
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet selam dostlar tekrar.
Bugün sevgili Fatma Uruk'la beraberiz.
Fatma milli serbest dalışçımız.
Gururumuz daha yakın zamanda Meksika'dan geldi.
Selam. Nasılsın Fatma'cığım?
Merhaba. Baştan başlayalım her şeye.
Nasıl gidiyor?
İyi işte yeni geldim.
Bir ay falan oldu.
Yeni diyorum gerçi ama bir ay oldu.
Meksika'daydım. Dünya rekorları denemeleri yaptım orada.
Evet orada 3 tane dünya rekoru kırıp döndün.
Evet 3 tane.
İkisi aynı branşta. Teşekkürler.
Aslında yani ikisi aynı branşta olduğu için teknik olarak 2 tane gibi sayılıyor galiba ama evet 3 deneme yaptım.
3 başarılı Denemeyi bitirdim.
Üç tane diyebiliriz.
Üç tane diyelim. Evet evet.
Hayır ben her türlü üç diyeceğim bu arada.
Bir de Meksika'da mahsur kalma durumu var.
Yani şimdi olayların geçmişe doğru döneceğim ama şimdi daha çok sıcakken ondan da bahsedelim istiyorum.
Şöyle oldu. Ben bir bankada çalışıyorum.
Ve sadıç hayatım ise ondan daha önce başladı.
İş hayatımdan daha evvel başlamıştı.
Çocukluğumdan beri dalış yapıyorum.
18 yaşından beri de lisanslı olarak yapıyorum.
İşe de yani iş hayatına başlamam da işte üniversiteyi bitirmemle aynı sene.
Fakat işte devam ettirmeye çabaladım bu süreçte.
Sonra işte bu bir şekilde dünya rekoru kırma hedefine kadar gitti.
Ve işte 4.
5. yılında işin artık hani uzun yıllar bunun için zaten hazırlık yapmış ve planlamıştım.
Dedim ki ben artık bunu deneyeyim.
Mart'ın başında da işte denemeleri yapmak için Meksika'ya yola çıktım.
Vardıktan bir hafta sonra pandemi Meksika'da aslında başladı.
Yani başladığı resmi olarak kabul edildi zaten.
Vardı muhtemelen. Benim için de biraz talihsiz oldu tabii.
Evet. Adım atar atmaz.
Sonrasında işte bir mahsur kalma.
Yani mahsur kalmak değil de böyle yarı mecburi bir kalış oldu.
Sonrasında Mart ayından Kasım ayına kadar orada denemeyi yapana kadar bekledim.
Sonra da biraz daha bekledim ama sonraki kalışım dinlenme amaçlıydı.
Keyfi oldu. Sonrasında bir mahsur kalmadım.
Keyfi kaldım.
Anladım. Gezmek için kaldım.
Yani Meksika'da özellikle Meksika'yı sormak istedim.
Çünkü benim aşırı merak ettiğim bir ülke.
Çok gitmek istiyorum. Öte yandan nasıl bir tecrübeydi o kadar süre Meksika'da mahsur kalmak?
Şöyle söyleyeyim. Soğuk bir iklimde olmak daha zor olurdu muhtemelen.
Ya da işte virüsün daha böyle şiddetli şekilde böyle kontrol altına alınmaya çalıştığı yerler ne bileyim işte Avrupa'da falan çok sıkı yani direkt böyle herkes kepenkleri indirdi kapattı
gitti böyle. Meksika'da o pek yaşanmadı.
O yüzden farklı bir tecrübeydi.
Yani bu benim için şöyle oldu yani dünyanın yaşadığı çok ekstrem bir durum var ama bir de bunu evden uzakta geçirmek evden uzakta da çok evindeki ülkeye benzemeyen bir yerde geçinmek biraz
daha farklı bir tecrübe oldu. Çünkü Meksika'da kimse virüsü uzun süre dikkate almadı.
Bu çok garipti. Başbakan böyle insanları öpüyordu sokakta.
İşte yok virüs falan diye.
Böyle garip bir süreçti.
İnsanların böyle çok iki uç noktada olduğunu düşünüyorum.
Bir çok güler yüzlü ve acayip yardımsever.
Bir de... Acayip agresif ve şiddete meyilli.
Böyle ikisinin ortasında bir insan profili yokmuş gibi bir izlenim edindirdi o ülke bana.
Çünkü yani genel olarak ama iyi öyle söyleyebilirim.
Tabii bazı güvenlik sıkıntıları var.
Ama ülke iklim ve doğa olarak gerçekten güzel böyle bir ayrıcalık, bir ekstra özen ile bözen ile oluşmuş.
Yani öyle söyleyeyim.
Hem dedin işte başka bir şey okudum hem...
İşte serbest alış zaten yapıyorsun.
Biri sana mesleğini sorduğunda ne cevap veriyorsun ilk anda?
Çok güzel soru.
İki, direkt o çok güzel soru.
Çok sevdim. Böyle bir flashbackler oldu.
Soran insanların sorduğunda verdim.
Cevaplara gidip geldim ve ne kadar kötü bir insandım.
Estağfurullah. Yani şu anda fark ettim bu soruyla nasıl cevap verdiğimi.
Bazılarına bankacıyım diyorum, bazılarına sporcuyum diyorum.
Bu da yine şu an fark ediyorum ki şeye göre değişiyor.
O anda konuşmak istemediğim ve konunun uzamasını istemediğim insanlara bakacağım diyorum.
Yani birazcık sistemin ve ortamın insanların getirdiği nokta diyebilir miyiz buna?
Onu zaten diyebiliriz.
O ayrı bir konu. Bir de benim olaya bakışım çok bombaymış gerçekten.
O anda konuşmak istemediğim biri ise bankacıyım deyip ilgi çekici bir hale gelmesine konuyu kapatıyorum.
