
Erdem Topsakal - Müzisyen / Reklam Yazarı / İçerik Üreticisi
1 Şubat 2021 · 36 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Müzisyen / Reklam Yazarı / İçerik Üreticisi
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Altın Bilezik.
Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet selam dostlar.
Bugün sevgili arkadaşım Erdem Topsakal ile beraberiz.
Hoş geldin abi. Hoş buldum Can.
Erdem ile tanışıklığımız...
müziğe dayanıyor biraz aslında.
Benzer dönemlerde müzik yapmaya başladık ve benzer dönemlerde İstanbul'a geldik diyebilirim.
Aynen öyle. Konserler, işte eventler falan filan çok ortak alanda bulunduk ve bayağı sohbet ettik ve yıllardır devam eden bir arkadaşlığımız var.
Bunların dışında asıl şunu söylemek istiyorum abi.
Yani iyi ki geldin.
Asıl seni çağırmak istememin sebebi şu oldu.
Tabii müzikten bir geçmişimiz var ama Seni takip ettiğim ilk günden beri öyle bir adanmışlığın var ki hayatla alakalı.
Bu benim gözlemim. Yani yaptığın işi bütün işleri o kadar tutkuyla yapıyorsun ki ve farklı farklı işler yapıyorsun.
Bu da tam bu programın konusu yani anladın mı?
Çoğu insan hayatı boyunca tek bir şey yaparken sen hayatı boyunca birçok tutkuyla yaptığın şeyi yapabiliyorsun.
Evet ya iyi ki ve maalesef diyebileceğim bu duruma.
Evet o yüzden iyi ki geldin yani.
Ne demek? Tekrar onu da başta söylemek istedim.
Ben teşekkür ederim. Abi nasıl gidiyor?
Biraz neler yapıyorsun? Bize bahsetsene ya bu aralar.
Yani bu pandemi döneminde herkesin aksine benim hayatım çok yoğun bir döneme girdi.
Bundan şikayetçi değilim aslına bakarsan.
Çünkü böyle bir dönemde olmak, bunu tecrübe etmek çok istiyordum.
Şundan bahsedebilirim aslında neden birçok işle uğraşıyorumun hikayesi biraz babama dayanıyor.
Çocukken bir Eskişehir otobüs yolculuğunda şöyle bir an yaşamıştım.
Daha doğrusu bunu annemle anlatmış lazım ama ben de orada olduğum için tabii bunu şu şekilde anlatabilirim.
Muavin yol uzun olduğu için ve sıkıldığı için bana sen ne yapıyorsun işte okul nasıl gidiyor, baban ne iş yapıyor sordu.
Şimdi baban ne iş yapıyor sorusuna benim çok farklı cevabım vardı.
Çünkü babam hayatta gerçekten birçok iş yapan, hepsini de iyi yapan gördüğüm ilk insan benim.
Babam beden eğitimi öğretmeni, restoran işletmeciliği yaptı aynı dönem.
Sonra kantin işletmesi oldu.
Sonra da bir spor kulübü kurarak onun başkanlığını yaptı.
Ve bunların hepsini aynı dönemde yaptığında Muavi bana bu soruyu sormuş.
Yolla Allah'tan uzundu inşallah.
Yol uzundu evet. Ben adama babam işte şöyle böyle bunu da yapıyor onu da yapıyor falan deyince adam şöyle bir kaldı.
Hiçbir şey diyemiydi abi.
Çünkü genel olarak işte babam esnaf, babam serbest meslek falan filan dememi bekliyor herhalde.
Tabi annem kahkaha krizine girdi o an.
Bugüne gelince babamdan hiçbir farkım olmadığını görüyorum gerçekten ondan.
Bu huyunu aldığım için biraz garip hissediyorum.
Çünkü ben de şu anda birçok kişi belki beni müzisyen kimliğimle tanıyor ama ben aslında endüstriyel tasarım eğitimi aldım.
Endüstriyel tasarımcıyım diyebilirim.
Sonrasında reklam yazarı oldum İstanbul'a geldikten sonra.
Reklam yazarlığı yaparken bir anda reklam seslendirmeye girdim ve kayıtlı olduğum bir ajans var.
markanın reklam sesi oldum.
Sonrasında da freelance grafik işleri yaptığım bir dönemim oldu.
Ama şu an konuşacaksak ki bence şu an en oturmuş durumda yaptığım şeyler.
Şu an ben reklam yazarı olarak devam ediyorum.
Müzisyenliğime devam ediyorum ve bir yandan da Gain'de Telescope'uma takılanlar adına bir içeriğim var.
İlk defa hayatımda kendi çektiğim görüntülerle ve kendi yazdıklarımla tamamen bağımsız ve bireysel olarak bir içerik üretiyorum.
Ve en çok da bundan keyif aldığımı söyleyebilirim.
Bir de Reels videoları var çektiğin.
Onda es geçmeyelim bence.
Onlar da çok güzel. Ben çok severek takip ediyorum.
Teşekkür ederim. O da nasıl başladı merak ediyorum aslında.
Evet. Instagram'a 2020 Anasos'ta eklenen bir özellik Reels.
Ben Dikey video konusunda ısrarcı bir tiptim.
Normalde evrensel olarak video dediğin iş yatay olarak çekilir.
Sinema ekranları, televizyon ekranları da yataydır.
16 ya da 9'dur çoğu.
Fakat ben nedense bilmiyorum.
O kadar çok biriktirmiştim ki bu dikey videoları.
Reels özelliği gelince hemen aha dedim ya.
Nihayet benim bu videoları kullanabileceğim bir özellik çıktı.
Ve ilk denememi yaptım ve güzel bir tepki aldım.
Sonrasında... Hatta ondan kısa bir süre önce ben gimbal almıştım biraz böyle sarsıntısız ve daha kaliteli videolar çekmek için.
Tamam dedim ya bu iş benlikmiş gerçekten.
Çıktım sokağa abi yani zaten gezmeyi seven bir tiptim.
Yürümeyi çok severdim. Kevser'le çok gezerdik, yürüdük İstanbul'da falan.
