
Dünyada 1 milyondan fazla ailenin tercih ettiği NovaKid ile 4-12 yaş arası çocuklarınız, profesyonel eğitmenlerle oynayarak ve konuşarak İngilizceyi doğal bir şekilde öğrensin!
🎁 Alternatif Vizyon Özel İndirim Kodları:
VIZ15: Haftada 2+ seans için %15 İndirim
VIZ30: Haftada 3+ seans için %30 İndirim
🔗 İlk seans ücretsiz! Hemen denemek için tıklayın.
Instagram: alternatifvizyonpodcast
Bu bölüm "NovaKid" hakkında reklam içerir.
Transkript
Altyazı M.K.
Her şey yolunda mı? Her hafta tabii düzenli yaptığım için podcast bölümlerini.
Bir şey olmuş olmalı bu kıza diye düşündünüz.
Çok iyiyim. Şu anda her şey yolunda. Ama her şey yolunda değildi.
Bu yüzden zaten yeni bölüm yayınlayamadım.
Sebebini biraz sonra anlatacağım. Sonlara doğru anlatacağım.
Son birkaç ayda yaşadıklarımdan kendimi bir pay çıkardım.
Ve bir çocuktan bir hayat dersi aldım arkadaşlar.
Geleceği yatırım yapmakla ilgili.
Sizinle de paylaşmak istiyorum.
Ve bunun bazı bilimsel gerçeklerini araştırdım.
Her zamanki gibi alanında en iyi isimlerden feyz alarak bu bölümü hazırladım.
Bu bölümde geleceğinizi aktif olarak inşa edebilmeniz için disiplinler arası yöntemleri anlatacağım.
Öncelikle arkadaşlar her ne kadar bilimsel yöntemleri, araştırmaları anlatacak olsam da şunu belirtmek istiyorum.
Geleceğinizi yaratabilmeniz için yaşanmışlığınızın acıtan kısımlarını,
travmatize etmiş taraflarını bertaraf etmeniz gerekiyor.
Bunu yapmanız lazım.
Çünkü hepimiz moralimizi bozan, umudumuzu ve motivasyonumuzu kıran olayları deneyimledik.
Kendimize, geleceğimize yatırımlar yaparken bu yaşadıklarımız elbette aklımıza gelecek ve bizim pasif kalmamıza sebep olacaklar.
Ama lütfen şunu unutmayın.
Dünyayı nasıl görmeyi seçtiğiniz geleceğe olan umudunuzu belirler.
Yüzlerce kez çok çabalayıp da umutsuzluğa düşmüş biri olarak söylüyorum.
Yardımlara olan inancınızı ve umudunuzu yitirirseniz üzülen tek kişi sadece siz oluyorsunuz ve bundan sadece siz zararlı çıkıyorsunuz.
Yani geleceğe dair öyle bir umudunuz olacak ki öyle saf ve tek bir umudunuz olacak ki bunu kimse kıramasın kimse sizi durduramasın.
Hani Atatürk yetim bir çocukken iki kuruşum varsa bir kuruşuyla gidip kitap alırdım, okurdum demişti ya.
Hem kendisi hem memleketi için, umutlu yarınlar için, özgür yarınlar için bunları düşlemişti ya.
İşte böylesi saf bir umudunuz olsun ve hayallerle, hislerinizle yarınlarınıza yatırım yapın.
Virginia Woolf demiş ya bir hayali öldürmek bir gerçeği öldürmekten daha zordur diye.
Böyle çok içimi titreten bir sözdür bu.
Çok güzel değil mi ya?
bir hayali öldürmek bir gerçeği öldürmekten daha zordur.
O yüzden hayal kurmak önemlidir işte arkadaşlar.
Mutlu yarınlara diyorum ve ilk bilimsel yoldan başlıyorum.
Geleceğinize doğru yolculuk yaparken yanınızda taşıdıklarınıza,
götürdüklerinize dikkat edin.
Çünkü sadece sevmek yetmiyor, seçilmek de gereklidir ilişkilerde.
Ve çağımızın bulaşıcı hastalıklarından sevdiğimiz insanları
oldukları gibi görmemek.
Biz sevdiğimiz insanları oldukları gibi görmüyoruz.
Bazen onları olmalarını istediğimiz kişi gibi görüyoruz.
Yarınlarımıza beraber gidiyoruz.
Ve bir bakıyoruz ki hayatımızın %70-80'ini kaplayan kişi istediğimiz kişi değil.
