
Ekin Bernay - Performans Sanatçısı / Dans ve Hareket Psikoterapisti
12 Nisan 2021 · 34 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Ben sana yapma demiyorum, yap ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen, bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet, selam herkese.
Bugün Ekin Berna ile beraberiz.
Ekin bir performans sanatçısı, ayrıca dans ve hareket psikoterapisti.
Hoş geldin Ekin'cim, çok teşekkür ederim zaman ayırdığın için.
Merhaba, hoş bulduk.
Mutluyum burada olduğum için.
Heyecanlı bakalım neler konuşacağız.
Ben de çok mutluyum seninle olduğum için şu an.
Ekin Londra'da bu arada, onu söyleyeyim.
Zaten orada yaşıyor bir süredir.
Ben yine İstanbul'dayım.
Geçmişten bugüne birçok performansın var, başarın var.
Ama ben en sıcak olandan başlamak istiyorum.
Çok yakın zamanda tek teki performansınız çok etkileyiciydi.
Beni aşırı etkiledi.
Küçük konudan bahsederek başlayalım.
Sonra diğer konulara geçelim istiyorum.
Biraz neler hissettin o performans boyunca bize bahsedebilir misin?
Tent olayı benim için çok özel.
Çünkü tank zaten açıldığından beri içine girdiğimde, her girdiğimde böyle biraz büyü yaptığım bir yerdi.
Yani her girdiğimde burada performans yapmalıyım, burası benim olacak.
Burada bir gün el geçireceğim burayı falan diye.
Müze bomboş.
O çok farklı bir deneyimdi.
Yani Tate'e giriyorsun. Bir güvenlik görevlileri ve bizim ekip var bizde.
Küçük bir ekibiz zaten bu işi çıkaran.
Geçmiş bir yıl ve biraz sıkıntılarımız işte izolasyon, pandemi.
Onun sonucunda böyle bir performansla dönmek.
Yani biraz o son bir yılda benim hissettiklerimi hissettim performansını izlerken bazı noktalarda.
Bilmiyorum doğru mu hissettim ama.
Yani evet tabii şimdi bir kere şeyi konuşuyorduk yani böyle bir süreçte biz bedenlerimizle nasıl hissediyoruz, direnç göstermek üzerine, dayanıklılık üzerine birçok
şey konuşmuştuk küratörle beraber de.
Bir yandan da izole olmak üzerine yani izole olma fikri, yalnızlığımız, paraşütle olan performansta uzun süredir yapmak istediğim...
rüzgarla çalışıyor. Yani rüzgarı zaten uzun süredir inceliyorum ve onunla böyle bir iletişim kurmaya başlamıştım zaten ama bu olay olduğunda böyle yani Tanks gözümün önünde canlandığında zaten böyle
önce bir mekanı görüyorsun.
Yani ben öyle çalışıyorum.
Böyle alanı aldıktan sonra gözünün önünde ne olacak?
İçinde böyle bir hayaller kuruyor.
Yani sanki yaşıyorsun onu.
Bir şeyler görüyorsun. Down o şeklinde böyle bir paraşüt geldi gözümün önüne.
Ama evet düşüyor olma halimiz.
Onun arkamızda böyle büyük bir şey var.
Bizi biraz geriye çeken, biraz böyle biraz da kurtaran.
Ama hani çünkü bu süreçte hepimiz yorumladık ya farklı farklı.
Ölümler bir yana, nelerin farkına vardık.
İnsanlık olarak oturup düşünüp neleri gördük.
Bizi o yavaşlatan şey.
Ciddi yavaşladık.
Çok yavaş zaten her şey.
Slow motion, çok yavaş.
Bir de bunların ötesinde bir şeye, Bruce Nauman'a bir cevap vermemiz gerekiyor.
Onun sergisine... diyalog kuran bir performans gerekiyordu.
Onunla da böyle birebir çok ağ ördüm.
Resilient Responses YouTube'dan izleyebilirler.
Workshop da var. Filmin uzun hali de var.
Herkesin izlemesini öneriyorum.
Ben çok etkilendim. Biraz kariyerinin başına doğru bağlayacağım.
Şimdi performans sanatı herkesin çok iyi bildiği bir sanat değil ama oraya geleceğiz.
Onun detayından bahsedeceğiz.
Her şeyin başında Senin kariyerine baktığımda dansı görüyorum.
Yani dansla başladığını görüyorum her şeyin.
Bu dans hikayesi senin için ne zaman başladı?
Ve dansın senin için bir tutku olduğunu hangi evrede anlamaya başladın?
Çok evet küçük.
Değil mi çok eski?
Yani evet şöyle aslında...
Sanırım dans da mutlaka dansa başladı ama hep yaratmak benim için böyle bir şeyler üretmek bir şey yaratmak hani o bir çocuk vardır ya böyle birazcık daha yalnız böyle bir kendi kendine çamurun içinde debelenen
o çocuk benim aslında.
Ama onun sonrası çok değişik daha güzel oluyor işte devamı.
