
Dr. Burkay Adalığ(Meleklerin Payı) - İçki Kültürü Yazarı
26 Nisan 2021 · 44 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Altın Bilezik.
Ama hobi olarak yap. Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Selam dostlar tekrardan.
Bugün Meleklerin Payı sevgili Doktor Burkay Adalı ile beraberiz.
Abi hoş geldin. Çok teşekkür ederiz.
Hoş bulduk. Çok teşekkürler davet için.
Yani sen geldiğin için ben çok teşekkür ederim.
Benim için özel bir program. Öncesinde de güzel sohbet ettik, bahsettik.
Senin bu 18 yıllık farklı kariyerinden sonra şimdi Whiskey'le buluşan kariyerinden biraz bahsetmek istiyorum bugün.
Benim için çok değerli çünkü Whiskey'e son yıllarda bayağı merakım var.
Ve seninle tanıştıktan sonra bu merak biraz daha arttı.
Özellikle meleklerin payını. Öyle bir yan etkin var evet.
O yüzden... Güzelce baştan başlayarak senin hikayeni dinlemek istiyorum.
Çünkü insanlara bu meslek geçişlerinde çok güzel bir motivasyon olabileceğine inanıyorum açıkçası.
Öncelikle şimdi güncel olarak neler yapıyorsun?
Onlardan bahsedelim istiyorum abi.
Günlerim nasıl geçiyor?
Herkesinki gibi geçiyor.
Pandemide şu anda evdeyiz.
Bayağı evdeyim. Kitap yazıyorum.
Zaten geçen sene de pandemi başladığında da geçen sene Mart'ta ikinci kitabımı yazmaya başlamıştım.
Belki hayat açılır.
Seyahat ederiz 2021'de diyorduk ama olmadı hala devam ediyor her şey.
Ben de üçüncü kitabıma da şimdi ağırlık verdim.
Bakalım daha süre belirlemedik ama İskoçya seyahatlerimi bir gezi anı kitabı formatında yazıyorum.
Şu anda kitapla uğraşıyorum.
Bir ticaret girişimim var onunla uğraşıyorum bir yandan.
İşte podcastlerim, bir radyo programı yapıyorum haftada bir.
Gelip geçiyor günler. Çok hızlı geçiyor.
Evet bu arada. Nisan'ın sonuna gelmişiz resmen.
İnsan biraz daralıyor evde durmaktan ama bu sırada bir hızlı da geçme durumu var.
Yani hayatın genel anlamda viski üzerinden devam ediyor değil mi şu an?
Viski, distil ilişkiler büyük ölçüde.
İkinci kitabım distil ilişkilerde ama benim asıl uzmanlığım viski olduğu için tabii meleklerin payı benim ilk bebeğim, ilk göz ağrım.
Asıl uzmanlık alanım viski.
Altın plezedi. Şimdi her şeyden önce girişte de söylediğim gibi doktor.
Sen aslında bir doktorsun.
Yani üniversite eğitimini Hacettepe Tıp'ta gördün.
Sonrası böyle devam etti.
Tıp seçerken yani çok isteyerek seçtiğim bir bölüm müydü?
Büyük ihtimal öyleydi diye tahmin ediyorum.
Çünkü şey değil hani yazdım tuttu gibi.
Bugüne kadar gelen çoğu insan şey yaptı.
Abi ne yazacağımı bilemiyordum. Onu yazdım gibi şeyler söylüyordu.
Senin için öyle gelişmedi diye tahmin ediyorum.
İsteyerek seçtiğin bir bölümdü.
Evet şöyle. Süper inek bir öğrenciydim bir kere.
Atatürk Anadolu Lisesi. Hani böyle Ve zaten Türkiye'nin en iyi Anadolu liselerinden biri.
Oraya girmemiz de bizim biliyorsunuz hep bir başarı.
Hep bir işte bilmem kaçıncı olmak Türkiye'de falan üzerine kurulu.
Başarı üzerine kurulu bir ortaokul lisenin üzerine zaten oturup şey düşünüyorsunuz.
Hani bir sonraki adım ne olacak? En iyi nereye girebilirim?
En başarılı nasıl olabilirim?
İlk binde mi olacağım? İlk beş yüzde mi olacağım?
Bizim o zamanki asıl motivasyonumuz biraz buydu.
Ve çok da rehberlik aldığımızı söyleyemem.
Mesela o dönemde şey... Düşündüm bir dönem mimar mı olayım, mühendis mi olayım, tıp mı yazayım.
Orada tek amacımız yüksek puanlı bir yere başarıyla girmek.
Türkiye derecesi yapmak gibi bir şeydi.
Hatta komik bir şey anlatayım.
Lise 1, lise 2 düşündüm ben mimarlığı seviyorum.
Hala çok severim mimarlığı.
Ardeko, Arnovo nedir öğrenmişim bilmem ne falan.
Sonra o kafayla şey diyorum.
En iyi üniversite neresi? Boğaziçi Üniversitesi.
6 ay Boğaziçi Mimarlığa gireceğim diye dolaştım.
Kimse de beni uyarmadı ki Boğaziçi'nin mimarlığı yok.
Evet genelde otlu mimarlık olarak şey olur.
Ben bunu sonra öğrendim.
Ha tamam o zaman otlu mimarlık dedim.
En iyisi neyse o olacağım.
O dönemde biyolojiyi çok sevdiğim için tıp da öne çıkmaya başladı.
Hacettepe tıp. İşte bilgisayarı çok seviyorum.
Otlu bilgisayar yazsam mı falan filan onları da düşünüyorum bir anda.
Ben 1984'te işte Commodore'da balon uçuran jenerasyonum.
Hani kod yazıp. Bir sayfa kod yazıp böyle ekranda balon uçuran jenerasyon.
Bilgisayar, tıp, mimarlık falan bunun arasında kaldım ama tıp ağır bastı.
İşte Hacettepe İngilizce tıbbı kazandım.
Çok da keyifli okudum.
Severek okudum ama tabii dünyanın en zor okullarından biri.
Sıfır sosyal hayat neredeyse.
Ama o dönemde yine hobilerime zaman ayırarak, ben her zaman gençlerde şey diyorum hani bir şeyi yapıyor, bir şeyi okuyor olabilirsiniz ama mutlaka hobilerinize zaman ayırın.
Tek bir şeyde takılı kalmayın.
O dönemde müzik başladı benim. Üniversiteye girdiğim sene 1991'de Hacettepe Konservatuar Korosu'na da girdim.
Çok güzel. O yüzden müzikle şey yan yana gitti.
Evet işin müziği kısmını ben de biraz önce öğrendim.
O da çok ilgimi çekti tabii fazlasıyla.
Çok hoşuma gitti. Okulu severek okudun.
Sonra bir de üstüne işletmeyle ilgili bir program var sanırım bitirdikten sonra.
Şimdi Türkiye'de şöyle bir gariplik var.
Tıbbı bitirdiğiniz zaman 6 yıl.
İsterseniz Hacettepe İngilizce tıp bitirin.
İsterseniz Cerrahpaşa fark etmez.
İnsanlar size uzman değil misiniz deyip şey yapıyor.
Böyle bir lise mezunu muamelesi yapıyor.
Böyle bir garip, saçma bir dünyada yaşıyoruz.
O yüzden mutlaka bir uzmanlık gerekiyor.
