
Ethem Onur Bilgiç - İllüstratör / Grafik Tasarımcı
21 Aralık 2020 · 36 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
İllüstratör / Grafik Tasarımcı
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Altın Bilezik.
Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Selam dostlar. Bugün sevgili Ethem Onur Bilgiç ile beraberiz.
Kendisi çok severek takip ettiğim bir ilüstratör ve grafik tasarımcı.
Hoş geldin abi. Hoş bulduk.
Gerçekten çok teşekkür ediyorum.
Yorulduk seni. Ben teşekkür ederim davetin için.
Hoş geldin tekrardan. Direkt şimdi meslekle gireceğim muhabbete.
Ne yaptığını bir senin ağzından duyalım mı?
Neler yapıyorsun? Bize anlatsana.
Ben illüstratörüm.
Grafik tasarımcıyım.
Biraz da animatörüm galiba.
Onu tam hala şey yapamıyorum.
Sürekliliği yapamadığım, sağlamadığım için çok da böyle demiyorum ama animasyon işleriyle de uğraşıyorum.
Seviyorum. Sevdiğim işleri yapıyorum.
Öyle diyeyim. Grafik tasarım eğitimi aldım üniversitede.
Ondan önce normal Anadolu Lisesi'nde okudum.
O yüzden biraz geç tanıştım.
Oraları biraz değişeceğim zaten.
Genel genel anlatıyorum. Güzel.
Böyle. Yaptığım işler de aslında dergilere, yayın evlerine, reklam ajanslarına, ilüstrasyona ve tasarım hizmeti vermek mi diyeyim artık ne diyeyim.
Üretiyorum yani. O tip bir iş de üretiyorum.
Abi peki mesleğini böyle tanımlarken zorluk çektiğin bir ortam oluyor mu hiç?
Aleme biraz zor anlatmıştım ama artık onlar da meraklı ve biliyorlar.
Bu süre geçince artık öğrendiler diyorsun.
10 yıl önce ilk başladım.
İllüstrasyon kelimesi bu kadar kullanılmıyordu.
O zaman biraz daha böyle o ne falan gibisinden...
Değil mi? Bayağı yeni bir kelime aslında.
Çok eski bir kelimedir. Bu son 10 yılda biraz popüler oldu.
Dünyada da popüler oldu. Sadece Türkiye'de değil.
O yüzden illüstratörüm dediğim zaman anlaşılıyor biraz daha.
Her şey durumu oluyor değil mi?
İllüstratörüm deyince bir bakıp kalma, o ne falan.
Tabii tabii. En başta çok oluyordu.
O yüzden çizelim falan diyordum.
Çizelim deyince de arka ve kat üst misin oluyordu.
Yani herhalde değişiyordu. Grafik tasarımcıyım diyordum.
Grafik tasarımcıyı da çok anlamıyorlardı.
Evet tam anlaşılmıyor işte.
O yüzden merak ettim hani kendini anlatamadığın noktalarda nasıl işin içinden çıkıyorsun diye.
Daha çok çizerim falan diye böyle kestirmelerden kaçıyorum.
Artık ne anlıyorsa ondan sonra. Abi çizime olan yatkınlığını ne zaman anlamaya başladın ilk?
Ya ben çok ufakken de çizim yapıyordum ama gerçekten sıfır bilinç.
Yani işte ne diyeyim daha çabuk öğreniyordum.
Daha işte çocukken de yanlış da olsa perspektifli çizimler yapıyordum.
Hani ilkokulda, ortaokulda da resim yarışmalarında il ilçe dereceleri vardı ama bunun bir meslek olabileceğini hiçbir şekilde bilmiyordum.
Ailem de bilmiyordu. Çünkü küçük bir ilçede büyüdüm.
Küçük bir ilçede büyüyünce bunları pek bilgilendirilmiyorsun.
Nerede büyüdün abi? Konya Eveli'de liseyi ortaokul okudum.
İlkokulda Kastamonu İnebolu'da.
Bayağı gezdiniz yani. İki yer yani.
Bir tanesi annemin memleketi, biri de babamın memleketi.
Ben Anadolu Lisesi'ni kazanacağım biraz belli olunca Kastamonu'ya yollamak istemediler yatılı okumamak için.
Konya'ya taşındık biraz.
Biraz o vesile oldu. Anladım.
Yani gençlik, küçüklük zamanlarında başladı yani bu.
Başladı ama meslek olacak diye hiç düşünmedim.
O yüzden de lafını bölüyorum ama mesela lisede hiç şey yapmadım.
Çizim yapmıyordum. Hatta bizim resim dersinde müzik hocası gibiydi.
Öyle boş geçiyordu yani. Şöyle bir şeyim olmadı.
Ama tabii abi lise dönemi ve hani biraz ortaokul falan bayağı küçük olduğumuz dönemler olduğu için bunu algılamanın yani zor olduğu dönemler.
Peki ama devamında bunu okudun.
Ya şöyle bir şekilde bu lisede hani meslek testleri oluyordu ya.
Rehber kocağını yaptı.
Onlar da bir şekilde ben sayısal okuyordum liseyi ama hep şey çıkıyordu işte iç mimarlık, endüstriyel ürünler tasarımı falan bunlar çıkıyordu.
Ama kimse de şey demiyordu.
Hani buna git, bunlar böyle gidilir denen bölümler.
Birisi de yardımcı olmuyordu. Lise bittikten sonra ilk sene istediğim puanı alamadım.
O zaman ÖSS vardı şimdi artık ismi ne oldu o sınavı bilmiyorum ama.
Evet ben de bilmiyorum valla ya. Çok istediğim puanı alamadım.
Böyle dershaneye gitme diye bir şey vardı.
Bir yıl daha dershaneye gideyim, çalışayım.
Ben 3 yıl falan gitmiştim abi ya.
Bir kafa vardı. Tam ona başladığımda da işte bir tane ressamla tanıştık falan.
Hani o böyle biraz şey yaptı.
Şeydi mi? Konya'da mı bu?
Evet evet. Ali Fuat Koç ismi.
Daha önce İstanbul'da o da kurs veriyormuş.
Hazırlık kursu. İşte kendi de ressam.
Bir şansla onunla tanıştık.
O dedi ki senin kafan da yatkın.
Çok hızlı öğreniyordum çünkü bir şeyler anlattığı zaman çabuk kapıyordum.
İki hafta falan o biraz ders verdi bana.
Sonra İstanbul'a yolladı ama o sene kazanamadım.
Yaz dönemiydi vesaire.
Abi onunla tanışma lafını bölüyorum ama tanışma nasıl oldu?
Aslında çok önemli bir... Dönüm noktası olmuş olabilir.
Sanırım onun annesi de benim annemin gün arkadaşıydı öyle bir şeydi.
