
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Selam herkese. Bugün sevgili Rayka Kumru ile beraberiz.
Selam Raykacığım.
Nasılsın? Selam Can. İyiyim.
Sen nasılsın? Ben de çok iyiyim.
Rayka şu an Kanada'da.
Ben İstanbul'da.
Uzaktan uzaktan güzel bir sohbet yapacağız bugün.
Evet. Şimdi Rayka bir seksolog ve TEDx konuşmanı izledim ve çok hoşuma gitti.
Orada şey diyorsun hani seksten sonrasını ülkede dinleyen pek kişi olmuyor zaten mesleğimi sorduklarında diyorsun ya.
Bugün umarım devamını da dinleyecekler.
Raykacığım bir seksolog ne yapardan girip sonra sen neler yapıyorsun'a doğru evrilebilir miyiz?
Tabii. Bir akademik ünvan.
Dolayısıyla bu akademik ünvanla kişinin ne yaptığı, o mesleği icra eden ya da o ünvana sahip olan insanın eğitimine, işte saha deneyimlerine
ya da ne iş yapmak istediğiyle ilgili olarak şekillenebiliyor.
Ne demek istiyorum?
Örneğin tıp doktoru olup...
Seksolog olan insanlar var.
Psikiyatr olup aynı zamanda seksolog olan insanlar var.
Benim gibi sosyoloji, antropoloji gibi bölümlerden mezun olup üstüne seksoloji, yüksek lisans ya da eğitimi alan insanlar var.
Dolayısıyla seksologlar sadece bu işi yapar ya da şu işi yapar gibi bir genelleme yapmamız çok mümkün değil.
Bunu da şu yüzden özellikle her sorana söylüyorum.
İşte seksologlar terapi yapar gibi mesela bir algı var ya da seksologlar işte doktordur ya da seksologlar bunların hiçbirini yapmaz gibi bazen böyle oturmuş kalıplar olabiliyor.
Hayır terapi yapan seksolog da var, doktor olan seksolog da var, eğitmen olan, içerik üreticisi olan, danışmanlık yapan seksolog da var.
Dolayısıyla bu önemli.
Benim yaptığım kısmı ise eğitmenlik olarak başladı aslında benim.
Kariyer yolculuğum.
Eğitmenlikten sonra işte sosyal medyada daha böyle bilgi paylaşmaya başladığım dönemlerde daha içerik üreticisi ya da yazar yani yazar derken
o zaman daha kitabım yoktu.
İşte bloglara ya da belli dergilere yazı yazarak böyle evrilmeye başladı.
Sonra eğitmenlikten daha kapsamlı iş yapmak istediğim için daha hani böyle vur kaç tek seferlik git eğitim ver çık o ilişkiyi sürdürmemek çok iyi gelmemeye başladı.
O yüzden daha uzun süreli kapsamlı kökten değişime vesile olabilecek çalışmalarda yer almanın beni daha çok tatmin ettiğini görmeye başladım.
Eğitim kurumlarıyla, üniversitelerle ya da özel sektörle daha kapsamlı danışmanlık süreçlerine girmeye başladım.
Bugün geldiğimiz noktada da sürekli evrilen bir kariyer yolculuğu var.
Bence buna da vurgu yapmak önemli.
Şu yüzden önemli. İnsan kariyerine 18-19 yaşında karar verip böyle 30'una, 40'ına, 50'sine ya da emekliliğine kadar...
Aynı işi yapmak zorunda bence kesinlikle değil.
Evrilen ve değişen insanlarız ve kariyerimiz de bu evrimin bence bir parçası olabilir.
Olmayabilir ama olabilir.
Benim yaptığım bugüne kadar bütün işlerde sabit olan nokta insan cinselliği ve toplumsal eleştiriyi her zaman barındırıyor olmasıydı.
Eğitmenken de böyleydi.
Yazdığım yazılarda da böyle, oluşturduğum içeriklerde de.
verdiğim danışmanlık biçiminde de format hep bu şekilde ilerledi.
Şu anda da yarı zamanlı olarak bir toplumsal cinsiyet ve cinsel sağlık üzerine araştırma yapan ve üretim yapan bir akademik
merkezde bilgi dönüşümü müdürü olarak görev yapıyorum.
Bilgi dönüşümü de aslında İngilizcesi Knowledge Translation.
Bu da akademik bilginin, o akademik bilgiden faydalanan, yararlanan, bazen çıktılarından potansiyel zarar görebilen insanlara, paydaşlarına
onların ilgisini çekebilecek, onların anlayabileceği, onların erişebileceği şekilde anlayabileceği çok doğru bir tabir değil ama ilgisini çekebilecek ve erişebilecekleri formata
getirme sürecine deniyor.
Yasal bir dokümanla dönüştürmek olabilir akademik bir araştırmayı, gençler için erişilebilir bir web sitesine dönüştürmek olabilir, bir infografiye dönüştürmek olabilir ya da bir sesli içeriğe ya da videoya dönüştürmek
olabilir gibi süreçlerle çalışıyorum zamanımın bir kısmında.
Diğer kısmında da...
Bilimum, podcast'ım Kamusal Anında Tavusal Konular.
Evet, çok güzel.
Gençler Önerilik web sitesi tabukamı.com.
Regli hikayeleri, seks pozitif ebeveynlik ve markalara danışmanlık ve iş birlikleriyle süreç devam ediyor.
Bu süreç senin kafanda ne zaman başlamaya başladı?
Yani bayağı önceye gidiyorum şu an.
Gençliğine gidiyorum.
Hatta üniversite öncesi.
Ne zaman kafanda oluşmaya başladı?
ben bu mesleği yapmak istiyorum ya da isteyebilirim fikri?
Aslında cinsellik yani cinsellik alanında çalışmak hiçbir zaman üniversite öncesinde aklımda olan bir bir konu değildi.
