
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet. Tekrar selamlar dostlar.
Bugün sevgili Hale Sargın'la beraberiz.
Hoş geldin Hale.
Hoş bulduk Can. Teşekkür ederim davet ettiğin için.
Hale ta Kolombiyalarda.
Şu an ben yine İstanbul'da.
Böyle güzel bir sohbet yapacağız karşılıklı.
Şimdi Hale senin mesleğin için kısaca ben yani tabii ki altı çok dolu ama gezgin demek sanki biraz doğru gibi geliyor bana ama altında yaptığın çok daha fazla şey
var benim gördüğüm. Sana biri sorduğunda ne yaptığını nasıl tanımlıyorsun, nasıl anlatıyorsun insanlara?
Bunu anlatmak bayağı zor oluyor çünkü gezerek hayatımı yaşıyorum, geçindiriyorum, ekonomik olarak geçiniyorum diyorum.
Gezginlik hala daha bir meslek sayılmadığı için nasıl yani diye soruluyor.
Baya bir uzun anlatmak gerekiyor.
Ben 2012'den beri seyahat ederek yaşıyorum.
Çeşitli projelere dahil oluyorum ya da projeleri üretiyorum.
Bir gezgin nasıl hayatını kazanır yolda diye soracak olursam önce gezi yazıları yazarak hayatımı kazanmaya başladım.
Gezdiğim yerleri dergilerle, gazetelerle paylaşarak oradan küçük bir miktar para kazanıyordum.
Ardından gezi videoları çekmeye başladım.
YouTube bir kanal oldu para kazanmak için.
Gezdiğim yerlerde otellerde, hostellerde çalışıyordum gönüllü olarak.
Ya da işte fotoğraflarını, videolarını çekiyorum.
Oradan bir ek gelir elde ediyorum.
Onun dışında web sitem var.
reklam alıyorum ya da linkler alıyorum.
Çeşitli markalarla iş birliği yaparak bana uyan, benim tarzıma uyan o markalarla iş birliği yaparak onlarla bir reklam çalışması yapıyorum.
Onun dışında asıl asıl aslında yaptığım benim de biraz profesyonel işim diyebilirim buna.
Gezi organizasyonları düzenliyorum.
Böyle on kişilik, sekiz kişilik ya da iki kişi gelmek istiyor.
Onları Güney Amerika, Latin Amerika ülkelerine Düzenlediğim, gezilere davet ettiğim insanlar üzerinden paraları kazanıyorum.
Aslında hem geziyorum hem gezdiriyorum.
Onun üzerinden de ekonomik olarak hayatımı sürdürüyorum.
Onun dışında neler var dersen yine yolla alakalı olarak.
Güney Amerika'nın çok güzel, Latin Amerika'nın çok güzel el işi ürünleri var kadınların yaptığı.
Ben bu ürünleri alıp Türkiye'ye ya da...
Başka ülkelerde yaşayan Türklere gönderiyorum.
Hem kadınlara para kazandırıyorum hem de ben arada aracı olduğum için ben de üzerine para koyup o ürünleri satıyorum.
Buradan da ayrıca bir gelirim var.
Sanki böyle anlatınca yüzlerce iş kapım var ve çok zenginim gibi gözüküyor.
Zaten bunların detayından bahsederiz küçük küçük.
Ama daha öncesinde bir altın bilezik olayın, bir bankacılık kariyerin olduğunu biliyorum.
Ama ondan da öncesine gidelim.
Sonra zaten bankacılığı da konuşuruz.
Ondan önce üniversite döneminde ne okudun?
Ve bankacılık mıydı aklında yapmak istediğin meslek?
Nasıl ilerledi o süreç? Aslında ben bankacı değilim.
Bankada çalışıyordum. Bankanın en son kurumsal iletişim departmanında çalışıyordum.
Sosyal sorumluluk projeleri ve sosyal aktiviteler organizasyonları yapıyordum.
Yani aslında şu an düzenlediğim turların...
Benim altyapımı orada oluşturmaya başladım.
Yani banka personeli 7 bin kişi kadar bir personel vardı Türkiye genelinde.
Personelin birbiriyle iletişimde olabilmesi için, o birlikteliği sağlayabilmek için ne gibi aktiviteler, sinemadan, tiyatroya, çöp toplama aktivitelerinden her şeye kadar
bir sürü aktivite organizasyonu yapıyordum.
Ve bu aslında benim bir yönden de...
Bu günlere hazırlıkmış aslında.
Ben İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi mezunuyum.
Ve okuldan mezun olduktan sonra bir gazetenin bir dergi grubuna girdim.
Orada çok eğlenceli bir senemi geçirdim.
Çünkü dergi grubunda çalışmak çok keyifli.
Ama hem sigortam yok hem çok az para veriyorlar.
Bir sene sonunda babam bana dedi ki kızım bak dedi yani ne sigortan var.
Çok az para kazanıyorsun yani doğru düzgün bir işe gir.
Ya ne yapayım ne edeyim derken zaten ben her ay gidip işte diyorum ki patrona ya bizim ne zaman sigortamız olacak?
Ne zaman sigortamız olacak? Beni bir sene sonra işten attılar.
Fazla dilim uzun diye.
Sigorta istiyorum diye.
Korkmuşlar biraz senden.
Çünkü diğerlerini de diyordum ki herkese arkadaşlar bizim sigortamız lazım.
