
Gökhan Tüfekçi(KaraGözüktüKaptan) - Sokak Sanatçısı
8 Şubat 2021 · 34 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Sokak Sanatçısı
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Altın Bilezik.
Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Selam dostlar. Tekrar bugün sevgili Gökhan Tüfekçi, nam-ı değer kara gözlüklü kaptanla beraberiz.
Ankara'da. Bizi stüdyosunda ağırlıyor sağ olsun.
Selam abi. Eyvallah abi hoş geldiniz.
Hoş bulduk. Teşekkür ederiz tekrardan.
Aslında abi ben bayağıdır seni takip ediyormuşum.
Yani işlerini diyeyim.
Sima zaten Ankara'dan birbirimizi biliyoruzdur da.
Aynen. İşlerini biliyormuşum.
O işlerin senin olduğunu çok sonra fark ettim.
Mesela ve bayağı hayran olduğum işlermiş.
Teşekkür ederim. Ondan sonra dedim ki ve sokakta yapılan sanata da ilgim çok fazla abi.
Hani Banksy ile başlayan bu ilgi süreci Türkiye'de de devam etti benim için.
O yüzden senin işlerini çok severek takip ediyorum.
Sen bir sanatçısın.
Ama biraz daha bunu sokak tarafında yapan bir insansın bildiğim kadarıyla.
Sonra tabii süreç değişerek devam etti.
Hani sen anlatırsın onu daha detaylı olarak ama biraz ne yaptığını bize senin ağzından anlatsana.
Sokak zaten hayatta hiçbir zaman eksilmeyecek bir taraftan.
Ben bu sokak sanatına başlamadan önce zaten sokakta bir serseri olduğum için.
Benim hayatımın her noktasında var olacak bir şey yani.
Onun dışında tabii sanat üretimi...
İşte çalıştığım galeri var siyah beyaz Ankara'da.
Onunla birlikte galeri üstünden de bir üretime gidiyoruz.
Biraz ayakta kalma çabası bunların hepsi.
Yani hani birbirinden tutup diğerinden vazgeçemezsin.
Bu Türkiye'de biraz öyle bir durumun içindeyiz.
Anladım. Yani sen iki tarafta da şu an eserlerini yapmaya çalışıyorsun.
Tabii tabii. Peki bu sokak olayı nasıl başladı abi?
Merak ettiğim bir konu benim hep.
Abi bu sokak olayı ya bu çocuklukta yani...
...salça ekmekle sokağa salınan bebelerden...
...tekiydim ben de. Aslında bütün hikaye orada başlıyor.
Daha sonra benim...
...uzun bir süreç geçirip...
...sanat ortamının içine düştükten sonra...
...atölyede çalışırken...
...atölyedeki tuval çalışmalarım...
...büyük çalışıyordum işte genelde...
...büyük boyutlarda ve artık tuvalden...
...taşmaya başlıyordu hikaye.
Duvarlara. Daha sonra...
...oradaki mevzu biraz daha samimi hissettikçe...
Sokak tarafım zaten hala yaşayan bir taraf olduğu için biraz da tabii böyle bir isyankar bir duruşum her zaman var.
Muhalif duruşum her zaman var.
Bu üretimi sokağa aktarmaya geçtim.
Yani bu birazcık da böyle hani şey oldu.
Zorunlu bir tesadüfmüş gibi oldu yani.
Anladım. Bir arkadaşın gazıyla başlayıp daha sonra hani o ilk çıktığım gece falan böyle inanılmaz kalp atışları falan.
Orada dedim. Küfür edebiliyor muyuz ayında?
Tabii abi rahat rahat. Bir daha buradan döneni siksinler diye.
Çok güzel. Ondan sonra oradan başladı bir daha da geri dönüşü olmadı abi.
Peki abi Türkiye'de de şey gibi mi?
Hani böyle Banksy belgeselleri falan çok izliyorum da ben.
Onun gibi mi Türkiye'de de böyle bir işte senin peşinden polisler geliyor bir anda ama oraya bir şey yapamazsın yasak falan filan?
Yok ya öyle değil ya o kadar atraksiyonlu heyecanlı değil.
Geliyor tabii ki polis geliyor yapamazsın yasak böyle hani kovala kaç falan muhabbeti istersen düşersin o muhabbetlere de.
Şehirden şehire çok değişiklik gösteren bir durum günüme geliyor bana.
Ankara'da zaten adamın eli aşağı yemiyor ki selam vermekten.
Biz hani çıtır çereziz onun için.
Geliyor bakıyor siyasi bir şey var mı?
Tabii bu dönem siyasi bir şeye çok giremiyorsun.
Sonun ne olacağı belli. Tamam devam et böyle diyor.
Ne güzel diyor. Sokak boyun diyor.
Ama tabii üst taraftan böyle bir talep gelse sağa sola boyuyor bunlar.
Bunları bir düzeltin deseler.
Büyük sorunlarla karşılaşacağımız eviniz.
Sadece Ankara değil her yerde yapıyorsun değil mi abi?
Ya tabii Türkiye'nin birçok yerinde yapıyorum.
Gezebildiğim kadar yapabiliyorum.
Şu pandemiden dolayı bayağı bir durduk hepimiz.
Ya muhakkak o bayağı kötü oldu.
Bir de işin galeri kısmı var.
Sokaktan oraya nasıl bağlandın peki?
Abi o da mesela zorunlu bir tesadüftü.
Yani şimdi benim 10 senem Ankara'nın bar hayatında çalışarak geçtim.