Ama böyle annem de şeyden çıtlatmış onu.
Bizim çocuk böyle hani çok da şeye meraklı değil.
Ne mühendis olmak istiyor ne öğretmen olmak istiyor.
Çünkü gerçekten istemiyorum. Ne vardı aklında bu arada?
O anım ne gelirse olası ya öyle bilinçsiz bir çocuktum yani.
Aslında bilinçsiz bir çocuk değil de hepimiz öyleydik.
Çünkü o dönem ne bilebiliriz ki abi mesleklerden.
Önce şey çünkü üniversiteye gitmen lazım.
Gitmezsen sarsevisin. Nereye gidersen git ama bir üniversiteye git gibi bir kafa vardı.
Kesinlikle evet öyle. Hani o biraz vesile olunca da öyle başlamış oldum.
Ama dediğim gibi hemen de kazanamadım yani öyle bir şey başarı öyküm yok yani.
Hemen bir ayda girdim okula falan gibi.
Yok kesinlikle zaten şey değil abi. Başarı öyküsü değil de o yoldaki küçük tecrübeler bence daha değerli.
Tabii tabii o yol bana bayağı şey öğretti.
Yani kaybetmek, kazanmak, kazanmanın değerini bilmek vesaire.
Klasik olacak ama o biraz...
Yok ama unutuyoruz onu çoğu zaman.
O dönemde öğrendim yani onları.
Sonra İstanbul'a gelip mi çalışmaya devam ettin yoksa bir yılda...
İstanbul'da bir atölyeye geldim.
Ada Sanat'a. Mehmet Güveli'ye.
Sağ olsun ondan çok şey öğrendim.
Hani o yüzden de böyle desenim biraz iyiydi yani.
Ona geliş süreci nasıl oldu?
Araştırıp buldun falan öyle bir şey mi oldu?
Şöyleydi. Bir maç sonra da bizim okulda Zeki Alpan vardı.
O da annemin ya akbabasıymış ama çok tanımıyorlar.
Yani çok uzaktan böyle başka akbabalar var.
Ona bir gidin gibi böyle araya girdim.
Klasik biraz Anadolu hikayesi yani.
Hani bir gidin belki akıl verir falan dedi.
Ben de gittim işlerimi gösterdim.
Bir de bizim üniversitelerini görünce de şey oldum yani ben tam bu okulda okumak istiyorum dedim.
Çünkü Konya Veli'de Toroslar'ın eteğini de okudum ve hani böyle yani vahşi hayat falan da oluyor.
Deniz kenarını görünce dedim ki ben burada okuyayım.
Geçişte evet evet sert bir geçiş olmuş.
O yüzden hani o biraz şey ya o yönlendirmişti.
Ada sanata gidebilirsin diye böyle reklam yapıyorum ama arkasında durabildiğim şey olduğu için reklam yapıyorum yani.
O sağ olsun onun sayesinde kabul etmişti Mehmet Hoca da beni.
Öyle başlamıştım orada da. Ondan sonra zaten kazandın ikinci yılda.
Orada spesifik grafik tasarım okumak istiyorum diye mi gittin yoksa?
Yok ben hiç istemiyordum grafik tasarımı.
Ben resim ya da heykel istiyordum çünkü sanatçı olacağım falan gibi.
Güzel olsun çok güzel.
Ya film izliyorum işte Michelangelo'nun hayatını izliyorum.
Aa diyorum işte bu heykel tıraş olayım işte sallıyorum ne bileyim başka bir şey izliyorum.
Oradan aa ressamlık.
Ama tam doğal olan bu değil mi abi?
Evet yani böyle savruluyorum yani ne istediğimi çok bilmiyorum ama sanat bölümü okumak istiyordum daha çok.
Tasarım bölümü değildi aklımda.
Anladım. Ama hem ailem hem de atölye hocam dedi ki senden sanatçıdan daha çok tasarımcı olur.
Sen bence bunu düşün. Biraz böyle istemeye istemeye gittim ama çok doğru bir kararmış o.
Yani bu yönlendirme işime yaradı uzun vadede diyorsun.
Çok yaradı. Yani resim ya da heykelde okudum ama gerçekten verik tasarım daha tasarım disiplini daha benlikmiş.
Daha o daha bana kişiliğime uyan bir şeymiş.
Şimdi ailem şöyle dedi işte hocam böyle dedi diyorsun ya bu süreçte Sen bu kararları verirken ailenle ortak mı aldınız ya da onların tepkileri ne oldu mesela?
Onu merak ediyorum. Ya ben grafik tasarım kazandığımı da söylemedim ya.
Çünkü çok net onlar beni oraya yollayacaklardı.
Zaten onlar bayağı istiyordu yani.
Ya şey gibi bir düşünce var. Bence yanlış bu ama hani çok ailemin durumu iyi değil.
Annemler ve babam da biraz şeyden korkuyorlar.
Çok durumumuz iyi değil. Hani sanat bölümü okursa nasıl şey yapacağız?
Yetebilecek miyiz? Hani onların öyle korkuları vardı.
Genel olan bir şey. Haklı yani şu an bakınca haklı buluyorum.
Bence yanlış ama birinçsizliğin içinde de haklı buluyorum kendi görüşlük, kendi perspektiflerinden bu bakış açısını.
Evet. Biraz o yüzden beni şey hani böyle daha şey gibi grafik tasarımı gidince hemen para kazanıyorsun gibi bir yanlış algı var bizim bölümlerde.
Var değil mi? Öyle bir şey var. Var var.
O yüzden hani biraz onlar onu istiyordu.
Hani biraz hemen kendilerinin aklında kalıyor. Biraz daha kendi garantiye al.
Yani şey miydi aslında? Hani altın bileziğin olsun grafik tasarımcı mıydı birazcık?
Biraz öyleydi. Hani resmi gene yaparsın sen.
Babam sınıf öğretmeni.
Annem hani işçiydi.
Sonra işte kendi butik dükkanı açmıştı.
Hani öyle güzel sanatlar ya da tasarımı hakkında bir bilgiler yoktu.
O yüzden daha duydukları şeyler üzerinden kararlar veriyorlardı.
Yani o yüzden yanlış değildi.
Belki de hatta benim için iyi oldu.
Ben bazen böyle görüyorum. Hani benim için zamanında böyle yanlış gibi duran şeyler şu an baktığımda çok doğru yerlere oturuyor.
Bazı o yanlışlar doğruyu...
Doğuruyor kafası zaten. Tabii tabii.
Taliseye döndüğümde bile mesela işte sayısala gitmiştim.
Eşitarlığa gitseydim Büyükoska'da daha yüksek bir puan alabiliyordum.
Çünkü matematik ve Türkçem iyiydi. Fen bölümlerim benim daha zayıftı.
