
Varoluşçu Sohbetler serisinin ilk bölümü için Psikiyatrist M. Enes Özel ile birlikteyiz!
💌 Bu mini serinin ilk bölümünde "Anlam nedir? Nerede bulunur? Ne zaman kaybedilir?" gibi soruların peşinden gidiyoruz.
Engin Geçtan, Irvin Yalom, Rollo May bu sohbette kitaplarıyla ve fikirleriyle bizimleydi !
Transkript
Öryadni'nin İpik Podcast'a hoş geldiniz.
Ben Mukadder. Bugün konuğum psikiyatrist Enes Özel'le beraberiz.
Hoş geldin Enes. Hoş bulduk, teşekkürler.
Nasılsın? İyiyim, teşekkür ediyorum.
Sen nasılsın? Ben de iyiyim, teşekkürler.
Daha önce seninle buluştuğumuzda gündem hakkında biraz daha sohbet etmiştik.
Bugünkü bölümde de bulunan ve kaybedilen anlamlar üzerine bir seri yapalım dedik.
Bunun ilk bölümüne başlayacağız.
Ne diyorsun anlamlar üzerine konuyu beraber seçtik.
Ben şöyle düşünüyorum. Her sosyo-kültürel podcast'ın bir şekilde anlam konusuna girdiğini düşünüyorum.
Bizim diğerlerinden farkımız nedir sorusuna cevabım da bir cevabım yok.
Çok da farklı olduğumuzu düşünmüyorum ama bunun üzerine konuşmak iyi olacaktır diye düşünüyorum seninle.
Ben de iyi olacaktır diye düşünüyorum.
Onun dışında senin yaklaşımının daha hafifletici bir unsur olacağını düşünüyorum.
O yüzden seni seçtim. Başlarken biraz daha ortak zeminde buluşmak adına tanımlama yaparak gidelim isterim.
Anlam derken neyi kastediyoruz?
Sen ne anlıyorsun hayatın anlamı dediğinde ya da anlamlılık ne demek sana göre?
Bu soru çok geniş bir soru bence.
Ben şöyle düşünüyorum anlamla ilgili bir şey düşündüğümde.
Yokluğunun varlığı, varlığının hissinden yoğun olan her şey olarak düşünüyorum.
Dolayısıyla hepimizin oraya atfettiği şey de başka başka.
Kimisi bir eylemde buluyor, kimisi bir şeyde buluyor, kimisi bir soyut bir kavramda bulabiliyor.
Dolayısıyla böyle düşünüyorum.
Eksildiği zaman eksikliği çok ciddi şekilde hissedilen her şey bizim için anlamdır diye düşünüyorum benim tanımım bu yönde.
Ben biraz buluşmadan önce tabii araştırmalar, kitap okumaları yaptım.
Zaten 20 yıldır bu konuya kafa yorduğum için çok zor olmadı.
Eskiden okuduğum kitapları şöyle bir elden geçirdim.
Engin Geçtan'ın kitaplarından birinde şöyle diyor.
Geçmişte tarım döneminde anlam sorunları yoktu.
Geleneklerin kısıtlayıcı, koruyucu normları vardı.
Ama doğa ve yaşam zincirinden kopmak ve endüstrileşme, boşluk duygusunu ve devamında da anlam arayışını getirdi.
Sen bu konuda ne düşünürsün?
Aslında senin tanımına benziyor.
Çünkü yokluğuyla beraber ortaya çıkıyor anlam arayışı diyoruz ya.
Şu açıdan katılıyorum ben.
Boşlukta anlam biraz farklı olduğunu düşünmekle birlikte anlam arayışının biraz da modern hayata özgü bir şey olduğunu düşünüyorum.
Çünkü eskiden bununla ilgili bir şey aramamıza gerek yoktu.
Doğada hayatta kalmakla meşguldük ve burada çok anlamla ilgili bir şey yok.
Seni o gün kaplan yemezse hayat o gün güzeldi ve sonra devam ediyordun hayatına.
İşte mülkiyetle beraber şehirleşme başlayınca biz toplu halde yaşamaya başladık ve o gün bizi kaplan yememeye başladı.
Engin Geçtan'ın yaptığı yorum üzerinden bunu Eric Fromm da yapıyor.
Boş vaktin oluşmasıyla ilgili bir şey söylüyor ama bazı anarşist yazarlar bunu reddetse de ben öyle bir taraf olduğunu düşünüyorum.
Hayatımızda bir boşluk ve mücadele azlığı başlıyor ve bu da peşinden bir arayış ya da bir dolduruş getiriyor.