Babam beni teşvik ediyor.
Ben gidip böyle millete diyorum ki arkadaşlar sigorta lazım, sigorta lazım.
En nihayetinde dediler ki sen kötü etkiliyorsun.
Dilim de uzun. O yüzden attılar beni.
Ve attıktan sonra ben bir ay sonra bankada çalışmaya başladım.
Bankada iş buldum. İki katı maaşa.
Özel sigortam var. Ve SSK'm var.
Tam böyle ailelerin istediği.
Tam garanti her şey.
Sırtını dayadın. Devlete dayayamadık ama buna dayadık.
Ve ben...
Oraya girdikten sonra 8 sene nasıl geçti anlamadım açıkçası bankada çalışırken.
Ama sürekli işte bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Sosyal hayatı çok kuvvetli bir insanım.
Dışarıda da hayatımı sürdürmeye çalışırım hep.
Ve ben sürekli geziye çıkıyorum.
Bir günlük yürüyüşe gidiyorum. İki günlük yürüyüşe gidiyorum.
Arkadaşlarımı dahil ediyorum. Sonra dedim ki ya ben sürekli geziyorum.
Birileri için de plan yapıyorum.
Bakıyorum da katıldığım gruplar var, görüş grupları.
Ya ben bunlardan daha iyi organizasyon yaparım, neden ben yapmayayım diyerekten aslında sene 2008'di galiba.
Ben Gezim Gali diye bir grup kurdum.
O zaman bu kadar böyle sosyal medya da çok fazla gündemde değil.
Ben olabildiğince çevremdeki insanlara bu hafta sonu sürüklü göle gidiyoruz.
Hadi gelen var mı diyorum. O hafta sonu 50 kişiyi bir otobüse dolduruyoruz.
Yürüyoruz işte ben rehber buluyorum, yemek organizasyonlarını yapıyorum aslında her bütün detayları düşünüyorum.
Hafta sonlarım bu şekilde ilerliyor.
Ben bu yaptığım aktivitelerle ve çevremde genişleterek aslında idari işlerden kurumsal iletişime bu sosyal aktiviteler organizasyonlarına geçebilme şansımı aslında kuvvetlendirmiş oldum.
Yani hala hazırda bu dışarıda yaptığım aktivitelerle altın bilezimle diyeyim bu bölüme geçtim.
Banka tabii ki de çok güzel bir bölümde çalışıyorum.
İşim çok keyifli ama banka atmosferinde çalışmak istemediğim için 2012 senesinde önüme fırsat çıktı.
Aslında fırsat hepimizin önüne çıkıyor tabii ki de onu yakalayabilmek için adım atmak gerekiyormuş.
Ben de onu anladım. Ve 2012'de ben bankadan istifa ettim.
Bir Avrupa Gönüllülük Projesi ile İtalya'da bir...
Dernekte çalışmaya başladım gönüllü olarak.
Biz de biliyorsun çoğu insan yaptığı işten aslında mutsuz oluyor.
Ama o adımı atmakta cesaret edemiyor adımı atmaya.
Sen işinden mutsuz muydun?
Çok da mutsuzsun gibi görmüyorum ama öyle değilmişsin gibi.
Öte yandan bu arada üniversitede okuduğun bölümden de farklı bir iş yapıyormuşsun.
Yani o da farklı bir nokta.
Orada mutsuz muydun?
Ve o noktadaki istifa kararına nasıl geldin?
O nokta çok önemli bence.
Bana hani desen ki hala şu odanın içerisindeki bütün çer çöpü topla.
Ben onu en iyisiyle yapmaya çalışırım.
Ama hani seviyor muyum?
Sevmiyorum. Ama karşılığında sürekli işte bir psikolojik baskı yapıyor ya fark etmeden de.
İşin iyi, gül gibi işin var.
Sigortanın ödeniyor, maaşın zamanında yatıyor.
Hep bunlar aslında senin bilincini o kadar dikiyor ki.
Yani her sene... Bankadan ayrılmaya çalışıyorum ama bir şekilde ya terfi alıyorum, bir 2-3 ay gözüm kapanıyor.
Ya bir şekilde maaş yazam geliyor, bir şekilde tekrardan vazgeçiyorum.
Yani aslında benim bankada çalışma, kurumsal hayatta çalıştığım 8-10 sene boyunca sürekli bir o kabuktan çıkabilme.
Hayatı bir şekilde arkada bırakabilme çalan çok oldu işte.
Dediğim gibi yani gezi organizasyonları düzenledim, dans dersleri veriyordum.
Bunlar hep benim aslında bir şekilde dışarı çıkabilmek için böyle tırnaklarım var.
Sen arıyormuşsun bir yer zaten evet.
Ama hep o işte gelecek kaygısı yani ne olacak gelecek de işte hep hayalim bir dans okulu açmaktı mesela.
Salon açmaktı ve orada mesela yani hala olur mu öyle şey bak işin var nasıl yapacaksın garantin yok.
Ailem de öyle çok zengin bir aile değil.
Hani ben batırdım işleri dediğim zaman bana arka çıkabilecek.
Ve hani zaten onlara da böyle güvenip de hayatımı sürdürmek tercih etmem.
Ve o yüzden ben 10 sene boyunca hep bir şekilde...
Böyle iki adım ileri bir adım geri şeklinde karar veriyorum.
