
Oyuncu
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet selam dostlar.
Bugün sevgili Hakip İçici ile beraberiz.
Merhabalar. Selam abi.
Merhaba abim. Nasıl gidiyor?
İyi misin? İyiyim. Sen nasılsın Can?
Ben de iyiyim abi. Bu hani şey.
Hiç önceden konuşmamışız gibi.
Direkt gelmişiz gibi oldu şu an.
Çok güzel. Nasıl gidiyor abi?
Keyfin yerinde mi? İyi gidiyor.
Keyfin yerinde. Yani işte herkes gibi yerinde.
Bilmiyorum daha yerinde galiba herkesten ya.
Evet bazen onu söylemek hani suçmuş gibi oluyor.
Evet ama suç da değil ne yapayım yani korona hikayesi evet bölüyor.
Ama ben normal sosyal hayatımı bir şekilde sürdürmeye gayret ediyorum.
Ben de tamamen aynı.
Dışarı çıkıyorum yani. Her gün yürüyorum.
Bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
Arkadaşlarımla çok şey yapmadan bir şeyler yapmaya çalışıyorum.
O şekilde besleniyoruz çünkü.
Üzgünüm belki de cahilce konuşuyorum ama.
Ne yapayım böyle gelişiyor.
Bizim doğrumuz da bu.
Yapacak bir şey yok. Abi seni tanımayanlar olabilir.
Onlar için biraz kendinden bahsedebilir misin?
Güncel olarak neler yapıyorsun?
Evet. Ben oyunculuk yapıyorum.
Tiyatro hep devam ediyor.
Yani çok uzun süredir devam ediyor.
40 yaşına geldim. Televizyon işlerimiz devam ediyor.
Film işlerimiz devam ediyor. Öyle işte her sene elimden geldiğince, sevdiğimce bir şeyleri oynamayı seviyorum.
Yani normalde oyun oynamayı seviyorum.
O yüzden oyunculuk da benim için yani meslek olarak şey yaptığım, hoşuma giden bir şey.
O yüzden hani mesleki olarak da bunu böyle bir tiyatroyla birleştirme kısmı benim için keyifli oldu açıkçası.
Çocukken de seviyorum deyince yani bu senin hayalin mıydı bu meslek?
Öyle bir şey diyebilir miyiz? Evet evet.
Ya aklında var mıydı? Aklımda vardı.
Yani küçüktüğümden beri aklımda olan bir şeydi ama sadece çevremde çok fazla insan yoktu bu mesleği yapan.
Birazcık el yordamıyla öğrendim.
Konservatör de okumadım. Nasıl başladı abi?
Aklına gelen bir şey var mı? Şundan etkilendim.
Mesela hani ben hep şey anlatıyorum.
İşte orta sonda bir davulcu izledim ben 14 yaşında falan.
Hakikaten bu arada çok klişe ama çok etkiledi beni.
Sonra davul çalmaya başladım. Ona benzer bir şey var mı senin hayatında?
Yani tabii ki şey, ben 81 doğumluyum ve televizyon ve özel televizyonların çıkması falan çok etkili oldu aslında.
Ne olursa olsun mesleğe yönelmedi.
Çünkü o işte tek tip kafadan birazcık farklı işler olduğunu görme.
İşte dünyada onun gelişmelerini falan birazcık işte biraz büyüdükten sonra takip etmeye çalışma.
Enteresan oldu çünkü benim için 7-8 yaşındaydım özel televizyonlar ilk açıldığında.
Ve o dünya, o popüler kültür, sonrasında eleştirmeye kalkıştığım o popüler kültür aslında ilk başta bana çok ilgi çekici geldi.
Yalan yok yani. Hepimiz için öyle sanırım.
Eleştirdiğimiz kadar da seviyoruz.
Evet ya itiraf edeceğiz ya etmeyeceğiz.
İtiraf edersek seviyoruz popüler kültürü.
Yani evet kabullenip biraz daha keyfini çıkarmak daha var.
Evet bu kadar basit aslında. Peki abi şey hani böyle üniversite dönemine yaklaştıkça aklında olan bir şeydi anladın mı?
kadar oyunculuk.
Ama başka bir bölüm okuduğunu biliyorum.
O dönem nasıl ilerledi?
Aslında konservatuar okumam okunmak gerektiğini tam daha algılayamamıştım.
Çünkü çok küçüktüm zaten. 16 buçukta falan girdim üniversiteye.
Ve böyle bir sanki konservatuar okumadan da olur mu?
Ya da atıyorum Bunu bitiririm 20 yaşında sonra oyunculuğa başlarım falan gibi aslında çok da doğru olmayan fikirlerim vardı.
Bir şekilde üniversite bitti.
İşte yüksek lisans yaptım falan filan derken hep böyle bir tiyatro toplulukları üniversitede.
Hep onlarla ilerledim. Üniversitede ne okudun abi?
Üniversitede siyaset bilimi okudum.
Ya bu isteyerek seçtiğin bir şey mi?
Yani isteyerek bilmiyorum ki.
Yani 16'da neyi istediğimizi ne kadar bilebiliriz ki bilmiyorum.
Galiba şey hani biraz siyasal kökenli bir aile vardı.
Sanki böyle onlara böyle birazcık şey gibiydi.
Merhaba ben de sizden birisiyim falan gibi bir kafayla bir şey yaptım.
Nerede yaşıyorsunuz bu arada? İstanbul.
Ben hep İstanbul'daydım. Ha öyle mi? Evet.