Kültür bunu dolduruyor ama şu anki modern hayatta kültürün bazı kavramları bizim alıştığımız gelenek, görenek, din bunlar biraz ayağımızın altından da çekildiği için en çok bugün uğraşıyoruz.
En geçten zaten kitabı yazdığı aralıklar bu aralıklar modern çağla ilgili bir şey.
Dolayısıyla bu anlam artık bize verilmediği için biz bu anlamı aramak zorunda kalıyoruz.
O açıdan katılırım. Bu Eric Fromm'un da görüşüyle uygun.
Hangi kitabıydı tam hatırlamıyorum ama o şekilde.
Eskiden orta çağda çiftçiydin.
Sana çiftçisin sen çiftçi kal denirdi ve öyle kalırdın.
Ya da işte kraldın aristokratın sınıf belliydi bir şeyler belliydi.
Hayatı nasıl yaşayacağım belliydi.
Dolayısıyla anlam bulmak da çok zor değildi.
Çünkü o yüzden dünyadaydık diye düşünüyorum.
Ama şimdi şehrin ortasına atılıyoruz ve bir hayat yaşıyoruz.
Hadi bakalım bulabilirsen gibi bir şey oluyor.
Kesinlikle katılıyorum. Engin Bey diyeceğim ya da Engin Hocamız demek daha doğru olur herhalde.
Onun görüşüne. Eskiden tabii ki anlam üzerine çok düşünülmüş, filozoflar bunun hakkında yorumlarda bulunmuş.
2000-3000 yıl öncesine kadar varıyor ama gündelik hayatta anlam sorgusu çok fazla yok anladığım kadarıyla.
Yoksa anlam üzerine çok fazla düşünür ve filozofun söylediği söz var.
Biraz daha artık toplumsal, bireysel bir meseleye dönüştü felsefi bir konudansa.
Tanımdan gidecek olursak ben yine kitaplarıma iyi çalıştım.
Her zamanki gibi. Irvin Yalım'ın kitabında anlam ve amacın bazen karıştığından bahsediyor.
Ona göre anlam tutarlılığa gönderme yapıyor.
Ama amaç, hedef, işlev gibi şeylere göndermede bulunuyor.
Biz hayatın anlamını ya da anlamlı olan şeyi ararken işlevine mi bakıyoruz yoksa tutarlılığına mı bakıyoruz sence?
Anlam bence bir şemsiye burada.
O tutarlılıkla ilgili bir şemsiye, büyük bir ağ.
Ve bu yaptığımız her şeyde olduğu zaman.
Herhalde yaptığımız şeyler anlamlı oluyor.
Ya da her şeyde anlam olmasa bile bazı şeyler anlamsız olabilir.
Yemek yemek çok anlamlı bir eylem olmayabilir.
Biyolojik bir ihtiyacı karşıladığımızdan ötürü.
Ama o anlam şemsiyesi eğer yeterince açıksa ve yaptığımız şeyler birbiriyle tutarlıysa her şey anlamlı bir bütün haline getirir.
Amaç dediğimiz şey de yine bence anlam şemsiyesi içerisinde değerlendirdiğimizde olabilecek bir şey.
Ben burada onun bir öncesine gidip araçları eklemek isterim.
İşte anlam büyük bir şemsiye gibi düşünsek.
Onun bir tarafında da amaç var.
Amaç nedir? Atıyorum güzel bir hayat yaşamak, politik olarak doğru duruşu olan bir hayat yaşamak, zengin bir hayat yaşamak bunların hepsi bir amaç olabilir.
Ve bunun bir öncesinde de bizi bunlara götüren araçlar var.
Bence asıl sorun bizim araçları amaç ya da anlamın kendisi zannetmemiz.
Evet. Çok para biriktirmek aslında güzel hayat yaşamak için bir araçken.
Biz bunu bir amaç ya da anlamın kendisi haline getirebiliyoruz ve o zaman bence işler biraz rayından çıkıyor ya da güç elde etmeyi hayatı daha tırnak içinde söyleyeceğim rahat yaşamak için bir aracıysa
güç elde etmek o gücün kendisi bir amaç olduğunda amaç ve anlamın kendisi de biraz karışıyor ve aracın kendisi bir biriktirilebilen meta haline geliyor hatta.
Sonu yok tabii işte gücü sonsuza kadar biriktirebilirsin, parayı sonsuza kadar biriktirebilirsin.
Belki işte... Çoluğu, çocuğu, gücü, aileyi belki sonsuza kadar biriktirebilirsin ama bunlar o anlam şemsiyesi altında yer almıyorsa da hiçbir şey yaramıyor.
