
Transkript
Ben sana yapma demiyorum, yap ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen, bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Selam herkese, bugün Banu Yelkovan'la beraberiz.
Benim aslında uzun süredir takip ettiğim bir spor yorumcusu kendisi.
Teşekkür ediyorum bugün zaman ayırdınız, sohbete geldiniz.
Nasıl gidiyor her şey, iyi mi? İyi, merhaba, hoş bulduk her şeyden öncelikle.
İyi gidiyor. Yani bir nedenini anlayamadım.
Bir yoğunluk var ama sanırım herkes için geçerli bu.
Sürekli bir yerlere şey yapıyorsun, yetişmeye çalışıyorsun.
Bu evden çalışmanın bizi yavaşlattı derken hızlandırdı galiba.
Evet, evet. Kesinlikle katılıyorum.
Ben de çevremde aynı gözlemi yapıyorum hep.
Şimdi ben sizi dönem olarak böyle hani Veni, Vidi, Vici, Yenilsen de Yensen de çok klasik ama onları izliyordum.
Orada tanıdım ilk olarak sizi.
Sonra bir televizyondan uzaklaşma dönemi mi oldu?
Bilmiyorum daha az görmeye başladım.
Şimdi güncel dönemde neler yapıyor Banu Yelkovan mesleki anlamda?
O dönemde evet dediğin gibi televizyonda çok fazla programımız vardı.
Yeni Sen Diyen Sen de vardı.
Vidiye Vici vardı. Sonrasında B Planı vardı.
Hepsi Entry Spor'daydı.
Yani aslında televizyonda gördüğün şeylerin hepsi aynı kanalda olup bitiyordu.
O kanal kapanınca da televizyonda göremez oldun.
Aslında açıklaması çok basit.
Bir de ben MTV Spor'u çok seviyordum.
Kapanmasına çok üzüldüm ama onun kapanma dönemi bizim bu Socrates Almanya'nın çıkış dönemine denk geldi.
Dolayısıyla işlerimiz çok yoğunlaşmıştı.
Bağış iki haftada bir Almanya'ya gitmek zorunda kalıyordu.
Yani o kapanmasından biz biraz önce bıraktık bu sebeple.
Bu Sokrates Almanya'nın çıkış sürecine denk geldiği için.
Sonrasında da tabii her işin başlangıcı daha yoğun oluyor.
Sonrasında bir sistem, bir rutin oluşturuyorsun.
Biz de rutin oluştuktan sonra da hani o anlamda televizyonda bir şey yapıp yapmak istemediğimizi bayağı sorguladık.
Ve istemediğimize karar verdik.
Biraz ara olsun dedik. Sonrasında ben YouTube kanalı açıp merhaba arkadaşlar falan onu da yapamadım.
Evet kolay görünse de aslında bayağı zor oldu.
Çok zor. Yani şu anlamda çok zor.
Kendin detaycı ve mükemmeliyetçi biriysen o zaman şey olmuyor.
Böyle açayım kamerayı da karşısına geçip konuşayım gibi bir şey yapamıyorsun.
Ben yapamadım en azından. Sonrasında aslında şimdi çok güzel şeyler var.
Evde de kendi montajını işte sen mesela podcast bu da çok iyi bir fikir.
Bunları illa stüdyodan değil evde de gayet güzel programlarla yapabileceği sistemler çıktı.
Ama orada da benim için içerik hep çok önemli.
Dolayısıyla iyi bir fikir ne olabilir diye o süreçte bence vakit kaybettim.
Şimdi yeni yeni tekrardan böyle dijital projelere bir şeyler yapıyorum.
Hürriyet yazmaya başladım.
Orayla yeni bir projeye başladım.
Telefonunda ne var diye.
Ünlü sporcuların.
Evet çok eğlenceli.
Daha bir tane yaptım ama bayağı uzun bir listem var.
Onun peş peşe devamı gelecek.
Sürekli kendi işlerini yaparken gördüğümüz sporcuların telefonlarında olan fotoğraflar üzerinden röportajlar ya da aplikasyonlar üzerinden artık ne varsa telefonlarında öyle eğlence bir format.
O başladı mesela.
Şimdi yavaş yavaş görmeye başlayacaksın.
Ama şu anda da çok fazla şey var.
Bilmiyorum denk gelirsen görürsün diyelim o zaman.
Tabii tabii tabii ki. Şu an hali hazırda bu Sokrates Almanya zaten.
Herhalde ilk başta duran işiniz değil mi?
Başka neler var? Başka bir şey var mı?
Var var. O kadar çok şey var ki.
Kısaca bahsedebilir miyiz biraz?
Tabii bahsederim.
Artık bir noktada ben böyle bu da var, bu da var, bu da var diye anlatınca bazen şey gibi oluyor.
Yeter sus falan.
O öyle bir hissiyat da yaratabiliyor.
Proje bazlı çok iş yapıyorum.