Mesela o iyi. İstedim puanı alsaydım.
Mesela o zaman üniversitede güzel sanatlar düşünmeyecektim.
Bir de zaten otomatik. Ben bir eve gitmiş olacaktım.
Evet. Böyle baktığım zaman her şey daha doğru bir yerlerine oturmuş oluyor hayatımda.
Yani aslında onlar da şey de diyebilirlerdi bu arada abi.
Mühendis olacaksın falan diye de zorlayabilirlerdi aslında.
Tabii tabii. Yani babam hatta şey diyordu hani bir bölüm kazan klasik verdi böyle.
Ondan sonra güzel sanatlara gidersin gibi.
Ya öyle yani çünkü yani dediğim gibi küçük ilçede büyüyünce öyle çok da...
Abi aslında küçük ilçeyle sınırlı değil bence.
Evet tabii İstanbul'da da oluyor bu.
En vizyonlu dediğimiz insanlar da bence aynı baskıyı uyguluyor çocuklarına ya.
Ya Türkiye'de çünkü şey bu üniversite okumak mecburi gibi bir şey ya.
Hani ona getirdiler. Nerede olursa olsun bir üniversite oku.
İşte bir özel okul açıldı, şov açıldı falan.
Ben çok da doğru bulmuyorum.
Yani üniversite okumadan da istediğin meslekleri de yapabilirsin.
Tabii okursan iyi bir okula okursan da daha kolay.
Aynısını aynı muhabbeti yaptık geçenlerde.
Yani evet okul okumak ya da bir şey öğrenmek önemli.
Mesela usta çırak diye bir şey de var öte yandan.
Biz için üniversite bir büyütüldü.
Farklı bir yere konuldu ya abi.
İlla gitmen lazım kesin.
Bir ton üniversite mezunu var ama sonuç ortada yani.
Çünkü üniversitelerimiz yeterli değil yani.
Hani kaç tane gerçekten güzel sanatlı üniversitesi var?
Sadece o alanda konuşuyorum. Diğer alanda işte ahkem kesmiyorum ama.
Bilmiyorum bence yani akademisyen eksikliği çok yüksek.
Hani kaç tane üniversite gerçekten...
bu işi bilen, uluslararası anlamda kendini kabul ettirmiş akademisyen var.
Bu da tartışılır yani. Çok haklısın.
Grafik öncesinde başka aklına bir meslek var mıydı ya?
Hani çizim yapıyorsun bilmem ne falan filan da başka şunda olmak isterdim.
Güzel sanatlar düşündüm.
Normal lisedeyken düşündüm.
Yoktu hiç yoktu. Gerçekten o kadar bilinçsizdim ki.
Anladım. Yani puanım neye gelirse?
Çevre mühendisliğine falan mı gitsem?
Şuraya mı gitsem? Üniversite olarak değil yani meslek olarak.
Mesela ileride ben şunu yapmak isterdim dediğim bir şey var mıydı?
Yok bayağı şeydi. Hep bu yoldaydı değil mi?
Ona gideceğim. Çünkü gerçekten böyle eğitiliyoruz.
Yani çok kötü bu. Ortaokul üniversitede bilinç seviyemiz çok düşük oluyor.
Ki zaten o yüzden genelde insanlar üniversiteyi bitirip sonra kendi istedikleri mesleklere gidiyor.
Hemen hemen hepsi öyle oluyor ya insanların.
Çünkü dediğin gibi yani üniversite mecbur.
Bir oku onu. Üniversite hayatı nasıl geçti?
Oradan devam edelim. Yani çoğu yakın çevremin de dışında ben üniversiteyi çok seviyerek okudum.
Rahat okudum bir de yani. Ama çok güzel bir üniversite abi sizinkide.
Ya hem güzel hem şanslıyım çok iyi hocalar vardı.
Şu an çoğu emekli oldu. Hani bilmiyorum benim için hem çok öğretici oldu.
Bir de aç geldim ben.
Hani böyle bir şekilde yaşım çok yani 20 yaşında girdim galiba üniversiteye.
Şey gibi girdim ama. Çok geç kaldım çok yaşlıyım falan gibi triplerde girdim.
Kültürel olarak da çok kendimi yetersiz buluyordum.
O yüzden hep böyle bir kendimi geliştirme açısıyla saldırdım yani biraz şey olarak.
Anladım. Hem kültürel hayatta, müzikte, sinemada.
Hani hep böyle bir öğrenme. Yani küçük şehirden büyük şehire de geliyorsun.
O da... Evet evet yani merakım vardı bazı şeylere ama çok bilmiyordum yani daha biraz cahilliklerim üzerimdeydi.
Öğrenmeye aç bir şekilde.
Evet o yüzden de çok saldırdım.
Özellikle ilk iki yıl üniversitem böyle hep öğrenme çok saldırıyla geçti benim için.
Büyük ihtimalle ama şu an hala onun ekmeğini iyi olabilirsin abi ya.
O dönem öğrendiğimiz şeyler o kadar iyi kafamıza giriyor ki çok güzel oluyor yani.
Ya o motivasyon tabii benim... gelecek için çok etkiledi o kadar çalışmak.
Yani belki o kadar zorlanmasaydım ilk girdiğim yıl üniversiteyi kazanıp işte 18-19 yaşına girseydim.
Çok yaş farkı yok gibi ama o yaşlarda biraz fark oluyor.
O yaşlarda evet fark belli. Belki daha kolay elde etseydim üniversite belki dediğin gibi şey olurdum.
Daha salardım. Çok öyle çevremde insan gördüm çünkü.
Daha geç motivasyonlarını sağlıyorlar.
Ben daha motive girmiştim. O yüzden de üniversitenin değerini bildiğim gibi geliyor bana.
Grafik tasarımı da sevdin bu süreçte.
İlk yıl baya ben şeydim ya böyle İstemediğim bölüme geldim.
Ben ne yapıyorum bu bölümde gibi triplerdeydim biraz.
Onu da anlatayım hatta.
Sonra da şeye düştüm.
Desenim fena değil karakterim ama bir şey dönmüyor.
Yani desen dışına çıkamıyordum. İş olmuyordu yani.
Bitmiş bir iş olmuyordu. Böyle üniversitenin ilk ikinci ayında falan işte ben şey oldum böyle.
Tamam ya ben artık çizim yapmayacağım.
İşte bir ajansa girelim zaten.
Grafik tasarımcı olurum gibi böyle bir kafaya aldım.
Ve bir ay falan hiçbir şey çizmedim.
Arkadaşlarım garipsiyordu çünkü ben hep bir eski defterim olur yani her gittiğim yerde de çizim yapardım o zaman.
Daha çok çiziyordum eskiden böyle sokakta falan da duramazdım.
Böyle insanlar da garipsiyordu yani niye bıraktın falan bırakma falan diye.