Ben de uzman olmak istiyordum zaten.
O dönemde Amerika'ya gittim.
Birkaç görüşme yaptım.
Brooklyn Devlet Hastanesi'nde dahiliye falan düşünmüştüm.
Ama baktım Amerika'daki doktorluk olayı bizim televizyonda gördüğümüz o zaman Grey's Anatomy yoktu ama ER vardı.
Hani o güzel kızlar, yakışıklı erkekler gibi bir dünya yok.
Yine sabah beşte kalkılıyor.
Yine binlerce hasta bakılıyor.
Korkunç bir tempo.
Ben Türkiye'ye gideceğim.
Uzmanlığımı orada yapacağım dedim.
Burada anestezi yoğun bakım uzmanı oldum.
O dönemde artık yavaş yavaş ilaç sektörünü tanımaya başlamıştım.
Tamam dedim ben uzman olacağım ama doktorluk yapmayacağım.
İlaç sektöründe devam etmek istiyorum.
O araya bir senelik bir MBA diyemeyiz.
Çünkü o yıllarda doktorların MBA yapması yasaktı değil de yanlış söylemeyeyim.
Kabul edilmiyordu doktorlar.
O yüzden bir minor yaptım diyebilirim.
İşletme yönetimi ve finansman diye bir minor yaptım Hacettepe'de.
Tabii onun faydası oldu.
Ben ilaç sektörüne geçtim.
Uzman olduğum ay. Sağlık Bakanı'dan istifa ettim ve ilaç sektöründe pazarlamada göreve başladım.
Biraz sen yani akılda bu ilaç sektörünü zaten belirlemiştin gibi görünüyor.
Son bir buçuk senemde tabii ben bir yandan tezimi yazıyordum.
Uzman olacaktım işte uzmanlık tezimi yazarken ben iş görüşmelerine başlamıştım.
İstanbul'a gidip geliyordum. Yani ne istediğini hep bilerek ilerlediğin gibi görünüyor.
Öyle öyle. Ben evet onu da söyleyeyim.
Her zaman önümüzde böyle yollar açılıyor.
Yol ayrımları oluyor. Buraya mı sağa mı sola mı?
Sağa mı sola mı? Hayatımızda her anında oluyor bu.
O noktada bir sakin düşünüp hangi yol beni daha iyi götürebilir, ben nasıl bir insanım, nasıl bir şey istiyorumu bir değerlendirmesi gerekiyor.
Bunu 18 yaşından itibaren mutlaka yapmamız gerekiyor.
Hatta daha bile erken günümüzde.
Yoksa saçma bir karar verip kendimizi hiç beklemediğimiz bir yerde de bulabiliriz.
O bittiğinde iş olarak gidip sen bir yerlere mi başvurdun yoksa zaten belli miydi kafanda orada ne yapacağın tam olarak?
İlaç sektörüne geçişimden. Orada pazarlama yapmak istiyordum.
Ben o zaman pazarlama bilimini öğrenmek istiyordum, merak ediyordum filan.
Ama sonuçta gidip atıyorum gazlı içecek ya da işte kağıt mendil pazarlayamam.
Ben doktor olduğum için ilaç pazarlamasını bilmem lazım.
O yüzden ilaç sektörüne başvurdum zaten.
İşte o işletme yönetimi de okuduğum için ürün müdürü olarak işe başlayabildim.
Zaten istediğim buydu. Hani bir ilacın...
İşte bütün stratejisini belirlemek, onunla ilgili planları yapmak falan filan.
Ama ikinci senede yine bir yol ayrımına geldim.
İlaç sektöründe ya pazarlama satışta çalışırsınız ya da işin bilimsel tarafında devam edersiniz.
Çünkü sonuçta ilaç sektörü...
...atıyorum bir su satmıyor.
Hani en temiz doğal su bizimki diyemiyorsunuz.
Mutlaka arkasına bilimsel bir veri koymanız gerekiyor.
İşte burada da medikal müdürlük, medikal danışmanlık, medikal direktörlük dediğimiz görev oluyor.
Ben kariyerimin ikinci senesinde zaten bilimsel direktörlüğe doğru yürüyeceğime karar verdiğim için...
...hem doktorluğu bırakmamış oldum.
Çünkü o pozisyonda çalışabilmek için tıp mezunu olmak gerekiyor.
Zaten onun üzerine LinkedIn'de de bir yazım vardır benim.
Fakültesi mezunları sadece hastanede hasta mı bakar?
Hayır. Tıp mezunları hasta da bakar.
İlaç sektöründe medikal görevlerde de yer alır.
Başka başka ya da arge yapar gibi pek çok açılım var.
Ben o yolu seçmiş oldum yani.
Ve işte kaç on sekiz on dokuz yıl hep medikalde devam ettim.
En son ayrıldığımda da bir ilacın global medikal direktörüydüm.
Bütün globaldeki bu ara herkes faz iki faz üç çalışmalar diyor ya.
Mesela o ilacın bütün faz iki faz üç faz dört çalışmaları benim sorumluluğumdaydı.
Klinik araştırmalar yönetiyorduk.
İşte dünyaca ünlü doktorlarla ilişkileri biz yürütüyorduk falan öyle bir görevim vardı en son.
Bu arada söylediğin şey çok önemli bence.
Çünkü bizde şöyle bir algı var Türkiye'de bence.
Bir mesleği düşündüğümüzde belli şeyler yapabileceğimizi kafada tasarlıyoruz.
Ama birçok şey yapabileceğimizde bir gerçek.
Peki bu 18-19 yıl severek yaptın bu işi diye tahmin ediyorum.
Bu işten daraldığın, sıkıldığın, vazgeçmek istediğin bir nokta olmadı.
Olmadı. Daraldığım anda kendime her zaman başka bir şey buldum.
Mesela işte koro, yıllardır korolarda söylüyorum.
Mesela koroda yönetimde olmak bana bambaşka bir açılım verdi.
Hani 100-150 kişilik İstanbul Harpa Korosu'nun yönetimindeydim bir ara.
Hani iş dışındaki zamanlarımı buna ayırmak.
Mesela atıyorum bir sonraki konserimizin haberini time out'ta çıkartmak benim görevimdi.
Hani böyle bir şeyle de ilgileniyorum falan.
O dönemde sosyal medyayla ilgilenmeye başladım.
2006-2007 Facebook'un, Twitter'ın icadını hatırlıyoruz işte.
Her şeyin icadını hatırlıyorum.
Yaştan dolayı öyle bir sıkıntı var.
Ama işte Türkiye'de mesela Facebook diye bir şey var.
Hadi siz de üye olun diyen ilk 3-5 kişiden biriyim.
O yüzden neredeyse herkes hani burkay ekledi.
Facebook'ta. Friends with Burkay bilmem kaç yüz sene falan şeklinde.
O zaman mesela ilaç sektörü sosyal medyada var olabilir mi gibi eğitimler vermeye başlamıştım.
Hani mesela tamam ilaç sektöründeyim, bilimsel bir şey yapıyorum, doktorluk yapıyorum ama sosyal medya ve dijitale de olan aşkım, bilgisayara olan aşkımı da oradan tatmin ettim.
Çünkü dönüp baktığım zaman benim her zaman kalbimde bilgisayar varmış, kod yazmak varmış ve yazı yazmak varmış.
