
Umut Töre - Fotoğrafçı / Müzisyen / Snooker Eğitmeni
19 Nisan 2021 · 38 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet dostlar selam.
Bugün sevgili Umut Töre ile beraberiz.
Umut Töre ile benim aslında bugün tanıştık ama başka bir tanışma hikayem var.
Ondan bahsederek başlayayım.
Daha sana da bahsetmedim abi.
Biz Ankara'ya Erkin'le gittiğimizde...
Bir sefer çok yakın bir dostumuz var Haluk diye.
Haluk Fırat. O da snooker takipçisidir.
Benim de bu altın bileziği bildiği için.
Dedi ki işte abi senin bence çıkartman gereken bir isim var dedi.
Kim abi dedim. Umut Töre abi dedi.
Kim abi Umut Töre dedim.
Abi işte snooker eğitmenliği yapıyor.
Bak dedi ben takip ediyorum o snooker sevdiğim için onu dedi.
Gösterdi bana tamam abi dedi. Hemen not aldım.
Sonra abi senin fotoğrafını gördüm.
Bakıyorum ben bu insanı tanıyorum ya bir yerden diyorum.
Hayko Cepkin aklıma geldi.
Sonra Hayko Cepkin'in gitaristi olduğunu hatırladım.
Ondan sonra zaten Sunukur hikayesini de görünce biraz senin geçmişine de bakınca kesinlikle sohbet etmek gerektiğini düşündüm seninle.
Hoş geldin, iyi ki geldin. Çok güzel, çok teşekkür ederim.
İyi ki geldim. Güzel bir hikaye bir şey.
İlk başta söylememen, şimdi söylemen güzel oldu bir anda.
Benim için öyle ayrı bir yeri oldu.
Haluk'a da tekrar teşekkür edeyim burada.
Sevgiler Haluk. Abi neler yapıyorsun güncel olarak ondan bahsedelim bence.
Ben Sunukır'la tanıştım senden ama başka bir şeyler de var.
Ondan bahsedip başa doğru döneriz.
Evet şimdi bu ara ne yapıyorum?
Bu ara pandemiden dolayı hiç ders veremeyen bir Sunukır eğitmeni olarak evde oturuyorum.
Ve dün yine salonlar kapandı bu arada.
Çünkü tam böyle bilardo salonları açılıyor vesaire derken tekrar bizim uzun süre evde oturacağımız ortaya çıktı.
Onun dışında da şimdi asıl benim...
Hep serbest çalıştım hayatımda.
Şu an ama bir patronum var evde.
6,5 aylık bir oğlum var.
Bütün günüm ona hizmetle geçiyor eşimle beraber.
En büyük patron o gerçekten. Dolayısıyla da bu.
Onun dışında ben profesyonel fotoğrafçıyım.
Orada profesyonel diyorum çünkü okulunu okudum.
Mimarsızdan fotoğraf mezunuyum.
İşim benim fotoğraf. Onu da bir gönlümde yatan aslan şeklinde fotoğrafa başlayıp en sonunda okuldan çıkınca...
Mecbur aslında tüccar oluyorsun günün sonunda.
Tanıtım fotoğrafçısıyım.
Onun yanında da sunuk eğitmenliği yapıyorum.
Müzik biraz daha artık iyice şeyde kaldı.
Hayatımın %10'unda, %15'inde seyrediyor.
Halen bir şeyler var. Background'da çalışan bir yapı var.
Umut Töre Bandosu diye bir grubumuz var.
Ama onun dışında müzik gerçekten sadece sabahları...
mama tattırırken oğluma ukulele çalıyorum.
Öyle ona çocuk şarkıları çalıyorum.
Öyle bir repertuvarım da enteresan bir şekilde gelişti yani.
Ukulele buna izin veren bu enstrüman müzikle ilişkim şu an bu.
Şimdi abi geriye dönüp bakınca ben zaten fotoğrafçılığı da gördüm ama fotoğrafçılıktan önce senin bir çevre mühendisi okuma dönemin var.
Onu da araştırdığımda karşıma çıktı.
O süreç nasıl gelişti?
Yani fotoğraf aklındaydı da sonra mı oraya geçiş oldu?
Yani nasıl ilerledi o sürecin?
Ya ülke öyle garip bir ülke ki.
Hani sen bir mesleğe karar vermek.
Hani 17-18 yaşındasın.
Ne yapacaksın? Ne yapıyorsun?
Etrafına bakıyorsun. Ailede ne var?
İnşaat mühendisi var. Hani kuzenim.
Olabilir hani itü vesaire.
Sen okulda da böyle iyi gidiyor.
Hani üniversite hazırlık. O zaman zaten sınav 3,5 saat.
Böyle önde hiçbir şey etkilemiyor senin okuldaki derslerin vesaire.
Sen o 3 saatlik sınava giriyorsun.
Hani şıkları kaydırmazsan.
İlk aşamana orada da doğru cevapları verirsen de bir yerlere giriyorsun.
Ve tamamen serserim ayın.
Yani hani nereye denk geleceğini belli değil.
Bir şekilde ben inşaat mühendisliğinde motive olmuşum.
Gerçekten hani hayatımın en önemli hatalarından biri olabilir.
Ama telafisi oldu neyse ki.
Neyse ki evet. Zaten o zamanlar tercihlerini önceden yerleştiriyordum.
Biz böyle 8 tane şeyi sıralamışım ben.
Boğaziçi, inşaat bilmem ne hepsini koymuşum böyle.
8'de duruyor. Sabahleyin şeye gideceğim.
Sınava gideceğim. Ablam böyle salonda duruyor masanın üzerinde benim tercih kağıdım.
Ablam böyle dedi ki inşaatla şeyin aynıymış dedi.
Çevre mühendisinin dersleri falan aynı.
Yazayım mı dedi. Geldim yazma ya.
Niye yazıyorsun ki? Girmeyeceğim çünkü ben üstte bir yere gireceğim.
O kadar kendime güveniyorum ki.
Ablam tamam yazayım. Hadi yaz.
Yazdı böyle. İki tane çevre mühendisi yazdı.
Benim onuncu ve sonuncu tercihim itü çevre.