Sonra bizim okulda şey olmuştu.
Ralph Steadman bir İngiliz ilustratör eskilerden.
Onun bir söyleşisi olmuştu.
Kimse şey bir de duygu yapmadıkları için kimse yok bizi böyle yoldan çevirdiler bölüm başkanı falan.
Onu bir dinleyin falan insan olsun falan diye.
Şansım yani işte yani şanstı bu.
Mesela gittim ve benim... Şey oldum.
Aa evet ben listatör olacağım. Şeyim o konuşmaydı.
Onun söyleşisiydi.
Bir dönüm noktası oldu biraz.
Tabii tabii. Eve gidip böyle onun işte böyle biraz mürekkep sulu boyadı.
Ben hemen böyle mürekkep ve sulu boya saldırmıştım.
Günlerce çizim yapmıştım ondan sonra.
Hem motivasyon olmuştu hem böyle gözümün önündeki bir malzemenin ne kadar farklı kullanabileceğini falan görmüştüm.
Böyle kafam açılmıştı.
Yani tek bir seminerle. Abi işte beklemediğin şeyler fazla etki gösterebiliyor hayatında aslında ya.
Tabii tabii. Yani imza da aldım.
Hala dolarımdan sonra. Yıllar sonra da mesela aynı kitaba girdim.
O da böyle benim için çok duygusal bir andı.
Gurur verici aslında. Çok keyifli olmuş.
Çok güzel olmuş. Şimdi okulu böyle severek okudun, bitirdin.
Bitirdiğinde aklında ne vardı?
Ben artık grafik tasarım okudum.
Şimdi ne yapacağım diye düşündün mü bitirdiğinde?
Yoksa ben bir bakayım ya falan filan mı dedin yani?
Ben de şöyle oldu. Ben zaten diploma projemi geçen yıl verdim galiba.
Ya geçen yıl mı? Bir buçuk sene önce mi ne verdim?
Ben normal üç buçuk yıl okudum okulumu.
Derslerimi verdim. Bizde şey var.
Bütün dersleri verip kredini tamamlayınca diplomaya geçebiliyorsun.
Anladım. Normal süreçte diplomaya geçtim.
Ve diploma projeni sen kendin sunuyorsun.
Altı yıl önce ben sundum ve gitmedim son okula.
Çünkü işte askerlik, iş şu bu.
Hani dedim ki bir ava vereyim. Evet.
Bir de o noktada o kağıdı alman çok bir şey değiştirmeyecek senin için.
Tabii tabii. Bir de benim şansım işte ben ikinci sınıf, hatta birinci sınıfın sonundan beri hep dışarıya iş yaptım.
Dergileri, oraya buraya. Belki çok paralı işler değil ama yapıyordum.
Yok, önemi yok abi. Yani aslında ortama girdin diyebiliriz yavaştan.
Evet, evet. O yüzden de diploma bölümü, diploma projeme gelince zaten ben dışarıya iş yapıyordum.
O yüzden de şey gibi olmadı.
Üniversiteyi bitirdim ve şimdi ne yapacağım ya da ne yapayım, bir yere başvuru yapayım mı gibi hiçbir şeyi yaşamadım.
Zaten sen üniversitenin başından beri yavaş yavaş işlere girmeye başladın.
Evet yani biraz o böyle şey homojen gitti bende iş hayatım.
Üniversiteyle iş hayatım birlikte.
Zaten başlamış gibi oldu yani.
Evet evet. Neler yaptın abi mesela?
Üniversitedeyken mi? Yani ilk girdiğin mesela ilk başladığında ne yaptın?
Dergilere çiziyordum ama tabii işte Radikal Kitap, İyi Kitap ondan sonra başka birkaç gazeteden yapıyordum.
Sonra Sabit Fikir'e yapmaya başladım.
Oradan NTV tarih gördü o istedi.
Banta iş yapıyordum. getiriyor birazcık.
Tabi tabi işte bant dergisine iş yapıyordum.
Hatta ilk başta bant dergisine iş yapıyordum.
Ve tek beni mail atıp başvurduğum dergide bant dergisiydi.
Sade Güven'e mail atmıştım.
Süper çok güzel. Hala duyuyor bende Sade'de bazen düşünüyor sonra.
Ben de mimarsın anlayayım.
Torpil isteme hali oldu.
İlk bantta başladım.
Sonra diğer saydığım dergilerle devam etti.
Buralara sen Yani sen girişimcilik yaptın.
Yani sen girişken davrandın diyeyim daha doğrusu değil mi abi?
Başta sen yazdın, yapmak istiyordun.
Yok sadece banta yazdım ben. Başka hiçbir yere yazmadım.
Devamlı geldi zaten. Onlar gördükçe işte internet sitemi güncel tutuyordum.
O zaman çok Instagram falan yoktu ama.
Evet doğru. Facebook biraz daha aktifti.
Facebook'a işlerimi yüklüyordum. İşte internet sitem hep günceldi falan.
İnsanlar görmeye başlamıştı artık işlerimi.
Reklam ajanslarından da işler almaya başladım.
Çok güzel ya. Ve büyük işlerde yaptım öğrencilik.
Rakın Koka afiş yaptım.
Malatya Film Festivali'nde, Bursa Film Festivali'nde afişler yaptım falan.
Hani bir... Öğrencilik için iyi işlerdi bunlar.
Bunlar hep öğrencilik döneminde yaptın.
Öğrencilik döneminde yaptım. Biraz da şundan sordum.
Yani mesela ben bunu okuyorum da ne iş yapacağım diyen arkadaşlar biraz girişken davranabilir mesela.
Hani erken davranıp biraz piyasaya girmeye çalışabilir ya da ilk başta parasına bakmadan belki de biraz daha çizip.
Hatta en güzel bence kendi projeni geliştirmek.
Mesela afiş yapmak istiyorsan ya da tiyatro afişi yapmak istiyorsan tiyatro afişi yapıyor olman lazım ki insanlar görsün.
Aa bu çocuk tiyatro afişi yapıyordu.
Evet yani iş geldi de yapmak değildi.
Tabii yani çünkü ben de mesela tiyatro afişi çok yapıyorum.
Yapmamın nedeni ilk Galata Performa iş yapıyordum.
Oradan birisi Bakırköy Belediye Tiyatrosu'na gitti.
Oraya iş yapmaya başladım. Onu gören işte moda sahnesi geldi sen bize de yap.
Onları yaptığın için zaten başkaları görüp bu farklı bir şey yapıyor ya da iyi bir şey yapıyor.
Ya da birisi seni bu çocuk düzenli çalışıyor diye önerdiği için o alanda devam ediyorsun.
Aynen öyle. Bundan sonra da zaten sen üniversitede başlayan bu meslek hayatı diyeyim.