Sonra ben bu iş özelinde dikey İstanbul görüntüleri çekmeye başladım.
Haftada bir, haftada iki falan böyle sık sık yapmaya başladım.
Ve yaptıkça gerçekten müziğin bana şimdiye kadar sağlamadığı bir popülerlik elde ettim.
Müzik de sen de çok iyi biliyorsun.
Bir şarkının doğması için aylar geçer.
Onun yayınlanması için de uzun bir süre geçer.
Sonra yayınlarsın. Konserler olur.
Yani o geri dönüşü almak çok uzun sürer.
Bu daha hızlı bir tüketim. Evet.
Yani ve bu beni çok yormaya başlamışlardır.
Yani bir şarkı yapıyorsun. Fikirlerini hemen böyle geri dönüş almak istiyorsun dinleyenden.
Ama bu aylar sürüyor. Ama Reels'da yapıyorsun.
O gün paylaşıyorsun. Saniyesinde geri dönüş almaya başlıyorsun.
Ve bu... İnsanların reflekslerini görmek beni çok tatmin etti, çok motive etti.
O yüzden bu Reels birazcık benim alışkanlıklarıma da iyi geldi.
Ve yapmaya hala devam ediyorum.
Bunu bir de işe evirdin abi.
Ben onu görüyorum değil mi? Artık bazı şirketler için böyle çekimler yapıyorsun.
Aynen öyle. Olmayan bir iş kolu yarattın aslında.
Evet ilk defa yani şirket markaları için de bu bir ilkti.
Bana Johnny Walker'dan ilk bir teklif geldi.
Çok da yakın bir dönemde yani Reels çıktıktan 1-2 ay sonra daha 4-5 tane video yapmıştım.
Oradan sevgili Kıvanç Tolu aradı beni.
Bizim için yapar mısın dedi.
Ben de çok heyecanlandım yani bunu bir işe çevirmek için iyi bir fırsattı.
Sonra da anlaştık ve onlar için de şu an 7.
8. videomu çekiyorum.
Bir yandan hem dolaşıp gezip kendim için zevk aldığım açılardan ve göstermek istediğim şeylerden Kendim için videolar çekerken bir yandan da bunu bir marka için yapmış oluyorum.
Yani çok tatmin edici olsa gerek abi.
Birçok anlamda tatmin etmeye başladı beni bu iş.
Altın bilezik. Bizim tanışmamız müzik dolayısıyla oldu dedim.
Yani Erdem bilmeyenler için yok öyle kararlı şeyler yok işin vokali.
Abi birçok iş yaptın.
Şimdi küçük küçük bahsettik daha detayına da gireriz ama.
Geçmişe dönerken sana şunu sormak istiyorum.
Herkese sormuyorum bunu ama. Birçok iş yaptın.
Bunların hangisi... Senin kafanda olandı büyürken.
Yani hedefin olan bir şey var mı ya da hayalin olan bu yaptıkların arasından?
Yoksa tamamen farklı mı ilerledi kafandakinden hayat?
Ben çocukken aslında çok ütopik bir hayalim vardı.
Yani arkeolog olmak istiyordum.
Oradaki motivasyon da şuydu.
Yani henüz keşfedilmemiş bir şeyi ilk bulan, gören olmak.
Yani yıllardır gizli kalan bir şeyi açığa çıkarmak.
Onu göstermekti insanlara.
Motivasyon olarak söylüyorum. Şu an ona en benzer şey aslında...
Şarkı yazmak da benzer bir motivasyonu var.
Hiç kimsenin düşünmediği ya da o anına kadar açık etmediği bir fikri, bir müziği, bir melodiyi sen aslında yoktan var ediyorsun, insanlara sunuyorsun.
Üstü kapalı olan bir duyguyu açık etmiş oluyorsun.
Aynı şekilde bu Reels'da da ya da teleskobuma takılanlarda yaptığım şeyde de insanların belki günlük hayatı önünden 10 kere geçtiği bir yerde sen öyle bir açıdan ona bakıyorsun ki aa diyorsun ya bu
böyle miymiş ya da Evet bunu görmemiştim diye tepkiler gelebiliyor.
Buradaki motivasyon da bence keşfedilmemiş bir şey çıkarmak.
O yüzden aslında çocukluk hayalimde duygusu olarak yakın işler yaptığımı söyleyebilirim.
Mesleki olarak hiç hayalimde ne yazarlık vardı, ne içerik üreticiliği vardı ya da müzisyenlik bile yoktu aslında.
Müzisyenlik lisede benim başladığım bir uğraş oldu, bir meslek oldu.
Mesleğe dönüşme hikayesini anlatırım sonra.
Tabii tabii. Benzer süreçlerden geçtik ama özetle soruna cevap olarak onu verebilirim.
Yani evet çocukkenki beslediğim duyguları şu an yaptığım bazı işlerde bulabiliyorum.
Sonra üniversite dönemine geldiğinde hani endüstriyel tasarım dedin değil mi?
Doğru. Doğru evet. O seçim süreci nasıl ilerledi senin için abi?
Ben resim yapmayı çok seviyordum.
Aslında annem babam beden ismi öğretmeni.
Ben sporla çok iç içe büyüdüm.
Babam annem voleybolda babam handbolda uzmanlığı vardı.
Dolayısıyla evde böyle sürekli spor aletleri, eşofmanlar, spor ayakkabıları, futbol topları falan.
Evimiz tam bir spor salonu gibiydi yani sporcu evi.
Ama oradan ilginç bir şekilde yani ilkokul ve ortaokulda sporlu hiç şeydim.
Lisanslı basketbolcuydum.
Lisede voleybol takımındaydım falan ama.
Sonra ben bir doğum günümde babamdan gitar istedim.
Nereden esti bilmiyorum. Sanırım şuradan ya bunun cevabı şu olabilir.
Çorlu'da büyüdüm. Ve orada çok az konser olurdu.
19 Mayıs'larda falan mesela Kapalı Spor Salonu'nda bir grup gelirdi.
Onlar sahneye çıkardı. Onun önünde küçük ön gruplar çıkardı.