Altta duruyor. Sınava girdim çıktım.
Kötü geçti. Çevre mühendisliğine girdik bir şekilde.
Geleceğin mesleği falan dendi böyle.
Nasıl gazdayız aslında.
İşte evet çevrenin biraz etkisi çevre.
Aynen 3 sene devam ettim.
Sonra 2 sene dedim ben yapamayacağım bunu.
Ve evde de bizim bir tane fotoğraf makinesi var bir de gitar var.
Bize yılbaşında ablam da bana hediye alınmış.
Gitarı bana almışlar.
Fotoğraf makinesinde ablamın.
Ondan sonra tesadüf yani bir arkadaşımızı bir abimizi gördüm.
Bir gün yolda böyle boynunda fular falan takılıyor böyle.
Ben de işte İTÜK Devlet Konservatuvarına mı gireyim müzik falan diye ona hazırlanmak istiyorum.
Bir arkadaşım var.
Kızıldırman davulcusu Yaşar.
Şu an hani dinlerse de selam olsun.
Yıllardan beri görmedim ama Yaşar bana şey dedi.
Udum yok. İkinci sınıftayım dedi.
İTÜK'de. Konservatuvar.
Dedim demek ki ben oraya girmeyeceğim yani.
Yaşar dedi ki sakın girme.
İyi dedim. Bir gün işte fularlı abimi gördüm.
Ahmet Gül. Tanıtım fotoğrafçısı.
Ne yapıyorsun falan dedim işte böyle dolaşıyorum bilmiyorum ne yapacağım vesaire.
Ya fotoğraf niye okumuyorsun dedi böyle.
Adam da böyle yakışıklı boynunda fular böyle.
Dedim ne güzel ya nerede oku Fındıklı'da.
Ben İtü'ye şeye gitmiştim Masla'ya yıllarca.
Dedim aa güzel boğazı görüyor falan.
İyi dedim ya ben o zaman şey yapıyorum hani buna hazırlanayım.
Nitekim girdim.
Tekrar sınava mı girdin abi? Tekrar sınava girdim.
Yetenek sınavıyla alıyordu bir de fotoğraf ekstra olarak.
Sınava girdim. Ben birincilikle fotoğraf bölümüne girdim.
Fotoğrafçılık ve müzik önceden ilgilendiğin biraz bilgin olan şeyler miydi zaten?
Yani bu kadar ben okulunun olduğunu bile aslında bilmiyordum fotoğrafı.
Yani hani bir güzel sanatlar fakültesinde böyle dört yıllık bir okul bunu bilmiyordum.
Gerçekten bilmiyordum. Gidince öğrendim ama işte dersler tabii ki İTÜ Çevre Mühendisliği'nden gelmişsin.
Çok rahat. İyi geçti yani.
Keyif alıyorum yani. Sıkılmıyorum falan.
Belki de o zaman bir motto vardı.
Bir şeydi yani hani benim hobim mesleğim olsun.
Ben hiçbir zaman hani müzikten para kazanacağımı vesaire düşünmüyordum.
O zaman da grubumuz vardı bizim işte alt geçit adında biz kendi bestelerimizi yapıyorduk vesaire ama hiçbir zaman bundan para kazanmayı düşünmemiştik yani hani.
Ama fotoğraftan ilk başlarda fotoğrafı da gelince kendim böyle işte Henry Carter Breston gibi böyle fotoğrafçı olacağım işte sokaklarda dolaşacağım falan sanıyordum ama günün
sonunda Tanıtım fotoğrafçısı oldum.
Hani ürün çektim vesaire.
Tabii ki şey hani hayat bir şekilde devam ediyor.
Sen de tanıtım fotoğrafçısı oluyorsun yani.
Biraz hayat seni bir yerlere, sistem seni bir yerlere sokup götürüyor sanırım abi.
Evet yani yine de işte bir alternatif yol bulmuş oldum.
Yani hani çünkü o çevre mühendisi arkadaşlarının çoğu işsiz kaldı sonuçta.
Hani geleceğin mesleği de değilmiş vesaire.
Kesinlikle. Öte yandan bir de sevdiğin işi.
Sevdiğin tarzını yapmasan da sevdiğin işi yapıyor oldun.
Evet. Fotoğrafçılığı severek okudun bitirdin.
Okudum evet ve halen de hani kaç senedir çalışıyorum ve her gün sete giderken ben güle oynaya gidiyorum yani.
Çünkü hani yaptığım işten memnunum yani.
Üniversitede bölüm değiştirirken çevreden ve aileden nasıl tepkiler gördün abi?
Yani aslında işte orada önemli bir şey benim ailenin desteği önemliydi orada.
Mesela ben iki sene fotoğrafa girmeye uğraştım.
O dönemlerde bana çok bir tepki göstermediler.
Şu an bunu tabii şey yapamıyorum.
Siz de ailenize karşı çıkın falan değil.
Ama yanlış bir şey olduğunu zaten onlar da sağduyulu insanlar ve gördüler.
Benim gelecekte ne yapacağım vesaire.
Tabii ki üzülmüşlerdir.
çocuklarınız da o zaman veliler dinliyorsa onlara çocuklarınız bir illa şey değiştirebilir.
Yani kariyer değişikliği yapabilir.
Hani bunu sen sporla çok ilgili oldun.
Sporda da var mesela. Hani kariyer değişiklikleri vesaire.
Ben burada velilere şey diyeyim.
Hani çocuğunuz okuduğu bölümü beğenmeyebilir.
Okul zaten öyle bir şey ki hani sen orada çevreyi vesaireye ediniyorsun ve başka bir mesleğe doğru çok rahat hani kayabilip başka bir yere geçebilirsin.
Benimki Fotoğrafa geçiş.
İki sene tabii ailem biraz hani o konuda bana çok şey yapmadılar.
Yıpratmadılar beni. Ben de o dönem zaten Moğollara rodelik yapıp biraz da böyle hani gezip hem para da kazanıyordum.
Çok güzel. Böyle bir şey de vardı. Dolayısıyla da hani böyle bir sürtüşme çok yaşanmadı.
Abi çok güzel. Fotoğraf olayı zaten yüzün de gülüyor fotoğraftan bahsederken.