Bu kadar sayısal bir insan olup aslında içimde bir sözel yattığında 30 küsurumda fark ettim.
O dönemde de yazılar yazmaya başlamıştım zaten.
Zaten bu doğrultuda sanırım biraz viskiyle tanışma da bununla alakalı oluyor.
Yazılar yazma dönemiyle.
Gerçi tabii içerek başlıyor büyük ihtimalle ama.
Tabii tabii içerek. Üniversitede başlıyor.
Herkesle başlıyor. Ama bu yazma ve buna kafa yorma noktası viskiyle tanışma noktası ne zaman başladı?
O üniversitede geçen bir yayında da söyledim.
Tekrar söyleyeyim. Söyleyince kendim de güldüm.
Hoşuma gitti çünkü. Benim aslında ilk hobim bu kalalık.
Okul partisine gidiyorsun.
90'lar işte. Herkes Seksondu Beach içiyor.
Senelerde Seksondu Beach içilirdi.
Böyle şişelerde bilmem nelerdi.
Bakın ben kokteyl içmiyorum.
Ben viski içen bir adamım.
Hani ben cool'um. Diye başlıyor olay yani.
Tamamen o kalalıktan başlıyor.
Ama o dönemde de...
Ben bir şeyle ilgilenirsem atıyorum işte şu yanımda bir su şişesim var gidip okurum mesela.
Bu marka neymiş? Bu suyun içinde ne varmış?
Magnezyum mu varmış? Böyle çok analitikte bir tarafım var.
Okumak istedim. O zaman çok az kaynak vardı işte.
Blöfçünün Whiskey kitabı diye böyle küçücük incecik bir kitap.
Bir de Adan Zeyye Whiskey diye bir kitap vardı Türkçe.
Tabii o zaman internet yok daha icat edilmemiş.
Onları okuyarak Whiskey ile ilgilenmeye başladım.
Sonra 20 yılda böyle gitti zaten ben ilaç sektöründeyken bilmem nedeyken.
Whiskey'i seven bir insandım.
O kadar. Yani tamamen senin için bir hobi yani müzik gibi bir şey.
Hobi bile değil. Yok hobi bile diyemem.
Sadece hani ne içersin?
Whiskey içerim varsa.
Bu. Bu düzeyde yani ama.
Anladım. Mesela tabii ki seviyorum, okuyorum.
Sonra internette de bir şeyler okumaya başladım falan filan.
İşte 2013'te. 2012'de ben bir İskoçya'ya gittim.
Orada da tabii hoşuma gitti İskoçya'da o Whiskey Ortağı.
Bilmem ne dönüşte. Ya ben zaten bir şeyler yazmak istiyorum.
O zamanlar sinema eleştirileri filan da yazıyordum.
Tamam bir yandan onları yazıyorum ama burkayadalik.com benim ilk sistem bu arada.
Oraya sinema eleştirileri yazıyordum.
Hıvır zıvır her şeyi yazıyordum.
Tamam ben tematik bir şey de yazayım diyerek meleklerin payı.com'u kurdum.
Ve kurduğum geceyi çok net hatırlıyorum.
Tamam viskiyi seviyorum ama çok da bir teknik bilgim yok.
Şu andaki bilgi düzeyimin %5'inde bile değilim.
Bir şeyler yazdım işte onun üzerine insanlar ya abi ne güzel yazmışsın işte şunu da yaz.
bu nasıl oluyor filan dedikçe ben okumaya başladım.
Hani bir ilgi alanı yavaş yavaş hobi olmaya başladı.
Hobi büyüdü, büyüdü, büyüdü, büyüdü.
İşte bir noktada artık işim haline geldi ve şu anda sadece viski ve liste ilişkilerden gidiyorum.
Ya çok güzel bu senin tabii bence şeyle alakalı Facebook'la alakalı da örneği verdin ya senin bu araştırmacı ve okumayı sevme bir şey bence gördüğünde Dibine kadar okuma, öğrenme isteğinle
alakalı bir şey. Çok güzel söyledin.
Aynen öyle. Ve hızlıca adapte olabiliyorsun bence.
Çünkü hani insanlar bilmiyor tabii NFT'den falan bahsettik ya.
Yani senin görüyorum ki abi her şeye böyle adapte olma hızın herkese göre biraz daha iyi noktada.
Peki bu viski olayını biraz daha böyle hani bir noktada başladın.
Hobi olmaya geldi.
Ya ben bunu iş gibi de yapabilir miyim acaba noktasına?
Nerede? Girmeye başladın kafanda.
Güzel soru. 2015-2016 falan şimdi baya bir takipçim olmuş işte.
Burkay Bey eğitimler vermiyor musunuz diyor falan filan.
O sırada ben senede birkaç kez Whiskey 101 diye bir Whiskey eğitimi vermeye başladım.
20 kişi bir masanın çevresinde toplanıyor.
Ben işte önce 2 saat dedim ama 3,5-4 saatin altına hiç inemedim konuşmayı sevdiğim için.
Baştan başlıyorum Whiskey nedir?
İskoç'a anlatıyorum, Amerika'ya anlatıyorum.
Tadım yapmayı anlatıyorum.
Koku, bu arada ben koku zaten fizyolojisi hep ilgimi çekerdi ama ben 7 yıldır sadece viski okumuyorum.
Bir yandan da viski kokluyorum ve tadıyorum.
Koku, fizyolojisi çok önemli ve kokuların hayatımızdaki etkisi de benim çok ilgimi çekiyor.
Yalnızca viski kokusu değil bu. Parfüm olur, çiçek olur.
Hani anılarımızla çok bağlantılı bir duy organı olduğu için de çok ilgimi çekiyor.
Onu çalışmaya başladım.
Burun çalışmak deyince insanlar anlamıyor mesela.
Atıyorum ben hepimiz portakal yemişizdir ama ben mesela sırf burun çalışmak için portakalı artık kokluyarak yiyorum.
Mesela şu anda portakal kokluyorum diyorum sonra yiyorum.
Bunlar hep egzersiz burnumuzu alıştırmak için.
İşte bu viski 101'ler büyük ilgi görmeye başladı.
Ben şey dedim bir noktada belki bir gün emekli olursam öyle eğitimler verebilirim.
İlk ampul anı odur.
Bir noktada...
Üstünden 4-5 sene geçti artık global direktör oldum.
İlahi sektörüne gelinebilecek en üst noktalardan bir tanesi.
Bir sonraki aşama vice president oluyorsunuz bir şey oluyorsunuz ve Türkiye'de olacak bir şey değil.
Benim artık Londra'ya merkeze ya da Singapur'a taşınmam lazım ve ben son görevim de Londra'da olmasına rağmen Londra'ya taşınmadım.
Türkiye'yi seviyorum İstanbul'dan ayrılmak istemiyorum.
Bu arada onu da söylüyorum gençler yurt dışında yaşam deyince herkes çok muhteşem bir hayat var gibi sanıyor ama çok zor bir hayat.
Tamam güzel şeyler yapıyorsunuz bambaşka artıları var ama ne olsa bir gurbetçi olarak hayatınızı sürdüğünüz var.
Kesinlikle yeni bir hayat kurma, yeni bir ortam kurma.
Hele de 45'inizden 50'inize yaklaşırken böyle haydi gideyim de yeni bir hayat kurayım falan öyle şeyler kolay değil.