Aslında daha büyük bir çıpmaza sürüklüyor gibi çünkü bir şey başlatıyor.
Kısır döngü başlatıyor diye düşünüyorum.
Yine boşlukta hissediyorsun kendini.
Evet çünkü araçların seni nereye götüreceğini bilmiyorsun.
Araçları niçin kullandığını bilmiyorsun ya da niçin kullanacağını bilmiyorsun.
Sadece ediniyorsun, ediniyorsun, ediniyorsun ve ömrünün sonunda öldüğün zaman işte seninle mezara gelmiyor aldığın BMW.
Ya da işte biriktirdiğin her ne varsa ya da güç, işte bırakmadığın koltuk.
Bunların hiçbirisi seninle bir yere gelmiyor ya da hayatını düzgün kullanmayı bilmezsen daha iyi bir hale getirmiyor.
Yani aslında hiç durmadığın zaman o araçların peşinden koşmak daha sık karşılaştığımız bir şey oluyor.
Yani işte üniversite okuyorsun, iş hayatına atılıyorsun, sürekli bir koşturma halindesin falan.
Ve sonra bir anda bir şey seni durdurabiliyor hayatta.
İşte bu hastalık olabilir, birinin ölümü olabilir.
Covid dönemi mesela öyleydi.
O duraksama anlarında genelde bu anlam sorgulamasıyla karşılaşıyoruz sanki.
Çok doğru. Çünkü şu modern hayatın kendisi.
Bir yerde durmaya çok fazla izin vermiyor, koşturuyor.
Ya arkadan iteliyor ceza korkusuyla ya da önde havuç gösteriyor.
Biz sürekli kovalıyoruz bir şeyleri.
O arada durabilmek çok fazla mümkün değil.
Durduğumuz zamanlarda ya pandemi olacak.
Bütün dünyaya eğlen bir virüs.
Herkes duracak. Her şey duracak gerçekten.
Ya da bireysel olarak zihnimiz bize bir uyarı verecek.
Sen burada bir dur ne yapıyorsun diyecek ki.
Bu da işte depresyon ya da böyle anksiyete ya da çeşitli mental durumlar olarak ortaya çıkan durumlar.
Böyle zamanlarda biz şeyi fark ediyoruz.
Bir şeyler çok yolunda değil.
Burada bir şeyler yanlışı fark edebiliyoruz.
Onun için böyle imkan sağlayabiliyor.
Zamanla ilgili bir parantez açacağım burada.
İki tip zaman anlayışı var.
Bir tanesi saatler üzerine kurulu zaman anlayışı.
Öteki de... İşler ve eylemler üzerine kurulu zaman anlayışı.
Şimdi batı tipi zaman anlayışında biz günü saatlere bölüyoruz.
İşte bu podcast kaydına biz bir de başladık, üç de bitecek diyelim ki.
Ben ondan sonrasında çıkacağım. Dörtle beş arası şurada bir görüşmem var.
Şöyle şöyle diyorum ve zaman artık daralıyor ve arzı kısıtlı olan her şeyin kıtlığı başlıyor.
Bu çok... standart bir kural, bir şeyin arzı kıslandığı anda itibaren kıtlığı başlıyor ve zaman kıtlığı başlıyor.
Bu zaman kıtlığı içerisinde oturup düşünmeye, anlamla ilgili bir şeyi kovalamaya vakit kalmıyor çünkü hep bir yere koşturuyor.
İkinci tip zaman anlayışı da şeydir, daha esnek bir zaman anlayışının olduğu, saatler üzerinden değil de eylemler üzerinden olan zaman anlayışı.
Köy yerinde mesela nereye gidiyorsun, işte ağaç kesmeye gideceğim diyelim ki çok da bir şey...
Age of Empires tipi bir örnek oldu bu da.
Neyse. Hani bir eylem üzerinden ben atıyorum işte dükkanda olacağım ve dükkanda şu işimi bitirene kadar oradayım.
Ondan sonra şuraya geçeceğim şunu yapacağım ama bunlar saatler üzerinden değil de o eylemin kendisi üzerinden tanımlanan bir zaman biçimi.
O zaman zaman daha genişliyor aslında ve muhtemelen anlam arayışı daha kolay hale geliyor.
Tabii oradaki imkanlarda belki anlam arayışını çok mümkün kılabilecek işte kültürel birikim yok vesaire ama işte zaman kıtlığı senin dediğin gibi bizim Anlam arayışınızı çok kısıtlayan bir şey.
Durmamız gerekiyor.
Durduğumuz zamanlarda genellikle patolojik zamanlar oluyor.