Senin için çok keyifli belli ki.
Bir de oradan müziğe geçiş var ama yani o.
Hayko işte bu grubun biraz daha belki para kazanma evresine geçiş falan o nasıl oldu?
Nasıl ilerledi? Biz alt geçitte kendi bestlerimizi yine yaparken vesaire o zamanlar hani Hayko'yla da tanışıyorduk.
Biz bir şekilde de 98 yılında falan barda çalıyorduk.
Böyle işte karavan, kemancı vesaire buralarda böyle.
Sen zaten üniversite döneminde müzik çalarak devam ediyordun orada burada.
Evet. Ondan sonra biz hani Hayko'yla zaten o zaman arkadaştık.
Ben bir ara Moğollar'a rodilik yapıyordum.
Ondan sonra Moğollarda bir arkadaşımız vardı Kaan diye.
Benim grup arkadaşım. O ayrılınca Hayko geldi Moğollara rodiliğe.
Biz beraber hem Moğollara rodilik yapıyoruz, beraber çalıyoruz vs.
Böyle bir arkadaşımız devam ediyor.
Hayko da o ara zaten kendi kayıtlarını yapıyordu.
Ve işte İyama'ya sunduk o kayıtları.
Sonra Hakan Kurşun zaten İyama'nın başındaydı.
Ondan sonra da bir şekilde bu albüm çıktı.
Hayko da böyle bir...
çoğunluğu ve dattan geliyor sesin.
Üzerinde hani şu davul vesaire hepsi var.
Ama hani şu altyapı kullanılıyor sahnede.
Biz böyle altyapıyı ya sen basar mısın playa falan durumundayız.
Yani ben onlarla gezeceğim. Hani öyle bir şeyler konuşuyoruz.
Sonra gitaristi işte baktı hani Hayko bu albüm ne falan.
Antalya'da iş bulmuş bir çocuk yani.
Gitti çocuk işe. Ondan sonra da Hayko dedi ki yani hani falan böyle adam gitti falan.
Yardım hani Bilmiyorum sen ister misin ama ben çalabilirim yani falan.
Sonra ben bir şekilde haykoda çalmaya başladım.
Şimdi herkes şu hali biliyor ama biz İzmir'e gidiyorduk mesela 5 kişi konser.
Bir yere gidiyorduk 10 kişi falan.
Bu dönemlerde hep bir zaman çaldık.
En başından beri yani. Çünkü aslında da albüm kapağının fotoğrafını zaten ben çekiyordum.
Kapağı zaten bizim alt geçitdeki bas gitarist Koray Doğran yapıyordu.
Böyle bir kapalı devre herkes zaten çabalıyor.
Komünite gibi çalışıyordunuz yani. Oradan işte Hayko bir şekilde sıyrıldık.
Bayağı üç albüm falan ben Hayko ile devam ettim.
Kapağını da çektim. Fotoğrafını basın bülteninin şu fotoğrafını da çektim.
Onu da yaptık. Bunu da yaptık.
Kayıtta da çaldık. Öyle bir iş birliği şeklinde üç albüm biz beraber devam etmiş olduk.
İşler yolunda gitti. Yani çok eğlendik.
Çok keyif ala ala her şeyi yaptık.
Bir nokta geldi. Artık hani ben dedim hani tamam benim için okeydir.
Bir tane karikatür var ya ona kafam şişti karikatür.
Belki hani gözümün üzerine gelir.
Ben dedim tamam yani çünkü kendi pestelerim var.
Onlara bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Bir anda onları kaydediyorum. Ondan sonra ben 2012'de kendi albümü yaptım.
Apan Sızı. Oradan da Hayko'dan izin istedim.
Dedim ben gidiyorum. Öyle ayrıldık.
Anladım öyle bir süreç. Ama senin bu müziğe geçiş sürecinde abi fotoğraf da sanırım devam etti o sürede.
Evet. Fotoğraf hep çekiyordun zaten.
Evet. Bunun hani planlanmış bir şey olmadığını görüyorum veya maddi bir kaygıyla yaptığın bir şey de olmadığını görüyorum.
Bu tamamen hayatın senin önüne çıkardığı bir şey oldu.
Sen sadece keyif olarak yine hobi olarak aslında sadece gitar çalıyordun ve hayat önüne böyle bir şey çıkardı değil mi?
Aynen böyle evet. Hiçbir zaman...
Ben bu işten para kazanayım, şuradan para kazanayım, bunu bilmem.
Ben böyle bir içgüdüyle hareket etmedim.
Hep hazırdım ama.
Yani hali hazırda gitar çalırdım, hali hazırda fotoğraf çekiyordum.
Bir şeyler hazır olunca hayat sana böyle bir şeyler atıyor önüne.
E sen onu değerlendiriyorsun yani.
İşte evrenek bence gönderiyorsun o sana bir şekilde istiyorsan geri yolluyor.
Önüne bir şey çıkarıyor yani.
Evet yani hazır bulunmak çok değerli bir şey.
Bir de serbest çalışan bir insansan hani...
freelance iş yapıyorsan elin boş olacak.
Yani sen işi aldın.
Bugünün işini bugün yapacaksın.
Yarını bırakmayacaksın. Elini devamlı boş tutacaksın ki keyifli yapacağın başka bir iş çıktığında hemen onu atla veya işte onunla ilgili şeyler adapte ol ve şey yap.
Millete çok şey geliyor. O ne güzel gezdiniz tozluyuz da.
Anlatamadığımız bir süreç kesinlikle.
Hafta sonu konser oluyordu ve biz çok konser veriyorduk Hayko'yla.
Yani çıkıyorduk işte 20-25 gün Anadolu'yu Batman'dan Van, Kars vesaire yapıp geri geliyorduk.
Herkes görevini biliyor. Bir sonraki şeye git.
Bir sonraki şehre, bir sonraki şehre.
O zaman çok yapılamayacak bir şey gibiydi o.
Bayağı yaptık biz o işi yani.
Gerçekten 200 kişi geliyordu konsere.
Belki 150 kişi geliyordu ama biz ona gidiyorduk.
Yani o tiyatro salonuna, bazı belediyeler bize mesela şeyi açıyordu.