O yüzden tamam dedim zaten gelebileceğim iyi bir noktaya geldim.
Yaşım geliyor 50'ye.
Ben artık hayatımı işte günde 8 saat Zoom toplantılarında ya da 500 e-mail cevaplayarak geçirmek istemiyorum.
Artık sevdiğim işi yapmak istiyorum.
Burada da... komik bir şey şu anda da hep söylüyorum.
20 yıl önce sürekli maske takmak istemediğim için anesteziyi bıraktım.
2 sene önce de Zoom toplantılarından daraldığım için sektörden ayrıldım.
Şu anda sabahtan akşama kadar maske takıyoruz.
Akşamları da Zoom'dan eğitim veriyoruz. Evet abi çok kötü çok kötü denk gelmiş.
Tadım yapmaya başladım dedin ya bir noktada.
O tadım seviyesi ve o bilgi noktasına gelmeden önce neler yaptın?
Yani onun için özel bir eğitim aldın mı ya da sadece kendi Kendini geliştirmenle mi bu noktaya geldin?
Müthiş soru. Şarap dünyasında bu çok belirlenmiş, disiplinli bir eğitim süreci var.
Bunun hani dersleri, kursları, okulları var filan ama viski tadımı dediğimiz şey 1980'den sonra çıkmış bir kavram dünyada.
Hani biz de şu anda emekleme aşamasında gibi hissediyoruz ama dünyada zaten 20-30 yıl önce ancak çıkmış bir şey.
Yani bir üstadın çıkıp...
ben viski tadım notlarımı yayınlıyorum, viski de böyle koklanır, tadılır demesi çok da eski bir şey değil.
Bu arada üstadımın adı Michael Jackson.
Söyleyince herkes gülüyor.
Başka bir Michael Jackson, isim benzerliği.
Çok gerildim ya.
Dünyanın ilk bira ve viski uzmanı olan, hatta doğum günü International Whiskey Day diye kutlanıyor şu anda Michael Jackson.
Ben fark ettim ki hani böyle gidebileceğim bir okul yok.
Bu iş biraz şeyle olacak. Kendimi geliştireceğim.
Kendimi viski okumaya verdim.
Adadım. Son 8 yıldır işte viski araştırıyorum, okuyorum.
200'e yakın kitap okumuşum şu anda evimdeki kütüphane.
Dünyada bile pek çok viski yazarının evinde öyle bir kütüphane olmayabilir.
Yalnızca İngilizce değil. Herhangi bir dilde basılmış bir viski kitabını da mutlaka alıyorum.
Ve hepsini de okuyorum. Notlar alarak, aralarındaki farkları bularak falan.
Bir kere kendimi oradan geliştirmeye başladım.
Sonra bir noktada fark ettim ki bu iş sadece böyle kitap okumayla olacak bir şey değil.
Damıtım evi gezmem lazım ve her sene İskoçya'ya gitmeye başladım.
Tabii bu arada çok pahalı bir hobi bu.
Evet. İlaç sektörünün bana getirdiği bir şey tabii ki bu.
Sıfırdan çalışmaya devam ediyorum bir yandan para kazanıyorum tabii ki.
Çünkü hadi İskoçya'ya gittim hadi poundları harcadım.
Ya da 1980'de damıtılmış bir viskiyi tatmak istiyorum deyip kadehine bir parmağına 50 pound vermek.
Bunlar pahalı hobiler.
Ama o sayede ben işte 45 damıtım evi gezdim.
6-7 yılda 1500'e yakın yeni viski tattım.
Ama geriye dönüp baktığımda ev parası vermişim.
Dönüp bakmamak lazım.
Dönüp bakmıyorum o yüzden. Biraz nasıl diyeyim alaylı yetiştim.
Tabii o sırada da viski fuarlarına gidiyorum her sene.
Londra'da iki tane viski fuarı oluyor.
Mart ayında ve Ekim ayında.
Onlara gittiğimde de işte viski firmalarının başındaki insanlar, üreticiler falan onlarla mesela işte En saygı duyduğum iki whisky yazarı vardır dünyada.
Dave Broome ve Charles Maclean.
Onlarla zaman içinde dost oldum.
Yazışmaya başladım. Ve gün geldi meleklerin payı kitabım için ön söz istedim.
Hem Dave hem Charlie.
Dünyanın en ünlü iki whisky yazarı.
Kitabıma ön söz yazıp işte yıllardır Burka'yı takip ediyoruz.
Bir gün böyle bir eser çıkacağını tahmin ediyorduk.
İşte öyle de Charlie şeyle bitirmiş.
İskoç'a seninle gurur duyuyor gibi bir cümleyle bitirmiş.
Onlar benim için çok değerli tabii.
Biraz öyle yani şey bir okullu bir eğitim.
Şu anda bana da soru geliyor. Hatta dün Twitter'da bir soru geldi.
Şunu bitirin. Şöyle bir şey yapın.
Bisiklet uzmanı olursunuz demek çok kolay değil.
Yani evet aslında başka bir sorunun da cevabını bu noktada vermiş oldun bana.
Bir insan viskiyle hayatını geçirmek isterse viskiyle alakalı gidip kendini geliştirmek dışında gidebileceği bir okul görünürde yok.
Şöyle eğer üretmek istiyorsanız Türkiye'de çok böyle bir şey söz konusu değil ama yurt dışında mesela Edinburgh'da bu yaşımdan sonra gidip doktora yapasım var.
Brewing and Distilling diye bir bölüm var.
Brewing and Distilling yani bira yapmayı ve...
yüksek alkolü içki üretmeyi öğrendiğiniz 4 yıllık bir okul üzerine 2 sene master üstüne doktora yapabileceğiniz bir bölüm var.
Mesela şu anda ben işte uzman doktor olduğumuz için master yapmamıza gerek yok ya direkt doktora programlarına başvurabiliyoruz.
Hani resmen şeytan diyor git orada doktora yap falan ama işte bu yaşımdan sonra da gidip İskoçya'ya yerleşip 2 sene 3 sene doktora yap.
yapacağımı sanmıyorum. Ama mesela onların online programları falan da var biraz daha böyle 6 ay, 1 sene şey gibi.
Açık uzaktan eğitim falan var.
Yani öyle bir uzaktan yapılabilecek programları da var.
Yani ilgisi olan insanlar aslında bu şekilde birazcık o ilgileri giderebilirler.
Kesinlikle. Öğrenmek isteyen, biraz şey yapan gerekirse bana da ulaşsın.
Her zamanda bulmak kolay değil.
İnternetten nereden ne kaynaklar var.
Mesela dün Barmen bir arkadaşa bu konuda şey verdim, işte şu kaynakları oku, şuraya yazılabilirsin, işte burada bir kurs var, İngilizceni geliştir, tabii bir numara İngilizceyi geliştirmek falan.
Bu arada insanın her yaşında her zaman bir şeyler öğrenebileceğine inanan bir insanım.
Gittim bu yaşımda işte İstanbul Üniversitesi'nin açık uzaktan eğitimine de kaydoldum.
Kültürel miras ve turizm öğrencisiyim şu anda.
Bu yaşımda öğrenci akbilim var yani.
Çok güzel. Hiç kullandın mı?
Hayır. Bu arada buradan şunu çıkarıyoruz.
Yani bir şeyin okulu illa ülkede olmasına da gerek yok.