Aynen devam etti şimdiye kadar değil mi?
Hiç değişmedi. Hiçbir değişiklik olmadı yani.
İlk gün nasılsa şu anda öyle.
Evet yani arada kendi başıma işler açıyorum.
İşte böyle kısa animasyon, çizgi romanı falan.
Ama onlar da insanı dinç tutuyor.
Yani biraz zorlamak lazım. Kesinlikle abi.
Kendini zorlaman o konfora da ondan çıkmak gerekiyor bazen.
Kesinlikle. Yoksa ben hep aynı şeyi yapıyormuşum gibi hissediyorum bazen.
Evet evet evet. Bu arada bizim mesleklerde o sıkıntı maalesef var abi.
Biz de hep konuşuruz. Müzikte de öyle mesela.
Bir döngüye giriyorsun. Durmadan aynı yerlere konsere gitmeye başlıyorsun.
Konfor alanı oluşuyor. Evet öyle bir konfor alanı.
İşte Ankara İF. İşte İzmir bilmem ne.
Hep oralar senin konfor alanı oluyor.
Dönüyorsun. O da bir beyaz yakanın düştüğü duruma düşme gibi bir şey oluyor bir noktadan sonra aslında.
Eleştirdiğimiz daha doğrusu nokta oluyor.
Yaratıcılığın da gidiyor. Korkuların gidiyor vesaire yani.
Bence şey bir şekilde yaptığımız işler bizi bir şeyler öğretmedi.
Zorlamalı hatta. Tabii her iş değil ama.
Yani arada bir böyle zorlanman lazım, sarsılman lazım.
Yoksa dediğim gibi hep aynı şeyleri yapıyorsun.
Aslında kafanda benim işim dediğin, iş olarak benim sevdiğin dönüm noktası sence ne?
Yani bu para kazandığın an mı yoksa mesela başka bir motivasyonun mu vardı bu konuda?
Yani para kazanmak tabii ki de bir motivasyon ama aslında şeydi hani yapmak istediğim işten para kazanmak.
Çizerek para kazanmak istiyorum.
İşte ne bileyim afiş yaparak para kazanmak istiyorum.
Kitap kapağı yaparak para kazanmak istiyorum.
O yani... Yani buna karar vermek aslında biraz.
Ona karar verince belki başta kazanmıyorsun ama bir noktada işini iyi yapan herkes parasını kazanır ya.
Kesinlikle abi. Yani başta para almasan da o motivasyonla ilerleyince istemediğin kadar belki.
Ya çünkü şey gibi geliyor.
Bana da soru geliyor mesela işte bu işte para var mı?
Yani böyle gireceksen...
Tamam onu da soracağım sana.
Hatta o tweetini okumuştum.
İlk bölümlerin birinde ona örnek de verdim bir arkadaşa.
Kaykaycı bir arkadaşıma. Çünkü çok soruluyor bizim mesleklerde.
Onu da soracağım sana.
Abi bu sizin meslekte sence alaylı olmakla okullu olmak arasında bir fark var mı?
Mesela okullu olmalı bence kesinlikle bu işi yapan der misin?
Yoksa alaylı insanlar da yürüyebilir mi?
Okullu dediğim işte hangi okula mı?
Yani o da bir soru.
Alaylı da yürünür. Kendini yetiştiriyorsun çünkü.
Yani alaylıyken de kendini yetiştirebilirsin.
Hele günümüzde... internet var, daha çabuk ulaşabiliyorsun bazı kaynaklara.
Eskiye göre daha hızlı. Kendini yetiştirip alaylı olarak yapabilirsin.
Buradaki fark şu, okullu olduğun zaman üniversite okuduğunda ödevlerin, çevren, projelerin, yaptığın her şey senin mesleğinle ilgili.
Alaylı olunca haliyle başka bir mesleğin oluyor ve onun yanında bunu götürmeye çalışıyorsun.
Evet. Motivasyon zor olabiliyor ya da ne diyeyim çevren daha kısıtlı kalabiliyor.
Çünkü üniversitede okuduğun zaman çevren bir şekilde de...
Ne diyeyim? İşte ajansları giriyor, onlarda çizim oluyor.
Çevreye de ihtiyaç var sonuçta evet.
Yani öyle avantajlar var ama bence hani alaylı kendi çok iyi bu işi yapan insanlar var.
Türkiye'de de var, dünyada da var. Yani bir örnek vermek gerekirse mesela 30 yaşında bir insan normal bankada çalışıyor.
Alaylı bu işe girip öğrenmeye başlasa yapabilir mi sence?
Yani para kazanacağım diye girmezse ve sadece seviyorsa bu işi.
Yapar bence. Çünkü sevgi önemli.
Yoksa motive nasıl olacaksın? Çünkü en başta para vermeyecekler sana.
Kesinlikle vermeyecekler. O yüzden sevgiyle motive olman lazım.
Yani yaptığın işten haz duyuyor olman lazım.
Ya da insanların övgüsünden hoşlanıyor olman lazım.
Zaten bizde bence o kavram biraz yanlış anlaşılıyor abi.
Hani para kazandığında o iş olmuş gibi anlaşılıyor ya.
Öyle değil abi. Sevdiğin şeyi yapman lazım önce.
Para değil motivasyon aslında.
Bizim biraz geleneksel bir toplumdayız sonuçta.
Övveti olarak da biraz onunla alakalı.
Yani çıkıp...
Şey olman lazım işte eskiden var ya yani ya mühendis olacaksın ya işte doktor olacaksın ya evet memur olacaksın.
Ya da asker olacaksın yani bunlar hani direkt böyle çünkü okuyorsun ve hemen maaş bağlanıp işe başladığın işler.
O ağlanıyor biraz hala bir şekilde ama dünya öyle değil artık.
Dünya da değişti. Evet abi biraz artık değişmek ve görmek lazım.
İnsanların psikolojisi içinde çünkü istemediği şeyi yapan adam da günün sonunda mutsuz oluyor ve bu topluma kötü yansıyan bir toplum.
Bence mutsuz bir toplumuz mesela ben öyle görüyorum.
Aslında çok eğlenmeyi seven bir toplumken.
Bir şekilde mutsuz bir topluma dönüşmüşüz.
Gitgide de biraz daha sanki daha da mutsuz oluyoruz yani.
Ben o mutluyum ya. Bir noktada dönecek, değişecek çünkü.
Hep böyle gitmez yani. Ama şey hikayeleri de çoğaldı tabii.
İşte iş değiştiren, işte kendi vizyonunu genişletip o yolda yürüyen ya da ne bileyim istediği şeyi seçebilen üniversitede falan.
Öyle şeyler çoğaldı gün geçtikçe tabii.
Ya bizde şey lafı var ya işte giden geleni aratı falan.