Bir şekilde uyarı niteliğinde ancak o zaman sorgulayabiliyoruz.
Şimdi zamandan bahsederken benim aklıma da şey geldi.
Kairos diye bir kelime vardı galiba.
Kendi içsel zamanımız mı demekti?
Bilmiyorum bilgilendim teşekkür ederim.
İçsel olarak hissettiğimiz bir zaman var ya kendi zamanını işte yaş aralığını.
Yaşlılığını, gençliğini hissettiğin bir de içsel olarak zamanı hissetme durumu var.
Bu daha aslında duygusal bir yerden mi zamanı fark etmek?
Diğeri kesirlere bölmek gibi işte 24 saate bölmek gibi bir tanesi eylemle ilişkilendirmek.
Bir tanesi de hissettiğin bir zaman.
Öyle bir şey de var diyebilir miyiz?
Şöyle denilebilir. 8 yaşındaki bir çocuk için yaz tatili çok büyük bir şeyken.
Çok uzunken. 50 yaşındaki birisi için bir yaz mevsimi hızlıca geçen.
Böyle birkaç gün gibi gelebiliyor.
Onunla ilişkili olabilir bu söylediğin.
Bir de ikincisi daha mikro işte bir var bunun.
Burada psikiyatriye giriyorum şu anda.
Sıkı tutunun. Algılanan o bireysel zamanla ilgili deheplerin, dikkat eksik hiperaktivite bozukluğuna sahip kişilerin zaman algısının, birim zaman algısının diğerlerinden daha kısa olduğu ile ilgili şeyler
var, çalışmalar var. Senin sıkılacağın zaman alır tırnak içinde birim zaman atıyorum 3 saatse işte dehebin ki diyelim ki yarım saat.
Hani içeride bir şey dönüyor, bir saat dönüyor içeride ve...
İşte içsel mekanizma. Hepimizin saati farklı olabiliyor ama işte bunun da iki tarafı var.
Bir senin dedin daha duygusal tarafı var.
Evet. Geniş çerçeveden baktığımız bir de daha mikro tarafı var.
Daha küçük hani saniyenin tikleri gibi olan bir şey var.
Bu da anlamla ilgili ne olabilir burada?
Yani de heplerin anlamı araçla ilgili bir şey çok saçma bir konu olur ama geniş zaman belki anlamı bulmayı daha kolay hale getirebilir ama bilemiyorum yani zaman geçişiyle ilgili nasıl bir şey bağlanabilir.
Peki ben gene araştırmalarımdan devam edeceğim.
Tabii ki. Örneğin yolumun kitabından bir alıntıyla geleceğim.
Bir işle meşgul olan mutlu bir moron grubunu düşünün.
Açık bir alana tuğla taşıyorlar.
Tuğlaların hepsini alanın bir ucuna dizer dizmez bunları karşı tarafa taşımaya başlıyorlar.
Bu hiç durmaksızın devam ediyor ve yılın her günü aynı şeyi yapmakla meşguller.
Bir gün moronlardan biri kendi kendine ne yaptığını soracak kadar duraklıyor.
Tuğlaları taşımanın ne gibi bir amacı olduğunu düşünüyor.
O andan itibaren yaptığı işten daha önce olduğu kadar mutlu değil.
Anlam arayışı aslında bu neden tuğlaları taşıdığını merak ettiğimiz noktada mı başlıyor?
Ben bunu niye yapıyorum sorusu evet çok önemli.
Ben neden bunu yapıyorum?
Neden sabah 9'da evden çıkıp 5'te işten geliyorum ve bunu neden sorguluyorum dediğimiz an aslında anlam arayışının başladığı an oluyor sanki.
Evet. Orada kişi kendini de anlamaya başlıyor belki.
Hayatı da anlamaya başlıyor.
Sadece anlamla ilgili değil kişinin kendini keşfetmesi ve anlamasıyla da ilgili bir şey.
Kimisi o tuğlayı daha büyük bir ulvi amaç için taşıdığını düşünür.
Kimisi para kazanmak için taşıyabilir.
Kimisi kazandığı parayla çocuğuna bakmak için taşıyabilir.
Hepimizin de bireysel tarafı farklı olduğu için.
Bu önemli bir soru.
Ben bunu niye yapıyorum? Ben bunu neden yapıyorum sorusu.
Çok doğru. O zaman da işin içine şey giriyor.
Bağlam ve anlatı.
Yani bunu hangi bağlamda yapıyorum ve bunun hikayesi ne benim hayatımdaki?
Oradaki hikayeyi bütünleştirmek sanki biraz daha anlamı getirmeye başlıyor.