Yani Halk Eğitim Merkezi vesaire o sahnelerde ufak ufak çalıp çalıp biz ama devam ediyorduk yani yolumuza ve Çok keyifli, çok güzel anılarımız var orada yani.
Ama bir şekilde bunu hemen şeye döneyim.
Bunun içinde bir rahat eşimin desteği hep bu şekilde vardı.
Hafta sonu konser yapıyorduk.
Ben hafta içi gelip çekim yapıyordum.
Hafta sonu konser, hafta içi çekim.
Çok çalıştım yani.
Bunda zaten Umut Törebandos'un Ayı şarkısı zaten aslında bunu anlatıyor.
Eğer bir gün bana bakıp da dört bir yanı cennet sanırsan durma durdurma kendini.
Otur çalış. Çünkü ben gerçekten o dönem çok çalıştım.
Ama beni motive eden neydi?
Yaptığım her iş benim zaten hala hazırda keyif aldığım işti.
Peki abi bu dedin ya parayı hiç kafama takmadım.
Önceliğim değildi. Önceliğim değildi.
Önceliğim değildi daha doğru oluyor sanırım.
Ve keyif aldığım şeyleri yaptım.
Nasıl hissediyorsun? Bakış açısı doğruymuş mu diyorsun şu an geriye baktığında?
Hala aynı düşünüyorum mu diyorsun?
Yoksa değişti mi o bakış açısı?
Bence bakış açıları çok fazla parametre var.
Evet. Yani orada. Ben bunu bu formülü al sen uygula diyemem kimseye.
Yani sen öbür ay para kazanıp kazanmayacağını bilmeden durabiliyor musun?
Ben durdum. Bunu dert etmeyin ama başkası hiç hani evde denemeyin.
Bu işlemeyebilir başkası hiç.
Evet yani bunu evde denemeyin.
Yani kendisi hani don't try it.
Evet evet aynen aynen. Dolayısıyla bende çalıştı ama başkasına çalışmayabilir.
Yani bilemiyorum. Altın bileşik.
Snooker tarafına yavaş yavaş geçelim istiyorum abi.
Önce kısaca anlatma ihtimali var mı?
Çünkü bilmeyen insanların olduğunu tahmin ediyorum.
Tamam. Şimdi...
Bilardo sporu. Evet. Ama Bilardo'nun bir çeşidi.
Ben Bilardo demeyi çok tercih etmiyorum.
Snooker'ı ayrı bir noktada değerlendiriyorum.
Snooker şöyle bir durum.
Snooker İngiliz menşeli bir oyun.
Tamam ıstaka var.
Toplar var. Topları cebe atıyorsun.
Tamam 3 banttan böyle ayrılıyor.
3 bantta cep yok. Evet.
3 topu birbirine değdiriyorsun 3 banta değerekten.
Ama Bu biraz pool'a benziyor.
American pool. Daha aşina olabilir insanlar.
Çünkü daha çok ortalıkta gözüken.
Ama masa biraz daha büyük.
Toplar biraz daha ufak.
Stakovucu biraz daha ufak.
Yani oyun fiziksel şartları o şekle göre değişik halde bir masa.
Birçok renkli var. Birçok kırmızı var.
Kırmızıları cebe atıyorsun.
Kırmızılar çıkmıyor geri. Puan olarak yapılıyor.
Ama ardından bir renkli atıyorsun. Renkli tekrar cebine çıkıp gidip noktasına geliyor cepten çıkıp.
Böylece puan almaya dayalı uzun süren oyunlara gebe bir oyun.
Çünkü zamansız bir oyun bu.
Yani bu Hindistan'da oradaki İngiliz askerlerinin ve şeyin bulduğu bir oyun.
Hani sömürge ülkelerinde vesaire de.
Çünkü orada bir zaman değerlendirme, akış, uzun hani vakit var.
Vakit öldürmek. Evet vakit öldürmek için yapan bir oyun.
Pool biraz daha dinamik bir oyundur.
Toplar cebe kolay girer ama pozisyon alması doğrudur.
dinlediği müzikle, snooker'cıların dinlediği müzik bile bazen birbirinden ayrıdır.
Hayatın ritmiyle alakası.
Snooker izleyen adam biraz daha sakindir, biraz daha şey olabilir.
Pool izlerken daha heyecanlanırsın vesaire.
Hani Amerikan bilardo ile biraz daha şeyi.
Aslında çok farklı ama küçük küçük benzer noktaları var.
Benzer noktaları var. Anladım.
Snooker geçmişin ne noktada başladı?
Yani öyle bir şey ki bu sporu biz neden Çocukluğumuzda öğrenmedik.
Bu büyük bir eksiklik.
Snooker öyle bir oyun ki süresi yok.
Serbest çalışan bir insan olarak gündüzleri evdeyim.
Bazen bilgisayar başında işte rötüş yapıyorum.
Çektiğim fotoğrafları rötüşüyorum vesaire.
Orada televizyonu açtığımda benim böyle bir baktım.
Yeşil bir masa var. Renkli toplar.
Böyle grafik açıdan mükemmel.
Sunum harika. Adamlar janti giyinmiş.
Bunlar bir şey yapıyorlar ve güzel yapıyorlar yani işlerini.
Eurosport'ta bir baktım böyle bir Snooker bilardı.
İzlemeye başladım. Böyle işte eşim işten geliyor.
Ben böyle ya bugün şöyle bir şey oldu böyle falan diye ona böyle anlatıyorum falan böyle.
Ama heyecanım acayip.
Ve şu an zaten etrafında gördüğüm bütün snooker severler bu heyecanı içlerinde çok yaşıyorlar.
Çünkü bu spor garip bir şekilde seni bağlıyor.
Ekran başına da bağlıyor. Yani sevdiriyor yani.
Gel zaman git zaman işte öğrenmeye başladım.
İşte böyle kurallar, böyle bir şeyler.
Hani Eurosport'ta da çok iyi anlatıyorlar.
Hepsinin kulakları çınlasın.
Emre Yazıcıoğlu.
Hepsi şahane anlatıyorlar.
Bilgi almak için mükemmel bir kaynak.
Sesler harika. Böyle topun cebe girme sesi falan.
