
Işık Tasarımcısı
Transkript
Ben sana yapma demiyorum.
Yap. Ama hobi olarak yap.
Selam ben Can Sürmen.
Bu seride tutkularını meslekleri haline getirmiş insanlarla sohbet edeceğiz.
Altın Bilezik başlıyor.
Selam dostlar bir kez daha.
Bugün sevgili Ali Soner'le beraberiz.
Hoş geldin abi.
Hoş bulduk. Teşekkür ederim geldiğin için.
Rica ederim. Ali çok uzun süredir beraber çalıştığımız bizim...
Yol arkadaşımız diyebileceğim bir insan.
Şöyle bir ana haber girişi yapayım.
Sahnelerin gizli kahramanları diyebileceğimiz bir meslek dalı.
Kendisi bir ışık tasarımcısı.
Doğrusu ışık tasarımcısı değil mi abi?
Doğru. Biraz Türkçe söylendiğinde garip duyulsa da.
Evet ama öyle kullanılıyor.
Peki ne yapar bu ışık tasarımcısı?
Biraz ondan bahsederek başlayalım mı?
Ne dersin? Bir tiyatro, opera, müzikal ya da konser izlediğinde orada...
Sahnede gördüğün aslında her şeyi yapıyor.
Yani zaten o bir şey yapmıyorsa bir şey göremiyorsun.
Evet. Tabiatı gereği.
Tecrübe yarım kalması. Yani orada nereye ne renk nasıl bir ışık açıyor.
Genel olarak bütün çerçeveye resme baktığımızda sahne nasıl görünüyor?
Sahne o performans boyunca hangi an nasıl görünüyor?
Nereleri gösteriyor? Nereleri göstermemeyi tercih ediyor?
Bütün bunların...
İşte sorumlusu olan, bunları düşünen ve bazen uygulayan kişi.
Yani aynı insan olmak zorunda da değil tasarlayan ve uygulamacı.
Temel olarak böyle işte sahnede gördüğün şeyleri yapıyor.
Aslında orada tansiyonu biraz belirleyen bu şeyler oluyor diyebiliriz değil mi?
Yani tansiyonun yükseldiği ya da alçaldığı yerlerde daha doğrusu vurgulayan diyebiliriz.
Yani tabii çok teatral bir tarafı var zaten.
Hani oradan geliyor konu yani.
Benim alanım konser alanı.
Hani konser dışında pek bir şey yapmadım.
Ben konserler için sahne ve ışık tasarımı yapan biriyim.
Ama bu işin kaynağında daha tiyatroyla, daha hani klasik sahne sanatlarıyla ilgili bir taraf var.
Yani işte bir dans gösterisinde klasik balo olsun ya da modern dans olsun.
Hani orada bir solo bir dansı varsa...
Bir dansçının o anı nasıl aydınlatacak?
İşte o iki dakika mesela ışık nasıl olacak?
Öncesinden ya da sonrasından nasıl farklı olacak?
O iki dakika içerisinde herhangi bir duygu değişimi varsa bu nasıl verilecek?
Tam olarak demek istediğim buydu evet.
Performans sanatının bir öğesi diyebiliriz.
Evet bir parçası gibi düşünebiliriz yani.
Hani görsel bir parçası.
Mesela müzik tarafında belki daha ikinci planda kalan bir parçası.
Çünkü... İnsanlar müzik dinlemeye tabii ki gidiyorlar.
Ne kadar bir şov göstersen falan da.
Oradaki sanatçıyı sevdiği, o şarkıları dinlemek istediği için gidiyor.
Belki beğendiği şarkılar olduğu için gidiyor.
Belki çok duyduğu için o sanatçıyı, grubu gidiyor.
Ama orada görsel bir şeyle de karşılaşıyor.
O yüzden belki gizli kahraman diyebilirsin ikinci planda.
Güçlülüğü sağlayan aslında.
Diğer sahne sanatlarında daha kuvvetli bir yerde.
Yani bir tiyatro.
oyununun bütün işte provalar sürecinin bilmem ne falan çok ayrılmaz bir parçası diğer sahne sanatlarında da öyle hatta bir takım tiyatro yönetmenleri var dünya çapında
Işık'ın bizzat başında duran hatta Işık'ı temsil sırasında bizzat yapan çünkü öyle hassas bir şey istiyor ki orada bir
hataya tahammülü olmadığı için kendi duruyor başında çünkü o an zaten Sahneye başka müdahale edebileceği de bir şey yok doğrusu.
Yani sesin başında durabilir.
Eğer doğal bir ses değilse yani bir sistemden geliyorsa ya da ışığın başında durabilir.
O kadar önem veren insanlar da var.
Ama performans sanatları alanı şeyden ayırmamız lazım.
Yani hani sinema sektöründe, dizi sektöründe, bilmem ne klip sektöründe yapılan ışıklarla bu tam aynı şey değil.
Sen bu işin konser kısmındasın uzun süredir.
Kimlerle çalıştın bugüne kadar?
Biraz örnekler versene abi. Çok fazla kişi var biliyorum ama en azından ilk aklına gelenlerden.
Evet bir herhalde işte 20 seneyi geçti ki yapıyorum bu işi.
Mor ve ötesiyle başladım.
Yabancı insanlarla da çalıştım.
Tek tük işlerde aklıma gelen new modlar mı var?
Türkiye'ye gelen Buenevista Social Club var.
İşte yerli ne bileyim pop da yaptığım zamanlar oldu.
Sertap Enener'le de çalıştım.
Gittim. Fazıl Say'ın daha tiyatral işçilerine.
Çok belki sahada yapacağınız bir şey olmuyor o tip bir işte ama yine de hani ne kadar hareketli...
Bir eser olmasa, bir trafik olmasa da orada da bir takım resimler yapıyorsunuz her eser için vesaire.
Daha prodüksiyonlu, kalabalık işlerinde fazla sayın çalıştım.
Artık olmayan bir grup olan Kurban'la mesela çalıştım.
Çok da mutlu oldum o yıllarda.
Son senelerde de işte sizle çalışıyoruz.
Sonfeci bisiklet.
İşte adamlarla da çalıştım.
Yüz yüzeyken konuşuruzla da çalıştım falan.
Yani bu yeni... indi akıma diyebilirsek de ben aslında size üç büyükleri diyorum bu akıman.
Bunlarla da çalışmaktan mutluyum.
Çok çok eğlendim. Çok güzel zamanlarımız oldu.
