
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Selam dostlar. Tekrar beraberiz.
Bugün sevgili konuğumuz Baran Baran'la beraberiz.
Hoş geldin abi. Çok teşekkür ederim zamanın için.
Selam. Süper oldu. İyi ki çağırdın beni.
Vallahi ben de çok mutluyum.
Konuştuğumuz ilk günden itibaren enerji öyle bir tuttu ki.
En önemlisi de o bence.
Harika. Şimdi abi senin mesleğin yani sen animasyon yapıyorsun aslında.
Ama buna hani ne deniyor?
Hakikaten animatör mü deniyor buna?
Meslek olarak. Evet ben buna bir böyle bir 15 sene falan oldu.
Hala bir cevap bulamadım.
Böyle bazen bir şeyler oldu mesela.
Özgeçmiş falan yazmamı istiyorlar.
Ben böyle özgeçmişin kendisi yerine böyle ben ne yazıyorum, ben ne yapıyorum?
Mesela animasyon sanatçısı son zamanlar popüler oldu.
Çünkü animatör deyince böyle otel şeyine gitmeye başlıyor.
Maalesef herkesin aklına o geliyor direkt yani.
O yüzden animasyon sanatçısı okey.
İşte motion graphic designer falan.
İşte hareketli görüntü tasarımcısı.
Hepsi okey bana. Animatör ama.
Ben yani animasyon yapıyorum.
Animasyon filmleri yapıyorum.
Anlamıyorum. Animatör denmesinden de aslında rahatsız olmuyorsun günün sonunda.
Yanlış anlaşılmalar dışında.
Yanlış anlaşılması bile bazen iyi oluyor.
Takside falan işte abi oteller motel.
Ben de abi oteller moteller diyorum.
Çünkü hani ne kadar kurtarabilirim ki?
Abi otel değil. İşte biz böyle bir çiziyoruz.
Kolum oynuyor. Yok imkansız abi.
Bu şey gibi yani. Abi işte ne yapıyorsun?
Bana da diyorlar. Mesela müzisyenim diyorum.
İşte hangi grup deyince ben de...
Ben de gülşenle çalıyorum falan diyorum.
Öyle kurtarıyorum kendimi.
Peki abi neler yaptığını biraz daha detaylı anlatalım mı bilmeyenler için şu an güncel olarak?
Evet yani biz böyle çok minik bir stüdyoyuz.
Baran Baran Animasyon Ofisi. Benim adım soyadım aynı.
Baran Baran olunca yani şirketin adı da Baran Baran olmak zorunda kaldık.
Mükemmel. Böyle baran and baran falan gibi şey böyle bir avukatlık bürosu falan gibi sanıyorlar.
Orada da yanlış anlaşmalar fışkırıyor tabii de.
Ama şey biz böyle iki kişilik minicik bir animasyon stüdyosuyuz.
Yüzde doksan dokuz reklam yapıyoruz.
Yüzde doksan dokuz nokta doksan dokuz.
Yani arada bir böyle klip falan gibi şeyler oluyor.
Ya da böyle işte yok sosyal yardım, çarpçuk bir şeyler, destek, kıyak falan gibi şeyler.
Ama hep reklam. Rap reklam dediğim tabi böyle online explainer videolar işte online tanıtım videoları falan filan o gibi şeyler de oluyor.
Instagram bilmem neleri falan.
%90 2D ve hani After Effects'de olan biten şeyler.
%90 yine tamamen bizden çıkan ama son senelerde inanılmaz yetenekli Türk ilustratörleriyle Kolobre etmeye başlayarak bambaşka bir yere
gitmeye başlayan işler yapıyoruz.
Çok büyük bir sektör değil tahminimce.
Yani senin gibi bu işi yapan çok fazla insan olduğunu sanmıyorum Türkiye'de.
Yani şöyle aslında çok fazla var.
Bizim yerimiz böyle bir garip.
Şöyle bir zaten büyük firmalar var.
Böyle bizim tarz animasyonu çok yapan yok.
Animalar işte Luna Park bilmem ne falan.
Bir de daha böyle freelance yapan.
anladım. Bir sürü gençlik var.
Biz böyle başladığından beri yani arada kalmış böyle bir hala küçük olduğumuz için bir böyle bir freelance ruhu.
Evet bir butik hal var.
Ama böyle ayı gibi şirket gibi de bir output var.
Ben de çözebilmiş değilim.
Saldım gitti artık. Zaten insanların büyük ihtimalle farkında değiller ama izledikleri çoğu reklam Sizin elinizden çıktı yani.
Büyük ihtimalle. Ha şu mu? Ha evet o ben onu izledim diyecekleri çoğu reklam sizden çıktı diye tahmin ediyorum.
Öyle şeyler oluyor. Evet evet. Mesela televizyon şimdi tabii ki televizyonda bu daha çok söylenebiliyordu.
Çünkü daha hani bir kanalda arada çıkan reklamı herkes görüyordu.
Şeyde daha deryadiniz ama hala oluyor.
Hani biz işler internet işlerine döndüğünden beri biz hemen o tarafa kaydık zaten.
Ve o zamandan beri tabii daha geniş bir çıktı verildiği için.
Ama hala şey oluyor.
Aa bunu da mı siz yaptınızlar?
Kendi yaptığımız işin referansı yollanıyor bize.
Biz bunun gibi bir şey yapmak istiyoruz falan filan diye.
Aa onu biz yaptık falan.
Öyle şeyler oluyor. Çok gurur veriyor insan.
Güzel oldu. Başlara gidelim.
Yani bu ilgi senin tarafında hangi noktalarda başladı?
Öncesinde biraz konuştuk hani çiziyordum küçükken dedin oralardan başladı.
Aynen yani el kalemi tutan herkes gibi böyle delirmiş şekilde bütün okul kitaplarımın kenarları animasyonlarla dolu.
Her işte İngilizce kitabının fotoğraflı şeyinde onlar manipüle edilmiş adamın eline kaykay arkadan uçan roket falan.
Zaten bu zaten fix.
Default durum. Ama benim amcam grafik tasarımcı ve ilüstratör ve fotoğrafçı.
Şu anda böyle bir abstract photography duayeni bir karakter.