Okul döneminde ama kovalamaya devam ettin oyunculuk işlerini.
Aslında işte üniversitedeki o tiyatro birazcık şey yaptı beni.
Evet ya bu işi sanki yapabilirim gibi bir kafaya geldim.
Sonra işte birazcık özel tiyatrolar vesaireler böyle bir sınavları vardı.
Onların o sırada şeyleri açılıyordu atıyorum.
İşte atölyeleri falan açılıyordu. O atölyeye gidip hem biraz ders alıp hem birazcık ya ben de aslında fena değilim ya.
Beni de bir yerinden sokun bu meseleye dediğim böyle bir 22'li 23'lü yaşlar oldu.
Oralardan ufak ufak girdim.
Ondan sonra böyle bir televizyon, böyle bir gençlik, gençlik programları falanlar filanlar yaptım böyle.
Dijitürk'ün bir Sinek diye kanalı vardı.
Orada sana onu söyleyecektim biliyor musun?
Aklıma şimdi geldi.
Ben ilk orada izledim seni biliyor musun abi?
Yani doğrudur. Üç kişi.
Vallahi çok eski işte o.
Dijitürk böyle bir Sinek diye böyle bir özel bir gençlik kanalı açtı.
O zaman içinde yani gençlik hikaye, gençler ne yapar kafasına?
Onlar deniyorlar falan. Bu jackass'ler falan filan tarzı şeyler yapıldı.
İşte ben yani iki tane arkadaşımla beraber televizyonda böyle ilişkilerle ilgili.
Onlar da devam ediyor değil mi oyunculuğa?
Evet evet devam ediyorlar. Onlarla böyle şeyler yaptık işte.
Telefon geliyor. Bir saat canlı yayındayız.
Yani çok can sıkıcı aslında.
Normalde o kadar cahilim ki.
Yani 23 yaşında canlı yayına çıkma çok büyük bir cehalet ister.
Ve haftanın 3 günü falan. Çıkıyoruz telefonlar geliyor.
İşte diyor ki kız arkadaşımla ben şöyle bir şey yaşadım.
Erkek arkadaşım bana böyle yaptı.
Sence niye yapmıştır falan. Sen de kendi o gerzek deneyimlerinden.
Size tavsiye veriyordunuz değil mi? 23 yılki bomboş deneyimlerinden bazı.
Estağfurullah. Ama öyleydi yani.
Ama yine de izletiyormuş.
Ben izliyordum en azından. Bir iki sene falan.
İşte benim ilk televizyon işim oydu.
O yüzden canlı yayınlarla ilgili.
Şimdi mesela sana gelirken de böyle bir.
Acaba şimdi nasıl olacak falan derken tamam ya yapmıştık bir şey olmuyordu.
Onların devamında daha istediğin tarafa geçme nasıl oldu abi?
Ya ondan sonra aslında şöyle bir şey oldu.
Ben bunların hepsini sonradan okudum.
Yani böyle insanlar böyle şey.
Ya şimdi sen işte o sırada işte bu işleri yapan böyle bir ajans işte sistemiyle falan çalıştığında.
İşte sen bu işleri yaptın şimdi tekrar televizyon programı hikayesinden mi dönmek istiyorsun?
Çünkü... Televizyon programcılığı var falan filan.
O sırada da böyle televizyon programı sunan insanlar geliyor aklıma.
Şimdi ben de yani birazcık böyle eskiden beri işte Türk sinemasını bilirim.
İşte birazcık o dönemki kendimce bir şeyleri biraz takip etmeye falan çalışıyordum ve televizyon program sunucusu erkek olma fikri bende çok çok oturmadı yani kafamda.
Çünkü yani bunu yapabilirim ama...
İleride yapmak istediğim şeye uyuyor mu?
Devamı için mi? Açıkçası yine o yaşta böyle bir kendimce yok.
Ben bir oyunculuk yapmak istiyorum.
Bir şeyler oynamak istiyorum.
O kısım bana daha keyifli geldi. Çünkü improvize yapmak gerçekten birazcık şey.
Kalp ağrısı gibi bir şey oluyordu yani.
O sırada mesela onu yapıyorum ama mesela şu an mesela öyle bir fikir geldiğinde şu anda işte bir sürü platform var ya işte YouTube'lar falanlar filanlar.
Evet biraz falsaca. Yani orayla ilgili böyle bir şeyler geliştiğinde ya ben yapamam gibi geliyor.
Çünkü o dönemin heyecanıyla falanla filanla yapılabilecek bir şeydi.
Şu an açıkçası oralardan birazcık uzağım.
O yüzden biraz oyunculukla ilgili bir şey yapmak istedim.
Birazcık tiyatroya devam ettim.
İşte ufak tefek ilk böyle diziler başladı falan.
Hülya Şer'le oynadım ilk.
Nerede? İlk televizyon dizim.
Böyle ATV'de bir tane dizide.
Büyük bir heyecan olsa gerek abi.
Hülya Avşar her neslinin severek takip ettiği.
Hülya Avşar'dan bahsediyorum.
Çünkü şey olarak heyecandı.
Hepimizin televizyondaki bildiği çok büyük bir figür.
Kesinlikle. Ve o figürle beraber oynuyor olmak biraz şeydi.
Benim için heyecanlıydı.
Gergin de bir süreçti benim için.
Çünkü öğrenmeye çalışırken çok gergin oluyor her şey.