Abi gerçekten biz de öyle.
Diğer gruplarla da. Yani her şey normal akarken, konserler, festivaller olurken falan gayet keyifli, heyecanlı, tatmine olan bir meslek.
İyi ki tanışmışız valla.
O da benim için de öyle.
Çok mutlu ediyorum. İlk gün çok iyi anlaştığımızı hatırlıyorum.
Evet kesinlikle onu ben de hatırlıyorum.
Demek ki grubun en dışa yönelik böyle en sıcakkanlı hemen yetişime açık insanı olabilirsin.
Yani. Şimdi Ozan alınır bir şey demeyeyim o yüzden.
Onun da hakkını yemeyelim.
Ama ilk gün bayağı muhabbet etmiştik seninle hatırlıyorum.
Çok keyifliydi. Şimdi abi senin hikayene biraz başa doğru gidelim.
Bu Işıkçı Bu ışık tasarımcısı olma yolunda nasıl başladın?
Neler seni motive etti diyeyim.
Hangi noktada ilgini çekmeye başladı?
Hatırlıyor musun? Yani aslında benimki biraz tesadüfler belirledi diyebilirim.
Yani hep görsel bir şeylere ilgim vardı.
Yani benim işte annem mimar, babam sinemacı.
Zaten görsel sanatlarla...
Zaten onun içinde büyüdün birazcık.
Evet yani biraz içinde büyüyorsun gibi oluyor.
Öyle bir algın oluyor görselliğe dair.
Peki buna dair bir üniversite mi okudun?
Yok hayır ben psikoloji okudum Boğaziçi'nde.
Hiç de bir alakası yok.
Ben bir alakasını kuramıyorum.
Görsellikle ilgili bir şeyler yaparım.
Film çekerim, fotoğrafçılık yaparım.
Herhalde o alanlarda olurum, görsel üreten alanlarda olurum diye hep düşünüyordum.
Ama hani bir yandan bunun çok okulu da yoktu o zaman Türkiye'de.
Yani daha görsel tasarım bölümleri, bu VAV CD'ler falan açılmamıştı.
Sinema okuyabiliyordun ama sinema bölümleri de eğitim olarak da ekipman olarak da bana çok yeterli gelmiyordu.
Yani gidip sinema okuyacağım.
Yani benim üniversite seçimim şey oldu.
Gideyim ilgilendiğim alanlarda güzel bir lisans eğitimi alayım diye girdiğim bir bölüm yani.
Yani şöyle üniversite öncesinde aslında bu ilgin zaten vardı olarak anlıyorum.
Tabii tabii ben film festivallerine falan gidiyordum.
Hatta üniversite sınavı...
Senemde galiba 25-30 film izledim festivalde.
Öyle bir şey değil. Ders çalışmak yerine sinemaya gidiyordum.
Işıktan önce sinema senin zaten kafanda hep olan bir şeymiş.
Ama sonra bir şekilde psikolojiye kaydı.
Yani eğitimsel olarak öyle oldu.
Çünkü o bir tercih diye yurt dışına gidecektim.
Öyle bir maddi imkanım yoktu.
Hani yurt dışında gidip bir film okulu kovalayayım.
Onu okuyayım bunu okuyayım vesaire falan diye.
Ya da çok zor bir hayat işte.
Belki okulun bedava olduğu bir yere gidebilirim.
Hani Almancam vardı.
Alman Lisesi'nden çıktığımda şeyi de almıştım.
Alman diplomasi sınavlarına da girdim.
Orada aslında gidip... kaydolma okuma hakkım var ama nasıl yaşayacağım orada yani hani tipik bulaşıkçılık yap işte orada çalış işte haftada bilmem kaç saat okulun kütüphanesinde çalış oradan sana şu kadar para versinler
falan yani hani göze alamadım sanıyorum o kadar zor bir lisans eğitimini hani burada kalayım hoşuma gidecek bir şey okuyayım diye girdim.
Onun yanında zaten bir şekilde o tarafa öbür tarafa atlarım gibi düşündün yani anladığım kadarıyla.
Ya evet şey sinema kulübü vardı hala da var Boğaziçi Üniversitesi'nde hani Şimdi birkaç tanesinde yönetmen olan falan çok tatlı bir arkadaş grubumuz vardı.
İşte o dergi çıkarıyorduk orada.
Film gösterimleri yapıyorduk.
Eğitimler veriyorduk falan.
Bir yandan şeye başladım.
Reklam çeken bir prodüksiyon şirketine girdim.
Prodüksiyon ve kast asistanı olarak.
Sonra oranın fotoğrafçısı oldum.
Kast ve set fotoğrafları çekiyordum.
Bir tane Nikon F3 makinesi vardı babamın analog.
İşte üç objektifi...
var. Onları değiştire değiştire falan.
Bu üniversite kulüpleri ne kadar değerliymiş abi aslında.
Şimdi geçen hafta Berkan'la konuştuğumuzda da o da aynı örneği verdi.
Mesela o da başka bir bölüme gitmiş.
Ama okulda müzik kulübü vardı abi diyor.
Orada böyle birbirimizi işte gaza getirdik.
Bayağı çalıştık uğraştık.
O çok güzel bir motivasyon olmuş.
Şimdi senin şeyinde de hikayende de o üniversite kulübünün bir küçük etkisi oluyor.
Işıkla ne noktada kesişmeye başladı?
Tesadüf kısmına Şimdi şöyle Mor ve Ötesi diye bir grup vardı.
Bunlar benim lise arkadaşım.
İşte konserler yapıyorlar falan.
Daha pek kimse tanımıyor.
Ender olarak şehir dışına falan gidiyoruz.
İşte ben de en iyi anladığım şey fotoğraflarını çekiyorum.
Hatta bir iki kliplerini falan çektim.
Çok düşük, çok eski falan yani.
Görsel olarak yardım etmeye çalışıyorum olabildiğince falan.
Ama yani bakıyorum mesela sahne fotoğrafı çekeceğim.
Konser yapıyoruz. Ankara'ya gitmişiz.
OTTÜ'de mesela konserimiz var.
Yani var bir takım ışıklar.
Neye göre yanıp söndüğü belli değil.
Fotoğraf çekerken de sana istediğin şeyi vermiyor.
Konserle ilgili de bir şey vermiyor.
Konsere bir katkısı da yok falan.
Yani gide gele biraz göre göre sahneleri.
Ulan dedim ben ne böyle davranıyorum.