Hem de onlarda da güzel isim durumu var.
Eşiyle beraber çalışıyorlar.
Zafer Baran ve Barbara Baran.
Oho mükemmel.
Bizde Baranlar şey.
Barbara Baran. Barbara Baran tadını.
Ve onlar ikili olarak benim hep idolüm oldular.
Yani böyle hani yaptıklarıyla beraber kendi aralarındaki dinamiklerle, hayatlarıyla, evleriyle, dinledikleriyle çok
beni yönlendiren bir ikili oldular.
Ki işte amcam ben ortaokuldayken Londra'dalar onlar.
Londra'dan gelmişti.
Beni böyle bir iki ajansa falan götürmüştü.
Bak işte bunlar reklam ajansı.
O zaman tabii düşün 90'lar falan bilmiyorum.
O kadar eski yani. O zaman reklam ajansları böyle acayip ben Ankara'lı bir genç olarak reklam ajansına gidince böyle sanyaları falan akmıştı.
Çok çılgın yerler gelmişti.
Ben o zaman işte grafik tasarımın ne demek olduğunu bile aslında bilmiyordum.
Ama ben işte grafik tasarımcı olacağım falan diyordum o lise boyunca.
Sonra hakikaten kafaya girdi orada devamı geldi.
Olay oraya doğru gitti ve yani üniversite mesela bizde o zaman ÖSS ve ÖYS vardı.
ÖSS daha böyle kolay ÖYS daha hardcore olandı.
Mesela sanatla ilgili bölümlere ÖSS ile giriliyordu ve işte yetenek sınavıyla.
Benim o iş belli olduktan sonra ben böyle üniversite sınavı falan hiç sallamamaya başladım.
Ben ÖSS dedin direkt. Tabii ben ÖSS'den sonra kapatayım falan.
ÖSS'de zaten böyle o pembe kağıdı böyle çeşitli patternlarda falan doldurmuştum böyle.
Yani hiç... Orada da bir sanat yapmışsın yani.
Tabii tabii. Aynen. O yüzden şey zaten belliydi.
Okula girişim de çok maceradır.
İşte tabii böyle yetenek metenek diye okula bir kent grafik tasarıma girmem planlanıyordu.
Amcam beni Londra'ya kaçırmaya çalışıyordu ama ben onun için fazla Ankaralıydım.
Öyle bir karar almak için.
O yüzden bir kent grafik tasarım işte ona hazırlanıyordu.
Nasıl hazırlanıyorsa falan. Ondan sonra ama şey...
Sonra birden Bilkent'te girişinde şey çıktı.
İkmal sınırı falan diye bir şey çıktı.
O zaman ikmale kalmak diye bir şey vardı.
Dersleri adam gibi yapamayınca yazın sınava giriyordum falan.
İşte dört ikmalden fazlası olanlar giremez bir kent grafik tasarımı diye bir şey çıktı.
Bence çok haklı bir şey.
Yani bende de beş ikmal falan vardı lise içinde.
Yani bir rezalet. Hep matematik falan kötüydü de artık lise sonunda nasıl serdiysem edebiyatlar falan katıldı.
Coğraf var mıydı o zaman bilmiyorum.
İnkılap tarihi falan. Onlar falan da hep kalmıştım.
O yüzden birden giremeyeceğim ortaya çıkmıştı.
Benim böyle baya dünyam falan kararmıştı.
Sonra ODTÜ Endüstri Tasarımı'na başvurmuştum.
Sınavlarına girmiştim. Ve ODTÜ Endüstri Tasarımı kazandım.
ODTÜ Endüstri Tasarımı da o zaman tabii çok daha hala çok daha cool bir bölüm.
Yani entas uçuyor yani falan.
Ve ben bir şekilde orayı nasıl oldu bilmiyorum da kazandım orayı.
Ama ondan sonra son anda bu ikmal sınırı kaldırılmıştı.
Ve ben Oddi'ye endüstri tasarım kazanıp Beacon Graphic'de tasarım Beacon Graphic tasarımda okuyan ilk olarak okula başlamıştım.
Herkes böyle neden falan diyordu bana.
Ama ben yani endüstri tasarımda herhalde bir çok bir şey beceremezdim diye düşünüyorum.
Biraz daha beyin gerektiriyor.
Estağfurullah. Sen istediğin tarafı seçmişsin bu arada.
Helal olsun. Kesinlikle. Evet biraz kendimle dalga geçiyorum ama yani zaten biliyordum ne yapacağımı.
Bu kırılma önemli bir kırılma anı olmuş aslında bu seçim.
Tabii yani çok emindim yani.
Çok tabii ki şimdi amcamda okuduğum dergiler, baktığım kitaplar falan filan hep böyle o tarafa çekmiş beni bir şekilde.
Yani Hiç o zaman böyle yolunu çizebilecek ve kesin kararları olan bir insan olmadığın çok belli.
Sadece bir şeyle biraz karar vermişim.
Çok doğal ve en doğru sonuç şu yüzden söylüyorum bunu abi.
Şey algısı var ya her dönem.
Daha yüksek puanlı olan, daha bilinen, daha başarılı görünen bölüme gitmek zorundasın.
Aslında istediğine gitmek daha mantıklı çünkü istediğini yapmalısın abi.
Daha zor olana gitmek sana başarı getirmiyor ki öyle bir...
Algoritma değil bu yani.
O yüzden süper olmuş bu.
Tam onun canlı örneği yani.
Peki grafiğe girdin.
Grafikte şimdi grafikte okuyan birçok arkadaşım var.
Benim biliyorum çoğu animasyonla ilgilenmiyor.
Yani her grafik okuyan mesela senin gibi animasyon yapabilir mi?
Öyle bir bölüm müydü bu? Yoksa sen kendini geliştirip mi ilerledin orada?
Şöyle yani şimdi motion graphics falan şeyinden bakarsak animasyon değil de hani Hareketli grafik diye bakarsak aslında yapabilir.
Çünkü okuduğun grafik tasarımı hareketlendiriyorsun.
Zaman kavramı işin içine giriyor.
Ama animasyon, klasik animasyon benim zaten bu işlere girmemin sebebi klasik animasyondur.
Orada benim acayip bir şansım oldu okulda.
