
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Altın Bilezik.
Ama hobi olarak yap. Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Evet bugün Cenk Kuleoğlu ile beraberiz.
Merhaba. Selam Cenk'ciğim.
Hoş geldin. Hoş bulduk. Dürüstçe bir şey söyleyeceğim sana.
Bu programı ilk düşündüğümden beri aklımda en fazla seninle muhabbet etmek vardı.
Dürüstçe söyleyeyim. Yalan yok.
O yüzden geldiğin için de bence.
Belki de. Geldiğin için teşekkür ediyorum.
Hoş geldin. Nasıl gidiyor?
Güzel gidiyor ya. Kötü gitmiyor.
Gündem dünyaca kötü bir dönem yaşıyoruz.
Garip bir 2020. Ama sağlığım yerinde.
Sabah kalkıp gözümün gördüğüne, ayağımın yere bastığına teşekkür edip devam ediyorum.
Evet böyle 2000'lerin başında falan Ankara'daysanız ve hani Meclis Park'ına yolunuz düştüyse Kesin Cenk'le karşılaşmışsınızdır.
Çünkü çok iyi bir kaykay sporcusu kendisi.
Skateboarder diyeyim. İkisini de kullanıyoruz ama tam kültürü aslında skateboard.
Snowboard gibi düşünebiliriz.
Bize mesleğini bir açıklayabilir misin abi?
Senin ağzından duymak benim için daha değerli olacak ve herkes için bence.
Meslek deyince tabii şaşırtıcı geliyor ama öyle de bir taraftan sanırım.
Sokak ağzı öyle olmuş oluyor. Ama aslında bir sporcu hayatı.
Hiç bugün...
Bu noktaya geleceğini düşünerek davranmadım.
Öyle adımlar atmadım.
Başladığımda tamamen hobisel bir başlandı.
Yani tamamen hobi gibi bir şeydi benim için.
Annemin beni bir şeylere hiperaktif olduğum için yönlendirmesi vardı.
İşte futbola gittim, baskete gittim, yüzmeye gittim, gitar çaldım.
Ben bununla kendi kendime bir anda tanışıverdim apartmandaki bir arkadaşımla.
Sonra full fokus oradaydım.
Hiçbir fikrim yoktu.
O kadar küçükken İngilizce de bilmiyordum.
Annem İngilizce öğretmeydi. Dersime giriyordu ve hiç dinlemiyordum.
Full kaçıp kaykay kayıyordum. O yüzden de dünyada bu işin nasıl bir şey olduğunu aslında bilmiyordum.
Evet bir videolar görüyordum ama sadece benim için benden daha iyi kayıyorlardı.
Hiç pes etmedim, bırakmadım.
Çok sevdim. Hep kendimle bir challenge'im oldu.
Tam kaç yaşında başladın abi? Tam 2000 yılıydı.
89 doğumluyum. Yani 11 gibi diyelim.
11 yaşında başladın.
Hala devam ediyor zaten. Evet.
Ve garip geliyor. Şu an öyle bir dönemdeyiz ki 31 yaşındayım ya yaşımdan daha fazla.
Onu yapıyorum. O şaşırtıcı geliyor bana.
Bununla ilgili bir, ya bunun okulu var mı zaten bilmiyorum abi.
Sanırım bir okulu yok. Bunun okulu sokaklarda kaymak sanırım.
Şu an bir şeyler oldu bununla ilgili.
Ama ticari boyutu da olduğu için oldu.
Bir kere 2017'de Kaykay olimpik oldu.
Olimpiyatlara girdi. 2020'de olimpik bir branşla, olimpik yani yarışılacaktı.
Ama maalesef işte ertelendi vesaire.
Covid döneminden dolayı.
Olacak yani önümüzdeki dönemde.
Evet. Ama onun dışında bakarsak maalesef bizde şu anki konum Türkiye'de ekonomik olarak çok pahalı ve lüks spor olarak kalıyor.
Birçok spor olduğu gibi snowboardta ama aslında Amerika çıkış noktası oraya baktığın zaman varof diye tabir edilen mahallelerdeki çocukların sevdiği bir şey çıkıyor.
Alıyorsun bir tane başlıyorsun kaymaya.
Böyle bir durumu var. Peki abi geriye gidersek yani Sen her zaman zaten 10 yaşında başladın, devam ettin.
Ne okudun? Bunun dışında bir şey okula gittin mi?
Üniversiteye gittin mi mesela ya da ondan önce ne okudun?
Okula gittim. Ve işin en komik tarafı son iki seneye kadar hiç farkında değildim.
Annemin süper alternatif, beni süper hayata bıraktığını hep düşündüm.
Oysa ki iki sene önce bir fark ettim ki hayır aslında benim için bir hedefi, bir planı varmış.
Sonra çakal, ben...
Kendi yolumu çizince bunu ben sana izin verdim moduna girdi.
Ve ben bunu iki sene önce fark ettim.
Beni yani eğitimci bir ailenin çocuğuyum aslında.
Babam da annem üniversite bitirmiş.
Yani ablam kolejlerde okumuş.
Başarıları olan insanlar bunlar.
Ben abi aşçılık okuluna gittim lisede.
Sebep şu ben evde yalnız kalıyorum annem okula gittiği zaman.
Ve kendi kendime oraya köfte koyuyor mutfak tezgahına.
Ben onu sadece tavada pişiriyorum diye beni abi şey verdi.
Aşçılık okuluna lisesine verdi yani meslek lisesine gittim.
Hani bir mesleğin olsun altın bilezik dedikleri o şey var ya.
Okey buraya kadar hiçbir problem yok.
Ama boş bir çocuk olsaydın yok.
Kayağa götürüyor 5 dakikada kayak kayıyorum.
Yüzmeye götürüyor 3 saniye sürüyor.
Baskete gidiyorum onu da beceriyorum.
Bir şey var. Doğruyu bulmam gerekiyormuş.
O kaykaymış. Yani ben aslında spora yönelik bir herifim.
Kimisi matematiktir başarısı.
Kimisi spordur. Abi eğitimci bir kadınsın sen.
Ver besyo ya. Son iki senedir besyo bölümü okumadım.
Beden eğitim bölümü okumadığım için çok üzülüyorum.
Buna üzülmemin sebebi de şu an geldiğim nokta kendi koçum olmak zorunda oldum.
Yemede, beslenmede, sağlıkta.
Bir taraftan Türkiye'de bu tarz şeyleri de hiç beğenmiyorum.
Doktora gidiyorum. Ya bakın böyle böyle işte kırıldı buram.
Ama hani acı eşliğim yüksektir falan.
Abi sokaktaki adam gibi.
Kırılsa acımaz. Herif film çekmiyor.
Ertesi gün MR çektiriyorum.
3 kırık. Evet abi baya bu konuda eksi sanırım yani.
Büyük konuşmak istemiyorum ama senin tecrübelerine dayanarak öyle görünüyor.
Bizim jenerasyonumuz.
Çocukları olunca ancak yırtacak.
Yani biz ucundan yırtanlarız.
Ben etrafıma bakıyorum. 10 arkadaşımın ancak 2 ya da 3 tanesi kendi istediğini yapmış.
Kesinlikle. Sen gittin aşçılık okuluna.
Gittim. Devam ettin.
Bu arada kaymaya da devam ediyorsun.
Hiç bırakmadım. Peki onun devamında yani bu sırada annenin tepkilerine mesela hani kaymana laf ediyor mu?
Yoksa destekliyor mu?
Bir gerginliği var mı?
Etmiyor. Onun dışındaki aile bireyleri daha fazla ediyor.
Çünkü bir gün eve geliyorsun kolun kırılmış.
İşte teyzesi diyor ki işte yani kaydırma çocuğu kolu kırılıyor falan.
Annem okey. Beni sadece serbest bıraktı.
Bir laf etmedi. Orada sessiz teşekkür de ederim sonsuz.
Lise 1'e kadar kaykay tüketim miktarım çok fazla değildi.
Lise 1'den sonra biraz fazlalaştı.
Çünkü geldiğim seviye biraz şey oldu yani yükseldi.
1-2 kaykay aldıktan sonra ben onu da elinden aldım.