Hani bu çocuklarla bir şey yapacaksam.
Bir yerinden bu işini tutacaksam ben bu işi yapayım.
En azından performansa bir katkım olsun.
Bir şekilde fotoğraf, video gerekirse çekilir ama hani o daha işin gözünde ve hayati bir şey gibi geldi bana.
Ufak ufak böyle deneysel başladım gittiğimiz ufak tefek mekanlarda varsa bir ışık masası geç olun falan.
Hatta yani ilk işlerimden birini hatırlıyorum bak.
O da Ottu'daki bir sonraki iş galiba.
Bir sonraki gittiğimiz konser.
O mimarlık hanfisinde.
Mimarlık hanfisinde ışık yapacağım ben.
Bir iki konserde İstanbul'da yapmışım masası olan tiyatro sahneleri falan.
Hani bir şeyi açıyorsun o yanıyor bilmem ne falan.
Bir mantığı var.
Şimdi orada masa yok bir şey yok.
Bir takım şeyler var ışıklar var.
Renklerini değiştirebiliyorsun önlerindeki renk filtresiyle.
Ama ne bileyim işte 12 tane belki lamba var.
Öyle anlatayım ben sana. Ve sigortadan açıp kapılıyor.
Sigortadan açıp kapanması gerekiyor.
Sigortalarda hanfinin arkasında bir tane teknik bölüm yapmışlar.
Minik bir oda. Orada çok dandik bir ses masası var.
Sanıyorum işte hala ses mühendisimiz olan Volkan Gürkan.
Onun başında nasıl bir masaydı.
Bu arada mimarlıkta ses de hep sıkıntıydı.
Hatırlıyorum. Herhalde anlatsa beraber ağlarız.
Nasıl bir ses sistemi vardı.
Işıktaki benim halim de neyse o sahneyi görüyor.
O diyecektim görebiliyorsun.
Ben görmüyorum arkada.
Minik bir sandalyede ya da tabura gibi bir şeyde oturuyorum sigortaların başında.
Yan olarak sahneden gelen şeye tepki veriyorum.
Yazmışım da sigortaları. İşte kırmızı, mavi, yeşil ne filtre taktıysak var.
Orada çatır çutur onlarla oynuyorum ben konserim oyuncağı.
Tırnaklarım kanadı. Konserin sonunda yani.
Bu ekstrem tabii yani.
En zor performansın bu olabilir yani.
Olabilir olabilir. Tesadüf olan kısmı bu yani hani.
Bir yardım edeyim dedim.
O yola girdin. Sonra yıllar içerisinde hani grup büyüdü.
Ben uzmanlaştım.
Bir anda hiç ne meslek yapacağım hayatta ne yapacağım falan diye böyle uzun uza diye düşünmezken ve bu konuda bir kararım yokken bu benim üstüme yapıştı yani.
Bunu yapıyorum. Yani iyi de yapabiliyorum.
Devam edeyim gibi yani aslında bilinçli bir tercih hiç değil.
Ama sanırım... Ama sevdim galiba.
Bu tip tercihler... Öyle oluyor.
Ben kendimi düşününce de abi mesela davul için tam seninle aynı.
Yani bir şekilde o yola girdim ve sonra sorgulamadım kendimi zaten.
Aktı gitti. Tam olarak aslında alaylının tanımı sen oluyorsun olabilir yani abi.
Tam olarak alaylı bir şekilde öğrenmişsin. Bambaşka işler yapıyordum ben mesela.
Üniversiteye girdiğimde ders vererek başladım çalışma hayatına.
Yani işte böyle yabancı dil, matematik.
Yani İngilizce, Almanca, matematik falan bilmem ne falan.
Lise öğrencilerine ders verirsin, para kazanırsın, harçlık yaparsın kendine falan.
Sonra bu dediğim şey Prodüksiyon şirketi işi oldu orada sette bulunmak.
O da bayağı ciddi bir okul oldu bana yani.
Tara Productions'da çalıştım.
Beş sene kadar sanıyorum.
Bayağı da. Ve hani Türkiye'nin en yüksek bütçeli ödüllü reklam filmlerinin çekildiği bir ortamdı.
Çok tepe noktada prodüksiyon nasıl yapılır, iş nasıl yapılır, nasıl planlanır, nasıl bir şeyler şansa bırakılmaz, nasıl B planların olur falan gibi şeyler.
İşte müzikteki saha, festival bilmem ne deneyiminin karşılığı olabilecek bir şey yani.
Başka bir iş ama bir iş yapma metodu, bir yaklaşımı falan gördüm.
Yaklaşımı gördün evet. Başka ne yaptım?
Yani reklam ajansında metin yazarlığı yaptığım bir dönem de oldu.
Bir dergiye fotoğrafçılık, röportaj fotoğrafçılığı falan yaptığım bir dönem de oldu falan.
Bir yandan da ama hep...
Yani şey mor ötesiyle konserler monserler falan devam ediyor.
Ama mesela para kazandıracak bir boyutta değil ki başka şeyler yapıyorum.
Bu ışık olayı biraz daha ciddileşmeye başladığında peki sen işte dediğim gibi tam alaylı yoldan ilerlemiş alaylı bir sanatçı olmuşsun.
Hiç böyle bir şey bir okuluna gideyim bir şey öğreneyim gibi bir kafanda bir şey oluştu mu abi?
Bravo oldu bitirdim ben bu açını.
Dedim ki... Master yapayım bari.
Çünkü askere gideceğim falan.
İstemiyorum o noktada askere gitmek.
Yani hani bari master yapayım.
Çok hevesli miyim belli değil ama hani biraz daha ilgilendiğim alanda bir master yapayım.
O sırada da Sabancı Üniversitesi VAVCD açmıştı.
Görsel İletişim Tasarımı olarak mı?
Türkçesine herhalde söyleniyor.
Orada master'a başvurdum.
Ama dediler ki işte bilim sınavını kaçırdınız.
Olsun dedim yani.
Yine de değerlendirmeye alın.
İşte şeylerim bunlar, dökümanlarım.
Bir tane tek başıma bana bir sınav yaptı.
Seni bayağı almak istemişler abi.
Hatta şey yani sınav sorularından birini hatırlıyorum.
Çay ikram ettiler İncebeyli Bardak'ta.
Ve sorulardan bir tanesi bu.
İkram ve bu sunum hakkında ne düşündüğümdü?
