
Transkript
Ben sana yapma demiyorum, yap ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen, bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet, selam dostlar.
Bugün sevgili Sinan Şengül ile beraberiz.
Hoş geldin abi.
Hoş bulduk, nasılsın?
İyi, sen nasılsın?
Gayet iyiyim. Şimdi şöyle küçük bir girizgah yapmam gerekiyor.
Sinan'ın ismini duymam benim de çok yakın geçmişte oldu.
Bizim ortak bir arkadaşımız var Tahsin.
Tahsin Güngör Aktürk geldi bana.
Bu Altın Bilezik podcast hikayesinde bilen bir arkadaşım ve destek olan bir arkadaşım olduğu için.
Bana gelip dedi ki benim bir arkadaşım var.
Kesinlikle tanışmam ve onunla da programda sohbet etmen lazım.
Kimdir abi dedim. Sinan abi dedi.
Müzisyenlik yapıyordu. Ondan sonra beden eğitimi öğretmenliği yapmaya başladı ve Doğu'ya gidip bir beyzbol takımı kurdu okulda dedi.
O andan itibaren ben dedim ki Sinan'la konuşmak, sohbet etmek zorundayım.
Ve zaten ondan sonra da o günden beri seni darlıyoruz yapalım yapalım diye.
Sağ ol abi. Bugün konuşabileceğiz sonunda.
Çok mutluyum bu açıdan.
Şimdi bilmeyenler tanımayanlar için hem de benim için de daha detaylı bir giriş olacak.
Seni tanımak isteriz aslında.
Biraz kendinden bahsetsene ilk başta.
Şu an ben Balıkesir'de öğretmenlik yapıyorum.
Beden eğitimi öğretmeniyim. Bundan önce müzikle uğraşıyordum İstanbul'da.
Uzun bir süre orada yaşadıktan sonra Sırnak'a atandım.
Sırnak'taki doğu görevi hizmeti bittikten sonra da Balıkesir'e geldim.
Ve şu an burada bir köy okulunda yine öğretmenlik yapıyorum.
Beden eğitimi öğretmenliği yapıyorsun.
Evet, beden eğitimi öğretmeniyim. Beden eğitimi öğretmenliği isteyerek yaptığın bir meslek, okulunu okuduğun bir meslek miydi?
Yani hikaye nasıl ilerledi en baştan bugüne doğru senin açından?
Yani ben beden eğitimi öğretmenliğini tabii ki okudum.
Bu bölümü kazandım, okudum.
Okuduktan sonra ben bunu unuttum.
Öyle söyleyeyim.
Çünkü müzikle uğraşmaya başladım.
Müzikle uğraştıktan sonra tabii ki İstanbul'daki müzik piyasası durumları falan gayet iyi biliyorsunuz.
Tam bu...
Taksim'deki masa sandalye kaldırma problemleri vardı.
O döneme denk geldik.
O dönemde tabi bazı barlar kapandı.
Çaldığımız yerler kapanınca bir anda ne oluyor dedik artık kirayı ödeyemez duruma geldik.
Sonra bir arkadaşım sen beden eğitimi öğretmeni değil miydin dedi.
Ben de evet dedim.
İstanbul'da Sultan Gazi'de bir okulda bütün işlemlerimi kendisi halletmiş.
Seçile selamlar buradan.
Bir okulda başlamam gerektiğini söyledi.
Dedim böyle bir şey olamaz yani nasıl bu kadar kolay mı dedim.
Evet dedi sen beden eğitimi mezunu olduğun için ücretli öğretmenlik yapabiliyorsun dedi.
Yani girdiğin ders saat karşılığında ücret alıyorsun dedi.
Her şeyini hallettim işte şu belgeler kaldı bunları da sen halledip okula gidiyorsun dedi.
Ben de bunları hallettim okula bir gittim sonra öğretmen oldum.
Böyle başladı. Çocukken de sporla ilgileniyordun anladığım kadarıyla.
İsteyerek. Girdin nerede okudun bölümü?
Ben Cumhuriyet Üniversitesi'nde okudum Sivas'ta.
Zaten Sivaslısın.
Evet bir 10 sene kadar futbol oynadım.
Futbol oynadıktan sonra bu sınavlara yani futbol artık yaşlar biraz ilerledikten sonra bu sınavlara girdim ve orada kazandım.
Spor Akademisi'ni kazandım ve orada okudum.
Ama sonradan müzik daha cazip geldi ve oraya yöneldim.
Sert bir geçiş oldu çünkü bir anda böyle tamamen müzik yapacağım ben...
hayatım bundan kazanacağım demeye başlamıştım.
Sonra orada bir grup kurduktan sonra birkaç sene sonra da müziğimizi İstanbul'da devam edelim deyip grupça İstanbul'a taşındık.
Çok güzel. Tam benzer bir hikayeyle biz de İstanbul'a taşındık ama tabii çok zor.
Psikolojik olarak da çok zor, maddi olarak da çok zor.
Bazı şeyler tam istediğiniz gibi gitmedi anladığım kadarıyla ve sen tekrar...