Tahsin Özgür diye bir efsane animasyon sanatçımız vardır.
Şu anda Türkiye'de ama Disney'de falan çalıştı.
Yani inanılmaz bir adamdır.
Bizim okulda, bizim bölümde seçmeli animasyon dersi veriyordu.
Çok güzelmiş ya.
Ve ben birinci sınıftayken ikinci sınıflara veriyordu.
Ve de bizde desen dersine geliyordu.
İşte mesela okulun etkisi falan konuşulur ya.
Aslında bu okulun iyiliği falan filan değil.
O zaman bir iki sene bizim okulda ders veren bir hoca beni acayip eğitti.
Cuma... Çizgi film gösteriyor.
Kapısında bir tane kendi yaptığı ilan var.
Böyle ben salyalarım akaka saatlerce bakıyordum falan filan.
Yani böyle bir neredeyse bunu hani okula gitmen tesadüf değil ama okulda doğru hocaya denk gelmen de bir tesadüf.
Çünkü tesadüf şurada kopuyor.
Tahsin hocanın benim ondan seçmeli animasyon dersi alabileceğim sene okuldan gideceği yıl oldu.
Yani ben gelecek sene ondan ders almak için çok heyecanlıyım falan.
Ama artık okulda olmayacağını öğrendik.
Ve o bana şöyle bir kıyak geçti.
Desen dersinde biraz bana böyle klasik animasyon da öğretmeye başladınız.
Böyle işte kare kare çiziyorduk.
Şöyle yapıyoruz. Bir tane animasyon stüdyosu vardı.
O zaman böyle Amiga falan var.
Böyle disket işte yukarıda kamera var.
Kare kare çekiyorsun line test falan.
Öyle bir sistemde ufak ufak animasyon öğrenmeye başladım.
Bu tabii bana böyle eğitim olarak tabii çok dolu bir şey olmasa da zehri verme açısından çok zor oldu.
O ilk giriş oldu yani o yola orada.
Aynen ben sonra hep böyle zaten tabii uzun süre ben böyle klasik animasyon yapacağım.
diye düşünüyordum. İşte Disney işte klasik şeyler işte ne bileyim ya da işte Japon çizgi filmi o da aslında klasik animasyondur böyle çizilmiş falan filan.
Benim böyle daha motion graphics ve after effects dünyasına girmem çok okuldan aslında okuldan sonra oldu.
Anladım. Baya sonra oldu.
Çünkü araya müzik girdi böyle diye bir tane.
Evet. O kısım çok merak ediyorum ben de.
Çünkü hani Seni araştırınca bir şeyler bulabiliyorsun ama çok detaylı bulamıyorsun.
Birinci ağızdan dinlemek çok daha keyifli olacak.
Senin bu noktada kafaya girdi zaten animasyon.
Sevdiğine karar verdin.
Üniversiteyi bitirdin.
Ne yapmaya karar verdin bittikten sonra?
İşte burada biraz karışmaya başladı.
Biz zaten okula girer girmez 6 kişilik bir ekip olduk.
Birinci sınıftan itibaren.
Hep beraber takılan. Hep her şeyi beraber yapıyoruz.
Ders beraber çalışıyoruz. Hatta işte ikinci sınıftan sonra grup dersleri oluyordu.
Grup olarak çalıştığımız bir ekip ve bunun içinde işte sanat var, grafik tasarım konuşuluyor ve müzik aşırı şekilde girmeye başladı.
çoğu insana üniversitede olan şey yani.
İşte beraber çalmalar bilmem ne.
Ben çünkü zaten liseden beri çalıyordum ve çok işte basçıyımdır ben özünde.
Belki sen biliyorsun Ete Kurttekin vardır.
Ete'nin kardeşi Atıl.
Bu bizim altılı gruptan biridir.
Ve biz Atıl'la çok çalırız.
Atıl manyakça. Onların böyle manyak bir metal grubu vardı.
Tabii böyle hani müzik her şey beraber girmeye başladı.
Biz bu altı kişi olarak Üniversite 3'te hatta bir şirket kurduk.
Limited şirket. 6 tasarım diye.
Bayağı böyle iş falan yapmaya başladık.
Hatta hep anlatırım böyle iş yapıyoruz ama sosyal hayatımız bayağı ofis falan tutuldu.
Sosyal hayatımız da ofiste geçiyor.
Böyle işte up and coming başarılı şey ekip.
Ama biz böyle sürekli Duke Nukem falan oynuyoruz bu arada.
Hatta Bilkentliyiz dergisi vardır.
Bilkentliyiz dergisi de işte başarılı Bilkentli Gençler Şirket falan filan diye bir bizim hakkımızda şey.
Oyun oynuyorlar orada. Biz böyle bilgisayar başında çok ciddi tartışırken bir fotoğrafımız var böyle.
Birisi bir şey diyor öbürü bilmem ne.
Yo demiş öbürü bilmem sanki biz böyle bir tasarımın şeyini konuşuyoruz.
Ama böyle yakından bakarsan ekranda bir Duke Nukem'in haritası üzerinde tartıştığımız çıkıyor yani.
Oradan git hayır oradan git. Oradan gidersen işte boss var bilmem ne falan.
Çok güzel yani.
Böyle yani aşırı bir eğlence müzik ve tasarımla dolu geçti.
Ve yani ben amcam hala işte mezun olunca master'a gel işte şöyle yap böyle yap.
Ve ben üniversite sonun yazında ben bu arada...
Bu noktaya kadar yatak odası basçısıyım.
Yani bir adım dışarıda bir şey çalmışlığım yok.
İşte atıların evinde bilmem ne dıttır dıttır bir okulda bir kere beraber çalma falan.
Yani ne öyle bir Profesyonel bir taraf yok yani.
Aynen. Sıfır.
Bir de yani böyle socially de böyle bu kadar çenem düşük ve şey değildim.
Çenem düşüktüm de sosyal değildim.
Böyle yani insanların karşısında bir şey çalma falan gibi bir ihtimalim yoktu.
Tam Ben işte sorular, ne yapacağım, işte tasarım, müzik nedir falan filan.
İşte o zaman besteler falan, klasik bir şeyler oluyor.
O sırada Ete, Ankara'da bir rupta çalar.