Tasarımcı gözüyle, görsel gözle nasıl baktım falan diye.
Uydurdum tabii bir şey. Oraya girdim ben burslu.
Lojman falan verdiler bana.
Orada İzmit sınırlarında ama lojman.
Fakat okula yakın.
Servis geliyor götürüyor bilmem ne falan filan.
Sürdüremedim çünkü çok fazla okuma yapmak lazım.
Çok fazla sanat teorisi.
Oku yaz oku yaz yani.
Ben makale okumaktan ve makale yazmaktan.
Bitmişim şişmişim zaten lisansta.
Dedim ben bunu yapamıyorum bırakacağım.
Çok sağ olsun o zamanki advisor'ım anladı beni.
Depresyondayım olmuyor gitmiyor.
Hayatım da iyi değil falan gibi şeyler söyleyince Hindistan'a git dedi.
Sözünü dinlemedim. Çok iddialıymış bu arada.
Sözünü dinlemedim. Sağ olsunlar yani evet.
Hakikaten istediler beni orada ama ben beceremedim yani.
Bıraktım ettim falan askere gittim sonra onu aradan çıkardım.
Psikologluk yaptım bir sene askerde.
Ben yanılmıyorsam 2003 sonu benim askerliğim bitti.
2004 baharında dünya yalan söylüyor çıktı.
Yani o albüm ve konser sayısı ve yani bunun artık bir işe dönüşebileceği hissi olmasa ben belki o yıl...
Ulan ne iş yapayım ben bu hayatta?
Akademiye mi geri döneyim?
İşte sinemaya fotoğrafa mı yöneliyim?
Yoksa işte yazıya maziye editörlüğe çeviriye mi yöneliyim?
Ne yapayım falan diye. Düşünüyor olacaktım belki bambaşka bir iş yapıyor olacaktım falan ama zaten hani beraber yürüdüğümüz yolda öyle bir açılım oldu.
Ve bir anda biz böyle atlayıp otobüse bilmem kaç gün evden uzak Anadolu'yu dolaşan konserler yapafa yani saçma sapan bir hayata bir anda dönüştü falan.
Sonra da işte sektörün durakladığı yavaşladığı dönemler hariç salgına kadar pandemiye kadar full speed herhalde durmadan geldik.
Işık'la alakalı ayrıca bir eğitim almadın kendi öğrenmenden başka?
Hayır tamamen kendin okumak, öğrenmek, kendi geliştirmek, araştırmak, işin tekniğine bakmak.
İşte sahada çünkü bir takım hani akıllı olarak mı söyleyeyim intelligent sözde kullandığın masa ama o kadar intelligent değil
yani. Masa programlamak, konsere hazırlanmak bunlarla ilgili.
Kendini geliştiriyorsun. Peki şu an bu alanda ilerlemek isteyen birinin gidebileceği bir okul var mı?
Valla hala yok aslında.
Hani Türkiye'de benim bildiğim sahne tasarımı bölümlerinde bir tane ders oluyor bütün lisans programında.
Özel okullardaki bir takım sanatla ilgili şeylerde, açılan bölümlerde bazen ışık dersi koyuyorlar.
Zaten... O dersi verebilecek akademisyen o yeterlilikte insan sayısı da çok az Türkiye'de.
Peki dünyada var mı abi örnekleri?
Dünyada lisans programlarında daha ciddi ışık görebiliyorsun ya da uzmanlaşabiliyorsun.
Ama çok ciddi master programları var.
Anladım. Burada biraz böyle daha usta çırak gibi bu işler yürüyor.
Dil bilmek çok önemli.
Çünkü yerli pek kaynak da yok doğru dürüst.
tiyatrodan, operadan o sahneden gelen bir gelenek var aslında.
Ama o daha şey hani sabit sahne ışıkçılığına dair.
Şimdi konser deyince de olay başka.
Kullandığın ekipman başka, ekipman sayısı başka.
O ekipman bir turnedeysen sürekli taşınıyor.
Orada sabit bir sahne, bir sistem yok.
Başka şeyler düşünmen gerekiyor yani.
Tam yani yakın bir alan ve aynı alan değil.
Bir de konser ışığı genel olarak tabii çok hareketli, çok dinamik, çok fazla efor isteyen de bir ışıkçılık.
Yani hani planlı programlı yüz kere provası yapılmış bir şeyde bir sonraki sahneye geçerek yaptığın şey mesela bir tiyatroda.
tasarlanmış bir şeyin iyi uygulaması hatasız uygulaması oluyor.
Diğeri daha doğaçlama bile olabilir.
Konserde doğaçlama olabilir.
Yani o an zaten sahnede çalan insan aynı şekilde aynı ölçüde aynı uzunlukta çalmak zorunda değil.
Orada seyircinin bir tepkisi olur.
Orada durur başka bir bölümüne geçer.
Şarkının orasını uzatır bir sürü şey olur.
Orada baya live çalıştığın müziğe de bağlı olarak bir yandan senin de fiziksel bir performans da vermen gerekiyor bazen.
En azından ben bunu Yapmayı seven bir insanım yani.
İşin o kısmındayım biraz da.
Sana şimdi bakınca abi sen ama normalden biraz fazla bir çaba göstermişsin.
O belli oluyor. Biraz kendi kendine öğrenilecek bir şey tabii ki ama yani kolay görünmüyor.
Zor. Bu noktada usta çırak olayı bence çok önemli.
Şimdikilerin şansı o olabilir.
Senin de öyle küçük küçük yaptığını biliyorum bunu.
Yani başka insanlara bu yolda ilerlemek isteyenlere çok yardımcı oluyorsun.
O nasıl gidiyor? Yani sen onu birinden görmedin.
Hepsini kendin... Öğrendin ama onlara şimdi kısa yollar gösterebiliyorsun en azından.
O nasıl gidiyor? Vallahi birinden görmedin dedin ya aslında tam öyle değil.
Benim net bir ustam ya da öğretmenim yok bu alanda.
Ama insanların yaptığı işlerden Türkiye'de canlı izlediğim ya da işte yabancı bir grup geliyor.
Gidiyorsun masalarına oradan bakıyorsun ne yapıyor, ne ediyor, nasıl hazırlanmış diye.
Önünde şarkı listesini görüyorsun.
Nerede ne yapacak, neyi değiştirecek.
Konuşuyorsun bazen o insanlarla konserden sonra bilmem ne.