Yani proje bazlı danışmanlık çok veriyorum.
Hani sporun içinde olan firmalara, dönemsel bazlı evet.
Onun dışında bir tane bir kitap yazıyorum.
Bir spor psikoloğu arkadaşımla Arda Coşkun'la birlikte o kitap üzerinde çalışıyorum.
Şimdi röportaj kısmı bitti.
Edit kısmına geçtim.
Edit etmem lazım yaptığım bütün röportajları.
Heyecanla bekliyorum.
Çok merak ettim. Çok enteresan bir kitap aslında yani sana küçücük anlatayım yani ya da anlatırsam yani böyle şöyle söyleyeyim.
Ben yani yazılarımı da geriye dönük okursan ya da işte televizyon programlarını seyrettiysem zaten biliyorsundur.
Hep böyle her denk geldiğince bu yetenek bazlı spor kültürüne çok karşıyım ben.
Hep bunu söyledim.
Şey söylemini de hiç sevmem.
Ne yetenekli çocuklar var işte harcanıyorlar söylemini de hiç sevmem.
Çünkü o zaman sanki yeteneksiz olan spor yapmasın gibi bir şey ortaya çıkıyor.
Oysa ki spor neye göre yeteneğin var?
Bir spor yok ki dünyada.
Bir şey hiç yeteneği olmayan mesela koordinasyonu kötü ve top sporlarına hiçbir yeteneği yok diyelim.
Tırnak içinde söylüyorum her zaman yeteneği.
Motor beceri olarak görelim ama bambaşka bir sporda çok başarılı olabilir.
Dolayısıyla bu yetenekliler harcanıyor spor yapmıyor diye düşünmek yerine herkesin, bütün çocukların, bütün kadınların, bütün erkeklerin spor yaptığı
bir kültüre evrilebilirsek biz bir şekilde.
O zaman neyin yetenek olduğu, neyin çalışma olduğu, neyin azim olduğu, neyin antrenörün payı olduğu o kadar çok bir şey var ki denklemin içinde.
O kadar çok faktör var ki.
Doğru zamanda devam etmek, yanlış zamanda bırakmak bile senin bir sporda başarılı olup olmadığını belirleyebilir.
Yani motor becerin çok iyidir ama mental olarak o kadar doğru değilsindir.
Ya da sadece kazandığın için senin yetenekli olduğunu söylenmiştir.
Kazanamamaya başladığın noktada bırakırsın gibi gibi gibi bir sürü veri var.
Ben de işte Arda zaten spor psikoloji olarak bu konulara çok kafa yorandı insan.
O yüzden... Onunla böyle oturup konuşurken ya yeteneğin dışında sporda başarıyı sağlayan faktörler nedir?
Bunun üzerine gidelim dedik.
Ve işte o bu kadar sana şey vermiş olayım, ipucu vermiş olayım.
Çok güzel verdin. Şundan dolayı çok özür dilerim.
Şundan dolayı ilgimi çekti.
Önceki bölümlerde bir Fatma ile bir bölüm yaptık.
Serbest alış, rekor kırdı o da yeni.
Bir de Can Uğur Öğüt ile bir bölüm yaptım.
Onlarla da bu sporcu psikolojisi üstüne bayağı sohbet ettik de o yüzden...
Tam üstüne geldi. Çok ilgimi çekti.
Yani çok gerekli bir kitap kesinlikle.
Gerçekten şu anlamda bir şeylerin değişmesi çok gerekli.
Ben de düşünüyorum mesela Fatma'yla serbest dalış.
Şimdi sen serbest dalışa yetenekli olup olmadığını nasıl bilebilirsin ki?
Tam o yüzden yapmak istedim onunla da bu podcast'ı.
Aynen. Hani insan yani her şey yetenek dersen.
O zaman aslında çalışmadan, tekniğini bilmeden, öğrenmeden, mental tarafını eklemeden yapamadığın bir sürü spor çöpe gidiyor.
Yani şey gibi bir durum yok ki yani nasıl diyeyim yani futbol dışında hani böyle sokakta kendi kendine yani oynarken.
tırnak içinde yine yetenekli olduğunu görünüp keşfedebileceğin başka bir spor yok.
Her sporu öğrenmen, çalışman, antrenmanını yapman lazım.
Ve bunu sadece yetenekli olanların da değil tüm çocukların yapması lazım.
Yani havuzu büyüttüğün zaman çünkü sırf yetenek üzerinden bir şey yaparsan o çocuklar zaten sisteme girdiğinde başlangıçta kazana kazana ilerliyorlar.
Ve onlara hep şey deniyor sen çok yeteneklisin.
Sen devam et deniyor.
Şimdi okey bu çocuklara iyilik yapmıyorsun ama yani o çocuk kazanmakla bağdaştırıyor sporu ve kazanamadığı noktada artık hani ah zavallı yeteneksiz faniler safına
geçtim gibi hissetmeye başlıyor ve kazanamadığı noktada bir şeyi bahane edip bırakıyor.