Kendimizi geliştirebiliriz. Birçok kaynak hele günümüzde internetin...
olduğu bir ortamda birçok kaynakla kendimizi geliştirip bu seviyeye de gelme ihtimalimiz var.
Kendi kurslarımı da tabii o bir resmi bir eğitim değil ama ben Whiskey 101'le başladım.
Whiskey 101'e katılanlar işte biraz daha kendimizi nasıl geliştirebilir dedi.
Bu arada Whiskey 101 ben hep Boğaziçi'ne ot diye özenmiş bir öğrenci olduğum için ben 101 diye dersi koyan benim tescilli markam Whiskey 101.
Whiskey 201 açtım.
üstüne. Onun üzerine daha tematik eğitimler de veriyorum.
Mesela sadece İskoçya sadece Amerika viskileri falan gibi.
Öyle benden katılım sertifikası almışlar.
Şu anda bin küsur kişi var. Tamam.
Ben de onlardan biri olacağım gibi görünüyor yakında.
Bunu daha önce sormam gerekiyordu ama şu an aklıma geldi.
Ankara muhabbetinden sonra. Ankara'dan bir noktada İstanbul'a geldin abi.
Bu hangi dönemde oldu? Mesela ilaç sektörüne girdiğinde mi İstanbul'a geldin?
Ve o süreç nasıl gelişti senin için?
O da önemli bir dönüm noktası olabiliyor bazen insanlar için şehir değiştirmek.
O yüzden soruyorum. Çok güzel soru.
Demin biraz böyle Londra filan sohbetimiz de olmuştu.
Ya ben üniversiteyi okurken zaten bir noktada yurt dışına çıkmak istiyordum.
Hani şu anda nasıl bütün gençler yurt dışına çıkmak istiyor?
Benim zamanımda yüzde beş insan yurt dışına çıkmak istiyordu.
100 öğrenciyseniz, 100 arkadaşınız varsa okulda 5 kişi yurt dışı planı yapıyordu.
Onlardan biri de bendim.
Amerika mı olur, Londra mı olur, Avrupa mı olur bilmem ne.
İşte o sırada koro için sürekli zaten turne halinde olduğumuz için ben uzun yıllarca hiç yaz tatili yapmadım.
Her yaz bir festivalde veya yarışmadaydık.
Oraları da görünce mesela çok da yurt dışında yaşamak istedim, istemediğimi fark ettim.
Ve o sırada İstanbul'u fark ettim.
Türkiye'de de bir... metropol varmış.
O da yurt dışı gibi bir şey. Evet.
Türkiye'de de bir yurt dışı varmış.
Çünkü İstanbul hani dev bir şehir.
Her şeyi bulabiliyorsunuz.
Çok kötüsü de var. Çok iyisi de var.
Avrupa'yı çok hatırlatan şeyler var.
Cihangir'de oturuyorum. Cihangir Avrupa'nın pek çok yerine göre daha Avrupa.
Kesinlikle. Bunları görünce şey dedim.
Tamam ben o zaman hayatımı İstanbul'da devam ettirebilirim.
Çünkü Ankara artık bana biraz dar gelmeye başlamıştı.
Köyde yaşamak istemiyorum cümlesini kurduğumu hatırlıyorum.
90... 96-97 yılında o zaman 1,5-2 milyon filandı Ankara'nın nüfusu.
Hani ben 5-6-10 milyon filan gibi bir şehirde yaşamamıştım.
Şu yüzden güldüm. Lafını bölerim kusura bakma.
2012-13'te mi?
Hala biz aynı şeyi söyleyerek İstanbul'a geldik.
O yüzden çok benzerdi. Böyle işte benim 2002'de uzmanlığım bitti.
Zaten ben o sırada iş görüşmelerimi yapmıştım.
Neredeyse hiç ara vermeden Kasım ayında uzmanlık belgemi elime aldım.
Tez tez savunmamı yaptım.
Aralık ayında İstanbul'da işe başladım.
2019'da bu güzel süreç bir sona geldi.
İş hayatından bahsediyorum.
Ve sen sadece viskiyle devam etmeye karar verdin hayatına.
Şimdi bu kararı almak sana neler hissettirdi?
Zor bir süreç miydi? Oradan başlayalım.
Çok zor bir süreçti diyebilirim.
Çünkü çok şey düşünüyorsunuz o sırada.
Hani bilet sektöründeyim, kariyerimde çok başarılıyım.
İşte pek çok farklı pozisyondayım.
Şu anda da işte global direktör olmuşum.
Üstüne gidilebilecek birçok şey de var.
Tabii ne yalan söyleyeyim yükseldikçe de geliriniz çok artıyor.
Sonuçta özel sektörde üst düzey pozisyonlarda bulunmak çok rahatlatıyor.
Finansal açıdan bir insanı.
Ama orada bir kırılma anı yaşadım açıkçası.
Hayatımın sonuna kadar bunu mu yapmak istiyorum?
Maddiyat peşinde mi koşacağım yoksa ben artık biraz keyif aldığım şeyleri yapmak istiyorum.
Mesela hayatım boyunca Mart-Nisan ayındaki her şeyi kaçırdım.
Çünkü Mart-Nisan ilaç sektörünün kongre ayıdır.
Mutlaka yapmanız gereken işler vardır.
Atıyorum en yakın arkadaşınızın nikahını, düğününü kaçırırsınız iş yüzünden.
Bunlar hep bir noktada şey yapıyor.
İnsanı ya ben ne yapıyorum dedirtiyor.
Sonra LinkedIn'de de yazdım zaten ellisine yaklaşırken freelancer olmak diye.
Çok kolay bir karar değildi ama tamam dedim yaparım.
Ben bundan sonra kitap yazmak istiyorum.
Eğitimler vermek istiyorum.
Dünyayı gezmek istiyorum ama istediğim şekilde gezmek istiyorum.
Polonya'da bir viski fuarım var.
Oraya istediğim zaman kalkıp gitmek istiyorum.
Tabii bu karar vermek için belli bir finansal noktaya gelmek gerekiyor.
Bunu özellikle belirtiyorum çünkü...
Genç arkadaşlarına ne güzel tutkumun peşinden gideyim, 20 küsur yaşımda deyip tutkusunun peşinden gitmesi çok kolay değil böyle bir dünyada.
Çünkü ne olursa olsun kapitalist bir düzende paraya endeksli bir dünyada yaşıyoruz.
O yüzden mutlaka bir şeyiniz olacak, bir birikiminiz olacak, bir geliriniz olacak falan.
Onun üzerine hobinizi yapabilirsiniz falan ama...
Orada da hani sadece hazırdan yemek gibi bir şey tabii ki söz konusu değil.
Ben bu işi nasıl büyütebilirim?
Kendi eğitim danışmanlık firmamı kurdum işte.
Bu arada 2019 1 Nisan'da ben istifa mailimi attım şirkette.
1 Nisan şakası sanıldı.
Global direktör sektörden ayrılıyorum ve ben viski yazacağım diyor.
Böyle bir mail çok şaşırttı insanları tabii.
Ya ben her zaman hani eğlenceli...
olmaya çalışırdım. Eskiden çok stuck up bir tiptim ama son yıllarda hani en azından iş yerinde madem hayatımız miserable geçiyor bari espriler yapalım, insanlarla eğlenelim falan öyle bir şey vardı ama hani en fazla warm regards
from sunny İstanbul diye biten maillerdi.