Kendi güçlerimi ortaya koydum.
Bir sponsor şansıma çıktı.
1-2 yıl beni o idare etti.
Bu tamamen benim dayım ve bana kıyak geçti.
2007 yılında kendi kaykay markası olan bir sponsor edindim.
Ondan sonra elinden annemin o kozu da alınca çok karışamadı.
Bu sırada lisedeyiz.
Dolayısıyla çok karışamıyor.
Bir şey diyemiyor. Benim elinden oyuncağımı alabileceği bir şansı yok.
Çünkü oyuncağı hiç o vermiyor. Hak göremiyor onunla ilgili.
Biraz daha agresif de bir çocuktum küçükken.
Yani küçükken daha agresiftim. Bana yaptığı en büyük kıyak aslında kendini düşünerek bir hamle.
Okulu sevmediğimi yapmayacağımı biliyor.
İngilizce öğretmeni. Hiç İngilizce öğretemedi bana.
Ben dedi seninle de Amerika'ya yol diyeceğim.
Kaliforniya. Lise bitince.
İngilizce öğren. Beni kandırabileceği bir şeydi çünkü Kaykay Amerika'dandı.
Evet ama o şeyi kestiremedi.
Benim o işin göbeğine gidip ona daha da bağlanacağım.
Evet daha çekici aslında. Abi ben Amerika'ya bir gittim.
İngilizce öğrenince meğersem hepsi benim arkadaşımmış.
Çünkü bu bir kültürmüş ve ben İngilizce öğrenince o heriflerle sohbet ettiğim şey aynı değil.
Yani herifin yılını bir yıldır tanıyormuş gibi oldum.
Liseyi bitirdiğin anda direkt gittin mi?
3 ay sonra gittim. Ve gidişim 10 gün sürdü bu arada.
Yani 10 gün önce bana haber verildi 10 gün sonra ben gittim.
3 ay sonra geri geldim.
Ah siktir falan ben yapamayacağım diye.
Oraya dil okuluna gittin. Evet önce dil okuluna gittim.
Geri geldim. Geri gelip burayı bir daha görünce bir ay oha bir dakika Cenk falan deyip geri döndüm.
3 ayda level 6'ya yükselip orada sınava girip bir koleje yazıldım.
Çalışmaya başladım. Annemin yolladığı belki paranın daha fazlasını yollayabilecek pozisyona geldim.
Her şey okeydi. Dönme sebebim bambaşka.
Serserilik. Serserilik.
Sokak görüşleri. Neyse sonra döndüm.
Döndükten sonra da hayatımı burada kurmaya başladım.
Ve üstüne bunlar hep kapılar açıldı bana bununla ilgili.
Hiç pes etmedim. Hiçbir zaman pes etmedim.
Biraz başa döneceğim. Öğrenme kısmı nasıl gelişti Ankara'da abi?
Onu da anlatsana ya. Bence o çok değerli.
Hani kaykaya başladın okey 10 yaşında ama bir şey bilmiyorsun.
Yani ilk kez kaykaya almış bir çocuksun.
Sokağa çıkıyorsun değil mi?
Deniyorsun. Hoşuna gidiyor.
Düşüyorsun. Kalkıyorsun. Bir gittin.
İki gittin. Onun devamı nasıl geldi onu biraz merak ediyorum.
İlk olarak uzun bir süre kendi kaykayım olmadı.
Apartmandaki arkadaşımın kaykayı vardı.
Bizim sokakta oturarak biniyordu.
Ama ben dengeyle ilgili küçükken de şeylerim vardı heveslerim.
MTV'de işte breakdance'çıları izleyip breakdance yapardım.
Şu an sana şurada koptar atarım çık diye.
Neyse. Bir süre onunla vakit geçirdim.
O oturarak binerdi ben ayakta binmeyi denerdim.
Sonra Armağan diye bir mahalledeki arkadaşımdan 7 TL biriktirip onun kaykayını aldım.
Bir gün okula kaykayla gittim.
Benden büyük 8. sınıftaki adı Buğra.
Hani görsem hatırlamam ama biliyorum herifi.
Mages Park'ında kaykaycılar var dedi.
Abi bir gittim bir kere.
Konu orada benim için tamamen bitti.
Ve çok parantez içinde bir şey söyleyeyim.
Annenin yaşadığı şok.
10 yaşındasınız düşünün hayal edin.
Heriflerin hepsi dövmeler, piercingler.
Takılıyorlar, ediyorlar, içiyorlar, sıçıyorlar.
Bu heriflere ben gitmeye başladım sık sık.
Beni götürüyorlar orada. Oturuyorlar, bırakıyorlar.
Beşinci sınıfta telefon almak zorunda kaldılar bana.
Türkiye'de telefon yok mecburen.
Çünkü herifler beni alıp yerlere götürüyorlar falan.
Annem bir dönem, 3-5 ay geçti çıldırdı.
Bunlar kim falan diye böyle. Ama açık bir kadın o konularda.
Bizim evde abi rakı sofrası kuruldu.
Hepsi çağrıldı. Hepsi tanındı.
Ve hepsi bir şeyler şu an.
Herifin bir tanesi abi koç lisesinde İngilizce öğretmeni.
Öbürü yapay kıkırdak yapan bir herif falan.
Gerçekten bir şeydi. Ama çok uzun süre benim yaşıt arkadaşım hiç olmadı.
Hepsi senden büyüktü. En küçükleri 18 yaşındaydı.
Benim Kaykay'da tanıştığım ilk arkadaşım Yalım.
Biz tanıştığımızda 15 yaşındaydık.
Ben 5 sene boyunca...
Abilerle takıldım abi. Doğum günü kutluyorlar.
12 yaşındayım. Kıtır'da uyuyakalıyorum böyle bardak falan.
Öyle şeyler oluyor. Baya küçüksün bu arada.
Ama o küçük olmak bana bugün bu noktaları açtı.
Ve bir şeyim vardı.
Yani kimsenin yapmadığı ve çok kızıyorum çocuklara bu konuda.
Anne babayı evet dinlemiyorlar.
Okey. Yani tecrübeleri almıyorlar.
Ben de belki küçükken anne babamın dediklerini dinlemiyordum.
Ama ben abilerimin dediklerinin hepsini dinleye dinleye dinleye dinleye hep bir step ileride oldum.
Çünkü herif doğru söylüyor. Şu anda bakıyorum ben hakikaten doğru söylüyorum.
Şimdi mesela bir konuyla ilgili bir şey bir adım atacağım zaman bunu bilen bir adama soruyorum.
Tecrübelerini dinliyorum. Aynısını uygulamıyorum.
Kafama yatanları ya da benim düşündüğümle sürtüşenleri yapıyorum.
Ve bu noktaya böyle gelindi yani.
Ve bir adım öndesin aslında abi önceden bir şeyleri bildiğin için.
Yani gerçekten öyle. Bana göre öyle.
Ve bu kazandım bu. Yani bu oyunda kazandım.
Ama kazandığım oyun bu arada sporcu olup başarılı olup bir şey değil.
Yani kazandığım şey o değil. Sadece düşecek, hani 10 kere düşecekken bu belki 5'e düşmüş oldu.
Düşe düşe öğreniyoruz zaten aslında.
O da gerekiyor. Şeye geri dönersek, Amerika'ya gittin.
Amerika'da kalma fikrin oldu mu hiç abi?
Oldu ya. Oldu ama küçükmüşüm.
Tam orayı idrak edememişim.
Döndükten sonra da abi stepler atladım hızlı hızlı biraz.
Fazla bir anda çok çabuk elimde bir şeyler oldu.
Döndükten sonra yani Amerika'ya gitmeden önce malzeme sponsorlarım vardı.
Ayakkabım, kaykayım zaten bedavaydı.
Bununla ilgili para da kazanabiliyordum.
Yani hayatımı çok kolay idam ettirebiliyordum.
Aslında orası benim için çok önemli, değerli merak ediyorum.
O kısma nasıl eriştin abi?
Hangi noktada onlar mı sana geldi?
Ben sadece kaydım.
Ve hiçbir fikrim ve hiçbir düşüncem yoktu.