Okul diyor işte sakatlandım diyor bazıları inan bilerek kendini sakatlayan bile var yani o baskıyı kaldıramadığı için.
Şöyle bir örnek.
Ben de basketbol oynadım ortaokul lisede.
Ben de sıkıntı çekip mesela sakatlandım diye bırakmıştım.
Muhtemelen. Mutsuzdum çünkü o dönem.
Koçumdan mutlu değildim ve olabiliyor.
Birebir yaşadığım için evet haklısınız.
Hele ki sen bak takım sporu basketbolda bir de o başarıyı ve başarısızlığı takım olarak paylaşıyorsun.
Bir de bireysel spor versiyonu düşün bunu.
O kadar zor ki.
Çok zor yani. Her şeyinle sahada kendi başına mücadele etmen lazım.
Dolayısıyla çok fazla içinde birleşen var.
Biz de Arda'yla bunun üzerine gidip hani sporda yetenek yani o motor beceri dışında.
Bir şey daha ekleyeyim buna. Bunu zaten kitapta olmadığı için çok rahat ekleyebilirim.
Outliers kitabında var.
Malcolm Gladwell yazmıştır.
Çok severim. Ben de çok çok severim.
Ben kitabını okumaya çalışıyorum.
Ben de öyle.
Ben bir de okuduğum kitaplar sadece spor dedi.
Mesela Simon Snake de çok severim.
Çünkü ben baktım her şeyde spor görüyorum.
Pazarlama kitabı okusam bile oradan spora yönelik okuyorum onu.
Yansımaları hep spor üzerine oluyor.
Dur bakayım burada başka etrafıma bakıyorum.
Ne olabilir? Mesela Seth Godin'i çok severim.
Reklamcı gurusu adam. Ama yani çok parlak bir insan.
Mesela Seth Godin'de şunu çok severim.
Demin YouTube'da da aslında aynısını söylemek istiyordum.
Bazen süreklilik en büyük başarıdır.
Bir şey bir kere yapıp bırakmak, o dünyanın hani o yaptığınız şeyi Oscar bile alsa, Pulitzer bile alsa yaptığınız şeye göre bir başarı değil.
İkinciyi yapmak, üçüncüyü yapmak, makul o şekilde sürdürebilmek.
Mesela podcast'ta da kaçıncı bölümdesin mesela sen?
Ben daha 16-17'ye geldik.
Bak daha değil 16-17'ye gelmek herkesin girip bakarsan yani 3.
4. bölüm YouTube'da 3.
4. Kesinlikle katılıyorum size.
Aynen yani süreklilik %100 bu yüzyılın iki tane bence kelimesi içinde bulunduğumuz bir de bu pandemiyle de hızlanan şey makul olanı sürekli bir şekilde
yapacaksın. En iyinin peşinde koşmana gerek yok çünkü önemli olan aksiyon almak.
Yani aklıma bir fikir geldi.
Bunu ben de düşünmüştüm.
Artık bir değeri yok. Sen yapabildiğini devam ettirebileceğin şekilde yapmak zorundasın yani.
O zaman hani o başarı sürekli geliyor.
Sporda zaten bu hep böyle oldu.
Evet yani maçlar antrenmanda kazanılıyor.
Yani bu %100 kesin ama bunun kimse bence farkında değil.
Çok başarı odaklı, çok kazanma odaklı bir spor kültürümüz var.
Dolayısıyla işte yani ne diyeyim yaptığım şey ne olursa olsun arka planda ben de beni hani böyle işlettim benim bu.
Bunları duyunca zaten mesela hani hep Banu Yelkovan spor yorumcusu diyoruz ya.
Aslında sizin tam meslek karşılığınız spor yorumcusu ama daha fazlası da var gibi hep hissediyorum ben.
Sadece o değil bence.
Ya spor yorumculuğu sadece olup biteni, biten bir müsabaka üzerinden anlatıp yorumlamaksa evet ben tam o değilim yani.
Çünkü ben her zaman her şeyi başka bir şeyle birleştirmek, başka bir şeyle bağlamayı çok seviyorum.
Yani spor benim için...
Bir düşünme alanı. Yani ilk girdiğimde de bu böyledi.
Sonradan zaman içinde bu böyle olmadı.
Yani ben ilk girdiğimde işte kadın spor yorumcusu diye başıma bir kadın eki eklediler.
Ben dedim ki demek ki kadın olmamın gerçi de bir farkı olması lazım.
Yani o zaman hani niye sadece spor yorumcusu denmiyor ama kadın olarak.
Yine her zaman tırnak içinde bu şeyler.
Ne fark getirebilirim?
Herkes neden konuşuyorsa ben ondan konuşmayayım.
Herkes negatifi görüyorsa ben pozitifi görmeye çalışayım.