Ben de böyle gelişiyor. O kadar rahat bir çocuk değildim yani.
Bence genelde öyle yani.
Rahat insanlar da var ama çoğunluğun bizim gibi olduğunu düşünüyorum.
Bu arada üniversitede okuduğun şeyle ilgili hiçbir şey denemedin değil mi?
Direkt oyunculuğa atıldın. Yani şöyle üniversite sırasında şeyler vardı böyle.
İşte staj yapmam gereken yerler vardı.
İşte bir hukuk bürosunda staj yaptım.
Sonra Beyoğlu Adliyesi'ne çok sık gidip gelip orada böyle kulağımda kulaklık garip gömleklerimle beraber...
Adliye odalarında dosyalar aradığımı hatırlıyorum ve çok sıkıldığımı hatırlıyorum.
Kariyerini belirleyen dönüm noktaları bunlar küçük küçük.
Birazcık da açıkçası şeydim yani ne kadar küçük olursam olayım.
Türk siyasetini ve Türk siyasal yapısını da bildiğim için kendimi orada çok fazla göremedim açıkçası.
Yani kendi siyasi fikrimi gerçekleştirebileceğim bir siyasal ortamın olmadığını...
Açıkçası o zaman da biliyordum.
Çünkü şeyden dolayı biliyordum.
Çok akıllı bir 22-23 yaşında çocuk olduğum için değil.
Ailem bunun birazcık problemlerini yaşadığı için benden olmaz diyordum.
Çünkü ya da olursa da kendi siyasal fikrimden birazcık vazgeçip birazcık şey yapmam lazım.
Daha orta yerden bir yerden gitmem lazım.
E şimdi onu da nasıl yapacağım ya?
Niye yapayım bir de 20 yaşındayım?
Biraz heyecanlı heyecanlı takılayım istiyorum.
İstediğini yapma, deneme kısmı yani.
O yüzden birazcık oradan vazgeçip hadi dedim bakalım buralarda deneyeceğim bir şey var mı?
Sonra denedim benedim neydi bu diye mutluyum yani.
Ya bu deneme işte atıyorum böyle ajanslara gitmekle falan mı oluyor abi?
Hiç bilmediğim için soruyorum.
Ben ilk işte şey oldu. Ben hep böyle bir üniversitede tiyatro yaptığım için İstanbul'da da böyle bir işte özel tiyatroların sınavlarını falan filan kovalamaya başladım.
O sırada böyle bir sınava falan girdikten sonra orada atıyorum işte.
O özel tiyatroda oynayan diyelim ki benim yaşımda 5-6 tane çocuk da var.
Onlar da ister istemez bu ajanslarla alakalıdır.
Ben reklam görüşmesine gittim, ben şuraya gittim, ben buraya gittim falan diyen tipler.
2004 falan galiba, 2003-2004 falan.
Ben de tamam beraber gidelim falan filan dedim.
Beraber gitmeye başladık. Sonra ben bir yaz boyunca bayağı 100 tane falan belki görüşmeye gidip bekledim.
Hatta onunla ilgili böyle barış...
İzledin sen kısa film falan da çektik böyle yani.
O dönemi, kendi o dönemimi anlatan.
Çünkü birazcık şey bir süreçti.
Hani aslında kalp kırıcı da bir süreç ne olursa olsun.
Evet doğru. Çünkü bekliyorsun ve çok önemsenmiyorsun.
Ve aslında en önemsenmek istediğin yaştasın.
Abi çok can sıkıcı evet. Evet şu an beni birisi önemse.
Mesela ben de onu önemsemem ve geçeriz.
O rahatlığa geldin değil mi şu an?
Olgunlukla da alakalı. O dönem atıyorum gün içinde böyle bir işte kendince en iyi kotunu giyip.
Kendince gidiyorsun ve şınav çekiyorsun falan.
Hiçbir işe yaramıyor ve o sırada da birazcık o mağdur hissediyorsun.
Aslında bir mağduriyet de yok. Orada normal bir hayat devam ediyor.
Senin hissettiğin o oluyor abi.
Onu birazcık denedim.
Bir süre denedikten sonra da işte bir süre dediğimi atıyorum belki işte bir...
Aslında birazcık şanslı olmuş olabilir orası.
3-4 ay denedikten sonra böyle bir iki iş gelişti açıkçası.
O bahsettiğim program hikayesi gelişti.
Ondan sonra dizi hikayesi gelişti.
Ondan sonra arada şey dönemler oldu tabii ki.
Her şey güzel giderken birdenbire böyle bir durulan...
Dönemler oldu. O durulan dönemlerde hemen böyle bir sakalım döküldü, sakal kıran oldum falan.
Hayatımla ilgili neden hayat bana böyle davranıyor falan gibi.
Daha gergin gergin. Gergin şeyler oldu ama şimdiden baktığımda aslında çok tatlı.
Her yaşadığın şey ya da her yaptığın iş bir sonraki işin böyle bir temelini oluşturuyor.
Kesinlikle. Yani bir kapı açılınca diğerleri de yavaş yavaş sanırım açılmaya başlıyor.
Öyle bir süreç. Açmadığın kapılar bile iyi geliyor biliyor musun?
Mesela atıyorum. İhtimaller bile.
Evet evet. Mesela atıyorum bir iş yapıyorsun ve o iş iyi gidiyor.
Ve o işten sonra... sana diyelim ki daha öncekinden birazcık daha farklı şeyler geliyor.