Evet yani öyle bir onu gerçekten anladığında hani ben aslında buyum bunu kabul ettiğinde bunun senin iletişim şeklin olduğunu.
gerçekten benimsediğinde de önüne bir sürü kapılar açılabiliyor.
Bu seferin sonu yok yani yaratmanın ve üretmenin.
Biliyorsun yani sanatçı olarak yaşamanın ne kadar böyle sonu gelen bir şey değil.
O tamamen bizim elimiz. Ben hayal ettiğim kadar üretiyorum.
Hayal ettiğim her şey burada yani.
O iç dünyam çok zengin.
Neyse. 7 yaşındayken dansla başladım ben.
Samsun'da Ömür Uyanık geldi.
Ömür Hocam dans okulu açtı.
Bale okulu başladı. Baleyle başladım.
Sonra iki sene sonra Ankara'ya gittim.
Orada çocuk balesine geçtim.
Ama böyle küçükken bu arada Samsun'da böyle denize karşı şiirler falan yazıyordum.
Böyle benim yatak adam böyle denize bakıyordu.
Vay vay vay. Küçükken şiirle başlıyordum mu desem acaba.
Aslında biraz öyle oluyor evet.
Çok erken yaşta şiirle başladı sanat hayatına diyebiliriz evet.
Ama böyle bir şekilde kesiliyor.
Daha böyle akademik kariyeri normal bir şekilde ilerletmeye çalışıyorsun falan.
Türkiye'de sanatçı olamazsın, yapamazsın.
Hobin olsun. Bir yandan da bir mesleğin olsun.
O kadar fazla denildi ki hani haklı olarak belki bir yandan da ama birazcık da yani keşke daha önce kendim uyansaydım da of bu deseydim.
Neyse dans da öyle başladı.
Sonra jazz, dans, bale, modern böyle bazı teknikler, farklı hocalardan eğitim aldık.
Lisede Tunç Özşekar'a asistanlık yapmaya başladım.
Sonra ders vermeye Kayseri'ye falan gidiyordum hafta sonları üniversitedeyken.
Senin kariyerin devamında liseden sonra bu Nike'daki başarı var.
O bence önemli bir dönüm noktası değil mi?
Ondan bahsedelim istersen.
Evet, o büyük bir şeydi.
Yani üniversitedeydim, iletişim tasarım okuyordum işte Bilkent'te.
Orada böyle arkadaşlarım...
Uzun süredir birlikte dans ettiğim dansçı arkadaşlarım, onlar böyle beni sokmuşlar falan, formu falan doldurmuşlar.
Sonra girdim böyle şaşkın bir şekilde yarışmaya, sonuçta kazandım.
Süper. Ama çok büyük bir şeydi gerçekten.
Çünkü o zaman hani dans daha, yani o ve işte benimle dans eder misin yapılıyor Türkiye'de.
Yeni yeni Türkiye'de böyle birazcık bir hareket, dans hareketi olmaya başladı.
yarışmayla birlikte Los Angeles'a gittim.
Sonra Nike benimle birlikte çalışmaya devam etti.
Birkaç sezon Nike'ın katalog çekimleri için işte New York, Amsterdam, Paris falan üniversitedeyken böyle bir yerlere gidip bazı böyle uluslararası çekimlere katıldım.
Orada işte dansçıları gördüm.
Farklı eğitmenler gördüm.
Koreograflar, çekimler. Aniden böyle ısınlanmış gibi oluyorsun.
Hiç gerçekliğinde olmayan bir şey.
Şu an çok normal geliyor bir fotoğraf çekiminde bulunmak.
Hani o ortamı biliyorsun ama o noktaya kadar bilmediğim için aniden böyle Sofyalarla falan takılıyoruz böyle gördüğümüz insanlar yani.
Çok büyük bir olay o yaşta aslında haklısın.
Mesela şeyde bir kentte falan böyle babaannem şeye gidip izliyormuş.
Angola'da böyle şeyim var resmim var.
Mağazada babaannem banka oturup beni izliyormuş.
Çok şeker çok şeker ya çok güzel.
Üniversitede iletişim tasarım okumuşsun.
O noktada dansla ilgili bir şey aklında var mıydı düşündün mü mesela acaba ya da ne yapabilirdin acaba dansla alakalı?
İletişim tasarım seçmende bir özel bir neden var mı?
Yani hep devam ediyordu dans zaten hani ben onu her hafta sonu zaten dersteydim öyle düşün hani bütün ilkokuldan beri hani her hafta mutlaka dans dersleri, dans dersleri, dans dersleri şeklinde ilerliyor.
Yani hafta sonu, hafta içi ne zamansa ya da işte.
turnelerimiz falan da oluyordu.
Yani yarı profesyonel çalışıyordum ama dansa okumama o zaman dansa okumamanın sebebi yine herhalde biraz ailemle alakalı yani hukuk işletme falan okuyayım istiyorlardı.
Ben hani ona direnip yok hani en azından hani bu bu arada şimdi annemle babamı da üzmeyeyim buradan ama yani istiyorlardı bunu açık açık konuşalım.
Ya bu kötü bir şey değil zaten.