Ama böyle farklı şeylerden bahsetmek istiyorsam ikisini de birden anlatıyorum.
Anladım. Yapıyorum. Peki gönlünde...
Farkındalık yarattım sana değil mi?
Evet sağ ol. Gönlünde yatan ne peki yani?
Kafandaki nedir? Şunu demek isterim ben ya da ikisinden de memnunum mu diyorsun?
Can benim böyle ciğerimi sökeceksin poz gösterisinde.
Ya şöyle ben mesela küçükken ne olmak istiyorsun diye sorduklarında hep işte bankacı olmak istemiyorum da ne olursam olayım diyordum.
Bunun dışında da...
Bankacı niye böyle bir özellikle bankacı olmak istemiyorum diye buna kafayı taktığımı da şöyle anlatayım.
Annem beni hep böyle bankaya götürürdü yanındayken oradaki işlerini hallettirmek için ve çok küçükken falan.
Böyle gördüğüm ortamdaki hiç kimse gülümsemiyordu ve böyle çok korkunç geliyordu bana orası.
Aslında küçük bir çocukken kafamda...
O banka şubeleri korkunç yerler olarak yer etmişti ve ben o yüzden biri sorduğumda ne bankacı olmak istemiyorum, ne olmak istiyorsun bankacı olmak istemiyorum falan diyordum.
Ben bankacı oldum. Bu ayrı bir zaten işin olayı.
Ama ne olmak istiyorsun diye sorduklarında bir sürü cevap veriyordum.
Gazeteci olmak istiyorum diyordum.
Bir hafta başka bir kitap okuyordum.
Film çekmek istiyorum. Filmler çekeceğim falan.
Hiçbir girişim yok ama.
Sadece istiyorum falan.
Çok çeşitli şeyler hayal ettim.
Bu da muhtemelen şundan kaynaklanıyor.
Okumayı, yazmayı, izlemeyi, gözlemeyi.
Çok sevdiğim için her şeye ilgi duyduğum bir dönem yaşadım böyle.
Ya bütün bunlar olup giderken de bunların bir kısmı hala kaybolmadı.
Bir de yani artık şu anki günümüzde de hepimiz farkındayız ki kimse bir işe tam olarak yapmıyor.
Yani sporcular aynı zamanda model.
Benim gibi olan işte bu kurumsal hayatın içerisinde olup da çok iyi başarılı sporcular, işte başka bir ne bileyim yani piyanoç olan...
Bir arkadaşım var benim mesela yani bankada çalışan ve çok iyi falan.
Yani ben inanmıyorum tek olduğuma.
Şey yani böyle birkaç şeye karşı ilgim var ama hepsini bir kenara bırakıp attığımda hep devam eden ne var düşündüğümde yani gönlümde yatan şeyi sormuştum.
Yani denizde olmak benim herhalde hayatımdaki en büyük tutku.
En çok bu zamana kadar vazgeçemediğim ve her şey bir şekilde bitip de bir türlü sonu gelmeyen şey hep benim için dalış oldu.
O da yine işte ne zaman başladım.
İzmir'de doğup büyüdüm ve ailemle yazları denizde böyle çadır kampları kurma şansımız oluyordu.
Öyle bir şey vardı böyle çocukluğumdan beri hayatımda olan.
O zaman da işte insanlar böyle yüzerdi.
Ne bileyim işte sahilde güneşlenirdi falan.
Ben hep kendime bir kayalık, bir duvanın bacağı işte bir şey bulup hani suyun altında.
Oralara böyle gitmeye, oralarda işte dalmıyordum tabii ki yaptığım şey çok amatördü o zamanlar ama böyle taştan kendimi tutup çeke çeke dal derine gitmeye çalışıyordum.
Ama işte onun başlangıçları öyle oluyor.
Bu da klişe olacak ama ben de evde tencerelere vuruyordum mesela davul çalmadan önce.
O yüzden bir başlangıcı var.
Evet bir yerde patlayan benim de çok sonraları belki de aslında fark edebildiğim şey.
aslında hep dalış yapmaktı.
Yani suda olmaktı, denizde olmaktı.
Serbest dalış veya işte dalış veya sporcu olmak gibi değil.
Su da olmaktı öyle söyleyeyim.
Bu bir hobi olarak başladı anladığım kadarıyla.
Aslında hobi olarak bile değil. Dediğin gibi sadece denize giriyorsun.
Peki bunu ben bu sporu yapabilirim profesyonel olarak demeye başladığın seviye ne zaman?
Atıyorum böyle liseye geldin falan artık ben bunu profesyonelle çevireyim mi dedin?
Nasıl gelişti? İlk önce tabii ne yaptığımı keşfetmem gerekiyordu.
Bir sürü şeye özenen böyle tam bir vanabi çocuk olarak ortakta dolaşırken bir yandan böyle ben sporcu olacağım hedefini 13 yaşında koydum dersem yalan olur.
O zamanlar hep denizde olmayı hala çok sevip başka şeylere ilgi duyuyordum.
Okumak istediğim bölüm vesaire işte üniversitede yapmak istediğim şeyler.
Bir yandan da sporda hep vardı mesela.
hareketli olduğum için galiba o da biraz.
İşte kunda koşmaktan tut da bir kaya bulunca tırmanmak gibi spora yatkındım yani fiziksel olarak da.
Dedim yani acaba bunlardan bir ortak bir şey çıkarabilir miyim falan diye böyle ben hayaller kurup acayip hayalperest ve gerçekten aşırı yaşama sevinci olan bir çocukluk ve ergenlik geçirip
tabii ki klasik Türk aile örf yapı vesairesiyle o çakılışa üniversiteyle beraber başladım.
Ben tamamen işsiz kalacağım.
Aç kalacağım.
İşte sonra işte şey olacağım.
Bulamayacağım işte bu iş yapıp da işte bir şeyler para kazanamayacağım falan.
Korkusu, baskısı biraz da ailenin.