öğretmenliği hatırlamak arkadaşın da sağ olsun hatırlamak zorunda kaldın.
Sonra o okulda iki yıl çalıştın.
KPSS sonucu seni direkt Şırnak'a atıyorlar.
Şırnak ve sonrasında gelişen olaylar.
Sen Şırnak'ta bir ortaokula beden eğitimi öğretmeni olarak gittin.
Evet. Ve sonra hikayeye baştan başlıyor beyzbol hikayesi.
İlk gittiğinde ortam nasıldı?
Nasıl hissettin? Biraz ondan başlayalım.
Sonra nasıl evrildi o olaylar?
Onu da konuşuruz. İlk gittiğimde aslında giderken şey dedim böyle farklı bir hayat yani böyle her şeye bir sünger çekip yeni bir hayata başlamak bana
böyle bir güzel geldi ilk başlardan.
Sonra oraya gittim.
Oraya gittiğimde insanların ne kadar misafirperver olduklarını hayretle karşıladım.
O kadar yardımcı oldular ki hep altında bir şey arıyordum.
Çünkü İstanbul'da yaşayan herkes bunu bilir.
Birileri size yardım ediyorsa onun altında bir şey var.
Acaba benden ne bekleyecek diye bizi bu şekilde alıştırmışlar.
Ve kendimden utandım sonra.
Ben yaklaşık bu düşünceyi 3 ay falan aklımda tuttum.
Yani 3 ay boyunca bunu bırakamadım.
Çünkü herkes o kadar yardımcı oluyor ki.
Örneğin minibüsler gitmemesi gereken yere gidiyor seni bırakmak için.
Otobüs 30 kilometrelik yolu geri dönüyor seni.
yanlış gittiğin yere götürmek için şu an korkuyor olabilir insanlar oranın ismini duyunca ama oraya gittiklerinde emin olun benim kalacak yerim yok dediğinizde size en az 15-20
tane aile kapı açacaktır.
Mutlaka açacaktır.
Yemeklerini paylaşırlar.
Yani acayip bir coğrafya.
Farklı bir kültür.
Onu söyleyeyim. Çünkü İç Anadolu'da bile bu yapılmıyor artık.
Çok değerli bence söylediklerini abi.
Hepimizin Bir önyargısı olduğuna eminim.
Kendimi de içine katarak söylüyorum.
O yüzden bunu birebir uzun süre yaşamış bir insanın ağzından duymak bence çok değerli.
Kimsenin de önyargılı olmamasını biliyorum.
Öyle olmamalıyız yani.
Oraya gittikten sonra tabii bu yerleşme aşamaları bir süre geçti.
Yerleştikten sonra tabii okula gittik.
Okulda şimdi İstanbul'daki öğrencilerle bambaşka bir...
kültürden yetişmiş öğrencilerle karşılaştım.
İstanbul'dakiler daha tabii hepinizin bildiği gibi.
Tabii kötü olarak söylemiyorum.
İşlerinde çok çok çok iyi çocuklar var.
Hala görüştüğüm çocuklar var.
Koca koca adamlar oldular.
Bu arada orada bir futbol takımı kurmuştum ben İstanbul'da.
Bu futbol takımıyla ilk yılımızda yarı finale çıktık.
Yaklaşık 50 takım içinde okullar arası.
Sonra sonraki sene Sultan Gazi ilçe şampiyonu olduk.
Ve oradan bizim takımımızdaki bir oyuncu Beşiktaş'a gitti.
Şu an Eyüp Spor'da oynayanlar var.
Yani birkaç kişi böyle dağıldılar.
Şırnak'a gittiğimde de Şırnak'ta da bir futbol takımı kurdum önce.
Ama beyzbolu ufaktan ufaktan öğretmeye başlamıştım.
Çünkü kız ve erkeklerin orada oyun oynaması gittiğim yerde çok muhafazakar bir yerde.
Orada oyun oynaması biraz yanlış şekilde algılanıyordu.
İnsanlar buna pek açık değil anladığım kadarıyla orada.
Açık değillerdi orada evet.
Şimdi kız ve erkeklerin oynaması gereken bir oyun düşündüm.
Voleybol oynayabiliyoruz evet problem yok ama bir şey daha lazım böyle beyzbol oynayalım dedim.
Aslında beyzbolda kız ve erkekler oynayamıyor ama bunu bir araya getirdim.
Kızlarla erkekler oynamaya başladı bir süre sonra.
Okulun kenarında veliler bunlar ne oynuyor diye seyretmeye başladılar.
Burada neler oluyor diye veliler seyretmeye başladı.
Sonra birkaç veliyle muhabbete başladık.
Veli'nin bir tanesi dedi ki hocam bu bizim oyunumuz dedi.
Nasıl sizin oyununuz dedi. Bunu dedi bizden almışlar götürmüşler.
Abi dedim olur mu öyle şey bu oyun çok eski dedim.
1700'lere 1800'lere dayanıyor dedim.
Ya dedi biz dedi oynuyorduk bunu.
Adı ne dedim? Kuhşegi isminde bir oyunmuş.