Ama iyi kaydım.
Sevdiğim için kaydım.
Bir hırsla kaymadım yani hiçbir şekilde.
Bir yarışmaya katıldım.
Onda Türkiye ikincisi oldum.
Sonra bir tane daha katıldım.
Onda birinci oldum. Ve bana sponsor olmak istediler.
İlk Kaykay'daki resmi olan sponsorluğun ayakkabı firmasıyla başladı.
Sonra tahta olmaya başladı.
Ve bunlar bu arada Kaykay'da maalesef günümüzde de çocukların gelişememe ve bu işi ilerletememesinden sebeplerden bir tanesi.
Çünkü çok aşırı pahalı. Ama bir taraftan da dürüst davranayım.
Eğer gerçek emeği ve saygıyı özveriyi verirsen de olur aslında.
Bizde abi hep yokuşçuluk var.
Hep. Hep bir söylenme durumu var.
Mesela hep bana gelip abi sen çok şanslısın.
Senin kaykay parkın var. Ayakkabın var.
Ben buraya böyle gelmedim. Ben ülke alandan 3 yıl 4 yıl 30 liraya kaykay alıp onunla kaydım.
Onunla geldim. Metrodan 13 TL'ye Kıçık kırık bir ayakkabı alıyordum ve hala Ankara'da kay kay parkı yok.
Ve herkes abi benim öyle bu noktaya geldiğimi hayal ediyor.
Hayır ben her gün çıktım kaydım ya.
Ben sadece sevdim bu arada.
Bu kadar. Evet ben zaten bence en önemli nokta o ya.
Yani parayı ve hani geleceğin noktayı title diyorlar ya onu düşünmeden istediğin şeyi yapmak çok değerli abi.
Sen de baya onu yapmışsın.
Düşünmedim de ve düşündüğüm şey de olmadı bu arada aslında.
Şu an baktığımda evet en büyük hayalim bu olmasını isterdim.
Yani sevdiğim işin sadece tek olup bundan hayatımı idam ettirebilmek isterdim.
Bu benim olsun isterdim tamamen.
Ama Türkiye şartlarında bu mümkün değil.
Evet oraya da geleceğim.
Çok güzel bir nokta. Amerika'dan devam edelim.
Amerika'dan dönüş bir anda oldu dedin.
Amerika'ya gittim. İki sene gibi bir süre kaldım.
Sonra döndüm. Tabii ki de bana süper şeyler kattı.
Kattığı en güzel şey...
O yüzden bugün çocuklara İngilizce öğrenmelerini hep ısrarla söylüyorum.
Çünkü ancak İngilizce öğrenirlerse kaykayın kültürünü anlayıp ben neden yapamıyorum ya da ben neden sponsor bulamıyorumu anlayabilirler.
Şu an herkes kendinin çok iyi olduğunu düşünüyor.
Ben çok iyi bir sporcu değilim bu arada.
Bugün burada oturuyorum ama ben sadece burada kendi başarımdan dolayı oturuyorum.
Diğerlerinin başarısızlığı.
Anlıyorum. Globale baktığın zaman...
Piece of shit. Hiçbir şey değilim abi.
Peki abi evet. Kendin de o konuya geldin.
O çok önemli zaten.
Aslında bununla hayatımı devam ettirmek isterdim dedin.
Hep bir soru var ya abi bu arada.
Biz de müzisyeniz. Bize de hep aynı soru geliyor.
Dün mesela bir sanatçı arkadaş var.
Onun mesela Twitter'da gördüm.
Bir mesaj atmış adama.
Sen neyden para kazanıyorsun lan?
Nasıl para kazanıyorsun yazmış.
Herif de demiş ki 13 yıldır şükür kazanıyorum bir şekilde.
Böyle de devam edeceğini düşünüyorum demiş.
Sen de yani kay kayda bu nasıl yürüyor abi?
Bu çok merak edilen bir konu bence çünkü.
Tam böyle oluyor. Bir şekilde yürüyor.
Hep de uçlarından yırttığım çok nokta var.
Amerika'dan döndükten sonra ilki başladı.
İlk sponsorluğum bir içecek firmasıyla başladı ve yıllık bir şimdi bir malzeme sponsorluğu var.
Bir indirim sponsorluğu var.
Bir de para sponsorluğu var.
Para en üst level oluyor.
Para olunca zaten malzeme de oluyor.
Hepsi oluyor. Yani upgradeler gibi bir şey.
Bu ama tabi herkese verilen şeyler değil.
Hayır hayır kesinlikle.
Maalesef Türkiye'de bu işten para kazanan tek insan oldum.
Ama bu yani altını tekrar çizerek söylüyorum.
Benim başarım değil. Ben imkansız başarmadım.
Bunu kesinlikle söylüyorum. Para nasıl kazanıyorsun deyince gerçekten net bir cevap yok.
Bir kere maaşlı bir sporcu aslında evet öyleyim diyorum sorulunca ama tam da öyle değilim.
Orayı benim yönetmem gerekiyor.
Mesela spor hayatımdaki koç kısmında da benim yönetmem gerekiyor.
Ben kendimde koçum da olmak zorundayım.
Öyle birisi olmadığı için. Sponsorluk anlaşması yaptım.
2010'da bir masaya oturup.
2011'de ilk paralı sponsorluğum oydu.
Ailemin yanında kaldığım için zaten o bana tepe tepe yetti.
Önemli de değildi benim için.
Benim için orası hedef değildi.
İnsanlar şu an parayı hedef olarak gördükleri için zaten bir sıkıntı var.
Ve paranın hedefi yok. Buna çok şaşırıyorum.
Ve işin en komiğini biliyor musun? Bunu sordukları zaman bir şansın var.
Kaç para istersin diye soruyor.
Abi 2 milyon diyor mesela tamam mı?
Ve ondan sonra kafasındaki matematik şu.
Araba alırım ev alırım. Manyak mısın?
Bana böyle bir soru sorsa benim cevabım 100 milyar dolar isterim.
Sonu yok bunun anladın mı? Hem sorunun yani hem soruyu da bilmiyor cevabı da bilmiyor ama hedefi de o.
Ama hedefine gitmek için bir şey de yok.
Benim hedefim yoktu bununla ilgili.
Hiçbir fikrim yok. Umurumda değildi yani açıkçası.
Bir şey... İlgilem yoktu yani.
Kaykaydı fokusum tamam mı? İhtiyacım da yoktu Allah'a şükür ama ihtiyacım olmayan şey sakın öyle yatlar katlar havuzda öyle bir hayatım yoktu bu arada yani.
Üç oda bir salon bir evde oturuyorduk.
Annemin bir tane arabası vardı bu kadar cebimde.
Kaykay almak gençliğinde çocukluğun bir lüksdü aslında.
Kaykay almak benim için çok lüksdü ama ben onu alabilmek için bir şey yapmadım.
Sadece emek verdim.
O bana kendini aldırttı.
Ben dedi tamam dedi sen hak ettin al beni oldu.
Sonra Bir yıl öyle gitti.
Ondan sonra abi bizim tabii kaykay durumunda şöyle bir şey de var.
Buraya beni tanıdığın için gireceksin.
Ben aradan geçireyim. Benim bir de snowboard hayatım çıktı.
Evet. Snowboard hayatım tamamen benim bir arkadaşım.
Yani benden büyük olan. Adı Cenk.
Bana bir gün sen snowboard da yap dedi.
Tamam mı? 2006 yılında. Aa okey falan.
O zaman dayım bana işte destek çıkıyor ya.
Ben dayımı aradım. Böyle böyle bir durum var falan dedi.
Tamam dedi. Sana göndereyim biraz para.
Gidin alın. Gittik abi.
Snowboard aldık. Bu çok lüks bir şey tamam.
Bunu kabul ediyorum. Bu lüks. Bu benim şansım.
Gidin de alındı ve ben ilk snowboard hayatıma 4 gece 5 gün konaklamayla başladım.
17 yaşındayım. İkinci ya da üçüncü gün otel bana sponsor oldu.
Çünkü kayabildim.
Çok güzel. Neyse.
Kış dönemi geldi. İkinci kış.