Bir kaygı yüklenmesi oldu anladığım kadarıyla.
Kaygı yüklenme baştan aşağı.
Kaygı bendim yani. Vücudum kaygı olarak yürüyen kaygıydım böyle ortalıkta.
O hayaller kuran, her şeyi yapacağına inanan, özgüvenli 17 yaşındaki kız gitti.
Böyle yerine İktisadi İdari Bilimler Fakültesi'nin sıralı tahministe tercih yapan bir tip geldi.
Ve ben ot diye ekonomi okumaya gittim.
Onun öncesinde de aslında şöyle yine gelişti.
Bunlar hayal dünyası ve işte bir de benim gerçekten yapmak istediğim.
Yapmak istediğim şeyler ve yapmak zorunda olduklarım varı ne yazık ki 17 yaşında böyle kendime bir misyon olarak yükleyip tamam ben yapmam gerekeni yapacağım diye büyüyünce işsiz kalmamak için iktisat okumaya karar verdim.
Yani erken şey yapmışsın ya o kafaya aslında girmişsin.
Ben biraz daha çocuktum hala o yaşlarda.
Yok çok erken ama bu esnada da bir yandan işte o yaşama sevinci ve bir asi taraftan henüz tükenmediği için olsa gerek işte.
Serbest satış ne olduğunu aslında aynı dönemde öğrendim.
TRT'de bir yandan işte geometri, matematik testi çözerken Türkçe'ye geçtiğimde fonda TV'yi açardım dinlenmek için.
Orada TRT'de Yasemin Dalkılıç'ın Mısır'da böyle dalış yaptığı belgeselini gördüm.
Rekor dönemisinin belgeseliydi.
Yasemin Dalkılıç hepimize tanıtan gerçekten ya sanırım.
Evet. Benim için de öyle. Türkiye'de de hala, dünyada da yani ben Meksika'ya gittiğimde bana açıkçası...
Yasemin'den başka kimsenin adı zikredilmiyor.
Sporcu dediğimizde hala Yasemin biliniyor.
Çünkü döneminde döneminin en derin dalgıcıydı ve en genciydi ve Türkiye'den bir sporcuydu.
İnanılmaz bir gurur.
Yani hala daha devam ediyor.
Sadece onun işte bir tarihsizliği oldu.
Rekorları Türkiye'de tescillenemedi.
O nedenle işte bizim...
Daha sonra yaptığımız rekorlar aslında ona yaklaşan rekorlardı.
Hiçbirimiz onu geçmedik aslında.
Ama onun da hiç umurunda değil.
Çok böyle cool bir kadın zaten.
Böyle hani tamam falan.
O zaten kendini bildiği için kafası rahattır yani.
Evet evet. Yani sporcu sporcu.
Hani böyle ben anlatırım bunu o anlatmaz mesela.
Böyle de şey bir tavrı var.
Dolayısıyla ben o belgeseli izlediğimde ilk aslında yaptığım şeyin spora dönüştürebileceğimi fark ettim.
Bir yandan da şeye özendim tabii.
Bir kadın var böyle işte çöllerde ATV ile gezen işte dalan böyle güzel bir hayat gördüm o belgeselde.
Sadece su altıyla ilişkilendirmek veya spor adını öğrenmek değil.
Gördüğüm şeylere özendim hani böyle ve ben de yapabilir miyim acaba?
Çünkü hani belki işte gazeteci olmak veya film çekmek falan daha ürkütücü hayallerdi benim için ama dedim ki ben bunu yapabilirim çünkü zaten yapıyorum.
Belki bunu yapabilirim. Ve o sırada işte tercihlerimi değiştirdim.
ODTÜ'ye gitme nedenim de o zaten.
Serbest Dalış Kulübü vardı ODTÜ'nün.
Yine de hani o günü okusam da en azından bunun yanında belki dalış da yapabilirim diyerek aslında Ankara'ya gittim.
Ve orada da ilk lisansımı çıkartıp başladım.
Yani bu hedefi sporcu olacağım hedefini koymak da o süreçte gelişti.
Hatta geçen gün bir spor spikeriyle konuşuyorduk Clubhouse'da.
O da Ya bak işte Fatma da bir elgeselden görmüş.
Biz demek ki çocuklara daha çok izletmeliyiz böyle şeyler falan.
Gerçekten katılıyorum. Yani hani böyle televizyon mu artık o sosyal medya mı YouTube ne izliyorsa artık şu an ne izletiyorsa anneleri babaları.
Gençler çocukları evet. Hakikaten alabileceği doğru şeyler varsa alabiliyor.
Yani ben de... şey değilim hani pedagog değilim yani çocuğum yok falan ama pozitif şeyler böyle içeriklerle tanıştırmak işte böyle şeyler izletmek bence fayda olabilir.
Bende tamamen bu beni etkiledi mesela.
Bir şekilde Ankara'ya düştün İzmir'den.
Düştüm. Deniz yok bir şey yok.
Evet. Davaya Ankara'ya gittin.
Lazlık olabilir sende.
Yok ama yani ruhumda olabilir evet.
Üniversite dönemi nasıl ilerledi?
İşte yani orada biraz okulu biraz şey açıkçası bu iki işe bir arada götürmeye çalışırken yani çok güzel bir üniversite hayatı geçirdim bir kere öncelikle.
Yani Ankara'da yaşamak zaten çok güzeldi.
Bir de benim okuduğum okul böyle hem kampüsüyle hem olanaklarıyla yani bir şey olmak istiyorsanız sizi o bir şey yapabilecek bir ortama ve network'e ve fiziksel imkanlara
sahip bir okuldu. Yani işte film mi çekmek istiyorsun?
Gizem var. Müzik mi yapmak istiyorsun?
Stüdyo mu var? Yüzücü mü olmak istiyorsun?