Yerli, lokal gruplar. Sanırım ilk orada böyle sahnedeki o adamı ve müziğini duyunca ''Aa ben oraya çıkmak aslında çok güzel olabilir ya.
Orada mı olsak acaba?'' falan diye geçirdim.
Çok etkileyici oluyor abi. Çok abi çok etkileyici.
Orada ışıklar, gürültü, herkesin seni izlemesi, seni duyması, dinlemesi falan.
Bende o zamana kadar hissetmediğim bir şeyi uyandırdı.
Sanırım ondan sonra babama gitar çalmak istediğimi söyledim.
O da bir doğum gününde bana bir klasik gitar aldı ve hemen bir özel derse gitmeye başladım.
Aslında kalabalık bir gruptu derste 10 kişilik ama 2 ayda tek kişiye düştüm.
Sonra özel derse döndü.
İşte lisenin hazırlık kısmıydı sanırım.
Orta son veya lisenin başı.
O dönem ben gitar çalmayı öğrendim ve ilk şarkımı da o zamanki kız arkadaşım ayrılır ayrılmaz Mor ve Ötesi'nin Büyük Düşler albümünü dinleyip Oradan aldığım etkilişim ne?
Ona bir şarkıyla gönderme yapmaktı aslında amacım.
İlk şarkımı öyle yazdım. Çok salak bir şarkıydı şu an hatırlamıyorum ama.
Utanırım yani o şarkıyla.
Başta öyle olur abi zaten. Çok doğru.
Evet abi çok kötü yazarak başlarsın zaten.
Tabii tabii başka türlü ilerleyemiyoruz.
Bana soran arkadaşlarımız oluyor mesela.
Abi nasıl yazdın ilk şarkını?
İlk şarkımı abi dinlermesin falan.
Kırılıyorlar böyle ben biraz eleştirince falan.
Yani diyorum ki... Kötü yapman lazım zaten ilk şarkını.
Tabii ki abi. Kimse pıt diye iyi yaparak başlamıyor yani.
Aynen öyle. Yani mükemmeli arayarak değil.
Yani devam ederek müzisyen olun.
Ya da bir meslek erbaa bulunuyor.
O yüzden ben sonra çok sık kız arkadaşları için çok sık şarkı yazdım falan.
Bu sayede beste yapmaya devam ettim yıllarca.
Şaka yapıyorum hayatım. Öyle bir şey olmadı.
Şaka bir yana. Ondan sonra şarkı yazmanın ve insanlarda oluşturduğu etkiyi görünce gözlerinde dedim ki tamam ya yani bu bir ifade biçimi aslında.
Yani sen mesaj atmak yerine ya da karşına alıp bir kişi konuşmak yerine ona duygularını şarkıyla da aktarabilirsin.
Ve bu bana çok olağanüstü geldi.
Sonra çok sık şarkı yazmaya başladım ve ilk grubumuz Gelişi Güzel'di.
İlk şarkılarımı o grup adında yazıp yayınladım.
MySpace'den. Bilirsiniz aynı dönemler.
Ona yetiştiğimiz için de ben çok şanslıydım.
Çok şanslıyız abi. Çünkü orada çok organik ve çok güzel bir komünite vardı abi.
Herkes çok yardımseverdi.
Keşfetmeye çok müsait bir yapısı vardı sitenin.
Ben en büyük keşiflerimi o yıl yaptım.
Kesinlikle benim için de.
Yabancı grup, küçük gruplar, yerli.
Yasemin Mori, Sehacan, Büyükevablı Kadın.
İlk şarkılarını o dönemler keşfetmiştim.
Bu bende büyük bir kırılım yarattı.
Yani daha geniş kitlelere yayılmadan bu sanatçılar.
Sen onların ilk şarkılarını dinliyorsun.
Daha lisedesin değil mi bu sıra? Tabii lisedeyim evet.
Gözüm açılmamış henüz hayata karşı.
Ne yapmak istediğimi de tam bilmiyorum.
Çünkü lisede nedir abi?
Tabii ki abi. Mesleki olarak eğitim alırsın ya.
Ne olacaksın yani?
Bunun içinde müzisyenlik yoktur.
Çünkü müzisyenliği sınavla, test çözerek kazanacağın bir yapışıyor.
O bir opsiyon değil senin için.
Değil. Sunulan bir şey değil. Aynen öyle.
Dolayısıyla bu benim için bir kaçış noktasıydı aslında.
Evet dedim ya ben bu sistemde bir seçim yapmak istemiyorum.
Zaten çok kararsızdım ne yapmak istediğimle ilgili.
Sonra ben dedim ki tamam ben müzisyen de olacağım bir yandan.
Sonra dedim ki yok öyle kararlı şeyler kardeşim.
Yani ben hayattan...
Kararsız olarak da bir şeyler yapabilirim yani.
Buna gördüm, buna ikna oldum.
Çok güzel. Sonra da başladı yok öyle kararlı şeylerin hikayesi.
İlk şarkı da tişört yakışmayan adam adında çok böyle iddiasız, asla büyük kitlelerin dinlemeyeceği ve asla büyük dertleri olan bir şarkı olmayan.
Erkin'in favorisleri hala söyleyeyim sana.
Aynen. Eyvallah.
Ya o benim aslında grup isminden tut şarkı isimlerine sözlere kadar amacım dinlenmemekti benim.
Gerçekten bunu çok istiyordum.
Daha doğrusu az kişinin dinlemesiydi.
Küçük bir kitleye ulaştın ama sadık bir kitleye ulaştın.
Çünkü ben o kadar sinirlenmiştim ki o genele ittirilmeye, eğitim sisteminde, işte çevremdeki arkadaşların, hocalarımızın baskılarıyla.
Seni amiyane tabiyle bir kalıba alıp koyma tavırları beni müzik yordamıyla kaçışa itmişti.
Ve ben orada da yani şeyi istemedim anladın mı?
Orada da müzikte de bir kalıba girmek hiç istemedim.
Dedim ki abi kalıp dışı gerekirse...
kimsenin anlamayacağı, beğenmeyeceği bir şeyler yapmak istiyordum.