Kaykay'daki bu sözleşme geçti.
Kış dönemi geldi. O dönem gelince bana tabii ki de çevrem bu şeyde ilerliyor.
Network'üm böyle oluyor. Yani sen böyle bir yerde büyüyorsun.
Siz nasıl müzikle ilgili çevreniz büyüyorsa.
Bana bir teklif geldi. Boşum bile.
3 ay dağda snow park yapar mısın falan.
Okey ben anlamam ama tamam öğretiriz falan.
Gittim. Snow park dediği hocalık falan.
Hayır hayır asla. Snow park, skate park gibi rampaların olduğu parkları yapan shaper'lar var.
Gittim orada çalışmaya başlayıp onu da öğrendim.
1 kazandım ilk yıl.
İkinci yıl oldu gene böyle bir kapı açıldı.
İkinci yıl 2 kazandım.
Üçüncü yıl. Üç, işimi de sevdiğim için öğreniyorum da.
Ama şunu itiraf edeyim.
Snowboard hiçbir zaman sevdiğim bir spor asla olmadı.
Ben o çocukların sen çok şanslısın, kaykay parkın var dediği kısımda aslında tam olarak snowboard'u bu duruma kullandım.
Kışın Ankara eskiden bir kar yağardı.
10 gün kar kalkmazdı ve benim kayacak yerim yoktu.
Ben de snowboard'u piyon olarak kullandım.
3 ay oraya gittim ama 3 ay oradaki yaptığım antrenman ya da kaymak bana kaykayla geri döndü.
Kesinlikle oturmaktansa orada kendi geliştirmeye devam ettin.
Yaptığım şeyde de para kazandım. İşimi de öğrendim.
Tek bir yere gitti. Yani geldiği nokta 3 sene, 3 ya da 4 sene önce artık hayattaki kariyerler seçimlerinden dolayı isteyerek bıraktım 3 ay bölündüğümü.
Ama öyle bir yere geldi ki önce en jünyördüm.
Bir üste çıkıp sonra işin sahibi olacak, aranılan adam olacak kadar bir yere geldi.
Ama yine benim başarım değil.
Ben sadece verilen işi tam yaptım.
Bu kadar. Neyse.
Kış dönemi geldi. Orada da para kazanıldı.
Okey. Önemli hala değil ha bu arada para kazanmak.
Orası çok önemli. Yani orayı lütfen dinleyen insan anlasın yani.
Önemli değil. Sadece sen sorduğun için tam olarak bu oldu.
Okey falan. Ondan sonra bir ayakkabı sponsorum vardı.
Bir şekilde o ayakkabı sponsoruyla bağlarımız tam koptu ve benim hayatıma Vans girdi.
Bunun adını net verebilirim çünkü o benim için bir aile durumu oldu.
Ve şu an geldiğimiz nokta ben global bir team manager'ım.
Türkiye'de Ve yaptığımız işler gerçekten o seviyelere geldi.
2018 ya da 2017'de yurt dışından bununla ilgili geldiğimiz seviye için bize teşekkür maili geldi.
Ben kaykaycıydım.
Yani kaykay kaymayı çok sevdim.
Dolayısıyla bu nedir benim görevim? Bunu tam yapmak değil mi?
Evet. Ben tam yaptım.
Oldu. Bu arada daha yetenekli bir tane daha adam olsa ve tam yapsa ki vardı böyle isimler.
Biliyoruz böyle isimleri. Aras Başar.
Belki siz de tanısınız. Yeni deha, yetenek yani anladın mı?
Hani yukarıdan biri vermiş ona.
Ev bıraktı. Bırakmasa fuh.
Abi çok güzel bir nokta bu da.
Bu bence müzik için de geçerli.
Mesela spor için, sporun diğer dalları için de geçerli.
Mesela ben basketbolda oynuyordum.
Çoğu basketbolcu mesela üniversite dönemine geldiğinde çok iyi basketbolcular Türkiye'de.
Profesyonel olacağı noktada aileleri ya da işte başkaları tarafından önü kesiliyor.
Neden? Çünkü geleceği olmadığı düşünülüyor.
Yani buna benzer bir durum.
Bu müzikte de aynı şekilde. Müzikte de bir yere geliyorsun.
Ondan sonra bir şekilde önünü kesiyorsun.
Niye? O bir meslek değil onlara göre.
Bu bizim ülkede zaten her alanda böyle net.
Yani bunu müzik, spor bilmem ne diye zaten kalıplara bile sokmaya gerekiyor.
Her şey. Sebebi de köken aile sistemi.
Evet. Meslek.
Meslekleri yazın çocuklar dendiği zaman.
Ya da bugün gidip annemize meslekleri yazın deseler tamam mı?
Müteahhit. Müteahhit değil belki de.
Mimar. Doktor, avukat.
O bile değil ha bu arada. Şey yani.
Kamu hani memur yani.
Sırtını daya. Neye dayıyorum sırtımı yani.
Bu bir garanti mi? Bu mu garanti yani?
Burası en kritik nokta.
En çok çile çektiğim nokta.
Burada ben sadece şeyden yırttım.
Aile tarafından yırttım.
Bir taraftan da kendi maddi tarafını da şey yapınca birazcık ufak ufak sağlayınca söz hakları da kesildiği için de belki bana çok bir şey denmemiş de olabilir.
Ama başka yerlerden çok çektim.
Abi üst komşumuz ya.
Hani keşke dinliyorsa Fikret abi.
15 yaşındayım.
Oğlum artık sen büyüdün.
16 oluyorum. Kocaman adam oldun.
18 oluyorum. Ben senin yaşındayken de şurada memurdum.
20'deyim. Hala kay kay mı kayıyorsun falan.
Ya herifin baktığın zaman böyle kibarlıktan da bir şey demiyorum ama durdurup abi diyorum senin hayatına bakınca sen mutsuz bir adamsın.
Ne istediklerini hiç yapamamışsın.
Ama ne istediğini de bilmiyorsun çünkü yönlendirilmişsin.
Çünkü köken aileyiz.
Bu bir de en kötü tarafı ne biliyor musun?
Sadece meslek seçimlerinde de değil.
Evet. Genel her şeyde böyle.
Evleniyorsun. O ilişkinin içindeler.
Hop. Sana ne?
Çocuk yapıyorsun. Hop.
Oradalar. Bunu böyle yapma.
Çocuğu onlar yaptırıyor.
Ben orada bugün bu konuları bugün bu konuları ablamla da konuşuyoruz.
Ablam yani herkesteki halk gibi ablam da bu konuları ancak yeni yeni anlıyor.
Hani kendi istediklerini. 37 yaşında.
Bana bir gün dedi ki sana annem farklı bana farklı davrandı dedi.
Hayır. Ben mesela bunu yapacağım diyorum.
Hayır olmaz şöyle. Ben inadına yaptım.
Bir de ihtiyacım yoktu ona onu yapmak için.
Tek farkımız buydu aslında.
Yoksa benim annem de herkesin annesi gibiydi abi.
Benim annem ooo kaykay mı falan yapmıyordu yani anladın mı?
Şunu kabul edelim yani biz çok şanslıyız ama hiçbir aile şey değil zaten.
Ha oğlum sen işte müzisyen mi olmak istiyorsun?
Sen kaykaycı mı olmak istiyorsun? E tabi buyur.
Yani böyle bir vizyonda bir aile ben açıkçası çok zaten görmedim.
Bu biraz senin eee Kafana koyup o yolda yürümenle alakalı.
Aynen öyle. Sadece şu var.
Bazı aileler bunu biraz daha önce anlıyor.
Yani senin annen belki işte dedi ki Amerika'dan dönünce bu çocuk bu işi yapacak.
Yok be abi. 2015'te.
Ben annem benim için çok üzülürdü ağlardı.
Ben okullardan ben eğitimi seven ama okulu sevmeyen bir adamım.
Bunun da bugün size söyleyeyim.
Siz ne mezunusunuz? Arkadaşlar burada 5 kişi var.
Herkes üniversite mezunu.
Sokağa çıkınca abi ne kullanıyorsun?
Hangi okulu kullanıyorsun? İlkokul.