Ama cinsellik özelinde yani cinsellik çatısı altında bu mesleği nasıl icra ettiğimin yöntemleri aslında düşündüğüm zaman çok eskiye dayanıyor.
Ne bileyim lisedeyken İşte okul gazetesinde çok aktif rol alıyordum.
Model Birleşmiş Milletler'de aktif rol alıyordum.
Bunun dışında daha seçmeli İngilizce ve edebiyat dersleri vardı.
Mesela onları seçmeyi tercih ediyordum başka derslere nazaran.
Hani böyle yazı yazmak, bir şeyleri sorgulamak.
Okulum da bunu çok destekleyen bir okuldu bu arada.
Hani onun da faydasını çok çok gördüm.
Lisede yani lise...
Neredeyse birden beri sanırım her yaz staj yaptım bir yerde.
Hani ilgimi çektiğini düşündüğüm bir yerde.
Herhangi bir alanda yani.
Evet. Mesela bir teknoloji dergisinde staj yaptım bir yıl.
İçerik üreticisi olarak.
Ve işte çevirilerde falan destek veriyordum dergiye.
Başka bir yıl işte bir tane halkla ilişkiler şirketinde.
staj yaptım. Sonraki yaz başka bir tanesine yaptım.
Uzun süre aslında girmek istediğim alanın böyle bir yani şimdiki aklımla dönüp baktığımda böyle ya işte kurumsal iletişim, halkla ilişkiler gibi bir alan olarak
yüzeye geldiğini görüyorum aslında.
Ama staj yapmanın şöyle bir çok iyi getirisi oldu ama en iyi getirilerinden bir tanesi Türkiye'de belli mesleklerin nasıl icra edildiğini gördükten sonra sahada tamam
bu çok bana göreymiş ya da hayır bu hiç bana göre değilmiş gibi kararlar verebilme ve belki bazı insanlardan daha erken vesile oldu diyebilirim.
Birçok arkadaşım yazın staj yapmıyordu bir yerde çünkü.
Ama bu ben cinsellikle ilgili bir şey yapacağım dediğim nokta üniversite 1'de oldu.
Ama şu anki yaptığım işlerin bir ön planı ya da bir düşünme süreci kesinlikle o zaman başlamadı.
Sadece şunun farkına vardım.
Bir dakika böyle bir meslek varmış ve insanlar bunun işte derslerini vererek, iletişimini yaparak da hayatlarını sürdürebiliyormuş kısmının farkına
vardım diyelim. Bunun farkında vardığında zaten yurt dışına okumaya gitmiştin değil mi?
Evet. Kanada'da, Vancouver'da şu an yaşadığım şehirde UBC, University of British Columbia diye bir üniversite.
O dönemde Türkiye'de böyle çok bilinen bir üniversitede değildi.
Şimdi nispeten sanırım biraz daha iyi biliniyor.
Onun da mesela çok şeyini çekmiştim.
Bir sürü arkadaşım, işte aile büyüklerim ya da okuldaki danışmanlarım bile Niye başka bir üniversiteye, yani kabul aldığın diğer üniversitelere gitmiyorsun da UBC'ye gidiyorsun?
Çünkü çok adı bilindik değil, Türkiye'ye döndüğün zaman daha prestij sahibi olabileceğin üniversitelerden kabul aldın, onlara niye gitmiyorsun gibisinden bir yönlendirme gelmişti.
Ailem sağ olsun karar senin dedi.
Benim bu üniversiteyi seçmemdeki...
En temel sebeplerden bir tanesi birincisi çok büyük bir kampüs olması.
Benim kafamda hep şöyle bir şey vardı.
Ya kampüs hayatı istiyorum.
Gerçekten böyle öğrenci yurdundan kulüplerine kadar gerçekten o kampüsü böyle deneyimlemek istiyorum.
Ya da böyle çok çok küçük, çok çok butik bir liberal arts.
Kolejleri deniyor onlara.
O tarz bir yere gitmek istiyorum.
O tarz bir yere başvurmuştum.
Bir numaralı gitmek istediğim üniversite.
Oradan kabul almadım. Oregon'da Reed College diye bir kolej.
Böyle sağlam aktivist yetiştiren bir kolej.
Oradan kabul almadım.
İkinci opsiyonum da UBC'di.
UBC'den kabul alınca da diğer üniversiteleri bırakıp oraya gitme.
Ve en önemli şeylerden bir sebebi daha üniversiteye dair araştırma yaptığım zaman hep şunun ön plana çıkıyor olmasıydı.
İşte involvement, community, işte staj yapmak, gönüllü çalışmak, akademik hayatının dışında öğrencilerin çok farklı...
Yani mecralara ya da pratiklere yönlendirildiğini fark etmiştim.
Bu benim için çok önemliydi. Çünkü ben kendimi hiçbir zaman akademik anlamda çok böyle güçlü bir aday olarak görmedim.
Hani her zaman ortalamam iyiydi.
Ama böyle hiçbir zaman işte okul birincilikleri ya da işte sınıfımın top onu vesairesinde hiçbir zaman olmadım.
Benim becerilerim daha işte sunum yapma becerisi, ne bileyim iletişim kurma becerisi.
gibi şeylerde olduğunun farkında olduğum için öyle bir kampüste kendimi gerçekleştirmenin daha olumlu olacağını düşünmüştüm.
Bu üniversite bir de oraya gittikten sonra aklıma yavaş yavaş girmeye başladı tabii şu anki gibi olmasa da dedin.
Sonra onun gelişimi ve onunla ilgili bir yüksek lisans yaptın bildiğim kadarıyla.
Zaten akademik kariyerin yani muazzam hani Bayıldım.
Okurken hoşuma gitti bayağı.