O dönem kendi içerimde baya bir buhran yaşadıktan sonra 27 yaşında Güzel Sanatlar Fakültesi'ne geri döndüm okumaya.
2000 doğumlularla falan okuyordum böyle.
Sıkıntılıydı. Başta kazanıp gitmedin mi okula?
Gitmedim. 11 sene falan gitmedim.
Çünkü hazırlanırken iyi bir ustanın elinden çıkmıştı bizim o hazırlık süreci.
Bir de Güzel Sanatlar'da şey var hani desenin çok iyi ama öfsesi puanın düşük.
Seni almıyorlar abi okula yani.
Deseni 98 veriyorsun.
Barajı bir iki puanla geçmişsin.
Seni adamlar okula almıyorlar. Çok karışık bir sistem var orada.
Bizi hazırlayan usta da yani o zehri iyi zerk etti.
Abi okula bir gittik.
Benim kafamda kurduğum her şey yıkıldı.
Kaç yaşında gittin ilk abi?
İlk ilk geçte gittim yani.
20-21 tam hatırlamıyorum abi.
Süreçler biraz gidik. Normal bayağı vakitte geçtirsin yani abi.
Ya orada... Biz hazırlanırken abi stüdyomuz kaçaktı.
İllegaldi bu arada. Milli eğitime falan bağlı değildi.
Orada tabii Rönesans kafası, new modeller şöyle böyle.
Öyle hazırlanıyorduk. Sizi hazırlayan kimdi lafını böyle?
Ulaş Bedük. Ankara'da.
Hacettepe mezunu. İyi bir insan, iyi bir hoca.
Abi biz bir gittik okula önümüze model diye karton kutu koydular.
Dedim sikerim böyle okul mu olur dedim.
Çıktım gittim yani. Sonra çay içmeye falan uğruyordum arada.
Al bileşik. Sen liseden itibaren abi bunu isteyerek mi?
Zaten belki derslerine göre istiyordun ama.
Çocukluğumdan beri ben çiziyordum zaten.
Vardı bir şey vardı. Bir yetenek vardı.
Ya resme vardı ya tiyatroya ya başka bir şeye.
Yani kafa hep hayal dünyasındaydı.
Gerçeklikte çok alakam yoktu yani.
Algılarım yetmiyordu. Annem de tabii öğretmen de falan böyle.
Hani onun doğrultusuna götürmeye çalıştı.
Olmadı yani. Tabii aileler isterseniz biraz.
Şey bir yola sokmaya çalışıyor.
Aynen öyle. Olmadı. Olmayınca da baktık ulan bu böyle olmayacak.
Yapıyoruz da bir şeyler çiziyoruz da.
Kendi yolumuzu bulmaya başladık.
Karşı gele gele tabii yani.
Evet gitmedin üniversiteye.
Sonra o süreç nasıl gelişti abi?
Abi barda çalışıyoruz.
Gitmedik. Hayat güzel. O karılar kızlar falan yani.
Para da o zaman para para yani.
Anlatabildim mi yani? Yani bu da üniversiteden çıkıp abi sen...
İş hayatına atıldın aslında ama biraz şey bir iş hayatı.
Daha rahat takıldığın bir iş hayatı.
Aynen. Rahat kafamıza göre takılıyoruz.
İçiyoruz, sıçıyoruz. Gençliğimizin tadını çıkartıyoruz.
Biraz öyle diyeyim yani. O 20'li yaşların getirdiği bütün aptallıklar, heyecanlar ne varsa hepsini yaşıyoruz.
Tabii şimdiki dönem daha kötü ama o zaman da böyle şey anlıyorsun.
Giderek kötüye giden bir mevzu var yani.
Bu işin sonu yok.
Kendini kandırmışsın seneler boyunca.
Ağır bir depresyon geçirdim tam 25 ile 27 yaş arasında.
27'de abi yani öyle bir sıkıntıdaydım ki.
Hani çekip vuracağım kendimi ya hani bir şey yapmam gereken bir şey var.
Kendimi bulmam lazım ve bunu birçok insanla duyuyorum.
Herkes diyor ki ulan bende bir yıldız tozu var.
Kendini özel hissedemiyorsun.
Herkes hissediyordur bunu bir yerde.
Vardır evet. Kendi içinde vardır.
Çok dillendirmese de insanlar.
Vardır yani benim de koyduğum motto şuydu kafamda.
Böyle bir şey var mı? Var o zaman çık kanıtla.
Çık kendine kanıtla.
Bu süre zarfında da kendimle bir ölüm kalım savaşı vermeye başladım yani.
Birazcık ona döndü hikaye.
Peki abi o noktaya gelmende nasıl diyeyim belli ki maddi bir şey değil bu oyun.
O dönem yani maddi sebepler yüzünden o çıkmaza girmedin değil mi?
Yok varoluş nedenim tamamen o yani ben niye varım burada.
Kendimi böyle bir yerde böyle bir...
bir şey yapabileceğimi kendime iddia ediyorum.
Ama bunun karşılığını kendime vermiyorum.
Bu stres, sinir sıkışması yaşamaya başladım.
O eğlence kısmı biraz sadece üstünü kapattı bir süre belki.
Tabii tabii. Yaş gelince de işte 27'ye falan 27 önemli bir kırılma.
Herkesin yaşadığı bir kırılma.
Ben de ağır bir kırılma yaşadım.
Sonra dedim yani ben geri döneceğim.
İddia ettiğim bir şey var.
Bunu kendime kanıtlamam lazım diye okula geri döndüm.