Ve oyunun kuralları neredeyse beyzbolda birebir aynı.
Ve bu bir Kürt oyunu değil mi?
O kültürden gelen bir oyun.
Kürt oyunu evet. Guhşegi.
Başka şekilde de söylüyor.
Guhaşengi diyen de var. Ama Guhşegi ismi.
Şimdi bu oyunu bilenler de en genç yaş grubu 45 diyeyim.
45'in altındakiler bunu pek bilmiyorlar.
Yani bizim çocuklar, benim öğrenciler bunu bilmiyordu.
Ama babaları falan oynamış hepsi.
Hepsi biliyor. Sonrasında beyzbol oynamaya başladık.
Derken bizim okulun...
Bir Hacı abimiz var, okulun temizlik personeli.
O da böyle kenardan kenardan izliyordu.
Hacı abi hadi gel. Sen dediğimde koşarak geldi.
Kocaman adam, 60 yaşında adam.
Aldı sopayı eline, vuruyor falan, koşuyor ama çocuklar gülüyor, o gülüyor, dışarıdaki veliler gülüyor falan.
Herkesin bu oyunu hoşuna gitmeye başladı.
Kız erkek kavramı ortadan kalktı.
Artık normalleşmeye başladı.
Bunun devamı da var.
Bir voleybol takımı kurmuştuk.
Onunla ilgili orada ağalık sistemi var.
Gerçekten ağaların sözü geçiyor.
Ben de oradaki ağayla aram iyiydi.
Voleybol takım kaptanımızın, kız takım kaptanımızın maç günü babası göndermemişti.
Ben de çok sinirlendim.
Ağanın yanına gittim. O biraz daha aydın bir insan.
Onunla birlikte babasının evine gittiğimizde...
Kız çocuğunu hemen bıraktı.
Hadi kızım maçın var dedi. Git dedi.
Süper. Daha sonra tabii maça çıkmıştık.
Kız çocuğunun gözündeki o parlamayı falan yani onlar anlatılacak şeyler değil.
Çok değerli. Araya gireceğim.
Bu hikaye süper akıyor.
Devam edeceğiz buna. Ama abi senin beyzbolla ilişkin nereden geliyor?
Nasıl başladı? Çünkü ben de mesela sporla çok ilgili bir insanım aslında.
basketbol, futbol çoğu spora çok ilgim var ama mesela beyzbolu hiç yakalayamadım.
Amerikan futbolu da öyle. Yakalayamadım sporlar.
Senin ne zamandan geliyor?
Futbol geçmişin var zaten ama beyzbol nasıl başladı?
Beyzbol mahallede Sivas'ta bir tane mahallede tenis topuyla ve bindiğin sandalye ayağı gibi bir sopayla biz kuralları
bilmeden topu atarak, vurarak taşlara böyle koşarak Tabii dört tane kale yok daha fazla kale vardı bizde.
Biz böyle başladık bu oyunu biz oynadık aslında kurallarını bilmeden çocukken.
Bu da benim aklımda kalmıştı ve çok zevk alarak oynuyorduk.
Hep böyle bir köşedeydi.
Sonra İstanbul'da yaşarken orada geceleri tabii müzikle uğraşınca sabahları falan kalkıyorsun.
Şey sabahları falan yatıyorsun işte 7-8 gibi uyuyorduk.
Gece de bu...
Dici Türk'te, Fox Sport'ta, şu an yok ama, Fox Sport'ta gece Amerikan futbolu ve beyzbol maçları oluyordu.
Bunları biz günlerce, haftalarca, aylarca seyrettik, seyrettik, hiçbir şey anlamadık.
Bu nasıl oluyor? Yani Amerikan futbolunu da anlamıyorduk, beyzboldu ama seyretmeye devam ediyorduk.
Sonra araştırmaya başladım.
Nasıl oluyor? Yani bu adamın üç tane vuruş yapması gerekiyor ama atıcı...
6 tane falan atış yapıyor kimse elenmiyor ne oluyor falan diyordum.
Adam vuruyor koşmuyor derken tabi Amerikan futbolunu da beyzbolunu da ikisini de öğrenmeye başladım.
Sonrasında zaten Şırnak'a gittiğim dönemlerde ikisini de %90'ını falan %90 demeyeyim de %70'ini falan biliyordum.
Hatta Amerikan futbolu da oynadık bir dönem.
İstanbul'daki çocuklarla da Şırnak'taki çocuklarla da.
Ama bir süre sonra kollar falan sakatlanmaya başlayınca ben...
Çocuklar durum bu olmuyor artık falan dedim.
Ama abi bu yani çok inovatif bir yani çok yenilikçi bir kafa yapısı seninki.
Bu arada Sivas'ta büyük ihtimalle onu televizyonda falan bir yerlerde görüp zaten aklına atmışsın sen çocukluktan belli ki.
Hayır sadece oynadık.
Sivas'ta yok bende. Hiç yok.
Hiç yok. İstanbul'da yaşarken seyrederek öğrenmeye çalıştım.
Bir şey daha sonra araştırmam gerekti.
Ve inanılmaz.