Herkes saha içine bakıyorsa başka olaylarla onu...
Birlikte hatırlatarak söyleyeyim.
Ya da yurt dışından örneklerle aslında bunun her yerde olabileceğini anlatmaya çalışayım.
Yani tarihin zirvesinde yaşamıyoruz.
O olay yani dünya o offside pozisyonu ya da o penaltı pozisyonu sonrasında durmadı.
Yani oradan sonra inişe geçmiyoruz.
Dolayısıyla hep böyle bir bütüncül bütün olarak görmeye çalışayım.
Başka alanlarla...
Şimdi multidisipliner kavramı çok popüler oldu.
Birazcık onunla o açıdan bakayım falan filan diye o farkı getirmeye çalıştım.
Ama zaten spor diye başka bir iş yapsam da bu böyle olurdu.
Hiçbir iş yapmasam sadece...
Çocuk yetiştirsem ve ev kadını olsam da bu böyle olurdu.
Yani bunlar da aslında...
Hayata bakış açısıyla alakalı sanırım.
Aynen, aynen. Bence çok okumaktan gelen bir şey.
Yani ben o kadar hani böyle bir noktada...
Bildiğin gördüğüne yetmiyor ya.
Ne kadar okursan okuda aslında ne kadar cahil olduğunu anlıyorsun ya.
Az okuyan da öyle bir daha bir özgüven var.
Kesinlikle evet. Onu okudukça anlıyorsunuz zaten.
Ben de çok geç okumaya başladım.
Çocukken biraz uzaktım okumaktan.
Okumaya başladıkça daha çok farkına varıp ben çok cahilim aslında diyorsun ama okumayan çok rahat davranabiliyor.
Hiç farkında değil çünkü olayın.
Evet bunu ben düşünmüştüm.
Bunu ben de yaparım falan.
Yap bakalım öyle kolay bir şey değil o yani.
Birisi size mesleğinizi sorduğunda ne cevap vermek geliyor içinizden?
Onu merak ediyorum aslında.
Ya en kolayı spor yazarı yerine göre, spor yorumcusu yerine göre, bazen futbol yorumcusu yerine göre.
Hani spor şeyde olmayan.
Ama genelde öyle söylüyorum.
İşte biz Türkler olarak şey title çok sevdiğimiz için hani bazen...
Konuşmalarda işte Sokrates Almanya genel koordinatörü diyorum.
Yani kim neresiyse platform ona göre bir şey söylüyorum.
Ama yaptığım bence yaptığım şeylerin her biri benim karakterimin bir bölümünü şey yapıyor.
Yani o karakterin oluşmasında anne olduktan sonra çok şeyler değişti.
Mesela başka türlü bakmaya başladım.
Spora da başka yani çocuğum.
Bir yandan da bir sporcu ebeveyniyim, sporcu velisiyim.
O spora girdikten sonra yani gerçekten ne oluyor bu benim bittiğim şey böyle bir şey değildi şeyine geldi.
Evet tam yaşayarak görünce de.
Aynen tabii tabii yani teoride düşündüğünle pratikte olan arasında her zaman dağlar kadar fark var.
İşte o yüzden aksiyon önemli.
Ya benim elimden ne gelir ki diye düşünmeden kendi elinden geleni.
kadar düzeltmeye çalışmak.
O yönde bir adım da sen atmak değerli.
Bu işte dediğim gibi bu kitap ikincisi üçüncüsü işte normal Socrates Almanya Genel Koordinatörü işte farklı firmalara danışmanlık yapıyorum.
Arda Coşkun'la birlikte bu kitabı hazırlıyorum.
Onun dışında Hürriyet'te Yazı yazıyorum.
İşte haftada en az bir maç yazısı oluyor.
Bazen daha fazla yazılarım da çıkıyor.
Benim de vaktim olduğunda gönderebilirsem eğer.
İşte yine Hürriyetin Spor Arenası'nda şimdi telefonunda ne var diye bir projeye başladım.
Başka projelerle devam edecek.
Onun dışında yine başka bir...
Ya o kadar çok şey var.
Çok yoğunsunuz gerçekten ya.
Aynen aynen. Hani bir de bunlara dediğim gibi evde çalışma koşullarını ekle.
Bir de buna işte ebeveyn, anne olmayı vesaire ekle.
Yani çok günler bazen nasıl geçiyor?
İnan ben de anlamıyorum diyebilirim.
Peki şimdi başa dönelim.
Biraz şeyi sormak istiyorum.
Üniversite döneminizi araştırdım birazcık.
Önce uluslararası ilişkiler sonra şey fotoğraf var değil mi?
Doğru şey yapmışım.
Paris'te hatta. Ya aslında fotoğraf bir birazcık bahane yani.
O ben Paris'e gitmek için ne yapabilirim ne yapabilirim diye düşünürken hani öyle çok güzel bir kurs buldum.
Hani şeyde repütasyon falan da güzel bir kurs.