Ve yıllarca bir yalana yatırım yapmışız onu yanımıza tutarak.
Psikolog Sandra Murray bir araştırma yapıyor bu konuyla alakalı.
Çiftleri alıyorlar.
Aynı soruları ayrı ayrı yerlerdeyken soruyorlar.
Tam 3 tane soru sormuşlar bu çiftlerimize. Demişler ki siz nasıl bir insansınız kendinize anlatın. Sonra sevgiliniz nasıl bir insan onu tarif edin işte onu anlatın. Son soru olarak da demişler ki sizin için ideal bir sevgili nasıl olmalı yani özellikleri nelerdir diye sormuşlar.
Sonra sonuçlara bakmışlar insanların sevgililerini tarif ederken gördükleri kişiyle görmek istedikleri kişinin neredeyse aynısı olduğunu.
Ve sonuçlara bakmışlar insanların sevgililerini tarif ederken gördükleri kişiyle görmek istedikleri kişinin neredeyse aynı olduğunu görmüşler.
Yani sanki herkes ideal sevgiliye sahipmiş gibi tarif etmiş arkadaşlar.
Ve görmüşler ki çiftler sevgililerini ilişkilerdeki doyumlarını arttırmak ve ilişkilerinin devamlarını sağlamak için yalnız kalmamak için idealize ediyorlar.
Diyelim ki sizin için idealizan işte sakin, anlayışlı birisi tamam.
Sakin olmalı, anlayışlı olmalı.
Ama karşınızdaki kişi o kadar da anlayışlı değil yani sevgiliniz.
Ama siz onu seviyorsunuz.
Biliyorsunuz işte beyniniz onu yanınızda tutmak için size karşı yaptığı anlayısız bütün davranışları haklı göstermek için bahaneler üretiyormuş arkadaşlar.
Mesela akşam arkadaşlarınız sizi görüşmek için, sizinle görüşmek için davet ettiler sizi yemeye.
Uzun süredir görmediğiniz arkadaşlarınız.
Sevginize söylüyorsunuz işte diyorsunuz ki iş çıkışı işte kızlarla buluşacağız yemek yiyeceğiz birbirimizi çok özledik uzun süredir görmedim.
O güne çok yoğun bir gününüz.
Sevginiz diyor ki ya hayatım o kadar yoğun çalıştın o kadar uğraştın şimdi dışarı çıkacaksın saatlerce oturacaksın kalabalık ses gürültü bilmem ne ya saçmalama sonra ertile hafta sonu bakarsın.
Sen diyor eve gel işte yemeğimizi yiyelim ayaklarını uzat ben seni düşünüyorum dinlen diyor.
Yani gitmenizi istemiyor.
Resmen sizi engelliyor.
Bahanesine kılıf buluyor.
Siz de bunun böyle olduğunu anlıyorsunuz.
Ama buna rağmen anlamamış gibi yapıyorsunuz.
Anlayısız davranmasına okey vermiş oluyorsunuz.
Ve yıllar yıllar sonra bu anlayısızlığın derecesi artıyor.
Ve siz geleceğinizde mutsuz bir ilişkide oluyorsunuz.
Şimdi diyebilirsiniz ki bana hani Ayça insanlar değişebilir.
Hani böyle yapıyor olabilir ama ben onunla güzelce konuşurum ve değişebilir.
Yani beni o çok seviyor şu anda ben biliyorum beni yanında istiyor.
Sırf bu yüzden böyle yapıyor yani değişebilir ileride.
Ben onu anlatacağım.
İnsanlar tabii ki değişebilir arkadaşlar.
Ama sizin onu çok sevmeniz, çok sabretmeniz, çok beklemeniz onun değişeceğinin garantisi değildir.
Yani yanınızda tuttuğunuz insanlarla beraberken kime dönüştüğünüze bakmanız lazım.
Zamanla nasıl bir insana dönüşüyorsunuz o sizinle varken?
Yani geleceğinize, yarınınıza aldığınızda o insanla beraber yürürken siz zamanla nasıl bir insana dönüştünüz?
Yani eğer şu an bu sorduğum soruya vereceğiniz cevap eğer sizi tatmin ediyorsa siz şu anda olduğunuz kişiyle şu anda olduğunuz ilişkide geleceğiniz için doğru bir yatırım yapmışsınız demektir.
Bilimsel olarak şöyle bir açıdan bakalım arkadaşlar.