Her bölümde bundan bahsediyorum.
Yani az az isteriz.
Bizim iyiliğimizi düşünüyor aslında ebeveynlerimiz ama İşte farklı bir dünya, farklı bir kafa var artık.
Evet yani şu an ki aklım olsa keşke daha öncedense okusaydım diyorum bir yandan.
Bir yandan da diyorum ki ama hani böyle olmalıydı.
Demek ki şu an elimde başka araçlar var, başka bir çevrem var, başka arkadaşlarım oldu.
Hani sadece konservatuardan edineceğim arkadaşlarım değil.
Hani cidden böyle her renk, her tür insanla birlikte okudum Güzel Sanatlar Fakültesi'nde.
Ama hani o ben...
İletişim şöyle seçtim.
Ne istemediğimi bildiğim için geriye iletişim kaldı.
İletişim tasarımı kaldı. Bunu ele, bunu ele, bunu ele.
Geriye yaratıcı olabileceğim, medyayı kullanabilirim.
Çok belirleyici değil. Yine biraz açık olabilir.
Belki film çekmek istersem onu yaparım.
Tasarım var içerisinde falan.
Senin kafana uygun bir bölüm olduğu için aslında yine o da doğru bir seçim olmuş.
Gidip hukuk okusam çok daha zorlanabilirdin belki de.
Kim bilir. İmkansız zaten, imkansız.
Peki, üniversite sonrası dönem nasıl gelişti?
Üniversite döneminde Nike'la da devam ettin zaten.
Yani bir yandan işte üniversitedeyken turnelere falan da gidememiştim.
Sanatçılar için Kenan Doğulu'yla uzun süre falan çalıştım o arada.
Yaz turneleri falan. Böyle hani commercial dans sahneleri.
Sonra yani şu an bazı şeylerime geri dönüp baktım da.
Yani neyse herkesin görmesini istemeyeceğim birçok şey var diyeyim.
Bahseden çok uzak geliyor değil mi sana?
Hani nasıl yapmışım falan diyor insana da.
Yani nasıl anlatsam bilemiyorum.
Şu an kendimi ifşa etmeyeyim, boşver diyelim.
Üniversiteden sonra Londra'ya geldim.
Tasarım yönetimi okumak, yüksek lisans yapmak için.
O arada bir sene falan dansa ara verdim.
O bir sene ciddi depresyona girdim.
Zaten hayatımın da zor bir senesiydi.
Paralel başka şeyler oluyordu ailemizle alakalı falan.
Onların üstesinden gelmeye çalışırken bir anda da dans yok hayatımda.
Zaten Londra'ya gittim yeniden kimlik yaratmam gerekiyor.
Kimse beni tanımıyor. Türkiye'de böyle bir kimliğim var.
Bir yere girdiğimde bir insanlarla birbirimize baktığımızda birbirimizi anlayabiliyoruz az çok.
Birbirini seziyorsun.
Yepyeni bir yer böyle sudan çıkmış balık ve kimse seni görmüyor.
Londra'da kimse birbirine bakmaz.
Böyle şey hissediyorsun kendini.
Ben yokum. Dansa o sene ara verdim.
Orada çok ciddi sıkıntı oldu benim için.
O zaman tekrar anladım ki benim buna geri dönmem gerek.
Sonra dans psikoterapisini öğrendim.
Ve o zaman dans terapisi yüksek lisansına...
Bütün hani o bütün dans kariyerimden biriktirmiş olduğum bütün parayı o yüksek lisansa verip böyle ikinci bir yüksek lisans yaptım işte.
Önce ilkini bitirip sonra dans psikoterapiyi mi yaptın?
Evet. Bir şey bir de yarım bırakmam.
Bravo, bravo. Çok önemli bir özellik.
Bilmiyorum, önemli mi bilmiyorum. Bir yandan da zaman kaybı mı bilmiyorum ama birazcık herhalde o...
O açıdan düşünmemiştim ama öte yandan daha deminden beri konuştuğumuz hani bugüne kadar yaşadığımız şeyler de bu hale getiriyor ya bizi.
Belki de onu da öyle yaşaman gerekiyordu.
Hani onu da bitirmen gerekiyordu. Belki başka türlü rahat edemeyecektin yani.
Bu dans psikoterapisi de yani o kadar ilgimi çekti ki.
Son yıllarda duyuyorum çokça ama yani senin sayende biraz daha içine girdim.
Onu seçmendeki sebep neydi aslında?
Bu arada da şu evet.
Onun da sebebi şu. Çünkü hani dansa geri dönmek istiyorum ama çıkıp böyle hani o önceden döndüğüm sahnelere dönmek istemiyorum.
O ben değilim. Onu zaten anladım.
Danstan uzaklaştığım dönem biraz daha içime döndüm.
Biraz daha derinleştim kendi içimde ve o artık yetmiyordu.
Birazcık o arada bir şey denedim.
Hani birkaç sene bir hip-hop tiyatrı kampanisi var burada, Far From The Norm.
Hala onlarla çalışıyorum bazen.