Al olimpik havuz. İşte bir yandan da aynı şiddette eğitim olarak da böyle zorluydum.
Yani ben bir sene hazırlıkta böyle her şeyi, yine o içimdeki her şeyi bir anda yapmak isteyen insan ortaya çıktı ve böyle spor yapmadım sadece yani.
Bir sürü şeyle uğraşmaya devam ettim.
Bu yandan da tabii ilk girdiğim sene direkt yani annem, Beni bölüme kaydettirmek için Kemal Kurdaş'a o salona gitti.
Ben de stadyumun önündeki oryantasyon alanına gittim ve serbest çalış kulübünü buldum.
Yani biz böyle CHK'linin oradan ikiye ayrıldık.
Hani o beni okula kaydettirdi.
Ben kendime işte spor yapacağım kulübe gittim.
Ve bu olay aynen böyle gerçekleşti.
Sonra da zaten bölümümü de gerçekten bilinçli bir şekilde yazmadığım için spor daha çok yer aldı.
İlk gittiğimde işte tabii ki ne kadar atletik olsan ne kadar bir yeteneğim olsa da bir sporcu değildim ben.
Yani sporcu olmaya çalışıyordum sadece.
Çok aslında öncesinde de çok şabalarım olmuştu.
Bu arada ortaokulda, lisede öncesinde işte beni atletizm takımına, basketbol takımına, voleybol takımına sürekli bir yerden çekiştiriyorlardı.
Ailemden vize çıkmadı onlara.
Yani ben böyle birikip patlamaya hazır bomba olarak gittim üniversiteye.
Ve orada da işte otom enerjiyi artık ben yapabiliyorum serbest alış o zaman bunu yapacağım deyip ona kanalize ettim.
İlk yarışmama 18 yaşında girdim ve girdiğim ilk yarışmadan milli takıma seçildim.
Milli takımın o sene en genç ve sporcu background'ı olmayan tek sporcusuydum.
Bir tek şey yaşadım, bocaladım.
Ondan da bahsetmek isterim.
Başından beri yani spor dediğimiz şey de çok kolay değil.
Tabii ki çok küçük yaşlarda başlamak ve ona göre eğitilmek gerekiyor.
Tabii bizimki gibi branşlarda biraz daha geç olabiliyor bu.
Yani 7-8 yaşında serbest yapamayacağınız için.
Gençler var ama işte 15-17 yaş arası var sadece.
Dolayısıyla ben orada şeyde biraz tökezledim.
Acaba yapamayacak mıyım?
Çünkü şey özgüveni yoktu bende.
Yani sporcu özgüveni yoktu.
Yani eksik olan bir şey vardı.
Disiplinliydim ama mesela dizlerim titrardı böyle havuza gittiğimde falan.
Yani onları... öğrenemedim yani.
Uzun süre onlarla geçti.
Sonra bir dönemde işte şey klasik hani ot düze böyle yapacak bir sürü şey var zaten.
Kabuğumu bulandıracak tahmin edilebileceği üzere ya ben neden spor yapıyorum gibi böyle sorgulamalara.
Neden bunun üzerinden bir rekabete giriyorum?
Eğlenmek istiyorum. Üniversitedeyim.
Gencim. Hem o hem de bir yeteneği yarıştırmaya karşı protest bir tavır sergilemeye başladım ve gittim böyle sporcu Philosophy of Sport diye bir ders almaya başladım.
Settar Koçak diye bir hocamız vardı.
Orada böyle şey yapmıyordum.
O futboldu aslında branşı ama neden spor yaptığımı ve neden rekabet ettiğimi anlamaya çalıştım.
Çünkü rekabet etmek bir noktada benim içselleştiremediğim bir şeydi.
Ben hep denizde daldım, arkadaşlarımla daldım, hep eğlendim onu yaparken.
Bir anda yarışmalarda böyle asker gibi olmaya başladık falan.
Sonra... Çok haklı bir bakış açısı bu arada bence.
Çünkü şey değilim tamam mı?
Ben çabalıyorum.
Şu anda bu arada daha iyi durum.
Yani şu anda pek çok branş ve federasyon gerçekten erkenden böyle çocukları okullarda bir şeyleri kanalize edebiliyor.
Daha bilinçli artık. Bence aileler de işte bazı federasyonlar da.
Ama o zaman gerçekten benim için şeydi yani hani ben öyle o şanslılardan biri değildim çocukken açıkçası.
Dolayısıyla sporcu olarak yetişmediğimden de bunların bocalamasını çok yaşadım ama onları erken atlattık.
Bir yandan da işte tabii şey de artık çok değişik bir durumda yani spor endüstrisi dediğimiz bir şey var ve spor yapmak sadece birinin çok hızlı koşması, en uzağa yüzmesi
veya en derinde dalması değil.
İşte basketbol, futbol bunun en güzel örneği.
İşin içinde bütçeler, reklamlar, imajlar.
Hem kariyer yönetimi çok önemli, hem psikolojik olarak yönetimi çok önemli.
Hem de ben bunun çözümünü de şeyde buldum.
Ben ne istiyorum ve bunu neden yapıyorum sorgulaması o yüzden çok önemli.
O zaman hani bu tip şeyler, dalgalarda şetkenler veya olumsuzluklar sizi kolay kolay yıkamıyor.
Yani baktığınızda işte hani şimdi hepsini unutalım konuştuklarımızı.
Bir spor yapıyorsunuz.
Yani bir sürü spor dalı var.
Biri başarılı oluyor, biri başarılı...
Tamam. Okey yani bunlar çok güzel.
Hem ülke tanıtımında hem kişinin tatmini açısından çok güzel şeyler ama dünyanın sonu değil.
Onu nasıl yaptınız, niye yaptınız, mutlu mesut yapıyor olduğunuz bence daha önemli.
O yönden de kendimi şanslı hissediyorum.
Üniversiteyi bitirdin. Güzel bir üniversite dönemi geçti.
