
Hünkar Mehmet Çalışkan - Kuaför / Ses Teknisyeni / Pazarcı
30 Kasım 2020 · 41 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Kuaför / Ses Teknisyeni / Pazarcı
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Altın Bilezik.
Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet sevgili Hünkar Mehmet Çalışkan abiyle beraberiz bugün.
Selam abicim hoş geldin.
Hoş buldum çok teşekkür ederim.
Ta hayal kahvesi günlerinden tanıştığımız.
Sağolsun İstanbul'a ilk geldiğimizde bize...
abilik eden deyip çünkü gerçekten abilik etti.
Yani oranın düzenli ses mühendisi.
Orada tanıştık. Ya Hünkar abi biraz mesleğini açıklayabilir misin bize yaptığın mesleği?
Ya ben daha çok hep beni şeyden tanıyorsunuz.
Mekanlarda görmüştünüz. Aynen öyle.
Yani aslında ben bir sesçiyim. Ses teknisyeniyim.
Bir mekanın ses, ışık, görüntü dendiği zaman bu işten sorumlu olan ve bu işi işte sizin gibi gruplar geldiğinde yani tanınan, tanınmayan Gruplar gelmedi işte sesini Tom Meister'in
yapıp işte mekanın ışığına yerleyip.
Anladım. Bazen ne kadar müşteri girmiş, girmemiş onlara bakıp.
Aynen aynen. Yani işte kulis nerede, işte soundcheck'ten sonra nerede yemek gelir.
Yani hepsine işte çalışan.
Anladım. Sadece aslında sen hayal kahvesi için ve diğer mekanlar için sadece bir ses teknisyeninde değilmişsin aslında bakarsan.
Tabii tabii çoğunda her şeyle ilgiliyordum ama asıl işim ses teknisyenliği.
Bunu da... Çok özel olarak.
Aslında sormak istediğim o.
Asıl işim seslenklisi.
Uzun zamandır yaptığım iş bu. Peki abi bunun için ayrı bir özel eğitim aldın mı?
Ben hiç eğitim almadım. Nasıl eğitim almadım?
Yani bir sürü sertifikam var. Ama ben bu işi yapmaya başladıktan sonra gidip bir sürü firmadan sertifika aldım.
Nasıl olur bu? İşte Sennheiser'ın Türkiye temsilcisi atıyorum.
Anladım. Böyle büyük firmaların yaptığı bütün sertifika programlarına gittim.
Hepsini anladım. Sadece ses değil bu.
Bir sürü markanın sertifikasını aldım ama herhangi bir eğitimim yok.
Yani alaylı dediğimiz modeldenim ben.
Yani kendin öğrendin bu işi biraz.
Sıfırdan başlayıp. Yani ben ilk canlı müzik mikseri gördüğümde bana birisi dedi ki bu kaç kanal dedi.
Kutusuna baktım şöyle. Üzerindeki bütün düğmeleri saydım.
140 kanal falan abi dedim yani.
O kadar bilmiyordum. Ondan sonra işte öyle öyle bu hale geldim.
Yani bunun başlangıcına dönersek en başa.
Nasıl başladı ses mühendisi olayı, ses teknisyenliği?
98 senesinden önce falan, askerlikten önce meraklıydım bu işlere.
Arkadaşlarıma gidiyordum, yardım ediyordum.
Fakt efekt DJ'lik falan yapıyordum.
İşte meraklıydım, gençsin falan.
Ama o zamanlar bayan kuaförüydüm.
Bayan kuaförünü çalışıyordum. Bayan kuaförünün çalıştığım arkadaşlarının tanıdıkları vardı.
Müzik işleriyle uğraşan. Onların yanına gidiyordum.
Böyle hani merak ya. Aslında ilk işin bayan kuaförlüğü.
Asıl işim bayan kuaförlüğü.
Hayatıma çıraklık olarak başladığım ilk iş bayan kuaförlüğü.
Yani abi aslında bir üniversite kısmı yok.
Hiç yok. Sıfır. Yok.
İlk işin bayan kuaförlüğü.
O zaman oradan başlayalım.
Ona nasıl girdin?
Nereden o kapağı açıldı sana diyeyim.
Şöyle oldu. Sene 92.
O kadar ufak. İstanbul'dasın değil mi bu arada?
Tabii tabii. Sene 92.
Bu arada ben okul dönemlerinde yazında 15 tatilde falan annem beni hep yerlere götür çalıştırdı.
Ben biraz hiperaktif değildim ama gezmeyi tozmayı seven çocuk yaşlarımda.
Girişken. Tabii tabii 9-10 yaşındayken evden çıkıp mesela etçiler de oturuyordu o zaman Rumyesi arasında.
Oradan çıkıp adalara gidip geri gelebilen hani 9-10 yaşında bir çocuğun yapmayacağı şeyleri yapan bir tiptim.
Annem de beni hani zapt etme derdindeydi.
Tabii doğal olarak hani beni 15 tatilde yaz tatillerinde falan bir işlere verirdi.
İşte eczanede çalışmışlığım var.
Yani çıraklık yapmış böyle. Anladım.
Getir götür işi yapmış işte.
Ne bileyim bir kebapçı da bileyim.
Sonra beni benim okumayacağıma karar verince.
Olmayacağına. Oralarda anne babam falan ayrılıyordu falan.
Kötü dönemlerdi. Evet evet.
Okumayacağıma karar verince ben de karar verdim.
Yani bunu ortak aldınız. Nasıl bir tepkisi oldu ailenin bu arada?
O da çok önemli. Tepki olmadı. Eskiden okumayanı zaten işe verirlerdi.
Bu kadar. Okuyacak mı okumayacak mı diye bakılırdı.
Anladım. Şimdiki gibi bir zorlama durumu olmuyordu.
Kesin üniversite okun. Zaten niye okurdu?
Yani benim o kuşak 78-76 kuşağı 80 kuşağının altı ya okur ya da çalışırdı.
Evet. Ve altın bilezik senin programın adı.
Altın bileziği olsun diye annem beni bir elimden tuttu.
Kendi gitti Şişli'deki kuaför salonundaki bir koltuğa bıraktı.
Yaş? Kaç dedik?
Yani orta biri gitmişim ama orta birden çıkmışım yani.
Tasdiknameyle çıkmışım yani. Hiçbir şeyim yok.
Orta biri terk etmişim yani.
Çocuğum ilkokuldan sonra işte ikinci sene.
Evet aynen öyle. Baya beni götürdü.
Şişti de. Eskiden YKM vardı şimdi.
Büyük bir mağaza. Onun arkasındaki bir kuaför salonu.
Güzel bir kuaför salonu. Beni bir koltuğa oturttu.
Öğlene kadar oturdum Ergin.
Böyle oturdum. Oturdum, oturdum, oturdum.
Sonra sahibi geldi. Sahibi gelince sen dedi Sevim Hanım'ın oğlunsun dedi.
Sevim annemin adı. Evet dedim.
Kalk dedi al şu süpürgeyi git dedi çalış.
Abi çok güzel. Oysa ben orada oturmuşum.
Orada çalışanlar bilmiyormuş benim hani çalışmak için geldi mi.
Sadece Sevim Hanım'ın olduğunda başladım öyle.
Özel bir isteğin oldu mu oraya gitmekte?
Yok canım. Denk geldi tamamen.
Yani meslek olsun diye. Güzel de bir meslek.
Kötü bir meslek. O zaman tabii o kafa basmıyor ama.
İlgini çekmiş belli ki o kuaför ortamı.