Ve benim çok güzel bir hikayem var.
Bu hikaye aslında bankada çalışanların performansını yükseltmek için işte böyle dersler organize edilir, workshoplar organize edilir.
İnsan kaynakları eğitmeninden dinlediğim bir hikaye benim aslında bu kabuğu yırtabilmeme neden oldu.
İşimden memnun muydum? Yaptığım iş çok keyifli ama banka...
atmosferi içinde, o egoların, o hırsların, o rekabetin içinde ben hasta oluyordum aslında.
Psikolojik olarak hakikaten sürekli daha fazla sigara içiyordum, daha fazla alkol tüketiyordum.
Yani çok az uyku uyuyordum.
Sağlıksız bir hayat sürüyordum aslında.
Ve bunu göre göre kendimi dibi çökertiyor ve çıkamıyor olmak beni daha da kötü yapıyordu.
Ve ben o gittiğim workshopta dinlediğim hikaye Benim aslında dönüm noktam oldu.
Nasıl oldu dersen hikaye şöyle.
Kaplumbağalar kendi aralarında bir yarış düzenlemişler.
Bir tane tepe var.
O tepenin üzerine kim ilk çıkarsa o yarışı kazanacak.
Bütün kaplumbağalar başlıyorlar yarışa.
3-2-1 yarış başlıyor.
Kaplumbağalar yavaş yavaş ilerliyorlar.
Ve seyirciler var. Seyirciler bağırıyorlar.
Sen yapamazsın. Sen beceremezsin.
Siz çok yavaşsınız.
Kaplumbağalar o tepeye çıkamaz.
Derken bir süre geçiyor.
Kaplumbağaların bir kısmı yarışı bırakıyor.
Tekrardan devam ediyorlar.
Diğerleri seyirciler bağırıyor bir yandan.
Siz çok yavaşsınız. Kaplumbağalar çıkamazsınız.
Derken 3, 5, 10 bütün kaplumbağlardan sadece bir tanesi yarışa devam ediyor ve tepenin tepeye varıyor.
Tabii herkes çok şaşkın.
Nasıl oldu da yani bu kaplumbağa o tepeye vardı?
Tabii heyecanlanıyorlar.
Gidiyorlar hemen sormaya.
Ya diyorlar bize açıklar mısın?
Nasıl vardın bu tepeye?
Sen bir kaplumbağasın.
Çok yavaşsın. Kaplumbağa bir sağa bakıyor.
Bir sola bakıyor.
Kaplumbağa sağır. Hiçbir seyircinin ne dediğini duymamış.
Çok güzel. Çok güzel hikaye.
Evet. Ve ben bu hikaye hani derler ya aydınlanmak aslında aydınlanacağımız bir sürü hikayelerle karşılaşıyoruz anlayana diyelim.
Ve benim o anladığım nokta aydınlandığım nokta oldu ve ben hemen 6 ay içerisinde zaten işte aydınlanma geliyor gözlerin açılıyor önüme proje düşüyor o projeye başvuruyorum
derken ben 6 ay sonra bankadan İstifa ettim.
İstifa etmek tabii ki de hiç kolay değil.
Yani sen 10 senelik bir geçmişini geride bırakıyorsun.
Kurulu bir düzenin var, bir evin var, arkadaşların var.
Tık diye hemen karar vermek o kadar kolay olmuyor.
Ama artık son damlaymış herhalde.
Bankadan istifa ettiğim gece, ettiğim gün gece arkadaşlar rakı sofrası kurduk.
Bütün işte bana veda yapmak için.
O akşam tabii Rakı'nın da etkisiyle ben de ya ben acaba ne yaptım ya acaba ne olur yaptım dediğimi hatırlıyorum.
Önümüzde seçenekler var ve biz sanki o seçeneklerle birini seçtiğimiz zaman diğerlerini bir daha asla değerlendiremeyecekmişiz gibi geliyor.
Halbuki birini seç.
Eğer olmadıysa sana uykun değilse tekrardan diğer seçeneğe dönebilme şansın her zaman var.
Çünkü sen zaten o şansları elinde tutuyorsun.
Ama biz sanki eğer...
Almanya'ya gidersen bir daha sanki Türkiye'ye geri dönemeyecekmişim.
Evet, evet. Bu bize biraz öğretilen bir şey ama maalesef.
Evet, evet. Ve ben İtalya'ya gittiğim haftası dedim ki iyi ki karar vermişim, iyi ki gelmişim dedim.
Bir sene İtalya'da bir dernekte gönüllü olarak çocuklara geri dönüşüm projelerinden, geri dönüşüm projesi...
Geri dönüşüm projesi yarattım.
İşte çöplerden, atık malzemelerden, kuklalar yapıyorduk, oyuncaklar yapıyorduk.
Aslında şunu da söylemem gerekir.
Ben İtalya'ya gittiğimde benim bir dilim yoktu.
Yani yabancı bir dilim yoktu.
Dedim ki ya benim yurt dışına gitmem lazım.
Yabancı dili öğrenmem lazım.
İtalya benim için çok güzel bir yer oldu başlangıç açısından.
Hem de bir projeyle gittiğim için herhangi bir para ödemedim projeye.
Uçak paramdan vize parama kadar bu projeyle orada kaldım bir sene boyunca.
Bir sene sonra İtalya'dan döndüm.