Sosyalleşme kısmı. Hani Türkiye'de de Türkiye'ye dışarıdan gelip bir takım işler ortaya koyan insanları da izledim.
Ayrıca zaten bir noktadan sonra işte YouTube'dan falan her şey izlenebilir oldu.
Şimdi daha iyi noktada evet.
Biraz zordu işte konser kaseti bulacağın da izleyeceğin de bilmem ne falan video dünyasında falan olacak şey değil.
Hani şimdi bir takım böyle görsellerini çok ciddi en azından koruyup her yerden kaldırtmayan.
Ya da kendi resmi hesabına koyan grupların full konserlerini bile izleyebiliyoruz.
İyi sahneler, iyi şovlar, iyi ışık tasarımları falan.
Bunları görmek mümkün.
Yani tabii ki göre ede, sora öğrendim.
Herkesin bir katkısı olmuştur ama öyle biriyle yoğun çalışmadım.
Öyle bir şansım olmadı. Pek yoktu da öyle biri zaten yani.
Biraz ilklerinden de biriyim.
İlk girenlerdensin bence de.
Freelance işte serbest ışık tasarımı konserlere yapan.
Arek Nişanyan vardı herhalde ben bu işe başladığımda.
Bir tek hala da devam ediyor.
Onun haricinde de yoktu.
Genelde hep firmalarda çalışıyordu insanlar vesaire falan.
Yani hani biraz hatta Mor ve Ötesi'yleyiz.
Ama kimse tanımıyor doğru düzgün onları.
Ama biz festivallerde falan çalmaya başlamışız.
Kendi sesçimizle ışıkçımızla oradayız.
Böyle bakıyorlardı. Kendi teknik ekipleri var.
Işıkçıları bile var. Nasıl bir şey bu falan.
Yani çünkü orada alışılan şey yabancı ekip gelir.
İngilizler kendi ekipleriyle kurulurlar.
Yaparlar işlerini giderler. Türkiye'de olan şey şuydu.
Grup gelir. Belki Rodisi vardır.
O kadar. Abi ne var burada bugün sistem?
İşte şöyle yapalım böyle yapalım.
Yaparlar konseri ama...
Kendi ekipleriyle yapmazlar.
Orada ne varsa. Kim varsa o herkese.
Biz de uzun süre o yoldan ilerlediğimiz için bu örneği çok iyi anlayabiliyorum.
O yüzden şaşırılıyordu.
Bilinçsiziz yani. Şimdi evet yani ben yeni kuşaktan insanlara doğrudan ben bir şeyler anlatmasam ya da bir
eğitim sürecinin olmasak da yol göstermeye, yönlendirmeye çalışıyorum.
Git mesela şurada staj yapabilirsin.
Bu insandan şunu öğrenebilirsin.
İşte şu kitabı oku.
Bu konseri izle gibi.
Benim ciddi diyebileceğim iki tane öğrencim oldu.
Biri Yasin Gültepe.
Şu an Büyükevabukada'yla çalışıyor.
Onların sahnesinin ışığını yapıyor.
Biri de Berat Altunay.
Siz de tanıyorsunuz. Selam olsun.
O da halen beraber çalıştığım asistanım.
O da yeni neslinin yetenekli ışıkçılarından.
O da işte mor ve ötesinde bana yardım ediyor.
Yüzüseyken konuşuruz yapıyordu.
Sonfeci Bisiklet'te sizinle bir sürü konser yaptı.
Beraber çalışıyoruz. Ve yani beraber yol yapmak çok önemli.
En önemlisi o sanırım. O çok garip bir şey.
Yani beraber o sahnede bulunmak, o masanın başında bulunmak.
O gün 8-10 saati beraber geçirmek, beraber konseri hazırlamak, sorunlarla karşılaşmak, üzülmek, çözüm aramak, çözüm bulmak, bulamamak.
Sonra konser heyecanını yaşamak, sonra after party'i yaşamak, kuliste olayı değerlendirmek, onun keyfini çıkarmak falan.
Yani yolları beraber yapmak, uçağa bin, karayolu yap, bütün onları birlikte yapabildiğin kadar yapmak.
Yani benim için de çok iyi oluyor.
Yani çünkü bu usta çırak ilişkisi hep şey diye ben de düşünürdüm.
Yani hani bir şeyi bire iyi yapıyordur.
Şey der annem onu anlatmak için elime bak dermiş.
Evet evet. Bir işin ustası.
O kısmı da var ama aslında usta da bir sürü şey öğreniyor.
Bir kere bir şeyi bildiği bir şeyi nasıl verebileceğine dair çok şey öğreniyor.
Karşılıklı bir alışveriş. Bunun haricinde de İlla boynuz kulağı geçiyor.
İlla farklı bir şeyler araştırıyor, farklı bir şeyler yapıyor.
Senin çok alışık olmadığını düşünmediğin bir şeyleri denemek istiyor.
Onlardan öğrenebileceğin çok şey oluyor.
Evet o da senin kafanı açıyor bir noktada aslında.
Yani beni hayatımın son yıllarında en mutlu eden şeylerden biri aslında bu süreç diyebilirim.
Birilerini yetiştirmek ve onlardan bir şeyler görmek.
Yaptığın işle ilgili beraber düşünmek, fikir üretmek vesaire.
Yani bir artı bir iki olmuyor.
Mutlaka daha yüksek bir sayı buluyorsun.
Bu yani çok güzel bir duygu olduğuna eminim abi.
Çok keyifli. Ben bile yani küçük küçük ders verdiğimde böyle öğrencilerimde bir ilerleme gördüğümde bile çok keyif alıyorum.
Doğru sen de ders veriyorsun. Senin açından senin olayın çok daha büyük bence.
Çok keyifli. Yani özetlersek bugün bu işi yapmak isteyen birinin İki şansı var.
Ya kendi çılgınlar gibi çalışacak, araştıracak ya da bir usta bulup usta-çırak ilişkisiyle ilerleyecek gibi görünüyor birazcık.
Evet eğitim kısmında yurt dışına gitmeyi düşünebilir.
Ya da mesela Türkiye'de sahne tasarımı gibi, görsel tasarımı gibi bölümler okuyup oradan aldığı bir şeyleri kendine katabilir.
Yani doğrudan ışıkla ilgili ona bir şey öğretmeyecektir.
Kendi o yoldan devam et, yürüyebilir.
Zaten... Yani hiçbir iş sadece kendisinden ibaret değil ya.
Kesinlikle. İşte şey Berkan'la olan programını dinledim.