İlgimi çekmese kalmazdım orada.
Çok uzun zaman çalıştım çünkü. Askeri gidene kadar hatta askerden geldikten sonra da bir süre çalıştım.
Çünkü sevdiğim meslek. Bir de kabiliyet isteyen.
Bir de klas. Aslında o da sanat.
Çok büyük bir sanat.
Büyük bir sanat. Aslında senin ilk mesleğin kuaförlük.
Evet. Bayağı kuaförlüydüğümüz bir meslek.
Birkaç yerde çalıştım. Hatta orada da en iyi yerlerde çalıştım.
Türkiye'deki en iyi kuaför salonu neresiyse ben orada çalıştım.
askere gidene kadar yaptım o işi.
Hep böyle bir level bir level üstüne koya koya.
Çıraklıktan başladın. Öğrene öğrene.
Ben hayatım boyunca hiçbir yaptığım işte zaten basit bir şeyde kalmadım.
Hep üstüne koya koya. O işin en iyisi neyse.
Gittim orada çalıştım. Buldum onu bir şekilde yani.
Getirisi iyi miydi abi? Tabii.
Mutluydun değil mi o zaman? Çok iyiydi. Çok iyiydi.
Ya ben mecburiyetten bıraktım aslında biraz kuaförle.
Ellerimde egzama çıktı. Artık dediler ki bu ellerle olmaz.
Yani olur da. Dükkan sahibi olsan.
Kırklı yaşlarda olsa sıkıntı yok. Fazla Yoksa senin zaten sektörü bırakma gibi bir fikrin yoktu.
Belki de bayan kuaförü olarak kalacaktım.
Sese geçiş nasıl oldu?
Şöyle oldu. O dönemde kuaförken tanıdığım arkadaşlarımla ortak arkadaşlarım vardı.
Ortak arkadaşlarımla bir iki tanesiyle hala görüşüyorum bu işi yapan.
Tünelde çalışıyordu Kıvılcım Müzik'te.
Bunu hepimiz biliriz. Tabii tabii hala.
İsimler mi bir şey yok.
Kıvılcım Müzik hala var ama o zaman çok büyüktü o Kıvılcım Müzik.
Hatırlar mısınız bilmiyorum ama 2000'lerde Kıvılcım Müziği'nin tünelde 5-6 tane mahallesi vardı.
Biz Ankara kısmına hakimiz abi.
Orada da bayağı büyük. Zaten Ankaralılar bu arada.
Ankaralılar. Çok sevdiğim de patronlarım.
Çok tatlı insanlar. Güzel bir dönem geçirdim onlarla.
O arkadaşım orada Kıvılcım Müziği'nin ses bölümünde çalışıyordu.
Ben orada işe başladım. O da arkadaşım orada çalışıyordu.
Sen tünelde işe başladın yani.
Aynen öyle. İlk ses mikserini gördüm ve bana bu kaç kanal diye birisi sorduğunda Orada yaşadım o muhabbeti.
Baktım şöyle. Şimdi DJ Mixer'dan anlıyorum ama basit bir Behringer Mixer.
Şöyle baktım baktım bu ne ya dedim.
Kaç kanal? Şimdi kullanmayı bildiğim şeyin kaç kanal olduğunu bilmiyorum.
O zamanlar sadece açıkmayı kapatmayı biliyorsun işte.
XLR tak, jack tak falan.
Saydım dedim abi şu 140 kanal falan.
Orada başladı yani. Sonra bu uzun süren bir hayal kahvesi süreci var yanlış bilmiyorsam abi.
Evet. Değil mi? Ben çabuk adapte olurum her şeye.
Çok çabuk öğrenirim. O da meraktan aslında yani.
Şunu da yapayım bunu da yapayım değil de meraktan.
Bakarak da çok güzel öğrenirim yani.
Baya iyi bir alışkanlık abi bu arada.
Evet bakarak seyrederek yani araba kullanmayı da seyrederek görerek öğrenirsin ya.
Evet çoğu şey öyle bu arada yani.
Ben herkese o örneği veriyorum.
Ustamın eline bakarım yani. Davulu bile çok izleyen yani çok iyi şeyler öğrenirdir.
Tabi tabi izleyerek de evet. Ustamın eline hep bakarım.
Kendime bir usta belirleri bakarım.
Orada da o zaman bir arkadaşım var Koray diye.
O benim bu arada kendi yaştım.
Ama o adamın baka baka ve onun gibi türevlerine, etrafındaki türevlerine baka baka baka baka orada satışta öğrendim.
Zaten biraz meraklıydım.
DJ'lik yapabiliyordum. O zamanlar tabi internet, internet sıfır hiçbir şey yok.
Evet doğru. Yurt dışından plak geliyor falan.
Bir şeyi böyle sadece demosunu dinleyebiliyorsun internette.
Kısacık 4 saniye 5 saniye kötü bir sound falan.
Ve CD alıp bilmem ne alıp...
Bir DJ olayım bir hevesi vardı aslında.
Sonra baktım DJ'likte para yok.
Aç kalacağız bir süre yani.
Çok uzun sürmez yani bu DJ'lik.
Çünkü çok da DJ'yi tanıyorum o zamanlardan.
O zaman da vardı yani. O zaman DJ'lik çok meşhurdu.
Herkesin evinde pick up turntable yoktu.
Bizim dükkanımızda turntable falan sattığımız için kuruluydu.
Bir sürü tanıdığım meşhur ünlü DJ yani şu andaki tanıdığınız bütün eski meşhur DJ'lerin hepsi gelir.
Bir aklını dinlerdi o yurt dışından gelen.
Plaktan işte İngiliz siteleri vardı işte.
Junoko falan. Oradan plak satın alırlardı.
Böyle kısacık 4 saniye 5 saniye dinleyerek ne olduğunu bilmediğin bir şey geliyor.
3 hafta sonra merakla ne yaparsın onu ilk dinleyebileceğin yere gidersin.
Gece kulüpte dinleyemeyeceğine göre.
Müzik mağazana gelirlerdi.
Yıl ne zaman bu bahsettiğin?
2001-2002.
Ondan sonraki geçiş de çok hızlı oldu çünkü.
Ondan sonra da bir 2000'lerin 2010'larda da böyle herkes...
DJ'liği evde yapmaya başladın.
Çünkü çok basitleşti artık.
Çünkü cihazlarda sync diye bir düğme var o DJ setuplarında.
Kızmasınlar bana. İki sleep'leri sync dediğin zaman herhangi birisi DJ'lik yapabiliyor.
Bir şey yapmana gerek yok. Şarkı seçmen yeterli.
Çok yüklenmeyelim DJ'lere. Çok arkadaşım var DJ.
Senden alınmazlar zaten.
Aynen. O dönemde ben öyle DJ olayım derken sonra dedim ki bak bu iş maddi olarak bir anlamı olmayacak.
Evlenince de bir iş arayamayacak. Çoluk çocukla karışınca da bir iş arayamayacak.
Gelecek olarak bana bir şey sağlamayacağının farkında varınca zaten teknisyen dükkanı var.
Zaten böyle bir mağazada çalışıyorum.
Hoparlör kuruyorum, ses sistemi kuruyorum.
Eskiden her şey analog. Bütün ses sistemler analog.
Her şey analog. Bunları kurarken zaten öğreniyorsun.
Satarken öğreniyorsun. Böyle böyle ben Beyoğlu'nda bir kanda tünelde olduğu için Beyoğlu'nda ve çevresinde Karaköy, Kadıköy buralarda Girip çıkmadım, yapmadım.