Şöyle bir gerçek var.
sevildiğimizi ve değer gördüğümüzü hissettiğimizde beynimizin ödül sistemleri aktif oluyor.
Bunu buradan da anlayabilirsiniz.
Yani düşünün beynimiz motivasyon, ödül, stres ve tehdit değerlendirilmeleriyle çalışan bir sisteme sahip.
Bunun üzerinde sizi mutsuz eden sevgililerle olduğunuzu düşünün gelecek falan kalmaz arkadaşlar.
Mesela beynimizde profontal korteks diye bir bölge var.
Çok basit anlatayım.
bu bölge karşımıza bir tehdit çıktığında ne kadar tehlikedeyiz diye soruyor.
Yani durum değerlendirmesi yapıyor.
Bilim insanları da bu bölgenin durumunu incelemek için bir grup kadını alıp onlara fiziksel acı veriyorlar.
Ve bu fiziksel acıyı verirken sevgililerinin fotoğraflarını gösteriyorlar.
Ve bunu gösterdikleri anda da beyin taraması yapıyorlar.
Ve arkadaşlar bunu yaptıklarında o korteks dediğim bölgenin aktivasyonun azaldığını görüyorlar.
Yani yanınızdaki insan zaten hayatınızdaki stres kaynaklarından biriyse beyninizin dinlenmesi gereken yerde yeni bir problem çözmeye başlıyorsunuz.
Ne demek istedi? Niye böyle söyledi? İşte bir şey mi saklıyor?
Enerjinizi işinize, kendinize, geleceğinize harcamanız gerekirken ona harcamış oluyorsunuz.
Zaten arkadaşlar kimse kusura bakmasın böyle insanları zaten en kötü 6 ayda biz tanıyoruz, görüyoruz.
Hatta Rabbimizden işaretler bile geliyor.
Hani bu yanlış insan bak buna yatırım yapma işte buna para harcama buna zaman harcama buna enerjini harcama diye zaten ilk 6 ay bile belki çok söyledim.
Hani o insanın ne olduğunu gelecekte yanımızı tutup tutmamız gerektiğimizi aslında anlıyoruz.
Ama dediğim gibi arkadaşlar bir yalnız kalma korkumuz var.
Bir de o ilişkiden aldığımız biraz sevgi kırıntıları varsa onu artık almama ihtimalimiz var.
Ve bu ihtimaller bize çok korkutucu geldiği için işte beynimiz onu bazı makyajlarla örtüyor onun kötü taraflarına ve biz yanlış insanlara yatırım yapıyoruz.
Yanlış insanlara yatırım yapmak pişmanlıktır.
Bütün yıllarınızı çöpe atarsınız belki gençliğiniz gider, belki sizin enerjiniz biter, belki bildiklerinizi, yeteneklerinizi unutursunuz.
O kadar lanet bir şeydir arkadaşlar.
Ve aslında onunla iken yaşadıklarınız bas bas bağırır size.
Bunu bırak bundan sana gelecek çıkmaz mutlu yarınlar çıkmaz diye ama işaretleri yanlış anlarız.
Bir kuru tahta niteliğinde olan sevdiğimizi sandığımız o insana tutunmaya devam ederiz.
Bir şey sanırız onu devam ederiz tutunmaya.
Evet böyle şeyler yaşıyorum ama gerçekte o beni çok seviyor.
Evet böyle söylemiş olabilir ama o anda çok sinirlendiği için söyledi.
Bakın bir gün birisi Mevlana'ya gidiyor.
Diyor ki işte diyor eşim diyor sevgilim diyor beni diyor aldattı diyor.
Ve ben onun pişman olduğunu gözlerinde görüyorum.
Sence onu affetmeli miyim diye soruyor.
Mevlana diyor ki aptal olma bir kere yapan bir daha yapar diyor.
İşaretler dedim kuru tahta parçası falan dedim.
Bakın gerçekten çok sevdiğim bir hikaye var.
Bunu not almamıştım ama söyleyeceğim.
Güzel bir hikaye çünkü.
Şimdi bir tane okyanusta yol alan bir gemi var.
Gemi işte kaza yapıyor bir şeyler oluyor.
Ve ondan dolayı gemi batıyor.
Ve sadece bir kişi sağ kurtuluyor tamam mı?
Ve dalgalarda adamı böyle bir tane küçük ıssız bir adaya sürüklüyor.
Adam tabii ilk günlerde kendisini kurtarması için bakıyor etrafta hiçbir şey yok.