Oraya gittim yani. Hani böyle senelerce fotoğraf okudum falan gibi bir şey değil.
Ama evet okudum mu okudum.
Yani üniversite dönemi isteğinizle Sonra spora geçiş evreniz nasıl oldu onu merak ediyorum.
Biraz başta başka bir hedefiniz vardı.
Var mıydı yoksa hep spor muydu zaten?
Nasıl ilerledi o süreç?
Nasıl ilerledi biliyor musun?
Aslında her zaman ne yapmak istediğimi değil de ne yapmak istemediğimi çok iyi bildim.
Dolayısıyla ne yapmak istemediğim üzerinden ilerledi.
Ne yapmak istediğimi de biraz böyle bir geniş yelpazede tuttum o günlerde.
Mesela ben üniversiteye bayağı uzun girmemle çıkmam arası yani bayağı yıllar var.
Ve o zaman bu çok büyük bir başarısızlık şeydi.
Hatta gizli tutulurdu falan hani böyle geçiştirilirdi falan.
Çünkü ben üniversiteye girdiğim ilk andan itibaren yanında çalıştım.
Yani şöyle sürekli çalıştım.
Yani bizim okulda devam mecburiyeti yoktu.
Sınavlara ya da vizelere girmek yeterliydi.
Tercümanlık yapıyordum.
Sonra Milliyet Gazetesi'ne girdim.
Orada yine tercüman olarak girdim.
Sonra muhabir oldum. Oradan Sabah Gazetesi'ne geçtim.
Editör oldum.
Yine muhabirliğe ve çevirmenliğe devam ediyordum.
Sonra dergi gruplarına geçtim.
Orada yazı işleri müdürü oldum.
Sonra genelliğin yönetimi oldum.
Gazete şeyinde bütün bu spora bulaşmadan spor tarafına geçmeden önce uzun yıllar çalıştım.
Gazetede çalışırken de aynı bugün olduğu gibi yanında bir iki üç iş yaptığım dönemler oluyordu.
Sana söylediğim gibi proje bazı işleri ben çok severim.
Başlarsın ve bitirirsin.
Çok kafanda rahat olur.
O zaman da mesela o yaştaki bir insan için proje bazlı iş tercümanlık yapmak.
Yani ben gidip fuarlarda tercümanlık yaptığımda o perşembe pazar atıyorum.
Asansör fuarında çalışıyorum bitiyor.
İki hafta sonra mobilya fuarında çalışıyorum bitiyor.
Ama hep orada böyle yabancı Fransız firmalarla çalıştım.
Yani orada bir fuar hostesi gibi değil de hani onların gelen...
Tercümanlık yaptığını düşün iş adamlarına.
Ve bunu çok yaptım.
Farklı farklı kulvarlar içinde kendi kendine gelişti.
Çok hayır demeyi sevmem ben.
Yani ben bunu yapamam demeyi çok sevmem.
Ben bunu bir deneyeyim belki de yapamam derim.
Yani en kötü öyle derim.
Yani baştan peşinen hayır.
Yani yapamam kelimesini çok kullanmam.
Yani birisi bana yapamazsın dediğinde...
Aksine o işi yapmak isterim.
Sen bunları yetiştiremezsin dediğinde aksine yetiştirmek isterim.
Yani şimdi biraz daha azaldı tabii ama gençken daha da çok o kafadaydım.
Bir de çok meraklıyım yani.
Öğrenmek konusunda büyük bir açlığım var.
Öyle söyleyeyim. Her şeyi öğrenmek istiyorum.
O kadar güzel. Spora nasıl geçtim?
Ben işte bir yandan üniversitede okuyorum, bir yandan gazetede çalışıyorum, bir yandan tercümanlık yapıyorum.
Bu şekilde devam ederken.
Bir noktada o tercümanlıkların sonucunda bu sefer hani Türkiye'de de o tercümanlık işinde de yükseldim.
Bir noktada Fransa'daki fuarlara beni göndermeye başladılar.
Şimdi gidiyorum geliyorum Paris'e dört kere falan gittim.
Eyfel Kulesi hiçbir şeyini görmedim.
Çünkü hani uçaktan gidiyorsun.
Alışıp dönüyorsunuz. Fuar, otel, fuar, otel, fuar, otel.
Sonra da geri dönüyorsun. Sonra ben galiba dördüncü ya da beşinci gidişimde bu sefer dedim ki ben üç günlüğüne sadece Paris'i görmeye gidiyorum.
Paris'i görünce ben Paris'e resmen, nasıl diyeyim sana, resmen aşık oldum.
Yani bir insan bir şehre aşık olur mu?
Olur. Ve Paris'e gittiğimde hissettiğim duygu şuydu, ben Paris'e döndüm.
Yani gitmedim, döndüm.
Anlatabiliyor muyum? Olmam gereken yer orası aslında.
Aynen öyle olmam yani.