Daha çok böyle sahne arkasında koreografa yardımcı olmak için, botise.
Onlarla biraz dans ettim ama şöyle bir şey oldu artık hani bir koreograf bana bir şey söyleyip bunu yap dediğinde yetmiyor ya da dansın stilleri dansın böyle belli kuralları tam olarak yetmemeye başladı kendime
ifade etmek için. Dans psikoterapisinde ise böyle baktım hani şöyle bir soru var aklımda o derinleşme ve içime döndüğüm o dönem içerisinde ben insanlara yardım etmek istiyorum nasıl yardımcı
olabilirim hani biz böyle bir.
bir hizmet etmek istiyorum.
Bir şey geri vermek istiyorum.
Yani o çok bana bakın ve bununla iyileşeceksinizin ötesinde bir şey yapmak istediğimi fark ettiğim için tam ona denk geldi.
O arada dans terapisini öğrendim ve böyle o sürece girdim.
Çünkü bir yaz okulu yaptım beş gün ve böyle her gün çıktım ağlıyorum falan böyle.
İnanılmaz bir keşif.
Bu ne ya dedim yani.
Girince böyle Hareket buymuş dedim yani.
Çok güzel. Bence çok çok değerli yani.
Zaten röportajlarına baktım birazcık.
İşte sadece insanları eğlendirmek artık benim için yeterli değildi.
Dediğin işte hem kendime hem çevreye yardım edebileceğim işler yapmaya başlamak istediğim dediğin nokta sanırım bu değil mi zaten?
Evet bu kırma noktası.
Yani tabii ki o tabii ki sanat yani sadece O da çok kıymetli.
Onu yapan insanlar da çok kıymetli.
Aynen aynen. Yani ben şunu fark ettim.
Bana yetmiyor. Ben o değilim sadece.
Onu gördüğüm için.
Ve müthiş bir denge oldu.
Yani bunu yapmaya başladığımdan beri gerçekten hem kendimi çok fazla tanıdım.
Bir daha bir derine bir katman daha inebildim.
Sürekli kendi grup... Dinamikleri içerisindeki halini görüyorsun.
Kendine ilgili her şeyi zaten tekrar çözümlemen gerekiyor eğitim sırasında da terapiye gidiyorsun falan.
Acaba o terapiden de biraz bahsedelim mi nasıl bir şey olduğundan?
Çünkü bence insanlar çoğu kişi farkında değil ama onlara çok yardım edebilecek bir yol bence bu dans ve hareket psikoterapisi.
Biraz onu da anlatabilir misin zor olmayacaksa?
Yok tabii o şöyle bu sanat terapilerinin şemsiyesi altında aslında yer alıyor.
Biraz Türkiye'de şunu fark ediyorum hani ben dans terapisinin biraz fazla biraz yanlış kullanıldığını fark ediyorum.
Bunu da soracaktım iyi ki söyledin.
Evet çünkü yani böyle hani sadece hani dans üzerinden hareket ediyorum ve bana iyi geliyor ve ben artık bunu herkese öğretebilirim gibi bir şey değil bu.
Yani bunu anlamak lazım. Bunun ciddi bir eğitimi var.
Bu eğitim yanında klinik olarak çalışma yapman gerekiyor.
Klinik stajlarımız var.
Bir yandan kendimiz terapiye gitmemiz gerekiyor.
Bir yandan çalışmaya başladıktan sonra bir danışmanın olması gerekiyor.
Benim üstpervizörüm var.
Her gördüğüm 8 saat, her 8 saat çalışmamın...
Sonunda bir saat danışmanımla çalışmam gerekiyor.
Ciddi bir sistemin içerisinde burada bu uygulanıyor.
Türkiye'de maalesef çoğu insan bu şekilde uygulamıyor bunu.
Ben dans terapisti oldum diye karar verip oluyorlar.
Ama bu böyle bir şey değil. Buna dikkat etmemiz gerekiyor.
Bazen uyarıyorum tanıdıklarımı.
Bazen de yazıp söylüyorum.
Birazcık daha belki sert olmak lazım bu konuda.
Çok iyi yapıyorsun bence.
Şizofreniyle ben işte şizofreni ağırlıklı çalıştım.
Çok uzun yıllar gruplarım vardı.
Bu normal konuşma terapilerini düşünelim.
Konuşma terapilerindeki gibi gidiyorsun terapistinle bir ilişki içerisinde bir orta noktada buluşuyorsun.
Birbirini tanıyorsun. Bir güven oluşuyor.
O güven üzerinden kendini bir yandan çözümlemeye başlıyorsun.
Ama biz bunu yaparken hareketi...
Bedeni, bazen müziği, bazen sanatın farklı şeylerinden de ödünç aldığımız şeyler oluyor.
Kendi metodlarımız içerisinde.
Ama genelde odak olarak hani beden, hareket ve müzik etrafında ben daha çok öyle çalışıyorum en azından.
Onun etrafında çalışıyoruz yani.
Ben işte dediğim gibi şizofreni uzun yıllar çalıştım.
Otizm okullarında çalıştım.