Çok güzel bir altın bilezim vardı.
İtalyanca öğrenmiştim.
Döndüm Türkiye'ye ve İtalyanca ile fuarlarda İtalyanca Türkçe tercümanlıklar yapmaya başladım.
Süper. Benim için müthiş bir başlangıç oldu aslında bakarsan.
Tekrardan yeni bir hayat kurmak için.
Zaten aslında sana şeyi soracaktım.
Geçiş sürecinin nasıl olduğunu soracaktım.
Çok güzel bir yere evrildi muhabbet.
İşi bırakırken böyle bir şey yapmaya zaten karar vermiş miydi?
Yoksa işi bıraktın sonra mı karşına çıktı bu proje?
Yani aklında bir şey var mıydı işi bırakırken başka bir şey?
Evet evet. İşi bırakmama neden oldum?
Aslına bakarsan Avrupa Gönüllü Projesi başvurumun kabul edilmesi oldu.
Bu benim için bir dayanak oldu aslına bakarsan işi bırakmak için.
Hep dedim ki işi bırakacağım.
Birkaç tane de böyle başvurular da yapmıştım bu çalıştığım süre boyunca.
Ama olumlu olmayınca doğal olarak bankadaki hayatıma devam ediyordum.
Ama bu proje kabul edilince dedim ki ben gidiyorum ya.
Yani en kötüsü ne olabilir?
Tekrardan Türkiye'ye dönerim.
Yine aynı şekilde hayatıma devam ederim.
Çünkü herkes bana aynı şekilde.
Ailem de, arkadaşlarım da ya hale.
Hani ekonomik olarak zor bir dönemden geçiyor Türkiye.
İtalya'ya gidiyorsun. İtalya'nın ekonomisi daha da kötü.
Orada hani bir sene sonra orada iş bulabilecek misin?
Ya evet iş bulamayacağım da en azından bir İtalyanca mı olur yani?
Bir sene de öğrenirim İtalyancayı.
Biraz da kendime de güvendim aslında o anlamda.
Ardından dil öğrenmek çok hoşuma gitti.
Dedim ki İtalyanca...
Biliyorsam gelen birçok turisti de ağırlıyordum evimde İtalya'dan ya da yurt dışından gelen insanları dilimi de kuvvetlendirmek için.
Gelenlerin hepsi bana diyorlar ki sen çok iyi İtalyanca konuşuyorsun.
İtalyanca bildiğin için çok iyi İspanyolca öğrenirsin.
Neden İspanyolca öğrenmiyorsun?
Nasıl öğrenebilirim?
Avrupa'ya da yaşamak o kadar kolay değil, pahalı.
İspanyolca İspanya dışında nerede öğrenebilirim?
Güney Amerika'da. Tamam o zaman bir Güney Amerika'yı araştırayım.
diye başladım. Türkiye'ye döndüğüm zaman aslında benim kafamda tekrardan yurt dışında gezerek bir şeyler yapmak.
Evet vardı. Tanıştığım insanların aracılığıyla da neler yapılabileceği konusunda fikir sahibi oldum.
İşte giden gezginlerle oralarda gönüllü çalışabilirsin.
Projelere dahil olabilirsin.
Bundan hep böyle topladım.
Fikirler fikirler.
Ben 2014 senesinde Brezilya'ya tek uçak biletiyle geldim.
Ondan sonra da O seneden bu seneye kadar da buralarda gezerek devam ediyorum.
2014'te o bileti aldığında artık tamamen karar vermiştin değil mi?
Ben bir yola çıkıyorum. Ben dünyayı gezeceğim.
Geri dönmeyeceğim. Önüme çıkan şansları değerlendireceğim.
Ne olursa yapacağım gibi bir kafa yapısıyla.
Aslında çok uzun bir vadeli böyle tüm hayatım böyle geçecek diye hiç düşünmedim.
Bu zamana kadar geleceğimi de düşündüm.
Sadece işte iki senelik.
Bir Güney Amerika, Latin Amerika turu yaparım.
Başlarım Brezilya'dan, Meksika'dan çıkarım.
Ben tarımla, organik tarımla da çok ilgileniyorum.
Organik tarım öğrenmek çok istiyordum.
O nedenle de böyle ilk bir senem hep çiftlikleri, tarlaları gezerek oralarda işte bir ay gönüllü olarak çalışıyordum bir yerde.
Bir ay geziyordum.
Hem tarım konusunda bilgi ediniyordum hem de...
O ülkenin gezeceğim yerlerini görüyordum.
O nedenle de hem işte bunlar hep benim ailem aslında bakarsan bu altın bilezik konusunu o kadar bana aşılamış ki yaptığım patates topluyorum bir çiftlikte.
Altın bilezik bunlar. Patates nasıl topladığında nasıl ekilir?
Bunlar hep ileride benim yapacağım projeler için bir taban diye düşünüyordum.
Ve böylece hem İspanyolca öğrenmeye başladım.
Hem tarım öğrenmeye başladım, hem turizm kaldığım hostellerde, tanıştığım gittiğim turlarda.
Bunlar benim böyle yaptığım işleri büyütmeme, zenginleşmeme neden olan şeylerden biri oldu.
Yavaş yavaş başlangıç oldu. Evet.
Yani iki sene hayatım bu şekilde buraya kadar evrilebileceğini açıkçası çok fazla düşündüm.
