani bunu teşvik etmek için söylemiyorum ama sonuçta bunu zannediyor ki çocuk paketli bir şey.
Bu kadar uzak olunur mu doğaya ve doğal olan yaşayış sistemine?
Nereye gittik yani şu anda?
Şimdi ben buradan bunu alacağım marketteki paketi.
Çocuğa diyeceğim ki aslında onlar şöyle falan diye.
Bütün hepsini baştan anlatacağım falan.
Şimdi ben size çıplakeyle keçi parçalama anlatacağım.
Nasıl yapacağız bu işi diyorum yani.
Düşünsene. Çok vahşet.
Evet yani. Dinlemek için çok vahşet.
Çok vahşet ama yani insanların tüm gerçeklikten koptukları ve aslında büyük bir tam da veç dediğin yani kendinden geçme haliyle Tanrı'ya yakınlaşmak için yaptıkları bir şey o.
Ve o sırada bir şarkı söylüyorlar.
Ode deniyor buna da.
Bu da şarkı demek zaten. Şimdi Tragos Ode tragediye dönüşüyor.
İnsanlar Dionysos'un bayramlarında İşte zaten bu arada M.Ö.
6. yüzyıl siyasi olarak inanılmaz savaşlar var vesaire.
Halk bunalım da ya kendisi ölüyor ya akrabası ölüyor ya da ölecek yani filan bir şey.
Ve bunu halkın kendisini hayatta tutmak için ortaya çıkarttığı bir şey aslında bu.
Bir Katarsis'e ihtiyaç var aslında.
Bir Katarsis'e ihtiyaç var kesinlikle.
Öyle ditramboslar başlıyor.
Yani Dionysos'u öven şarkıların söylendiği, efendim şiirlerin okunduğu ditramboslar başlıyor sonra ve tabii bunun içinde başka müstehcen şeylerin anlatıldığı, filan bir bölümler de var.
Tek bir şey yapılmıyor yani orada.
Sonra da bir gün birisi şöyle bir şey yapıyor.
Diyor ki Dionysos'un hikayesini anlatacağına ben Dionysos'um diyor.
Ve taklit yapmaya başlıyor.
Tiyatroya gidiyoruz. Anladım.
Ve taklit yapmaya başlıyor.
Dionysosmuş gibi davranmaya başlıyor.
Ve bu devam ediyor. Maslarla oyuncular sürekli işte kadın kılığına girebiliyor.
Tabii ki kadınlar sahneye filan çıkmıyor.
Shakespeare döneminde bile çıkmıyor yani.
Daha yakına baktığında.
şey yapıyor. Masklarla tanrı oluyor, insan oluyor, kadın oluyor, işte yaşlı oluyor falan filan.
Böylece hikaye başlıyor ve komedya ve tragedya halkın bütün o ağırlığını almak için kullanılıyor aslında.
Yani günümüzde de aslında sinema, tiyatro, bunları o dışa vurumu yansıtabilmek için biz artık ayinlere katılmıyoruz ama o gittiğimiz filmlerde ya da işte bu horror movie diye de geçiyor ya o dehşetli olan filmlerde.
Aslında biz onu o dehşeti yaşıyoruz.
O sağlık mı? Evet işte o duyguyu yaşıyorsun.
Ama güvenli alanda, koltuğumuzda yaşıyoruz.
Evet, öbürünü de...
Ama çünkü o var senin şeyde, arketipsel olarak arkeik yerde, bilinç dışında bir yerde, o vahşi alan var.
Sen o filmi, korku filmini ya da işte tiyatroyu, tragediyi izlediğin zaman ona bir temas oluyor, geri geliyor.
Empati kuruyorsun. Zaten bu komedyalarda da yani hikaye o kadar absürt, komiktir ki yani.
Hani normalde olabileceğin...
Beş misli görürsün yani büyüteç koymuş gibidir.
Tragedya da öyle. Hani öyle şeyler yaşanıyor ki.
Abartılı bir şekilde yaşanır ki sana kadar temas etsin.
Evet yani karşı tarafa geçmesi için işte bu kocaman büyütecin altında duyguyu gösteriyor.
Ve sen artık oradan diyorsun ki yani zaten benim derdim de neymiş be Medea'nınkini yanında.
Evet teşekkür ediyorum Dionysos için.
Ben teşekkür ederim. Bence çok güzel bir anlatımdı.
Bende güzel çağrışımlar uyandırdı.
Şahane. Çok sevindim.
Umarım dinleyenlerde de olur. Aa bir dakika.
Ariadne'den hiç bahsetmedik.
Ama yani Ariadne'de de olmuş bir manya.
Değil mi? Peşine takılmış Dionysos'un.
Ya da Dionysos onun peşine takılmış.
Dionysos onu görüyor. Ada Naxos'ta.
Evet, Naxos adasında sevgilisi tarafından terk edilmiş, işte vaatlerle kandırılmış bir gariban.
Gariban kız. İşte biliyorsunuz bundan bahsettik diye hatırlıyorum.
Evet, evet. Ve orada terk edilmiş trajik bir karakter.
Yani Jonisos'un trajik bir karakteri kendisine eş olarak alması da tesadüf değil bence.
Yani şeye döndüğünde, Avrupa'ya döndüğünde...
Doğduğu kent olan, annesinin doğduğu kent olan Tebay'a gidiyor.
Tebay da kendisini ilk önce tanımıyorlar.
İşte o da orada delilik salıyor Pentheus'un annesine ve Pentheus'un kafasını kestiriyor falan.
Orası da bayağı dramatik.
Başka bir hikaye, orayı geçelim.
Başka bir hikaye. Oraya gittikten sonra artık bütün bu trajik nosyonlara kaynaklık oluşturan bir yer.
Tebay. Yani Semele'nin kenti bu arada.
Doğal olarak da Dionysos...
kendisine işte böyle trajik bir eş seçiyor.
Ve onu tebaaya götürüyor.
Çocukları oluyor. Ayman ne kadar çok çocuk yapıyorlar.
Yıldızlar oluyorlar.
Yıldızlar oluyorlar. Güzel.
Happy ending yani.
Thank you. Allah bir yastıkta kocatsın.
Onlar ermiş muradına.
Biz çıkalım kerevetine.
Teşekkür ediyorum. Ben teşekkür ederim.
Görüşmek üzere bir sonraki bölümde.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