Ondan sonra bu aşkla başladı.
Bu izliyorum falan. Ama Türkiye'de oynayacağım yer yok.
Beşiktaş'ta bir tiyatro kafe var.
İki tane masa var orada. Oraya usuna sıkala gidiyorum, bakıyorum, tekrar çıkıyorum.
Elimi ıslak almadan yani. Kimseyi tanımıyorum orada.
Bir bakıyorum, çıkıyorum. Ondan sonra işte internette araştırmaya başladım.
Bir tane Muhammed Leysi diye bir hocamız var.
Şu an federasyonda snooker biriminin başında.
Muhammed Leysi ile yazıştım.
Dedim ben hani ders almak istiyorum.
O dedi buyur gel. Gittim evine.
Bir ders yaptık. Mükemmel geçti.
O kadar mutluyum ki yani harika falan.
Böyle bir sene önceden biletler çıkıyor dünya şampiyonasında.
Ben sabah oturmuşum.
O biletlerin çıkacağı gün bekliyorum.
Yarı finale bilet alacağım diye oturdum.
Bir arkadaşım var işte Zeynep'le.
Zeynep'le gideceğiz kesin.
Biletleri aldım ben. İngiltere'ye gittik.
Böyle Crucible'da maç izliyoruz vesaire.
Böyle aşkım giderek sporla ilgili her şeyi yapmak istiyorum.
Bu sırada daha profesyonel değilsin değil mi abi?
Zaten hiç Türkiye'de profesyonellik diye bir şey yok.
Böyle amatör zevkle şey hani hep böyle bunun peşinde koşmak istiyorum.
Yani acayip bir spor yani geliyor bana.
Ondan sonra oradan da ıstaka almak için işte Muhammed Leysi ile yazıştım.
İşte John Paris diye bir ıstaka var ondan al falan filan.
Gittim böyle hayatım hani gitar alır gibi böyle gittim ıstakamı alıyorum.
Yani böyle aldım paketledim İstanbul'a geldim vesaire.
Başladım oynamaya. bilardo kafe şeye gidiyorum.
Tiyatro kafeye gidip geliyorum.
Ama hani oyun o kadar zor ki.
Bir şey yapamıyorum. Dedim ben yine ders alayım vesaire.
WPBSA işte bu World Snooker dünyacı organizasyonu yani hani futbolda FIFA nasıl bir şeyse işte.
Onun sitesinde de böyle hocalar var.
Bakıyorum işte Türkiye'de bomboş böyle bizim coğrafya.
Bir tane en yakın Bosna Ersek'te işte Ziyad Rezniş diye bir adam var.
Ziyad'a yazdım. Dedim çünkü Bosna'dan da gidiyorduk arada biz.
Oradan Hırvatistan'a araba kiralayıp geziyoruz vesaire.
Hani saray Bosna'yı seviyor.
Hani orada takılırsın yani 2-3 gün bir şey değil.
Böyle yazdım falan Ziyat'a.
Dedim ben böyle merak ediyorum vesaire.
Tamam gel dedi. Başka bir şey yazdırmadım.
Dedim şöyle geleceğim falan. Gel.
Eşimden izin aldım dedim ben gidiyorum.
Gittim böyle 5 gün ders yaptık.
Yani adam her gün o bir tane...
Polo yaka tişört var koçların giydiği.
Onu giyiyor geliyor her gün böyle biz çalışıyoruz falan.
Beş gün geçti vesaire oturduk işte bira içiyoruz salonda.
Dedi ki ya Umut dedi hani bak benim 17 yaşında burada Mario diye bir öğrencim var.
Bundan da bir şey olmayacak dedi.
Mario bu arada 147 falan yapıyor yani böyle antrenmanda.
Olmayacak dedi. Sen niye koç olmuyorsun dedi.
Ya dedim Ziyad hani. Bilmiyorum falan.
Git dedi salonu aç.
Bak İstanbul kaç nüfusu var dedi.
İşte 20 milyon dedim. Ne dedi böyle hani şokta yani.
Git kulüp aç ya falan.
Yok diyorum öyle mümkün değil falan.
İşte en son bana devamlı şeyleri yolluyor.
Bak yine kurs açıyorlar. İşte WPBS'e.
Dedim ki tamam hani ben gideceğim.
Yazıştım şeyle falan. İşte İngiltere'ye gittim.
Sen o noktada oynamak yerine koç olmaya biraz daha karar verdin.
Evet yani oyun zor. Tamam oynuyorum ama gerçekten hani zor yani.
Bir de anladığım kadarıyla abi yaş olarak da çok erken bir yaşta değil.
Değil tabii canım 35 yaşında falan.
Zor yani şu an mesela bana 35 yaşında...
Gelip böyle ben bu spora başlayacağım diyen insanlarla önce bir oturup konuşuyoruz yani.
Ziyatın bana... Söylediklerini sen ona söylüyorsun değil mi?
Zor tabii ki. Başlama yaşı yani çok erken doğması iyi bir şey değil belki ama...
Ama yok cesaretim de önemli o yaşta olmasına rağmen o yüzden onu vurgulamak istedim.
Sonra atladım ben gittim yani evet. Yani yine dediğim gibi serbest çalışmak, hobilerine vakit ayırmak, gönlündeki şeyin peşinde koşmak yani.
Bunu yap bakalım. Ve hani Türkiye'de de böyle insanlara da yardım etmek istiyorum.
Çünkü bir salona gittim herkes birbirine bir şey abi bak ayağına öyle atıyorsun öbürüne at falan.
Herkes böyle birbirimize ukalalık yapıp duruyoruz.
Bir tane bari diplomalı ukala olsun.
Gideyim ben bunu alayım sertifikasına.
Gittim İngilizler de hani bir sertifika veriyorken hani baya süründürüyorlar.
Öyle pek kolay değil yani.
Dört gün orada işte şey devamlı teori, pratik vesaire.
Ama dört günün sonunda taçlanıyor.
ders ve Steve Davis geliyor.
Yani altı kere dünya şampiyonu koç böyle geliyor.
Ders yapıyorsun onunla vesaire.
Sonra İstanbul'a döndüm.
Bana bir tane portföy şeyi veriyorlar.