Şöyle bir şey söyleyebilirim burada.
Psikoterapide de bizim aslında yapmaya çalıştığımız şey en nihayetinde insanın kendi anlatısını oluşturması ya da anlatısına başka bir şekilde bakabilmesini sağlaması.
Yani kişinin geçmişte olan olaylarla bugün arasında bir süreklilik bağı kurması ve o bağı üzerinden belki geleceğe dair birazcık kontrol sahibi olduğunu hissetmesiyle ilgili bir yere varmaya çalışıyoruz.
Dolayısıyla anlatıların bir anlam vermesi çok güzel bir ifadeymiş.
Teşekkür ederim onun için de yüzümü de güldürdü benim.
Hatta bununla ilgili böyle spesifik bir örnek söyleyeyim.
Obsesif insanlar genellikle yalıtırlar bazı şeyleri işte duyguları, düşünceleri, olayları birbirinden ayrı biçimde zihinlerine kaydederler ki işte o duyguların ağırlığı altında ezilmemek için.
Orada da aslında anlatının işte bütünlüğü yok parça parça ayrılan bir şey var ve o anlatıyı işte terapilerde ya da kişinin kendi hayatı içerisinde vardığı yerde o anlatılar, duygu, düşünceler ve olayların kendisi birleştiğinde ve o
anlatıya bir bütüncül açıdan bakıldığında o zaman şey oluşuyor.
Anlamla ilgili ya da sağlıklı olan değerlendirmeyle ilgili o durum o zaman oluşuyor gerçekten.
O anlatı bizim için çok değerli.
Koca bir geçmişimizde yok mu anlatı dediğimiz şeyler zaten?
İşte mitoloji zaten başlı başına o hikayelerde anlam buluyoruz ya biraz da.
Ya da işte din, dini metinlere baktığında hazır bir anlam metni.
Tutunduğu zaman insan çok daha kolay hayatla bağ kurabiliyor ya da daha anlamlı bir hayat yaşadığını düşünebiliyor.
Çünkü sana hazır verilmiş anlam bütünü, hikaye bütünü var.
Az önce söylediğim gibi mitolojide anlam bulmanın bir yolu.
Ben bu podcaste başlamadan önce zor bir dönem geçirmiştim.
Ve benim kuzenim İngiliz dili edebiyatçısı.
Öyle olduğu için de bana böyle mitolojik hikayelerle gelmişti.
Bak onda da Herkül'de de şöyle şöyle bir hikaye olmuştu.
Şunda da böyle bir hikaye olmuştu falan.
Çok mantıklı hani insanlar biraz mesafelenip bir adım geride durup başkasının hikayesine bakarken, başka bir anlatıya bakarken kendi duygusunu daha iyi görebiliyor.
Kendi anlamını, hayatının anlamını daha iyi bir yere oturtabiliyor diye düşünmüştüm.
Ondan sonrasında da biraz daha mitoloji okumaya başlayıp bu Ariadne'nin hikayesine gelmiştim.
O yüzden podcast girişimi kendi içinde anlamlı bir bütün yaratmış oldu benim için.
Çünkü bir sürekliliği var, bir konsepti var.
O konseptin içinde bir anlam arıyoruz hep beraber.
Zorluktan çıkış teması üzerinden.
Bunu anlamlı hale getirdiği için de benim daha çok tutunduğum bir şey haline geldi.
Senin hayatında var mı böyle şu benim için çok anlamlı yaptığım zaman tutarlı bir şekilde devam ediyorum dediğin şeyler?
Bu büyük bir soru oldu. Yine bütün sorulara böyle başlıyorum bu ne kadar büyük bir soruymuş diye.
Benim için en anlamlı gelen şey şu oluyor.
hayatımda mesleğimle ilgili bir tarafta olması.
Pek çok şeyde anlam buluyorum ben.
Bu arada biraz anlam köpeğim diyebilirim o açıdan ya da romantik bir adamım diyebilirim ama bana en böyle anlamlı hissettiren şeylerden birisi bir şekilde bana gelip terapide ben daha
iyiyim artık diyebilen hastayla kurabildiğim bağı bana çok anlamlı hissettiriyor.
Ya bu dünyada bir iz bırakmış olmanın ufak da olsa bir duygusunu bana veriyor.
Tabii ki her Yardım edebildiğim hasta için yardım edemediğim hastalar da var.
Şimdi buradan şey çıkmasın ben harika bir terapistim gibi bir şey değil.
Hepimizin bir şeyi vardı işte uyduğu hastalığa uymadığı hastalar vesaire vesaire.