Fender Blenders diye.
O da efsanedir.
İşte rahmetli Gürbüz Barlas, gitarda canım Gürbüz abim.
Özge Fışkın, The Efsane vokalde falan.
Biz, perşembeler kopuyor.
Ete de bu grubun basçısı.
Ete askeri giderken dedi ki oğlum sen çalsana benim yerime.
Benim ilk tepkim böyle falan dedi.
O da herhalde böyle tanıdığı güvenceye birine bırakmak istiyor.
Güvenceye birine evet abi o en önemlisi.
Çünkü çok herhalde muhtemelen bir sürü seçeneği de vardır yani.
Ben de böyle tamam dedim yani böyle neden olmasın falan.
Ve hemen işte böyle bir haftada çalıştık şarkıları falan benim parmağım kanadı manadı falan.
Ben böyle ondan 2-3 hafta sonra Manhattan'da kulüpte ve sahnedeyim.
Ve tabii ki ben orada ilk tokadı yedim.
Yani böyle o social dediğim kısım birden insanlar, Özge'nin hayranları falan var bu arada böyle en önde böyle falan diye izleyen.
Ben böyle amfilerin arkasında falan çalıyordum ilk dönem.
Baya şey, baya trist bir şekilde.
Sonra tabii, sonra şey.
Rahatlama. Evet yani onun zevki.
Bir de ben bu arada içki yemişkiye de çok geç başladım.
Bütün üniversite dediğim şeyde ben hiç içki içmiyorum.
Sonra o sahneyle beraber o işin içine girince.
Rockstarlık. Rockstarlıktan çok biraz sahne soytarısı.
O sosyallik diyelim. Galiba daha doğru.
Ben aşırı eğlendim.
Orada işte biraz kantarın şeyi kaydı.
Hep böyle birbirinden beslenen müzik ve tasarım birden itiş kakış moduna geçmeye başladı.
Çünkü tasarım hala yapıyordum böyle freelance bir şeyler yapıyorum ama gece çalmaktan sallıyorum yetiştiremiyorum falan filan.
Birden müzik öne geçti ve ben bir basçı Ankara'da çalıyoruz falan filan.
Ve bu böyle ete askerden dönene kadar devam etti.
Birden Ankara'nın en popüler grubuna düşüyorsun.
Çok acayip bir şey. Çok acayip hakikaten.
Çok güzel andığım zamanlar ve Ete'nin dönmesiyle bir de ben sahnedeki seyirci arasında böyle ben bu grupta çalıyordum falan diyen
bir tipe böyle birden downgrade.
Sonra Özge'nin Sertabereler dönemi başladı.
Özge birden İstanbul'a gitmeye başladı ve bu Fender Blenders Allah Ne Yapacağız şeyinde yeni bir Solist bulup Ete'de gitti şeye.
Ete'de Özlem Tekin'de falan çalıyordu.
Zöng ben yine buldum kendimi orada şeyde.
Yine Whatsapp oldu grup.
O zaman benim asıl eğlendiğim dönem başlıyor tabii.
Orada çünkü artık bizim çalmak istediğimiz şeyler.
Senin daha çok içinde olduğun bir süreç oluyor anladığım kadarıyla.
Tabii tabii. O işte benim sonraki beş sene falan büyük bir süre geçti.
Yani şey dönemlerini hatırlıyorsunuz böyle işte Ratatçılı Peppers işte Muse'lar bilmem ne Cover Band'ciliğin Evet.
Tamam yaptığı dönemler abi.
Böyle o şarkıları benim sanmaya falan başlamıştım yani.
O Californication'lar falan filan.
böyle mesela Kıtır'da falan çalınca şarkı böyle bizim şarkılar gibi.
Çok aslında loser bir şey ama acayip şey.
Yok değil ya çok içinde hissediyorsun işte.
Sahiplenme. Aynen. Aynen.
Ve de bununla beraber yine garip bir şekilde tasarım birden uçarak Ozan Açıktan'la tanışmamla beraber geri
menzile girdi.
Ozan'ı biliyorsun dur.
süper yönetmenlerimizden biri.
Ozan'la işte ortak arkadaşlar o zaman Ceyit dönemi orada takılıyordu falan filan.
Buluşup biz birden onunla da beraber bir şirket kurduk.
Ankara'da Hayal Mahsulleri Ofisi.
Daha doğrusu onların bir tane şirketi vardı.
Ben ona dahil oldum ve biz tekrar böyle yine animasyon oraya bilmem ne falan filan.
Bir anda tekrar o kafaya dönmeye başladın yavaş.
Aynen ve de işte orada Hepsinin böyle harmanlanması olayını yaşadım.
Ozan kısa film çekiyor, ona müzik yapıyorum.
Sonra akşam gidiyoruz, eğleniyoruz.
Sonra gece ofise dönüyoruz.
Beraber sabah poster yetiştiriyoruz falan.
Orada ilk defa sorusu kalmadı aklımda.
Ben müzik mi yapacağım?
Tasarımcı mı olacağım? Animasyon mu?
Hepsini yapıyorsun yani.
Yapabiliyorum aynı anda kafasıyla.
Aynen. Yani o soruyu kafadan atınca zaten hepsi karışık.
Mesela şu anda ben vaktim olsa işlerimi müziğinde yapmak isterim yani.
Büyük ihtimalle beceremem de.
Reklam müziği yapmak çok başka bir şey tabii de.
Uygun bir şey yapmak isterdim yani.
Bu oradan buraya evrilme hangi dönüm noktasında olmaya başladı?
Yani artık birine bir diğerine zaman ayıramama noktası.
Yani şöyle aslında zaman ayıramama biraz çoluklu çocuklu hayattan sonra hayatın gerçeklerinin tokadını yedikten sonra başlıyor.
Ama tabii yani aktif zaman ayıramama tabii ki işlerin çok ağırlaşmasıyla beraber zaten başladı.
Yani gece gündüz çalışmaya başlayınca ben bir de hani küçük stüdyoyuz falan diyorum ya böyle hani butik mutik çok şirin duyuluyor ama Tabii ki benim kişisel yüküm, böyle kişisel
yüküm de çok daha fazla oluyor.