Başlıyor işte Rabbine Allah'ına yalvarmaya.
Yalvarıyor yakarıyor.
Sonraki günlerde işte yalvarıyor yakarıyor.
Bakıyor ki hiçbir şey yok.
Yardım yok.
İşte etrafta da hiçbir şey yok.
Uzaklara bakıyor bakıyor hiçbir şey göremiyor.
Zaten açlıktan, yorgunluktan görüşü de azalmış.
Ne gelen oluyor ne giden.
İşte diyor ki hadi ben o zaman kendime diyor.
Bir yer yapayım hani yağmurdan korunayım hayvanlardan korunayım rüzgardan korunayım ağaç dallarından işte yapraklardan bir tane öyle bir kulübe yapıyor.
İşte balık avlıyor pişiriyor yiyor falan işte sonra yine ufuklara bakıyor uzaklara bakıyor gözlüyor hiçbir şey göremiyor.
Günler böylece geçiyor arkadaşlar sonra bir sabah yine uyanıyor acıkıyor tabii ki gidiyor diyor ki ben bir balık avlayayım.
Gidiyor adanın öbür tarafına sonra geliyor bir bakıyor ki o tek tutunduğu dal olan tahta kulübesi alevler içinde cayır cayır yanıyor.
Yani düşünün adadasınız hiçbir şey yok sığındığınız tek bir kulübe var işte öyle çar çöple yapmışsınız.
Yani başınıza gelebilecek en kötü şey ne?
Kulübenin yanması değil mi? Sizin açıkta kalmanız.
En kötü şeyi yaşıyor o anda deliriyor kafayı yiyor.
Keder içinde öfke içinde böyle kalakalıyor.
Tamam diyor ben diyor artık diyor bu ıssız adada başıma sokabilecek bir yer diyor.
Ben diyor öldüm bittim kaldım diyor.
Sonra uykuya dalıyor.
Ağlıyor sızlıyor işte yorgunlukla uykuya dalıyor.
Sabah uyanıyor.
Uyanırken sesler yürültüler duyuyor.
Bir düdük sesleri bir bağırışmalar çığırışmalar bir şeyler.
Gözlerini bir açıyor ki kocaman bir gemi yanaşmış arkadaşlar adaya.
Ve birkaç tane insan onu kurtarmak için ona doğru yürüyor.
Şaşırıyor diyor ki siz diyor yani beni nasıl buldunuz diyor.
Benim burada olduğumu nasıl anladınız diyor.
Onlar da diyorlar ki dumanla verdiğin işareti gördük ve o işarete göre geldik.
İşte tutunduğunuz o son dalın olduğunu düşünüyorsanız yanındaki insanın.
Yani ben hani bu yaştan sonra ya da artık çok denedim olmuyor.
Bu bulabildiğimin en iyisi.
Artık bununla devam edeceğim diyorsanız geleceğinizi çöpe atıyorsunuz arkadaşlar.
Tutunduğunuz o son dal sandığınız şey belki de çok güzel bir geleceğin başlangıcı olabilir.
O yüzden bu benim son tutunduğum dal diye düşünüp kimseye bağlı kalıp yarınlarınızı mahvetmeyin.
Ve geleceğimizi yaratmanın ikinci bilimsel yolu.
Geleceğinizi yaratmak istiyorsanız bugün iyi olduğunuz şeylere değil,
beyninizin sürekli kaçtığı, yapmak istemediği, üzerine düşünmek bile istemediği şeylerle ilgilenmek.
Sürekli zaten iyi olduğunuz şeyleri tekrarlamak yerine henüz iyi yapmadığınız
ve sizi zorlayan beceriler ve düşünceler üzerinde amaçlı bir şekilde uğraşırsanız
geleceğinizi parlak bir şekilde yaratmış olabilirsiniz diyor psikolog Andrews Erickson arkadaşlar.
Erickson yıllarca sporcularla, müzisyenlerle çalışmış bir psikolog.
Amaçlı çok çalışma uzmanı aynı zamanda.
Diyor ki zaten bildiğiniz, savunduğunuz bir konuyu destekleyen kitapları okur.
Sizinle aynı fikirdeki insanlarla zaman geçirirseniz sadece kendinizi rahat hisseder
ve geleceğinizi hazırlamamış olursunuz diyor.
Bizim arkadaşlar sürekli yaptığımız bir şey var.
Ne o?
Düşünmek.