Şimdi bir tane normal bir şey...
Mainstream dediğimiz burada bir ilkokulda çalışıyordum.
Çok güzel. Şimdi yine bu ay sonuna önümüzdeki ay sonuna kadar orada olmaya devam edeceğim.
Orada böyle bir rehber öğretmen gibi de biraz oluyorsun yani.
Bu arada zaten örnekleri YouTube'da da var.
İnsanlar merak edenler açıp izleyebilir.
Çok güzel örnekler var.
Senin yaptığın birkaç örnek de var.
Ben onları da izledim. Küçük küçük tabii çok detaylı değil yani gerçek ders gibi değil ama olsun yine de bir fikir sahibi olabilirler.
Peki bunun devamında performans sanatı kısmında daha ilerlemeye başladığın noktaya nasıl karar verdin?
Bu devam etti. Bunu zaten yapmaya da başladın anladığım kadarıyla bitirdiğin andan itibaren master'ı.
Diğer taraf nasıl devam etti?
Evet şimdi bir yandan da çalışırken, okurken yani dans terapisi okurken Bir yandan alttan böyle bir kazınıyor tabii ki yani.
İçimde tabii ki bir performans canavarı var.
Bir şekilde kendini göstermek isteyen o bir tarafım var yani.
Bir şey bağıracak yani.
Bana bakın bak şimdi şunu gösteriyorum size diyecek.
O aç tarafım bir yandan alttan böyle köpürüyordu zaten.
Dans terapisiyle birlikte hareketin özünü anladıktan sonra yine bedenimle çalışmam gerektiğine yüzde yüz emin oldum.
Ama dans ederek değil.
Bu arada...
Böyle bir şeyler form etmeye başladı kafamda.
Hani şuna uyanıyorum. Aslında bir sanatçıyım ben yani.
Böyle ona uyanış.
Biraz geç oldu benim için.
Belki daha erken olsaydı zaman kazanabilirdim ama.
Bilmiyorum. 24 yaşında falandım herhalde yani.
Benim biriktirdiğim her şey.
Benim iç dünyam. Benim yazdığım bütün metinler.
Benim bütün o imgelem dünyamdaki bütün o kütüphanemdeki her şey aslında bir şeye kanalize olabilir.
Yani bunlar böyle. Benim odamda karanlık günlerimde çıkardığım şeyler olmak zorunda değil.
Bunlar bir şeye dönüştürülmeli diye hissettim.
Ve bunu nasıl yapabilirim? Böyle performans fikirleri.
Yeni downloadlar gelmeye başladı.
Onlar gelirken ve böyle puzzle'ın parçalarını ben böyle birleştirirken.
Simge ile tanıştım. Simge Burhanoğlu bizim Perform İstanbul'umuzun, canımız Perform İstanbul'umuzun kurucu direktörü.
Performans küratörü aynı zamanda.
Simge ile birlikte o Perform İstanbul'u kurmak istiyor.
Ben de bu işi yapmayarım.
Bunu artık bu şekilde ifade etmek istiyorum.
Bu yaptığım şeye, hiç durmadım aslında ama bu yaptığım şeye artık bu demek istiyorum.
Değil mi? Birazcık şekil değiştirecek.
Neyse o arada o perform İstanbul'a karar verdi.
İlk sanatçısı olarak beni imzaladı.
Biz böyle dağın diye başladık.
Çok güzel. Beş sene oldu.
Değil mi? Beş sene geçti onunla birlikte.
Yani böyle daha şekilli oldu.
Son beş senedir diyebilirim.
Hani bu, budur. Kendime bu dediğim.
Ama bazı çok eskiye dönük bazı şeylere bakıyorum.
Yani o da performansmış.
Aa bu da performansmış diyorum.
Evet aslında biraz sınırlarını çizmek zor oluyor değil mi?
Ben de hani çok iyi bilmediğim bir konu olduğu için araştırdım.
Ama hani aslında tiyatro değil.
İşte tam olarak dans değil.
Ama okuduğum şeylerden çıkardığım hani içinde gerçeklik barındıran bir performans aslında bu.
Değil mi? Böyle anlatabilir miyiz yani insanlara, bilmeyenlere?
Evet öyle diyebiliriz bence.
Yani oyun oynamıyoruz.
Hani gidip bazen çok oyun gibi oluyor ama hani gidip böyle bir karaktere girmiyoruz diyeceğim.
Şimdi bu karaktere de girebilirsin. Her şey olabilir.
Aslında performans sanatı her şey olabilir.
Ama sanırım bir alanla bir ilişkisi oluyor her zaman.
Bir kendinle bir şekilde bedeninle bir ilişkisi oluyor.
Bedenin orada olabilir orada olmaya da bilir.
Ama bir şekilde senden çıkan bir hikayeye canlı sanat diyelim.
Daha doğru öyle bence anlaşılıyor.
Yani yaşayan canlı bir sanat formu bu.
Bazen performansı yapan kişi üzerinde, bazen izleyici ya da katılımcı üzerinde yaşıyor.
Bazen de kelimeler olarak yaşıyor.