Yani producer da benim, sekreter de benim, işte muhasebeci de benim falan olunca birden böyle hiçbir şeye vakit kalmıyor.
Aslında ben ofis şeyimi, yapımı hep bir böyle yarı müzik stüdyosu gibi yaptım hep.
Bir yerden sonra müzik...
akıl sağlığını koruma şeyi olmaya başlıyor.
Çalışıp çalışıp çalışıp gidip dizi izlemiyordum.
Çalışıp çalışıp oturup gitar çalıyordum.
O birbirini çok güzel tamamladı bir yerden sonra.
Tabii şey olmuyor.
Ama bu arada aman tanrım evet ben şimdi İstanbul'a falan gittim.
O kısmı soracaktım.
O geçiş nasıl oldu diyecektim.
Klasik ben buna hep şey derim.
Her Ankaralı gibi diye başlarım bunu anlatmaya.
Ben işte çaldık maldık bilmem ne tabii ailemle yaşıyorum Ankara'da hala.
Müzikte gece 3 yerde çalıyoruz İstanbul'da çalmaya başladık falan böyle aslında çok bir para kazanmayıp ailemle yaşadığım için çok güzel para kazandığımı falan zannetmeye başlıyorsun falan.
Öyle oluyor aynen. Falan böyle çok güzel.
Sonra böyle tabii ki ben ne yapacağım falanlar böyle bir inmeye başladı.
Ve işte böyle her Ankara'lı erkek çocuğu gibi askere gittim ben.
Evet askere gittim ve böyle hani new start falan başlıyoruz yeniden şeyi.
Biraz böyle kafayı toparlama şeyi.
Döndüm hakikaten dönünce de biraz çaldım maldım ama artık böyle İstanbul şeyi gözükmüştü tünelin sonunda.
Öyle oluyor abi. Buna tabii benim yani birkaç arkadaşım vesile oldu da gittim.
Ben böyle hey İstanbul'a gidiyorum diye gitmedim.
Özgür Yiğit diye bir arkadaşım vardır.
O post prodüksiyonda çalışıyordu.
Böyle inferno minferno online işi yapıyordu.
O bana işler pastadı.
İşte Defne Kayalar diye bir arkadaşım vardır.
Oyuncu onu da biliyorsundur.
Defne böyle o zaman Uyucel'le çalışıyordu.
Gel dedi biz sana burada bir iş veriyoruz sen.
Gel ne? İşte dizide color correction yapacaksın.
Color Collection falan. E senin gözün var.
Gerisi program. Hakikaten ben böyle tabii çok araştırdım bunun paniğini yapıp falan filan.
Gittim Color Collection falan.
Hatta dizide oynattılar falan sonra.
14 bölüm falan oynamışlığında var yani.
Baya baya. Hangi dizi bu arada bu?
Alacakaranlık. İşte Kenan İmirzalıoğlu falan yani.
Böyle şey Cansu Dere.
Ben. Mükemmel bir şey.
Olsun güzel tecrübeler olmuştur abi.
Çok çok. Onda da çok eğlendik.
Onda böyle birden aşırı iyi rol yapacağım falan da sanıyordum.
Ama yani böyle yine bu da çok verdiğim örnektir.
Flash TV gerçek kesittir.
Oyunculuk seviyem yani. Baba bana bunu nasıl yaparsın falan.
Zaten bir cümlem var lan.
Bari onu düzgün oyna.
Yani bir cümle bir şey diyeceğim.
Arkadaşlar bilmem ne mi ediyoruz falan diyeceğim.
Şu anda bile daha iyi yapıyorum ben.
Arkadaşlar... Orada bir heyecan da oluyor tabii.
İster istemez. Yani acayip heyecanlanıyorum.
Onda da çok eğlendim yani. O sayede geldim İstanbul'a.
Peki abi yani belli ki sosyal çevrenin bayağı bir etkisi oldu bu meslekte.
Yani bu tarafta ilerlemende.
Geldiğinde müzik tarafında bir şeyler yapmaya devam ettin mi?
Yoksa o zaten fade out şekilde biraz sadece hobi kısmına mı döndü?
Şöyle çok majör bir şekilde geri geldi.
Birden yine Mert Tünay'ı özge tanıyordum falan.
Mert dedi ki abi Demir Demirkan bas gitarist arıyor.
Sen şey yapmak ister misin?
Ben de zaten kaşınıyorum.
Acayip çalmak istiyorum. Demir'i çok severim.
Yani deli gibi dinlediğim biri değil de acayip zaten...
Çok iyi müzisyendir hakikaten. Acayip acayip müzisyen falan.
Yani yine böyle Allah'ım yine böyle gökten piyuh diye bir şey.
Biz gittik işte tabii ki Kerem çalıyordu o kurbanın basisi.
Kerem Tüzün aynen. Zaten efsane.
O herhalde başka bir şey falan olduğu için bir süre çalamadı galiba.
Ben audition'a gittim.
Audition'da grup şu. Demir Demirkan.
Arbak Dal. Ve de Hayko Cepkin.
Doğru. Asıl ilk dönem.
Evet. Klavyecisi Hayko Cepkin.
Ben Hayko Cepkin o zaman o zaman kadar kim olduğunu bilmiyorum.
2002 falan galiba.
2003 bilmiyorum. 2003-2004.
O sıraları olması lazım. Ben de bayağı dinliyordum.
Yeni şey. Yeni.
demosu falan çıkıyor. Bu bir yarışmada falan bir Roxy'nin yarışmasında falan filan.
Bravo. Evet. Aynen. Hayko'nun duyulma dönemi.
Ben tabii Hayko kim bilmiyorum.
Hiçbir şeyim yok. Böyle sarı saçlı manyağın teki çıktı karşıma.
Böyle zaten Hayko'yu tanıyorsun yani.
Dakika bir benimle dalga geçmeye başladı.
Ben böyle bir tane şapkayla gelmiştim.
Böyle baktı ona şapkamı çıkarttı.
Bu da Ken.
Demir. Demir.
Çünkü Kerem Kel işte demir.
Demir'in saçları gidiyor. Biz nasıl rock yapacağız falan diye böyle.
Ve yani biz dakika bir Hayko ile süper arkadaş olduk.