Ancak bana en çok anlamlı hissettiren şeylerden birisi ben artık daha iyiyim eskisi gibi değilim diyen hastanın seanstan çıkarken bana hissettirdiği o duygu.
Hem profesyonel bir tarafı var bunun tamam yapabildim.
Başka bir insan hayatını birazcık olsun iyileştirebilmiş olmanın, ona böyle biraz dokunabilmiş olmanın bir tarafı var.
İnsani bir temas olmuş olması sana anlamlı geliyor.
Bu arada anlamsızlığı fark edince az önce konuştuk ya anlam bulma telaşına düşüyoruz diye.
Onun dışında bir de bazen son yıllarda özellikle bu konfor alanından çık meselesi gelmeye başladı önümüze.
Çok konforlu bir hayatım var.
Birçok şeyde düzenli, sistematik işleyen bir hayatım var.
Ama anlamı bulmak istiyorsan hadi bakalım konfor alanından çık gibi şeyler duyabiliyoruz.
Bu bana birazcık fazla şişirilmiş bir laf gibi geliyor.
Herkes hayatının o döneminde olmayabilir.
Hazır olmayabilir buna.
Sen ne düşünüyorsun?
Şöyle düşünüyorum.
Bazen saklanmaya değil de sığınmaya ihtiyacımız olabilir hayatta.
Bazen bir güvenli yerde durma ihtiyacı hissedebiliriz belli bir süre buna şüphe yok.
Bu bazı laflar çok ortada gezdiği için anlamını da kaybediyor biraz.
İşte travma lafı, borderline, narsisizm ki bu konfor alanı da biraz böyle gibi.
O kadar çok artık ortamlarda satılıyor ve geziyor ki biraz da böyle pop anlam, pop psikoloji yüzünden anlamını kaybediyor.
Konfor alanına çıkmak çok değerli bir şey bence.
Ama bu bize dışarıdan bir şey satmak için ya da bize bir şey dayatılması için verilmediği zaman değerli.
Bize işte bilmem ne koşu ayakkabısı şirması reklamında hadi bakalım konfor alınan çık diyorsa bunu bizim iyiliğimiz için istemediği çok belli.
Ama bizi seven bir kişi iyi bir niyetle 3 seneden beri tek bir yerde durup hayatımızdaki hiçbir şeyi değiştirmiyorsak, ilerletmiyorsak sevdiğimiz bir kişi bize bunu söylüyorsa.
Çıkarmasın biraz bu alanından lütfen diyorsa o zaman bence değerli kimin hangi amaçla dediğine bence bakmak gerekiyor burada.
Ben öyle düşünüyorum. Peki böyle Instagram'da reels'ları kaydırırken kontrol şeyden çık.
Onun oksimoron tarafı da şey yani ben evde oturmuş affedersin kıçımın üstünde boynum bükük bakarken zaten konfor alanının en dibindeyken.
Orada karşılaşmak tabii ki bu çok şey.
Oksimoron bir şey yani. Ve işte pop anlamla ilgili.
O kadar anlamsız ki her şey.
Biz anlamı şeyde buluyoruz.
Ufak ufak bir sürü şeyde aramak durumunda kalıyoruz.
Ya da bize çok fazla anlam üretip çok fazla anlam satmaya çalışıyorlar.
Bu az önce söylediğim zaman kısıtlılığıyla da ilgili bir şey.
Şimdi podcast'ı dinleyenler geriye doğru...
Hemen oraya gidip biraz bağlayabilir zihninde.
Zaman çok az olunca anlam arayışı için de zaman çok az.
Dolayısıyla hızlı anlamlar üretmek gerekiyor.
İşte realiste karşımıza çıkan 3 saniyelik büyük anlamlar bize büyük bir şey sağlayabilir.
Anlam selimi diyeyim artık ne katıyorsa anlam ilüzyonu.
Dolayısıyla o pop anlamlar da işte pop psikolojinin ürettiği şeylerden virüs olarak da çok karşılaştığımız bir şey.
Değerli mi? Şu açıdan değerli.
Neye kıymet vermememiz gerektiğini bize göstermesi açısından çok değerli olduğunu düşünüyorum.
Evet bundan uzak durmam gerekiyor diye bakabiliriz bence durumu.
Evet yani bir influencer hadi çık konfor alanından dedi diye.
Evet ya. Hayatında marjinal değişikliklere girmek.
Bir de işte onu kim diyor bize yani?
Atıyorum ayda bir milyon kazanan bir kişinin gelip var ayda bir milyon diyerek zenginlik şey yapıyorum.
Hani ufkunun dar olduğunu buradan anlayabilirsin.