Boş kağıtlar. Ders yapıyorsun burada insanlarla.
Onları dolduruyorsun. Onları geri yolluyorsun.
BDF'ini. Onlar diyor ki tamam.
Gel tekrar sınava.
Bir daha gidiyorsun İngiltere'ye. Sınava tekrar girmeye.
Tabii bunları yapabildim ben.
bu konuda hani herkese de gidip koç ol falan demem.
Hani bunun maddi manevi bir çabası var.
Yani o kadar pek kolay bir şey değil.
Tekrar gittim sınava girdim.
İyi geçti. Sertifikamı aldım.
Döndüm. Ve burada işte hani koçluk yapmaya devam ediyorum.
Yaş grubu fark etmek sizin ilgi nasıl snooker oynama tarafında?
Snooker'ı izlemek Oynamaktan çok daha kolay tabii ki.
Evet. Senle öncesinde de konuştuk.
İzleme sayısı çok artıyor.
Çevremizde herkes daha çok Snooker çok keyifli.
Ronnie'yi izledim bilmem ne. O çok artıyor.
Ama tabii oynamak çok daha farklı.
Edilgenlik bu konuda biraz şey.
Etken olmak hem masa sayısı az.
Masaya erişim az. İzmir'de masa yok mesela.
Bir ara varmış artık yok. Düşünsene İzmir'in.
İstanbul'da şimdi belki 20 tane 25 tane vardır ama çoğu 10'u geçmiyordu.
İstanbul'un nüfusunu düşününce.
Dolayısıyla zaten oynamak isteyen adamın erişimi bir noktada kısıtlı.
Bu sporun gelişmesi vs.
açısından bunu ele alıyor.
Bu başka bir problem çözülmesi gereken problem.
Bunun üzerinde herkes bir şekilde elini taşının altına koyup çalışıyor.
Ama ilgi dersen ilgi büyük.
Ama bazen şöyle bir sıkıntı var.
Bizde bazen bu sporun Türk insanına pek uygun olup olmamadığı konusunda böyle şüphelerim var.
O konuda biraz şey çünkü bir...
task bir işlem var orada ve onu yapman gerekiyor.
Yani bir kırmızı atacaksın bir renkli atacaksın.
Hani kurallarını bilmeyen insanlar için şimdi birçok şey gelebilir ama yani 2-3 sayı aldım oturayım durumu yok.
Sen ne kadar o renklileri atarsan bir anda farkı daha çok açıyorsun ve pozisyon almak hani öbür topa kalmak bu çok matematik biraz bir iş.
Geometri, matematik, fizik her şey var işin içinde.
Bizim insanımıza biraz şey diye böyle taksit taksit iş yapmayı bazen severiz ya hani Tamam duvarı deldim, dübeli taktım da hani vidayı biraz sonra atayım.
Burada biraz şey böyle hepsini ucuca bağlaman lazım.
Ve o top kaçıyor.
Ve orada işte sinirlerine hakim olmak vesaire.
Psikolojik bir süreci de var.
Yani teknik öğretirsin.
Hani şu anda ben kendi hani koçluk şeyimden şey yapayım.
Hani çocuklarla çalışıyoruz.
Teknik falan öyle ama mesela büyüklere aslında önden bir psikolojik eğitim gerekiyor.
Yani çünkü adam... işte stres bilmem ne vesaire gelmiş yüklenmiş orada geliyorsun ve topu kaçırıyorsun daha kolay bir spor olsaydı keşke diyen çok insan var bu noktada da
hani biraz şey kalp kırıcı bir spor biraz zor bir spor bunu göz önünde bulundurmak lazım her türlü yani o konuda da Ben gençlerle, çocuklarla çalıştım
şu pandemi şeyine kadar.
Çok özverili ailelerle.
Çünkü getiriyor oğlunu, kızını orada bekliyor onları, çalışıyor vesaire.
Çok iyi gidiyordu her şey ama şimdi salonlar kapalı.
Maalesef pandemi evet. Ve kapalı salon oyunu.
Şu an gerçekten o çocuklar çıksın parkta, bahçede biraz güneş alsınlar.
Zaten onları yeterince eve tıktık.
Bu daha önemli.
Gerçekten snooker bilardo beklesin bir köşede şu an.
Önemli olan o çocukların sağlıklı büyümeleri vesaire için biraz güneş yemeleri gerekiyor.
Dolayısıyla ben de hani gelin çalışın saatlerce vesaire kimseye diyemiyorum.
Biraz böyle bir sıkıntı var ama ilerisi güzel olacak umarım.
Bunu hobi olarak şu an yapan gençler bir noktada bunu Türkiye'de mesleğe çevirebilir mi sence?
Öyle bir noktaya doğru...
ilerleme ihtimalimiz var mı?
Ne görüyorsun? Yani bunu söylediğim için bazıları belki üzülebilir, kızabilir ama yok.
Yani bu ülkede çünkü snooker'ın sanayisi yok.
Istaka yapılmıyor.
Çuhası yapılmıyor. Masa yapılıyor doğru yanlış.
Yani bunun endüstrisi burada yok.
Dolayısıyla da burada istediği kadar bir çocuk mükemmel antrenman yapıyor olsun.
Onu antrenmanda ikinci bir çocuk daha lazım ki onu antrene etsin.
maç yapsınlar kıran kırana vesaire gelişsinler bu işte sınırlardan bizim sınırlardan çıkınca biraz daha kolay şimdi mesela yükselen Avrupa ülkeleri var işte Belçika var
işte Fransa'da bir çocuk var vesaire işte burada yavaş yavaş sunu kırıp burada yükseliyor Belçika'da 3 bantçı bir ülke biz 3 bantçı bir ülkeyiz yani 3 bant sporu bizde Bilardo denilince 3 bantçı
köşedeki kahvede bile 3 bant masası var.
Ama snooker'ın bu noktaya gelmesi çok zor.
Yani bunun için çok büyük yatırım, endüstri vesaire her şeyin oturması lazım.
Bu öyle olacak bir iş değil şu an.
Hani bana soran bizden Türkiye profesyonel tura biri gider mi?
O çocuk varsa da şu an hani ortalıktakilerden değil.