Çünkü çok fazla örnek de yoktu.
Yani hani şimdi digital nomad dedikleri işte bu hem hayatını yolda çalışarak sürdüren kısım.
O zamanlarda açıkçası çok fazla yoktu.
Ailem dedin, onu soracaktım.
Aslında şu ana kadar bahsederken böyle küçük küçük onlardan da bahsettin ama aile ve çevren artık bu noktada dedin ki sen ben Brezilya'ya gidiyorum.
En azından iki yıl bir tur yapacağım.
Nasıl tepkiler geldi o taraftan?
Benim babam çok şanslı bir insanım aslında aile açısından.
Çünkü sürekli beni destekleyen insanlar.
Eğer ben kafama bir şey koyduysam, ben bunu yapacağım dediysem onlar da böyle hayır yapamazsın diye önüme çıkmazlar.
Bilirler benim karakterimi de.
İstediğim şeyi de elde etmek için hani ilerleyeceğimi.
O nedenle de şimdiye kadar hiç öyle yapma etme demediler.
Ama kızım hani dikkatli düşün.
Bak işinden istifa ediyorsun.
Bir geleceğini düşün. Sigortasız.
Babamın tekrar bir sigortasız.
Simortalı çalıştır kızım diyerekten gözümü açmaya çalıştılar tabii ki de.
Ama tabii ki de onların da aslında bakarsan onlar da yolda geçen bir hayat olabileceği konusunda fikirleri yok.
Evet yani jenerasyon olarak çok farklılar aslında bizden.
Öyle bir durumda böyle bir gerçek de var.
25 sene boyunca belediyede çalıştı.
Farklı bir belediyelerde olsa bile 2-3 farklı belediye olsa dahi.
Orada 25 sene boyunca her zaman maaşını alıp sigortası ödendi.
Sonra da emekli maaşıyla emekli oldu.
Emekli maaşıyla hayatını geçiriyor.
Böyle bir yapı da büyüdü.
Yani onun bilgisayar üzerinden projeler yapacağım.
Oradan para kazanacağım.
Hayatımı bugün orada bir ay geçireceğim.
Ardından başka bir ülkede iki ayımı geçireceğim gibi bir şey.
Benim için bile hayaldi.
Onu bile tahmin edemiyorum açıkçası.
Doğru. Ama tabii ki de desteklediği için o bana bir motivasyon oldu.
Babam hep şey der yani her ne görüyorsan kap kızım der.
O böyle bir sürekli öğrenmeye teşvik eder.
Ve bu şekilde ailemin de desteği açıkçası oldu.
Hani karşı çıkmadılar. Onun dışında tabii ki de arkadaşlarım ya kızım deli misin ne yapacaksın?
Şimdi ya biz senin yerinde olmak istiyoruz diyen de çok var açıkçası.
Anlayabiliyorum korkular, endişeler, gelecek kaygısı bunlar insanın yerinden adım atmasını zorlaştıran şeyler.
Ama şunu anladım ki adım attıktan sonra çorap söküğü gibi geliyor aslına bakarsan.
Evet aynen öyle. Uzaklaşmak...
Kaplumbağanın sağır olması gibi benim de ortamlardan uzaklaşıp kendi başıma hareket ediyor olmam, yolda diğer gezginlerle tanışıyor olmam, onların bu kadar sürdürülebilir göçebe hayatlar yaşıyor olmasını
görmek. Tabii ki de bunlar insanı hem ilhamlandırıyor hem teşvik ediyor.
Ve biliyorum ki önümde şu an daha önce yaşadığım düzenli rutin hayat var.
Hem de şu an yaşadığım, içinde bulunduğum göçebe hayatı var.
İkisinin de zorluklarını, iyi taraflarını ve kötü taraflarını biliyorum.
O nedenle de şu an içinde yaşadığım durumu sürdürülebilir kılmak için elim ben geleni yapıyorum.
Hani nereye kadar devam eder, bunu bir ömür boyunca mı yapacağım?
Böyle bir şeyim yok. Çok fazla da gelecek endişesi taşımamaya çalışıyorum.
Yani bir beş yıl sonra...
Ne yapacaksın? Evet küçük planlarım, aklımda olan hayallerim var ama onları yapacağım diye de strese girmiyorum şimdiden.
Hayatın tamamen değişti oraya gidince.
Zaten bir gezgin oldun artık belli bir evin olmadı bir süre büyük ihtimalle.
Daha minimal bir hayata geçtin.
Hem maddi olarak hem manevi olarak.
Gerçi maneviyat daha büyümüştür, daha güzel şeyler girmiştir hayata ama maddi olarak ve eşya falan ev anlamında daha küçüldü her şey.
Bu doğrultuda nasıl hissettin?
Onu merak ediyorum. Yani daha mutlu mu oldun?
Bu minimallik daha hoşuna mı gitti?
Yoksa işte şu kısımda çok zorlandım aslında maddi olarak şöyle çok zorlandım mı dedin?
Aslına bakarsan ben ilk 200 sene boyunca çok fazla para kazanma odaklı hayatımı sürdürmedim.
Daha çok nasıl daha az para...
Harcarımı düşünmeye çalıştım.
Çünkü kapital hayatın içerisinde bize sürekli kazan harca, kazan harca.