Klüp, ıvır zıvır kalmadı. O zaman çok popülerdi o mekan.
Ben de çabuk öğrendim. Çok çabuk şekilde.
Sonra Züaymüzik'te falan çalıştım.
Onlar da tabii üstüne katta da katta sürekli daha çok insan tanıdım, daha çok mekan tanıdım.
Sonra Hayal Kahvesi'ne tanıştım işte.
Hayal Kahvesi'nde uzun süre çalışmamın sebebi de ben oranın teknik işlerini yapıyordum zaten.
Anladım. Çalışmadığım zaman da oranın teknik işlerini yapıyordum.
Bir gün beni oraya çağırdılar. Zaten çalışıyordunuz.
Zaten onun altyapısını falan ben kurmuştum.
Yani altyapı kablo olur mu falan.
Zaten çoğu mekanın altyapısını sen kuruyorsun hala abi. Çok var çok var.
Yani meşhur Babylon'u komple altyapı ben kurmadım ama mesela bütün altyapı kablonu falan ben yapmışımdır.
Çünkü o zamanlar tünelde belli yerlerden malzeme alıyorduk.
Biz de çok kablo yapardık. Yurt dışından çok kablo getirdik.
İyi kablo. Babylon o pozitif tarzda iyi şeyleri kullanırdı.
Çok böyle yani kilometrelerde kablo yaptığım bir yeri.
Tecrübe çok önemli bu işte sanırım.
Sen de artık böyle hani mekanın yok taş olması yok.
Ona bakarak.
Tabii tabii. Çok sağlam altyapı.
Ben o yüzden Tom Meister'im demiyorum ya da bir sound engineer'im yani bir mühendisliğini mühendisliğini demiyorum çünkü okulunu okumadım.
Evet teknisyenim dedin. Aynen. Okulunu okumadım.
Çalışarak öğrendim. Yani çalışarak en fazla tekniker olabilirsin.
Yani baka baka göre göre.
Bir okuldan çıkınca ya da bir diploma alınca mühendis olabilirsin.
Ben de o yüzden mühendis olamadım. Benim tanımımda mühendis kim?
Yani U2'nun Tom Meister'i mühendis.
Adamı gördük. Geldi burada. E2'deydi galiba.
Adam kulağıyla o 360 derece saniyeyi kulağıyla tune etti o hoparlörleri.
360'dan bahsediyoruz. O ayrı bir şey diyorsun.
Gerçi orada 360'da değil.
Herhalde galiba 270 dereceyi kurmuşlar.
Tamamen 360 kurmamışlar stat'tan dolayı.
O adam bence sound engineer.
Evet anlıyorum ne demek istediğini.
Ben ses teknisyeniyim. Olabilir miyim fazla?
Çünkü adam benim yemiş yutmuş.
Hem o kadar hoparlörü bizim bilgisayarla yapamadığımızı günlerce yaptığımızı adam kulağıyla böyle dinleyerek yaptı.
Pıt pıt pıt. Verdi ayarlarını.
Yaptık onu. Seni gitti. Peki bu hayal teknisyenlik dönemi o ne kadar sürdü?
Hala devam ediyor zaten ama hayal kısmı ne kadar sürdü?
Hayal kısmı şöyle oldu. Çok uzun sürdü.
Ben bile fark etmedim o kadar uzun sürdüğünü.
Ben oradan ayrılırken 7-8 sene falan çalışıyorum diye düşündüm.
Bir baktım 12 sene çalışmışım. Bir de öncesi var oranın teknisyenlik yani oraya teknik hizmet verdiği dönemi var.
Yine 15-16 senesi var ve hala görüşüyorum o kişilerle.
Sahibiyle de görüşüyorum ki beni çok severler.
Konser yapıyoruz zaten biliyorsunuz bütün hayallerde.
Ben böyle herhangi bir hayale gittiğim zaman aa Hünkar abi gelmiş falan diye öyle karşılanıyorum.
Sahibini öyle karşılamıyorlar. Oraya öyle başladım.
Nasıl başladım? Bir gün oraya elemanları yokmuş.
Elemanları yokmuş değil. Yine arkadaşımız vardı bir çalışan.
Mert Karayazı. Kendisi şu anda bu işi yapıyor.
Çok da iyi yapıyor. Süper.
Onun rahatsızlanmıştı, bir şey olmuştu.
Ben onun bir gün yerine gittim.
Bir gün durdum yani mekanda.
Müziğini de yaptım, canlı müziğini de yaptım.
Sonra bu asker gitme dönemi oldu çocuğun, Mert'in.
Anladım. Dediler ki hünkar çalışır mısın?
Bu arada beni şey değil, mekanın sahibi değil, barmen çağırmış.
Yani personelle, insanlarla ilişkim yani her zaman güzel tutmaya çalışmışımdır.
Sevdiğim insanlarla bu arada. Sevmediğim insanı sevmem.
İşini de iyi yapıyorsun. Kimseyle de fazla muhatap olmam.
Yani sevmediğim insanla hayatta ilişki kurmam.
Beni orada barman, kasiyer falan demiş ki ya Hünkar diye bir arkadaş var.
Geldi yaptı zaten bizim teknisyenimiz falan.
Öyle başladım ben o işe.
Tam şey olmuş abi. Hani Rüştü sakatlanıp Volkan'ın girmesine devam etmesi.
Sen biraz öyle olmuş. Öyle oldu.
Ama süper. Girdim. Sağ olsun Mert askere gidemedi garibim.
Ayağını kırdı. Galiba öyle bir şey oldu.
Adamın işini de elinden almış gibi oldu.
Ama önemli değil. Mert şu anda da çok daha güzel yerlerde.
Yürüdü gitti. Ben de o gün bugündür yani 2004'lerden 2003'ün sonlarından, 2004'lerin başından 2015'in Nisan 1'ine kadar çalıştım.
Sonra mekancılık mı devam etti?
Ayrıca şey de yapıyorsun. Şu an sanatçılarla da çalışıyorsun.
Şu anda freelance olarak çalışıyorum.
Freelance dediğimiz tanımda.
Kimler var? Biraz şey yapsana, söylesene.
Hayalden ayrıldıktan sonra bir sürü insana çalıştım.
Emre Aydın'la çalıştım uzun bir dönem.
Kimlerle çalıştım? Mirkel Hanım'la sürekli çalışıyorum.
Şu anda da çalışıyorum. Pandemi var, çalışmıyoruz.
Şu anda şey olarak, Ne denir?
Şu anda Emircan İyilek ile çalışıyorum.
Özge Fışkın var. Çok sevdiğim.
Çok seviyorum onu ben.
Para vermesin, bütçe olmasın.
Her işine giderim. Çünkü o kadar seviyorum.
Çok iyi arkadaşlarım. Çalışan müzisyenleri de çok iyi arkadaşlarım.
Siz de öylesiniz bu arada. Sizden de hiçbir zaman öyle bir şeyim yok.
Zaten çoğu zaman da öyle oldu.
Bir sürü insanla. Benim insanla böyle yaklaştığımı görüyorum.
Benimle insanlar bu şekilde yaklaştığımı görünce insanlar benden hiç oraları düşünmezler.
Sadece ben aranır çağrılırım.
Yani kimse bana abi şu kadar para var gelir misin diye sormaz.
Peki abi şimdi çok güzel süreç bence.
Çok güzel ilerlemiş. Yani istediğin şeyi yapmışsın.