Ne diyordu? Film izleyin.
Harika tavsiyeler yani.
Mükemmel abi zaten. Yani şey işin öyle bir boyutu var.
Şimdi biz çünkü ne iş yapıyoruz onu biraz parçalarına ayırayım.
Bir kere en başta şey diye anlattım ya gördüğün şeyi yapıyoruz sahnede.
Ama şimdi bir kere o gördüğün sahne nasıl oluşuyor?
Onun tasarımı var. Birinci yani ışık tasarımcısı ne yapar?
Birincisi o sahne nasıl bir şeye benzeyecek ışıklar açık değilken.
Yani dekor olacak mı?
Nerede olacak? Işıklar nasıl asılacak?
Asılacak mı hepsi? Yerde ışıklar mı olacak?
Yanda mı olacak? Seyirci tarafında bir şeyler mi olacak?
Oranın tamamen şovun en iyi olmasını düşünerek.
Evet temelden başlayarak.
Temelden başlayarak o sahne nasıl bir şeye benzesine tasarlamak, çizmek.
Evet güzel bir nokta. Onu gerçekleştirmek kısmı var.
Yani diyorsun ki ben böyle bir sahneyi istiyorum bu kurulsun.
Diyelim o kuruldu.
Sonra işte bilgisayarda evde yapıp hazırlayıp gelebilirsin ya da oradaki ışık masasında ayarlıyorsun renklerini, efektlerini, pozisyonlarını, beraber
kullanacağın ışıkları vs.
Bir zihinsel haritasını oluşturuyorsun kendine yapacağın şovun.
O performansta nelere ihtiyacın olacak?
Onları biraz böyle palet, dizer gibi önüne diziyorsun.
Bir takım hazır programlar halinde orada masadaki tuşlara, faderlere atıyorsun.
Her şey tamam mı?
Hazır mısın? Tamam bunu da yapıyorsun.
Bu da ikinci tasarım boyutu.
Hayal ettin ve bir şeyler hazırladın kendini.
Ama bilmiyorsun orada o an geldiğinde cebinden çıkaracağın hazır bir şeyin var mı?
Tam olarak bilmiyorsun yani.
Çünkü normalde diyelim 20 şarkılık bir şarkı listesine çalışmışsın sen çok iyi biliyorsun onu.
Ama iki tane şarkı eklediler.
Evet. Belki hayatında o şarkıları duymadın.
Belki de çok iyi biliyordum. Çünkü yeni başlamışsın o grupla sanatçı ile çalışmaya.
Belki zaten iki gün önce provada çıkmış bir şeyi öyle çalalım dediler seyirciyi sevdikleri için.
Olabilir. Belki şarkıyı biliyorsun ama canlı halini bilmiyorsun.
Belki canlısına o gün öyle çalmayacaklar.
Bir hazırlığın var.
Yüzde yüz emin değilsin ama boş da değilsin.
Var bir şeylerin çıkartabileceğin.
Konseri bekliyorsun. Bu da ikinci aşama.
Üçüncü aşamada konserde ne halt yediğini çok affedersin.
Orada başladı.
Çıktı sahneye grup.
Ne açacaksın?
Ne yapacaksın? Hangi şarkıyla giriliyor?
Nasıl bir etki bırakmak istiyorsun? Çarkı arası ne yapacaksın?
Çarkı değişti sonraki şarkı renk mi değiştiriyorsun?
Tavır mı değiştiriyorsun? Nasıl devam edeceksin?
Bunları düşünerek üçüncü tasarım yani performansın baştan sona zamansal akışında senin verdiğin reaksiyon.
O da şarkı bazında düşünürsek bir şarkı trafiğini nasıl takip ediyorsun?
Sen kafanda nelere bölüm olarak onu ayırmışsın?
Nerede hangi etkiyi vermek istiyorsun?
Tansiyonu belirliyorsun aslında biraz daha.
Yani neyi nasıl yapacağını aşağı yukarı programlamışsın masaya orada koymuşsun.
Bir de onun uygulaması var.
Uygulaması da aslında yaratıcı olabilecek bir süreç.
Anlık kararlarla, spontane.
Yani aslında benim en sevdiğim şeyden bahsedeyim.
Bütün bu üç tasarım süreci sonunda geldiğin nokta.
Sahnede çalan insanların akışına bir şekilde devamen uyum sağlayıp.
O akışı besleyen.
Bütünleşiyor işte abi. Bütünleşen.
Onlara bir enerji veren.
Onlardan aldığın enerjiyi aktaran.
Bazen seyirciyi hareketlendiriyorsun.
Bazen müzik seyirciyi hareketlendiriyor.
Sen ona tepki veriyorsun. Seyirci daha da coşuyor.
Böyle bir seyirci.
müzisyen ve senin bir arada olduğun bir akış.
İdeal konserde benim için ne o akışın kesilmeden 15-20 şarkı sürüdüğü böyle aktığımız gittiğimiz nefis bir şey yani.
Oluyor mu her zaman öyle? Olmuyor.
Ama ideali bu yani.
Dedin ki işte askerden döndüm.
Dünya yalan söylüyor çıktı.
Yavaş yavaş işler böyle daha ciddiye binmeye başladı falan filan.
Sen de kafada artık o yola girdin bir şekilde ve gidiyorsun.
O aslında farkında değilsin ama senin için büyük ihtimalle bir dönüm noktası oldu zaten o albümden sonrası.
O an muhtemelen hiçbirimiz farkında değildik ama.
Bu süreçte mesela ailenin ve çevrenin tepkileri ne oldu?
Niye o döneme özellikle o dönemi soruyorum?
Çünkü öncesinde başka işler de bir şekilde yapıyordun.
Ve hani bu çocuk onu da yapıyor onu da yapıyor.
Ama artık sadece ışıkçılığa doğru o sanata doğru gitmeye başladın mesela.
Orada tepkiler ne oldu çevrenden onu merak ediyorum.
Aydan aya böyle maddi bir şeyler düşünmeden, koşturmadan, hesap kitap yapmadan sürdürebilecek noktaya gelinceye kadar genel olarak herhalde herkesin bakışı ulan bu
iş olur mu sürer mi falan filandı ama biz daha mesela işte Harun ben annem konuşmuştuk bunları.
Hani o sadece benim için değil hani Harun da müzikle ilgili bir kariyer yapmayı düşünüyor.
Ben de çok seviyorum ve...