Güzel. İddialı abi. Yani Senin için belki de zor olmuş olabilir.
Çok zor oldu. Yaşıtların yok.
Okula 300 metre uzaklıkta otururken gitmedim.
Okulu aldılar. Allah'ın siktir ettiği yere yolladılar.
20 kilometre dışarı. Oraya gittim yani.
4 sene orada okudum. Ama bu arada gerçekten güzel sanatlar, felsefe, tiyatro ne bileyim o tarz şeyleri okumak için 19-20 değil abi yaş.
Değil yani. Anlaman lazım işin felsefesi.
Kesinlikle abi. Her bölüm buna benzer şeylere değiniyoruz.
Aslında o yaş hani üniversite bölümü seçtiğimiz yaş Doğru yaş değil sanki.
Anlamıyorsun ki aptal gibi yaşıyorsun.
Yani hani bir de bu Türk toplumunda insanın kendini bulması bir hali geç alıyor yani.
Evet abi bizde biraz daha zor ilerliyor bazı süreçler ya.
Bir de şey ortalık mesela şeyle dolu.
Ulan girmiş okumuş etmiş tamam güzel bitirmiş tık tık tık tık tık kağıt üstünde nasılsa.
Öyle abi adam çıkıyor 26-27 siktir benim yapacağım iş bu değil diyor yani.
O da büyük bir yıkım yani.
Çok fazla var abi inanılmaz duyuyorum yani.
Ben de o süreyi okumayarak ittikselselik yaparak geçirdim işte.
Daha sonra bir şey dank etti.
O bir dönüm noktası oldu senin için.
Okula geri döndün. Baya bitirdin mi hemen yoksa yine bir şeyler oldu mu?
Yok yok bitirdim yani. Ama nasıl bitirdin?
Onları anlatmayalım da o kimselere başım helal gibi.
Okul bu noktada sana neler kattı abi?
Yani klişe bir soru ama muhakkak bir şeyler katmış.
Bazı konularda da eksik kalmıştır.
Yani ben gazi güzel sanatlar mezunuyum Ankara'dan.
Okul bana ne kattı? Okul iğrenç bir okul olduğu için kendimle baş başa kalabildim yani.
Onu diyeyim. Atölye var sadece abi.
Atölye var ben varım. Bir de böyle bir insanlardan yaşça büyük olduğum için bir güzel bir dışlanma oldu.
Koca bir atölyeyi bana verdiler abi.
Ben de girdim içeride tek başıma boyamaya başladım yani.
Onu kendine çevirdin yani. Ya evet evet yani şimdi atıyorum.
Hacettepe, Marmara böyle çok geleneksel okullarda okusan hoca gelecek tepene binecek şunu yap bunu yap.
Yani bizim okul kimse kimseyi sallamadığı için öğrenciler de öğrencileri de çok sallamadıkları için insanın kendini bulması kolay olabiliyor.
Tabii birazcık akıllı olmak lazım orada.
Bu sırada abi bu işte çalıştığın dönem, garsonluk yaptığın dönem işte üniversiteye gitmedin falan.
Sokakta bir şeyler yaptın mı yoksa o dönem bir şey yoktu.
Hiçbir şey yoktu abi. Sonra başladın.
13'teki gezi olaylarından sonra da kemikleşen bir şey oldu.
Yani o da bir kırılma sebebi oldu bir yerde yani.
Anladım. Kendi içimde. Onun biraz gazıyla mı başladın yani?
Onun gazıyla değil de o bir tokat attı bana ya.
Hani tamam eyvallah bir yerde bir hak savunuyoruz.
Tamam güzel ama bir yerde de hani ne yapıyorsun lan sen?
Bu nasıl bir hayat? Anlatabildim mi?
Yani o kendi içimde bir hesaplaşmış.
Onu dillendiremesem de oradaki bir hesaplaşma yaşadım.
Ama oradaki güzel nokta şu benim hoşuma giden abi.
Çok sanatçı var. Ve hepsi işte bir şeyler çiziyor, ediyor, bir sanat icra ediyorlar.
Ama bunu sokağa taşımak farklı bir kafa geliyor bana abi.
Yani o güzel geliyor bana.
Çünkü en güzel sergi yeri aslında...
Şimdi galerilere laf etmiş olmayayım ama bu benim fikrim.
Sokak bence en iyi sergi yeri gibi geliyor abi.
Galeri birazcık daha böyle şey...
Sarıp sarmalanmış, daha böyle hani gizli kalmış bilenin geldiği sokak.
Daha günlük, daha anlık, daha kitlesel hikayelerin döndüğü ve hani orada kapıcıya da dokunduğun, simitçiye de dokunduğun, çok zengin bir adama da dokunduğun yani birçok insana dokunduğun bir yer
olduğu için sokak daha heyecanı yüksek, yaşadığı olan daha yüksek bir yer oluyor.
Yani o zaten beni var eden de o abi yani.
Birisine ulaşabilmek, hani bunun kim olduğu çok önemli değil.
İletişim kurabilmek. Böyle bir sokak.
Sanatı, sokakta bir şey çizmek, hep sprey, işte grafiti falan geliyor ya aklına.
Sen sprey de kullanıyorsun ama grafiti yapmıyorsun aslında.
Sen nasıl işliyorsun, yapıyorsun bu işi?
Onu merak ediyorum. Abi benim çalışma yöntemim birazcık değişik.
Bu hale gelene kadar bayağı bir süreçte atölyede çalıştım ve kendi kendine bir evrilme durumu var.