Hani bu kadar ciciydi mailler ama üstüne ben işi bırakıyorum riski yazacağım.
Bir şaşkınlık oldu.
Planım aslında bir 6 ay kafa dinlemekte, alarmsız uyanmakta.
Düşünsenize 22 yıldan sonra ilk defa.
Ben düşündüm mesela işte 48 yaşımda, 47 yaşımda ayrılmış oldum.
10 yaşımdan beri sabah 8'de şey çalıyor, alarm çalıyor ve ben kalkıyorum.
Mesela tıpta şey de yok.
Perşembe günü sabahtan dersim yok gibi cümleler yok.
Yok evet. Bugünüm boş falan öyle bir şey.
Evet şu günüm boş. Tıp bayağı hani 5 gün 8 saat derse gidilen bayağı ilkokul gibi bir yer.
O yüzden mesela bir fark ettim ki 8'den geç hiç uyanmamışım hayatımda.
Belki geç uyanırım falan derken işte Epsilon yayın evi sağ olsunlar davet ettiler.
Ve Burkay Bey sizi takip ediyoruz bizim için bir viski kitabı yazar mısınız dediler.
Çok güzel. Ben ne güzel tatil yapacaktım derken yine bir şey yaptım.
Ayaklandım. Tabii ki benim hayatta yapmak istediğim şey buydu.
Ben bu kitabı Aralık'a çıkarırım dedim.
Nisan'da istifa ettim. Aralık'ta ilk kitabım Meleklerin Payını yayınlamış oldum.
Kendime doğum günü hediyesi verdim.
Çünkü 16 Aralık'ta yaptım lansmanını.
Çok güzel. Evet. Biz de o lansmandaydık.
Çok keyifliydi.
Bu çok değerli bir kitap bu arada.
Yani Türkçe zaten kaynak neredeyse yok diyebiliriz.
Ayrıca araştırmalarım ve seni takip ettiğim için de biliyorum abi.
Bu dünyada senin yaptığın şey çok nadir olan şeylerden gibi geliyor bana.
Bu açıdan çok çok çok değerli.
Bunun zaten detayına gireriz ama şimdi işi bıraktığında bizim Türkiye'de bir algı var ya hani ya gül gibi işin vardı.
Gül gibi para kazanıyordun.
Nasıl bırakıyorsun bu işi?
Böyle tepkiler aldın mı çevrenden veya ailenden?
Tabii ki aldım. Tabii ki aldım.
Değil mi? Ama işte tabii hayattan ne beklediğiniz de çok önemli.
Nasıl şeylerle hayatınıza devam edeceğiniz mesela.
Atıyorum çok net söyleyeyim.
Evli olsaydım iki tane küçük çocuğum olsaydı.
Özel okullarda okuyup yılda 150-200 bin lira veriyor olsaydım.
Bunun üniversitesi olsaydı bilmem kaç bin.
Dolarla yurt dışında da okuyacak falan hani böyle kararları rahat veremiyorsunuz.
Ya da işte büyük bir evdesiniz bilmem ne falan filan biliyorsunuz hayatta ne kadar para kazanırsanız hayatımız o kadar büyüyor.
Evet maalesef. Bin lira kazanan bin lira kadar hayatı yaşıyor.
On bin kazanırsanız on bin yapıyorsunuz.
Yüz bin kazanınca yüz bin yapıyorsunuz.
Ayda bir milyon lira kazanın bir milyon liralık bir hayatınız olur.
Ve hep bir sonraki şey mümkün.
Evet her zaman. Arabanız vardır.
Helikopter istersiniz. Onun bir sonu yok ya.
Bu çok çirkin gelmeye başladı bir noktada bana.
Hani öyle günlerimde oldu.
Aşırı para harcadığım.
Alışveriş delisi olduğum.
Saat koleksiyonum var. Her ay 2-3 saat aldığım falan.
Bir noktada şey oldum.
Gerekiyor mu bunlar bana?
Ben hayatta biraz varoluşçu bir noktaya geldim sanıyorum.
Ben bir kez gelmişim şu hayata.
Bunu da keyifle geçireyim.
Mesela seninle şu anda bu podcast'ı kaydediyoruz ya, iki sene önce olsaydı böyle bir şeyi hafta içi bir saatte, mesai saatinde yapamayacağım için mesela sizinle oturup sohbet etme şansımı kaybedecektim.
Öyle bir şey olmayacaktı.
Evet, evet, evet. Çok çok güzel bir noktaya...
Böyle şeyler çok önemli. İşte bilmem kaç yüz bin lira kazanmaktan çok daha önemli bu iki üç saatimin böyle güzel keyifli geçiyor olması.
Çok teşekkürler. Peki bu viski noktasında abi ailenle ilişki nasıldı viskide?
Yani baştan beri bildikleri bir noktamız.
Tabii tabii ben üniversitede dediğim gibi başladım viski içmeye.
Burada da mesela babamı özellikle bu konuda her zaman söylüyorum.
Çünkü bir babanın oğluyla oturup bak içeceksen şöyle iç.
Bak bu içki böyledir.
Kararında iç. Evde iç.
Ne kadar içeceğini bil. filan demesi bence çok önemli.
Bunu her konuda yaşamıştır insanlar sigara konusunda, içme konusunda bilmem ne.
Sakın içme, içmemelisin bilmem ne filan diyen bütün gençlerin içtiğini biliyoruz.
Özellikle onların hatta yani.
Hatta da özellikle bile içersiniz çünkü evde içmedenmiş.
Mesela ben işte 18-19 yaşındayım.
Üniversite 1'deyim. Evimize hediye viskiler geliyordu ben onları işte Dallas dizisinden Dallas hala Dallas dediğime dikkat ediyorum.
Yüzyıl İngilizce öğrendikten sonra hala Dallas değil Dallas.
Yok yok ama Dallas'tır yani burada yapacak bir şey yok.
Hala Jaws diyen nesiliz biz evet.
Dallas'ta filan da görüyoruz böyle işte viskileri diziyorlar eve gelen.
Crystal Karaftan viskisini koyuyor içiyor filan.
Ben de baktım evde 10 tane viski var.
Vitrinde... kristal kadehlerimiz var, bir şişe var falan.
Bizimkilerden izin aldım. Ben evin köşesine şöyle bir bar yapacağım.
Filmlerdeki gibi. Akşam gelince de şöyle bir parmak doldurmak istiyorum.
Ne güzel dedi bizimkiler.
Yap tabii ki. Bir parmak sorun değil.
Hatta babamla mesela o sırada şey yaptık.
O da işte aynı saatlerde eve geliyor.
İster misin baba? Evet. Bir parmak ona koyuyorum.
Bir parmak ben koyuyorum. Karşılıklı mesela yudumluyoruz.
O zamanlar Ankara viskisi içiyoruz mesela.
Çünkü babam memur öyle. Pahalı viski alacak bir durumumuz yok.
Zaten pahalı viski de yok Türkiye'de.
Yani parayı veriyorum desen alacak en pahalı viski Red Label yılları.
90'lardan bahsediyoruz.
Türkiye'de single malt yok o zaman.
1991. Çok sert geçişler ya.
Türkiye'ye gelen ilk single malt 1991.