çok fazla kural var. Özellikle beyzbolda.
Yani o kadar çok kural var ki şu anda bile, şu an aynı zamanda beyzbol antrenörüyüm.
Bu halde bile %100'ünü bilmiyorum.
%90'larda falanım diye düşünüyorum.
Yani hala böyle bilmediğim şeyler çıkıyor.
Böyle olunca ne oluyor diyorum.
Yani çok fazla kural var. İnanılmaz kural var.
Evet. Yani çok çok güzel abi.
Hikaye çok güzel. Ve oraya Şırnak'a gittiğinde Hani voleybolda denedin ama beyzbolun aklına gelmesi mükemmel bir şey ya.
Yani hani o nasıl oldu o noktada?
Hani bu kız erkek beraber oynayabilmesi başka bir sebebi oldu mu acaba?
Şöyle oldu. Biz oynamaya başladıktan bir yıl sonra okul sporlarına beyzbol dahil edildi.
Beyzbol ve softbol dahil edildi.
Şimdi bunlar dahil edilince inanılmaz şanslı hissettim kendimi.
Çünkü zaten hala hazırda beyzbol oynayan bir ekip var.
Softball da zaten birebir aynı neredeyse.
Sadece atış farklılığı var.
Bir de kale çalma durumları biraz farklı.
Detaya girmeyeyim, sıkmayayım kimseyi.
Estağfurullah abi, estağfurullah.
Şimdi araştırmaya başladım.
Ne gerekiyor bu müsabakalara katılmak için?
Ne gerekiyor diye araştırmaya başladım.
En büyük problem malzeme problemi.
Malzeme Türkiye'de satışı yok.
Amerika'da satışı var.
Ama müzik hayatımın...
Bana çok büyük getirisi var.
Bu da arkadaşlıklar ve dostluklar.
Ben işte Instagram'dan ya da o zaman Facebook vardı sanırım Facebook'tan yazdığımda arkadaşlar böyle bir şey yapacağım.
Amerika'dan malzeme getirmem gerekiyor.
Ben ücretini ödeyeceğim.
Ama işte bu malzemeleri nasıl getiririz?
Yardımcı olabilir. Yardımcı olabilecek biri var mı derken hemen birkaç kişi yazdı.
Özellikle bir arkadaşım sanki bu iş için yaratılmış.
kendisi DOKO'da çalışıyor.
Onların kargo büyük kargo getirme şansları varmış.
Amerika'ya gittiğinde ben malzemeleri aldım.
Başka bir arkadaşım var.
Yani Can diye başka bir arkadaşım var onun sayesinde.
Malzemeyi alma konusunda da Mutlu çok yardımcı oldu.
İsimlerini de vereyim. Ver tabii abi çok değerli.
Sonra o arkadaşım da onları aldı.
İstanbul'a getirdi.
Sonra da bana kargoladı.
Şimdi sıfır malzemeler elimizde oldu.
Müsabakaya çıkacak takım da hazırdı.
Her şey üst üste gelince yani birileri bizim ilk okul sporları beyzbol turnuvasına katılmamız için bir şey yapmış gibi oldu böyle bir anda.
Yol çizildi kendi kendine bir anda.
Yol çizildi evet. Sonra bu çocuklarla biz Ankara'ya sanırım Ankara'daydı maç.
Şimdi yolculuk problemi var.
Şırnak ve Ankara arası bayağı mesafe.
O zaman bir vali vardı.
Onunla görüştüm. O da bize destek oldu ve çocukları uçakla götürdük.
Yani birçoğu orada kum çatı beldesindeydik.
Birçoğu Şırnak'a bile gitmemiş, Cizre'ye bile gitmemiş çocuklar vardı aralarında.
Onlarla birlikte Cizre'ye havaalanına gidip oradan uçağa bindik ve Ankara'ya gittik.
Yani bu onlar için...
ne kadar büyük bir olay. Sen çok daha iyi yaşayarak görmüşsündür.
Öte yandan abi bu ilk beyzbolla tanıştırdığında onları nasıl tepkiler verdiler?
Yani adapte olmaları zor oldu mu?
Aileleri aa tanımış bu bizim oynadığımız oyun demiş ama onlar nasıl tepkiler verdiler sonra bugüne kadar bu turnuvalara kadar geldi süreç?
Yani sopayla bir şeye vurmak onlar için çok zevkli.
Onu söyleyeyim. Yani sopayla bir şeye vurmak böyle onları çekiyor.
Ve gerçekten çok büyük ilgiyle çocuklar başlayınca tabii İlgi artı çok ciddi ve çok uzun süre çalışma yaptık biz.
Çünkü top tutabilmek.
Sürekli ters elinde top tutuyorsun.
Yani attığın eline değil de öbür eline top tutuyorsun sürekli.
Bunları çalıştık.
İşte sopayla topa vurmaya çalıştık.
Ve çocuklar, kenardan izleyenler, takıma girmek isteyenler.
400-450 tane öğrencimiz vardı okulda.
Takıma 15 kişi alacaktık.
Aslında o 15 kişi hak etti ama...