İsim bu yüzden biraz gariptir.
Şarkı isimleri de bu yüzden birazcık farklıdır bizde.
Keza sizin de öyle.
Aynı hikayeler paylaşıyoruz.
Müzik senin kafana girdi zaten lisede.
Evet. Ama üniversitede bir şey okumak gerekiyor.
Tabii. Yani o altın bileziği bağlayacak olursak tabii ki de ailemin isteği ve benim de yani aklı başında herhangi bir insanın isteyeceği şey şudur.
Evet. Benim bir ustalığım olmalı, bir profesyonel olmalı hayatta.
Bu müzik gerçekten o dönem bile gözlemlediğim kadarıyla zor yaşardı müzisyenler hayatını.
Ve ben zor bir hayat da istemiyordum açıkçası.
Biraz şımarıktım o anlamda. O yüzden zoru seçip tamam ben hepsini bir arada yapacağım dedim.
Çizim yeteneğim vardı.
Ve endüstriyel tasarımın hem mühendislikle hem çizimle hem de yaratıcılıkla bir bağı olduğunu görünce çok heyecanlandım.
Endüstriyel tasarım mezunu olan birkaç arkadaşım da, abim de önererek oldular.
Ve ben İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde Endüstriyel Tasarım bölümünü kazandım.
Çorlu'dan İzmir'e gittin o dönem.
Aynen öyle. Çorlu'dan ilk defa İzmir'e koptum.
Ve şans eseri o Ramazan'da, Ufuk'ta bizim ekip, onlar da İzmir'de Ege Üniversitesi'nde okuyorlardı.
Ne kadar güzel ya. Biz İzmir'de yine bir arada olmayı başardık.
Abi Endüstriyel Tasarım...
Bitiren insanlar ne iş yapıyor?
Bu tamamen benim cahilliğimden sorduğum bir soru ki bilmeyen varsa o da öğrensin istiyorum.
Hatta oradan da sen bölümü bitirdikten sonra nereye doğru yöneldin?
Ona da geçebiliriz yani. Aslında ürün tasarımcıları genellikle mezun olduklarında mass production yapan, seri üretimi olan firmaların, fabrikaların R&D bölümlerinde çalışırlar veya
kendileri seçtikleri sektöre göre otomotiv olabilir, mobilya olabilir.
Spor ayakkabısı olabilir, takı tasarımı olabilir.
Buralarda yaratıcılıklarını kullanıp kullanıcıları daha iyi deneyim sürecek ürünler tasarlarlar.
Aslında problem çözücülüğü diyebiliriz.
Bize üniversite hayatımız boyunca hep problem sundular ve bunu çözün bakalım dediler.
Bu da yaratıcılığını geliştiriyor.
Fakat ben şurada bir kırılımı yaşadım.
Bunu meslek olarak sürdürmemekte aldığım kararda.
Aldığımız eğitimde bize hep uçmayı kaçmayı öğrettiler.
Çok uçuk astronotlar için bir matara tasarımı yapıyorsun.
Ya da Pokemon oyununda eş için bir Pokeball tasarlıyorsun.
Bu arada evet bayağı aşırı şeylermiş ama yani.
Ya da vibratör tasarlayan kız arkadaşımız vardı bizim sınıfta.
Bu kadar uçuyorsun, kaçıyorsun, istediğini yapıyorsun.
En gerçekçisi yine vibratör.
Evet. Kullanıcı deneyimi ve tatmin olarak bu müthiş bence.
Gerçekten vardı ve...
Pokemon da var. Pokeball da vardı gerçekten.
Sonra mezun oluyorsun abi.
Hayatın gerçekleri işte. Yani markalar sana İtalya'dan aldıkların mobilya kataloğunu önüne koyup abi şuradaki şu mobilyanın aynısını telife takılmayacak şekilde revize etmeni istiyor.
Onun problemi o çünkü. Senin o problemi çözmeni istiyor.
Tam Türkiye abi gerçekten. Evet onun problemi o.
Telife takılması. Anladın mı?
Yani beğenmiş, satan bir şey görmüş.
Bunu ben Türkiye pazarına satacağım diyor.
Bunu sen tasarımcı olarak biraz değiştir diyor.
Kısaca. Yani tabii genelleyemem.
Benim gördüklerim bunlar. Tabii tabii şu an kişisel deneyimler üstünden konuşuyoruz zaten.
Ya ben mezun olduktan sonra o kadar uçup böyle güzel hayalleri, tasarımları dönüştürüp sonra Güneşli'de bir fabrikadan R&D bölümünde çalışmak benim için iyi bir fikir değildi.
Ben daha böyle Beyoğlu'nda çözebileceğim.
Aynı zamanda konser verirken evimin de orada olduğu Beyoğlu'nda.
Aynı zamanda çalışıp maaş alabileceğim işler kovalamaya başladım.
Yani müzik zaten aklına devam ediyorsun ona bu sırada.
Tabii müzik liseden beri hep gündemimde oldu.
Yani ben konser vermediğim, pandemi öncesine kadar konser vermediğim bir dönem hatırlamıyorum.
Sürekli konsercilik de, müzisyenlik de, o hayat tarzı da, o üretim de benim hayatımın bir parçası oldu.
Ben ne yaparsam yapayım. İşsiz kaldığım dönemde de oldu.
Çok yoğun 2-3 iş yaptığım dönemde de oldu.
İstanbul'a geldikten sonra da dediğim gibi endüstriyel tasarımcı olmayacağıma karar vermiştim.
Ama işsizdim. Ve bir iş yapmam gerekti.
Bu arada lafını bölüyorum. Çok özür dilerim.
Şunu anlıyorum. Aslında üniversite eğitiminde, üniversitede mutluydun.
Bölümü sevdin aslında.
Çok mutluydum evet. Ama bittiğinde iş hayatına atıldığına biraz o kısımda fark ettin yani istemediğini değil mi?
Çünkü aldığım eğitimi uygulayabileceğim bir şey bulamadım.
Onu çok güzel açıkladın. Evet evet.
Aynen. Bulan arkadaşlarım oldu ama büyük bir kısmı bulamadı.