Aslında bakarsan. Yani kendin bulup o yolu oradan devam etmişsin.
Şeyi merak ediyorum abi.
Çevre tepkileri nasıl oldu?
Bu ses teknisyenliği döneminde.
Hadi kuaför dönemi zaten Mesela aile şey diyordur zaten çırak verdik çocuk kuaför oluyor şimdi yolunu buldu dedi.
O sırada sen ses teknisyenliğine geçtin.
Mesela nasıl bir tepki verdiler ya da çevre tepkisi ne oldu onu merak ediyorum.
Şöyle oldu aslında ses teknisyenliğine geçtim ama bu şöyle bir şey vardır ya.
Annenize ne iş yaptığınızı anlatamazsınız annenize babanıza.
Evet evet çok doğru. Ailenize. Ben hadi tünelde çalışırken tamam bir mağazada çalışıyorum ses mağazasında.
Ama gece çalışmaya başlayınca gece çalışan birisi olarak görünüyorsun.
Kimse sana mekanın öyle bir mekanın.
Milyon dolar ses sistemine hükmettiğini düşünmüyor.
Sen gece barda çalışan bir adamsın.
Evet. İnsan sana böyle bakıyor.
Herkes sana bu şekilde bakıyor. Kesinlikle öyle bakıyor.
Yani o işin bir tanımı yok. Yani ben evlenirken bile kayınpederime ne iş yapıyorsun deyince düşündüm adama ne anlatacağım diye.
Türkiye'de çok zorunda anlatmıyorsun. Birileri bunu çok merak ediyor çünkü.
Annem babam da tabii ki bunu anlamadı.
Gerçi annem babam çocuktan beri ayrılar.
Gerçi babam orada bir görüyorum ama.
Yani o da sorsa anlamamıştır eminim.
Anlatsam da anlamamıştır yani.
Sonradan bu işin bir meslek olup gerçekten bir şey olup o da bir kariyer kazanıncı oluyor.
Bir yerlere gelince insanlar seni tanınca aa hünkarmış deyince oluyor.
Ama ben o zaman çok uzun zaman B10'da çalışan, bar'da çalışan bir çocuktum.
Peki maddiyatla alakası var mı sence?
Biraz para kazanmaya başlayınca meslek olduğunu.
Çünkü sanırım Türkiye'de böyle bir algı var.
O beni rahatsız ediyor. Ha para kazanıyor musun tam gerçek bir meslek yapıyorsun kafası var.
Evet orası doğru. Bütün işlerde zaten dediğin gibi var.
Ama ben hayale girdiğimde de iyi para alıyordum yani.
O mekana ilk sıfırdan baktığımda ama gerçi yine bir level'da bir adam olduğum için.
O zaman da iyi para alıyordum.
Dediğin gibi ama maddiyatla alakası var.
Para kazanmaya başlayınca senin çalıştığın meslek, iş...
Ya da neyse meslek oluyor.
Saygı görmeye başlıyor. Ama onu da inandırmak zor oluyor.
Bazen şey diyorlar.
Beyaz yaka kalıp.
Beyaz yakalara laf etmiyorum ama.
Beyaz yakadan daha çok kazandığın olabiliyor.
Ama meslek olarak görülmediği için.
Bir ciddiye almama durumu maalesef olabiliyor.
Çevreden nasıl tepkiler geldi?
Aile dışında. Arkadaşların falan zaten destekçiydi.
Bayılıyorlar. Memleketin en iyi kulübünde çalışıyorsun.
Sonuçta orası hayal kahvesi.
Yani İtalya'dan Napoli'den bir uçak kalkıyor.
Uçağa oturuyorsun. Orada kitaplar, dergiler var ya açıyorsun onu.
Türk Hava Yolları'nın kitabında. 13-14 sene önceden bahsediyorum.
Nereye gidilir? Hayal kahvesinin logosu var.
Hayal kahvesi bir yerde. Böyle bir yerde çalışıyoruz zaten.
Tanrı gibi görünüyor görüyor insanlar seni.
Arkadaşlarım yani. Tanrı gibi derken.
Oo hünkâr falan.
İyi yani. Ciddiye almak zorunda kalıyorlar.
Orası arkadaş konusunda orası hep böyle...
Anlatabildim, anlaşılabildim. Ama aile ve anne baba birazdan anlattık ama öğrendiler, anladılar yani.
Eğer aklında bir şey varsa onu yapıyorsun.
Geri basma durumu olmuyor. Kafama takılır genelde yapıyorum.
Ve hep istediğin şey oluyor bu doğrultuda.
Yani kimse önüne geçemiyor gibi hissediyorum.
Çünkü bizde çok şey durumu da oluyor Türkiye'de.
Şimdi senin de çocuğun var yani bilmiyorum.
Onunla ilişkin nasıldır bu konuda ya da nasıl olacak?
Hani şunu yapsın daha iyi.
Kendini şöyle daha iyi geliştirebilir.
Oğlum onu yapma. Onunla para kazanamazsın.
Ama bilmiyor. Yani bir fikri yok ailenin onunla alakalı.
Ama yorum yapıyor. Sende böyle bir durum hiç olmadı.
Hiç olmadı. Aynen. Beni böyle bir yönlendiren olmadı.
Ben kendim yaptım.
Karışmadı da diyebilirim aslında annem.
Yani herhalde güveniyordu bana bu konuda.
O çok önemli. Güven çok önemli.
Ben güvendiğini düşünüyorum. Yani o konularda bana ha...
Gerçi demedi ya.
Hiç öyle bir şey karşılaşmadım.
Tebrik ediyorum. Yani dönemin...
Düşününce geriye duruyor. İlerisinde.
Hiç öyle bir şey olmadı. Annem yapmadı. Bir insanmış ya.
Şöyle bir şey var. Dipnot.
Benim annem de bir ses sanatçısı şarkı söylüyor.
Çok iyi. Bununla da alakalı olabilir şu anda.
Şimdi dınk etti kafamda. Annem de çok eskilerden bunu yapmış.
Son zamanlarda da böyle şey.
Evde böyle amatör olarak yaptı bunları.
Hatta şu anda kendisi emekli.
Şarkıya da oturuyor. İstanbul dışında bir yere taşındı.
Uzun zamandır. Mesela orada belediyenin belediye korulları falan vardır.
Gidip orada hala şarkı söylüyor falan. Ne kadar tatlı.
Çağırıyorlar. O da gidiyor.
Ondan dolayı olabilir. O da o ortamları bildiği için hani bana o zaman tepki koymamış olabilir.
Ya da beni çabuk algılamış anlamış olabilir.
Evet kesin. Ama geri dönük hiçbir sorun yaşadım hatırlamıyorum.
Bunu da soracağım sonradan edemeyeceğim.
Bu pandemi döneminde bir de bu pazar muhabbeti başladı abi.
Bir de ondan bahsetsene. Onun bir sebebi var mıydı?
Hani iş yapamadığın için mi oraya girdin yoksa o da senin için bir ne bileyim tutku oldu da pazarcılık yapmaya başladın öyle bir şey mi?
Ya ben yeme içmeyi çok severim.
Çok ilgiliyim o konularla.
Keşke hepimizin bir meyhanesi, restoranı bir şey olsa.
Yapsak, içsek, içsek. Hep beraber.
Hep beraber ama yani. Sizlerle arkadaşlarla.
Olacak bundan eminim. Eninde sonunda hepimizin olacak.
Birinin olacak. Hepimiz oraya gideceğiz.