15'in dışında bir 10 kişi daha o takımda rahatlıkla oynayabilirdi.
Böyle bir durumdan Ankara'ya gittik sonra işte.
Kızılcamam'da yapıldı maçlar.
Tabii çocukların uçağa binmesi.
Bir de ben bunları bir yandan görüntülüyorum.
Anı olacak çocukların için.
Anı olması için ben bunları sürekli görüntüledim.
Çok iyi yapmışsın abi ya.
YouTube'da da bu görüntüler var.
Çünkü kız takımını da götürdüm.
Kızlar da softball takımıyla.
4 farklı grupla 48 tane öğrenciyle gittik biz.
Ankara'ya gittiğimizde çok şaşırdılar oradaki herkes.
Çünkü beyzbol oynayan sayısı belli, beyzbol antrenörü sayısı belli, şehirler belli derken bir anda Şırnak'tan bir okul çıktı geldi.
Ve bunu gören oradaki yöneticiler çok şaşırdı önce.
Ve malzemelerimizle gelmiş olmamız ayrıca bir şaşkınlık yarattı onlardan.
Hani bunlar acaba gezmeye mi geldi diye soru işaretleri vardı akıllarında.
Ama sonra gördüler ki bu çocuklar beyzbol oynamayı biliyorlar.
Orada yıldız erkek takımımız Türkiye üçüncüsü oldu.
Kız softbol takımımız Türkiye dördüncüsü oldu.
Küçük erkeklerimiz de Türkiye üçüncüsü oldu ama kızlarımız dereceye alamadı.
Bir etki yarattık.
Tabii sonra işte böyle fak tefek sağda solda görseller, gazeteler, bilmem neler fak tefek fotoğraflar çıkınca hoşumuza gitti.
Bir tane fotoğrafçı arkadaşım Doğu, ben bunu şey yapacağım dedi, hikayeleştireceğim dedi.
Şırnağa geleceğim. Bayıldım, çok güzel.
Çok güzel bir iş çıkarmış gerçekten.
Gerçekten çok güzel bir iş çıkardı.
Ben bunu belgeselleştirmek istiyorum dedi.
Gelmek istiyorum dedi. Tabii ki dedim.
Şırnak geldi. Şırnak da biz antrenman yaparken fotoğraflarımızı çekti.
Daha sonra bunların yayınlanması için birkaç yerle konuştu.
National Geographic sıcak baktı ve ikna etti.
National Geographic'i 2019 Haziran sayısı yanılmıyorsam orada bize yaklaşık 3-4 sayfa yer verdiler.
İnanılmaz bir gururdu bu benim için.
Doğu'nun çok ciddi bir başarısı var burada.
Başta seni sonra onu da tebrik ediyorum gerçekten.
Abi şimdi burada bir işte turnuva başarısı var çocukların senin önderliğinde.
O zaten çok önemli. Beyzbolla böyle bir turnuvada başarılı olmaları.
Şırnak'tan gelen bir okulla.
O zaten hani çok önemli ve müthiş bir başarı.
Ama onun dışında Doğu'nun fotoğraflarıyla beraber İnan'ın bir yazısı var.
İnan Özdemir'in Sokrates'te onu okudum.
O da çok güzel bir yazı olmuş.
Zaten onu Tahsin'le konuştuğum ilk günde direkt onu okudum.
Ben bayağı sıkı bir Sokrates takipçisiyimdir.
O çok iyi.
Orada sen şey diyorsun aslında.
Yani bu başarılar kadar aslında onlara dünyayı göstermek, ufuklarını genişletmek ve gözlerindeki o parıltı.
Yani bence bir o kadar, o başarılar kadar bu da çok değerli.
O kısımda neler hissettin?
Ondan bahsetsene birazcık.
Şunu söyleyeyim. Beyzboldan bir tık geriye gideceğim.
Şırnak'tayız yine. Şimdi futbol takımı İstanbul'da başarılı olunca Şırnak'ta da ilk başta bir futbol takımı kurdum.
Çok yetenekli bir ekip yakaladık orada.
Gerçekten çok yetenekliydi çocuklar.
Ama bunun yanına hep çok çalışmaya ekliyorum.
Gerçekten çok çalıştık.
Ben okul saati dışında yani okul biter bitmez sahaya gidiyorduk.
Çocuklar okuldan çıkıyordu direkt geliyorlardı.
2 saat 3 saat güneş artık batana kadar biz orada antrenman yapıyorduk.
Daha sonra biz bu takımla Şırnak'ta maçlara çıktık ve Şırnak birincisi olduk.
Daha sonra Şırnak'ı temsilen Şanlıurfa'ya gittik.
İlk defa işte yolculuğumuz orada başladı zaten çocuklarla.
Şanlıurfa'ya giderken yani bu çocuklar...
Onlara neler neler göstermek zorunda kalıp neler neler öğretmek durumunda kaldığım anlatsam yani güzel bir tebessüm olur yüzümüzde.
Bu çocuklarla çok güzel anılar yaşadık orada.
Daha sonra Şanlıurfa'daki bu maçlarda da birinci olduk.