Yani ben kendisini zaten sonrasında aşırı hayranı falan oldu biz böyle.
Olunmayacak gibi bir insan değil. Bütün konserlerine gidiyorduk falan filan.
O birden müzik böyle Tekrar geri geldi.
Hardcore girdi. Birden geri geldi ve biz böyle önce bir Türkiye minik turnesi falan filan.
Onda da yani dört günde şarkı söyleyip yine parmaklarım kanayıp çünkü çalmayınca çok nankör yani.
Evet abi. Direkt kondisyon ve şey gidiyor.
Aynen öyle. Sonra onlarla Almanya turnesi yaptık bir tane.
Böyle baya dört beş şehir, İsviçre böyle şey otobüs.
Baya şey hani baya rock'n'roll ya.
Yani bize ait otobüs falan.
Ve de şeyle beraber.
Geliyor şimdi. White Line diye bir grup vardı.
Evet evet biliyorum biliyorum tabii.
Onun solisti Michael Tramp mı?
Tamam. Tramp.
Söyledi Tramp galiba. Bir şey Tramp.
Evet öyle olmasa ben tamam.
Onun solo actiyle beraber.
Yani onlar ana şey grup biz alt grubumuzu biraz.
Açılış yapıyorsunuz. Evet. Almanya türesi.
Bunlar bayağı 80'ler rock'n'roll yaşamış adamlar.
Sağlıklanmışlar falan. Uyuşturucular bırakılmış.
Artık çay içiyor. Aynen böyle sağlık, yoga falan.
Biz önde, biz daha yeni.
Biz tam o kısımdayız.
Rock'n'roll otobüsü mü var içmeyeceğim mi falan.
Bayağı güzel yani. O da böyle bir 15-20 günlük bir şey olmuştu.
Turne. Turne.
O da bir şey.
O da böyle inanılmaz bir anı ve tanıdığım süper insanlar olarak kaldı ben.
Ben bir yandan animasyon yapıyorum bu arada.
Ha ona devam ediyorsun. Evet.
Yani orada bayağı zorlanıyordum zaten.
Biraz freelance işleri yeni yapmaya başladığım dönemdi.
Anladım. Benim o zaman şey yoktu.
O zaman oralarda tabii çalışmama gerek yoktu.
O zaman çok öyle online yolladık falan filan değil.
Ama Ondan sonra bende şey çok sabit kaldı.
Tatilde çalışma, orada çalışma, burada çalışma, işte bayram tatilinde çalışma.
Sürekli çalışma yani. Karantinada çalışma.
Onun dönüşünde peki abi yani müzikten tekrar uzaklaşmak noktası nasıl gelişti?
Şöyle demirden sonra böyle o zaten böyle bir sene falan sürdü.
Ondan sonra ondan sonra böyle aktif hiçbir şey olmadım.
arkadaşlarla çaldık. Ofiste bilmem ne oldu falan filan.
O artık bende daha çok işte kendi kendine kayıt yapma.
Anladım. İşte kendi kendine şey yapma.
Benim de böyle kayıt yapmalarım da hep bir şeydir böyle.
Bir tane bir tane kayıtını dinlet desem bir tane bitmiş şarkı yoktur.
Böyle. Akla geleni hemen çevirsin kaydını.
Ha böyle bits and pieces yani.
Ve böyle aslında benden şey olurmuş.
Böyle recording engineer ya da producer falan olmuş.
Çünkü hep böyle ses arama. Bir gün gitar kaydetmekle uğraşırdım mesela.
Çok güzel. Gitarı nasıl kaydedeyim?
Mikrofon orada olunca ne oluyor? Ben de bir de vintage amfiler falan var.
Ofiste bir odamı amfi odası gibi bir şey yapmıştım.
Orada açıyordum. Yandan şey yapıyordum.
Ofise kesinlikle gelmek istiyorum.
Evet evet. Yani şu iş biter biter.
Ofiste sen acayip eğlenirsin.
Ben oradan çıkmayabilirim evet.
Evet bir böyle kendi şop.
Şeker dükkanı gibi bir şey.
Ortam. O böylelikle biraz yavaş yavaş fade out oldu.
Sonra gerçekten yani bu çocuk olayını şikayet anlamında demiyorum.
Ama majör böyle cıbrınk diye hayatına inen bir olay.
Bir bazı şeyleri yapamıyorsun.
İki bazı şeyleri yapmayı tercih etmiyorsun.
Çünkü daha güzel şeyler yapmaya başlıyorsun gibi durumlar da oluyor.
Ama mesela şimdi tabii ki müzik çocuklarımla olan...
ilişkide de hem animasyon hem müzik acayip işime yaradı mesela.
Çünkü Kiraz'da stop motion şey yapıyoruz mesela.
Yani ben kuruyorum sistemi.
Yerlerde kayıyor falan mesela.
Ya da işte bir şey çiziyoruz. O yüzden hani ne kadar aktif olarak işte mesela müzik hayatımda eskisi gibi olmasa da ya da animasyon Ben
eskiden boş zamanda da animasyon yapardım.
Bir hobi yanı da vardı. Ne kadar şimdi sadece meslek olsa bile çocuklar biraz da bu işe yaradı.
Çünkü biraz hobi olarak mesela ben kirazda animasyon ya da müzik yaptığımda tam hobi yapıyorum.
Bir iş yapıyorum, işimi onunla beraber yapıyorum gibi olmuyor tabii.
O da benim kafamı dağıtması açısından bayağı işe yarıyor.
Kesinlikle abi. Sen zaten abi benim anladığım şu ana kadar anlattıklarından yani böyle evrene o iyi enerjiyi yolluyorsun.
Yapmak istediğin şeyle alakalı.
Ben de hep ona inanırım. Doğru.
Bir şey yok yani hani bir reçetesi yok.
İnsanlara şöyle yapacaksınız gibi bir şey değil.
Bu hissiyatla alakalı bir şey.
Aynen. Ve o senin önüne çıkıyor çünkü.
Bir kere de olmamış mesela iki kere müzik anlamında olmuş.
Aynen. Şimdi bu animasyon tarafı zaten sonra da herhalde şirketi kurdun ve öylece hikaye devam etti.
Evet yani freelance işler şey olunca bir tane böyle şahıs şirketi kurdum.