Biz hepimiz ilkokul mezunuyuz.
Toplama çıkarma bu kadar aslında.
Ve aile eğitimi ikisi abi.
Aynen. Ben istemedim onları öğrenmek.
En başarılı derslerim meslek okuluna gittim.
Açlık oldum. Yemek yapma kısmını öğrendim.
İşime yarayacaklarıyla ilgili öğrendim.
Onun dışında ya sıfırım.
Bütün okul hayatım rüşvetle geçti.
Gerçekten. Sonra da biraz artık annemden o elinden o söz hakkını da alayım diye.
Sonra kopyayla geçti. Kurşun böyle kare kare olan kalemler vardır ya.
Onun üstüne dikiş iğnesiyle yazardım.
Kağıdı çalardık. Onu bile ezberlerdim.
Şey pardon kağıda yazardım.
Ezberlemezdim. O kadar nefret ettim.
Ama istediğim şeyi de yaptım ve koştum.
Direkt sorayım bu soruyu. Sponsorlukla geçinme ihtimalin var mıydı bu meslekte?
Yoksa başka bir şeyler yapman gerekti mi bir noktadan sonra?
2014-2015'e kadar hayatım dağ, etkinlikler ve kaykay tarafıyla geçti.
Buralar beni götürdü.
İhtiyacım olmadı. 2012-2013'te artık İstanbul'a gelmek zorunda kaldım.
İşte Mark Benson sponsorlarımın burada olmasından.
Böyle haftada bir geliyordum, ayda bir geliyordum.
Sonra ayda iki oldu, üç oldu derken 2013-2014 gibi burada bir arkadaşımın evine oda olarak.
Yani öyle bir adım attım.
Evet artık hayata ben öyle atıldım.
Yani herkesin hayata atıldığı şey vardır ya işte iş bulup geliyor.
Benimki de öyle oldu. Sonra bu artık daha garantördü ve gelmem gerekiyordu.
Ama ben gene de ısrarlıyım.
Çünkü ben sevdiğim şehir Kaykay olduğu için seviyorum orayı.
Daha böyle şey az insan daha az trafik falan.
Tek sebebi bu. Yoksa Ankara'da bir şey yok ama ben seviyorum.
Çünkü yapmayı sevdiğim şey yapılabilir halde.
Burada çok acayip bir şey var.
Burada 2015'te abi 2015'in yazına doğru yani bir 6 ay falan geçti.
Bir telefon. Ben bu bu bu.
Çok büyük bir Türkiye'deki ayakkabı şeyinin mağazalarının sahibi.
Türkiye'de o zaman 50-55 tane mağazaları var.
Biz seni bulduk. Bizim böyle bir markamız var.
Gelip marka müdürü olarak çalışmanı istiyoruz.
Abi herifin karşısına herif çok yani herif hayatı boyunca istediği her şeyi elde ettiği için Herif beni istiyor.
Benim reddime inanamıyorum.
Bu arada sporcu olarak istemiyor. Hayır.
Marka müdürü olarak. Çünkü sporcu başarılarından.
Bunu da bu arada yaptığı şey çok doğru.
Benim de bir şirketim oldu. Çünkü yaptığı şey bir kaykaya ayakkabısının distribütörlüğünü alıyor.
Globalde çok büyük. İlk 20'de yaptığı şey abi işi bilen işi ehline vermek istiyor.
Ama ben o tarafında değilim iş.
Ben sporcu tarafındayım. Evet.
Neyse. Abi herife ben artık ikna etmeye çalışıyorum ve bilemedim kapit şeyi o kurumsal şey olayı ve herife kabul etmeyecektir diye düşünerek bir teklif
sundum. Kabul ettim. Yüksekten atarak bir teklif.
Hem de nasıl? Maaş, araba, ev, cuma günleri çalışmam kaymaya giderim falanlar.
Serbest giyinirim. Takım elbise giyiyorlar falan.
Abi herif kabul etti. Annem kuduruyor.
Ama bir taraftan da annem nasıl kuduruyor böyle şeyler biliyor musun?
Benim gıcık ve inat olduğumu bildiği için.
Yani tabii sen nasıl istersen ama iyi olur falan.
Neyse abi ben bunu denemek istedim bu arada.
Yani kimsenin baskısıyla bunu yapmadım.
Ama ne yaptığımı söyleyeyim size. Gidip Vance'daki manajer'ıma o hayatı sordum.
Bana şu hareketi yaptı abi.
Kapıyı kapattı. Ben şimdi senin ablan olarak konuşuyorum.
Bizim öyle bir ilişkimiz var. Cenk ben onun verdiği şeyleri sana veremem.
Git dene. Burada bu aramızda kalsın bu konu.
Ama biliyorum ki sen onu yapmayacaksın.
Abi 4 ay sonra ben oradan kalmasın.
Dayanamadım. Dayanamadım bıraktım.
Öyle bıraktım. Tekrar Ankara'ya geri geldim.
Böyle bir hayatı geri çevirdim.
2015'te abi. Şu an 10 yıldır herhalde çalışan arkadaşlarımın öyle bir hayatı yok yani.
Ama hiç istemediğim bir hayattı.
Ama abi zaten bence bu noktada hata yapıyor herkes gibi hissediyorum.
Yani bir şeyde mutsuz olduğunu hissettiğinde zaten Mutlu olduğun tarafa doğru yönelmek gerekiyor.
Biz bir döngünün içine girip ondan çıkamıyoruz.
En büyük hata burada bence.
Yani aslında şey de değil.
İşte şu meslektir bu meslektir noktası da değil.
Mutlu ya da mutsuz olmak.
Parayla imtihanımız var.
Orada basiret bağlanıyor.
Ben ne yaparım diyor.
Lan paran yokken öğrenciyken ne yapıyordun diyorum.
Annenin evine dönersin.
En kötü. Ya yok abi ben çok burada rahatım.
Rahat olduğun tek şey çamaşırlarını istediğin yere atıp istediğini yapabiliyorsun.
Bu mu yani senin hayattan aldığın zevk ve kalite?
Bu mu yani? Hiçbir şey yapmıyorsun.
Ben ona inanamıyorum. Neyse ben böyle bir hamle yaptım.
Bıraktım. Togan'ı aradım.
Yakın arkadaşımdır. Tam abi 9 Ekim doğum gününde evi boşalttım.
Tabii ki de şey ne yapacağım?
Çünkü ev açmışım ve bütün birikimimi görmüşüm.
Hiç umurumda değil abi. Togan'a gittim.
Dedim iki ay kalabilir miyim dedim.
Kış geliyor daha giderim dedim.
Biraz şey yapabilirim orada. Çalışıp hani en azından biraz toparlarım.
Gittim geri geldim. Sonra çevremden dolayı İstanbul'da yavaş yavaş, yavaş yavaş, yavaş yavaş bir şeyler olmaya başladı.
Bir sene hiç para kazanmadım.
Sponsor olan markalar da ekonomik şartlardan dolayı artık onlar da gol oldular.
O da yok. Bu arada bu yaşadığımız dönemlerin içinde bir de benim kendi kaykay markam oldu biliyorsun.
Onu soracaktım zaten sana.
Hiç para da kazanmadım.
Bu marka hangi döneme denk geliyor abi?
2014'te çıktı. Ha bu işten önce.
Daha sonra değil. Ama benim bu markayı çıkarmamın tek sebebi bunu çıkartacak başka kimse olmadığı için çıkarttım.
Ben bir markanın sahibi olacak adam değilim.
Ben bir markada yönetici pozisyonda olabilirim.
Çünkü sevdiğim bir şey değil.
Duygusal olarak o markaya bağlanmıyorum.
Kaykaya evet bağlanıyorum ama Benim için önemli değil anladın mı?
Bugün var yarın yok. Ev alıyorsun.
Aa okey yıllarca çalışıyorsun ev alıyorsun.
Bum bir deprem oluyor bir yanıyor gitti.
O yüzden öyle bir bağlılığım yoktu.
Ama yapan başka kimse olmadığı için de yaptım.
Ve yaptığım şey de sadece para olarak kazanıp da yapabileceğim içindi.
Ve bunu insanlara favor olarak yaptım aslında.