O noktada aklında ne vardı?
Yani ben bitirdiğim gibi serbest dalış tarafında yürüyeceğim ya da ben işte bankaya girip çalışmak zorundayım mıydı?
Nasıldı kafan? Aslında işte benim niyetim bırakıp şeye başlamaktı.
Dalışa devam etmek istiyordum.
Her ne kadar bir malzemem bile olmasa da o dönemde bir öğrenci olarak yani şeydim hani umudum vardı buluruz bir yolunu yaparız diye düşünüyordum.
Fakat şöyle bir sıkıntımız vardı bizim Türkiye'deki tüm sporcular olarak o dönemde yetişen.
Denizdeki branşlarda yarışmak istiyordum ben ama bizim Suat Spor ve Federasyonumuzda derinlik yarışmaları 2015 yılına kadar düzenlenmedi.
Sadece havuz branşlarına devam edildi.
Benim çok sevmediğim ve...
motivasyonum olmayan bir alandı.
Ama yine de gidip yarışıyordum tabii.
Çünkü onun da aslında Deniz için sağladığı faydalar var.
Neyse. Ve ben işte Deniz'de böyle bir tecrübe edinip de aslında yapmak istediğim şeyleri yapamadım.
Ben sadece nefes tutup işte havuzda antrenman yapıyordum.
Benim üniversitedeki serbest dalış hayatım böyle geçti.
Ben Deniz'de dalacağımı umarken veya orada yarışacağımı umarken.
Ben de 2013 yılının başında yani 2012 yılında aslında mezun oldum.
Dedim ki ne yapacağım yani şimdi?
hali hazırda kurulu bir sistem unut da katılacağım bir yarışma bile olmayınca.
Ben de dedim ki o zaman yani ben gideyim başka bir şekilde eğitim alabileceğim.
Malzemelerimi falan takımlarımı halledebileceğim.
Bir böyle bir iki sene geçireyim.
Zaten yarışma da yok ne yapacağım diyerek işte İstanbul yolunu tuttum bu sefer.
Orada da işte niyetim tabii ki şeydi.
Eğitimle aynı alanda bir yerde çalışayım.
Bankacı olmak istemiyorum. Çocukluktan beri istediğim hayal mesleğimi yapayım.
Yapayım bari en azından kazandığım parayla diye düşünerek ben işte gittim herkes bankalara başladı.
Gülse Birsel'in lafı aklıma geliyor.
Gülse Birsel işte nasıl hani bir komedyen olup da Boğaziçi'nde işletme okuduğunu sorduklarında şey gibi bir cevabı vardı çok komik.
Hakikaten öyle yani çok da mantıklı bir sebebi yok.
Herkes işletme yazıyordu benim de puanım tutuyordu o yüzden yazdım yani gerçekten.
Haklı bir de o yaşta yani çok mantıklı bir cevap.
Bir güruh böyle okudu Türkiye'de yani ben de onlardan biriyim.
Sonuç olarak ben de dedim ben çalışayım bari.
Meslek seçimi yaparken ama orada en azından yine biraz kendime dürüst davrandığımı düşünüyorum.
Denetime girdim ben aslında bankada, bankacılık yapmadım.
Denetim benim için daha uygun bir alandı.
O nedenle orada çok böyle mutsuz bir çalışma hayatı geçirdim dersem yalan olur.
Çok da çalışma saatlerim falan pek çok piyasadaki kuruma göre, yere göre gayet insancıldı.
İlk iki sene böyleydi, üç sene en azından.
Ta ki 2015 yılında derinlik yarışmalarının yeniden yapılacağını öğrenmeme kadar bir telefonda.
Sonrası zaten biraz zor geçti.
2015-2020 arası karanlık era.
Örnekler de verdin anlatırken.
Psikolojik kısımda da bence bu çok önemli.
Aile ve çevrenin desteği nasıl oldu bu süreçte sana?
Özellikle buna 2015'ten sonraki kısmı da dahil edip söyleyebilirsin.
Yani... Aynı açıkçası.
Yani onların öyle bir çocuklarının sporcu olması gibi bir hayali yoktu bir kere zaten.
Yani çok klasik işte benim babam işçi emeklisi ve malulen emekli bir işçi.
Annem de ev hanımı. Şimdi tek istedikleri benim tabii ki iyi bir işe girip sigortalı bir işte.
Garantili bir hayat yaşamak.
Yerelse bir hayat yaşamak ve ailenden daha fazla para kazanarak işte öyle bir levola atlamak.
Yani sonuçta ondan bir adım öteye gitmek yani.
Herkesin çocuğu hakkındaki şeyi budur ya herhalde ne bileyim.
İsteği. Onların da öyle bir isteği var.
Ben açıkçası suçlamıyorum da.
Hatta buna rağmen annemin cesurca da böyle baktığını düşünüyorum aslında.
Çok disiplinliyim zaten.
İşte babam değil annem daha çok disiplinliydi.
Direkt olarak olmasa da dolaylı olarak katkıları olmuştur, olduğuna inanıyorum.
Ama yani tabii ki hiç kimse şey böyle, ben yarışmaya giderken işte madalyaları falan, ya işte tamam hani Fatoş da dalıyor, yapıyor bir şeyler.
Hani işte böyle aile arasında, aman çocuğum bak işini engellemesin falan, bak çocuğum işte hani işinden olma gibi, hani böyle.
Anladım. Ama köstekte olmamışlar günün sonunda.
Yo yo yo. Ya bir de zaten ben öyle bir tip değilim.
Yani hani beni tutamazlar yani.
Bu arada benim de böyle bir küstüğüm bir dönem oldu.
İşte iş hayatına bakıp böyle dayanamayıp şey yaptığım madalyalarımı ben bir yerde böyle atıp biriktiriyordum.
Sonra onları böyle tamamen kaybettim.