Daha sonra Türkiye yarı finaline çıktık.
Türkiye yeni finalinde Erzincan'a gittik.
Yine karayoluyla şehir şehir gezdik.
Çocuklara şehirleri söylüyoruz işte bakın burası burası işte burası burası.
Erzincan'a gittik. Erzincan'da da maçları çıktık.
Gruptan da çıktık. Son maçta çapraz eşleşmede yenildik.
O maçı kazansak Türkiye şampiyonasına gidiyorduk.
Yani Türkiye'de 8 takım kalıyordu.
Ve bütün kum çatı bizi takip ediyordu.
Sürekli işte telefon açıyorlar. Hocam ne oldu?
Maç ne oldu? Maçın ortasında arıyorlar artık.
Ya diyorum durun maç var.
Artık yani herkes böyle kenetlenmişti.
Çok gurur veriyor bize ya.
Öyle. Biz oraya döndükten sonra yolda çocuklarla konuşurken onlar hep kum çatı çok güzel hocam.
Ben burada yaşayacağım. İşte ne olmak istiyorsun dediğimizde gördükleri orada ne varsa bekçi, polis, asker, servisçi, servis
şoförü ve bir de öğretmen olmak isteyenler var.
Çünkü gördükleri yani rol model bu kadar.
Başka bir şey yok. Sadece rol moda bu kadar.
Bu çocuklar bizimle şehir dışına gelen, orada Türkiye Yeni Film'le çıkan çocuklar hayata farklı bakmaya başladılar.
Hocam ben burada durmayacağım.
Ben okuyacağım. Ben başka şehre gideceğim.
Ben şunu yapacağım. Ben bunu yapacağım.
Yani farklı farklı görüşler ortaya çıktı.
Ufukları açıldı büyük ihtimalle.
Ufukları açıldı. Kesinlikle.
Türkiye'de bir anda işte lig açıldı gibi bir şey dedi.
Evet. Türkiye'de genel beyzbolun Softball'ın durumu neydi ya da ne abi?
Onu da çoğumuz bilmiyoruz.
O yüzden onu da biraz anlatmak gerek bence.
Şimdi baseball'ın, softball'ın durumu aslında 2000'lerin başlarından itibaren bir oluşum var.
Ama gelişme sürecinde problem yaşıyoruz diyeyim artık.
Çünkü ben de o camianın içerisindeyim.
Bunu aşmak için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz.
Özellikle malzeme konusu ciddi problem.
Ardından bu sporu öğretecek yetişmiş eleman konusu bir problem.
Ama bunları son iki senede özellikle federasyon başkanı gerçekten çok iyi çalışıyor Murat Kazan.
Bayağı işler yaptı.
En önemli işi de okul sporlarına bunu getirmekle oldu.
Çünkü okul sporlarına gelmesi demek binlerce okulun buraya başvurabilmesi demek.
İşte burada bu oyunu...
Öğretmenlerin öğrencilere öğretmesi ve onları turnuvaya getirmesi demek.
Evet. Şöyle söyleyeyim, bizim ilk gittiğimiz yılda katılım yaklaşık 200 civarındayken son olan şey 2019'da oldu.
2019'da kızlarla Fethiye'ye gittik.
Bir de bu Türkiye'nin bir ucundan öteki ucuna, tam güney kısmının bir ucundan öteki ucuna gittik.
Karayoluyla gittik. ve kızlar o denize ayaklarını sokmaları falan yani inanılmaz güzel bir şeydi.
Orada yaklaşık 650 tane sporcu vardı.
Yaklaşık 24-25 tane takım vardı.
Yani bu Türkiye için gerçekten iyi bir rakam.
Bu sadece okul sporları. Çok çok iyi.
Sonrasında beyzbolda Kayseri'de yapıldı 2019'da.
Orada biz Türkiye şampiyonu olduk.
Çok çalışmıştık. Yani 2019'da oldu.
2020'de yapılmadığı için son şampiyon biziz hala diyebilirim.
Tebrikler. Çok güzel. Sağ ol.
Teşekkür ederim. Hak edilen bir belli ki başarı zaten abi.
Hatta İnan'ın yaptığı röportajda biz şampiyon olmuştuk.
National Geographic'de şampiyon olmamıştık henüz.
O yayınlandığı zaman sonuçlanmıştı.
Ama Sokrates'te şampiyon olarak röportaj verdik.
Ve orada şampiyon takımı yayınladılar.
İnan gerçekten çok...
Çok çok güzel bir yazı yazmıştı.
O da ben de çok gururla okudum.
Şu anda da kulüpler var bazı şehirlerde.
Antalya'da var, Ankara'da var, Samsun'da var, Ordu'da var, İstanbul'da var, İzmir'de var, Bursa'da 4-5 tane kulüp var, Adana'da var.
Yani ciddi anlamda gelişim sağlamaya başladı bu spor.
Tam böyle yükseleceğimiz dönem derken işte pandemi patlak verdi.
Bir önceki yılda... İtalya'da yapılan bir turnuva da softball takımımız Avrupa dördüncüsü oldu.