Teklifler falan geliyor ve sen o sırada işte yine o belki 28 yaş kibiriyle falan filan böyle burun kıvırdığın işleri yapmaman da aslında sonrasından baktığında sana bir şey öğretmiş oluyor.
Kesinlikle. Ama hala bir şey öğrenmiş sayılmam yani.
Abi bu süreçte başka buna benzer zorluklar oldu mu?
Mesela ne bileyim şimdi bu alaylı okullu muhabbeti müzikte de olur.
Oradan biraz biliyorum. Sizde de büyük ihtimalle bayağı var.
Bunun sıkıntısını mesela çektiğin oldu mu ya da bunun gibi sıkıntılar çektiğin?
Yani aslında sıkıntısını şöyle çekmedim.
Çünkü zaten okulda olmam gerektiğini biliyordum.
Şimdi okulda olmam gerektiğimi bilince de atıyorum okulda olmadığımın hatırlatıldığı yerlerde böyle bir acı çekmedim.
Çünkü evet ya okulda olmam gerekiyordu.
Haklılar üzerinden bir şey.
Peki hakikaten öyle mi abi ya? Öyle.
Yani şöyle öyle.
aslında. Tabii ki okulda olmadan kendini geliştirip öğrenemez misin?
Yani siz de müzik hikayesinden çok iyi biliyorsunuz.
Tabii ki olabilir.
Okulların şöyle faydaları oluyor ama ne olursa olsun.
Şimdi çok küçük yaşlarda başladığımız için hani üniversite hayatına o sırada biraz böyle bir şeyler, ekipleşmeler çok önemli oluyor.
Yani atıyorum işte senle bizim konservatuar arkadaşı olduğumuzu düşünün öncülükten.
Ben işte bir iş yaptığımda sonra atıyorum o işe yeni giren birisi için diyorum ki Can çok iyidir ve benim çok iyi arkadaşımdır gibi bir ekipleşme oluyor.
Bu ilk yılları için geçerli.
Sonrası için çok önemli bir şey değil.
Ama o ilk yıllarında biraz daha kendini ifade etme açısından aslında fena değil okullu olmak.
Yani erken dönem network diyebilir miyiz buna aslında?
Evet yani ki Mesela atıyorum işte İstanbul Üniversitesi'li ya da Mimar Sinanlı, işte Yeditepe'li vesaireli arkadaşlarım var dil tarihli.
Şimdi işte aynı dönemde, aynı dönem diyelim ki oyunculuk yaptık hepsiyle.
Ve onlar da tabii ki okullarında hepsinin hedef koydukları bir hoca var.
Ya da atıyorum onların kafasını, zihinlerini aydınlatan bir hocaları var.
Şu yoldan gideceğim, şunun gibi olacağım. Kötü hocaları da var.
Ya da atıyorum onları birazcık işte şey olarak motivasyon olarak düşüren hocaları da olmuş.
Ama olması lazım yani.
Kesinlikle abi. Yüzde yüz olması lazım.
Kesinlikle. O yüzden okulda olmanın yani atıyorum ben şimdi mesela hani...
Birisi okul okuyor. Evet sen oyunculuk yapmak istiyorsan okul oku.
Ya da atıyorum müzisyen olmak istiyorsan bunun okuluna git derim.
Ama şimdi benim yaşımda birisi için evet okunmadığım için bir pişmanlık vesaire gibi bir şey değil.
O arayı doldurmaya çalışmak lazım.
O arayı doldurmaya çalışmaya çalışmaktansa okul ihtimali varsa sen gidip atıyorum bambaşka bir işletme okuyacağına tabii ki git oyunculuk oku ya da tabii ki git müzik oku.
Farklı bir bakış açısından bakmamı sağladın.
Çünkü ben mesela müzik tarafında olaya şeye yaklaşıyordum biraz daha.
Yok okula gitmeye gerek yok aslında falan diye yaklaşıyorum.
Bize tabii ki daha farklı ilerliyor süreç.
Evet. Ama neden olmasın ki?
Doğru söylüyorsun abi. Evet varsa böyle bir durum bence denenebilir.
Mesela şunu da görüyorsun çünkü süreç geçtiğinde.
Ya atıyorum işte konservatuarlı bir sürü oyuncu ile çalıştım ve hiçbiri şöyleydi ve atıyorum alaylılar çok iyiydi falan gibi bir genellemeye de varamıyorsun.
Çünkü okullular içinden de iyiler çok iyiler var.
Zayıflar var. Alaylılar içinde de var.
Yani öyle bir durum. Bunun senin önüne bir set çektiği, seni zorladığı bir süreç oldu mu hiç peki?
Televizyon sektöründe bu çok kimsenin önemsediği bir şey değil açıkçası.
Yani benim çok iyi bir konservatuarlı olmam ya da bambaşka bir yerden gelmem, başka bir kültürden gelmemin bir televizyon yapımcısı için bir önemi olduğunu açıkçası görmedim.
Bu işe geçmeyi, bunu yapmaya karar verdiğinde ailen ve çevren nasıl tepkilerde?
Mesela yani şey mi bekliyorlardı?
Okuduğu işi yapacak gibi bir beklentileri var mıydı?
Yani o beklentiler, ailelerin o beklentileri hep var.
Şimdi mesela ailenin o beklentisini travmatik bir süreç olarak kendine üzerine alırsan oradan acı çekmen çok mümkün.
Yani ben de mesela ilk işte atıyorum tiyatro topluluklarına vesaireye böyle girmeye çalıştığımda annem işte o zaman...