Yani bunu da geçenlerde fark ettim.
Mesela bazen sadece sözcükler yani okuduğunda kağıt üzerinde okuyorum ve bu bir performans diyorum.
Ama kağıt üzerinde aslında.
Şimdi siz bunu çok güzel bir oluşum Perform İstanbul'la bir araya gelip bunu kurmuşsunuz.
Şimdi burada merak ettiğim özellikle sana açıklatmaya çalışmamın sebebi de bu.
Türkiye'de insanların bazı bilmediği meslekleri algılamada zorluk çekmesi ve onu kabul etmemesi durumu.
Türkiye'de artı devamında Londra'da böyle bir hissiyat yaşadın mı kariyerin boyunca?
Muhakkak yaşadın. Neler yaşadın yaşadıysan yani?
Evet oluyor. Yani bir kere ciddi bir savaş veriliyor Türkiye'de Perform İstanbul üzerinden.
Ama çok yakın zamanda mesela benim bir tane ne istiyorsun performansım tekrar performe edilme hakkı bir koleksiyona girdi.
Ve önemli bir koleksiyona girdi.
Agah Uğur'un koleksiyonuna girdi.
Ve Çanakkale Libyeneli'nde tekrar gösterildi.
Tekrar gerçekleştirildi.
Yani tekrar gerçekleştirilme hakkını...
İlk defa bir özel koleksiyona soktuk mesela.
Şimdi bu olduğunda bu sefer koleksiyonerler neye bakıyorlar?
O zaman burada bir şey var.
Bizim de sahip olabileceğimiz, bizim de yaşatabileceğimiz bir şey var mesela.
Ya da işte canlı sanat kütüphanesi şu an Perform İstanbul'un binasında kurulan bir canlı sanat kütüphanesi var.
İnsanların gidip orada araştırma yapabilecekleri bir alan kuruluyor.
Böyle çalışmalarla ya da işte müzelerde yaptığımız performanslarla falan bir şekilde yer açmaya çalışıyorsun kendini.
Ama evet yani canlı sanat, performans sanatı birazcık böyle dansta da var mesela.
Yani bedenle bir iş yapıldığında dansta böyle sanat dalları içerisinde bence en hor görülen, en böyle değeri bilinmeyen, en az parayı kazanan dansçılardır.
En kötü muameleyi gören dansçılardır.
Bedenin ne iş yaptığında böyle bir korku mu oluyor?
Onun altında mutlaka bir şeyler yatıyor.
Ya da kültürel olarak hani eskiden...
Kültürel de olabilir, evet. Bazı çağrışımlar var.
Mesela buraya geliyorum, burada da aynı şey var.
Yani mesela bir dansçıya bakalım, bir de müzisyenin bir kariyerine bakalım.
Nereye gidebilir bir tanesi?
Bir tanesi nereye gidebilir?
Yani o kadar biricik bir durum ki bir dansçının tanınır bir dansçı olması ya da işte iyi para kazanması.
Evet, evet, evet. İşte bedenle çalışılan ve böyle bu kadar gelip geçici görülüyor.
Ya immateryal geliyor gidiyor bedenden kalıcı olmayan şeylerin belki de o yüzden de birazcık anlaşılamıyor.
Ama genel bir hor görülme durumu var.
Yaptığım her işte var. Dans terapisinde de var çok şükür.
Orada da buldum. Aslında bir noktadan sonra ülke değiştirsen de fark etmiyor sanırım.
Etmiyor hayır. Tabii ki şimdi kıyaslamamakta bir yandan tabii ki Türkiye'nin dertleriyle Türkiye'de yapacağım performans bile Türkiye koşullarına göre şekillenmek zorunda.
Burada çok özgür. Evet doğru.
Londra'da istediğini yap.
Yani ben hiçbir şeyi planlarken ya da hiçbir işimi yaparken yani izleyici ne düşünür diye düşünmüyorum açıkçası.
Kaygı olmuyor değil mi? Hayır bu da yaşamama sebeplerinden bir tanesi de bu özgürlük zaten.
Çünkü hani bu sınırlarla üşüretmek ne kadar zor.
Zaten çoğu sanatçı değil mi? Alıp başına o yüzden gitmiyor mu?
Evet. Üzücü ama hak veriyorum.
Çok fazla yani. Çünkü yapacak da bir şey yok.
Bu da başka bir sorum da aslında.
Buraya geldik. Güzel. Yurt dışına gidip master için gittin.
Geri dönmeme kararın biraz kariyerinle alakalıydı anladığım üzere o zaman.
Evet. Önce içgüdüsü olarak dönemiyorum.
Bir şekilde buradayım.
Vatandaşlık almak istiyorum.
Burada bir pasaport süreci var zaten.
Hala da almadım bu vatandaşlığı inşallah.
12 sene oldu. İnşallah bu sene Kasım ayında sanırım alacağım işte.
Şimdi ona çalışıyorum ama birazcık o biraz tuttu.
Biraz da böyle şey daha özgür olma hali.
Türkiye'ye bir küskünlüğüm olabilir.