Baya bir gelişme var aslında abi.
Baya bir ilerleme var belli ki.
Çok iyi gidiyoruz görünen o ki.
O kısmı senin verdiğin ve yarattığın şeyler kısmı bence çok değerli ve çok güzel.
Daha konuşmaya da devam ederiz.
Teşekkür ederim. Senin kısmına bakalım.
Sen mutlu musun?
Sen istediğin şeyleri geri bildirimleri alabiliyor musun?
Bu hem maddi hem manevi olabilir.
Bu maddi anlamda hiçbir getirisi yok onu söyleyeyim.
Gideri daha çok. Hatta geçen Çin'den eldiven sipariş verdim.
Yani ciddi paralar döküyorum.
Benim bütçem için ciddi paralar.
Ama önemli olan şey dışarıdan bir getirisi veya birinin beni vay işte böyle çok iyi oldu ya sen ne yaptın falan demesi değil.
Önemli olan benim o işi yaparken mutluluğum ve aldığım sonucu benim mutlu etmesi.
Ben aslında biraz bencilik yapıyorum orada.
Yani kendim için yapıyorum aslında.
Oradaki çocukları çalıştırırken de kendim için yapıyorum.
Çünkü zevk alıyorum. Tabii ki onun yanında bu çocuğu milli takıma kazandırsak da işte 10 tane milli maça çıksa ya da Avrupa'da bir derece alsak da direkt otomatikman kazanacağı
üniversitede %100 burslu okusa.
veya beden eğitimi öğretmenliğini garantilesi şeklinde düşüncelerim tabii ki var.
Abi lafını balla kesiyorum ama zaten bence bizim toplumda bazen gözden kaçırılan bir nokta bu.
Önce kendin mutlu olmalısın ki başkalarını mutlu edebilesin diye de bir gerçek var bence.
Biz hep başkalarının mutluluğu ya da toplumun ne düşüneceği kafasıyla yürüdüğümüz için bazı yerlerde eksik kalabiliyoruz.
O yüzden bence gittiğin yol benim kafama daha uygun bir yol.
Önce sen mutlu oluyorsun.
Bir şeyler alıyorsun ki manevi olarak veyahut maddi.
Sonra onlar da mutlu oluyor ve bu iş böylece büyüyor ki kanıtı da ortada.
Senin oradaki hikaye abi, Şırnak'taki hikaye nasıl sonlandı?
Ya da sonlanmak zorunda mı kaldı?
Orada devam etmek istemedin ya da ayrılmak zorunda mı kaldın?
Nasıl oldu? Şimdi herkes korkarak gider.
Ben de tedirgin gitmiştim ilk başta.
Orada normalde zorunlu hizmet süren 4 sene.
Ben 5 sene kaldım.
Şöyle bir şey vardı aklımda.
Bir branşta Türkiye şampiyonluğunu çok istiyordum.
Ben bunu düşünürken futbol diye kafamda vardı.
Çok yaklaşıp ucundan döndük.
Yani Türkiye şampiyonluğu değil ama finale çıkabilecek durumdaydık.
Sonrasında bu beyzbol diye bir anda önüme çıkınca bunu daha gerçekçi bir şey olarak gördüm.
Yapılabilecek bir şey olarak gördüm.
Çünkü çocukların da potansiyeli vardı.
Ve bu beşinci yılımın kalmamın sonunda oldu bu.
Bir de hizmet puanı aslında etkili oldu.
Çünkü Şırnak'ta, Kumçatı'da bir beldede görev yaptıktan sonra herkes istiyor ki işte Muğla'ya gideyim, Aydın'a gideyim.
Böyle işte tatil yerlerinde öğretmenlik yapayım diye.
Yani daha doğrusu ben öyle düşünüyorum.
Bunu yapmak istiyordum ama tabii ki puanlar falan oralara gitmek için çok çok zaman lazım.
Biz de Balıkesir'e gelebildik ama işte memnuniyetsizlik yok.
Burada da Bigadiç'in bir köy okulundayım.
Yani hiçbir memnuniyetsizlik yok.
Sadece öğrenci problemi yaşıyorum.
Yani 10 tane sınıflarda 10 tane öğrenci olunca herhangi bir takım çıkaramıyorum.
Onun problemini yaşıyorum.
Her şey iyi gittiğinde, şampiyonluk falan geldiğinde...
başka insanlar çıkıp da işte destek olayım işte bunu biraz daha büyütelim işte burada bir gelecek var böyle bir kafa yapısında ne bileyim girişimci insanlar yok mu olmuyor mu ya da devlet
ya da bilmiyorum belediye bir şey destek olmuyor mu bu noktada?
Bu benim kendi merak ettiğim bir soru yani.
Şimdi orada belediye ve işte valilik bize yeterince yani şu konuda destek oldular yol konusunda.
Çünkü 48 tane öğrenciyi uçakla Ankara'ya göndermek zaten yapılabilecek çok güzel bir şeydi.
Ben olduklarını düşünüyorum.
Fethiye'ye giderken de uçakla gitmek istedik Ankara aktarmalı.