Yaptığım şey bambaşka bir şeydi.
Orada acayip bir senaryo ve hikaye var.
Yani markayı getirdim.
İlk yıl bütün piyasa manipüle oldu.
İkinci yıl. Bütün ticaretini yaptığı insanlar, distribütör olan bütün markaları bir yerde topladım.
Stratejimi anlattım. Böyle böyle yapacağım.
Bu size zarar verir mi diye. Ve o bir 2-3 dönem var.
2-3 yıl var. Bütün her şeyi fikirlere danışarak falan.
Piyasada böyle bir ilerleme vardı.
Ve yaptığım tek hamle şuydu.
Ucuz tahta sattım.
Olması gerekeni yaptım. Ülkede gerekli olan nokta o sanırım abi.
Şu an artık yapabileceğim bir noktada da değiliz maalesef yani.
Bitti mi o iş devam ediyor musun?
Yapmak istemiyorum. Sebebi abi bir maliyet var ortada.
Ödeyemem değil. Getirince yüzüm olmaz onu satacak paraya.
Gelişine satsam gene olmuyor.
Bu arada ismini de söyleyeyim.
Noar. Önemli değil orası.
Benim için değerli önemli.
Neyse. Bir yıl acı çektim.
Sıfır param vardı. Sıfır.
Dipteyim gene. İstanbul'dasın.
İstanbul'a döndüm. Bana bir daha kapılar açıldı bir anda.
Orada yani yok bu arada sponsor falan anladın mı?
Önden önce kazandığım paraları da kazanmış olsam İstanbul'da hayatını idam ettiremezdim.
Çok büyük paralar değil yani.
Yılda kazan atıyorum kaykaydan 10-15 bin belki.
Ne yapacaksın o parayla?
2000 dolar etmiyor bugün. Neyse abi bir yıl bir şekilde ittir kaktır ittir kaktır ondan sonra çevrenden dolayı etkinlik işine bulaşmış oldum.
Ersin'le beraber daha önceden tanıdığım bir arkadaşım.
Farklı bir sektöre giriyorsun ilk kez.
Evet. Hep önünde olduğum bir şeyin arkasında bulunmaya başladım.
Yani etkinliklerde hep etkinliğe giden ya da işte kayan işte orada olan hani benim üstüme kuruldu etkinlikler.
Bir de arkasında geçmiş oldum.
Bir şekilde kapılar açıldı, açıldı, açıldı, açıldı, açıldı ve hayatım onun üstüne kurulup onun üstünden devam etti.
Bugün burada bu şekilde varız.
Anladım. Tamamen kaykay.
Tarafıyla iş belki...
Bitti 2015'te. Belli bir noktaya kadar gidebildi diyorsun.
Aynen öyle. Tabii ki de küçük küçük şeyler oluyor.
Tabii ki de bir maaş bir şey şu anda da alıyorum.
Benz'den de ya da bir yerden de. Ama hayatını idam ettirebileceğin bir enflasyon bir ekonomide değiliz bu ülkede.
Ve özellikle İstanbul gibi bir yerde hiç değiliz yani.
Herkes kadar açım aslında düşünüyorum.
Yurt dışında başka bir ülkede mesela Amerika diyelim.
Amerika'da bu işler daha iyi ilerliyor diye düşünüyorum.
Amerika'da doğmuş olsan farklı olur muydu?
Yani yine o diğer işi yapman gerekir miydi?
Para... Kazanırdım ama standart bir kaykaycı olurdum büyük ihtimal.
Çünkü standart bir kaykaycıyım aslında burada.
O yüzden ısrarla ben başarılı değilim diğerlerinin başarısızlığı diye.
Ben tam yeteri kadar ve yeterinden biraz daha fazlasını yaptım.
Kendi kişisel özelliğim öz iradem olduğu için aslında bir şeyleri başardım.
Yani istikrardan dolayı yani hiç pes etmediğim için.
O yüzden inanılmaz bir sporcu olmazdım orada ama...
Ülkenin kaykay dünyada kaykayın endüstrideki bütçesi şu an 100 milyar dolar.
Bizde yok öyle bir şey.
Orada billboardlarda kaykay reklamları var.
Yani o heriflerin kültürü olduğu için.
Buradaki dönerci gibi düşünebilirsin.
Bir para kazanıp hayatımı idam ettirirdim.
Okey de olurdum buna.
Zaten şu anda da mesela yeterince fite fit bir atıyorum kaykaydan para kazanıyor musun?
Umurumda olmaz aslında. Ama bizim ülkemiz böyle değil.
Challenge'larla dolu. Hep daha ileriye gitmek zorundasın.
Çünkü ödediğin bir kere, ödediğin şeyler yerinde sabit durmuyor zaten.
Genç kaykaycılarla seni görüyorum.
Onlarla durmadan bir şey yapıyorsun.
Onlara gösteriyorsun. Bu arada bu benim gördüğüm bir şey.
Senin bana anlattığın bir şey değil.
Yanlış bir noktam olursa beni düzelt.
Onlarla bayağı zaman geçiriyorsun.
Hatta işte işten dolayı şehir şehir gezdiğinizi falan görüyorum.
Yeni bir kaykaya başlayan gence belki 10 yaşında senin gibi.
Ne öneride bulunuyorsun Türkiye'de?
Bu kadar para konuştuk işte şöyle ilerler böyle ilerler dedik.
İlk olarak kesinlikle sponsor hedefli olmamasını öneririm.
Az çok insanlar beni tanıyor siz de tanıyorsunuz.
gelen bütün sorulara cevap veriyorum.
Hiç dönmediğim yok. Kaykayın kaç kilo sorusuna bile.
Ama gerçekten aslında var ya bazen böyle oluyor.
Siktir git. Aptal mısın da bunu soruyorsun ya da bunu istemiyorsun.
Herif abi ben sponsor oldum.
Bana şöyle oldum diyor mesela.
Videosunu gönderiyor ama hiç farkında değil kendisinin.
Bu çocuğunun suçu da değil.
Çünkü gene anne babalar.
Abi herif çocuk 15 yaşında kızın.
eteğini açmış. Benim oğlum yapmaz.
Nereden biliyorsun yapmaz.
Benim oğlum başarısız olamaz.
Benim kızım başarısız olamaz. Ve bu başkalarına söyledikleri, oğluna da söyledikleri aman benim paşa oğlum, aman benim prenses kızım.
Dolayısıyla bu herif hayatı çıkıp kay kay kayın yani kendini tartması lazım aslında da.
Burası tabii bu sorduğun sorunun başka bir tarafı oluyor.
Yani burası benim biraz içimde ukde kalan tarafı yani.
Devamlı devamlı herkes kendinin çok iyi olduğunu söylüyor.
Bir tane delikanlı da çıkıp desin ki ya ben iyi değilim.
Gelişmeye ihtiyacım var.
Açığım gelişmeye. Yani lütfen ve konunun konseptine hakim olmadan ne istediğini bilmeden bir şeyler istemek.
Bak ben bir marka sahibi olabilecek biri değilim deyip belki yönetici olabilirim diyorum.
Bu ne aslında biliyor musun? Herkes, her sektörde solist olmak istiyor.
Çünkü onun en kıymetli ve değerli olduğunu düşünüyor.
Ve o popülite istiyor.
Ama abi alttaki müzik olmazsa ya da onu kaydeden adam olmazsa ne olacak?
Bu, bu ülkedeki bu arada düzensizlikten de böyle.
Oradaki düzensizlik de parasal düzensizlik.
Çünkü oyuncu dediğin adam abi sadece eli yüzü düzgünlüğü haftada tek bölüme gidiyor, iki saat çalışıyor, 150 bin lira alıyor.
Orada o herifi o yapan adam orada onun tuvaletini temizleyip 100 TL kazanıyor.
E tabii ki de böyle şeyler olur.
Evet. Her neyse bu söylediğim şeyi aslında kısalaştırırsak herkes her şeyi yapamaz.
Ve bu bilinmesi lazım.
Doktor ol. Ben mümkün değilmiş doktor olamazmış gibi gibi.
Bunu ama çocukların da fark etmesi lazım.