O olacak kesin. Benim eşimin ailesi o işlerle uğraşıyorlar.
Uzun seneler pazarcılık yapıyorlar.
Yani benim kayınçom yani eşimin kardeşi, abisi, babası.
Çok iyi. Bunları yapıyorlar uzun senedir.
Yani sonradan olma değiller.
Böyle bir şey de değiller. Ben zaten dönem dönem bunları gidip Tezgahlarına gidip hani merhaba, hoş geldin falan.
İnsanlara böyle bir şeyler satma derdi oluyordu anladın mı?
Domates düzeltip üst üste dizip piramit yapıp limonları falan böyle anladın mı?
Ben bir de her şeyi düzeltirim böyle koyarım falan.
Bir de ortam garip yani.
Bu bambaşka bir dünya çünkü. Gerçekten bir pazar yerinde çalışmak, bir tezgahın başında durmak çok acayip bir psikoloji yani.
Herkesin tatmasını isterim.
Keşke herkes yapabilse böyle bir şey.
Birkaç günlüğüne değişik bir iş.
Ayrı bir sosyallik bu orada aslında.
Orada bambaşka insanlar var.
Gerçekten başka bir dünya var orada yani.
Bir de her çeşit insan var.
Sadece bizim etrafında görüyoruz.
Karaköy, Tünel. Kısıtlıyız.
Kadıköy bilmem ama orası öyle değil.
Adam Feriköy pazarına Beykoz'dan geliyor.
Niye? Oranın iyi bir pazar olduğunu duyduğu için adam her hafta Beykoz'dan kalkıp Feriköy pazarına geliyor.
Ve sen o adamla o şekilde tanışmış oluyorsun orada.
Hiç alakası olmayan bir yer.
Eşimin ailesine yardım amaçlı ya da merak için gideyim derken pandemi çıktı.
Pandemide de evde oturmaktan çok sıkıldım.
Tamam çocuklarım var ilgileniyorum.
Eğleniyoruz, geçitliyoruz ama sıkılıyor da insan.
Zaman geçirmek için pazarlar falan kapatılmadı biliyorsunuz.
Pazara gittim. Sonra baktım önlüğü takmış çalışıyorum.
Çok güzel. Benim de bir örnek.
Çalışıyorum yani paralar falan maske falan elimizde eldiven.
Ben bir de pimpirikliğimdir.
Maskeme her şeyime dikkat ettim.
İlk dönemde kimse yani bana bulaştı da ben kimseye bulaştırmamışımdır eminim yani.
Kendi içimizi hallettik. Hiç hasta olmadık.
Allah'tan yakınımız hiç kimse hasta olmadı.
Ama elimde eldivenler dezenfektanlar falan böyle.
Pazarda çalıştım. Zaten gidiyordum böyle düzeltiyordum yapıyordum.
Boş zaman kalınca biraz o işe de girmiş oldun.
Girdim. Sonra şey de aldım. Kendim de malzeme alıp kendim de satmaya başladım.
Yani kendim yatırım yapıp öyle şeyler yaptım.
Mesela Hatay'dan salça getirttim.
Gerçekten Süpersin.
Bunları ikisi getirttirdim.
Çünkü hani tamam adamlarla beraber çalışıyorum.
Onunla yardım ediyorum. Yani bir şekilde maddi manevi kazanıyoruz.
Sonuçta pazarda çalışan adamın her türlü rızkı çıkar.
Akşam derler ya çıkarken oradan iki torbayı yapar götürür evine.
Yani para kazanmamış bile olsa sonuçta yiyeceğini rızkını o günkü götürür evine.
Her türlü götürür. Bir de sadece kendi tezgahın değil karşı tezgahtan dalırsın.
Kimse sana ne yapıyorsun demez. Çünkü o adamlarla akşama kadar o çamurda çalıştığın için o adam sana oradan aldığın bir tane kavuna niye aldın demez.
Al kardeşim yani helal hoş olsun der falan neyse.
Ama dedim bak bu iş böyle olmaz yani madem bu kadar vakit geçiriyorum ben bir şeyler satmam lazım.
Salça, nar ekşisi bir de organik ki bunlar.
Tam bir girişimcisi abi tebrik ediyorum. Tabi tabi pul biber, sumak, baharatlar.
Oraya bile yeni bir vizyon getirmişsin bence pazara bile yani.
Zeytinyağ, zeytin falan öyle.
Herkes şaşırıyordu yani. Hala devam ediyor mu?
Devam ediyor. Ama şimdi biraz pandemiye başladı.
İşler de biraz düştü. O pandeminin yoğun döneminde gerçi şu an çok yoğun da fark edilmiyor.
Üstünden baskı var anlamıyoruz.
O zaman böyle sokağa çıkma yasağı falan doluydu ya insanlar yarın yokmuş gibi alışveriş yapıyordu.
Üç günlük kamyon dolu.
Bir günde sattık 3 günlük malzemeyi.
Evet abi öyle bir dönem hepimiz için oldu sanırım.
Yarın yokmuş gibi alışveriş yapıyorlar.
Halbuki pazartesi açılacak yani.
Evet evet. Sadece cumartesi pazar kapalı.
Psikolojik bir durum oldu bence orada.
Yani bir yarım kilo domates alınan adam gelip 3 kilo aldığını gördüm.
Abi yapma etme falan diyorsun. Ya falan abi olur falan.
Neyse öyle bir yoğunlukta çalıştım.
Çok yoğun çalıştım. Öyle de geçti.
Şimdi sen abi 3 tane ayrı meslek yapmış bir insansın bugüne kadar.
Aralarında hangisi seni maddi olarak en çok tatmin etti?
Manevi olarak hangisi en çok tatmin etti?
Onu gerçekten merak ediyorum. Şöyle oldu.
Şimdi en son ekstra pazarcılık yaptığım için, pazar tezgahında çalıştığım için çırak olarak çalışıyorsan ya da gidip pazar tezgahına sadece günlük çalışan biri olarak çalışsan inanılmaz bir para
kazanmıyorsun. Ama çalışıp da ailesine bakan insanlar var.
Bizim kendi gelir aralığımızda herhalde beni tatmin etmezdi.
Ben o pazarın O tezgahların sahibi olsam tatmin olacağım bir iş.
Ama çok ağır bir iş pazarcılık.
Fiziksel olarak benim yapabileceğim bir iş değil.
Yaptım. 7 ay boyunca.
Sabah 6'da 7'de kalktım.
Sadece bir hale gitmedim. Halden mal almadım.
Halden mal alma kısmı var. O da çok meşakkatli bir iş.
Asıl iş orada yani. Asıl yorucu işi o.
Ofis dedikleri şeyler var o halde.
400-500 tane ofis. Hepsinden farklı farklı mal alıyorsun.
Yani birisinden gidip bütün domatesini alamıyorsun.
3 çeşit domates satıyorsan birinin ondan, birinin ondan, birinin ondan.
Orasını yapmadım. Normal çalıştım ama o tezgahların sahibi ben olsam, çalışıyor olsam gelir olarak, maddiyat olarak sorunsuz bir iş.
Ama ben orada sadece yardım ettim ve biraz da bir şeyler kazandım.
Geliştirilebilir. Mesela benim yaptığım gibi yaparak bir tezgah sahibi olarak çok da iyi para kazanırlar.
Ama ben her zaman ses teknisyenliğinden para kazanmayayım.
O işten. Çünkü ben sadece tombaçserlik yapmadım.
Tamir de yaptığım için mesela.