Ben hani deneysel Çalışmayı çok seven birisiydim büyük boyutlara.
Bu bana tabii kompozisyonda bir özgünlük ve özgüven getirdi.
Daha çok çalışmalarında benim eskiz ne bileyim önden hazırlık falan sokak çalışmalarımın çoğunda yoktur abi.
Direkt o anda yapıyorsun. Tabii İstanbul'daki muralda da bir eskiz falan yoktu.
Öyle mi? Tabii tabii yok yani. Çok güzel kocaman bir iş o da abi.
Ya bir iki bir kağıda bir iki referans bir şey hani anlatabildim mi?
Anlatmadım. Kafa şurada olur hani onun gibi bir referansı alıp geri kalan her şey.
doğaçlama gelişiyor. Riskli birazcık.
Ama ben şeye takmıyorum. Grafitin daha çok böyle hani teknik durumları var.
Ne kadar düz çizgi, line'ı ne kadar iyi atabildiğin vesaire şeylere dikkat ediyor birçok arkadaş.
Ben de daha çok hani sprey kullanması zaten çok zor bir malzeme.
4-5 senedir uğraşıyorum.
Hala çözmüş değilim spreyi yani.
Ama amacım spreyi çözmek değil yani.
Anladım. Orada bir anlatım tarzıyla o çocuksu Bir anda gelen bir özgüvenli ama yanlış bir çizimle insanlara
bir mesaj varsa bir mesaj vermek, iletmek.
Bu yani hikaye. Sokaktaki işlere geri dönüş oluyor mu abi sana?
Oluyor. Şimdi tabii sosyal medya çağındayız.
Belki eskiden daha zordu ama.
Yani ne tarz oluyor? Abi şurada çizdiğini gördüm, çok sevdim falan o tarz şeyler mi oluyor?
Oluyor evet evet. İnstagram'dan ulaşıyor insanlar genelde.
Bende de şey var yani çok ilk çıktığım zamanlarda sokağa tek...
koyardım şeyin hani mahlası yazardım.
Son dönemlerde bayağı azalttım onu ondan sonra.
Daha çok hani böyle zaten o mahlas uzun.
Hani adam arasa da kolay bulamıyor falan seni böyle.
Aa o sen miydin?
Aa o istedi mi? falan böyle.
Onlar güzel yani birazcık böyle şey hani geride kalan bir şey gibi.
Üstünü boyama falan olaylar oluyor mu ya?
Var ya kendini bilmez.
Abi kendini bilmez de diyemem aslında.
Orası bir kamu alanı yani. O sokak yaşayan bir yer yani.
O karalamaz gelir belediye kapatır.
Yasada var mı öyle bir şey? Mesela şey izlemiştim.
San Francisco Banksi belgeseli var.
Mesela San Francisco'da hiçbir duvara bir şey yapmak yasal değilmiş mesela.
Ne yapılırsa o binanın kendisinin kapaması gerekiyor.
Devlet de kapamıyor mesela. Öyle bir kural var.
Bizde öyle bir şey var mı? Ona benzer bir şey.
Bu direkt mantık bu bizdeki de ya.
Yasak. Ama işte belediye sadece Kendi kamu alanında olanı tekrar boyuyor ya da boyamıyor.
İşte bina sahibi kendisi isterse boyuyor ya da boyamıyor.
Ama burada o kadar sıkıştırmıyorlardır ya.
Yok ya manyağın biri vardı işte takmış.
Hem bina apartman yöneticisi hem de avukat işi gücü yok.
Gelmiş şey var.
Tabii tabii o karakola falan vermiş.
Bizde uğraştı yani. Sonucu ne oldu onun?
Hiçbir şey olmadı yani ne olacak.
Abi seni bulabiliyorlar mı bunu sen çizdin diye?
Buldular abi bir şekilde ya.
Vallahi karakoldan falan çağırdılar bunları.
İnanılmaz ya. Görüntü falan olmadan bunu kanıtlama ihtimali belki paylaştığın için falan olabilir.
Ya evet evet. Ya bir de işte bu Ankara küçük yani.
Ulan bunu kim çizdi diye soruyorsun.
Tak söylüyor millet. Ayıkmıyor yani bunu nedir, bunu niye sordu diye.
Falan öyle. Atlıyor o kim diyor bu diyor.
Tamam diyor herif buluyor ya. Garsonluk yaptığın dönem bir maddi şey oradan dönüyordu.
Oradan kazanıyordun, hayatını geçiriyordun.
Sonra... Okula gittin.
Okula da bir şekilde halloluyordur diye tahmin ediyorum.
Yani aile destek vermesi.
Şimdi şöyle diyeyim.
Tabii ki elinden geleni yaptı.
Elinden gelen neydi? İyisi kötüsüne bakmıyorsun abi.
O destek olmasa. 3 kuruşluk destek bile çok önemli oluyor.
Çünkü ben o dönem çalışmayı da kestim.
Tamamen bu işe odaklandım.
Bir an önce diplomayı alıp buraya bir tane.
Diplomasız olmuyor mu bu işler?
Olur abi de işte. Bizde değil ya bizde değil ya o işte o kadar çağdaş bir yer değiliz yani.
Değiliz abi böyle bir algı var ne olursa olsun yani diploma istiyorlar.
Altın bilezik işareti. Takacaksın onu diplomayı alacaksın koluna takacaksın yani.
Aynen öyle bizde öyle bir kafa.
Ne kadar işte kafalar açılsa da ailelerde o değişmiyor kolay kolay.
Yok aile değil ya dışarıda da böyle.