İşte üniversite birdeydim mesela atıyorum.
Annem dur bir üniversiteyi bitir ondan sonra yaparsın falan filan dedi.
Ya da atıyorum işte yakın çevremden insanlar ya bu işler çok zor falan filan dediler tabii ki.
Ama mesela hani bu normal hayatın her yerinde söyleniyor.
Hala da söylenebilir böyle şeyler.
O yüzden ben oraları çok fazla açıkçası şey yapmadım.
Önemsedim. Kırıcı bulduğum yerler oldu tabii ki.
Muhakkak. Yani evet. Üzerine düşündüğüm yerler oldu.
Ama mesela hani çok kararımla ilgili açıkçası çok büyük bir değişiklik şey yapmadı.
O oluşturmadı açıkçası benim hayatımda.
Mesela Taksim'de Asbolun Mescidi'de böyle ben işte 16-17 yaşındayken falan böyle bir şey vardı.
Ablamların böyle bir barı vardı ufak.
Ben oraya gittim de işte oraya böyle oyuncular falan gelirdi.
Ben o oyuncular geldiğinde onları izlerdim ve böyle şey oluyordu böyle.
Bunlar nasıl insanlar falan filan gibi.
Sonradan onlarla oynadım mesela.
Kötü insanlar olduğunu gördüm hepsi.
Aslında çok cahil olduklarını falan gördüm.
Çünkü uzaktan görünen kısım gibi olmuyor içeri girdiğinde.
Ben mesela hep şey zannediyordum.
Atıyorum ben bir dizide çalıştığımda o yönetmen gayet entelektüel seviyesi iyi olacak.
Ya da atıyorum oyuncuların belli bir birikimi olacak.
Bazı klasikleri okumuş olacaklar falan gibi bir bilgiye sahiptim kendi kendime.
Onun öyle olmadığını fark etme bence güzel oldu.
Çünkü öyle olduğunda hep bir sanki bir sıfır mağlupmuş gibi hissediyorsun şeyi.
Meseleye yaklaşırken. Herkes çok iyi biliyor.
Ben de yeni başladım ve çok iyi bilmiyorum.
Öyle olmuyor. Onu görünce rahatlanıyor.
Evet abi biraz. Şimdi en azından kendi şu an mevcut cehaletimle çok barıştım.
Çünkü diyorum herkes de benim kadar cahil.
Estağfurullah. Öyle. Bazen zaten tanımamak...
daha bile iyi oluyor abi. Çünkü bizde de öyle.
Müzik tarafında da öyle. Mesela çok büyütüyorsun, çok yüceltiyorsun bir insanı.
Sonra tanıştığında bir anda eksiğe düşebiliyor muhabbeti.
Evet. Onların, abilerin hepsi bir tuhaf çıkıyor yani.
Tuhaf çıkabiliyor. O yüzden hani onu çok, nasıl diyeyim, arkadaş olarak tanımasak da olur.
Orada dursun o. Yani ne öğrendiğimiz önemli ondan ya.
Müzisyen olarak ya da oyuncu olarak.
Şimdi ben de mesela hani herkesle tanıştım, çalıştım.
Herkesi tanıdım. Yani tanımasam da olurmuş.
Şunu anlıyorum. Aile tarafından çok etkilenmedin iş, oyunculuk tarafına girerken.
Yani evet. Ama bir destek hikayesini sorarsan eğer.
Mesela babam da annem de tamam oğlum bu işi yapıyorsan yap.
Okeydi. Şey gibi bir durumda değillerdi.
Bunu yaparsan bir daha bu eve giremezsin.
Bu meslek yapılmaz Türkiye'de.
Biraz dikkat et falan.
Öyle bir durum değildi. Çünkü bizim zaten aile kültürel olarak falan filan böyle şeydi.
sakin ve tatlı insanlardır evet hala da öyledir mesela benim bir tane yeğenim var ablamın kızı o da şimdi 25-26 yaşında falan o da şimdi oyunculuk yapmaya başladı hatta işte Blue TV'de böyle bir tane
dizide oynuyor falan şimdi. Hepimiz birbirimize destek çıkmaya çalışıyoruz ama elimizden geldiğince.
Şimdi ben de işte 90'larda falan büyürken benim ailem de o kadar biliyordu.
80 ihtilalinden çıkmışlar.
Babam polis. Bir sürü şey yaşamışlar.
Aile tarafından bir sürü siyasi baskı vs.
yaşadığımız için onlar dediler ki tamam sen nasıl mutlu olacaksın ama biz bilmiyoruz ha.
Dediler. E tamam bilmiyorsanız da yapacak bir şey yok.
Çok olgun bir cevap olmuş abi yani.
Ama öyle derdi. O yüzden mesela şey değildi.
Ben mesela hani bu işi yapmaya çalışırken bir de aileyle savaştırmadım.
Öyle bir şey olmadı yani. Aileme teşekkür ediyorum.
Evet teşekkür ederim. Benim geçen Deniz geldiğinde Deniz Göktaş'la da aynısını konuştuk.
Deniz'i çok seviyorum. Aynen ben de öyle.
Deniz şey dedi. Abi dedi sen işte herkese bu soruyu soruyorsun.
Ben dinledim dedi. Kimse de hani istediğin cevabı vermiyor.
İstediğim cevap değil buraya gelenlerde ortak özellik o olmuş abi.
Başarıya giden yolda ailelerinden hepsi destek görmüş aslında.