Bu nereye kadar gider bu meslek?
Meslek olarak yapsan, devam etsen.
Meslek değil. Meslek olarak konuşuyoruz ama meslek olarak aslında konuşmamak lazım.
Sen öyle dediğime bakma benim. Meslek bana göre çünkü şey yani düzenli bir gelirle bir iş işte.
Beyaz yaka bana göre meslek. Bu hayatımı geçindirdiğim bir şey gibi düşünelim.
Spor, maalesef sporda şöyle tatsız bir şey var.
Yaşınla beraber performansın aşağı doğru gidiyor.
Dünyada şu an bunu yapan bir sürü insan var işte.
Geçen yıl Tony Halk'ın 50.
yaşını kutladık. Devam ediyor.
Kayıyor ama ne kadar devam ettiği.
Futbol gibi düşünebilirsin bunu.
Belli bir araç var. Futboldan biraz daha profesyonellik kısmı kaykayda başka.
Biraz da ikonik bir durumda var.
Yani 50 yaşına kadar hala para kazanıyor olabilirim ama benden çok daha iyi kayanlar var gibi düşünüyorum.
Bu da böyle yani. Tony Halk mesela Tony Halk şu an Yani çöp atıyorum tamam mı?
Yine tabii ki iyi kayıyor ama ondan çok daha iyiler var ama herif hala bu işten para kazanıyor.
Bu bir marka olmuş artık zaten.
Gibi gibi yani. Oraları tarif etmek çok uzun olur.
Evet anladım. Futbol ya da basketbolda mesela bunu bıraktığında onlar mesela adam gidiyor işte yönetici oluyor mesela ya da işte hoca oluyor.
Sizin tarafta öyle bir gelecek var mı?
Var. İşte bugün Deniz'deki bütün menajerler takım menajerleri geçmişteki kaykaycılar ya da işte bir mesela herif.
Fotoğrafçı Arto Sare diye bir herif var.
Pro'ydu abi. Bir bıraktı herif.
Sanat fotoğrafçısı oldu. Öbürü başka bir şey oluyor.
Öbürünün markası oluyor. Yani var.
İşte herif atıyorum Nike'da shoes designer gibi gibi yani.
Kameramanı var. Fotoğrafçısı var.
Çok büyük bir endüstri abi. Yani inanamazsınız.
Yani 100 milyar dolar.
100 milyar dolarlık bir endüstriden bahsediyoruz.
Çok fazla. Sadece Türkiye'deki payı birazcık.
Bugün şu an Louis Vuitton kaykay ayakkabısı üretti.
O kadar bir şeyde yani pikte aslında.
Evet evet. Sokağın kültürüne çok hakim, çok yönetiyor yani.
Çok aşırı yönetiyor. Ben bugün size şunları söyleyebilirim.
Beyaz tabanlı ayakkabılar var ya.
Beyaz tabanlı ayakkabı kaykaydan çıktı.
Öyle bir şey üretilmiyordu.
Global'de bir sporcu vardı.
Kaykaycı bir herif. Ayakkabılarının tabanını sprey boyayla, daksille falan beyaza boyuyordu.
Sonra ona o ayakkabıyı ürettiler. Sonra oradaki global markalar bunu yapa yapa yapa böyle.
Modellere baktığınızda ben mesela sokaktaki modellere bakınca kaykay ayakkabısı şekilleri onlar.
Bu Michael Jordan'ın Jordan serisini başlatması ve oradan yürümesi gibi.
Biraz benzer bir hikaye.
Çok güzel hikayeymiş ama abi.
Çok şey var orada bir sürü.
Jordan gibi bir sürü hikaye var orada.
Evet evet o daha bilinen zaten.
TED Talks'da Rodney Moon'un konuşmasını öneririm.
Bugün bu seviyede olmasının en başlıcı adamlarından bir tanesi.
Deli zaten herif.
Fazla IQ yükseldi. Çıldırmış.
Abi Türkiye üstünden bir soru soracağım sana.
Türkiye'de sence olay nasıl ilerliyor?
Senin açından. Türkiye'de olay her şey.
Türkiye'de bana şu an baktığındaki bütün olayların hepsi maalesef insanın kendi elinde.
Artık hiç değil. Son birkaç senedir hepsi politik.
Sizin tarafta kaykay tarafında nasıl ilerliyor?
Artı ya da eksiler olarak anlatabilirsin.
Sokaktaki bir adam kaykay tarafını ciddiye almadığı için umursamıyor ama aslında aynı şey.
Doktorlara ya da sanatçılara yapılan hamlelerle bizimki de aynı.
Bizdeki şeyler farklı.
Yani dönen çember farklı.
Bugün bir kaykay markası işte atıyorum mesela Nike örneğini vereyim.
Nike bugün dünyada kaykayın içinde hakim olan en büyük markalardan.
Vans, Nike tamam mı?
Türkiye'de hala yok. Olmamasının sebebi o ayakkabıyı buraya getirdiği zaman abi satabilecek mümkün değil satamaz.
Mümkün değil yani. 1500 lira olacak.
Dolayısıyla bu çember dönüyor.
Nike zaten ben bunu satmıyorum ve sporcu yani bir sponsorluğa ihtiyacım yok diyor.
Beni temsil etmesine birinin gerek yok diyor.
Böyle olmayınca sporcu zaten gelişemiyor.
E sporcu başlıyor bakıyor ki ileriye abi zaten ben bundan bir bok yapamam diyor.
En kötü tarafı bu arada hobi olarak bile devam edilemeyecek noktaya geldi.
Bugün profesyonel bir kaykay 2500 TL.
Evet çok yüksek miktar.
Bunu bir kere alıyorsun okey.
Eğer ortalama bir sporcuysan ayda bir kere en azından tahta alman lazım.
Alttaki şeyler bir yıl idare eder kırılmazsa.
Bir tahtada şu an abi 500 TL.
Minimum gelir seviyesi 2,5-3 bin lira.
500 TL zaten veremiyor.
Bir taraftan verebilen aileler de zaten kaykayı küçümsediği için o da ona para vermiyor.
Verebilecek de vermiyor. Veremeyecek zaten vermiyor.
Şu an kıvranıyor piyasa.
Kıvranıyor. Bu skate parkları falan görüyorum abi.
Öyle bir girişim oluyor bazı belediyelerde.
Sence bu yararlı bir ilerleme mi yoksa tamamen göstermelik bir şey mi?
Sizin işinize yarıyor mu yani mesela?
15 yıl önceki Brezilya'yız şu an.
Brezilya şu an eğer olimpiyatlar olsaydı kürsüde kesin sporcuları vardı net.
Bir bile olma ihtimali vardı.
15 sene önce abi belediyeler politik sebeplerle skate parklar yapıyorlar.
Favelaların girişleri.
Abi. Şu an bütün globaldeki bütün pro kaykaycıların hepsi favela çocuğu.
Get dolar. Herif orada aslında uyuşturucu satıyormuş.
Bir sarıyor kaykaya. Tırmanıyor.
İnanamazsınız yani Brezilya'daki kaykay şeyine.
Öyle olacağız ama daha var ama bizim tabii biraz kültürümüzde de emin olamıyorum olup olamayacağını.
Kültürde birazcık farklılık var.
Biraz değişiklik var. Bizde mesela kaykay...
Kaykay'dan hiç kız düşürmedim anladın mı?
Biraz şey yani böyle. Çocukken o da senin için önemli oluyor anladın mı?
Bana gelip mesela taksiye biniyorsun.
Sen çok kız düşürüyorsunlar Kaykay'la.
Soru bu mu yani abi? Ama olmuyor.
Böyle bir şey olmadığı için de bırakan var anladın mı?
Cool bir gruba gitmek istiyor anladın mı?
Müzisyen oluyor mesela. Davul çalıyor.
Abi bugünden sonra şimdi Kaykay hep devam ediyor senin için.
Başladı 10 yaşından beri.
Devam ediyor. Event manager.
kısmını yaptınız. Şu anda devam etmiyor artık.
Ben evet şans eseri tercihen bıraktım.
Anladım. Gelecek için planların nedir?