Görece rahat hayat yaşayan birinin işte akşam evine ekmek götürmek için çabalayan, üç çocuğunu okutmak için çabalayan bir adama, asker ücretle çalışan bir adama hadi bakalım sen şimdi konfor alanından çık demesi
bana zaten ikiyüzlülük gibi geliyor her zaman.
Bu da öyle bir şey.
Yani kim söylüyor bunu ve bize niye söylüyor?
Bir şey satmak için mi söylüyor? Kendini mi satmak için söylüyor?
Kimin ve ne için söylediği önemli.
O adama konfor alanından çık dersen ya kardeşim de git ben.
Zar zor zaten bir stabilizasyonum var.
Çoluğumu çocuğumu okutacağım. Bir küfürle bir şey diyecek sana yani hani.
O yüzden.
O yüzden yani işte anlam sorgusunda aslında biraz daha içe bakış yöntemi daha iyi olabilir.
Ya da yakın çevremizle ettiğimiz sohbetlerde biraz farkındalık edinmek iyi olabilir.
Herkesin psikoloğa gitme, psikiyatra gitme şansı olmayabilir.
Ama içe bakış yönteminin de anlam arayışında biraz önemli olduğunu düşünsem de.
Biraz da insanın kaybolabildiği bir yer sanki anlam arayışı.
Bence bir yol bulmak için kaybolmak gerekiyor zaten önce.
Önce bir kaybolmak. Evet kendi yolumuzu bulmak için zaten birilerinin bize verdiği yoldan çıkıp kaybolmamız gerekiyor ki o zaman arayalım.
Buluruz bulmayız onu bilemeyiz ama o zaman bulabiliriz.
Bu da çok iyi bir yere geliyoruz.
Bu da labirentle senin işte öykünün olduğu labirentle gayet de ilişkili bir durum.
Aynen öyle labirentte kaybolduğunu hissediyorsun.
Ve orada aslında anlam ararken de kaybolabiliriz biz.
Anlam arayışı sırasında da kaybolabiliriz.
Oradaki ipucu bu beni anlama götürecek şey dediğimiz anlam atfettiğimiz şey neyse bu aslında ipucu olmuş oluyor.
Evet ya da vardığın yer olasın.
Onu bulursun ve dersin ki tamam bu olabilir.
Ya da devam edersin oradan dediğin gibi ama bence ilk kaybolmak gerekiyor.
Bize verilen şey çok anlamlı olmayabiliyor.
Ben zaten içe bakış dedin ya.
Şey diye düşünüyorum. Anlam zaten bize dışarıdan verilen bir şey kesinlikle değil.
Bize dışarıdan verilen her anlam bir şekilde bir yerde reddedeceğimiz bir şey halinde dönüşüyor.
Çünkü bizle çok uyumlu olmayabiliyor.
O yüzden içe bakarak tabii ki dış dünyayla da rasyonel bir temas sürdürerek bulabileceğimiz bir şey haline geliyor kesinlikle.
Kendimizi tanıyıp kendimiz olarak bir şeyler yaptığımızda bir şeylerde anlam buluyoruz diye düşünüyorum ben.
Şimdi şu ana kadar sen bana soruları sordun.
Şimdi ben an itibariyle programı gasp ediyorum.
Programı gasp edebilir miyim? Hayır dedi.
Yine de gasp edeceğim. Çünkü misafir umduğunu değil bulduğunu gasp eder.
Şimdi şöyle anlam konusu çok bireysel bir konu.
Tabii ki diğer tarafları da var.
Ben programı gasp ettiğim için artık burası Ariadne'nin ipi değil.
Menes Özel'in Halat'ı isimli programdan devam edeceğiz.
Senin hayatın anlamı nedir diye bir soru.
Burada soruları hep sen soruyorsun. Ama artık değişiyor.
Senin hayatın anlamı nedir sevgili Mukadder?
Valla anlamlardan anlamlara koştuğum bir dünyadaydım ben.
Artık anlam aramamaya karar verdim.
O bana geliyor. Öyle bir şey.
Şöyle ki genel olarak ama baktığımda, konsept olarak baktığımda...
Neyi anlamlı bulduğumu düşündüğümde biraz da seninle bunu tartışmıştık zaten.
Ben insanlarla temas halinde olduğumda ve insanlara faydalı olabilecek nitelikte eylemlerde bulunduğumda ha şimdi anlamlı bir şey yapıyorum diyebiliyorum.
Bu mesleki anlamda da böyle.
Arkadaşlık ilişkilerimde de böyle.
Ya da işte çocuklarımla geçirdiğim vakitte de böyle.