Teknik tarafında da olduğum için mesela şu Hilton Oteli'nin girmediğim odası yoktur benim.
Çünkü oradaki bütün bir dönem bütün tamiratlarına Koray B diye bir akşam var onunla beraber biz yapıyorduk.
İşler Koray'a gelirdi. Bu ses dışındaki...
Tabii tabii. O da yok şey.
Yine ses sistemine ilgili ama tamirat.
Anladım. Benim şöyle bir özelliğim var.
Teknik işini, teknik tarafını yapabilir miyim?
Ben hastanede de çalışabilirim.
Hastanede de çalışabilirim.
Sonuçta ses sistemi kuruyorsun. Bir dönem Smith Sarayı'ları çok meşhurdu biliyor musunuz?
Ben Kılıcım'dayken ne kadar Smith Sarayı varsa ben kurmuştum ses sistemi.
Kılıcım müzikleri çalışırken. Çünkü oraya geldiler, bizi gördüler, biz de yaptık.
Çok değişik bir kanal.
Ama girdi mi evet.
Ben sadece Tom Meister sesçi olarak değil, mekanda müzisyenlerin sesini olarak değil de hani teknik alt yapımı olduğu için onunla da yapabildim.
O yüzden o işten her zaman bereketli olmuştur ve sonu yok o işin.
Şu anda pandemi var. Barlarımız kapandı.
Kulüplerimiz kapandı. Konser yapamıyoruz ama ben mesela pandemi döneminde gittim Edirne'de bir tane koskoca 600 yıllık kervansarayın komple hoparlör sistemini yaptım mesela.
80 küsur hoparlör kurdum.
4 gün uğraştım. 3,5-4 kilometre kablo çektim.
Yani hayatımı oradan idam ettirebiliyorum aslında.
Yani senin için aslında iki taraflı da maddi de manevi de ses teknisyenliğinin yeri ayrı.
Bu işte şöyle bir şey var.
Kendini kanıtlarsan Bu işi doğru yaparsan, okulda okusan, okumasan da, alaylı da olsan gerçekten bir yere geliyorsun.
İnsanlar seni bir yerde elinden tutuyor, tanıyor.
Seni o level'a istesen de istemesen de bir şekilde geliyor, getiriyor.
İnsanlar da getiriyor seni. Çünkü siz beni nasıl tanırsınız?
Hünkar abi varsa sorun yok dersiniz değil mi mekana geldiğinizde?
Aynen öyle. O bir güven yaratır bizi.
Hani berbat bir yerde de olsa yani...
Orada pazar kasasından hoparlör de olsa sen dersin ki Hünkar abi varsa tamam sorun yok dersin değil mi?
O bir şekilde bir yere de geliyor.
Alakalı sanırım. Çünkü senin mesela pazarda ben girdiğimde direkt sana gelirim orada da.
Öyle bir güven yani. O da benim karakterimle alakalı.
Seviyorum onu. O insanlar o güveni yaratmayı seviyorum.
Hoşuma da gidiyor. Kötü bir şey de değil ki.
Evlilik sürecini merak ediyorum.
Evlenme hangi döneme denk geliyor?
Ben bu işleri yapıyordum zaten. Ben başlamıştım.
2000'lerden sonra başladığım için.
2004'te evlendim. Hayal karşısında başlım senelerinde evlendim.
O zaman evlendim.
O gün bugündür evliyim. İki tane çocuğum var biliyorsunuz.
Yani Allah bağışlasın abi.
Peki nasıl tepki oldu evlenirken mesela mesleğinle alakalı?
Daha demin söyledim ya. Çok zor o.
O zor değil mi zaten? Evet. Yani anlatamıyorsunuz.
Barda çalışan biri olarak görünüyor gözünüzde.
Peki eşin de mi öyle düşünüyordu?
Eşim öyle düşünmüyor. Eşim çünkü benim gibi aynı kafada bir insanız.
Bilinçli. Neyin ne olduğunu biliyor. Ha şeyden dolayı bu arada maddiyat o zaman da iyi para kazandım.
Yani iyi derken belli bir gelir seviyesine gelmişim zaten.
Anladım. Hayatımı idam ettirebilecek kadar, evlenebilecek kadar, bir ev satın alabilecek kadar krediyle.
Öyle nakitim falan olmaz.
İmkansız. Türkiye'de zaten zor bir şey abi bu.
Zaten imkansız. Öyle bir şey yok.
Eşimde öyle bir sıkıntı olmadı.
Tabii ki ailesine eşim anlattı bunu.
Onların da anlaması en az bir buçuk iki seneye almıştır.
Yani 2006'nın 2007'nin sonunda falan anca anlamışlardır.
Benim bu işi yapıp sadece bir bardağa çalışan biri olmayıp orada önemli biri olduğumu yani şey yani eğitim gerektiren bir işi yaparak.
Meslek olduğunu yani. Meslek olduğunu.
Onlar da tabii çok zor anlamışlardır ama anlamışlardır.
Anladıklarından eminim. Bu arada kendilerini de çok seviyorum.
Onlar da beni çok severler. Sağolsun.
Yani genelde sıkıntı oluyor ya böyle şeyler.
O yüzden merak ettim. Olmuştur. Farklı düşünmüş olabilirler bu arada.
Ama işte o da zamanla alışıyorlar belki de.
Bir de öğreniyorlar. Yani bizim gibi insanların bunu anlatması, göstermesi lazım ki toplumda biraz anlasın.
Can, hala ben zorlanıyorum mesela.
Ne iş yapıyorsun? Ses teknisyeni.
İşte anlat. Evet.
Bazen şey diyorum. Öyle diyorum yani barlarda, düğünlerde falan hoparlör falan var ya.
Sesler geliyor işte o iş yapıyorum. Anlatamıyorsun ki ses teknisyeni nedir.
Evet abi. Ya da tolma isteyeyim diye bir şeyin içinden çıkmak istiyorum.
Onu da bilmiyorum mesela. Bizde çok kalıp meslekler var ya onun dışına çıktığında karşındakini anlatman çok zorlaşıyor.
Peki bir de çocuk olma kısmı var abi.
Çocuk olduktan sonra bir şey değişti mi kafanda bakış açısı olarak?
Biraz daha garanti bir şeyler yapmalıyım gibi bir bakış açın oldu mu?
Onu merak ediyorum. Ben hep ileri doğru ileri dönük kendimi garanti alma hayatım boyunca hep o sorumlulukla yaşadım zaten.
Aileden geliyor herhalde bu anne babamla alakalı.
Ben dört kardeşim. Onunla alakalı olabilir.
Ama evlenince ve çocuk yapınca bambaşka oluyor.
Bir de ben çocuk çok seviyordum.
Yapınca bambaşka bir şey oldu.
Yani ben baya böyle çocuklar için yani kolumu keserim öyle diyeyim sana.
Yani anlatamam ne yapabileceğimi, ne kadar ileri gidebileceğimi.
Çocuk olunca tabii ileriye doğru plan yapmak ve onları hayata hazırlamak.
Hatta pişmanım ben Türkiye'de çocuk sahibi yaptığım için.
Çocuk sahibi olduğum için.
Çocuk yaptığım için böyle bir ülkede.
Yani ülkem kötü değil ama yaşama koşullarımız, şartlarımız doğru değil.
Evet zor. Sadece ondan değil kendi yaptığım hatalardan da pişmanım.
Mesela ben bu zamana kadar vergi kaçırmadım ama kayıt altında çalışmadığım için pişmanım.
Pandemi döneminde kanıtlayamadım ne iş yaptığımı.