Toplumda böyle yani. Ya seni bir yere...
CV'de ne var abi? Lise mezunu.
Herif tam yapıyor işini de lise mezunu.
Lan bu yani anlatabilir miyim? Yargımız çok fazla var bizim.
Ondan sonra sokak kısmında biraz da buraya şeye de bağlayacağım.
Hani galeriye de bağlama kısmı büyük ihtimalle bundan sonra gelecek.
Maddi durum nasıl ilerledi abi?
Yani işte sokakta boyamanın bir maddi karşılığı yok.
İşte o yani bulan adam mekanlarına bir şey yaptırmak istiyor.
Ben de mekanlarla çok...
Çalışan birisinin. O tam sanatı yani o tam olmuyor.
O zanaat gibi birazcık.
Ya da yaratıyorsan tabii farklı.
Tabii orada da yaratıyorsun da ben tasarımcı değilim.
O biraz daha tasarım işiyim. Anladım.
Ben tasarlarım orayı ama kendime göre tasarlarım.
O da senin mekanın olur yani.
O da benim mekanım olur yani.
Birazcık oradan gidiyor. Galeride satışlar oluyor.
Yoksa tekerdürmeyecek yani.
Yani sen bu sokağa başladığında oradan bir gelir olmadı.
Galeriyle tanışma sürecin nasıl oldu abi?
Ondan da bahsedeyim de o da yarım kaldı.
Abi o barda çalıştığım dönemde bir etkinlik oluyor.
Teras katında bir etkinlik.
Orada da bizim galerinin koordinatörü var Sara.
O etkinlikte Sara'yla biz boyama yapıyoruz o etkinlikte.
Sara'yla tanışıyoruz çok tesadüf bir şekilde.
Ayaküstü konuşuyoruz falan filan.
Sonra işte pazartesi siyah beyaza gel bir görüşelim diyor.
Ondan sonra bütün hikaye başlıyor orada.
Yani bu biraz şans oluyor.
Evet evet biraz şans.
Tesadüf. O şansı ben yarattım.
Aynısını çoğu programda aynı muhabbet oluyor.
Hep aynısını söylüyorum abi. Aslında o şansı da hep insan kendi yaratır.
O öyle kendiliğinden gelen bir şey değil bence.
Ne bileyim bahane şimdi dün de çıktım bir sokak resmi yaptım bu son dönemdeki mevzular için.
Çok güzeldi. Ama abi hikaye içimde şöyle yani hani İki gün burada karın ağrısı çektim.
Ben bu duruma bir tepki, bir şey koymam lazım.
Çıkıp alanlarda bir şey söyleyemiyoruz artık.
Baldır götürüyoruz.
Burada da bir kabızlık yaşıyorsun.
Her zaman bu sanatla da çok alakası yok.
Benim buna bir tepki göstermem lazım.
Bu durum benim algıma göre değil.
Benim buna bir tepki göstermem lazım.
Bu tepkiyi de insanlar görsün abi.
Çünkü fikrin, düşüncenin, neyse onun.
ya da istenmeyen şey neyse o yaşıyor abi burada.
İnadına burada. İnadına da olacak yani.
İşte bunun sanatla ilgisi yok ama belki bunun sonucunda sen sanatçı oldun abi.
Öyle bir şey olabilir. Bu benim karakterimi yani ilerleyiş sanattaki ilerleyişimi de çok önemli bir karakter veriyor.
O sosyal alandaki karakterim.
Kesinlikle abi. Bence zaten birebir şey gidiyor.
Birbirini etkileyerek giden iki şey.
Ya şey var zaten hani kişinin karakteriyle yaptığı işin örtüşmesi diye bir Mevzu her branşta vardır yani.
O çok belirleyici oluyor aslında.
İnsanların akılda kalmasını da o samimiyeti o oradan çıkartıyor yani.
İşi yaptığın zaman görüyorsun ya tamam bu adam böyle bir tiptir ya da böyle bir şeydir.
Bunu alabiliyorsun insanlardan.
Yoksa diğer türlü bir samimiyetsizlik oluyor.
Bir enerji kaybı diyeyim ona.
O samimiyetsizlik enerji kaybına yol açıyor.
Aslında bir işi mesela sevmiyor insan.
Niye sevmiyor? Bence o samimiyetsizlik yüzünden sevmiyor aslında.
Ya da niye seviyor? O samimiyet yüzünden.
Sadece resim üstünden değil, müzikte de öyle.
Tabii tabii. Şimdi sen zaten onu diyeceksin.
Müzikte bizi düşündüm de hani herkes müzisyeni çok rockstar görür ya.
Bizim ülkede de bizi düşündüm diye tam öyle yürümüyor.
Türkiye'de rockstar olunmuyor pek.
Tabii işin farklı yanı. Bizdeki rockstarlar atanamamışlar.
Biz tam atanamamış yani.
Hani biz Mersin'de tantuni yiyoruz abi konser sonrası.
Bizim rockstarlarımız öyle bir şey.
Şu şimdi nasıl gidiyor?
İstediğin gibi gidiyor mu abi işler?
Yok abi yani bu pandemi mahvetti bizi.
Bunu hep söylüyorum yani. Bir de zaten hitap ediyorsak burada %5'lik bir kesime hitap ediyoruz.
Yani %5'lik kesime hitap ederek normalde zor ayakta kalmamız.
Ve bu pandemi iyice belimizi kırdı yani.
Tadı kaçırıyor. Bir de ilk defa böyle bir süreç yaşıyoruz.