Teşekkür ederim. Ondan sonra o kararı alıp onun devamında onunla ilgili bir şeyleri okumaya nasıl karar verdin?
İlk başta şöyle bir şansım vardı.
Yurt dışındaki birçok üniversite senin bir bölüme kabul etmiyor.
Bir fakülteye kabul ediyor.
Dolayısıyla o fakülte o bile değiştirilebilir bir şey haline geliyor.
İlk iki yılın...
Aslında sen özgür bir istediğin dersleri çoğunlukla alabiliyorsun.
Hal böyle oldunca ben politika okuyorum diye gitmiştim üniversiteye.
Hiç öyle bir durum olmadı tabii.
Sosyolojiye kaydım hızlı bir şekilde.
Ve sosyoloji çok aşık olduğumda bir alan.
Ve üniversitede o sırada cinsellik bir ana dal olarak bile yoktu.
Yan dal olarak. Eleştirel cinsellik bilimleri diye bir yan dal vardı.
Bütün alabildiğim cinsellikle ilgili dersleri aldım.
Antropolojinin altındakileri aldım.
İşte aile bilimleri diye bir bölüm vardı.
Oradakileri aldım. Psikolojide cinsellik dersleri aldım.
Yani alabildiğim bütün o alana sığdırabilecek dersleri aldım.
Ve şundan emin olmaya çalıştım.
O aldığım tek bir dersin ve hocanın belki üstümdeki büyüsü müydü?
Yoksa gerçekten alana dair sağlam bir ilgim ve şeyim var mı?
4 yıl boyunca bıkmadan bunu okuyabiliyorsam eğer.
Demek ki bir şey vardır dedim.
Ve artık dördüncü yıl geldiğinde tamam dedim.
Ben bunun üstüne dördüncü yıl bu kararı verdim.
Ben artık bu alana daha da uzmanlaşmak istiyorum diye.
Ve hocalarımla konuştum.
Dedim ki ben yüksek lisans yapmak istiyorum.
İşte birkaç opsiyon vardı.
İşte insan cinselliği yüksek lisansı.
İşte sosyoloji ya da antropoloji daha böyle toplumsal cinsiyet.
Ya da işte feminist bilimler, kadın çalışmaları gibi farklı alanlar vardı.
Ben dedim ki hayır ben spesifik olarak seksoloji okumak istiyorum.
Bunda çok stratejik bir sebebi vardı.
O da Türkiye'de çok ünvanlara insanlar...
Bu böyle olmasaydı benim Avustralya'da gittiğim okulun seksoloji programı ödül almış bir okul.
Ama ben gittiğim zaman mesela eğitim, bunu çok açıkça söylüyorum, eğitiminden mesela çok aşırı memnun kalmamıştım.
Çok daha beslenmeyi umardım.
Çok daha fazla tartışıp eleştirebilmeyi umardım.
Ama benim şöyle bir avantajım vardı.
Lisans eğitimimde o kadar sağlam bir çerçeve ve...
içerik bana sunulmuş ki onu yüksek lisansa gidince tekrar anladım.
Çünkü karşılaştıracak bir şeyim oldu bu sefer.
Yüksek lisansında tabii başka getirileri oldu.
Ama şunu demek istiyorum. Türkiye'de böyle bir ünvan aşkı olmasaydı hele ki benim mezun olduğum zaman da Şimdi mesela birçok sivil toplum kuruluşu, benden önce de bunu yapan birçok insan ve
birçok kuruluş vardı. Ama şimdiki kadar böyle sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan, bahsi çok geçen bir konuda değildi.
Evet kesinlikle.
Hem gençsin hem kadınsın hem bir sürü farklı katmanın içindesin.
Bir de üstüne cinsellik çalışacaksın.
Bir de sana sorduklarında nesin sen diye, psikolog değilsin, doktor değilsin.
Sıfır şansın sıfır olacak senin diye düşünüp gidip bir insan cinsellik bilimi ya da antropoloji sosyoloji üstünden yüksek lisans yapmak yerine spesifik olarak bana bu akademik ünvanı sağlayacak bir kurum
ve bölüm buldum. Ve tabii iyi olduğundan da emin olduktan sonra buraya gitmeye karar verdim.
Şimdi bunu Türkiye'de tamamen yapmış olmak istesen yani aslında sosyolojiden başlayabiliriz.
Sosyolojiyi Türkiye'de okumayı düşündün mü hiç?
Yoksa hep zaten gitmek mi istiyordun?
Veya seksologlukla alakalı biri Türkiye'de bir akademik olarak bir şey yapabilir mi?
Yapma şansı var mı? Yoksa illa yurt dışına gitmek mi zorundayız?
Hayır, yurt dışına gitmek kesinlikle zorunda değilsiniz.
Bunu her fırsatta da söylüyorum.
Zaten illa yurt dışına gitmelisin demek...
Tepeden bakma ya da mevcut sistemlerin hepsini yok saymak gibi geliyor ki bu böyle bir şey değil gerçekten.
Yani Türkiye'de bu alanda çalışan sağlam yani çalışmalar yapan etik şekilde çalışmalarını yürüten akademik merkezler de var.
Uzmanlar da var. Akademisyenler de var.
Farklı disiplinlerde çalışan insanlar kesinlikle var.
Türkiye'de eksikliği çekilen şey bu.
Psikologların çok fazla talebinde bulunduğu meslek yasasının cinsellik kadar sömürüye açık bir alanda zaten hiç bahsi dahi geçmiyor olması.
Türkiye'deki sıkıntı bu aslında.
Türkiye'de seni bir cinsellik uzmanı olarak akredite eden, senin haklarını savunan, senin mesleki standartlarını belirleyen bir sistem yok.
Eğer doktor ya da psikiyatr değilsen.