Bizim mesleklerimiz. Doğal olarak da evde iki tane çocuğum var.
Devletten yardım almak istesem.
Yani yine Allah'a şükür.
Çok acayip bir şey ihtiyacım olmadı maddi olarak ama yani yardıma ihtiyacım olsa kanıtlayamadım.
Ondan da pişmanım. Çocukta hep böyle ileri dönecek sorumlulukları alarak devam etmeye çalıştım ama yaptığımız hepimizin hataları olmuş ama çocuk benim için hayatımdaki en büyük öncelik.
Ve çocuk sahibi olmak. Bana göre dünyanın en güzel şeyi çocuk sahibi olmak.
Para değil, herhangi bir mal mülk sahibi değil.
Bana göre en güzel şey... Evlat sahibi olmak.
Mesleğinle alakalı bir bakış açısı değiştiriyor değil mi?
Onlara kesinlikle müzikle, müzisyenlikle ilgili bir şey yaptırmam.
Hiçbir şeyimi değiştirmedi. Ama hiçbir kendi işime ulaştırmam onları yani.
Öyle mi diyorsun? Yapmalarını istemem. Hep derler ya hobi olarak yapsın sonra.
Zaten siz de hobi olarak başlamışsınız.
Anne babanız öyle demiştir.
Ama bu işin içine girmişsinizdir ve çıkamıyorsunuzdur.
Öyle olabilir. Yani bir seviyeye kadar gelsinler.
Güzel güzel okusunlar. Ne yapıyorsa yapsın.
İstiyorsa gitsin. Ben mesela şey diyorum ya benim kızım gitsin.
Pinetes hocası olsun. Gidip şarkı söylemeye çalışacağına.
Anladım. Sen birazcık müzik sektörüyle alakalı bir öngörün var.
Hayat zor olacağını bildiğim için müzik insanı çok mutladı da edebiliyor.
Çok üzebiliyor da yani. Müziğin peşinden gitmek.
Müziğin peşinden gidince bir sürü müzik.
İçine bir sürü şey giriyor. Ben de o işin içindeyim yani.
Ne iş yapıyorsam müzik. Bizim işimiz müzik.
Beni bir yerde müzisyen diye sigortalamışlar mesela.
Bir iş yerinde. Hepimiz o şeyin altında çalışıyorduk.
Onun altındaki dağılan, kollanan biri.
Yarın bir gün gelse ya baba ben şarkı söyleyeceğim dese.
Çok üzülürüm. Ama bir şey diyemem.
Ne diyeyim? Kıyamıyorsun da ama.
Babacım öyle mi falan. Nasıl bakayım?
Bir şey söyle bakayım. Sen bir kayıt et falan.
Bana bir dinleyin falan derim.
Ne diyeyim? Yardımcı olurum sonuna kadar.
Herhalde öyle bir şeyle gelse kırmam onu.
Hiçbir şekilde kırmam. Yani kesinlikle sende şey bakış açısı zaten belli ki yok abi.
hani meslek sayılan mesleklerden birini yapmalı falan gibi bir bakış açım yok.
Mutlu olması biraz önceliğin gibi hissediyorum.
Ben evet öyle düşünüyorum. Ama onu da sallayabilecek olan ailesidir, annesi, babasıdır.
Onu bir seviyeye getirene kadar onun hep arkasında durup...
Aile eğitimi çok önemli. Evet yani ne iş yapacaksa da, ne iş yapacaksa da arkasında durup, pişman olacaksa da arkasında durup, pişman olduğunda da...
Yani o oradan ayrılmaya çalışıp başka bir yöne dönmeye çalıştığında da yine pek arkasında durup ben sana demiştim falan demeyip.
Hep arkasında durup onlar bizim şey yani ben ölene kadar o nasıl mutlu olmak istiyorsa onu yapsın.
Çünkü abi bu işlerde hani batma senaryosu da her zaman daha güçlü.
Yani bizim işlerde özellikle daha fazla her zaman iyi gitmeyebiliyor bu tip işler.
Ama insanın bence bırakmaması gerekiyor.
Bir şey istiyorsa peşinden gitmesi gerekiyor.
Dediğin gibi ailenin önemi de çok var.
Bizde de öyle oldu yani. İşim de çok destek bana her zaman yani.
Süper. Ben gece çalışıyorum diye.
Çocuklarımdan daha fazla vakit harcayamıyorum diye.
Mesela hiç şey yapmadım. Çocuklarına bakmıyorsun, çocuklarını görmüyorsun.
Onlarla ilgilenmiyorsun. Ki ilgilendim elimden geleni her şeyi yaptım ama mesela insanlar gece çalışanlar uyur.
Evet. Uyur ya. Ben yaktım kalktım uyumadım.
Kalktım onlarla geciydim vaktimi.
İyi ki de yapmışım. Zaten hayli bıraktıktan sonra fazla gece kulüplerinde falan çalışmıyorum.
Yine bir dönemlerim çalıştım oluyor ama. Konserler.
Daha çok konser çalışıyorsun daha fazla evde vakit geçiriyorsun.
O da bir süre sonra zaten çok güzel oluyor.
Yani yine olsa yine bu mesleklerden devam eder miydin?
Devam ederim. Ben mesleğimi bırakmam.
Bu mesleği seviyorum. Teknisyen olarak, ses teknisyen olarak.
Yani 78 yaşında geldiğinde de evet sen yüksek ihtimal işte aramızda vardır birazcık.
Hünkar abi hala aynı işi yapıyor dersin yani.
Süper abi çok güzel. Yine bir meyhanem olur yüksek ihtimal ama yine bir yerde iki tane operatör bağlamaya çalışırım yani anladınız mı?
Yani ses çıkartmaya çalışırım.
Şey soracaktım şimdi yayından önce de kayıttan önce de onu öğrendim.
Hani mesleğini yurt dışında yapsan neler farklı olurdu sence diyecektim.
Diyecektin ki ben zaten. Ki senden bir cevap geldi onu da paylaşırsan çok sevinirim.
Şimdi ben böyle dönem dönem kafam böyle şey yapıyor.
Düşün, düşün, düşün, düşün ne yapalım, ne yapalım, ileri dönelim, ileri dönelim, ne yapalım.
Kırdım kafayı, araştırdım.
Herkese dedik ki İngiltere. Ankara Anlaşması var.
Birkaç tanıdığımızdan dinledik.
İyi olacağını düşündük.
Hep beraber karar verdik ailemle yani.
Herkese danışarak sorarak ama çok araştırdım.
Sonra işte zaten bu yılbaşında bitiyormuş.
İçimde ukde kalmasın diye zaten denemek istedim.
Buna da hazırım. Zaten şu anda dünya durmuş durumda.
Belki bu da pandemi bana bir faydası olacak.
Belki o karma başka şekilde ilerleyecek de.
İçimde öyle bir his var. Belki de işe yarar diyebilirim.
Kötü bir şey olmayacağından eminim.
Senin bu girişimciliğine zaten imkansız.
Ben de Londra'ya gittim de.
Bir yere gittim de.
İngiltere'nin herhangi bir yerine gittim de.
Araştıracağım, bakacağım. Ne yapabilirim?
Ne iş yapabilirim? Zaten ses, ışık, görüntü ve elektrikçi olarak gidiyorum oraya.
İlk planda bunları yapmak istiyorsun değil mi?
Tabii. Mobil olarak, mobil çalışan.
Şu anda yaptığımı orada...