Böyle hep böyle bir şey.
Kovulmacı hani böyle bir... Konfor zorunumuzu oluşturalım ve orada kalalım.
Mesleği bırakma aman falan.
Yeni bir şeye atılmaktan korkuyoruz.
Yeni maceraya başlamaktan da korkuyoruz.
Kesinlikle abi. Sevdiğimiz şeylerin peşine düşmüyoruz o yüzden.
Yani iyilik yaptığını düşünürken biri sana aslında senin hayatınla oynuyor ve mutsuz olmana yol açabiliyor yani.
Tabii yani başarısız ol ne olacak mesela.
Hepimiz başarısız olmaktan korkarak büyütülüyoruz.
Abi evet ya zaten en çıldırdığım nokta kendi kendime düşürürken o.
Ya ben bir şey deneyebilirim.
Ama başarısız olmayabilir.
Bir daha denerim. Yine olmayabilir.
Ama belki beşinci de çok iyi olacak yani.
Bu ne kadar istediğinle alakalı bence.
Yani işte bizim toplumda bu böyle olmuyor.
Hemen senden de bir şey olmuyor falan oluyor.
Ne diyeyim? Tabii tabii. Bu olmaz.
Yapamayacak. Bir pabuç olmak senden gibi laflar yiyorsun ondan sonra.
Ailenden de işte ne bileyim tanıdıklarından da.
Zaten insan ondan gerilmiyor bence.
Yapamayacağından falan değil.
Herkes yapabileceğine inanıyor.
Ama gelecek tepkilerden korktuğu için o yola giremiyor aslında bakarsan.
Senin okuduğun bölüm...
Başta da söyledim bir altın bilezik gibi görülüyor aslında.
Bu altın bilezik kavramına nasıl bakıyorsun aslında onu merak ediyorum birazcık.
Ülkedeki daha demin de bahsettik ama yani değişme ihtimali olan bir şey mi sence?
İşte garantiye almacılık hemen böyle bir yani bir en kötü şeyde şunu yaparım gibi bir zihniyet var.
Bilmiyorum bence denemek yeni şeylere atılmak daha doğru yani.
Kesinlikle. Peki bir değişim görüyor musun yıllar geçtikçe bu algıda ülkedeki?
Yani değişecek mecburen.
Bence biraz kırıldı. Değil mi?
Kırıldı biraz. Bir tık daha bu internet bence sosyal medya biraz şey etkiledi.
Çünkü başarı öykülerini görüyorsun.
İnsanları daha iyi tanıyorsun. Eskiden şimdi bir bakıyorsun işte ne bileyim bir ressam var ve diyorsun ki o zaten ya zengindir ya ailesi desteklemiyor.
Hani bir şey hemen kafanda böyle bir alt metin yazıyorsun.
Önyargılıyız çok. Yani bana da çok yazıldı.
Hani insanlardan duyuyordum işte.
Mesela kısa film yapıyorduk.
İşte mesela gösteriyorlar derse.
Başka bir öğretim görevlisi arkadaşıma anlatmış.
Bizim kısa filmi göstermiş.
Öğrencilerin hepsi şey demiş. İşte parayı bulmuşlar, şöyle yapmışlar.
İşte zenginler herhalde falan. Biz o zaman parası bin liraya çekmiştik.
Yani onu da 400 lirasını yanlış harcadık.
Onu da kullanamadık. Ama bir şekilde çözüm yapmaya çalışıp çözmüştük.
Dışarıdan bakılınca çözüm aramak yerine bizde şey oluyor.
bahaneler bulunuyor. Biraz bok atmak ya da bahane.
Ben yapamıyorum çünkü o zengindir.
Ben işte o kadar param yok yapamıyorum.
Senin örneğinde mesela hiç öyle bir şey yok abi.
Bir para örneği yok mesela. Sadece ailen aslında destekçi davranmış yani birazcık.
Destekledi. Onu şey yapamam.
Çünkü bazen ailesi de destekliyor.
O daha zor durumda. Tam tersi. Geriden çekme durumu oluyor.
Ama mesela desteklerken de böyle şey değildi.
Böyle anlatınca da çok da toz pembe olmasın.
Ailemi çok seviyorum ama İlk dediğim anda da böyle gelip o hemen git falan deyip böyle pohpohlamadılar.
Bunların da o kavgaları verip o strese girip başka savaşlar veriyorsun.
İşte o savaşı da bence vermen gerekiyor.
Çünkü karşıdaki de öyle yetişmiş bir insan.
Aslında o da bir noktada haklı.
O noktada sen biraz daha üstüne gitmelisin ki ona anlatmalısın ki istediğini ona kanıtlamalısın ki o da sana inansın.
Bir hikayenin macera olması için engellerinin olması lazım.
Sonuçta kendi hikayenden kahramanlısın.
O mücadeleyi vermen gerekiyor.
Yoksa herkes seni pohpohlayıp iterse zaten o macera olmaz mı böyle?
Evet abi yine o konfor alanı muhabbet olur yine.
Bu şimdi senin okuduğun grafik tasarım okudun abi.
Sonuçta bu da bir... Sonuçta üniversite bitirdin.
Bir altın bilezik olarak görünmesi gerekiyor aslında.
Sence görülüyor mu? Yoksa o da diğer bu hobi gibi görülen işlerden mi sence?
Şöyle olabilir. Her anlamda her ölçekte ajans olduğu için mesela grafik tasarımı bitirmiş bir insan çok iyi bir reklam ajansına da girebilir.
İşte merdiven altı bir matbaaya da girebilir.
Altın bilezik diyeceksek aç kalmayacağın kadar bilezik evet.
Bir şekilde paranı kazanırsın.
Aynen ama toplum sence nasıl görüyor bunu?
İnsanlar, aileler falan filan.
Aileler grafik tasarımı daha şey görüyor aslında.
Garanti meslek gibi görüyor.
Ben ama hep şey diyeyim yani bir işi iyi yapıyorsan oradan kesinlikle iyi para kazanırsın.
Ben hep böyle düşünüyorum. %100 abi.
İstekliysen ve çalışıyorsan ben de sana çok katılıyorum.
Mesleğin ya da okuduğun şeyin ne olduğu önemli değil.
Bence iyi bir yere geliyor insan.
Tabii yani mesela okul okuma iyi bir marangoz olursan çok çok iyi para kazanırsın.
Aşağı yukarı görmek için söylüyorum.
Sadece şu an olmayan bir şey.
Aşağı görmek değil abi.
Sen gidip birine mesela ben marangoz olacağım desen Dalga geçersen.
Ondan bahsediyorum işte ve hiçbir okul okumadan gidip marangoz olsan ve bu işte ustalatsan gerçekten ustalatsan çok iyi bir gelir kaynağı olmuş olur.