Anladım. Yaşadık şeyler yüzünden sanırım.
Böyle biraz var öyle bir şey galiba.
Bir de böyle biraz daha burada kendimi biraz değil, çok daha özgür hissetmek.
Bir bağlanma bu şekilde seviyorum bir yandan.
Yani onu düşünüyorum. Mesela Londra çok bana ait.
Benim kendim seçtiğim, olmak istediğim için gelip oldum, savaştım.
Her işi yaptım.
Çocukta baktığım, yerde temizlediğim falan bir şehir.
Gelip böyle burada lüks içerisinde de yaşamadım.
Her işi yaptım gerçekten yani.
Anca daha yeni bu kadar sene sonunda ilk defa kendi yapmam gereken işleri yaparak.
geçinebilir bir düzene geçtim.
O da herkesin aslında aklında olan farklı bir soru.
İşin maddi kısmı nasıl ilerledi?
Çok zor.
Yani o konuda bir şey yapamayacağım.
Çok cesaretlendirici olamayacağım.
Performansla para kazanmak çok zor.
Dansla biraz daha kolaydı.
Ama yine de dans terapisiyle bir düzene girdikten sonra Aslında bir rutine girip birazcık daha stabil bir hayat kurabilirsin.
Ama o da benim için zor oldu.
Bazı insanlar için çok daha kolay oldu mezuniyetten sonra ama birçok insan mezun olup bu alanda çalışamıyor.
Burada yaşasalar bile. Öyle bir gerçeklik de var.
Yani yaptığım işlerin hiçbir tanesi bolluk ve bereket garantilemiyor.
Şimdi sen zaten performanslarına devam ediyorsun.
Hala yapıyorsun. Teyitten bahsettik.
Onun dışında çok güzel performansların var.
Çoğu YouTube'da... bulup izleyebilir insanlar.
Çok güzel hepsi.
Ben 2-3 tane en azından izledim.
Berir zaten daha demin bahsettiğin Çanakkale'de tekrar yaptığın performansına gelmişti.
Bana anlattı.
O da benim için keşke gelebilseydim.
Çok kaçırdığımı üzüldüm.
O da çok güzel. Küçük bahsederim istersen.
Sen bir odada oturuyorsun. Herkes gelip ne istediğini yazıyor kağıda.
Yapıştırıyor. Sen de ona bir cevap veriyorsun gibi bir durum değil mi?
Sen daha güzel anlatacaksın.
Şöyle, fena özetlemediniz.
Şöyle, 28 gün boyunca biz işte ihtiyaç sen diye bir binayı işgal ettik.
Şu an Perform İstanbul binası olan binayı.
Her katta, her odada bir sanatçı var.
Mesela Leman ve Ata, onlar hiç binadan çıkmadılar o süre boyunca.
Dış dünyayla tamamen iletişimlerini kesip iş ürettiler.
Bense böyle kendi içerisinde de yaşayan, Ben orada olmasam da bir şekilde devam edebileceğini düşündüğüm, yaşayabilecek bir şey çıkarmak istedim.
Birazcık da hani insanları böyle evet birleştirecek bir şey.
Ne istiyorsun? Ne istiyorsun sorusu kilit bir soru.
Bu soruyu çok böyle üst üste sorduğun zaman bir şeyler çözümleniyor.
Yani bu yüzde yüz zaten denedik gördük inanılmaz oldu.
Dokuz yüzün üzerinde cevap olan böyle.
Gel bir beyaz bir oda, beyaz perdeler dışarıya kapalı.
Lavanta kokuyor.
Ben de bemberaz giyinmişim.
İçeriye girdiğin anda bir sound piece var.
Tolga Büyük'le birlikte yaptığımız.
Aa çok güzel. Böyle benim nefesim ve seslerimi üst üste kat kat kat kat dizdiğimiz böyle.
Bazen o ses giriyor içeriye falan.
Böyle farklı elementler de var içinde.
Geliyorsun ne istiyorsun?
Kağıtları ve ortada bir platform var.
Beyaz Dönem platform üzerinde.
Ayna, bir küp ayna.
Bu da böyle bizim oy sandıkları gibi ama her tarafı ayna.
Aa dört beyaz kağıtlar, ne istiyorsun, ne istiyorsun?
Böyle insanlar yazmaya başladı.
Yazıyorlar, kutuya atıyorlar.
Belirli aradıklarla, kutunun anahtarı bende, ben kutuyu açıyorum.
Sonra platformun üzerine çıkıp, dönerek o platform dönen bir platform, onun üzerinden dönerek sesli bir şekilde o yazılan şeyleri okuyorum.
Okuduğumda işte okuyorum artık.
Hani o nereye gidiyorsa bir şekilde.
Sonra tek tek duvara asıyorum.
Birikti birikti birikti birikti oda tamamen doldu kat kat çıktık mektuplar böyle her yerde oldu müthiş bir şeydi yani ve neler neler okuduk yani.
Tabii benim bu performansım bir yandan binanın içerisinde yaşayan Leman ve Atan'ın performanslarıyla da iç içe geçti.