Katkıda bulunmak istiyorum falan. Yani ne olacak sizin haliniz?
Çocuklar gibi bir bakışı vardı da bir ailede.
Ama bir yandan da hani köstekleyen hiçbir şey yok.
Yani ben şey belki biraz inançsızlık olabilir.
Ulan bu işler de zor falan filan.
Şüphe olabilir evet. Şüphe olabilir ama destek hep vardı herhalde.
Yani kimse manyak mısın?
Niye böyle bir şey yapıyorsun? Hemen kendine bir iş bul.
Maaşlı çalış bilmem ne falan filan demedi diye düşünüyorum.
Ya belli ki zaten bu konuda açıklarmış abi.
Herkesin aslında merak ettiği ve önem verdiği ülkemizde özellikle.
İşin maddi yönü nasıl ilerledi senin için abi?
İlk yıllarda bayağı dil gibi çalış.
İşte sürümden kazan.
Kenara koyabiliyorsan koy falan gibi gidiyordu.
Böyle çok büyük bir getirisi yoktu.
Aslında ama bu sadece müzik sektörü için değil birçok Türkiye'de severek isteyerek yapılan sektör için geçerli.
Çok büyük... pasta zaten yok.
Çok büyük paralar dönmüyor.
Ama işinde iyiysen, çalışkansan, yeterince vakit ayırıyorsan, çalışıyorsan bir şekilde hayatını sürdürüyorsun.
Tabii işte çalıştığın isimler büyüyünce, sen kariyerinde geliştikçe kazandığın paralar da artabiliyor.
Ama böyle zengin olunacak bir alan kesinlikle değil yani.
Ne kadar yol yapsan, Karayolu ile uçakla gitsen yorulsan üst üste konserler turneler yapsan da sonra kendine bir vaktin kalıyor.
Ben o kısmını seviyorum.
Çok yorgunsun bitmişsin eve garip bir saatte gelip böyle bam diye bayılıyorsun.
Birkaç gün yataktan çıkmak istemiyorsun belki falan ama çok hoşuma...
Gidiyor benim o yani.
Ama çok güzel bir his gerçekten abi ya.
Ve work hard party hard bile değil.
Çünkü party hard kısmı ya işte konserden sonra after party de tüketmişsin ya.
Ev kısmı böyle hard olan bir şey yok.
Eğlenceli olan bir şey yok ama işini güzel yapmaktan veya aşırı yorgun olmaktan dolayı bir mutluluk bir huzur var falan.
Onu da seviyorum sanırım. Yoksa böyle çok büyük paraların döndüğü çok hayatında lükslere müthiş imkanlara kavuşabileceğin
işler değil.
Müzik sektöründeki işler.
En azından sahneye emek veren insanlar için diyorum.
Tam buraya gelmişken zaten hep başımızı ağrıtan kafamıza takılan şeyi de konuşalım.
Türkiye'de bu noktada sence neler gelişebilir?
Neler eksik? Mesela yani sadece sahne emekçileri değil bütün müzisyen hepimizi bir sayalım yani aslında.
Farklı da değiliz çok. Senin bu konuya bakış açında Türkiye'de ne gelişebilir?
Neler eksik bizim tarafımızda değil?
Yani ışık kısmında daha böyle ince bir şeyden bahsedeyim.
Şimdi Türkiye'de bir sanatçının bir ışıkçısı vardır ve her şeyini o yapar.
Yani bu söylediğim süreçler var ya deminki 3 aşama yani hani sahnenin tasarımı, yapılacak performansa, programların hazırlanması ve performans.
Şimdi bunların hepsini aynı insan yapıyor bizde.
Dışarıda tabii Çok büyük bütçelerle çok planlı onlarca ayaklık bazen yüzlerce ayaklık turneler yaptığı için dışarıdaki isimler.
Dolayısıyla sırf Işık ekibi 20 kişi olabilir bir turnenin.
Bizde bir kişi. Yani tamam bir kişi demeyeyim.
Grup adına sanatçı adına çalışan bir kişi.
O gün gittiğinde o gün orada o sahneyi kurmuş olan firmanın.
teknisyenleriyle beraber çalışıyorsun.
Ama ertesi gün bir başka firmanın teknisyenleriyle çalışıyorsun.
Yani bu şey şirketlerde hani bir iş tanımı olur ama herkes iş tanımının dışında birçok şey de yapar ya bu durum o oluyor birazcık.
Sen aslında bir şey yapıyor gibi görünüyorsun ama birçok şey yapıyorsun.
Yani belki de bir ekibin yapacağı şeyi Türkiye'de tek başına yapıyorsun.
Haklısın o konuda. İş bölümü açısından çok büyük farklar var ışıkla ilgili yani yurt dışıyla kıyasladığımızda.
Sektörel olarak da işte sahne yemekçilerinin hiçbir sosyal güvencesi, örgütü, hiçbir şeyi yok.
Yani serbest, iş olduğunda iş başına para alan, iş olmadığında ne yapacağız diye kara kara düşünen insanlarız.
En büyük sıkıntı bu olabilir ya.
10 aydır da salgında yaşadığımız aşağı yukarı böyle.
Kime sorsan herhalde kararmıştır bu konuda yani.
Değişmesi gereken çok şey var.
Bu süreçte belki bir şeyler değişir, düzelir diye ümit ediyorum.
Umarım dünya bir gün normale dönerse biz de sektör olarak daha hazırlıklı, daha organize oluruz.
Olmalıyız aslında. Hep beraber yürümek lazım.
Hep beraber adım atmak lazım. Netflix'te bir belgesel vardı.
Session gitaristlerle alakalı.
Session müzisyenlerle pardon.
İzlediniz mi bilmiyorum ama tam senin bahsettiğin şey yani.
Adam diyor ki ben sahne olduğunda varım.
Onun dışında yokum. Yani bunun en azından sosyal güvence kısmında bir şeye getirilmesi lazım Türkiye'de.
Bir seviyeye getirilmesi lazım ki sen de işini daha kafan rahat yap abi yani.
Dediğin şeyde bir noktayı tersine çevirmek istiyorum.
Dedin ya sahne olduğunda varım.
Ben ters taraftan da bakmak gerektiğini düşünüyorum.
O müzisyen varsa zaten sahne var.
Doğru. Sesçi, ışıkçı, rodi.
Orada çalışan insanlar varsa sahne var.
Zaten bunlar yoksa sahne diye bir şey yok.
Performans diye bir şey yok. Sanat diye bir şey yok.