Dünyada hepimiz abi. Görmedik yani işte ne bileyim verem salgını bilmem ne savaş da görmedik.
Doğru düzgün bir şey görmedik.
Hep ucundan dönüyoruz bazı şeylere.
Böyle bir süreç ilk defa olduğu için.
Adapte olmakta biraz zorluk çekiyoruz abi.
Evet. Bir de sokaktan besleniyoruz diyoruz.
Kesinlikle. Sokakta hayat yoksa yok abi.
Sokakta hayat yoksa hayat yok gibi geliyor.
Bana da öyle geliyor ya. Daha demin şeyi sormayı unuttum.
Galeriye devam etme olayı senin için neyi değiştirdi abi?
Daha doğrusu galeri içinde bir şeyler yapma olayı senin için ne değiştirdi sokağın yanında?
Abi o da çok güzel bir şey.
Yani işte hep bizim batıdan öğrendiğimiz şeyler var.
Orada onu yapan, burada bunu yapar mı?
İşte sokak sanatçısı galeriyle çalışır mı?
Galeride çalışmanın da şöyle bir şeyi var.
O da güzel çünkü hani şimdi atıyorum sokaktaki işler yarım saat, kırk dakika, bir saat, iki saat içerisinde yapılan ve hemen alan terk edilen bir üretim
alanı sokak. Anlatabildim mi?
Orada bir üstünü düşünüp, silip...
Bir daha yapıp silip bir daha yapıp öyle bir imkanın yok.
Galeride bu imkanı sana veriyor.
Bir konsept, bir konu, bir manifesto neyse artık derdin neyse onun üstüne bir sergi açabiliyorsun özenle işleyerek.
Böyle bir genişlik alanı veriyor.
Belki de bilmiyorum sokakta yaptığım işlerin tadıyla galeride yaptığım işlerin tadı birbirinden farklı bence.
Çünkü şöyle bir şey kovalıyorum.
Şimdi sokakta, murallarda fırsat buldukça deniyorum ama hani bir pop minyatür diye kovaladığım bir mevzu var kafamda.
O da şuradan başlıyor.
Abi gidiyoruz güzel sanatlar okuyor.
Okuduk ulan, okuduk, okuduk, okuduk, okuduk.
Ya Türk sanatı, Türk sanat tarihi falan böyle bizde bir şey yok.
Batıda her şey kademe kademe, basamak basamak.
İşte fikirlerin de patlaması.
Bunlar hep adım adım, adım adım olan.
Yani biri başlıyor, öbürünün antisi başlıyor.
O onu yıkıyor, başka bir yenilik geliyor.
Başka bir fikir çıkıyor. O fikre karşı bir fikir çıkıyor.
Bizde öyle bir durum yok. Bizdeki toplum o zaman aç yani.
Millet ölüyor savaşta falan.
Kurtuluş savaşında falan yani.
Milletin kıçını yiyecek donu yok yani.
Ne sanatı yani.
Hani bir de o. Ama bir de işte hani her devrim bazı şeyde kendini böyle bir baltalar bizim böyle hani bu.
Bir önceki dosyayı kapatıyoruz sürekli.
Oradan bir şeyleri eksik bırakıyoruz, almıyoruz.
Kopuk kopuk kopuk kopuk ilerliyor.
Doğru almıyoruz, eksik alıyoruz.
Ondan sonra bakıyoruz abi minyatür.
Minyatürü biz derslere falan da giriyordum.
Minyatürü iki hafta işledik abi.
Belge yok, kaynak yok ama minyatürü iki hafta işlemek bana birazcık bu coğrafyanın görsel anlatım biçimine ihanetmiş gibi geldi.
Ve bakıyorsun abi.
Öyle bir Surreal tavır var ki yani orada Surreal'in sesi yok fikir olarak ortada ama orada bir Surreal kopuyor.
Çünkü bunun da bir nedeni işte o İslamiyet'ten dolayı benzetmek yasak falan filan.
Adam kopmuş başka bir kafeye geçmiş.
Çok başka bir kafeye geçmiş aynen.
Biz bunları alıp böyle birbirlerine güzel bir şekilde ekleyip ilerleyemedik.
Bizim 2000'li yıllarda böyle 90'lı 2000'li yıllarda geçti.
Çocukluğumuzun geçtiği o renk anlayışı o hani çılgın.
renklerin böyle şeker renklerin böyle sürekli yan yana olması falan.
Dedim ben bunu ben kendi süzgecimden geçireyim.
Bununla işte ne kattık abi bunun içerisinde?
Arabist hikaye, erotizm, savaş, ıvır zıvır bu coğrafyadaki mitleri katıp pop minyatürü diye bir şey çıkarttım hani ortaya.
Kısaca biraz bu senin tarzın diyebiliriz değil mi?
Evet evet bunu bir tarz haline getirmeye çalışıyorum.
İşte üstüne koyacağım tabii ki işte bu süreç böyle devam ediyor.
Ama yaptığın şeyi görünce senin insan şey diyor yani.
Ya Hacivat ve Karagöz'den referans olduğu hemen anlaşılıyor yani.
Yok hayır senin işin olduğu belli oluyor.
Ben onu diyecektim. Ama Hacivat ve Karagöz'den olması da o da güzel bir şey abi.
İnsanları çeken bir şey bence.
Ya tabii ki. Niye çekmesi ki?
Çünkü bizim kültürümüz, bizim tarihimiz yani.
Ya işte bir arkadaşın evinde bir resim var.
İşte annesi var yaşlıca.
Baktı bu resimde ne görüyorsun demiş.