Orada yapmaya çalışacaksın. Kayıtlı, vergi altında, vergisini veren, faturasını kesen ve bu işi yapan, saatlik şu kadar ücret alan bir adam olarak oraya gideceğim.
Ve bu işi yapacağım. Orada ihtiyaç bu arada.
Ülkemizden daha çok... Ülkemizde dönerciye, kebapçıya ihtiyaç var ama...
Londra hala mühendis istiyor.
Teknisyen çok fazla gerekiyor.
Londra'dayken İngiltere ya da herhangi bir Avrupa ülkesi mühendise, teknisyene değer veriyor.
Çünkü bunların hepsi free çalışıp bir şirket adı altında çalışmayıp free çalışarak daha çok para kazanan insanlar olduğu için orada da öyle.
Ama yine vergisiyle kayıtlı olarak.
Ben de öyle bir iş yapıyorum ama teknik tekniker olarak hani basit olarak çabuk alışayım diye bir dönem.
Belki giderim Bir üniversiteye başvurdum.
Atıyorum ne bileyim. Bakarsın diplomat olmuş.
Belli olmaz mıymış? 5-6 sene sonra.
Bakmışsın Oxford'dan mezun Hünkar.
Hünkar abin Oxford'dan mezun olmuş.
Mesleğini yurt dışında yapmak ister misin sorusuna?
Yani şöyle yapacağız.
Hani bir yıl sonra falan bir program daha çekip sırf yurt dışında neler yaşadın diye bir sende program yapabiliriz abi.
O bak çok güzel olur. Evet.
Çünkü şu an değil.
Bu sorunun cevabı yaşadıktan sonra daha net olacak.
Siz de girirsiniz hatta orada çekeriz.
İnşallah süper olur. Asıl Türkiye'de yapmanın artıları ve eksilerini soracaktım sana.
Onu da çok güzel açıkladın. Yani bu mesleğini şu anki herhangi mesleğin üçünden birine Türkiye'de yapmanın artıları, eksileri, yurt dışında ne gibi artıları olur?
Onu da çok güzel söyledin.
En azından kayıt altında olabiliyorsun.
Ben ona pişmanım.
Türkiye'de kayıtsız çalıştığıma gerçekten pişmanım.
Yani birilerine faydam olsun diye değil.
Devlete faydam olsun diye değil.
Şeyle alakalı. Kendim adıma bana hiçbir faydası olmadığını gördüm.
Onun dışında başka eklemek istediğin bir şey var mı?
Okulda yok. Peki Türkiye'nin bir artısı var mı sence?
Türkiye'de bu iş çok iyi yapılıyor.
Müzisyenlik de çok iyi yapılıyor.
Bence dünyada ilk üçe girer bu iş yapmak.
Müzisyenlik de... Yani müzik yapanlar da, yapılan müzik de, çıkan da ve sonrası.
O sektör olarak şimdi çıkıyor ortaya.
Ses, ışık görüntü, sahne, emekçileri falan.
O işin arkasındaki bütün dallar bence Türkiye'de çok yapıyor.
Çünkü ben yurt dışına gidiyorum, konser de yapıyorum, görüyoruz.
Yani herhangi bir basit...
Mesela biz bir iş için gittik, teknisyen kiraladık.
Sahneyi kuracak adam.
Günlüğü 480 euro adamın.
Saat 7'de mikrofonları kapatmadan gitti herif.
Çünkü o malzeme kiralanmış, oraya getirilmiş.
Yani telsiz mikrofonları, açık olan mikrofonları kapatmadan gitti.
Çünkü dedi ki benim yedi de bitiyor.
Siz devam edin. Beni alakalı etmez dedi.
Bizi kiraladınız dedi.
Biz de biraz şey, biz her şeyi kendimiz görev ediniriz ya.
Hani ben nasıl hayal kahvesindeki, kulisteki aynadan bile sorumluysam.
O zaten mikrofon kapatmak ne?
Mikrofonu biz zaten sarıp sarmalık kaldırıyoruz.
Adam kapatmadı onları.
Bizim için hem bir artı hem bir eksi aslında. Gece yağmur yağdı.
Masaları bile kapatmadılar.
Masalar bozuldu. Falan öyleli.
Sonra dedim ki biz çok iyiyiz ya.
Evet bu noktada biz daha düşünceliyiz.
Ben o anda Almanya'daydım.
Ama oradaki bir adamın yapması çok garip geldi bana.
Bizde bu çırak usta ilişkisi de çok daha iyi ilerliyor gibi hissediyorum abi.
Bizim ülkemizde bunun bir eğitimi yok.
Benim yaptığım işin bir eğitimi yok.
Ses mühendisi olabilirsin.
Daha yeni dönemde büyük üniversitelerde mühendislik adı altında.
Ama elektrik herhalde elektrik mühendisliğinin yan kollarından biri olarak ses mühendisi olarak.
Yani ses mühendisi dediğimiz kişi o koskoca sahneyi tırasıyla skıfıyla kurabilen insan.
Zaten onların hepsi sesin içinde.
Bunu Türkiye'de yapan var. Birkaç tane böyle bu işleri yapabilen Türk insan var.
Hepsini eğitimle almış yapıyor. Ama bir eğitim tarafı yoktu.
Yani o yüzden çıraklıktan bu hale gelmek...
Hem popülerdi hem şey. Son zamanlarda bir sürü biliyorsunuz şey var.
Eğitim kurumları var. Evet.
Onlardan çıkıp da bir sürü arkadaşımız var.
Ama yani ben şu kabloyu söküp lehimleyip neyin nereye gittiğini bilebileyen biriyim.
Her zaman sanki çırak olarak öğrenmek.
O da çırak olduğumuz için. Okulda onu öğretmiyorlar çünkü.
Bizde şey algısı yanlış demeyeyim ama değişebilir bence.
İlla üniversite okumak ya da bir şey okula giderek öğrenmek değil de bazen yaparak öğrenmek daha değerli olabiliyor.
Sen de en büyük örneğisin yani bence.
Okul tabii ki gerekli. Kesinlikle gerekli.
Okuldan çıkan arkadaşlar da her zaman başımızın tacıdır.
Ama bu bir kesin öyledir diye bir şey.
Kesin öyle bir şey yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde yok bu arada.
Kesinlikle evet. Dünyanın hiçbir yerinde öyle bir şey yok.
Bizde algılaması zor oluyor birazcık.
Dünyanın her yerinde çok okul var. Bizde de çok okul var ama biz bu sektördeki bu işin altyapısına önem vermemiş kimse.
Çok da önemli değil. İsteyen gidiyor yurt dışında da okuyor.
Bir sürü arkadaşım var. Avustralya'da bile gidip okulunu okumuş.
Gelmiş Türkiye'de bu iş yapıyor. Helal olsun diyorum yani.
Abi sana da helal olsun.
Teşekkür ederim. Çok teşekkür ediyorum gelme için.
Umarım Londra, İngiltere geleceği de güzel olacak.
İnşallah. Hep beraber buluşuruz.
Orada çekeriz. Oradaki başarılarını da takip etmek istiyoruz.
Sana da hayırlısı olsun. Teşekkür ederim abi.
Umarım iyi olur. İnşallah altın bileziğimiz böyle parıl parıl parlar.
Güzel güzel inşallah yerler gelir.
İnşallah. Seve seve de dinleriz.
Zaten severek dinleyeceğimiz insanların da konuşacağından eminim zaten.
İnşallah elimizden geldiğince bakalım.
Çok mutlu oldum inşallah.
Teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