O da İstanbul. Teoman Bey North Shield'a getiriyor.
Ankara'da hiç yok.
Hiç zaten yok. O dönemde mesela babamla karşılıklı içmemiz işte bu böyledir filan demesi.
Ben hatta işte... Bunu hep şey yapıyorum yani teşekkür ediyorum babama da zaten ikinci kitabımı da babama ithaf ettim.
İlk kitabı anneme, ikinci kitabımı babama.
Tam cümleyi hatırlamıyorum ama hani bana içme kültürünü öğrettiği için ithaf etmiştim.
Aynı şey sigara için de geçerli.
Ben dördüncü, beşinci sınıfta mesela hadi bir deneyeyim dedim.
Hollanda'da sigara içmeye alıştım.
Geldim Türkiye'ye.
Ben içiyorum dedim ama keşke başlamasaydın dediler.
Hani bir şey olmadı. Hayır içemezsin bilmem ne gibi bir şey olmadı.
Ama lütfen dikkat et çok abartma.
Çok önemli. Ailenin o şeyi çok bence önemli.
O özgüveni verip gelince içebilirsin tabii ama ölçüsünde iç.
Ve bunun sonucunda da gururla söyleyebilirim 25-30 yıldır benim öyle blackout gecelerim işte.
Oraya buraya kustu bilmem ne hatırlamıyorum o geceyi.
Ne yaptık biz dün gece falanlarım.
bir ya da ikidir. Çok önemli.
Hatta daha demin şeyi söyledin abi yani tıp okuma dediler bana.
Dedin hatta yani o kadar.
Orada büyük sözü dinlemedim. Şimdi bu kitabı yazdın.
İkincisi yakın zamanda çıktı.
Şu an planların ne yönde ilerliyor?
Neler yapıyorsun güncel olarak başka?
Ben eskiden böyle iki yıllık, üç yıllık, dört yıllık planlar yapan bir insandım.
Tabii pandemide herkes de olduğu gibi.
Sürekli işler değişiyor.
Neredeyse ay bazında falan plan yapmaya başladık.
Benim mesela ikinci kitabım 2021-2022'de çıkarırım dediğim bir kitaptı.
Ama geçen sene baktım evde oturuyoruz 7-8 ay.
İmbikten Kadeh'i yazdım.
O da işte Aralık 16'da çıktı.
Bu arada ikinci doğum günümde de ikinci kitabımı yayınlamış oldum.
Orada sadece Whiskey'de yok bu arada onu da belirtirim.
Bütün distil ilişkiler evet. O bu arada çok daha fazla zorladı.
Çünkü ilk kitabım tabii ki meleklerin payı yıllardır Whiskey yazdığım için hani gözüm kapalı yazabileceğim bir kitapken ikinci kitap için çok araştırma yaptım.
Bu arada bazen öyle bir yanlış anlaşma vardır.
Mesela bir yazar kitap yazıyorsa sadece kafasındakileri ya da bildiklerini yazıyor.
Öyle bir şey yok. Araştırma sonucu.
Müthiş araştırmam gerekti.
Bütün firmalarla yazıştım. Mesela ROM konusunda o kadar bilgili değildim.
Bu kadar araştırmasam 40-50 sayfa rom yazamazdım.
Ama o da çok başarılı oldu.
İkinci kitabı da yazdım. 2021 geldi.
Belki hayat normale döner mi derken işte geldik Nisan ayına.
Normale dönmüyoruz.
Daha da 5-6 ayda çok hani değişeceğe benzemiyor işler.
Aşılama hızlandığı için biraz daha umutluyuz ama.
Üçüncü kitabımı hızlandırdım şimdi.
Biraz geleneksel olduğu için herhalde yine Aralık 16'ya yetişir diye düşünüyorum.
Şu anda İskoçya seyahatlerini yazıyorum bugüne kadar.
Çok gittim geldim ama 4-5 tane büyük İskoçya seyahatim var.
Mesela işte 5 gün Hale Adası, 8 günde 8 damıtım evi diye bir turum vardı.
Bunları biraz daha böyle hikaye dilinde, yalnızca ansiklopedik, işte şu damıtım evi bu kadar viski üretir gibi değil.
İşte o damıtım evine gittik, işte orada John şöyle yaptı, işte Maya'yı benim koymama izin verdi.
Biraz daha nasıl diyeyim, daha hikayeleşti, daha anı kitabı gibi biraz daha düz yazı bir kitap var aklımda.
Bugüne kadar gelen konuklarımızda hep şöyle bir durum vardı.
Ortak özellik şuydu. Ya üniversite döneminde bir okuduğu şeyden mutsuz olup vazgeçmiş, değiştirmiş.
Veya belli bir dönem çalışmış, o işten mutsuz olmuş, değiştirmiş.
Sen bu anlamda ilk konuğumsun.
Uzun yıllar boyunca o yaptığın mesleği de çok severek yapmışsın.
Sonrasında o dönemde oluşan hobini tutkun haline getirip onu da mesleğin haline getirmişsin.
Şimdi bir kere... Önce sorudan önce şunu söylemek istiyorum.
Bu programdaki zaten benim asıl amacım bu.
Yani herkes farklı bir meslek yapacak.
İşte bilinen meslekleri yapacak demek istemiyorum ben.
Herkes sevdiği şeyi bence yapmalı.
Çünkü taksiye de bindiğimde ben bazı taksiciler bana diyor ki ben bu mesleği seviyorum diyor.
Diyorum ki abi sen bunu yapmalısın.
Yani bunun bir kuralı yok.
Ama senin bir mesleği ve maddi olarak çok güvende hissettiğim bir mesleği 18 yıl yapıp bu yaşında...
Whiskey'e geçişin çok önemli bir geçiş aslında, önemli bir karar.
Buradaki faktörler neydi senin için?
Yine çok güzel soru, yine biraz varoluşçu bir cevap olacak ama üniversitede herkes gibi süper depresif dönemlerim oldu benim de.
Ne olacak hayatta, ne olacağımı böyle düşünürsün ya falan.
Mutluluk nedir? Mutlu olabilecek miyim, yakalayabilecek miyim?
Hep böyle bir... Bir şeyler arıyorsun, yüce bir şeyler falan.
Onu biraz erken fark ettim.
Şu anda da hani insanlar fark edebilsin diye uğraşıyorum.
Geçen Clubhouse'da da bir odada da söyledim.
Böyle bir ulaşılması gereken bir nirvana, bir mutluluk anı gibi bir şey yok.
O an bizi nereye getirdiyse o anı en iyi şekilde yaşamak, en iyi şekilde değerlendirmek.
Ben mutluluk gibi dev bir kavram yerine o anı mutlu geçirmek üzerine.
Hani bu bir saatim iyi geçti mi çek.
Bu beni mutlu ediyor mu?
Çek. Demek ki buradan ilerleyebilir miyim bu kafamda?
Evet çek gibi bir kafada gitmek gerektiğini düşünüyorum.
Bir de 20 yaşındaki Burkay ile şu andaki yaşımdaki Burkay arasında deniz derya fark var.
Görgü görenek olarak, tanıdığım insan olarak bilmem ne falan.
Hani yaşadıklarım, yaptığım network, insanlardan duyduklarımı öğrendiklerim falan.
O yüzden çok da bir şeye böyle bir o kadar hızlı değişiyor ki dünya.