Bense daha az harcayayım ki çok fazla çalışmama gerek kalmasın.
Yani biraz bize öğretilen sistemi değiştirmeye çalıştım kafamda.
Bu o kadar kolay olmadı.
Yani benim 200 senemi aldı diyebilirim.
Özellikle bankada çalışıyorsun, bir plaza hayatın var, saçların bakımlı olması lazım, ojeli olman lazım, makyaj yapman lazım, mini etek, topuklu ayakkabı.
Ben böyle bir süreçten de geçtim ve o süreci de çok iyi değerlendirdim.
Ayda iki ceket alıp, iki ayakkabı alıp, ayda iki kere kuaföre gidip saç boyatan bir insandım.
Orada da sürekli parayı kazan, harca.
Bankadan alıp tekrar bankaya.
Geri veriyordum diyorum çünkü sürekli kredi kartıyla hayatımı devam ettiriyordum.
Bu o kadar işlemiş ki sürekli almak, sürekli tüketmek, sürekli ona sahip olmak.
O nedenle de benim hep gördüğüm bir şeyi canım istediği zaman bir ceket görüyorum, bir kıyafet görüyorum.
Diyorum ki Hale sen bunu gerçekten istiyor musun yoksa ihtiyacın mı var?
Bu benim için çok kilit bir cümle.
Kendime her defasında bunu soruyordum.
İstiyor musun? Yoksa ihtiyacın mı var?
İhtiyacım yoksa eğer almamaya çalışıyordum.
Ama hakikaten öyle bir alışkanlık ki çünkü biz buna resmen uyuşturucu olmuş bizim için bir şey almak.
Tabii tabii. Evet.
Bir döngüdeyiz aslında.
Bir sistemin içindeyiz.
Farkında değiliz yani.
Evet. O nedenle de bu sistemin bize öğretilen düşünce yapısının içerisinden çıkmak Dediğim gibi iki sene mi aldı ondan sonrasında daha kolay oldu.
Çünkü alışkanlıkları değiştirmek evet konforlu bir evde yaşıyordum.
Ortopedik bir yatağım vardı ama sonra çadırlarda uyumaya başladım.
Ama zaten ben hikaye arayan bir insanım.
Yani otel odasına girdiğin zaman otelde...
hikaye çıkmıyor benim için.
Bir çadırda kalmak daha keyifli oluyor.
Bir ormanda yürümek daha keyifli oluyor.
Gezerken aslına bakarsan bir şekilde evrimleşiyorsun.
Nasıl olduğunu da birdenbire ben değişeceğim artık demedim.
Bana uymayan şeyleri birdenbire üzerimden atmadım ama böyle yolda o beni yonttu.
O oradan bir parçama fazla geleni attı derken böyle yavaş yavaş evrine evrine bugünlere kadar geldim.
Ama dediğim gibi en zoru benim için parayla olan ilişkim konusunu rayına oturtmaktı.
Sonrası zaten bir şekilde geliyor.
Yani paraya aslında çok da bağımlı olmamanın sana ne kapılar açtığını görüyorsun.
Para kazanayım derken nelerden feragat ettiğini görüyorsun.
Yani bana zaman çok fazla kaldı.
Çünkü çalışırken çok fazlasıyla koşturmacı halindeydim.
Bir hamster gibi böyle bir kafesin içerisinde, o silindirin içerisinde sürekli koşuyorum, koşuyorum, koşuyorum.
Ve diyorum ki günün sonunda çok yoruldum ama hep aynı yerimde saymışım.
Ve hiç zamanım yok, hiçbir şey yapmak için fırsatım yok.
Burada yalnız kalmak, tek başına kalmak daha doğrusu bana çok fazlasıyla düşünme fırsatı yarattı.
Düşündükçe de aslına bakarsan insan kendi iyiliğini istiyor.
Çevresinin ve kendi iyiliğini istiyor.
O nedenle de bunun keyfine de varınca ilerle.
İlerle hala ilerle.
Ve günün sonunda daha nasıl diyeyim ferahlamış ve mutlusun gibi hissediyorum konuşmandan.
Yani bunu çözebildiğin için.
Çünkü aslında bu bir olgunluk ve bunu anlayıp çözmek kolay bir şey değil.
Şimdi konuşurken kolay gibi görünüyor ama o noktaya gelmek yani senin bu geldiğin noktaya gelmek çok zor bir şey.
Yani ben de mesela konuşuyorum ama benim de alışkanlıklarım var.
Büyük ihtimalle çoğunu şu an bırakamam.
Sen o noktaya çok güzel gelmişsin ve çok güzel anlattın bunu.
İşin maddi yönünde yavaş yavaş para kazanmaya 2-3 yıldan sonra büyük ihtimalle başlaman gerekti.
O kısma geçiş nasıl oldu?
Nasıl bir şeyler kazanmaya, ne yapabilirim diye düşünüp neyle başladın?
Aslına bakarsam şöyle oldu.
Ben işte internet sitem vardı.
İnternet sitemde yazılar yazıyordum.
Oradan benim internet sitesini yapmama yardımcı olan bir arkadaşım dedi ki ya Hale neden reklam almıyoruz senin internet sitene?
Hem oradan da biraz birikim olur.
Derken o dönem çok çok az insan vardı gezerek böyle gezi yazıları düzenleyen.
İşte bir gazete derken diğer dergi işte Hale bize gezi yazısı yazar mısın?