Yani doğmamış olabilir belki.
Doğacak. Doğru şartlarda çalışacak.
Galiba hani ben erken gittim şeye.
İngiltere'ye gidip erken aldım galiba şeyi.
Öyle bir şey olmuş. Ama işte ne olacağı da belli olmaz yine de.
Ben niyeyse hep böyle bir pozitif bakma şeyim var.
Belli de o zaman. Tabii sen de realist bakıyorsun.
Realist bakıyorum. Biraz vakit var.
Vakit var. Maalesef biraz daha vakit var.
Bekleyeceğiz birazdan. Federasyonu falan var bu işin.
Bilardo Federasyonu var. Snooker bölümünün başında da işte Muhammed Leysi var.
O elinden gelen bütün çabaları gösteriyor ama...
Federasyon'un snooker geliştireyim anlamında şu an çok bir çabasını ben çok hissetmiyorum.
Olduğunu iddia edebilenler olabilir.
Ben hissetmiyorum. Çünkü şu an 3 bantta Semih Saygıner var, Tayfun Taşdemir var.
Böyle bir lokomotif çok iyi oyuncular var.
Onlar tabii ki de sene sonunda bakanlığa gidip biz bu kadar bütçe istiyoruz.
Çünkü bu kadar kupa aldık. diyebiliyorlar.
Ama Sunukır'da şu an o kupaları bakanlığa gösterecek, spor bakanlığa gösterecek oyuncu yok.
Ama oyuncuyu yetiştirmek için bir irade var mı?
Bence o da yok. O da yok.
Öte yandan işin demek ki maddi yönü de pek şey değil.
Yani maddi açıdan da ilgi çekmiyor insanlar tarafından belki de.
Yani maddi kısmı nasıl ilerliyor?
Evet. Yani dolayısıyla da tamam.
Sen zaten havuç vereceksin ki tavşan koşacak.
Bizde ne para ödülü ne bir şey ne turnuva bir tane turnuvaya ben nasıl oyuncu motive edeyim onu da edemiyorum.
11 yaşında Bolu'da Can diye bir öğrencim var.
Sosyal medyada konu doldu.
Çocuk girdi snooker şampiyonasına.
Gurur duyduk. Herkes paylaştı.
Fenerbahçe TV'de yayınlandı çocuğun işte görüntüleri.
Spor bakanı da retweet herkes diyor ama...
o çocuğun akıbetini kimse sormuyor şu an.
O çocuğu rekabet ettirecek, o çocuğu çalıştıracak kimse arayıp sormuyor.
Cam çalışıyor mu, ediyor mu, bilmem ne bir ihtiyacı var mı?
Kimsenin sorduğu bir soru değil. Orada paylaşım için çok güzel malzeme.
Buyurun. Senin gibi başka yapan var mı abi bunu?
Koç, gidip İngiltere'de sertifika alıp?
Yok. Çünkü o anlamda da bir eksiklik belli ki var o zaman.
Evet. Yani şu an hani İyi oyuncularımızdan koçluk yapan, ders veren vs.
var. Ama sertifika evet.
Gerçi şöyle bir şey. Benimki de sonuçta yurt dışına gitmek.
Anlıyorum. Çok zor bir mesai yine.
Gidip gelmek de de olmuyor.
Sınavına tekrar gireceksin vs.
Şu an zaten İngiltere'ye kim gidebilecek yani?
Tabii tabii. Pandemi şartlarını göz ardı ederek.
Ama kimsenin niyeti olmadı.
Kimse Umut sen gittin.
Nasıl gittin? Bana bir şartlarını anlatsana.
Ben de gitmek istiyorum diyen olmadı.
Snooker eğitmenliği lisansını da aldıktan sonra şimdi burada ders verebilirsin.
Başka ne yapabilirsin? Aklında yani şunu yapabilirim aslında bu lisansa dediğin bir şeyler var mı?
Mesela yurt dışına gitme gibi bir aklına hiç öyle bir şey geldi mi?
Gideyim orada yapayım falan gibi.
Ya da yapabilir mi bunu isteyen insanlar böyle bir şey?
Yapılabilir. Sonuçta aslında şöyle bir şey var.
Benim lisansım buradaki spor bakanlığı tanımıyor.
Ben çünkü gidip WST'den aldım.
Her yerde geçenden. O yüzden burada.
Şimdi mesela temel antrenörlük sınavına gireceğim.
Türkiye'de de akredite olmam lazım bir şekilde.
Ona hazırlanıyorum şimdi işte.
Gelecek hafta. Bundan sonra da buradaki kademeleri birinci kademe, ikinci kademe almak istiyorum.
Ama WST'nin verdiği sertifikayla yurt dışına gitsem İngiltere'ye mi gideceğim?
Haritayı aç zaten. World Snooker koçlarının haritası böyle.
İngiltere böyle zaten tıklım tıkış yani.
Herkes zaten bir de adamların geleneği.
Benim burada geleneğim değil. Ben kötü bir oyuncuyum.
Yani ben o dramaları o şeyleri yani her gün yeni bir şey öğreniyorum.
Ben kendime geliştim ama adamlarda bilgi dedelerinden bile var.
Yani onlar da 150 senede bu oyunu oynuyorlar.
Yani bütün her şey İngiltere'de.
O da adada gelişmiş. Tamam hani Hindistan'da bulunmuş ama ne tarih var orada.
Her köşe başında sunukır masası var.
Salonları. Herkes orada oyununu oynamış.
Dedelerin babaanne. Ben Liverpool'da gündüzleri bir tane salon var.
Çok ünlü bir salon. Oraya gittik.
Eşimle dolaşıyoruz. Biraz bakmak için böyle hani o da mimar böyle dekorasyonla falan bak ne yapmışlar.
Nasıl dolaplar yapmışlar. Onu böyle dolaştırıyorum böyle.
İçeride emin olun yani 70 yaş üstü en az 5-6 kişi vardı ve ikisi üçü kadın babaanne.
Orada snooker oynuyorlar yani.
Onların zamanında hele acayip alevli bir şey varmış gündem.
Şimdi yavaş yavaş bilgisayar oyunları, cep telefonları vesaire gençlik biraz daha artık şey.