Şimdi bu da çok problematik bir şey haline geliyor.
Çünkü ne oluyor bu sefer? 6 modülde cinsel terapist yaptığını iddia eden kurumlar, 3 günlük bilmem
ne sertifika programı, 5 günlük uzmanlık eğitimi.
Böyle şeylerden dolayı Türkiye'de...
Kapsamlı şekilde cinsellik eğitmeni seni cinsellik eğitmeni olarak akredite edebilecek herhangi bir kurum yok.
Ama sen Türkiye'de sadece Türkiye'de eğitim görerek cinsellik eğitmeni olamaz mısın?
Olabilirsin tabii ki. Süreç burada zorlaşıyor.
Çünkü olabilirsin ama nasıl olacağımın cevabı çok çok yönlü bir cevap.
Hani şey değil mesela. Kanada'da bana bunu sorsalar nasıl cinsellik eğitmeni olabilirim?
Bunun birçok farklı yöntemi var ama akredite olmak istiyorsan Options for Sexual Health diye bir kurum var.
Planned Parenthood'un Kanada'ya.
Oraya gidersen onun eğitiminden geçersin.
Süpervizyonunu alırsın.
Saatlerini doldurursun ve yıllık raporlamanı yaparsın ve akredite olursun.
Amerika'da ASECT var.
Hani Türkiye'de bu yok.
Mesleği icra etmek isteyenler için de meslekte hali hazırda olanlar için de çok zorlayıcı şeylerden bir tanesi bu.
Ve burada şunu da eklemeden edemeyeceğim.
Dışarıdan bakan bir göz olarak hep şu zannediliyor.
hayır güç işte belli grupların elinde kalsın isteniyor.
İnsanlar başka cinsellik eğitmeni çıkmasın istiyor.
O yüzden işte sadece yurt dışına yönlendirme yapıyor ya da sadece belli kurumlara yönlendirme yapılıyor.
Bu böyle bir şey değil. Kanada'da yüzlerce cinsellik eğitmeni var ve hepimizin işi var.
Hiçbirimiz işsiz değiliz.
Türkiye'de yani Kanada'nın kaç katı popülasyon gerçekten binlerce cinsellik eğitmeni olsa keşke Türkiye'de hala daha bir bin taneye daha İş çıkaracak kadar alan olur.
Burada sorun belli akreditasyon sistemleri olmadığı için ve özellikle süpervizyon sistemleri genellikle eğitmen yetiştirmede çok fazla aşina
olduğumuz gördüğümüz bir şey olmadığı için çok fazla meslek sömürüsü var.
Bana mesela şöyle mesaj atan yani en az 20 tane mesaj bulabilirim.
Merhaba Rayka Hanım.
Ben çocuk istismarı üstüne eğitim vermek istiyorum.
Hangi kaynakları bana önerirsiniz?
Allah Allah. Yani hayatında daha önce hiç eğitim vermemiş bu konuda.
Bu konuda bir...
Çok iddialı yani gelen...
Çok iddialı. Çok çok iddialı ve bunun ne kadar iddialı bir şey olduğunun çoğunlukla farkında da değil.
Farkında değil, evet. Çok korkutucu.
Burada bazen şöyle durumlar da oluyor.
Bazen bu gerçekten o bireyin kendine belli bir alanda kariyer yaratma isteği.
İşte özellikle bu son 5-6 yıldır mesela ben işte Türkiye'ye döndüm.
1-2 yıl sonra birdenbire şey patlaması oldu.
Çocuk istismarı haberlerini çok fazla duymaya başladık.
Çocuk istismarı Türkiye'de hep vardı zaten.
Ama haberleri çok çıkmaya başladı diyebiliriz.
O dönemde mesela bir baktım her yerde çocuk istismarı uzmanı, mahremiyet eğitimi uzmanı, zırt uzmanı, pırt uzmanı ama daha önce hayatında hiç bunun eğitimini almamış, bunun süpervizyonunu görmemiş
kendi algı sistemler üstüne çalışma yapmamış insanların kitabı alayım, okuyayım, aynısını PowerPoint'a çevireyim ve eğitimini vereyim kafasını çok fazla
görebiliyoruz. Bazen de kurumların cahilliğinden kaynaklanıyor.
Yani kurumda bir psikolog var diyelim ya da bir psikolojik danışman var ve diyor ki kurum, bu devlet kurumu da olabilir, özel bir kurum da olabilir.
Bunun eğitimini sen vereceksin, zorunluluğunu yani.
Öyle olunca da... O uzmanların da biraz zor durumda kaldığı durumlar gerçekleşebilir.
Sadece bireysel sorumsuzluklar değil, alan olarak görünmemesi, mesleklerin meslek olarak görünmemesinden kaynaklı sorunlar çok var.
Yani bunu yapmak isteyen aslında işin kısası Türkiye'de tabii ki yapabilir.
Yapabilir. Ama maalesef altyapısal ve kurumlara...
kurumlardan kaynaklı bazı eksikliklerimiz, sistemde bazı sıkıntılarımız olduğu da bir gerçek yani.
Kesinlikle. Bu bilgi üniversitesi yüksek lisansı için Türkiye'ye dönmeye mi karar verdin?
Nasıl bir yol çizdin kendine?
Ben aslında Avustralya'ya gittim ve orada çok uzun bir süre kalmadım.
Bir dönemimi orada okudum ve sonra Türkiye'den devam ettim eğitimi.
Çünkü oranın eğitim sistemi Türkiye'nin ya da Kanada'nın eğitim sistemi gibi değil.
Birçok dersi okumalarını vesairesini kendi kendine yapmaları bekleniyor öğrencilerin.
Daha böyle kişinin kendi yürütebildiği bir çalışma metodu vardı.
Dolayısıyla bunun böyle olduğunu ben oraya gittikten sonra öğrendim.