Çok iyi anlıyorum sizi. Evet ben yani burayı biliyorum.
Burası benim evet aynen dediğin gibi olmam gereken yer burası.
Dolayısıyla bu sefer eve döndüm ve dedim ki ben şey yapacağım yani Paris'e gitmem lazım.
Önce hemen hayır demek istemediler bence.
Bana çok zor bir iş vermek istediler.
Şey dediler okulunu bitir üniversiteyi ondan sonra gidersin dediler.
Aynen imkansızdı.
Şöyle söyleyeyim ben artık hani sadece geçmem kadar dersi geçiyorum.
Arada kayıt yapmadığım seneler var.
Kayıt tazelememişim bile falan.
Ben evet üniversiteye gittim bir baktım af çıkmış.
Yani işte her neyse böyle çok denk geldi.
Her şey çok denk geldi gerçekten.
Alttan derslerimi çıkardım ve 30 tane filan dersim var.
Yani benden hiç beklenmeyecek hareketler bunlar aslında normal şekilde.
Yani öyle ki hadi sınavlara girmeye başladım.
Sınavlar birbiriyle çakışıyor.
Aynı gün mesela iki sınavdan birini tercih etmem gerekiyor.
Ama bir mucizeler silsilesi bana sorarsan.
Final döneminde yarısını verdim.
Bütünleme döneminde de diğer yarısından bir eksiğini verdim.
Tek ders sınavı vardı.
Tek derse de tek dersi verdim.
Nisan'da diyelim Paris'e gittiysem sonraki Aralık'ta Paris'teydim.
Yapamazsın kelimesine çok çok inanmıyorum.
Yani sen bir şey yapmak istediğin noktada o şeyi zaten yapmamak için değil.
Şekilde gerçekleştiriyorsun. Evet.
Yapmamak için sebep değil, yapmak için çözüm bulmak gözüyle bakmaya başlıyorsun.
O zaman da zaten işler değişiyor.
Kesinlikle değişiyor.
Yani hani benim çok iyi, çok kaliteli bir mikrofonum yok.
Ben podcast yapamam falan.
Bu bir bahane anlıyor musun?
Evet kesin. Ben bir yıl öyle kendimi kandırdım size öyle diyeyim.
Çünkü çekiniyordum işte korkuyordum bazı şeylerden.
Ne yapacağım işte mikrofon işte zoom'dan yapmak istemiyorum falan diyordum.
Şimdi öyle bir noktaya geldim ki sohbet olsun içerik güzel aksın ki gerisi halloluyor bir şekilde zaten.
%100 katılıyorum ve inan bu sadece podcast, sen podcast yaptığın için bu örneği verdim.
Şu anda senin YouTube kanalında olsaydık YouTube için aynı örneği verdim.
Yani dünyanın en iyi kamerasına sahip olman gerekmiyor YouTube yapmak için.
Yeteri kadar istemiyorsundur.
Benim mesela yapmamam demek ki ben o işi yeteri kadar istemedim.
Yani açıklaması bu. Spor kısmına geçiş nasıl oldu?
Bir de aileden falan nasıl tepkiler geldi onu merak ediyorum çevreden.
Şöyle söyleyeyim işin spor kısmına geçiş aslında çok kolay oldu.
Çünkü oldu bitti sporla çok ilgili bir zaten çocukluğumdan beri sporla çok seviyordum çok ilgileniyordum.
Çok yapmadım spor çünkü benim zamanımda öyle hani bugün olduğu kadar çok fırsat ve imkan yoktu.
Bol işte yani bulduğum antrenmanlarını falan seyretmeye gidiyordum.
Evimize yakın işte iki tane bir tane amatör sah vardı.
Bir amatör kulüp, bir Galatasaray tesisleri eve çok yakındı.
Yani inan antrenman seyretmeye oralara gidiyordum.
Ya da işte yerel amatör küme maçlarını falan filan.
Aynı şekilde gazetelerde, aynı şekilde dergilerde.
Ben hiç spor yazarı...
Olmak aklımın ucundan geçmezken abonesi oldum.
3-4 tane spor gazetesi vardı, spor dergisi vardı evime gelen.
Yani bu dönemde olduğu gibi her şeye internetten kavuşmak, ulaşmak gibi bir şansımız yoktu.
Onlar hani çalınmayan kısımları postada diyeyim bir de o vardı yani.
Sonra işte ben Paris'e gittikten sonra ve döndükten sonra uzun yıllar birlikte çalıştım iş arkadaşlarım.
Bana döndüğümde dediler ki işte Urvardan bunu söyleyen kişi ve Yiğit Erulu bunu söyleyen kişi.
Biz işte Radikal'e geçip Radikal spor sayfalarını yapıyoruz.
Sen de bize yazar mısın? Kalemini çok beğeniyoruz.
Ne yazacağım dedim. E spor yazacaksın.