Öyle abi. Evet biraz o herhalde gerekli bir şey yani olması gereken bir şey.
Bir kere her şeyi geçtim. Benim mesela ailem normal memur ailesi.
Öyle bir maddi olarak böyle çılgın imkanlar vesaire değil ama hani neyse ellerinden gelen yapmaya çalıştılar.
E ben de orada...
Ara ara oyunculuk yapmaya çalışırken işte o tökezlediğin dönemler falan filan atıyorum.
23-24 yaşına kadar ailemle beraber yaşadım ben de.
Oraya kadar ki destekleri olmasaydı başka bir iş yapmak durumunda kalabilirdim.
Evet kalabilirdik hepimiz için öyle abi.
Ama mesela şu da oldu onu da gördüm kendi sürecimde.
Başka bir iş yapma zorunda kalan ya da atıyorum maddi olarak mesela...
Ben de büyük bir rahatlıktan bahsedemem ama açlık sınırında değildim ben de.
Yani beni bir şekilde desteklediler.
Destek görmeyen arkadaşlarımdan çok daha fazla bu mesleğe asılan insanlar da gördüm.
O da bir ihtimal. Şimdi maddiyata girince biraz da işin o tarafını sormak istiyorum sana.
Yani maddi süreç nasıl ilerledi abi?
Yani uzun süre bir şeyler yaptım ama para kazanamadım ama yine de devam ettim gibi mi yürüdü?
Yoksa maddiyat iyi...
Yani 23'ten 24'ten sonra para kazanmaya başladım ama mesela şey gibi oldu.
Atıyorum 2 sene para kazandım işte 8 ay kazanmadım sonra 6 ay kazandım 6 ay kazanmadım falan filan gibi ilerlediği için bir de memur ailesi çocuğu olduğum için zaten şeyi biliyordum
yani. Bir parayla atıyorum bir asgari ücretle nasıl hayat geçirdik kısmını biliyordum.
Ya da atıyorum ben hala çok fazla şey bilmem yani.
Para atıyorum işte kendinle ilgili bir para harcarsın ama o para harcamayı hala eve giderken bir yemek bir şey alırsın.
Arkadaşlarının dedi atıyorum bir eğleneceksek bir de şarap aldık falan filan kafasıyla biliyorum.
O yüzden yani atıyorum ben yurt dışına 32 yaşında falandan sonra çıkmaya başladım.
Ve o yüzden az bir parayla zaman geçirilebilir kısmı benim için bildiğim bir şey yani.
O yüzden o ufak paralar ya da atıyorum işte o sırada işte 6 ay kazandım.
Para 6 ay yetti.
Birazcık ailem destek verdi.
Anladım. Ama bu bahsettiğim desteği anlattım değil mi?
Evet evet kesinlikle. O yüzden hayat benim için geçti.
Ben mesela hala hayata öyle bakıyorum.
Ara ara şeylerden bahsediyor.
Ekonomik krizler vesaireler çok problemli bir sürece gireceğiz falan filan.
Hep şöyle bakıyorum. E tamam.
Evet bir şekilde. E ne yapalım?
Yani gireceksek o gün makarna yapacaksak.
Enseyi karartmaya gerek yok. Makarna yapacağız.
8 ay sonraki kötü zaman için şimdiden kendime bir şey yüklenemeyeceğim.
Ya evet abi bir de bizim mesleklerde şey durumu da var.
Yani biz bir memur değiliz günün sonunda yani.
Evet değiliz. Düzenli bir gelir değil yani belli gelirler.
Düzenli bir gelir olmadığını kabul ederek bu işe başladık.
23-24'ten sonra bu...
Artık sektöre giriş yaptın sen bir şekilde.
Sonra nasıl ilerledi?
Daha böyle istediğin işlerde bir şeyler rol alma durumları oldu mu?
Yoksa biraz daha işte şunu yapmak zorunda kaldın bir yere gelene kadar şöyle rollerde oynadın falan öyle mi ilerledi süreç?
Bu bahsettiğin cümleyi hala hissettiğim bir cümle.
Yani bu bahsettiğin cümle artık evet 8 sene önce de bıraktım ve artık bunu hissetmiyorum diyemiyorsun.
Çünkü açıkçası kendimden yaşça büyük oyuncularla atıyorum.
Hepimizin şimdi bir isim versem işte ortak olarak o çok iyi oyuncudur dediğimiz insanlardan da duyduğum şey olduğu için zaman zaman yapmak istediğimiz işler dışında bir şeyler yapmak yapabiliyoruz.
Bak zorunda bile demiyorum. Yapabiliyoruz ama hepsinin bir sebebi oluyor.
Ya da atıyorum deminki o siyasi tarihten bahsettiğim gibi Türk televizyon tarihini ya da atıyorum Türk televizyonlarının ortalamada nereye gideceğini.
Bilirsen eğer, buradan atıyorum, ben mesela atıyorum işte bir senaryo geliyor ve onda oynuyorum.
Ve bu senaryo ne kadar kötüdür diye falan filan yakınmıyorum.
Çünkü ben ne geleceğini zaten biliyorum.
Ya da atıyorum televizyonda neyin yayınlanacağını, neyin yayınlanmayacağını bildiğim için oraya yakınmak çok manasız geliyor.
İzlediğimiz şeyin, kendimi izleyici olarak gördüğümde, izlediğimiz şeyin olabildiğince gerçek olması lazım.