Çünkü ben okuma yapmaya başladığımda onlar da oradalar ve dışarıda hiç iletişimleri yok ama hani beni duyuyorlar sürekli falan.
Böyle çok zaten çok büyülü bir aydı.
Bu arada 24 saat boyunca açıktı bina.
Mesela bazen sabah geliyorum ben gece orada kalmadığım için.
Bir sabah geliyorum mesela not buluyorum.
İşte bugün senin odanda kaldım.
Birisi kalmış mesela.
Çok çok güzel. Bir öğrenci mesela.
Bir şeyler yazmış falan.
Ne notlar neler neler okudum.
Yani çok dönüştürücü bir şeydi.
Zaten okuduğum şeylerde hep onu da gördüm.
Yani sanatın iyileştirici ve dönüştürücü gücü senin için.
Günün sonunda en önemli şey bence.
Ben de sana %100 katılıyorum.
Arkanda takip ediyorum seni.
Bu çok güzel bir yeni gelenlere, öğrenenlere, bir şeyler yapmaya çalışanlara bence çok güzel bir mesaj.
Onun dışında Türkiye özelinde senin gibi bu mesleği, bu sanatı, benzer sanat dallarını yapmak isteyen insanlara tavsiyelerin ne olabilir?
Yani bu da çok zor, çok genel şeyler olabilir ama muhakkak vardır aklına gelen bir iki şey en azından.
Yani biraz böyle İnat etmek gerekiyor bence.
Yani çünkü çok duvarlar örülüyor, çok fazla hayır duyuyorsun, çok üst üste reddediliyorsun.
Birçok işte öyle cevaplar alıyorsun.
Hani maalesef bu sefer sizi seçemedik, maalesef bu sefer şöyle oldu.
Yani o kadar fazla oldu ki benim hayatımda bu.
O yüzden direnç göstermek, inandığım yani içindeki o inandığın şeyi bırakmamak bence çok önemli.
Ve çalışmak, derinleşmek, çok araştırmak.
Bir şey merak ediyorsan bence onun içine girip kaybolmaya korkmadan hani girip içinde kaybolmak.
Olabildiğince cesur davranmak.
Zaten mesela bu dans terapisi hikayesi sende tam bu anlattığın şekilde olmuş anladığım kadarıyla.
İçine girip araştırıp onu bulmuştun resmen oradan yani.
Evet ve sonra içine girdiğini zannettiğin şeyin içerisine de girmemiş oluyorsun.
Biraz daha giriyorsun, biraz daha giriyorsun.
O hiç bitmeyen bir şey zaten.
Ben her gün bir şeylerin içine girip şahitlerce orada kayboluyorum.
Yani birazcık da tabii bunun keyfini çıkarabilmek lazım.
Biraz böyle bazen benim en azından iç dünyam biraz karanlık.
Yani böyle sonuçta çok böyle hafifletici şeyler çıkıyor gibi o görünse de.
İç kısım zor oluyor, farklı oluyordur.
Yani o dönüştürmek için o bir şeyi alıp filtreden geçirip dönüştürüp geri vermek için zaten birazcık acı çekmeyi de göze almak gerekiyor.
Kesinlikle. O yola gideceksen her yoldan gidiyorsun ama eğer kendilerinde böyle bir şey böyle içlerinde böyle bir şey olduğunu fark ediyorlarsa bedenleri üzerine mutlaka çalışsınlar.
Ben bu kadar yıldır dans ediyor olmasaydım bedenimi tanıyor olmasaydım bedenimi ciddi tanıyorum yani bedenimi tanıyor olmasaydım zorlanırdım bence performans sanatında.
Ya bu demek değil ki benim performans işlerim gidip dansı kullandığım işler olmuyor her zaman.
Bazen hiç hareket etmiyorum ama bedeni tanımak önemli.
Çok farklı bir şey. Çok önemli. Evet.
Son olarak gelecekteki planlar ne yönde?
Onları da biraz bilelim, öğrenelim istiyorum.
Neler var? Yeni hayaller, planlar?
Var. Şimdi bu ara Yine bir şeylere taktım.
Bir şeyleri araştırıyorum.
Bir müzeyle, Londra'da bir müzeyle müze için bir işe çalışmaya başladım.
Sonbaharda olacak. Hangi müze olduğunu daha söylemeyeyim.
Ama beni izleyin.
Bekleyin. Bekleyin.
Çok yakında. Bu sefer birazcık daha performansı nasıl başka bedenlere geçirilebilecek?
Üç boyutlu objeler yapmak gibi böyle bir şeyin içerisindeyim.
Biraz ağaçlar, biraz bizim sinir sistemimiz.
Onlarla alakalı bir şeylerin içerisine girdim böyle.
Böyle bir müze işi için çalışıyorum diyeyim.
Hayal kurmanın sınırı olmadığı için.
Projeler, planlar hiçbir zaman bitmeyecek diye sona bağlayayım.
Çok teşekkür ederim Ekin ya gerçekten.
Ben çok teşekkür ederim. Çok keyifliydi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