Onu da söyleyebilirim. Bizim sınıfın %90'ı endüstriyel tasarımcı değil şu an.
Bu çok acı. Biz 40 kişi mezun olduk.
Belki 35'i şu an farklı işler yapıyor yani.
İşte abi Türkiye'de üniversite sonrasının biraz özeti gibi oluyor bu aslında.
Evet bu birçok eğitim grubunda geçerli sanırım maalesef.
Tabii abi tam aklımızda bir şeyler oturmadan üniversiteye gittiğimiz için de oluyor olabilir bu.
Sadece yani eğitim kısmını eleştirmek için söylemiyorum yani.
Evet. Sonra oradan İstanbul'a mı döndün?
Çorlu yerine İstanbul'a mı geldin?
Ben mezun olduğum hafta ilk albümü de aynı zamanda elime aldım.
Aynı anda hem diplomam hem de albümüm elimdeydi.
Ve ben şu ikisine baktım gerçekten hangisinden devam etmem gerektiğiyle ilgili.
Diplomamı çekmeceye koydum ve albümü böyle kütüphaneme koydum.
Dedim ki tamam ben bir albüm daha yapacağım.
Çok güzel çok güzel. Sonra biz bir yarışma kazandık.
Be The Band siz de katılmıştınız.
Aynen öyle. Onun ilk onuna kaldık.
Ve orada Harun Tekin'le Serdar Ateşer'le ve babacığım ekibiyle tanıştık.
Hepimiz için çok büyük şans oldu o yarışma bu arada.
Çok güzeldi. Ben onun bize çok şey kattığını ve çok kapağı açtığını düşünüyorum hala.
%100. Dolayısıyla öyle bir cesaretle de ben İstanbul'a geldim aslında.
Hem albümüm çıkmış hem böyle bir yarışma kazanmışız.
Hem de zaten eşim dostum herkes İstanbul'da ve iş kapılarım da İstanbul'da.
Ben Beyoğlu'nda bir arkadaşımın yanına taşındım.
Bir süre onun yanında kaldım.
O süreçte de işte...
Bu müzik yarışmasının bize sunduğu albüm imkanıyla ikinci albümümüzü kaydettik.
Sonra her şey çok güzel başladı zaten.
Biz de sizlerle o zaman tanıştık.
Altın bilezik. Sen durmadın.
Senin hayatına bir şeyler girip çıktı ondan sonrasında da.
Ben bu altın bilezik mevzusunu çok ciddi aldım hayatta.
Benim sadece bir tane altın bileziğim yok.
Böyle yeni gelin gibi beşi bir yerden falan var şu an.
Evet abi. Kolum şıngır şıngır.
Ama işte başta da söylediğim çok içtendi bu arada o abi.
Bence tutkun olan şeyler hep.
Yani insanlar bu altın bileziği bir tane yapıp hiç istemediği şeyi yapıyor.
Hayatım boyunca belki sende beşi bir yerde var ama beşi de ayrı ayrı dolu bir insan olmanı gerektiren şeyler yani.
Eyvallah. Sağ olasın. Yani biraz bile bile lades durumu.
Yani ben atıyorum kendimi o mücadelelerin içine.
Ama gerçekten hepsinde bir şey yapabileceğimi ikna oluyorum içten.
Yazarlık da bunun içinde var.
Çünkü bir kere müzisyenliğin de teminde yazarlık oturuyor.
Endüstri tasarımında öyle. Yani bir ürün tasarlamadan önce onun bir hikayesi olmalı.
Heybeden bir ürün tasarlayamazsın.
Bir problemi çözersin. Onu kendince dile dökersin, anlatırsın.
Sonra somut bir objeye dönüşür.
Müzik de öyle. Bir şarkı da aynı şekilde.
Yazı temelli başlar benim için.
Dolayısıyla en temelinde aslında yazı var yaptığım işlerin.
Yazı yazmak var. Reklam yazarlığı ile buluşmam şöyle oldu.
Hayal Kahvesi'nde bir konserimiz sonrası.
İstiklal Caddesi'ndeki bir ajansta bir arkadaşım bizi dinlemeye geldi.
Yazardı kendisi de. Erdem hatta adı da.
Buradan selam olsun. Bir konser sonrası ya dedi sen yazarsın aslında.
Yani reklamla yazabilirsin dedi.
Bir gün gel dedi bir kahve içelim ajansta.
Ben de ajans ortamlarının o döneme kadar hep şeyi biliyorum.
Ajanstaki insanlar manyak gibi takılıyorlar.
Çok keyifli ortamları var.
Aynen cool'lar. Ve böyle güle güle iş yapıyorlar yani.
Öyle bir imaj oluşturmuş.
Var evet öyle bir imaj. Gerçekten de öyle yani.
Gittiğim ajans İstiklal Caddesi'nde.
Böyle evime 5 dakika uzaklıkta.
Konser verdiğimiz mekanda. Bronx P'ye, Hayal Kahvesi'ne, Soho'ya falan.
Meske falan böyle 5 dakika, 10 dakika mesafede.
Tam inanılmaz kaçınılmayacak bir fırsat.
Tamam dedim. Ben gittim abi.
Yani hiç alakam olmayan bir sektörde bir kul vardı.
Stajyer olarak orada işe başladım.
Kısa sürede kadroya girdim.
Ve yazar olarak yeni bir kariyere başladım hayatımda.
Çok güzel. Hemen yine araya girip bir şey soracağım.
Bunu yapmanın sebebi abi, böyle bir işe başlamanın sebebi öbür tarafta müzik tarafındaki bir motivasyon eksikliğinden mi oldu?
Yoksa tamamen bunu da denemek istedin mi?
Yani maddi de olabilir, manevi de olabilir.
İkisi de. Yani müzik çok boş zaman yaratıyordu bana.
Çünkü haftada o dönem bir konserimiz falan olurdu.
Taş çatlasın. Kalan 6 günde ben böyle...
Avare avare dolaşıyordum yani Beyoğlu'nda.
Dolayısıyla hem boş zamanım vardı hem de ekonomik olarak tabii ki bana bir artısı olacağını düşündüğüm için bu teklifi değerlendirmek istedim.