Hacivat Karagöz yani. Jenerasyon farkıyla da bir şekilde iyiliği için kurmak da güzel.
Sokakta yaptığın eserlerin kaybolup gitme durumu kötü hissettiriyor mu?
Yoksa o zaten öyle bir doğal bir süreç mi?
Doğal bir süreç de kışkırtıyor.
Kışkırtmıyor desem yalan olur. Ama sürecin doğallığını kabul ediyorum.
Tabii içeride de fokurduyorum. Anladım.
Yani işte kapanıyor mu?
Tamam yenisini yaparız. Şarjör dolu yani var.
Bir sürü boya var işte. Çıkar yaparız.
O kadar hani kapatmışlar, karalamışlar.
Aa mahvolup bittik yapı.
Buna tabii kamusal alanda yapıyorsun.
Yani olacak. Evet.
Bunu bilerek yapıyorum.
Tabii canım. Belki şey olur abi işte Banksy gibi o duvarı kesip satma durumları falan.
Yok abi boşver ya.
O işler bizde olması.
Peki ya bu Türkiye'de yapılır mı bu iş?
Yani iş demek istemiyorum aslında bu sanata ama.
Abi bu bir sektör o halde oldu yani.
Bu yapılır. Niye yapılmasın?
Yani bundan birçok insan var sokakta işte grafiti ya da başka bir şey çalışıp ailesini geçindiren, kendi yaşamını kuran.
Olmalı da zaten çünkü abi Her sene yüzlerce güzel sanatlar fakültesinden mezun veriyoruz.
Bunların yüzde doksanı bu işle ilgilenmiyor yani.
İlgilensin alan açılsın.
Buradan ekmeğini yesin insanlar.
İşsiz kalıp da bankaya gitmesin.
Ya da ben zaten işsiz kalacağım kafasıyla o fakülteye gelmesin.
Ya da... Ben hiçbir yere kazanamıyorum.
Gideyim güzel sanat okuyayım mantığıyla da gelmesin yani.
Evet abi. Alan açılsın ki alan kendi içerisinde güzelce yetiştirsin insanı.
Ve sokak aslında çok doğal bir alan herkes için.
Ya evet abi doğal. Bunu bilmiyorum yani.
Okul seni buna sevk etmiyor.
Kesinlikle bu seninle alakalı bir şey aslında.
Okul bunu da kabul de eden bir durum yok yani.
Şimdi dünya sanatın öyküsü, sanat tarihi bilmem ne falan filan.
Sokak sanatı bu. Girecek yani her yerde geç bu tarihi yazılıyor ve yaşanıyor.
Girecek bu da bir yerde olacak yani.
At gözlüğü de bakan tipler bizim toplumda çok fazla abi.
Bu işi yapma sürecinde yani hem sokakta hem galeride böyle tiplerden böyle negatif yorumlar aldığın oldu mu?
Bu ne lan bu işte böyle iş mi olur falan.
Çok canım da çok umurumda değil yani.
Zaten umurunda olmaması gerekiyor da hani acaba bilmiyorum belki azalıyor mu gün geçtikçe diye.
Dinliyorum ama dinlememezlik yapmıyorum da siklemiyorum.
Dinliyorum kanka dinlerim tabii dinlerim.
Yani hani ya ne bileyim abi dinlemek önemli ya insanlara.
Bizim atölyede okurken bir çocuk vardı lan bu ne yapar diyorsun.
Abi garip garip fikirlerle geliyor çocuk.
Başka bir noktada kafa açabiliyor yani.
Ya açabiliyor zaten ya bize okulda söyledikleri şuydu.
Yani her hoca namaz birliği yaptığı bir şey değil de.
Ya bu sanatçı karakteri herkesin içinde var.
Onun ne zaman, nasıl, nerede, ne şekilde çıkacağı artık senin şansına kalmış ve sana kalmış bir durum yani.
Mesela seninki işte 27 yaşında gelmiş.
O bunalımda patladı yani. Hani bana 26'da deselerdi ki 32'de bunları yapacaksın götümle gülerdim yani.
Hiç orada değildi diyorsun. Şimdi diyorum ki yani bunu elimden alırsa ben ölürüm yani.
Bu benim gayem bu yani.
Abi Türkiye'de bu konuda neler daha iyiye gidebilir sence?
Neler değişebilir? Eğitim anlamında da, toplumsal anlamda da.
Abi şimdi zaten her şeyin başı biraz ekonomi.
Ben işte sokağa çıkıp boyama başladığımda boyanık 11 lira mıydı tüpü?
Şimdi öyle bir şey değil. Çok 4 sene önce falan.
Şimdi 45, 40 lira, 50 lira o civarlarda satılıyor.
Şimdi bir çocuğun gidip bunu denemesi için bunun para harcaması lazım.
Alması lazım. Şimdi sokak kısmını gene şeye kalıyor.
Kim ne kadar nasıl fedakarlık verecek?
Ondan sonra bir karşılık beklemeyecek.
Kesinlikle bir karşılık. Karşılığı olursa okey kabul etsin zaten.
Ama bir karşılığı diyecek. Bir süre büyük ihtimalle karşılık olmuyor.
Müzikte de böyle abi. Bu sanatta biraz böyle.
Özellikle Türkiye'de. Sokak müzikleri kalmadı abi Ankara'da mesela.
Yok. Gençlerin...
Buna yönelmesi şu anki fiyatlarla zor abi.
Deneyecek yani. Çöp yaptığı şey.
İlkinde çöp olacak. İkisinde çöp olacak.