Okulun bu konuda iletişimi de çok kötüydü.
Biraz uzun anlatıyorum ama okul araştıranlar varsa böyle şeylere de dikkat etmek çok önemli.
Dolayısıyla orada bir 4-5 ay kaldıktan sonra Türkiye'ye döndüm ve Türkiye'den devam etti bu süreç.
Yani ben 2013 Haziran ayında Türkiye'ye döndüm temelli olarak.
Bilgi'de de master'ı 2015 yılında başladım.
Onu da çok komik bir şekilde başladım.
Ben bir yandan hem çalışıyorum hem bir yandan master'ımı bitiriyorum hem tez yazım sürecine başladım.
Ama bir yandan da çok yalnız hissettiğim bir döneme girdim.
Çünkü şimdi master işimi yaparken tek başımayım.
Çünkü uzaktayım zaten.
Mesleğimde yalnızım.
Çünkü işte belli kurumlara başvuruyorum.
Hiçbirinden olumlu dönüş alamıyorum.
Çünkü işte aradıkları ya kritere uygun değilim ya da zaten çok başvurabileceğim iş zaten yok.
Hani birkaç sivil toplumda iş başvurusunda bulundum.
Uydu ama bir şekilde olmadı.
Olmadı. Böyle çok yalnız hissettiğim bir sürece girdim.
Ve bu yalnızlığın içinden nasıl çıkarım diye düşünürken şöyle bir çözüm ürettim kendi kendime.
Ben dedim eğer bir yüksek lisansa daha girersem hem şu an kendi işimi ben pazarlayamıyorum.
Hani biraz bununla dair ve iletişimini doğru şekilde yapmak için kendimi destekleyebilirim.
Hem bir kampüs ortamında olurum.
Hem de kampüs ortamında olduğum için ilk masterımın tezini de daha kolay bitiririm.
Gibi böyle... Süper salak bir amaç işime yaradı.
Yok mükemmel bir çözüm bulmuşsun daha önce.
Böyle bir çözüm buldum.
Ve hakikaten hani çok ilgim de vardı bu arada pazarlama iletişimi.
Dediğim gibi ben liseden beri böyle kurumsal iletişim, pazarlama iletişimi alanlarda da böyle ufak tefek çalışmalarım oldu.
Yani profesyonel çalışmalarım olmuştu.
Araştırdım işte Bilgi Üniversitesi'nde marka okudu.
Dedim tamam bu tam bana göre.
Ve gerekli başvurularımı yaptım.
Burslu bir şekilde kabul edildim oraya ve orada bölümümü okumaya başladım.
Bunun devamında peki iş hayatına atılış nasıl oldu yavaş yavaş?
Master devam ederken mi bir şeyler denemeye devam ettin o STK'larla falan beraber yoksa kafanda başka bir şeyler mi oluşmaya başladı?
Yok zaten mecburen başka bir şeyler oluşmaya başlamıştı.
2013'ün sonlarına doğru ben ilk eğitimimi zaten Türkiye'de verdim.
Böyle biri duymuş işte böyle uzman olduğunu.
Bir arkadaşımın arkadaşının bilmem kimi.
Öyle küçük küçük eğitimler vermeye ben başlamıştım.
Hani yakın çevremde bazen biri duyuyordu.
Biri okulda bir psikologtu.
O çağırıyordu vesaire. Böyle küçük küçük bir şeyler olmaya başlamıştı.
Ama tabii böyle geçimimi devam ettirebileceğim kadar bir...
Vakit ve kazancım da yoktu.
Bir süre işte ailemin yanında çalıştım.
Aile işine destek verdim.
Babamın yanında çalıştım.
Sonra kendi işlerin biraz hızlandığı zaman.
Çünkü şöyle de bir kısır döngü var.
Full time bir işle çalışman lazım para kazanmak için.
Ama full time işle çalıştıkça da kendi işine ayırabildiğin zaman çok azalıyor.
Böyle bir saçma bir... kısır döngü var.
Benim şansım ailemle yaşıyordum.
Dolayısıyla bir kira derdim yoktu.
Kendime yetecek kadar para kazandığım sürece bu beni iyi kaşama da tatmin ediyordu.
Hani ailemden para almadan ama onların evinde yaşayarak hayatımı sürdürebilmek.
Dolayısıyla işte bir aile merkezinde onlara mesela sosyal medyayla ilgili destek vermeye başladım.
Aynı zamanda o merkezde küçük birkaç eğitim verdim.
Oradan Biri duydu oraya çağırdı böyle yavaş yavaş büyümeye başladı.
Bilgide master yaptığım dönemde de zaten artık çok aktif şekilde hem sosyal medyada içerik üretimine daha ağırlık vermeye başlamıştım.
Hem de artık uzun soluklu çalıştığım okullar vardı.
Kurumlardan zaman zaman davet alabiliyordum.
Ufak ufak markalarla çalışmaya başlamıştım zaten danışmanlık konusunda.
Master'dan mezun olduğum zaman da biraz daha artık markalarla çalışmaya devam etmek, okullarla kapsamlı şekilde çalışmaya devam etmek, danışmanlık vermek
konusunda ve artık küçük küçük kendi platformlarımı oluşturmaya o zaman başladım diyebilirim.
Anladım. Zaten anladığım kadarıyla işin maddi yönünün biraz iyi anlamda ilerlemesi için işin içine markaların...
Ve böyle daha büyük şirketlerin girmesi gerekiyor gibi tahmin ediyorum.
Çoğu işte olduğu gibi yani.
Kesinlikle. Sen bu noktaya gelene kadar sen nasıl tepkiler gördün onu merak ediyorum.
Şimdi anlattıklarından ailenin hep destekçi olduğunu anlayabiliyorum.
Ama sadece aile değil tabii.