Tek bir çizgide ben ilerleyeceğim falan.
Öyle bir yerde değiliz artık.
Her şey çok değişiyor.
O yüzden tek bir şeye sıkışıp kalırsanız, tek bir hedefe olmazsa dev bir düşüş yaşarsınız.
O anda sizi ne mutlu ediyor?
Bu mutlu ediyor. Buradan ilerleyin.
Ben bu seneyi seyahat ederek geçirmek istiyordum.
Mesela planım buydu. Eğer pandemi başladı ben seyahat edemiyorum deyip depresyonlara girseydim.
İkinci kitabım çıkmazdı, üçüncü kitaba başlayamazdım.
E-ticaret sistemi kurmazdım.
Her şeyi biraz o ana göre değerlendirme istiyor ve hiçbirimiz aynı durmuyoruz kesinlikle.
Yaş aldıkça, yaşlandıkça demiyorum, yaş aldıkça hepimiz farklı noktalara geliyoruz.
O anı değerlendirip ben bu anı en iyi nasıl kullanırım demek gerekiyor.
Başta hobi olarak görünen tutkularını, hobi veya tutku olsa bile belli bir disiplinde ilerletip bunu...
Tahmin ediyorum ki iş olacağını düşünmüyordun ki söyledin.
Hiç düşünmüyordum. Ama yaptığın şeyi, herhangi bir şeyi belli bir disiplinde yaparsan her an her şey gelebilir sana evrenden gibi düşünüyorum.
Aynen. 1 Nisan'da tam böyle bir Twitter flood'ı yaptım mesela.
Öyleydim. Hiç düşünmüyordum.
İşte 5. 6. tweet'te şey diyorum hani bir şeye kafeyi koyarsanız, çok çalışırsanız ben de otururum.
Evde insanlar sanıyor ki Burkay sürekli viski içiyor.
Viski tadıyor. Bilmem ne.
Öyle bir dünya yok işte. Oturup çalışmam gerekiyor.
Burun çalışmasam bilmem ne yapmasam.
Arkasında okuma olmasa bu kadar mümkün değil.
Kitap yazmak bilmem ne yapmak.
Hani okul okur gibi.
Ben bayağı bu yaşımda okul okur gibi zaman harcıyorum.
Günde 18 saat çalışmasam bunlar olmaz.
Konuşma için de aklıma geldi.
Sen şey dedin ya belli bir maddi...
seviyeye geldikten sonra bir şeyleri yapma noktasına karar verdim.
Whiskey ile alakalı. Özellikle Whiskey'de bu zaten maddiyat çok önemli çünkü belli bir birikimin olması gerekiyor yapabilmek için.
Ama mesela tam tersi düşünceye nasıl bakıyorsun onu merak ediyorum.
Mesela 20 yaşında hiçbir şeyi olmadan o yola girmek isteyen bir insanla denemeli mi?
Şöyle beklentilerini çok net ortaya koymalı.
Mesela ne kadarlık bir para beni mutlu eder?
Ya da ben... Mesela bir noktada evlenmek ve çocuk yapmak istiyor muyum?
Şu anda mesela çocuk çok önemli bir faktör çünkü biliyorsunuz devlet okulu diye bir şey kalmadı.
70-80 binden başlayan ilkokul kreş fiyatlarından bahsediliyor.
Mesela eğer böyle bir şey düşünüyorsanız zaten dakika bir gol bir başka hiçbir şey düşünmeden yılda 80 bin lirayı nasıl kazanırım mı düşünmek zorundasınız.
Eğer onu istiyorsanız ama aynı zamanda hayalimin peşinden koşuyorum diyorsanız eğer o parayı getirmiyorsa.
Kusura bakmayın. Yani motivasyonun para olmadığı bir hikaye.
İşte ne beklediğinizle alakalı.
Eğer hayatta mutlaka sıfır arabaya binmek istiyorum diyorsanız.
Türkiye gibi bir ortamda.
Hadi yine şeye dönüyoruz.
Başa dönüyoruz. Birinci kareye başa dönüyoruz.
O zaman onu elde edecek bir paraya ihtiyaç var.
Bu hayat en iyi araba bende.
Sıfır araba bilmem ne evinde oturuyorum bilmem ne bir hayat değil.
Bir kez geliyoruz. Hani onu keyifli geçir.
İstersen arabasız ol.
Hani bunlar tamamen beklentilerle ilgili bir şey ama en baştan tutkumun peşinden gideceğim falan deyip parasız kalıp şey yapma riski de çok yüksek olduğu için ben biraz hani
argo bir tabirle kıçını sıkması gerektiğini düşünüyorum.
Gençlerin hani bu iş böyle 20 yaşımda 21 yaşımda hadi üniversite bitti bundan sonra bir şey yapacağım çok değil.
Girişimcilik şu anda çok pohpohlanıyor ama Başarılı girişimleri çok duyuyoruz ama başarılı olmayan girişimler hiç konuşulmuyor.
Ve onlar çok daha fazla aslında.
Ve çiz %99.999.
Sizi mutlu edebilecek bir rakamı yakalayabilseniz onun üzerine hobi de gelir, girişim de gelir.
Biraz anı yakalamak gerekiyor.
İyi network, bunu her zaman söylüyorum.
Doğru insanlarla tanışmak.
İyi bir mentor. Çok önemli.
Yaşam koçu bilmem anda kal diyecek birinden bahsetmiyorum.
Kesinlikle. Sen neredesin bu hayatta?
Ne yapmak istiyorsun? Bak senin bu konuda yetkinliklerin var.
Sen buradan devam et.
Sen müzisyensin ama bak şöyle gitseniz daha iyi bir yere varabilirsin.
Sizin için iyi olur. Sizin için sanki daha iyi olacak bilmem ne falan gibi.
sürekli şey göstermesi gerekiyor bence.
Yani... Rehberlik etmesi gerekiyor.
Yaş fark etmeksizin planların biraz ayaklar yere basarak yapılması gerektiğini vurguluyoruz.
30 kişiye sordum ben bu yaşımda.
Ben böyle bir karar veriyorum.
Ailem, arkadaşlarım.
Ne dersiniz? Bakın durum bu, bu, bu.
Bunun artıları, eksileri bu.
Bu arada filmlerde görürüz ya artılar, eksiler yazarlar.
Pros, cons. Pros, cons olayı.
Gülünecek bir şey değil. Bayağı oturup yazmanız gerekiyor.
Ben bu işi bırakırsam ne olur?
Bırakmazsam ne olur? Bunun ne artısı ne eksisi ne?
Az mı kazanırım çok mu kazanırım?
Zaman. Döndüm dolaştım o listenin sonunda şey çıktı bana.
Zaman benim olursa daha mutlu olacağım.
Ben de bütün zaman benim.
24 saatimi ister uyuyorum, ister çalışırım, ister istediğimi yaparım.
Aynen. Sonda da zaten senin söylediğin bir cümleyle bitirmek istiyorum.
Bu kısacık hayatı boş geçen bir dakika olmadan yaşayabilmek en büyük hayalim demişsin.
Ne güzel yakalamışlar. Kesinlikle benim de bakış açıma %100 uyan bir cümle.
Çok teşekkür ediyorum geldiğin için ve bu güzel fikirlerin için.
Sohbet harika oldu. Çok teşekkür ederim.
Sağ ol.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