Üçünde çöp olacak. E maddiyata bakıyorsun kol gibi.
E bu resim gideyim galeriyle çalışayım.
İşte resim satarak kazanayım.
Kolay değil yani o.
Bu durumdan dolayı da ben hani.
Çok umutlu değilim.
Giderek azalması gerekirken, artması gerekirken azalacağını düşünüyorum yani.
Anladım. Yani bu işin sürdürülebilirliği biraz zor mu abi?
Zor. Kişiye bağlı abi.
Kişinin özverisine bağlı.
Ha galeri sanatçısı olurum, sadece galeri sanatçısı olurum diyorsan daha sık korunaklı diyeyim.
Anladım abi. Daha kolay demeyeyim.
Daha korunaklı. Yok çok iyi anladım ne demek istediğini.
Ama sen biraz daha özgür bir sanatçısın aslında.
Biraz daha sokağı kullanıyorsun.
O sürdürülebilirlik noktasına biraz daha zor ilerlenebilecek bir yer.
Evet ben şimdi kendi çapımda bir düzenimi, sistemimi kurdum.
Çünkü bu evreye gelmek de kolay olmadı.
Etkinliklere gidiyoruz, fazla boya söylüyoruz, bir şey yapıyoruz.
Onlar da bizi anlıyorlar. Çünkü biz bu boyaları gidip alıp satıyoruz, tekrar sokağa veriyoruz.
Aynen öyle. Tuval satışım oluyor.
İlk yaptığım iş gidip malzeme almak bununla yani.
Hani bunu gidip çarçur etmek değil.
Gidip direkt yarısını malzemeye gömmek abi.
Bizim ekipmanla aynı o yüzden orada da seni çok iyi anlayabiliyorum.
Bir de karşılık yani maddi karşılık da hani işte atıyorum birçok yere iş yapıp parasını alamayan onlarca insan olduğuna alım gibi eminim yani.
Müzisyenler de dahi birçok yerde sahne alıp parası.
Ki bunu yapmayan büyük markalar da var yani bu karşılığı vermeyen abi.
Yani en güvenebileceğin insanlar bile bazen.
Bizim müzik tarafında daha az, dürüstçe söyleyeyim.
Bizde daha değişik yürüyor ama sizin tarafta daha zor olduğuna eminim bunun yani.
Kesinlikle öyle. İstanbul bu konuda şu açıdan iyi Ankara'ya nazaran.
Çünkü Ankara eskiden sponsorların, para harcayacak insanların gözünde olan bir yerdi.
Son 15 yıldır, 10 yıldır falan bu aşırı derecede düşmüş durumda yani.
Ben çocukluğumda da hatırlıyorum burada bir dünya festival oluyordu.
Birileri giriyordu yani şimdi öyle bir durumda yok.
İstanbul'da bu işi sürdürmesi birazcık daha rahat.
Çünkü hani orada şimdi bazı kısıtlamalardan dolayı reklam alanları da değişti.
Şimdi sokak sanatı da belli bir yerde, sokak boyama da belli bir yerde bir reklam alanına döndü insanlar için.
Doğru evet şimdi Ankara'ya göre orası biraz daha ya da Türkiye'nin geneline göre biraz daha önde olabilir.
Tabii tabii zaten ne var İstanbul, Ankara, İzmir yani bu üç.
Aslında bu da Türkiye ile alakalı üzücü bir şey işte.
Yani sen Ankara'da yaşamaya devam edip bu işi yapmaya devam etmek istiyor olabilirsin.
Çok fazla ama işte bir şekilde oraya yani İstanbul asla bir hedef değil.
Ama maalesef.
Maalesef yani şey abi bir yerde okudum yani bir ülkenin bir tane şehri sadece bir tane şehrinde her şey yükseliyorsa yani o ülke dibe doğru gidiyordur diyorlar.
Ve bizde baya öyle oluyor.
Bizim için de aynı oldu abi.
Bizde müzik için işte bundan 7-8 yıl önce bir kararla hani biz biraz da gençlik ateşiyle de tabii o dönem gazla bir İstanbul'a gittik.
Yani biraz maalesef öyle oluyor.
O da aslında keşke bu ülkede değişse daha iyi olabilecek bir şey.
Herkes mutlu olduğu rahat hissettiği yerden işini yapabilmeye devam etse belki daha iyi olabilir.
Kesinlikle öyle. Şimdi İstanbul Ankara muhabbetinin önünde birazcık.
Orayla ilgili bence bir örnek.
Yani bu benim kendi gördüğüm bir şey.
İstanbul Yani Ankara'da arkadaşların var, eşin dostun var ve bu kadir kıymeti olan bir şey.
Sen biliyorsun buradaki hikayeyi yakına.
Yani burada insanları görme görme gör o can ciğer.
Aç kal bakarlar hani parasız kal.
İçkini de içersin rahat rahat gezersin tozarsan hiçbir şeyden eksik kalmazsın.
Bu süre zarfında da kendini burada geliştirebilirsin.
Fikir üstüne fikir koyabilirsin.
İstanbul biraz daha canavar o konuda abi.
Yani orada ayakta kalman lazım.
Hani bu para kazanma derdinden ulan ben ne yapıyorum neye ne katıyorum ya da ne yapmıyorum derdine gelmek zor genç arkadaşları için yani.
Abi çok teşekkür ediyorum. Ben teşekkür ediyorum.
Çok sağ ol. Eyvah ayağınıza sağlık.
Çok keyifli çok akıcı oldu benim için bu arada.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