Sürekli yaptığımız bir iş zorlu da bir iş değil mi?
Beynimiz arkadaşlar vücut enerjimizin neredeyse %20'sini tüketiyormuş.
Yani vücut ağırlığımızın sadece %2'sini oluşturan bir organ bu beyin
bu kadar yüksek bir enerji harcaması çok muazzam bir olay değil mi ya?
Ya sen minicik bir şeysin.
Sen benim enerjimin %20'sini harcıyorsun.
İşte bu muazzam olaydan dolayı evrimleşirken beynimiz şöyle demiş arkadaşlar.
Bu kadar çok enerji harcamamalıyız.
Düşünmeyi kısaltalım.
Bunun için de kestirme yollar bakalım.
E hadi gelin bilisten önyargılar oluşturalım.
Nasıl yapalım?
Beynimizde hali hazırda doğru olduğunu inandığımız şeylere destekleyen bilgileri,
işte inançları ve her türlü veriliği görmeye açık olalım.
Ve bizi düşünmeye zorlayan, işte yapmakta zorlandığımız, yapamadığımız şeyleri yapmayalım.
Dünya görüşümüzü sarsan yepyeni bilgileri, fikirleri görmezden gelelim demiş.
İşte önyargı böyle oluşmuş.
Eğer sürekli olarak zaten bildiklerinizle örtüşen bilgilerin peşindeyseniz,
yarın öbür gün işten atıldığınızda, sevgiliniz terk ettiğinizde,
çok sevdiğiniz bir insanın ölüm haberini aldığınızda,
geleceğinizdeki size ihanet etmeye ihtimaliniz çok yükseliyor arkadaşlar.
Yani geleceğinizde yatırım yapma ihtimalinizi kaybediyorsunuz.
Çünkü neden?
Hep aynı şeyleri yaptınız.
Hep aynı fikirdesiniz.
Hep aynı yargıdasınız.
Hep aynı şeyleri düşünüyorsunuz.
Yani şöyle düşünün.
Ben kendimi kullanayım yine örnek olarak.
Bankadayım.
İşte çalışıyorum.
Bu benim ikinci bankam.
Kaç senedir çalışıyorum?
İşte burada 6 senedir.
Burada tabii ki oluşturduğum, hoşuma giden, sevdiğim bir kariyerim var.
İşte işimi de iyi yapıyorum.
Yani işimde üzerine katacak şeyleri de katıyorum.
Şimdi bir şey oldu ve eleman çıkartıyorlar ve beni çıkarttılar.
Ne yapacağım ben şimdi?
Şu anda bankacılık dışında ben ne yapıyorum arkadaşlar?
Farklı olarak podcast yapıyorum değil mi?
Evet podcast yapıyorum.
Benim şu anda yaptığım iş dışında yaptığım çok farklı bir meslek var.
Podcaster'ım ben aynı zamanda.
bankanın dışında, kurumsallık dışında okuduğum çok çeşitli kitaplar var.
İşte yabancı dilim var.
O var, bu var.
Yaptığım bir sürü şey var.
Yani ben dımdızlak ortada kalma ihtimalim.
Yani ben büyük konuşmayayım.
Yarın beni işten çıkartıyorlarmış.
Allah korusun.
Neyse.
Yani benim hani ortada kalma ihtimalim böyle biraz şey olur.
Çünkü ben zaten geleceğime yatırım yapmak için zaten bu işe başladım.
Ya ben dedim ki ben zaten çok farklı fikirlerde kitapları okuyorum.
Farklı şeyleri anlatmayı da seviyorum.
Güzel bir şey bu.
Hani ileride kurumsallığı bıraktığım zaman ya da farklı onlar beni bıraktığı zaman
benim elimde farklı bir meslek olsun dedim ve geleceğime yatırım yapmış oldum.
Şimdi siz kendinizi düşünün.
Şu anda ne olun işte mimar olun tamam mimarsınız.
Sadece mimarlık yapıyorsunuz.
Bir gün öyle bir müşteriyle karşılaştınız ki
ya da hani şirketlere bağlı çalışan mimarlar da var.
Çok fazla benim de mimar arkadaşım var.
Onlardan da biliyorum.
Mesela bir arkadaşım vardı.
Sadece bir sektörde, belli bir sektörde çalışmıştı.
Farklı alanlardaki mimarlık üzerine.
Şimdi ben de o alanda çok fazla bilgim yok.