O gerçeklik kısmına birazcık tutunmaya çalışıyorsun.
Yoksa yakınırsan yakınacak çok şey var.
Yakınmak... Ben yani bunu yanlış bulduğumu söyleyemem ama bu benlik bir şey değil.
Bu benim canımı çok sıkıyor. Oyuncular arasında bir tiyatro, sinema, televizyon karşılaştırması yapılır ve ne bileyim tiyatroyu genelde daha çok tercih eder oyuncular.
Senin tarafında nasıl işliyor bu iş?
Sahnenin daha keyifli olduğunu söyleyebilirim.
Ama bunu şöyle söyleyemem.
Tiyatro birazcık daha şöyle de televizyonlar biraz daha böyle de bilmem ne.
Yani onun ayrımını ben yapmak bana saçma geliyor.
Anladım. Ama tabii ki tiyatroda hemen bir izleyicinin o nefesini duyma hikayesi.
Dramatik ya da işte daha başka bir metin oynadığında izleyiciyle o etkileşim çok keyifli.
Keyif olarak sıralıyorsak çok daha keyifli.
Geri dönüşü belki daha hızlı alındığı için o da ayrı bir artısı oluyor olabilir.
Evet onun da bir ayrı artısı var. Şunun bir artısı var.
Çok uzun süre prova ettiğin için bir metneyi atıyorum.
Ben mesela şimdiye kadar oynadığım oyunlar hiç öyle bir...
Bir ay prova aldım ve sahneye çıktığım gibi bir şey mi olmadı?
İşte üç ay, üç buçuk ay prova aldım bütün oyunlarda.
Ve onu prova etme atıyorum.
Ben o sırada bir provadan çıkıp hemen bir sete girebilirim ve benim için artık her şey birazcık daha basit olabiliyor.
Çünkü çok prova etmiş oluyorum.
Çok yanlış şeyler yapıyorum tiyatroda.
Yani prova etmeye çalışırken çok yanlış şeyler yapıyorum.
O yanlış şeylerin de hepsini atıyorum işte yönetmenle tartışıyorum, oyuncu arkadaşlarımla hiç fikir birliğine varamıyoruz falan filan derken bir yere varıyor ve ondan sonra oynamaya başlıyorsun.
O yüzden tiyatronun tabii ki öyle bir önemi var.
Çünkü işte siz de müzik hikayesinden bilirsiniz.
İşte o prova etme hikayesi sahneye çıkmadan birazcık daha önemli oluyor.
Anladıktan sonra çalıyorsun, anladıktan sonra oynuyorsun.
Abi kariyerine baktığında benim için şu iş ayrıydı, çok keyif alarak oynadığım dediğin bir şey var mı senin için?
Yani kariyerime baktığımda tabii ki şeyler çok önemli.
Yaptığın işin, demin o ilk konuştuğumuz yerde popüler kültürü aslında seviyoruz.
Hikayemiz vardı ya. Popüler kültürde tam bir karşılığını bulduğu yer çok önemli.
O yüzden ben de televizyonda işte Hanımın Çiftliği diye bir iş yaptım.
Orhan Kemal'in bir işiydi. O benim için şimdi önemli olduğunu söylemezsem garip olur.
Çünkü herkes beni onunla tanıdı ve ondan sonra tiyatrolardaki rollerim de değişti.
Yani bak bahsettiğim televizyon işiydi.
İzlenen bir işte etkisi oldu.
O yüzden şimdi o işteki o rol benim için değerli ve önemliydi.
O yönetmen değerli ve önemliydi.
Zordu. Her şey çok zordu.
Gerçekten çok zordu. Hatta bu sene ben işte o yönetmenle tekrar 10 sene sonra 11 sene sonra tekrar çalıştık.
Abim. Yani çok severim onu.
Ama yine de zor bir süreç.
Zor yani. Çok zor.
Peki abi bir role hani girme süreci nasıl oluyor?
Yani girip sonra çıkma çok zor değil mi ya?
Ya değil. Bunu biraz matematik olarak bakmak lazım.
Yani şöyle bakmak lazım. Şimdi atıyorum ben sana desem ki ben şimdi sizin grubu çok seviyorum.
Sizin işte gruptan çok sevdiğim milyon tane şarkı var.
Atıyorum işte elektrot diyeyim bak bir de enteresan bir şarkı diyeyim.
Süpersin. Can ya Erkin o şarkıyı çalmanız çok zor değil mi desem ne dersiniz?
Çünkü hazırlandınız provasını aldınız anladınız ne yaptınız yaptınız.
Şimdi ben de mesela tabii ki İlk konserde çalmanız çok zor olmuş olabilir.
Biraz psikolojik olarak yani girip çıkma olayları.
Biraz biz abi bu soruları sorarken aslında ya da insanlar bunu düşünürken ben genel böyle bir soruyu merak ediyordur diye bunu sormak istedim biraz.
Hani herkes şeyi düşünüyor ya mesela işte adam Joker oldu abi Joker'e nasıl girdi çıktığı düşünerek bir bakış açısı oluyor ya o yüzden böyle bir soru sordum.
Aslında dediğin doğru bu hazırlanmakla mesleğinle alakalı bir şey.
Evet yani oyunculukta birazcık da şey de var.
Sizin kısmı o kadar iyi bilmediğim için söyleyebilirim.
Oyunculukta şöyle bir kısım da var.
İlk önce oynadığın o rol neyse artık işte onu anlama hikayesi.