Evet kesinlikle ama işte o noktaya belki de geliriz bir gün bilmiyorum.
Daha eskiden belki de öyleydi bu arada.
Tabii tabii. Şimdi mesela bu üniversite durumundan dolayı bence böyle oldu.
Çünkü işte askerlik uzun yapıyordum falan.
Gerçi mesela onlar da değişti galiba.
Değişti değişti. Şimdi bir yıl. En büyük korku oydu çünkü askere uzun gidersin oğlum.
İşte okul okumamış.
Derler falan. Tabii zaten bizi en güzel kandırma yolları şeydi abi.
Oğlum üniversiteyi oku en azından askerliği kısa yap.
Baya TSK şey yaptı. İnsanlar akademisyen yaptı.
Baya bizi böyle kandırdılar ya.
Evet abi şey konusuna gelelim asıl.
Çok merak edilen para muhabbeti bizim ülkede en önem verilen konu.
Senin de o tweetini unutmuyorum.
Gerçekten örnek veriyorum. Bir de soruyor ya insanlar çekimeden direkt lök diye.
Bu işten sen nasıl para kazanıyorsun falan gibi.
Ne abi işin gerçeği?
Biraz senin tarafından dinleyebilir miyiz?
Ya benim mesleğimde şöyle bir şey var.
Bana bir problem geliyor. Yani diyorlar ki böyle böyle bir görsel istiyorum.
Ama ortada görsel yok.
Sözler var. Ben o sözleri hep imgeye çeviriyorum.
İşte bunu öğreniyorsun zaten mesleğini yaparken de.
Ve bu para ediyor. Çünkü onu doğru yapman, hızlı yapman.
Hızlı değil de en azından o süre içinde yapman.
Bunlar aslında şey. Adamın sana güvenmesi, o işi gerçekten yapıp teslim ediyor olman.
Bunların hepsi senin paranı etkiler.
Kazandığın parayı etkiler. Ne kadar değişik bir şey yapabiliyorsun?
Standart bir şey mi yapıyorsun? Özel gelen bir şey mi yapıyorsun?
Evet. Bunların hepsi ayrı ayrı. Problem çözmek.
Problemi çözebiliyor musun? Gelen problemi.
Yani bunun sonunda iyi geliri olan bir iş yani bu.
Hani insanlar bunu da bazen görmüyor ya.
Bence iyi. İyi yaşadığımı düşünüyorum.
Hayır zengin değilim. Belki riyatlarım katlarım yok ama hayatım en azından istediğim gibi yaşıyorum.
Öyle diyeyim. Yani işverenlerin mesela bakış açısı nasıl abi bu noktada?
İşveren ve toplumun bakış açısı sence nasıl?
Mesleğe veya sizin kazandığınızda falan.
Eskiden daha iyiydi. Yani şöyle daha iyiydi.
Haberde işler mi daha azı bilmiyorum ama mesela şöyle diyeyim.
10 yıl önce iyi bir festivale yaptığım afişin ücretini şu an söylediğimde bu enflasyona rağmen yüksek mi abi biraz düşsek mi deniyor mesela.
Eskiden öyle değildi daha iyi.
Eskiden değildi. Eskiden galiba reklamcılıkta daha ciddi paralar dönüyordu.
Şu an sanki bütçeler biraz kısılmış gibi geliyor bana.
Anladım. Ama bu da yani her şeyi etkiliyor tabii.
Bu sefer işin kaliteleri düşüyor.
Ya tabii ki abi yani fiyat düşürerek piyasa kaliteyi düşüren de çok insan olabiliyor.
O ayrı bir konu. Fiyat düşürerek başlayabilirsin.
Herkesin korkuları var. Özellikle işe ilk başlarında tabii ki de fiyatın...
Muhakkak canım. Aslında düşürmüş olmuyorsun.
O zaman daha ne diyeyim yenisin, çömezsin.
Ben de o zaman daha düşük fiyatlara yapıyordum.
O ayrı. Ben özellikle yapan taraflardan bahsediyorum biraz.
O da yani o zaman adın ona çıkıyor.
Bir daha böyle yüksek para kazanamıyorsun.
Yani onun da öyle bir handikapı var.
Toplumda öyle bir algı var. Ya bu bazen markaların ya da işte ajansların kafası oluyor ya abi.
Ya bu zaten çok öyle bir iş değil.
Hani yap ya. Hani şu kadara yaparsın kafası.
O devam ediyor mu? Ediyor.
Şunu da ediyorum işte. Ali, sallıyorum.
Ali bu kadara yapıyor. Tam onunla çalış.
Mesela ben bunu çok açığım da açık piyasada çalışıyor çünkü.
Burada müzikte de var aynısı ya bunun maalesef.
Yani söyleme zaten onun söylediği parayı.
Niye söylüyorsun? Bence ticavet tabii ki de ticavettir ama bir yandan da bunun da bir etik kuralları vardır.
Kesinlikle abi. Ben mesela fiyat veriyorum.
Başka bir arkadaşım veriyor. Benim fiyatım ondan sonra mesela daha geçen hafta böyle oldu.
Ama biz arkadaşız mesela ve biz konuşuyoruz.
E sen şimdi bunu dediğin için...
Bir daha benim asla konuşmayacağım ve fiyat vermeyeceğim bir insan oldun.
Cevap bile vermiyor maillerine şimdi o kişinin.
En doğrusunu yapıyorsun abi. Çünkü bu aslında yani ayıp bayağı ayıp bir durum ya.
Beni arkadaşıma mı kırdırıyorsun?
Arkadaşım olması önemli değil. Niye meslektaşlarıma kırdırıyorsun bizi?
Bizi bize niye kırdırıyorsun?
Sen elinden geleni yap bütçe konusunda.
Karşındaki de yapar tasarımcı çizer.
Zaten her zaman orta yol bulunuyor bu işlerde bence abi.
Bulunuyor tabii ya. Ben mesela bir şey sorarım.
Bütçeniz ne kadardı diye ben önden sorarım mesela.
Sonra sen bütçe geç derler.
Sonra ben bütçe geçince de bizim bütçemiz açtı denir.
Yani varmış bütçen işte söylesene onu.
Ne istersin diyorsun benden.
Başta söylemiyorum. Peki bu algı pozitif anlamda düzelecek mi sence zaman geçtikçe?
Ya biraz daha şey oldu ne diyeyim.
Şimdi çok mecra var. O yüzden çok ilustratör ve tasarımcı oldu freelance çalışan.
Bu güzel bir şey. Ben çok seviyorum. Çok iyi çizerler var.
Böyle hani dünyada artık iş yapıyor herkes.
Dünyaca tanınan bir sürü insan var.
Ama işte bir yandan da bu demin dediğim şeye de dönüşüyor bu.