Duruyor her şey yani. En önemli nokta bu.
Senin mesleğinle alakalı da abi.
İnsanlar, genel toplum bunun farkında değil aslında.
Yani sizler olmasanız, bu müzik emekçileri olmasa aslında o sahne olmayacak zaten.
Belki insanlar yavaş yavaş anlamaya başlar diye düşünüyorum.
Farkındalık oluşmaya başlar diye düşünüyorum.
Bu açıdan güzel oldu. Yani o dediğim şey de biraz...
Buna bağlı hani bir takım yardım kampanyaları oluyor.
Bir farkındalık çok şükür ki oluşmaya başladı.
Normale dönüldüğünde umarım bu örgütlenme dayanışma ruhu devam eder.
Çünkü şu anda bile inanılmaz borç içinde olan, son derece depresif hayatlar yaşayan, geleceği kesinlikle göremeyen.
Elimden ne iş gelir de acaba kiramı öderim diye düşünen insanlar bu sahne yemekçileri yani.
Başka eklemek istediğin bir şey var mı kafanda?
Hep bu mesleklerle ilgili konuşulduğunda şey gibi bir algı var.
Bu meslek niye yapılmamalı?
Çok güzel bir nokta.
Çok ender bazı işler haricinde çoğu farklı işler yapan insan şey diyor ya yani tamam çok...
İyi tarafları var öyle görünüyor olabilir ama aşırı zor ve kabus gibi tarafları da var.
Yani hani kime sorsan yapmayın.
Onun okuluna gitmeyin.
Evet. Kesinlikle bulaşmayın falan.
Şimdi ben büyürken mesela işte ailemde sinema vesaire vardı.
Bana söylenen şey asla sinemayla ilgili bir şey yapmayın.
Abi kesinlikle. Ama ben ne yapıyorum?
Sinemacı olmayı düşünüyorum. Yani.
Ama işin öbür tarafı da var.
Ben ne bileyim benim meslekle ilgili belki bana güzel gelen şeyleri biraz eksik bırakmışsam onu söyleyebilirim.
Benim için mesela bir ışık tasarımcısı ya da ışıkçı nedir konserde çalışan?
Ve niye bundan keyif alıyorum?
İyi bir ışıkçı...
kötü bir davulcu ile kötü bir piyanist arası bir şeydir diyorum ben.
İyi olsa zaten belki çıkacak çalacak.
Ama yani hani müzikle bir bağ vardır.
Bir ritim duygusu vardır.
Ama hani müzisyenden çok Müziği seven, takdir eden, parçası olmaya çalışan, ona bir şey katmaya çalışan ekstra bir insan.
Farklı yetenekler gerektiriyor.
Yani görselliğe bir duyarlılık, bir göz gerektiriyor.
Ben biraz belki fotoğrafta sinemayla bağlı oradan yani.
Bir performansı nasıl en seyri keyifli o duyguyu geçirecek şekilde.
planlayabilirsin, onunla sunabilirsin bununla ilgili biraz.
Biraz sahnenin tozuyla ilgili olduğunu düşünüyorum.
Çünkü ışık sahnenin tozunu gösteren şey yani.
Evet. Gerçekten bazen toz olarak da görürsün.
Evet. Tozlu sahneler vardır.
Aynen. Silmemişlerdir. Kesinlikle.
Ya da etraftan yağıyordur ya da açık havadır bir yerden geliyordur.
Çok doğal. Yani o ışığı verdiğinde oraya sahneye sis vesaire falan bir efekt vermesen bile bir sahnenin tozu vardır ve o Böyle hafif bir hareketi vardır onun.
Aslında benim işle ilgili sevdiğim şey o.
Yani onu göstermek.
Yani çok şiirsel bir anlatım oldu ama.
Ama güzel oldu. Şunu söylemeye çalışıyorum müzikle ilgili.
İyi bir fanıdır o grubun ya da sanatçının.
İyi bir bağ olması gerekiyor hem de arada.
İyi bir fanıdır. Yani severek, isteyerek, çok hoşuna giderek.
bir parçası olduğunda o büyük farkı yaratıyor.
Kesinlikle. Yani.
Hatırlıyorum sana. O yüzden mesela ne bileyim benim mor ve ötesiyle yürüdüğüm yol benim için değerliydi.
Çünkü inandığım bir şeydi.
Sevdiğim bir müzikti. Sevdiğim insanlar da.
Şimdi de işte sizin gibi yeni insanlar tanıyorum.
Sevdiğim yeni müzikler keşfediyorum.
Ve çok hoşuma gidiyor yani.
Kim orada gerçekten bu performans için, bu grup için çalışıyor ve benle beraber taşın altına elini sokar.
Kim bugün hani burada işimi yapayım.
Geçiştirir. Yok geçiştirmek de değil.
İşini iyi de yapıyor olabilir. Bak.
Mesela teknik olarak aynı düzeyde işi yapan adamlar olsun bunlar.
Aynı duygusallık da olmayabilir. Ama mesela seste seyircinin dinleyeceği mixin başına koyduğun adam senin oradaki ses mühendisin.
Seyircinin duyduğu sesi yapan adam yani.
Senin müziğini seviyorsa, biliyorsa ve Kalbi o müzik için atıyorsa mutlaka başka bir şey katıyor.
Işıkçı da aynı şekilde.
Kesinlikle. Orada yani o müzikle coşan, zıplayan, dans eden, kafa sallayan ve çok eğlenen bir ışıkçı orada bir akışın içindedir.
Çok mutludur. Olan biten her şeyden çok mutludur.
Kendi katkısından çok mutludur.
Böyle tarif edeyim. Ben o anların içinde olmak için yapıyorum bu işi.
Süper. Süper abi.
Çok teşekkür ederim ya. Çok yani tutkun.
O kadar güzel yayıldı ki buraya.
Bence dinleyenler de hissedecek dinlediğinde.
Çok sağ ol. Teşekkür ederiz.
Geldiğin için ve güzel sohbete katıldığın için.
Ben çok teşekkür ederim. Bayağıdır konuşuyorduk.
Şimdi kısmet oldu. Tabii tabii.
Çok başlardan beri bildiğin bir şeydi bu senin.
Yani senin için de herhalde bilmediğin tarafları vardı hikayenin.
Tabii canım zaten benim açımdan çok iyi konuşmuştuk ama çok ben de mutlu oldum.
Çok teşekkür ederim.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