Sen spor işte maça gidersin, takip edersin yabancı yayınları falan filan.
E peki yazayım dedim.
Ben aslında gazeteciliği bırakıp başka işler yapmaya niyetlendiğim noktada spor yazarı oldum diye düşünebilirsin.
O da işte 2003 senesine denk geliyor.
Ondan sonra tabii yanında başka işler yapıyordum.
O zamanlar hele ki bir yani bence...
Bir kadın için diyebilirim burada.
Sadece bir yazı yazarak falan kendini geçindirmek mümkün değildi.
Dolayısıyla başka işler yapmaya devam ettim.
Ve sonra bir noktada televizyonda işin içine girdikten sonra CNN Türk'te Futbol Ekstra programıyla başladık.
Bağış Erten ve Alp Özgen'le.
Bağış da o zaman radikal yazarıydı.
Alp de radikal okuru ve CNN Türk çalışanlarındandı.
Dolayısıyla futbol ekstrayla da ekranlara geçmiş oldum.
Ondan sonra da çıkmadım aslında.
Kesintisiz olarak devam ediyor.
Demin söylediğim gibi en büyük başarının kendini nasıl tanımlarsın dedin ya.
Belki bu süreklilik en büyük başarı.
Kesintisiz 17 senedir bu işin içinde olmak bence en büyük başarı.
Ve farklı kategorilerde çalışmak en büyük başarı.
Son olarak da ne yapıyorsun sorusuna.
Bu Socrates'in daha önce bu saydığım bir sürü iş arasında hani her işi denedim ve yanda da başka işler yaptım kategorisinde tekstil de olduğu için.
Bir de Socrates'in merchandising ürünlerini ben yapıyorum.
Ha çok güzel. Spora başladığınızda aile ve çevreden nasıl tepkiler aldınız ya da tepki çekti mi?
Bu yani işte tırnak içinde yine siz de söylediniz ya kadın olarak işte spor medyasına girdin.
gibi bir tepkiler geldi.
Yok değil mi? Hiç yok.
Çünkü benim ve kız kardeşim de benim spor yazarı zaten.
Bizim aile bizim maça gitmemize çok alışkındı.
O tepki varsa o daha küçük yaşta biz maça gidiyoruz dediğimizde daha büyük tepki vardı.
Yani biz hala hatırladıkça güleriz.
İşte anne yani rahmetli annem diyeyim şimdi.
Biz bak maça giderken Yani bak hava ne olursa olsun bize hep kapıdan çıkarken şöyle, ya bu havada maça gidilir mi?
Yani kadının repliği bir gün bile değişmedi.
Ama o sırada hava günlük güneşlik olabilir, o sırada sağanak yağmur olabilir, o sırada kar olabilir.
Annem hep bu havada maça gidilir mi?
Yani hava güzelse ya yapacak başka işim yok.
Hava kötüyse ya bu soğukta insan kalkıp maça mı gider?
Hep aynı replikle bizi uğurladı diyeyim evden.
Babam daha şeydi, o da kendisi de çok spor sever olduğu için daha böyle bakış açısı onun farklıydı.
Ama meslek olarak girdikten sonra da öyle bir tepki asla olmadı.
Düşünüyorum da asla olmadı.
Zaten annemin pek yazılarımızı falan okuduğumuzu da, okuduğumuzu falan da zannetmiyorum.
Yani o şeydi.
Bizim jenerasyonun anneleri değil mi?
Bizim anneliğimizden çok farklı annelerdi.
Onlar sert insanlardı.
O yüzden sormak istedim.
O hep yaptığın daha iyisini yapmak zorundaydı çocuk.
Yazın da gösterse onun da daha iyisini yazmak zorundasın falan.
Hani onu zaten uzunca süre tek meslek olarak yapmadığım için hep başka resmi işlerim de yanında olduğu için.
O da onları rahatlattı belki de.
Rahatlattı. Şunu soracaktım aslında yeni sizin gibi bu yoldan yürümek isteyen adaylara ne öneriniz var diyecektim.
Bütün konuşma boyunca çok güzel anlattınız onu zaten.
Şunu sormak istiyorum.
Siz girdiğiniz dönem ve gelişen süreçte.
Şimdi spor medyasında bir cinsiyet her yerde zaten bu sıkıntı cinsiyet eşitsizliği var.
Siz de spor medyasında başarılı bir kadın olarak günümüzde nasıl görüyorsunuz bu durumu?
Nereye doğru gidiyoruz? İyi bir gidiş var mı yok mu?
Sizin fikirlerinizi çok merak ediyorum.
Dediğin eşitsizlik evet her yerde var.
Spor medyası da ya da sadece spor medyası kadın sporcuların durumu da aslında tamamen toplumun bir yansıması.
İyiye gidiş var mı?
Evet var. Kızlar daha bilinçli orası kesin.