Sonra çok çalışmaya başlayınca benim muhasebeciğim dedi ki sen limited ol çünkü vergi mergi bir şeyler dedi.
Ben de hala hiç anladım.
Çok zor detaylar abi anlaması zor detaylar.
Evet yani limited falan olunca bayağı baktım şirket.
Hakikaten beni böyle bir de limited şirket falan olunca mesela staj başvurusu için birileri gelirdi ofise.
Böyle ofise şöyle bir bakar.
siz kaç kişisiniz?
E şimdi biz iki kişiyiz falan.
Hadi ya ben sizi böyle bir 10-15 kişi falan sanıyordum falan diyen çok oluyordu yani.
Hala da o kafada gidiyoruz.
Bu birkaç seneye bunun nasıl bir karar olduğunu anlayacağım.
Böyle burn out'un dibine vurup artık sapıtmış durumda olursam çok iyi bir karar değil ama bilmiyorum şimdilik hala keyfim yerinde.
Hem müzik ama daha çok tabii animasyon.
noktasında çevrenden nasıl tepkiler aldın bu işi yapmaya başladığında?
Yani insanlar hani anlayıp destek oldular mı yoksa abi böyle bir meslek olur mu ya falan tepkisi gördün mü?
Şöyle aile konusunda aşırı şanslıydım.
Herhalde onlar biraz amcamla eğitilmiş oldukları için.
Ama şeylerdir babam mesela bir de şöyle diyeyim benim babam emekli deniz albayı yani bir de asker çocuğuyum.
Ona rağmen babam aslında Babam bayağı animasyoncu falan olurmuş yani.
Onun içinde öyle bir karakter var.
O yüzden o belki de kendi asker olduğu için de olabilir.
Bilmiyorum. Acayip destek oldu mesela.
Annem de babam da bu konuda yani müzikte de mesela biz ben gitar dedim babamla bir de babam böyle çok handyman yani böyle çok dilinden iş gelen bir adam.
Biz ilk gitarım benim el yapımı falan.
Çok güzel abi. Çok değerli.
Onu çok kısa anlatacağım.
Acayip sevdiğim hikayedir. Amcamın gitarı diye bir şey var.
Amcamın gitarı. Şimdi amcam Gölcük'teler.
Amcam biraz hippie ve işte Gazi'de resim okuyor galiba.
Umarım uydurmuyorumdur.
Sonra Londra'ya gitmeye karar veriyor.
Ve de amcam Londra'ya gidiyor.
Herhalde babaannem bundan çok hoşnut değil.
Ve de amcamın gitarı duruyor Gölcük'te.
Şimdi babaanem de herhalde gitarı evde istemiyor.
Ama atamıyor da ne yapıyor?
Bana yolluyor gitarı. O gitar bana geldi.
Aslında yapısı hafif bir akustik gitar olabilecek ama telleri plastik olan bir gitar.
Çok böyle şey çok böyle pahalı malı bir şey değil.
Değerli bir şey değil. O gitar bana geldi.
Biz de tam o zaman deli gibi kaykay kayıyoruz.
Ve bütün kaykaycıların skate punk grupları var falan filan.
Ve ben böyle kaykay gitar.
Benim gitara başlamam öyle yani.
Birden biz bundan bir şey yaparız falan filan.
Ve ben öyle kendi kendime kurcalamaya başladım gitarı.
Öte tarafta işin maddi yönü nasıl ilerledi bu mesleki anlamda senin açından?
Zorluk çektin mi? Çünkü yaptığımız meslekler bir noktada bazen nasıl diyeyim çok fakirleşilebilecek, bazen çok zengin olunabilecek meslekler ya.
Orada yani bunun hep özellikle başında insanlar tabii çok problem yaşıyor.
Yani ben gerçekten tek başıma hadi ben İstanbul'a gidiyorum deyip gitme.
gibi bir şeyim yoktu. Orada biraz hakikaten arkadaşlarımın bana yol göstermesi, destek çıkması inanılmaz işimi kolaylaştırdı.
Yani bana güvendiler.
Özgür İş pasladı. Defne beni iş sahibi yaptı yani.
Ve o işte dizi bir hafta çalışıyorlardı.
Son gece ben color correction falan yapıyordum.
Aslında haftanın gerisi rahat oluyordu.
O sayede ben freelance iş alabildim.
Benim Sinan Altan diye çok yakın bir arkadaşım vardır.
İstanbul'da taşındı diyor. Ben bir sene onun yanında yaşadım.
Yani kira derdim olmadı.
Yani bu arkadaşlıklar doğru arkadaşlıklar yani insanın hayatını değiştiriyor.
Yani ben kendime soruyorum böyle insanlara bu kadar yardımcı olabilmiş miyimdir acaba falan.
Vardır benim de ucundan destek olduğum insanlar ama yani kendimi o açıdan çok şanslı hissediyorum.
O yüzden maddi başlangıçtaki benim o motoru çalıştırma şeyim daha rahat oldu.
Ondan sonra da hiç durmadan çalıştığım için biraz yani biraz bunu ben ayırt etmeye başladım.
Yani ben biraz kötü anlamda söylemiyorum.
Amelelikle şey yaptım.
Ben sadece çok çalıştım.
Bu da biraz Ankara'lı bir olaydır.
Yani bir de ayırt ettiğim şey akıllıca çalışma diye bir şey var.
O bende yok. Yani ben biraz daha kafamı çalıştırsam insanları delege etme, collaborate etme, onu çalıştırma, eleman alma falan belki o zaman zorlanacaktım.
Ama ben hep kendim çalıştığım için Daha küçük olduğum için giderim az oldu ve hep daha...
Hallettin bir şekilde daha rahatlıyorsun.
Yani evet maddi şeyini çok yaşamadım.
Sonra da yani şimdi de hala çok çalışarak arayı kapıyorum.
Yani o olmaması gereken taraf.
Çok çalışmayı tavsiye etmiyorum.
Animasyon kısmına döneceğim.
Animasyon yapmak isteyen şu an genç insanlar ya da yaş fark etmez.
Animasyon yapmak isteyen insan mesela gidip grafik mi okumalı yoksa bunu ilerletmenin başka yolları var mı günümüzde eskiye göre?