Eve bıraktım ve dedim ki ne yaparsan yap bunları dedim.
Ben görmek istemiyorum falan.
Böyle bir küskünlük döneminde.
Ne yapacağım dedi. Çöpe at dedim.
atmamış mesela. Allah yani sağ olsun.
Hani oradan da böyle bir şey var aslında.
Hani bir gurur duyma işte.
Muhakkak muhakkak. İyi şey yaptı. Tabii sonradan artık böyle iş iyice çığırından çıkıp ben hani dünya kafa artık böyle ya bravo falan onlar da bir inandılar ve gerçekten çok seviyormuş deyip destekliyorlar tabii ki.
2015 sonrası artık katılabileceğini öğrendikten sonra iki iş arasındaki seçim şeyi senin kafanda nasıl ilerledi?
İşin aslında gerçekten zorluklarını orada yaşamaya başladım.
Sabah girip akşam çıkan bir işe tutuldum.
Öyle esneklikleri de olmayan bir sektör ve kurumda.
Öğle aralarım ve akşamlarım ve hafta sonlarımı yaşayarak böyle hayatıma bir süre devam ettim.
İşte işi yaptım ama işin dışındaki zamanlarda sportif anlamda böyle...
Kendimi çok yordum yani 7-24 bir tempoya girdim.
İşte tabii özel hayat vesaire bilmem ne onlar falan hiçbir şey kalmadı zaten.
Beyoğlu'ndaydı o dönemki iş yerimiz.
Böyle oradan çık mesela İdaletepe'ye havuza gidiyordum.
Yani böyle bir saçmalık olabilir mi?
Çünkü aslında havuz imkanı var.
Bir sürü olimpik havuz var İstanbul'da ama hiçbiri benim işten çıktığım saatte açık olmuyor veya yer olmuyor.
Bizimki de böyle bir takım sporu olmadığı için kimse de sana yani bir tane kulvarı bir saat...
belki 5 sene sonra kıracağım bir rekor için vermiyor.
İşte şehir mi değiştirsem, iş mi değiştirsem falan derken bir anda dediler ki yarışma var.
Ne deyip böyle hemen ekşi sözlükten birkaç insandan böyle dalan kim var İstanbul'da diye ele ele bulup, biz birbirimizi bulup antrenman yapmaya başladık.
Ve ben antrenmanlara başladıktan bir ay sonra çok feci, tahaysiz bir kaza geçirdim.
Spor salonunda koşu bandında koşarken düştüm.
Çok geçmiş olsun. Tat koku duyumu kaybettim ve sol kulağımda kronik vertigo oluştu.
Bayağı ölümden döndüm.
Ondan sonra böyle ya bu nasıl bir talih?
Böyle bir şey olabilir mi?
Ben yıllardır bu yarışmayı bekledim.
İnanılmaz şanssız ve orada işte madalyaları attığım dönem de o zamana denk geliyor.
Ben dedim ki artık ya bir şey benim bu işi yapmamı istemiyor ya dedim yani.
Şey söyleyeyim bu koşu esnasında düşüşüm apnea, walking veya...
Running tarzı bir şey değil.
Teklik bir şey söylüyorum şu anda.
O çok yanlış ve çok dikkatli yapılması gereken bir şey.
Ben onu yapacak düşük bilinç seviyesinde bir sporcu değilim.
Ben normal bir koşu yapıyordum.
Normal koşuyordum. Benim bayılmam epileptik.
Beyinde bir an böyle bir şey olabiliyormuş.
Bir şattan durumu.
Bir daha da olmadı zaten. Teşhiste konulamadı.
Niye bayıldığımı hala kimse bilmiyor.
Ama ben hiçbir şey hatırlamıyorum.
Ve böyle gözümü hastanede açtım.
Yanımda da o sırada beraber antrenman yaptığımız arkadaşım vardı ve yarışma da 5 ay sonraydı.
Ben artık böyle o kazadan sonra bir de bana direkt olarak artık dalamazsın çünkü kulağında vertigo var dedikleri için nasıl yani falan diye böyle şeyi
fark ettim ya. Yani ne kadar çok sevdiğimi o anda fark ettim.
Böyle yıkıldım yani bir daha dalamamam çünkü Tamam işte o işin şeyi hani rekabet etmek, yok işte olaya felsefe yaklaşmak, acaba işte benim içsel dengelerim oturdu mu falan düşünmek.
Onları bir kenara attım böyle nasıl dalamam ya?
Hani böyle bir şey olamaz. Mümkün değil yani ben yaşayamam ki böyle diye.
Orada zaten her şey tam yerli yerine oturdu.
Evet yani ben gerçekten rekabet etmeyi de seviyorum.
Yarışmak da istiyorum, dalmak da istiyorum.
Öyle de bir dünya yok ben dalacağım falan diye.
Ama fiziken tabii ki mümkün değildi.
O dönem kötü geçti.
Arkadaşlarım çok destek oldu bana.
Hem ODTÜ'dekiler hem de bu süreci bilenler.
Beraber büyüdüğümüz işte takımdaki arkadaşlarım.
Ve ben çok üzgündüm yarışmanın yapılacağı dönemde.
Dediler ki sen İstanbul'da oturup böyle bizi izleyip internetten üzüleceksin.
Gel en azından kaçta?
Kaçtaydı yarışma? Burada yanımızda dur.
İşte ortamı gör.
Üzülme falan diye.
O havayı solu. Görmüş ol falan.
Ben böyle gittim.
Bu arada da iyiydim artık yani görece üstünden çok zaman geçmiş ama korkuyorum çünkü bir daha dalma dedi, doktor bir şey kullandı, vertigo var.
Hiç kimse bana onun işte bilmem kaç basınç altında nasıl bir sonuç doğuracağıyla alakalı bir garanti tabii ki vermiyor.