Genel toplum, yakın arkadaş çevresi veya arkadaş çevresi nasıl tepkiler geldi merak ediyorum.
Okul süreci ve meslek sürecinde.
Evet yani aile gerek annem babam kardeşlerim sonra yani mesleğe girdikten sonra şimdiki partnerimle zaten tanıştım.
O hani ilişkimizin başından beri ve hala da bugün en büyük destekçilerimden bir tanesi.
O desteğin meyvesini çok yedim gerçekten.
Çünkü insan aklı rahat olduğu zaman.
bir çekincisi, işte aile ortamında partneriyle bir tartışma, bir antipati durumuna vesile olmayacağını bildiği zaman çok böyle yürü ya kulum
diyerek üretmeye devam edebiliyor.
Dolayısıyla o çok önemli bir destekti.
Arkadaşlarım yani yakın arkadaş çevresinde böyle ilk başta çok makara konusuydu ama böyle tatlı makara konusuydu.
Yani böyle antipatik ve böyle yoracak bir seviyede değildi.
Sonra ilk böyle hani ufak ufak hani sosyal medyada adım duyulmaya başladı.
Takipçiler artmaya başladı.
Bir iki röportaj yapıldı falan.
Ondan sonra biraz böyle yorucu ve antipatik bir hale geldi yakın çevremden.
Yakın dostlarım değil ama daha böyle ne bileyim çocukluktan tanıyan orada burada gördüğün insanlar.
Bu sefer her gören sana mesela cumartesi arkadaşlarımla yemeğe gitmişim.
Biraz daha alakasız biri var.
İlla bir cinsellik muhabbeti açılır.
İlla soru sorulur. hani keyifle sohbet ettiğim değil de sürekli bir şeyler anlatmak zorunda kaldım.
Ya da böyle bir beklenti oluşturulan ortamlar oluşmaya başladı.
Ama onun sonra her şeyde olduğu gibi onu da böyle net hani ya şu an mesai dışındayım falan diye tatlı bir şekilde şakasını yapıp hani o çizgiyi de çekmeyi
öğrendim zamanla diyelim.
Bunun dışında İlk sosyal medyaya içerik üretmeye başladığım zaman çok fazla taciz mesajı alıyordum.
Yani cinsel organını gönderenler, işte ahlaksızsın sen diyenler, işte senin vasfın ne ki bunları konuşabiliyorsun, psikolog değilsin, doktor değilsin diyenler.
Hani böyle bir sürekli bir diploma sorma.
Klasik yani o kadar anlıyorum ki o şey.
Vasıf sorma. Bunu bir noktaya kadar anlayabiliyorum.
Çünkü gerçekten vasıfsız ve saçmalık içerik üreten çok fazla insan var.
Bir noktayı anlayabilirim.
Ama bunun saygılı bir şeyi var.
Hani bunu yapmanın da saygılı bir yöntemi var.
Bir de... Kesinlikle. Ya ben sosyal medya içerik üretiyorum diye hayatımın en intim noktalarına ya da en dıdısının vıdısına kadar senin eleştirini almak zorunda değilim.
Ya da senin sorularına her zaman koşulsuz cevap vermek zorunda değilim.
Zaten benim... Ne diplomam olduğu ya da nerede eğitim aldığım web sitemde gayet açık bir şekilde yazıyor.
Beni takip etmek zorunda da değilsin.
Girip oradan gerekli bilgiyi alabilirsin.
Ve bu kadar yani.
Orada da mentorlarımın çok desteğini gördüm.
Hem bu kariyer sürecini yönetmek hem sosyal medyadan iletişim kuranlar.
nasıl bir çizgi çekmem gerektiği konusunda biraz da zamanla insan öğreniyor ve zamanla derin kalınlaşmaya başlıyor.
Hatırlıyorum böyle sosyal medyada olumsuz bir yorum geldiği zaman ya da haksız olduğunu düşündüğüm bir yorum geldiği zaman bazen bütün günümü, bazen iki günümü full alabiliyordu mesela, kitliyordu beni.
Çünkü hani o insana oturup tane tane açıklama ihtiyacı hissediyordum.
Hani ortada bir yanlış anlaşılma varsa onu gidermeye çalışıyordum.
Ama bir noktadan sonra gördüm ki Bu senin üretimini etkiliyor.
Ve sen orada belki bir insana laf anlatmaya çalışıyorsun ama öte yandan lütfen şu konuda daha çok paylaşım yap diyen 500, 1000, 2000, 5000 insan var.
Ve gerçekten de olumlu mesajlar, bunu da söylemeden edemeyeceğim çünkü beni uzun süredir takip eden bir sürü insan var ve onlara çok büyük haksızlık olur bu.
Gerçekten en umutsuz olduğum, en yorgun, en böyle bıkkın olduğum zamanlarda hep o beni takip eden insanlardan, bir şekilde iletişimde olduğum insanlardan gelen mesajlar hep beni motive etti.
Çünkü yani şöyle bir mesaj geliyor sana.
Mesela çocuğunu senin yazdığın kitabı okurken videoya çekmiş.
Bana özelden onu mesaj atıyor.
İşte yüzünü saklayarak, kimi yüzünü saklamadan gönderiyor.
Ve diyorsun ki o çocuk o kitabı okuyor.
Ne bileyim bir tane takip eden biri şey yazdı.
Seks pozitif ebeveynlik içeriği var.
O diyor içerik. Çocuğu benim sesimi çok seviyormuş.
Gece uyurken onu açtırıyormuş annesine.
Çok güzel. Seksolog Rayko Kumru'yu açar mısın diyormuş mesela.
Şimdi böyle şeyleri duyunca diyorsun ki yani tamam hani insanlar gerçekten bir fayda görüyor demek ki.
Hani üretmek için çok debelendiğim şeylerden.