Yani şimdi bu okul konusu konuşulunca bence aslında bir motion graphics yapmak isteyen birinin hiç okul makul okumasına gerek yok falan diyeceğim.
Böyle millet ne falan diyecekler.
Ama kocaman bir ama yani okul okul sadece sana program ya da tasarım anlayışı öğretmiyor.
Okul yani işte ben okulda tanıştığım arkadaşlarım sayesinde şu anda bir şey yapıyorum.
Ya da bir tane Tahsin Özgür'e denk geldim animasyon zehrini aldım.
Elif Ayiter diye bir hocamız vardı.
Bizi sınıfta şirket olarak çalıştı.
Biz o yüzden şirket kurduk falan.
Böyle okulda okul yani Sözlük anlamı olarak okulun dışında çok şey yaşıyorsun.
O ki şu anda gördüğüm milletin yaşadığı şeyler yanında bizim bir kentte yaşadıklarımız çok küçük bile kalıyor.
Ve ona rağmen bu kadar ben şey aldım.
O yüzden yani evet bir grafik tasarım ya da şu anda iletişim tasarımı onun değişik türleri neler varsa onları okumaları bence tabii
ki aşırı iyi şeyler ama Hani mesela şimdi şöyle tipler de var animasyona başlayacak.
Ben 45 yaşındayım. Aslında hep bunu yapmak istiyordum.
Okul mu diyorsun bana manyak mısın oğlum falan diyecek tipler içinde.
Yine mesela inanılmaz iyi şey kursları var.
Online kurslar var. Ve bu özellikle School of Motion yani ben gidip böyle hani bir gün bir senem olsa oturup bir gireyim yani neler bilmediğim bir sürü şey var.
Ben çünkü başladım ve çalışıyorum yani neler kaçırmışımdır.
O yüzden hani o konulara girmek isteyenler için de harika online kaynaklar var.
Abi son olarak şunu diyeceğim.
Bu tip böyle senin yaptığın gibi keyifli hani enerjini yollayarak yaptığın işleri yapmak isteyen insanlara önerilerin nedir?
Yani şimdi müzik hakkında ahkam kesemem aslında.
Çünkü yani animasyondan daha şey bir şey müzik.
Biraz onu film yönetmenliğine falan da benzetiyorum.
Mesela Ozan'ı falan gözlemlediğimde böyle bir aşk.
Yani animasyon da aşk gerektiriyor.
Ben de aşık olmadığım şeyi yapmam çok zor oluyor falan filan.
Ama bazı şeyler müzik, bu yönetmenlik falan böyle zaten sen onu kontrol edemiyorsun.
Böyle işte içinden fışkırıyor durumu var ya.
Ozan da yani Ozan'ı bağla herif böyle bir yerde kafasından film falan çeker yani.
O yüzden o konuda şey diyemeyeceğim ama benim yani gerçekten tek diyebileceğim şey Sakıp Samancı'nın dediği gibi çalışmak çalışmak.
Çalışmak abi yok başka bir şey yok.
Çünkü çok çalışırsan hafif bence o aşkla da yarışmaya başlayabilir diye düşünüyorum.
Bunu çok istiyorum ama işte falan filan hani belirli bir aşk geçmiş ya da belirli artık geç mi kaldı falan filan değil.
Çok yani çok çalışarak ta o aşkın bir kısmını bence kapatabilirsin arayı gibi geliyor.
Her dönem her şeyi kapatabilirsin aslında evet.
Aynen yani işte yani bu şey bunun bir kısa yolu maalesef yok.
Yani çok yapınca...
Ben hala işte diyorum 15 sene sonra işte bayramda çalışmadım falan.
Bravo. Ama bu biraz tecrübe ve şeyle oluyor.
Ya da artık mesela işleri koklayabilmek.
Bu iş. Tecrübe işte.
Bu işte çok eğlenebiliriz.
Bu işten bir şey olmaz. Bu işte şunu yaparsam güzel olur.
Bunu da boşuna yorma kendini.
Buna çok fiyat geç falan.
Yani. Biraz bu gerçekten çok tekrar etme, çalışma şey gibi.
Yani işte virtüöz gitarist de böyle sabah uyanıp olunmuyor yani.
Herif diye çalıyorsa onu bir milyon kere yapıp çalıyor yani.
Bir öncesi var, bir çalışma evresi var.
Aynen. Öte yandan konuşmada vurguladığın sosyal olmak da bir o kadar önemli değil mi?
Süper doğru. Yani mesela reklam camiası için konuşabilirim.
herkes çok yoruluyor. Gerçekten hani ben tamam ben diyorum işte bayramda çalışıyorum falan filan ama maaşlı çalışan olup da bunları da yaşayan insanlar var.
Gece sabahlara kadar çalışıyorlar ve de onlar bizden çok daha stres altındalar falan filan.
Ben yani hepimizin canı çıkıyor.
Bari biraz keyif alalım.
Ya ben bunu böyle bir karar aldığımı sonradan fark ettim.
Ben yani hakikaten çok stres anında insanlar beni zora soktuğunda ya da ben istemeden insanları zora soktuğumda dahil olmak üzere insanlara
pozitif keyif alarak iş yapma peşinde oldum hep.
Onun faydasını çok gördüm.
Zorlamadan oldu. Planlamadan oldu.
Çünkü tutamıyorum kendimi.
Mesela şu anda da bugün mesela Çok enerjik değilim sabah aslında.
Ama seninle konuşunca senden de böyle bir karşılıklı enerji.
Alınca evet bak mesela cümleleri bitirmemeye başlıyor.
Çok güzel. Şey oluyor.
Mesela bir toplantı işle ilgili acayip sıkıcı olabilecek bir toplantıda da bu yaşanıyor bazen.
Ben bir şey diyorum. Karşıdan küçük bir cevap geliyor.
O zaman diyorum ki yani bu iş güzel olacak.
Evet. Ne kadar bir...
atıyorum. Alakasız bir şeye uyuz bir kampanya yapıyor olsak bile.
Anladım. Abi valla çok teşekkür ederim ya.
Değerli tecrübelerin ve bilgilerini paylaştığın için çok güzel, çok keyifli enerji.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