Bir de ben yeni insan tanımayı ve aldığım eğitimden dolayı sürekli böyle yeni bir şey çözmeyi yani problem olsun abi çözelim şunu diye yaşayan bir insanım anladın mı?
Sistema böyle öyle işliyor.
Ajans da tam olarak bunu sunuyordu bana.
Sürekli müşteriler, markalar yeni bir briefle, yeni bir problemle geliyorlar.
Bunu bir hafta içinde, iki gün içinde çözmen gerekiyor.
Ve yazar olarak biz kafemizde oluyorduk, muhabbet ediyorduk abi.
Yani oradaki ortamı unutamıyorum.
Yani Ayberk vardı, Erdem vardı.
Onlarla sohbet ederek, geyik yaparak biz reklam yazıyorduk.
Ve bu filme dönüşüyordu, ilana dönüşüyordu falan.
Çok keyifli abi gerçekten. Oradaki keyifi alınca da ben müzikten aldığım keyiften bambaşka bir şey almaya başladım.
Yani evet sahnede olmak, müzisyen arkadaşlarımla bir şey icra etmek bambaşka bir haz.
Ama burada da böyle bir şey üretmek, yaratmak ve onun...
insanlara ulaşması falan da yine başka bir hansız.
Dolayısıyla ben tam bu ikisini bırakmayacağım dedim o dönem.
Hiç çevren ve ailenden bahsetmedik.
Ailen falan buna ne diyor?
Sen bir anda İzmir'den diyorsun ki işte ben İstanbul'a dönüyorum.
Müzisyen olacağım diyorsun. Nasıl bir tepki verdiler?
Ya da çevren ne dedi bu işe?
Bir kere ailem çok dünyanın en anlayışlı insanları ve çok açık görüşlüler, açık fikirler.
Onların hakkını asla yiyemem.
Beni hep desteklediler.
Ama tabii ki de özellikle annem Aman oğlum işte kendine de bir sağlam al yani sigortalı bir işin olsun falan.
Annelerimiz böyledir ve çok haklılardır yani.
Haksız değiller evet. Ve ben annemi üzmedim yani.
Evet inat ettiğim dönemler oldu.
Hayır anne işte ben idealist müzisyen tavrına girdim dönemler de oldu.
Normal abi sanatçısın yani sonuçta.
Yani evet öyle bir... Sanatçı kaprisine giriyorsun.
Aslında bence sanatçı olmak çok güç, çok güzel, emek isteyen bir şey ama o tribe girip sokuyor insanı yaptığın iş ve aldığın ilgi.
Ama bunu ailenin ikna olması çok zor.
Çünkü ailen YouTube yorumlarına, Spotify, streaming...
rakamlarına bakmıyor yani.
Tabii canım öyle bir dünyaları yok yani anlamıyorlar.
Eski tip düşünüyorlar normal olarak.
Ya ben mesela Spotify'da milyon dinlenmek anneme bir şey ifade etmiyor ama TRT Radyo'ya konuk olmak teyzemleri aramasına sebep olabiliyor anladın mı?
Çok güzel çok doğru bir örnek abi.
Dolayısıyla onu ikna etmek için benim gerçekten hayatımı idam ettirecek güce erişmem gerekti.
Ve maalesef müzik çok dengesizdi ekonomik olarak.
Öyle abi genel olarak sanırım hep öyle ya.
Yani bunu bizzat yaşadık, yaşıyoruz da.
Hele şu pandemi döneminde iyice yani dozu çok arttı bunun.
Yaşam mücadelesi dozuna geldi.
Yani hayatta kalma sınırına eriştik.
Kesinlikle öyle abi. Müzisyenler olarak.
Kesinlikle öyle. Çok üzücü aslında.
Çok üzücü, çok motivasyon kırıcı.
Aksi gibi yani insanlar şöyle yorumlar yapıyor.
Ben çok kırılıyorum. Abi ne güzel işte evdesiniz ya yazın çizin işte.
Bir sürü şarkı yaparsınız ne güzel falan.
Olur mu abi yani? Abi işte onu anlatmak o kadar zor ki insanlara.
öyle olmadığını. Yani ben geçen gün çıldırdım evde.
Lafını yine böldüm kusura bakma. Estağfurullah.
Abi ben insan görmem lazım.
Benim dışarıda gezmem lazım.
Birileri sohbet etmem lazım ki bir şeyler üretebileyim.
Ben de böyle yürüyorum. Başkasına başka yürüyor olabilir bu iş.
Kendi açımdan söylüyorum. Tabii ki yani kültürden günce olarak beslenmen lazım.
Aynı zamanda hayatını idame edecek ekonomik güce sahip olman lazım.
Kesinlikle. Çok zor yani şu an Allah kolaylık versin şu dönemde müzikle uğraşanların, müzisyenlerin.
Bu noktada da aslında annelerin Kendinizi garantiye alın yorumu doğru.
Onları haklı çıkartıyor. Tavsiyesi doğru.
Ama ben şeyi eleştiriyorum biraz Nacizane abi.
Yani senin istediğin şeyi yapmanı engelleyecek seviyede önüne geçiyorsa aile o bence biraz sıkıntı.
Evet sana bunu zaten aşılıyorsa sen bir noktada ona geliyorsun.
O kafaya geliyorsun.
Er ya da geç. Ama bazı insanların programda da duyuyorum.
Buranın dışında da duyuyorum.
kariyerini etkileyebiliyor abi yani.
Tamamen başka bir yöne itmiş ve çok mutsuz olmuş o insan.
Tabii aile yapısından, yapısına göre değişir yani.
Kesinlikle. Sağolsun bizimkiler hep son cümlesini tabii sen bilirsin diye bitirdiler.
Yani bana o konfor alanı bıraktılar.
O tercihi benim vermemi isterler özellikle.
Ama söyledikleri o kadar doğruydu ki aslında ben de hep hey ben de tuttum o lafları.
Yani evet idealist dediğim gibi idealist olduğum dönemler oldu.
Aç kaldığım, işsiz kaldığım dönem de oldu.