Bu da çok çok ve çok motive edici bir şey.
Gerçekten çok motive edici bir şey.
Bu bir kıyaslama gibi değil ama ne noktadayız Türkiye olarak bu konularda?
Yani daha iyiye gidiyor muyuz ya da kötü müyüz?
Zaten yoksa her yerde benzer şekilde mi insanlar ilerliyor, yeni yeni mi öğreniyor?
Onu senden duymak daha bence doğru ve değerli olacak gibi düşünüyorum.
Cevabı çok zor bir sorunun bence.
Çünkü benim durduğum konum ve baktığım yön tek.
Tek bir yönden bakılamaz bu konu.
Bu soruyu mesela sivil toplumda çalışan bir insana sorsan çok farklı bir yanıt alabilirsin.
Dolayısıyla kimseye haksızlık etmeden ve yapılan güzel işleri yok saymadan da bence böyle sorulara cevap vermek önemli.
Yoksa şeyle çok sık karşılaşıyoruz ya, Türkiye'den de bir şey olmaz, hep kötüye gidiyoruz.
Böyle bir umutsuzluk ve...
Aslında o yüzden biraz sormak istedim.
Yani günün sonunda pozitif olan bir şeyler de muhakkak var yani.
Kesinlikle var. Kesinlikle var.
Bir sivil toplum kuruluşunda tam zamanlı ya da çok yoğun ya da çok uzun yıllardır çalışmadığım için o tarafa kesinlikle bir haksızlık yapmak istemiyorum söylediklerimde.
Onu demek istiyorum. Spesifik olarak biraz önce de söylediğim gibi cinsellik özelinde son 4-5 yıldır özellikle
daha önce olmadığı kadar bir içerik, paylaşım, diyalog alanı, mücadele bunları çok daha fazla görmeye başladık.
Şimdi bu iyi bir şey aslında ama sebepleri çok da iyi olmayan sebepler de olabilir.
O da sürekli üreme sağlığı ve cinsel sağlık ve haklar üstüne sürekli bir Saldırı olması hükümet tarafından.
Dolayısıyla burada evet insanlar bu konuya daha çok önem veriyor.
Daha çok mücadelesini veriyor.
Ne kadar güzel. Evet ne kadar güzel.
Ama bir yandan da Türkiye'nin genel durumunu cinsellik adına bir bilmiyoruz.
İki evet bu mücadele ve bu içerikte artış daha rahat konuşabilme.
Bu diskurların daha çok üretiliyor olması vesaire tabii ki var.
Gerçekten her yerde mi var bu?
Türkiye'nin her yerinde mi var?
Ya da Türkiye'nin her yerinde mi bu şekilde yapılabiliyor?
Bu sorunun cevabı bende yok.
Bu baskının Türkiye'nin her yerinde hissedildiğini biliyoruz.
Haklara erişimin çok sınırlandırıldığını ve insanların bu konuda çok çok zorlandığını.
Yani bu işte kürtaja erişim de olabilir, korona yöntemlerine erişim de olabilir.
Cinsellik eğitimi zaten yok.
Sistematik olarak bazı üniversitelerin kendi çabalarıyla gerçekleştiren eğitimler ya da çok nadir özel okulların ortaokul ve lisede gerçekleştirdiği şeyler bunlar.
Öte yandan ebeveynlerle çalışan biri olarak ebeveynler tarafında da çok ciddi bir bilgi yarışım eksikliği olduğunu da görebiliyoruz.
En yakın Kanada'yla karşılaştırabiliyorum.
Bu direkt bir karşılaştırma zaten olamaz.
Çünkü yani tarihi farklı olan, demografisi farklı olan iki ülkeyi sadece haklar üstünden bir karşılaştırmaya gitmek çok saçma.
Ortak hiçbir paydaş yok çünkü.
Ama Türkiye'de yaşanan en basitinden şöyle diyeyim sana.
Araştırma olmaması bile ya da araştırmaların önünü çok bloke ediliyor olması bile aslında bizim Türkiye'de cinsel sağlık, üreme sağlığı ve hakları ile ilgili çok geriden gelmemize vesile
oluyor. Çok basit bir örnek vereceğim.
HPV aşısı. Kanada'da bunun araştırması yapılıyor.
Zaten sağlık sistemi devlete bağlı olduğu için diyor ki bunun bir matematiği var kardeşim.
Bu aşıyı gençken olduğun zaman ileriki yaşlarda işte rahim ağzı kanseri ihtimali şu kadar azaltıyorsun.
Devletin sağlık sistemine olan yükü de şu oranda azalıyor bu aşıyı yaptığımız zaman.
Yani bu oturup bayağı bilimsel yöntemlerle hesaplıyor.
Şu an çok kabaca anlatıyorum bu arada.
Ve bunun sonucunda diyor ki devlet okey araştırmalar yapılmış.
Bunun sonucunda böyle bir şeye varılmış, kanıya varılmış.
Tamam diyor o zaman biz bunu sigorta kapsamında bütün işte 6.
ve 9. sınıftaki çocukları okullara gönderiyoruz.
İsteyen ebeveynin onayıyla olabiliyor bu aşıya.
Şimdi tamam bu kadar basit olmadı tabii.
Burada da bir sürü tartışma çıktı işte aman çocuklarımızı cinselliğe teşvik edeceksiniz de şöyle de böyle de bilmem ne de.
Ama demem o ki politik düzenlemeleri de eğitim sistemini de sağlık sistemini de araştırma temelli bir yol gösteriş söz konusu.
Türkiye'de bunun çok ciddi eksikliğini çekiyoruz.
Yani işi uzmanları değil gücü elinde barındıranlar karar veriyor ve bu da...