Tabii güvenlik önlemleri var yarışmada da yani sen dengeni ve yönünü kaybedersen mutlaka riskli bir şey yaşayabilirsin.
Ben arkadaşlarımı oradaki işte cesaretlendirmesi ve o zamanki antrenörümün de ODTÜ'deki desteğiyle Yarışmaya girmeye karar verdim.
Çok hızlı geçti bu olay.
Çünkü şöyle düşündük.
Ben inanılmaz korkuyordum ve korku gitgide büyüyordu.
Bir daha dalamam gerçekten kopma noktasındaydım.
Bitti falan diye.
Böyle acayip ilaçlar içmem gerekiyor.
Hayat tarzını değiştir falan dedi doktor.
Bir daha böyle bir şey yaşarsan çok kötü olur diye.
Yani ben orada bırakma eşiğindeydim.
Dolayısıyla onlar beni biraz böyle tetikleyip hadi bak biz çok buradayız.
Hepimiz buradayız. Çok güvenlikli bir ortam.
Bir dene. Yani rekabetmiş, yarışmaymış, madalyamış vesaire.
Bunları unut. Tamam senle alakalı.
Evet. Korkunu yen.
Belki ileride devam edebilirsin.
Daha başlamadan bitmesin.
Bak ilk yarışma falan diye.
Beni böyle hiçbirinin hakkını ödeyemem yani.
Çok büyük bir iyilikti bu yaptıkları benim için.
Ve orada ben o yarışmaya girdim.
40 metreye daldım. Daha önce de hiç eriştimli mesafe değildi.
Korkumu yendim. Türkiye ikincisi oldum.
Çıktım ondan sonra dedim ki tamam. Şimdi başlıyor yani.
Bundan sonra artık bu olduysa bundan sonra her şey olur.
Sonrasında yaşadığım öyle. Zaten böyle bir talihsiz dönüm noktası diyebileceğim bir şey yok.
Banka tarafındaki ilişki nasıl ilerledi?
Bu işler daha yoğunlaşmaya başladı tarafta sende.
Yani onlar sana daha makul davranıp izin mi verdiler?
İkisini aynı anda yürütme nasıl oldu?
Şeyinden bağımsız, bulunduğu yerden ve kurumdan ve sektörden bağımsız çok iyi insanlarla ve çok kötü insanlarla karşılaştım.
Öyle söyleyeyim. İlk başladığımda açıkçası çok şanslıydım.
Fakat tabii ki o şans veya çok iyi niyet size somut bir şey olarak geri dönmüyor.
2015-2018 yılına kadar dönmedi ama 2018 yılında ben şöyle bir şey talep ettim.
Dedim ki ben bütün izinlerimi birleştirip...
Üstüne bir de iki hafta idari veya ücretsiz izin alıp Türkiye Şampiyonası'na hazırlanarak katılmak istiyorum bu sefer dedim.
Yani böyle bir şeye izin verir misiniz?
Çok zorlandık ama bir şekilde bunu oldurttuk.
Ve ben ilk yani yıllardır spor yapıyorum.
Yıllardır bir şekilde tam olarak yapamamın nedeni kendim finanse ediyor olmam.
Ve bir iş hayatım olmam.
Baktığınızda biraz da üzücü.
Şu anda da böyle sporcu egosuyla söylemiyorum bunu ama Türkiye'deki kadın sporcular arasındaki en şey kapasitesi olan ve sıfır antrenmanla dereceye giren
sporcu bendim.
Yani aslında çok daha başka yerlerde olabilirdim şu anda ve başka şeyler konuşuyor olabilirdik.
Ama onu olmaması yani beni hiç üzmüyor dediğim gibi en başta konuştuğumuz nedenlerden dolayı.
2018'de işte böyle bir taleple gittim.
Onlar da bana tamam dediler.
Yani o zamanki işte hani yöneticilerim de desteğiyle.
Ve ben Mısır'a gittim antrenman yapmaya 3 hafta.
Ardından da kaçtık Türkiye şampiyonluğuna katıldım.
Ve ilk Türkiye şampiyonluğumu orada aldım.
Ve bu bir rastlantı değildi.
Çünkü gerçekten ilk defa hakkını vererek bir antrenman yaptım.
Ve neticesi de hemen oluştu.
Bu okey böyle yine kolaymış gibi gözükmekle birlikte şey aslında çok zor.
Bütün sene dalmıyorsun, dalmıyorsun, dalmıyorsun.
Sonra böyle büyük rulet gibi böyle her şeyi 3 haftaya yüklüyorsun.
Evet çok zor yani. Serbest sonuçta aslında çok sakin ve hani çok huzurlu bir şekilde yapılması gereken bir spor ya.
Yani bir seneni böyle ayıracaksın.
İşte her şeyin büyük muazzam bir dengede olacak.
İşte para oradan gelecek.
Sen işte kendin dinleneceksin.
İşte sporunu yapacaksın.
2 saat uyuyacaksın. Günde çift antrenman çalışacaksın falan.
Ben böyle hadi tamam çalıştık.
Laptop'u kapattık. Havaalanı oradan, ertesi gün Cumhuriyet Mısırı oradan gel.
İşte Türkiye'de hadi yarışmaya gir.
Hadi bir de başarılı ol falan.
Biraz zordu yani açıkçası ama tabii sonunda başarı gelince unutuyorsun böyle her şeyi.
Ben hep tabii ki bunlara niye katlandım?
Benim tek kafamdaki şey bir gün işimi de spor hayatımda istediğim noktaya evireceğim.
Hedefinden yani. O noktaya yakın hissediyor musun en azından spor tarafında?
Evet bu sene özellikle yani bu sene manen çok tatmin oldum.
Açıkçası ilk defa bu organizasyonda maddi destek de gördüm.
Dolayısıyla diyorum ki ışık var.
Hani hakikaten daha iyi yöne gitme ihtimali var.