Ama ben Zaten o işsizlik dönemlerini gördükten sonra dedim ki evet ben bu işi yani müziğimi sürdürebilmek için ya da üretim içeriği layığıyla yapabilmek için kendimi
ekonomik olarak bir sağlama almam gerek.
Bunun için de çok emek harcamam gerek, çok zamanımı harcamam gerek.
Ve buna kendi kendime ikna oldum.
Ve şu anda gerçekten hem bir ajansla çalışıyorum, devam ediyorum çok yoğun bir şekilde işime.
Hem bir yandan şarkı yazımına, üretimle devam ediyorum.
Hem de içerik üreticisi oldum.
Sürpriz bir şekilde bu sene.
Bir yandan da onu sürdürüyorum.
İşlerin kötü gitmeye başladığı bir dönem var dedin.
Ne zaman ona gelmeye başladı olay?
Hem ajansta çalışıp hem müzik yapıyordun aslında.
Her şey tıkırında gibi gidiyor gibi görünürken bir anda kötüye mi gitmeye başladı?
İstanbul'a geldiğim 2014 yılında aynı zamanda hem konser verip hem bir ajansta girdiğim bir dönem olduğu için aslında keyfim yerindeydi.
Sonra bizim müziğimiz popülerleşmeye başlayıp konserler, turneler yapmaya başlayınca ben işte bahsettiğim idealist dönemi o dönem.
Restini çektim hayatta.
Dedim ki tamam abicim ben müzisyen olarak yaşayabiliyorum.
Baksana ya dinleniyoruz işte sevenlerimiz var.
Para kazanıyoruz. Gezmediğimiz şehir kalmadı falan.
İstediğim oldu dedin yani. Evet yani hep böyle gidecek zannedersin ya onu bir kere görünce.
Ben orada öyle bir karar aldım ve ajansdan çıktım.
Sonra ülkede terör saldırıları başladı.
Ekonomik çöküşler başladı.
Politik ve siyasi gerilimler arttı ve her zaman olduğu gibi en ön safta müzik bundan etkilendi.
Şimdi ben ilk defa bunu tecrübe ettim.
Hepimiz aslında o dönemin müzisyeni olarak ülke gerçekleriyle o zaman karşılaştık.
Ve ben o zaman büyük bir işsizlik buhranına girdim.
Yani konser sayılarımız düştü, gelirim çok azaldı ve ben artık bir ajansta da çalışamaz oldum.
Aksi gibi başvurularım da çok olumsuz yanıt aldı.
Ben çok olumsuz iş görüşmesinden döndüm yani.
O çok kırıyor insanın özgüvenini mesela.
Kesinlikle abi. Bir de geldi mi çok klişe ama üst üste geliyor ya bazen bazıları.
O insanı çok düşürüyor. Motivasyonunu bitiriyor yani.
Yani o zamanlar o bombaların patladığı dönem İstanbul'da ben avare avare çok dolaştım.
Ve o zaman kendime söz verdim.
Dedim ki yani gerekirse sıfırdan başla ama gir bir işe.
Yaptığın şeyi orada yapmaya devam et.
İşte o zaman müziğini yapmaya keyifle sürdürebileceksin dedim.
Ve o zaman ben o tembellik ve konfor alanından kurtulup gerçekten...
Sıfırdan yeni bir ajansa girdim.
Sonra oradan başka bir ajansa girdim.
O dönem ben yeni bir albüm hazırladım.
Ekipçe onu kaydettik, çaldık.
Onun konserleri oldu.
Sonra ben hep ajanslarda çalışmaya devam ettim.
Şu anda üçüncü ajansımdayım.
O dönemden sonraki.
Ve hala bir yandan iş yapıp akşamları gitarımı elime alıp böyle bir şarap açıp eserse bir şarkı yazıyorum yani ve o iyi hissettiriyor.
O dönemden beri yani biraz daha ikisi beraber gidiyor.
Hatta birçok şey beraber gidiyor.
Gidiyor evet gidebiliyor yani gerçekten.
Evet çok yoruluyorsun. Bazı günler kafan ağrıyor.
Ama için çok rahat oluyor.
Çünkü ay sonunu getirebileceğim bir derdi yok bir kere.
Ve sen az uyuyarak o albümü yapabiliyorsun abi.
Ben bunu gördüm yani. Kesinlikle doğru.
Yani çok zamanlı olmasındansa az zamanlı olması daha iyi.
Evet yani çok zaman ve az para mı yoksa az zaman ve normal standart bir yaşam mı dersen ben ikinciyi seçerim yani.
Sen durmadan yeni bir şeye başlamışsın aslında kariyerinde.
Yeni bir şeye başlamanın da hep bir heyecanı olur aslında.
Ama aynı anda bir de korku da hisseder ya insan.
Endişelen olur evet. Hala öyle hissediyor musun?
Neler hissediyorsun yeni bir şeye başlarken?
Çünkü çok yakın geçmişte olan şeyler ya bunlar.
Neler hissettin onu merak ediyorum.
Bir kere son zamanlarda öğrendiğim bir şey varsa o da hiç endişe etmeden yaptığın şeyin ilk bölümüne ya da ilk...
seansına anında başlamak abi yani çünkü düşünerek iyi bir şekilde başlanmıyor yani tabii ki ön hazırlığını yaparsın zaten ondan bahsetmiyorum ama o korkudan sıyrıldım sanırım artık laps
diye başlıyorum bir şey yapacaksam eğer yani şu ne der işte şuna benzetilir mi ya da şu eleştiri gelir mi işte bok gibi olmuş derler mi falan düşünmüyorum abi yani iyi yaptığımı düşünüyorsam hissediyorsam direkt
başlıyorum çünkü zaten yaptıkça gelişeceksin buna eminim yani işte başta Kayıttan önce konuştuğumuz yolda belli oluyor.
Evet kervan yolda düzgün. Aynen öyle.
Yani bu çok önemli çünkü abi çoğu insan bu korkudan dolayı bence işini değiştiremiyor ya da yeni şeylere başlayamıyor.