Hani ajanslar şeye döndü.
İşte yapmazsa şuna yaptırayım, buna yaptırayım.
Sonra sorun yaşıyorlar. Ya da işte mesleğe yeni başlayan insanları biraz sömürmek istiyorlar.
Baya sömürüyorlar büyük ihtimalle.
Her ajans için söylemiyorum ama bu tip insanlar var.
Bu arada aynı konuyu geçen dövmeci bir arkadaşımla sohbet ettik.
Onda da aynı şey. Şimdi mesela dövme konusunda da şey oldu ya.
Dövmeciler çok para kazanıyor muhabbeti başladı.
Öyle bir algı oldu ya mesela.
O da öyle diyor. O kadar çoğaldı ki her şey diyor.
Seviniyorum. Dövmenin geldiği noktaya şaşkınlıkla bakıyorum.
Ama tabii senin dediğin gibi negatif noktaları da olabiliyor yani bu olayın.
Aynısını söyledi o da sana. Yani ben konuştuğum meslektaşlarıma fiyat şey söylüyorum.
Arkadaşsak hani güveniyorsam karşımdakine bence düşük söylüyorsun bunu böyle yap gibi şeyler söylerim.
Çünkü yani benim mesleğimin yani onun ücreti yükselirse benim ücretim de yükselir.
Abi zaten bu kazan kazan durumu ya aslında.
Tabii canım. Yoksa ben şey de biliyorum mesela benim başıma değil ama çok yakın arkadaşımın başına geldi.
işte sergide işine fiyat koyuyor.
Başka bir bu işi yapan insan bu kadar fiyat mı konur deyip Instagram'ına post giriyor.
Yani bu ama sen kendini de düşünüyorsun burada.
Yani bu biraz ayıp oluyor. Kesinlikle. Evet çok ayıp abi.
Çok ayıp. Birimizi bir noktada kollamamız da gerekiyor yani inanıyorsak.
Tabii yani o yüksek koyuyorsa daha güzel işte sen de devam et yani.
Demek ki o işin edebi o olsun.
Abi Türkiye'de şu daha iyi olabilir bizim meslekle alakalı ya da genel olarak daha iyi olabilir dediğin şeyler var mı?
Var tabii. Ben bunu söyleyince bu yanlış anlaşılıyor.
Çok da tepki yedim. Arkadaşlarımdan da yedim.
Ajansdan art direktörlerinin daha şey olması ne diyeyim?
Daha kaliteli ve daha üst seviyede olması gerekiyor bence.
Daha donanımlı yani. Doğru birif vermesi gerekiyor ve ne istediğini bilmesi gerekiyor.
Çünkü art direktör var. Var tabii ki de Türkiye'de ama olmayan da çok.
Ve ondan sonra işin başında sonunda çok kavga ediyorsun.
Çünkü ne istediğini bilmiyor.
Ya da sen ya da müşteriye göre şekil değiştiriyor.
Bu sefer sen ortada kalıyorsun falan.
Hani bunlar daha böyle düzenli olabilir sanki.
Evet. Ya bu da sanırım yeni yeni oturan bir şey olduğu için Türkiye'de belki de o yüzden.
Tabii eskiden az ajans vardı.
Zordu o mevkide gelmek için.
Çok ajans var ve herkes şey ne diyeyim sıfat dağıttı yani.
Şu an bir sürü şey var sıfat var ortada ve dolu mu altları dolu mu ona emin değilim.
Her işte olduğu gibi aslında.
Peki yurt dışında şu, abi şu daha iyi ya.
Keşke Türkiye'de şöyle olsaydı dediğin bir şey var mı?
Brief vermek. Net yani o kadar net ki hatta çok ciddi brief veremiyoruz.
Kimse hiçbirimize veremiyor.
Yani nasıl vereceğini de bilmiyoruz.
Evet. Ben çok bunun sıkıntısını yaşıyorum.
Zorla brief alıyorum, sorular soruyorum falan filan.
Oradan böyle toparlıyorum. Yani sen adamın yerine işi yapmaya çalışıyorsun aslında birazcık.
Yoksa yurt dışında hep boyanabilirim ama bir dosya yolluyorlar.
Her şey var içinde. Yani senin sorabileceğin her şey.
Bir derginin editörü bile yapıyor bunu ajansların dışında.
Evet abi bu bizde bayağı eksik bir konu ya gerçekten.
Türkiye'de artık mesleğe başlamak da zor.
Eskiden kötü de olsa bir tablet alıp başlayabiliyordun.
Şimdi o kötü de tablet de pahalı.
Boya desem boya zaten yurt dışından geliyor.
Çok pahalı. Zor onlar tabii yani böyle.
Bir de şey var işte salıyorum.
muhasebe medeniyetliyim Avrupa'ydı Amerika'ydı işte buradaki bir ressam hayatını korkmadan devam edebiliyor, iş yapabiliyor.
Yani ölmeyeceğini biliyor. Belki çok para kazanmıyor ama kendi atölyesine iş yaparak hayatını devam edebileceğini biliyor.
Bizde bu yok. Bizde çok ciddi hayat korkusu var.
Evet abi çok var ya.
Bu işe yeni başlayan biri sana gelse dese ki abi işte ben böyle ilüstratör olmak istiyorum.
Ona ilk olarak ne yapmasını önerirsin?
Ya bu çok genel bir soru ama yani hani Hangi yoldan gitmesini?
Bir çok iş üretecek ki ismi bir şeye çıksın.
Her gün sosyal medya neyi yapıyor?
Her gün sen iş yüklersen senin adın ilüstratöre, çizere, karikatüriste, tasarımcıya çıkar.
Burada da kendi projelerini geliştirmek.
Parayı en başta çok da öne almamak gerekiyor.
Bana para vermiyorlar niye yapayım demeden.
Proje güzelse ve senin kafandaki gibi olacaksa, sen sömürülmeyeceksen orada yapmak lazım bu işi.
Ya da işte dediğim gibi kendi projeni geliştir.
İşte kitap kapağı mı yapmak istiyorsun?
Mesleğin onun üzerine mi inşa edeceksin?
Kitap kapağı yap bir sürü.
Sevdiğin kitapların kapaklarını yap.
İşte afiş yap. Ama kendi sun yani ne yapmak istediğini.
Evet. Çok önemli. Dostlar bu arada Ethem sevgili üstad Burak Şentürk'le beraber Çizer Masası diye çok güzel bir podcast yapıyor.
Oradan da merak ettiğiniz çoğu sorunun cevabına ulaşabilirsiniz bence.
Çok teşekkür ediyorum abi sana.
Beklemek istediğin bir şey var mı başka?
Yok çok keyifli sohbet oldu. Çok hızlı geçti.
Benim için de öyle. Aşırı keyifli.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