Ama spor medyasına girmek isteyen birisi için eskiden olduğu kadar çok fırsat ve çok yayın medya olarak eskisi kadar televizyon da yok, eskisi kadar gazete de yok,
eskisi kadar gazete ve televizyonlarda olma imkanı da yok olanlar için söylüyorum.
Çünkü şu anda baktığın zaman eskiden yorumcuların çoğu gazeteciler, yorumcu kategorisindeyken şimdi daha yorumcu alanında biraz eski sporculara
doğru bir kayış var. Dolayısıyla hani şey kolay mı?
Hayır. Eskiden de kolay değildi.
Bugün de kolay değil. Ama eskiden de mümkündü girmek.
Bugün de mümkün. Yani eskiden şeydi daha zor Olabilir hani oralara bizzat gidip ulaşman, bizzat bilginle internetin veya şeyin olmadığı bir dönemde
bizzat bilginle kendini kanıtlaman gerekiyordu.
Bugün ama senin elinde bir telefon ve bir internet bağlantın varsa kimse senin spor medyasına girmeni ya da kendi sevdiğin işi yapmanı
engelleyemez. Ama bir tavsiye istiyorsan birincisi kesinlikle ve kesinlikle bir yabancı dil.
Kesinlikle diyorum. Yani ben hani o dedim ya insan geriye dönüp bakınca anlamlandırıyor.
Yani ben o kadar üniversite çağlarında o kadar tercümanlık yapmış olmasam o kadar farklı işe girip çıkmış olmasam belki bugün hani yabancı dilin bu kadar daha kötü oluruz diyeyim ya da bu kadar iyi oluruz
diye hani böyle mükemmel konuşmuyorum ama yani yine de daha kötü olacağı kesin.
Ya da o kadar çok insanla iş yapmak zorunda olmasam görev gereği belki bu kadar kelime haznem gelişmiş olmaz.
Hani bir şeyi bir dilde atıyorum Fransızca da duyuyorsun Türkçe'ye çeviriyorsun o iki adımın anlaşması gerekiyor aslına bakarsan.
Hani bir nevi Bilgi aktarımı bir nevi aslında gazetecilik yani ben gazetecilikte de yani bilgi aktarımı olarak görüyorum yaptığımız işin esasını.
Yani yorumculuktan ziyade insanlara gidemedikleri göremedikleri yerden işin içine deneyimlerini de katarak bir şeyler kotarıp anlatma sanatı diyeyim yani gazeteciliğe.
Dediğim gibi bir yabancı dil öğrensinler ve bu İngilizce'nin dışında bir şey olsun mümkünse.
Bu birincisi. Çünkü bir yabancı dil sana sadece nasıl diyeyim bir dil öğrenmiyorsun.
Başka bir kültürün kapısından içeri giriyorsun.
Yani başka bir düşünme şekli o.
Ve onu da aldığın zaman dünyanın iki katı genişliyor bu kesin.
İkincisi de asla kendilerine bir şey söylenen bir şeyi yapamazsın üzerinden.
Ya da artık orada hiçbir fırsat yok da olabilir.
Aynen kendilerine verilen o öğütü kabul ettikleri zaman zaten o şeyi yapma şansları yok.
Kendi kendilerine o motivasyonu içlerinde bulmayı ve yeteri kadar istiyorlarsa doğru sebeplerle mesela demin senle de konuştuk podcast'ı açarken mikrofon üzerinden.
Ya ben hani kendini bayağı kısıtladın ama içine baktığında aslında çekindiğini, korktuğunu, başka şeyler bulduğunu söyledin ya.
Aynı şekilde. İçlerine baksınlar neden korkuyorlar?
Neden korkuyorlar ve onu çözebiliyorlar mı?
Ona bir baksınlar. Sonra da en başta söylediğim şeyi yapsınlar.
Aksiyon alsınlar ve bunu sürdürülebilir bir şekilde yapsınlar.
Şu anda o kadar çok fırsat var ki.
O kadar çok fırsat var ki.
Gerçekten yani şu anlamda var mesela illa eskiden İstanbul'da olmana gerek vardı.
Bilfil gazeteye de gitmen gerekiyordu, kanala da gitmen gerekiyordu.
Şimdi öyle bir zorunluluk yok ve her şehirde artık çok fazla sayıda spor şeyi de var.
ne bileyim jimnastik hakkında bilgi sahibi olman için Bolu'ya gitmen lazım.
Hani yüzme veya atletizm için İzmir'de olman lazım.
Ve aslında medyanın merkezi hala İstanbul ve oralarda yapacak çok iş var.
Yapacak çok röportaj var.
Yani sporda hala çok fazla fırsat var.
Eğer sporu futboldan ibaret, futbolda işte ligin zirvesindeki birkaç takımdan ibaret olarak görmüyorsan eğer, kendi dünyanı genişletebiliyorsan, yapacak
hala çok fazla şey var.
Evet. Çok teşekkür ederim.
Çok sağ olun. Rica ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