Aa yazarım tabii niye yazmayayım?
Çünkü dilim de kuvvetlidir yazma konusunda da.
Güzel ifade ettiğini düşünürüm.
Sonra sürekli işte hep şu geliyordu.
Ben tabii sosyal medyayı da kullanmaya başladım.
Çıktığım zaman işim gücüm gezmek diyerek bir internet sitesi açtım.
Ardından bir Facebook paylaşmaya başladım.
Aslında benim İtalya'dayken başlamıştım.
Böyle kapalı bir grubum vardı.
İtalya'da hayat diye. Orada bütün yaşadığım, gördüğüm, deneyimlediğim her şeyi arkadaşlarıma böyle bir grup yapmıştım.
Orada paylaşıyordum. Ardından dedim ki ben bunu neden daha fazla insanla ulaştırmayayım?
Böyle işim gücüm gezmek buradan çıktı.
Bin kişiyle yola çıkmıştım ilk Güney Amerika'ya geldiğim zaman.
Sonra böyle büyüdü, o onu, o onu ekledi derken büyüye büyüye.
Tabii insanlar hani hala ne güzel geziyorsun bizi de gezdir.
Hala ne güzel yapıyorsun bizi de gezdir.
E tabii üç sene sonrasında...
Yani neden ben de gezdirmeyeyim?
Doğru insanlar gezmek istiyorlar.
Benim bildiğim yerler. Çünkü ben bir ülkeye girdiğim zaman en azından bir sene kalıyorum.
Ve o ülkeye hakikaten ıncık ıncık ediyorum.
Her tarafını gezip öğrenmek istiyorum.
Öyle hemen iki senede bir dünya turu yapayım.
Sonra da sallanan koltuğuma oturayım gibi bir düşüncem yok.
Böyle ömrüme yayılmış bir dünya turu içerisindeyim diyorum.
Ve çok iyi bildiğim için de çok iyi kontaklar da kuruyorum.
Gittiğim yerlerde yerel insanlarla iletişime geçiyorum.
Orada tur düzenleyen insanlarla iletişime geçiyorum.
Bu arada tabii ne oldu?
İspanyolcam gelişti. İspanyolca öğrendim.
O nedenle de bu benim başka bir altın bileziğim oldu.
Tur düzenlediğim için insanlar gezmek istiyoruz deyince tamam siz gezmek istiyorsanız o zaman yine sizi gezdireyim diye işim gücüm gezmek birlikte gezmeler başladı.
Turları organize ettim. Aslında bakarsan böyle bir maddi kaynak buradan da oluşmaya başladı bana.
Seninle ilgili işte biraz araştırma yapıyordun.
İlk sözlükte şöyle bir şey gördüm.
Özgür insanlarda yazıyordu senin için.
Bu o kadar hoşuma gitti ki benim.
Kafamda şu doğdu.
Sence yani insanlar o kadar sıkışmış ve hapsolmuş hissediyor ki seni özgür görüyor şu an.
O bir yere kilitlenmişsen özgürsün gibi hissediyor.
Gerçekten özgür müsün sence ve öyle hissediyor musun diyeyim.
Çok güzel bir soru.
Özgür olduğumu her hissettikten sonra tekrar bir geriye döndüğüm zaman bakıyorum.
Mesela ilk geldiğim zaman buralara özgür olduğumu düşünüyordum.
Ama aslında mental olarak beni özgür olmamı engelleyen birçok şeyle.
karşılaştım sonrasında.
Ne gibi işte kültürel yargılar, öğrendiğimiz o annelerimizin, babalarımızın, kültürümüzün bize öğrettiği öğrenilmiş çaresizlik diyoruz
ya. Çok doğru evet.
Yabancılarla konuşmadan başta da her yeni gelen, her tanıştığın erkeğin Senden bir beklentisinin olması, otostop çeken her kadının tecavüze uğraması,
tek başına geziyorsan mutlaka bütün büyük riskleri peşinden getiriyormuşsun gibi.
Yani ben de yola çıkarken her ne kadar başıma çok kötü şeyler gelmese de Türkiye'de yaşarken illaki böyle bir korku işlenmiş
durumda. O nedenle de...
O korkularımdan arınma sürecinde kendimi özgür diye zannediyordum, özgür diye düşünüyordum.
Halbuki aslında çok fazla özgür değilmişim.
O korkularımın, endişelerimin hapsindeymişim diyebilirim.
Ama tabii bunlardan böyle birdenbire tabii Türkiye'den çıktım, başka ülkelerde gezmeye başladım.
Ben artık özgürüm diyordum ama bugün baktığımda diyorum ki aslında özgürlük biraz daha...
düşüncelerle alakalı şeyler.
Sen ne kadar kendine prangalar koyuyorsan düşünsel olarak aslında çok fazla özgür değilsin.
Ama baktıkları zaman evet özgür müyüm?
Evet özgürüm çünkü kimseye hesap verdiğim bir hayatım yok.
Kendi kimseye maddi açıdan bir bağlantım, bir bağım yok.
Yani bugün patronumun bana söylediği bir lafı çekmek zorunda değilim.
Çünkü kendi işimin patronuyum.
Onun dışında çok böyle insanlar hep başka ülkelerde yaşamanın işte yine bir mental hapis diyeyim.