İngiltere'de bir sonraki jenerasyonunu arıyor aslında.
Evet evet farklı yerlere kaydılar çünkü ister istemez.
Biraz öyle bir durum var yani İngiltere içinde.
Şimdi uzun dönemde belki biraz daha iyiye gidebilir.
Gibi bir şey dedin ya snooker.
Türkiye'de snooker ile alakalı.
Belki uzun vadede. Yani neler yapılarak bu iyiye gidilebilir?
Yani ne bileyim küçük küçük onlardan belki bahsedebiliriz.
Bir kere daha çok salon çok var Türkiye'de.
Ama masaya ihtiyaç var.
Yani o salonların masa telebedip oraya masayı koyması lazım.
Ki insanlar görecekler çocuklar vesaire oynayacaklar.
Çünkü televizyonda izliyor çocuk.
Salona gidiyor salonda snooker masası yok.
Bir kere snooker masalarının artması lazım.
Temel bir şey.
Futbol sahası yaparsan futbolcu yetiştirirsin.
Tenis kortu yaparsan tenisçi yetiştirirsin.
Buna ihtiyaç var.
Tabii ki hani yukarıdan aşağıya bazı şeylerin yönetim kademesinden de bu spora ilgi arttırılması için daha çok turnuva olması lazım.
Bugün çünkü İskoçya'da 15 yaş altı Her ay turnuvası var.
18 yaş altının ayda iki tane var.
Acayip turnuva. Devamlı turnuva var.
Özel turnuvalar var. Devletin oradaki Sunukur Federasyonu'nun yaptığı turnuvalar var.
İnsanlar yarışacak ki yarışa yarışa kendilerini geliştirmeye ihtiyacı duyacak ki gidip vakit geçişinden oyunla ilgili Maddi manevi teşvik gerekiyor aslında.
Aynen öyle. Maddi, manevi, kesinlikle.
Mesela koç olarak maddi açıdan nasıl abi?
Yani sen fotoğraf olmasa zaten bunu tek başına yapamazsın değil mi?
Öyle bir şey değil yani. Yok ben Sunukra kazandığımdan çok harcamışımdır zaten.
Harcadım yani. Tam bir tutku senin için.
Ya evet. Ben hani fotoğraftan kazanıp Sunukra harcadım.
Anladım. Yani şu an... Oraların da gelişmesi lazım işte.
Tabii tabii. Yani yok. Hakikaten söylüyorum.
Acayip harcadım yani. Kolay değil.
İngiltere'ye git gel. Burada hani...
Mesela bir masam var benim.
O da bir yatırım. Ben içerideyim o konuda.
Ama mutlusun işte.
Aynen öyle. Şimdi son olarak şeyi soracağım abi.
Aslında meslekler arası geçiş değil.
Hepsine hala dokunuyorsun bir yerinden o mesleklerin ama meslekler arası geçiş yapabilmişsin.
Üniversite döneminde de sonrasında da yeni şeylere açıksın yani.
Bu bakış açısına yakın insanlara önerilerin var mı?
Belki arada kalıyor. Yani adam işte ben şunu da mı yapsam diyor ve geriliyor.
Bu tip insanlara ne tip önerilerin olabilir?
Bir kere hazır bulunmaktan bahsediyorduk ya fırsatları değerlendirmek için.
Yani sen bir şey yapmak istiyorsan benim önerim o işle ilgili etrafını doldur.
O işle ilgili videolar izle.
O işle ilgili kim ne yapmış.
İnsanların geçmişine bak.
Ülkedeki şeyleri araştır.
Hani birileriyle konuş vesaire.
Eğer bunu biz gençlere vesaire bir şey söyleyeceksek yani benim haddime değil ama hani bir formül özel bir formül uygulamadım hayatımda.
Yani böyle bir şey her şeye denk geldi vesaire gibi gözüküyor.
Bilmiyorum. Ama benim önereceğim şey sosyal olsun insanlar.
Yani iletişim Sen biriyle konuştuğunda o adamın ne yaptığını bir de dinlemeyi bilmek lazım.
Yani karşındakini dinlemek önemli yani.
O adamın o hikayesi sana bir anda bir deneyim olarak beyinle bir yere geliyor.
Biriyle daha konuştun deneyim olarak geliyor.
Bunları biriktirmek, bunları anlamak çok önemli.
Bunun için iletişim kurmak lazım.
Sosyal olmak lazım. Sosyallikten bahsettiğimde Instagram hesabı takip edip onu oradan yazmak değil.
Gidip birebir gerçekten sosyal olmak lazım ki.
insanlar hani bu varyasyonları kim neler yapmış görsünler.
Yoksa herkes avukat olmak, herkes mühendis olmak isteyebilir ama bir sürü hayatta seçenek var işte.
Müzisyensin. Evet. Hani ben müzisyen olacağım dediğinde hani şeydir yani hani zor bir durum yani ailem ve etrafımdakiler için yani.
Ama hani bir şekilde hani çok büyük şeylerin yoksa bu hayatını bununla kazanıyorsun.
Evet. Yine Serbest çalışan insanlar için dediğim gibi elini boş tutmak çok önemli.
İşi bir an önce bitirmek.
Çünkü vakit değerli bir şey.
O vaktini nasıl boş tutmak lazım.
En değerlisi hatta. Benim hep şeyim oldu.
Bugünün işini bugün yapmak istedim ben.
Bugün yaptım. Yarına bıraktım mı hep bu problem yani.
Bence bugünün işi bugün yapılır.
Onu diyebilirim. Bence senin için, senin açından en önemlisi bakış açın abi ilk günden beri.
Benim... Nacizane fikrim.
Bence öyle bir bakış açısındasın ki yaptığın her iş tutkuyla ve güzel gidiyor.
Bu benim gözlemim. Geldiğin için çok teşekkür ederim.
Güzel fikirleri paylaştığın için.
Ben teşekkür ederim. Beni keşfeden adam olarak şey...
Buradan sonra yürüyüp gidiyorum.
O Ankara'daki arkadaşına tekrar teşekkür ederim.
Ankara'da büyük bir snooker kitlesi var.
Onlar da her zaman şey...
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