Daha daha ciddi bir maliyet olduğu için onu kabul edemediler ama yine de kırgın değilim tabii ki.
Anladım. Burada çok sürdürülebilir bir...
Destek olamıyor anladığım kadarıyla.
Belki federasyonun falan büyümesiyle belli bir havuz falan kurulup yardımcı olunabilir.
Bilemiyorum şu an. İlk aklıma gelen söylüyorum.
Federasyonda dört tane branş var.
Yani rugby. Zaten ismi rugby federasyonu.
Beyazbol ve softbol rugby federasyonuna bağlı.
Amerikan futbolu. O da korumalı futbol diye geçiyor.
Bu dört tane branşın orada olması aslında zaten bir bölünmüşlük var.
Hani beyazbol ve softbol ayrılırsa...
Daha faydalı olacağını düşünüyorum.
Ama şu an orada çok çalışan antrenörler yani teknik kurul üyeleri, teknik kurul başkanları ve federasyon başkanı başkanı olmak üzere ciddi efor sarf ediyorlar.
Bunun karşılığını alacağımızı düşünüyorum.
Birkaç sene içerisinde tabi ciddi bir yapılanma başarabilirsek birkaç sene içerisinde Avrupa'da derece gelebilir.
Güzel bir kültür oluşturdun Şırnak'ta ve Balıkesir'e geldin.
Şimdi planların nedir, hayalin nedir öndeki?
Burada da orası gibi bir ortam mı oluşturmak ya da işte milli takım dedin.
Biraz hayallerinden, hedeflerinden bahsedelim.
Şimdi en büyük korkum tabii bir hedefimin olmaması.
Bu beni çok yıpratır. Bir ara geldiğimde buraya acaba niye geldim?
Yani şimdi ne yapacağım falan diye düşünmeye başlamıştım.
Daha sonra bunu ya burada başlayayım artık, burada yapabilirim.
Sonuçta elimde malzemem var.
Deyip bu işi burada yapmaya başlayacağım ama öğrencim yok şu an için.
Önce bir bu problemi çözeceğim.
Daha sonra Balıkesir Merkez'de yaşıyorum.
Balıkesir Merkez'de bir tane beyzbol, softbol kulübü kuracağım.
Ardından buradaki çocuklarla şampiyonaya katılacağım.
Kulüpler arasındaki şampiyonaya katılacağım.
Ve orada derece için uğraşacağız.
İlk üç. Daha sonra Türkiye şampiyonluğu hedefim var tekrar.
Bu sefer kulüpler bazında Türkiye şampiyonluğu düşünüyorum, istiyorum.
Ardından milli takımda yer almayı sporla ilgilenen herkes hayal ediyordur.
Yani böyle en azından bir ya şurada ben olsam diye bir geçmiştir herhalde kafasından.
Yani orada antrenör olarak görev almak çekici geliyor.
Ama şu an şöyle bir şey var, şu an softball teknik kurulundayım.
softball antrenörlerini belirleyen ekipten biriyim.
Yani 5 kişilik ekipten biriyim.
Yani aslında softball ile antrenör seçerken biz seçiyoruz.
Ve biz öneriyoruz. Aynı şekilde beyzbol kısmında da bir teknik kurul var.
Tabii ki benim bu Türkiye şampiyonluğu başarım unutulmadıysa ve işte soğuk kalmadan tekrar bir başarı yakalarsam bir takımlar görülebilir,
olabilir. Umarım abi.
Milli takımla birlikte yurt dışında yani o formayı giyip en azından antrenör olarak o formayı giyip temsil etmek bir hedef benim için.
Abi umarım dilediğin gibi olur.
Çünkü çok güzel hedefler.
Şu ana kadar yaptıkların da bence çok değerli ve daha çok duyulması gereken şeyler bence.
Benim fikrim bu. Çünkü Türkiye'de buna benzer hikayeler var ama niyeyse birazcık az duyuluyor.
Umarım insanlar bu senin yaptıklarını duyar ve başka insanlara ve çocuklara motivasyon olur.
Çünkü çoğu insanın geleceğini ve ufkunu biraz açmışsın gibi görüyorum ben.
Umarım devamı da dilediğin gibi olur.
Çok teşekkür ediyorum benimle bu sohbeti yaptığın için.
Rica ederim. Ben teşekkür ederim davet ettiğin için.
Ben de bencilce olacak ama bir şey diyeceğim.
O noktada müziği bırakmışsın ki.
Ama öyle söylemem.
Müzik benim içimde. Böyle hala yapmak istediğim hatta tahsilinde gazıyla yeni yeni kayıtlara başladığım bir şey.
Yani müzik bir yerlerde kaldı.
Alevlenmeyi bekliyor gibi böyle yani çok istiyorum gerçekten.
Beyzbol ve spor geleceği hayalleri dışında müziği de ekleyebiliriz.
Belki müzik tarafında da sen.
Bu çalışmayla, bu azimle bence o tarafta da bir şeyler yapabilirsin bir anda abi.
Belli olmaz. Yani o şimdi böyle kenarda ama yani istiyorum tabii.
Abi çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