Kendi hayatında geçirdiğin süreçlerden, tanıştığın insanlardan neye benziyor?
Kısmıyla birleştirme şeyi de önemli.
Yani atıyorum ben mesela bir tane rol oynuyorum adı da Ali.
Ben Ali'yi hayatımdaki insanlarla, hayatımdaki süreçlerle ne kadar birleştirebiliyorum?
Ve birleştirdikten sonra onu ne kadar anladım?
Anladıktan sonra bu cümlelerimi ne kadar doğru, düzgün söyleyebiliyorum?
O söylediğim şeyler anlaşılıyor falan filan bende birazcık hikaye.
Yani hani kolay değil çünkü.
Hani söylüyorum ama acaba anlaşılıyor mu falan.
O yüzden o kısma birazcık şeyi önemli.
Yani oynamadan önceki kurma kısmı önemli.
Ben çünkü masa başı çalışma hikayesini çok fazla önemsiyorum.
Yani oyunculukta ben de mesela bir küçük çocuk olarak dünyanın en rahat çocuğu falan değildim.
Hani böyle şey çocuklar vardır ya işte sokakta oynar onu yapar bunu yapar şunu öyle bir çocuk değildim.
Ben de böyle sakin asosyale yakın ama kendi tanıştığı insanlar için de çok tatlı.
Biraz taklitler yapar ama başka bir ortama girdiğinde 5 ay konuşmayabilir falan gibi çocuklardan bir tanesiydim.
Anlayabiliyorum ben de senin gibiydim.
Birazcık öyleydim. O yüzden yeni bir ortama girdiğimde o ortamın dinamiklerini anlama, o dinamikleri anladıktan sonra yaptığın işi işte ben
oyuncuyum oynadığın rolü anlamaya çalışma falan filan belli bir zaman alıyor.
O zamana kadar birazcık kaygılı falan filan geçiyor.
Keşke diyorum şeyler oynarken hep bir şeyler içsem falan.
Son olarak abi senin gibi bu oyunculuk yolunda ilerlemek isteyen birileri olursa onlara küçük yorumların var mı acaba?
Yani önerilerin şöyle yapabilirler böyle yapabilirler.
Nacizane yani. Yani bilmiyorum.
Ben kendi adıma sadece şunu söyleyebilirim.
Ben olabildiğince bütün süreçte kendimle ilgili süreçlerimi anlamaya çalıştım.
Ya ben niye öyle yaptım acaba ilkokul 3'teyken?
Ya da atıyorum. Ben o çocuğa niye vurdum?
Ben o kıza niye öyle yaptım?
Ben niye arkadaş ortamında öyle bir şey söyledim falan filan gibi süreçlerimi düşünüyorum.
Çünkü ara ara insan böyle bir sakinleştiğinde bütün süreçleriyle ilgili bazı fotoğraflar geliyor kafasına.
Ben mesela ilk taşındığımız anı hatırlıyorum.
İlk işte atıyorum okula başladığım an falan filan gibi bir sürü anlar var.
O anlardaki algılayış şeklimi düşünüyorum.
Çünkü o algılayış şeklim aslında benim.
Yani ilk 6 yaşında ne hissediyorsam şimdi de benzer şeyleri hissediyorum.
Oralardan baktığımda meseleye kendi adıma sadece şunu söyleyebilirim.
Kendimi anlamaya çalıştığım nokta iyi bir nokta oldu.
Çünkü kendini kabul ediyorsun.
Diyorsun ki ya ben mesela çocukken futbol oynamaya çalışıyordum.
O kadar kötü oynuyordum ki.
İstiyordum ama olmadı. Bak denedim.
Bak hiç şey falan değil ha.
Beni ailem yollamadı. Top oynarsan seni döveriz falan dedi falan gibi bir durum hiç değil.
Ben topların içine girdim.
Oynamaya çalıştım, top aldım, arkadaşlarım beni seviyordu.
Hani hiçbir problem yaşamadım ama hiç top oynayamadım.
Kaleye koydular, hiç olmadı.
Basketbol, bak lisedeyken beni basketbol takımına aldılar sadece beni sevdikleri için ve biraz muhabbetle falan filan ilerlettiğim için.
Hiçbir şey yapamadım işte şeylerle ilgili, sporlarla ilgili.
Kendi adıma biraz yürüyüş falan yaptım, bir şekilde top aradım.
O yüzden...
Ben mesela şeyi biliyorum, benim ne bileyim ya doğuştan galiba yok yani böyle bir şeyim yok diyorum.
Kendimi anlamam lazım, bunu kabul ediyorum mesela.
Ben de bu yok diyorum. O yüzden insanın kendini kabul etme süreci birazcık iyi oluyor.
Yani o bahsettiğim işte küçüklüğünde yaşadığın, işte arkadaşlarınla yaşadığın, ailenle yaşadığın şeylerle ilgili de kendini kabul ettiğin noktada diyorsun ki tamam ben böyleyimmişim demek ki.
Ha şimdi bu rol geldi, bu rolle bakalım bana ne kadar benziyor.
Benzer noktalarını birazcık birleştirelim.
Elimizden geldiğince oynamaya çalışalım.
Seviliyorsa sevilecek. E sevilmiyorsa da ne yapalım?
Hayatın sonu değil. Hayatımıza devam edelim diyorsun.
Aynen öyle. Abi çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim. Gerçekten çok çok güzel oldu yani.
İyi ya. Çok akıcı oldu.
Ben de sevdim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