İşte 2018 bu arada o aralarda da zaten işte bu dünya rekoru kırarak aslında biraz hem sponsorların hem medyanın böyle ilgisini belki biraz cezbedip.
Daha kolay ilerletilmişleri diye asla rekor denemesi işine de kalkıştım.
2020'de o artık tamam dedim yani bu sene benim sene.
Benim zaten Meksika'dan o kadar zor koşullar altına dönmüyorum ben diye tepemin tasını atmasının nedenleri de bunun arzı.
Dedim ki yani hani ben ya buradan bu rekoru kıracağım ya da kıracağım yani başka ihtimal görmüyorum falan.
Yani bu kararlılık zaten benim etrafımdaki.
insanları toplayıp yapacak bu galiba.
Çünkü kimse inanmıyordu. Ben bir şey söyleyeyim mi?
İzin alamayız. Onu getiremeyiz.
Saçmalama. İşte 2021 geçsin ondan sonra falan diyordu oradaki ekip de yani.
Çünkü hani normal ya.
Olimpiyatlar iptal oldu.
Evet. Biraz ekstrem durumlar.
Ama benim o kararlılığım herhalde yanımdaki insanları da motive etti.
Tamam dediler yani.
Biraz iki işi yapmak zorunda gibisin.
İşin Maddi yönünde öyle mi yani ya da zorunda mısın?
Sadece mesela spor kısmıyla ilerleyebilir miydin?
İlerleyebilir misin? Destek var mı?
Yani şu an ben açıkçası düzenli olarak kendim çalıştığım işten kazandığım gelir dışında bir gelir elde etmiyorum.
Bu sorun branşa göre çok değişiyor bence.
Bazı branşlar için mesela gelir elde etmek daha kolay.
Örneğin ama onların da kendi içinde başka zorlukları var.
Bir kere Türkiye'de sporcu olmak bence gerçekten çok zor.
Çünkü böyle bakıyorsunuz işte Ben kendi branşımdaki insanlara bakıyorum.
Elle tutulur bir şey yok mesela.
Bir başarısı yok ama çoğu ülkede o çok küçük başarıya bile çok büyük kıymet veriliyor.
Yani ciddi destekler olabiliyor.
Bu arada hangi ülkeler böyle?
İtalya. Zaten İtalyanların atasporu serbest alış.
İtalyanın olması çok şey.
Avrupa ülkelerinin çoğunluğunu sayabilirim aslında.
Tek tek söylememe gerek yok.
Ama gerçekten Türkiye'de bence biraz daha zor.
Çünkü genel olarak spor ve sanat vesaire.
Benim ailem nasılsa aslında bir sürü aile de öyle.
Bu bakış açısını kırmamak lazım.
Yani bunları böyle işte ikincil bir...
Bir şey gibi gördüğümüz sürece hep beraber hiçbir zaman bundan para kazanabilir hale gelmeyeceğiz.
Hiçbir zaman para kazanabilir hale gelmeyince de kimse bu sporları yapmayacak.
Birkaç kişi de çok zorlanacak.
Peki bundan sonraki hayaller neler?
Önümüzde neler var senin kafanda?
Zaten hayallerimi önceden kurmuştum.
Öncelikle Türkiye rekorlarını kırmak istiyorum.
Çünkü hepsi bende değil. Ben dünya rekorunu destek bulmak için biraz öne çekip aslında başladım.
Güçlü bir sponsor bulmak istiyorum ve güçlü bir marka işbirliği yapmak istiyorum.
Çünkü benim aslında burada anlattığım şeyleri sistematik olarak bir markayla birlikte anlatıyor olmam lazım ki daha fazla insana ulaşıp neden bu skoru yaptığımı, nasıl
yaptığımı. Evet ve amaçlarım, hedeflerim sadece benim ve sadece küçük bir çevrenin desteklemesi değil, daha fazla insanın desteklemesi için.
Öncelikle bu tarafa biraz ağırlık vereceğim bu sene.
Bu arada işime devam ediyorum şu anda.
İşimle ilgili de ama bunu da burada söylemekten hiç gocunmuyorum.
Uzun vadede büyük değişiklikler yapacağım.
Çünkü Türkiye, şöyle bir durum var.
Türkiye'de değil de başka bir ülkede bizim iş hayatıyla ilgili bu spordan bağımsız konuşuyorum şu an.
Kültürümüz çok farklı yani.
Bir meşgalen olması çoğu kurumunda hoş karşılanmıyor mesela.
Çünkü diyor ki bunun başka bir şeyi var böyle hayattan tatmin olduğu ve beni her an böyle bırakıp gidebilir ve de aynı zamanda da şey nasıl
diyeyim onu yap ama hobi olarak yapsın.
Çok başarılı olmasın. Bir de bir yandan da bizim çalışma saatlerimizle alakalı ve işte İş özel hayat dengesiyle alakalı çok böyle acayip gerçekten benim kesinlikle kabul etmediğim bir tarzımız var.
Yani çok acayip şeyler yaşanıyor Türkiye'de kurumsal hayatla yani o plazalarda gerçekten böyle bir şey yok yani olmamalı.
Aslında aksi diğer kültürün benimsenmesi lazım.
Bir insan özel hayatında ne kadar mutluysa iş hayatında da aslında o kadar performans alabilir.
Ben bunu olacağına dair idealist bir bakış açısıyla 6 yıl boyunca çalıştım.
Şu anda artık olmayacağını kabul etmiş durumdayım.
Bunun içerisinde başka bir yerde bambaşka bir hayat kurmak da olabilir.
Başka bir sektöre geçmek de olabilir.
Ama sonuç olarak işi de sevdiğim bir noktaya evrileceğimi inanıyorum.
Fatma, umarım dilediğin gibi olacak her şey.
Her zaman destekçin deyip olacağız.
Anlattın anlattın ama. Gerçekten çok içten söylüyorum.
Her zaman yanındayız.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