O yüzden bunu sordum. Çok doğru söylüyorsun.
Bu arada şunu da unutmamalı bence.
Bu soruya cevap arayan dinleyenler varsa ilk yaptığın şeyden hemen motivasyon beklemek de çok yanlış geliyor bana.
Abi işte ilk şarkımı yazdım bana yorum atar mısın ya da abi sence nasıl olmuş falan.
Mesela ben bir şey ilk yapıyorsam gerçekten dış motivasyona kapatıyorum kendimi.
Tek düşündüğüm içsel motivasyonumu karşılıyor mu?
Böyle başlıyorum açıkçası.
Çünkü çok az kişiyi izletiyorum ilk yaptığım şeyi ya da dinletiyorum ilk aşamada.
Ama mesela eminsem 2'de 3'de artık o zaman yorum almaya, eleştirileri almaya ve onlara göre rotamı düzeltmeyi de asla ihmal etmiyorum.
Eleştiriyi çok önemsiyorum güvendiğim insanlardan gelirse.
Ve mutlaka revizeli ediyorum kendimi.
Yani yaptığın işe kendin güveniyorsan devam etmek ve sabır abi.
Bizde sabır çok eksik.
Zaten günümüzde durmadan her yerde sosyal medyada pompalanmaya çalışan o ya.
Hani her şey hızlı olacak. Hızlı tüketim.
Hızlı hızlı hızlı. O yüzden herkesin sabrı tükenmiş durumda.
Çok sabırsız evet herkes.
Kimse geldiği yere bir anda gelmiyor abi.
Bir anda yokuş olmadı.
İşte SFB bir anda SFB olmadı.
Geriye bakıp düşününce şimdi...
En az 4-5 yılımızı belki de bayağı yokluk çekerek verdik abi.
Hiç dinlenmeden şarkılarımız ya da 5 kişiye 10 kişiye konser vererek başladı her şey.
İlk konserini sen 300 kişiye 1000 kişiye vererek başlayamazsın zaten bu işlere.
Görünür iş yapan herkesin biraz sakinliğe ihtiyacı var.
Çünkü bu hızlı üretim, hızlı tüketim insanları böyle şaşkına çeviriyor.
İşte şunu kaçırmayalım derken sen istediğin şeyi kaçırıyorsun aslında.
Yani bence tutarlı iş yapmak için biraz sakinlemek, yavaşlamak gerekiyor.
Hız... Hepimizin düşmanı bence bu açıdan.
Kesinlikle abi. Çok haklısın.
Senin gibi ilerlemek isteyen insanlara, senin yolundan, senin kafandan buna cevap vereceksin tabii ki.
Tavsiyelerin nedir? Sakinlik mesela bunlardan en önemlisi anladığım kadarıyla.
Bunun gibi başka verebileceğin tavsiyeler var mı?
Çünkü bildiğim kadarıyla, anlattığında kadarıyla kötü zamanlar da geçirdin.
Çok istediğin, idealine olan şeyleri de yapıyorsun, yaşıyorsun.
Yani aklına gelen birkaç tavsiye belki de...
Bu yolda ilerlemek isteyenlere küçük yardım ya da kısa yol sunabilir gibi düşünüyorum.
Evet sakin kalmak bunlardan biri.
Ama hızlı üretmek de bunlardan biri.
Yani şöyle sakinliği beklentide tutmaları gerek bence.
Benim için de geçerli bu.
Tutmamız gerek. Ama üretimi de seri olarak yapabiliyor olmak, o güce erişiyor olmak gerekiyor bence.
Çünkü maalesef olur da bir markayla çalışırlar ya da bir yerden...
Teklif alırlar falan. Orada süreler çok daralıyor.
Ve orada istediğin işi yapmak gerçekten bir mücadele oluyor.
Dolayısıyla bence sakinlik düşünsel anlamda bir sakinlikten bahsediyor.
Olgunluk biraz. Evet olgunluk da denebilir.
Yani tamam şimdi onlara göstereceğim.
Mükemmel bir şey yapacağım. Ağızları açık kalacak.
İzleyenler de dinleyenler de çok beğenecek falan.
Bu insanı yavaşlatıyor şey anlamında.
Elini ayağını bağlıyor bir yerde.
Sakinliği düşünsel anlamda kurup Orada hemen çalışmaya başlamak bence yapılacak en iyi şey.
Peki bundan sonra ne var abi?
Yeni yaratıcı bir şey gelir mi?
Var mı hakkında bir şeyler? Öncelikle elimdeki şeyleri iyi yapmak var.
Çünkü çok iş yapmakla maymun iştahlı olmak arasında çok ince bir çizgi var.
Asla maymun iştahlı olmak istemiyorum.
Öyle de görünmek istemem. Ama çok şey de yapmak istiyorum.
Çünkü gerçekten merak ettiğim şeyler var hala.
Acaba ben yapsam nasıl olur diye düşündüğüm şeyler var.
Ama onlara sıra gelmeden önce şu an hali hazırda sürdürdüğüm şeyleri en iyi şekilde yapmak istiyorum.
Abi çok teşekkür ederiz ya. Çok sağ ol.
Ne demek ya ben teşekkür ederim.
Ben hep sizi çok özlediğimi fark ettim.
Çünkü biz o kadar sık...
Karşılaşıyorduk ki aslında pandemi öncesinde.
Konserlerde, mekanlarda, sokakta, etkinliklerde falan.
Ve bu bir boşluğa dönüştü pandemiden sonra.
Kesinlikle. Ve ihtiyaçmış yani bunları bir araya gelmek, konuşmak.
Bu dönem iyice anlıyorsun onu. Evet. Göremeyince, eksik olunca anlıyorsun.
O yüzden çok mutlu oldum sizi gördüğüme.
Burada laflıydıysak.
Allah'tan program en azından böyle bir şeye vesile oluyor.
Ben de o yüzden çok mutluyum. Çok iyi yapıyorsun bence.
Yani şu dönemde hem buluşmak çok kıymetli hem...
İnsanların fikirlerini, düşüncelerini, kendilerini anlatması çok değerli.
Bunu da sağlıyorsun bence.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