Özellikle cinsel sağlık ve üreme sağlığı çok ahlak ya da kişilerin kendi görüşleriyle harmanlanan bir konu olduğu için daha büyük sıkıntılara
sebep veriyor. Kalp rahatsızlığının kimse ahlaki boyutunu çok fazla belki konuşmuyor ama söz konusu işte kürtaj, cinsellik eğitimi, bedensel
haklar, çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet, LGBT insanlara karşı şiddet, homofobi, transfobi.
bifobi vesaire gibi konular olduğu zaman o ahlakçı kılıçlar yükseldiği için yol almamız çok daha zorlaşıyor.
Ve çok daha olumsuz etkileniyoruz bütün bu sistemden.
Kesinlikle. Çok güzel anlattın bu arada.
Teşekkür ediyorum. Toplum bilinci açısından ne noktadayız acaba?
Bunu sana soruyorum. Zor bu soruların cevabı ama biraz daha...
Farkındasın, görüyorsun diye sana soruyorum.
Toplum bilinci açısından pozitif bir yöne doğru gidiyor muyuz acaba?
Bilmiyorum. Yani şunu biliyorum, insanların canına artık çok tak etmeye başladı bir şeyler.
Dolayısıyla belki daha önce hiç ilgilenmeyecek insanlar bile belli konularla ilgilenmeye, belli konularda bilinçlenmeye ve bilgi araştırmaya başladı belki.
Ama belki diyorum çünkü bilmiyorum.
Şunu söylemek istiyorum. Özellikle Türkiye'de çok sıkıntılı alanlarda çalışanların ya da sıkıntılı konularda bazen şöyle yorumlarla karşılaşıyorum.
Ya işte Türk insanı zaten işte adam olmaz.
İşte zaten biz cahiliz.
Zaten şöyle böyle. Yani sanki böyle Türkiye'de yaşayan insanların zekasına ya da algılayabilme kapasitesine sürekli böyle bir tokat vurma hali var.
Evet bazı insanlar anlamak istemiyor.
Gerekli hizmetler sunulduğu zaman, gerekli kaynaklar sunulduğu zaman ve insanları insan yerine koyduğumuz zaman kapasite her yerde aynı.
O kapasiteyi nasıl kullandığımız ya da insanlara daha da önemlisi.
Biz dışarıdan bakanlar değil ama bireylere o kapasitelerini ya da kendilerini gerçekleştirebilmeleri için ne kadar alan açıldığıyla alakalı bütün bunlar.
Sen şimdi Kanada'da eğitim veriyorsun.
Türkiye'dekilere kıyasla nasıl?
Hani hep şey bekleniyor böyle.
Türkiye'de çok saçma sorular geliyor.
Kanada'da hiç saçma soru gelmiyor gibi bir açıklama.
Sanki öyle bir açıklama bekliyor insanlar.
Hayır. Türkiye'de bana ebeveynlerin sorduğu soruların aynısını Kanada'daki ebeveynler de soruyor.
Tam bu cevabı almak istiyordum demeyeyim de aslında bunu konuşmak istiyordum.
O yüzden... Teşekkür ederim.
Bu çok açıklayıcı oldu bu noktada.
Nedir şu anki hedefler, hayaller, planlar?
Onlardan biraz sona doğru söz edelim istiyorum.
Hayaller planlar yani şu anda tabukamuyla ilgili çok güzel planlarımız var.
Tabukamuyu gerçekten daha da genişletip daha da büyütüp gençlere daha iyi hizmet verebilen bir platform haline getirebilmek.
Şu anda 11 kişilik genç bir ekiple beraber çalışıyoruz tabukamı üstünde.
Hepsi ya üniversite öğrencisi ya yeni mezun olan gençlerden oluşuyor.
Buradan da dinliyorlarsa kendilerine selam gönderelim.
Reglik aileleri ve seks pozitif ebeveynlik platformları üstüne zaten üretmeye her zaman devam etmek istiyorum gelecekte de.
Bunun dışında Türkçe'ye kaynak kazandırma konusunda birkaç farklı çalışma aynı anda yürüyor.
Onlar beni çok heyecanlandırıyor bu aralar.
Bunun dışında plain language yani yalın dil üstüne son bir yıldır bu bir bilimmiş mesela bunu ben bilmiyordum.
Yani yalın dilde iletişim kurabilmek bunun bir bilimi varmış.
Bunun üstüne bir eğitim almaya başladım Simon Fraser Üniversitesi'nde.
Ben okudukça var olabilen bir insanım o yüzden okumaya her zaman devam edeceğim büyük ihtimalle.
O eğitim bu sıralar böyle çok gündemimde.
Yalın tasarımın iletişime etkisi, kompleks konuların yalın dille anlatılabilmesinin aslında bir hak olduğu, çok böyle hak temelli.
Spesifik olarak da sağlık iletişimi ve benim özelimde cinsel sağlık iletişimi üstünden yorumlama şansım olan çok güzel bir eğitim alıyorum.
Bununla ilgili bir takım çalışmalarım olabilir ileride.
Ve hani başkalarına da yani alanda aktivizm yapan ya da alanda çalışmak isteyen başkalarına da besleyecek ve kaynak sağlayacak bir çalışma
olabilir. Podcast'lara devam.
Videolara uzun süredir YouTube'da değilim ama oraya bir geri dönüş söz konusu olabilir.
Bakalım bilmiyorum belki yarın aklıma başka bir fikir gelir.
Oturur onun üstüne çalışırım bir süre.
Aslında yani daha ne olsun bayağı çalışıyorsun.
Daha da çok çalışacaksın gibi görünüyor.
Ayka çok teşekkür ediyorum ya.
Valla seninle sohbet etmek çok keyifli.
Öte yandan senden bir şeyler öğrenmek de çok keyifli bu arada.
Çok teşekkür ederim. Çok mersi konu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