Tam oradayız şu an. Şu an gelecek için planlıyoruz.
İlk yaptığım hareket İstanbul'dan gitmek durumu.
Arkadaşlarım genel olarak küçüktükten dolayı hep abi arkadaşlarım oldum.
Ve şu an heriflerin 45-50 yaşında söylediği şeyi ben bir an kendi kendime söylerken gördüm.
Çünkü burada İstanbul dipsiz bir kuyu.
Varlık içinde yokluk bence İstanbul için söylenmeli.
Burada insanlar sadece bir şeylerin var olduğunu bildikleri için rahat ediyorlar.
Ankara'da ne var diyor tamam mı?
Ankara'da o yok var yok konser yok.
Burada da gitmiyorsun ki gidemiyorsun.
Hangi birimiz bunu yapıyor anladın mı?
Sadece var olduğu için ben benim Sevdiğim şey başka bir şey olduğum için.
Yani tutku durumu olunca zaten hayattan tutunuyorsun.
Maalesef şu an pandemi döneminde birçok insan bunu fark etti ama biz tutkuları olamayan insanlarız.
Bu da zaten konuştuğumuz konunun temeli.
Aileler devamlı yönlendiriyorlar.
Yok onu yapma, yok bunu yapma.
Şimdi gör YouTuber patlıyor.
Şimdi YouTuber ol diyorlar. Şimdi futbolcu olsaydın keşke diyor senin benim yaşımdaki insanlara.
Keşke. Niye bunu diyor bu arada?
Para olduğu için diyor. Para abi eskiden futbolcu olacağım desen.
Annem bana baktığı zaman Mutlu bir çocuk olduğun için çok mutluyum oğlum dedi.
Ama o da tabii ki geç dedi.
Ama dedi en azından. Ama bunu gençken fark etseydim.
İnşallah bizim yaşlarımızdakiler fark ederler.
Evet. Evet. Planım şu aslında.
Buradan gitmek. Şimdilik bu.
Evet. Ve gittiğin zaman ne yapacaksın dediğin zaman.
Kaymaya devam edeceğim o kesin.
O zaten olacak. Zaten ondan artık diyorum ya.
O benim hayatımı geçindirdiğim bir şey değil.
Zaten mevzu da bu. Biz şımarız.
Biz iş beğenmiyoruz. İş yok. Hayır abi.
Sen kendini bir bok sanıyorsun.
Ben gir kafede çalış.
Ona göre ayağının yorganına uzağa.
Hep bir şeyler istemeyecek.
Hep bir talepkar. Bir şeyi küçük görme.
Küçük görüyoruz. Hayır ama küçük gördüğümüz için de böyle zaten.
Bu kültür böyle gelmiş. Polis.
Bugün polis dediğin insanları biz küçümsüyoruz.
Bekçi diyoruz. Bilmem ne diyoruz.
Tamam işlerini düzgün yapmadıkları için zaten onlara kızıyoruz.
Her meslek için geçerli. Zaten problem biz işimizi yapmıyoruz.
Her meslek. Ama bunun da sorumlusu gene bizleriz.
Evet. Bunları böyle yapan bizleriz.
Yoksa globalde de bu böyle.
Öyle değil değil ki.
Yani böyle ama Amerika'ya gidiyorsun herif polise saygı duyuyor.
Burada da abi memura saygı duyuyor.
Memursa kız ver. Evin varsa kız ver.
Ev veriyorsun kızını öldürüyor.
Hadi buradan yan. Çok sıkıntılı bir konu.
Ve yaşıyoruz da bu arada bunu yani.
Fazlasıyla abi. Bu gerçekler mi?
Her şeyde böyle bu arada.
Herkes hayatta hep hayata böyle bakıyor.
Ben daha iyisini yaparım. Hiçbir şey yapmayayım.
Bir de öbürünün işine hep devamlı hep bok atmayacağım.
Ve hiçbir şey hiçbir yere gitmiyor.
Her şeyde bu böyle.
Devamlı parasal kıskançlık var.
Ama itiraf da edeyim.
Burada samimi de söyleyebilirim.
Çok normal parasal kıskançlık.
Çünkü günümüzde zeka ve yetenek para kazanamayıp Gerizekalılar, aptallar ve kıyakçı, ayakçı olanların hepsi de para kazanıyor.
Herifin hiçbir özelliği yokken yürüyor.
Onu pohpohluyorlar.
Bugün en pohpohlanması gereken meslekler öğretmendir, doktordur.
Bunlar garsondur, çöpçüdür.
Bunlar hizmet sektörü tamam mı?
Sen o olmasa yoksun oğlum.
Bizde abi boş maalesef işte.
Bu tutkusunu devam ettirmek isteyen insanlara bir önerin var mı?
Ya da söylemek istediğin bir şeyler var mı?
Bence devam ettirenlerin bana önerisi varsa versin.
Çünkü devam ettirince tutkunu oluyor abi.
Mutlu oluyorsun. Var çevremde insanlar.
Gerçekten iyi kötü bir şeyler.
Benim için hayat mutlu.
Yani mutlu. Başarı benim için mutluluk.
Şu an bakıyorum çevreme ve eşitlarıma.
Evet çalışmışlar.
Onların aileleri için başarıları var.
Ev alınmış, araba alınmış.
Nefret ediyor hayatından.
Bu olmasın değil mi?
Bu olmasın. Ve buna da mal vermeyin.
Ve gerçekten ya bırak yani şu an bırak.
Ama böyle bir şey konuşuyorsun karşıdan ne yaparım?
Zaten sıçtı ne yap bitti yani.
Ama konumuzun başına gelirsek.
Evet kaykay kaydım.
Bir noktaya getirdim.
Ama gerçekten getirdiğim nokta imkansız bir nokta değil.
Yapabildiğim kadarını yaptım.
Üşenmedim. Kaçmadım.
Bir hareketi 400 kere denediğim video kayıtları var.
Sonunda da aldım. Başarısızlıklarından yani bu meslekte değil meslek alalım bunu.
Bunun içindeki hiçbir düşme yani hiçbir düşmedin derken hayattan mesela şirkette iflas etmedin gibi mi?
Bu işin içindeki de düşüşler, kayıplar.
Düştüm komaya girdim.
İki omzum belki 15'ten fazla belki kırıyorum.
Belki bir sürü bir şeylerim var.
Ama bunların hepsi bana tecrübe oldu.
Aynısını bir daha yemedim.
Ve gelişmeni sağladı.
Her biri benim için yeni bir kırıktı.
Ama insanlar hep bir yerlerini kırıyorsun.
Beceremiyorsun gibi düşündüler.
Hayır ben her seferinde yeni bir şey öğrendim.
Hep hayatta. Ben bu hayatta yol aldım.
Sevdim ama maalesef ki eğer kapatıyorsak konuşmayı bu ülkeden artık bazı şeyler çok zorlaştı.
Yani temel çok kötü oturmuş durumda.
Yaşamak çok zor. Bir sürü şans eseri değişik kısalara gidip değişik kültürler ve değişik yerler gördüm.
Bizden daha fakirleri de gördüm ama bizdeki en büyük fark biz mutsuz bir halkız abi.
Şımarığız çünkü. Zaten aslında temel anlatmaya çalıştığımız da baştan beri o abi.
Çok bu arada negatif ve olumsuz bir konuşma oldu aslında.
Yok aslında alt metni hiç negatif değil.
Çözümü çok basit bir şeyden bahsediyoruz.
Mutsuzluğu çözmek de çünkü elimizde abi.
Bu kadar basit.
Günün sonunda kaykay mı? Kaykay.
Skate life. Kaykayın üstüne çıktı mı?
Whatever man yani. İşte herkesin o kaykayı bulması lazım abi.
Ama düşünerek değil.
Ne yapacaksın diyor mesela. Karşı tarafa soruyor.
Hissederek abi. Evet. Cenk'ciğim çok teşekkür ediyorum.
Ben teşekkür ederim. Güzel yorumların için.
Böyle mutsuz bir konuşma gibi oldu ama umarım öyle değildir.
Kesinlikle mutsuz bir konuşma olmadı.
Çok dürüsttü. Değerliydi.
Çok teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