Başka ülkelerde yaşamanın mesleği dışında farklı bir iş yapmanın zor olduğu düşüncesi içerisindeler.
Bunlar da aslında bir hapis.
Ama ben artık öyle düşünmüyorum.
Ben ne iş olsa yaparım düşüncesindeyim.
Ben bugün gidip İtalya'da da yaşayabilirim.
Ben bugün gidip Afrika'da da yaşayabilirim.
Kolombiya'da da yaşayabilirim.
Ama bunu ben olduğum için değil.
Ben bunu kendimi bu konuda özgür bıraktığım için artık yaşayabilme imkanımı, özgürlüğünü veriyorum kendime.
Kendimiz ve kafa yapımızla alakalı birazcık evet.
Çünkü eğer sen yurt dışında yaşamak çok pahalı diyorsan Aslında bu senin kendine koyduğun bir demir parmaklık oluyor, bir pranga oluyor.
Halbuki evet belki Norveç'te yaşamak pahalı olabilir ama belki işte Kolombiya'da yaşamak daha uygun fiyatta olabilir yaşamak.
Ya yurt dışında iş bulmak çok zor.
Denedin mi? Denemedin.
Hep etraftan duyduğun şeyler.
Sen ama bu öncelikle bu hapishanenin içerisinden çıkıp kendini özgür bıraktığın zaman çok fazlasıyla...
Olanağın olduğunu görüyorsun aslında.
Ama işte dediğim gibi hep öğrenilmiş çaresizliklerin hapsindeyiz.
O nedenle de gözümüz de gönlümüz de o kadar puslu bir şekilde görüyor ki dünyayı.
Yerimizden hareket edemiyoruz o nedenle de.
Hep olduğumuz yer dışında her şey tehlikeli diye düşünüyoruz.
O nedenle de ilk zamanlara göre şu an çok daha özgürüm.
Çok daha bağımsızım.
O nedenle de keyfim yerinde.
Belki de bir 10 sene sonra diyeceğim ki aslında şu anki halime bakıp o zamanlar çok fazla özgür değilmişim de diyebilirim.
Daha da özgürüm şu an falan diyebilirsin.
Bunun belki de sonu yok.
İnsan kendini eğitiyor durmadan belki her geçen gün.
Tamamen sen olarak şu an tecrübelerin sonucu şu an hali olarak belki bu sıkışmışlığı yaşayan insanlar vardır.
onlara ya da senin gibi belki çıkış yolu arayıp hani sen bir noktada buldun ya o hala bulamamıştır belki.
Onlara ne tip tavsiyeler verebilirsin?
Tabii ki herkesin kendi hikayesi ama küçük küçük motivasyonlar ve tavsiyeler belki yardımcı olabilir insanlara.
Aslında Şems'in çok güzel bir sözü var.
Diyor ki nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha kötü olacağını biliyor.
Belki alt daha güzeldir.
Hep biz bir şey düşündüğümüz zaman karar verme aşamasında seçenekler arasında hep bir şey düşünüyoruz.
Olumsuz bir şey olacak. Başımıza kötü bir şey gelecek.
Tabii ki de bu zaten zihnimizin bizi koruma hali.
Hep olumsuzu, negatifi düşünme hali.
Biraz bu duygulara hem dış sese hem o içteki negatif sese biraz sığır olmak gerekiyor.
Kalbini dinlemek lazım.
Ne istiyorsun? Hakikaten Çünkü insan dışa dönse, dıştan ailenin, arkadaşlarının ne dediğine kulak verse o da çok doğru bir yol değil.
Çünkü kendin için en iyisini düşünen, düşüncek olan sensin yine.
O nedenle de kendine kulak ver.
Hakikaten bir yerden memnun değil misin?
Seni mutsuz mu eden ne var?
Bir seçenek, mutlaka seçenekler var.
O seçeneklerden birini...
Seçerek yola başla ve geri döndün.
Eğer o seçenek seni memnun etmiyorsa mutlaka farklı bir seçenek de önünde açılacaktır.
Yani belki dediği gibi Şems'in alt daha iyidir.
Çünkü ben de yola çıktığım zaman hep diyordum ki belki de beceremeyeceğim, belki de yapamayacağım.
Hep o iç sesim, o alttaki ses, negatif ses bana bunları söylüyordu.
Ama şimdi dönüp baktığım zaman diyorum ki iyi ki karar vermiş.
Bir şeye karar verin. O kararsızlık zaten modern insanın.
Biz modern insanların hakikaten en büyük şeytanı diyebilirim.
Yani karar veremiyoruz.
O kadar seçeneğimiz de aslında o kadar fazla ki.
Bu podcast'ı dinleyen insanların eminim hayatlarında birden fazla seçenek var.
Birden fazla seçenek var.
Eğer olduğun yerde memnun değilsen git diğer seçeneği.
Dene. Denemek en önemlisi.
Adım atmak. Çok teşekkür ediyorum sana.
Umarım bugünkü sohbetimiz de senin kaplumbağa hikayen gibi, yani kaplumbağa hikayesinin seni etkilemesi gibi belki bir kişiyi etkilesi kardır bizim için.
Çok çok teşekkür ediyorum.
Çok sağ ol oralardan ta bize zaman ayırdığın için.
Ben teşekkür ederim Can.
Beni de dahil ettiğin için.
Herkesi konumda da sevdim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