Ne zaman dediğim gibi anlamlı bulduğum şey zaten inandığım için keyif aldığım bir şeye dönüşüyor.
Eğer annelikse mutlu bir anne olduğum zaman anlamlı.
Yayıncı olmaksa bu yayıncılıkta bir anlam buluyorsam o zaman devam ettirebiliyorum, sürdürülebilir hale geliyor.
Çünkü anlamda baktığımız şey başta konuştuğumuz gibi biraz daha tutarlı olması demiştik.
Yani tutarlılığına baktığımda ilk temas kurmak, ikincisi de başkalarıyla başkalarına dokunan faydalı bir eylemde bulunmak gibi görüyorum.
Bu ikisi de insan olmakla çok ilişkili ve anlattığım iki şey de insani şeyler değil mi?
Evet. Hiç tüketimle ilgili hiçbir şey yok.
Bravo. Bravo tebrik ediyorum.
Sizin anlamınız nedir efendim?
Şimdi bu da çok büyük bir soru. Sağ ol bana sordun.
Doğru doğru. Şimdi şöyle ben hayatın, şimdi benim hayatımın anlamı seks, rakırol ve lahmacun olarak bunu söyleyebilirim.
Şimdi bu işin... Şaka kısmı ama bu üç şeyde kendimle ilgili şöyle taraflar var.
Şimdi burada seks aslında organik ve biyolojik tarafımızın ihtiyaçlarıyla ilgili bir şey isim geliyor.
Tıpta ayıp yoktur. Tıpta ayıp yoktur kesinlikle çok doğru.
Lahmacun ise içinde bulunduğumuz ya da irtibatta olacağımız kültürle ilgili bir şey isim geliyor benim zihnimde.
Lahmacun bu toprakların bir ürünü.
Rock'n'roll ise benim için...
benim yapmayı sevdiğim ya da anlamlı bulduğum şeyleri simgeliyor.
Bu rock müzik olabilir, müzik olabilir.
Bir şey üretmek olabilir, yaratmak olabilir.
Hiç fark etmez. Eşyan biçimi aslında rock'ın roll bak.
Evet öyle de denilebilir.
Dolayısıyla o benim için psikolojik ve zihinsel ve bireysel tarafa simgeliyor.
Ama en nihayetinde ben hayata biraz absürdist taraftan yaklaşıyorum.
Hiçbir şeyin anlamı yok.
Az önce bir dakika ya. Sen şey yaptın bana.
İnsan psikososyo-kültürel bir varlık tırı.
Aynen. Evet.
Komik bir dille açıkladın inanılmaz.
Evet. Böyle de kıymetli bir misafirim işte.
Gerçekten şoka girdin. Böyle de kıymetim bilinmiyor.
Bunu hiç düşünmemiştim. Evet.
Ben de bu arada onu hakikaten bu bunlara uyuyor deyince hani evde fark ettim işte.
Son gelmeden önce bakıyordum mukadder bana kızmasın güzelce açıklayayım diye.
Orada fark ettim gerçekten. Ben de hayata öyle yaklaşıyorum zaten.
Ama en nihayetinde anlamla ilgili noktada vardığım nihayet yer anlamı yok.
Hiçbir şeyin absürdist bir taraftan.
Madem anlamı yok o zaman keyfimize bakalım.
Dünyayı ne bizim ne de bir başkası için zor hale getirecek şeylerle uğraşmayalım.
Herkes daha kolay daha rahat yaşasın.
Çünkü bir anlamı yok buranın.
Ama bu dediğim gibi bunu nihilist bir yerden değil.
Ya anlamı yok o zaman ne yapalım?
Keyfimize bakalım o zaman dans aynen keyfimize bakalım hayatı daha zor hale getirmeyelim güzel şeyler yapalım güzel şeyler yaşayalım kötü olumsuz duygular da yaşadığımızda tamam bunları da deneyimleyelim geride
kalsın böyle bir bütüncül bir şekilde yaşayalım yani hayatı böyle bakıyorum açıkçası.
Katılıyorum. Yani şeye katılıyorum.
Bütüncül bir şekilde yaşama ve kendi içinde anlamlı bir halde yaşamayı kabul etme kısmına katılıyorum.
Bu serinin bir sonraki bölümünde senle ilişkilerde bulduğumuz anlamla ilgili sohbet edeceğiz.
Bu samimi sohbetin için teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim ve rica ederim.
Küçük bir hatırlatma.
Dinlediğiniz ve sevdiğiniz bölümleri arkadaşlarınızla paylaşmayı, paylaşırken sosyal medyada bizleri etiketlemeyi unutmayın efendim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