Yanlış bir bilgi vermek ya da yanlış bir telaffuzda bulunmak istemiyorum.
Sadece denizcilik sektöründeydi.
Oradaki alanda kendini geliştirmişti.
Sonra arkadaşlar bu alan o kadar niş bir alan ki
Şirketin ilgili sıkıntılar yaşayıp da işini bıraktıktan sonra çok uzun bir süre iş bulamadı.
Çünkü sadece bildiği alanda kendini geliştirmişti.
Yani diğer alanlar yakın olmasına rağmen o alanlarda kendini geliştirmemişti.
Ve bu tarz bilgilerle de dedi ki hani ona bak sen kendini şu alanda da geliştir diyenlere de şey söyledi.
Hani gerek yok ben zaten bildiğim şeyde devam edeceğim.
Yani ne oldu?
Geleceğini başkasının düşüncelerine emanet etti.
Ve yatırımını yapmadı arkadaşlar.
Yani bence bu çocukluktan öğrenilmesi gereken bir şey.
Yani çocukluktan sizin geleceğinize yatırım yapmanızı öğrenmeniz gerekiyor.
Yani İngilizce zaten bugünün konularından büyük konularından biri İngilizce arkadaşlar.
Benim de zaten bir aydır podcast hazırlayamamın en büyük sebeplerinden biri de bununla bağlantılı bir konu.
Anlatacağım zaten biraz sonra ben de şey gibi Acun gibi sürekli az sonra diyorum.
Yani çocukken şunu öğrendiğinizi düşünsenize.
Seni mutsuz eden insanlarla bir gelecek kuramazsın.
Çocukken bunu öğrendiğiniz ay ne kadar güzel olmaz mıydı?
Hani evet biraz acı çekelim, evet başımıza gelen olaylardan da ders çıkartalım okey ama çok da acı çekmeye gerek yoktu.
Yani en azından insanlar tarafından çok da acı çekmemize gerek yoktu.
Yanlış ilişkilerde yıllarımızı harcamamıza gerek yoktu.
Yani en azından ben eğer bir insandan ders alacaksam bir 5-6 senem gitmeseydi değil mi?
bir arkadaşımdan bir ders almam, bir hayata dair bir şeyler öğrenmem gerekiyorsa
bir iki sene daha olsaydım, çocukken bunu öğrenmiş olsaydım
o beni mutsuz eden, benim geleceğimi karartan insana o kadar süre tanımazdım diye düşünüyorum.
Keşke bunu çocukken öğrenseydik.
Yani bu durum şu arkadaşlar.
Bizim bilissel kaslarımızı geliştirmemizi öğrenmemiz gerekiyor.
Bunu nasıl yapabiliriz biliyor musunuz?
Bir fikriniz var bir konuda.
karşı fikirdeymişsiniz gibi kendinizi kabul edip o karşı fikirle ilgili araştırmalar yapıp
beyninizi o karşı fikirin doğru olduğuna ikna etmeye çalışmak.
Bu beyin kaslarınızı inanılmaz derecede ilerleten size bilissel bir yetenek sağlayan bir uygulamadır.
Bunu ben söylemiyorum arkadaşlar bunu bilim söylüyor.
Yani şöyle yapabilirsiniz kendinize bir sorunun bir tane sorunu düşünün
her iki tarafını da savunmaya zorlayın arkadaşlar kendinizi.
delireceksiniz. İlk başlarda
çıldırıyor gibi oluyorsunuz.
Kendinizle yarışıyorsunuz. Ama sonradan
arkadaşlar inanılmaz zevkli
bir hale geliyor. Çünkü beyninizin ne kadar
açıldığını, ufkunuzun ne kadar
geliştiğini günden güne fark
ediyorsunuz. Şimdi böyle kas falan
demişken tabii ki anmadan
geçemeyeceğim bir isim var. Hem vücut
hem bilissel kaslarını geliştiren ve
hikayesini çok sevdiğim ve
çok ilginç bulduğum bir isim var.
Arnott Schwanzenegger. Namı diğer
Arnott Sivastan Egezer.
Bu espri yapmadan geçmeyecektim tabii ki.
Dünyanın en iyi vücut geliştiricilerinden biriyken.
Ya ben diyor Hollywood yıldızı olmak istiyorum ya.
Ben diyor Amerikalıyım diyor.
Böyle içinden garip garip bir sesler bir şeyler.
Yani zaten sen çok iyisin.
Çok iyi yaptığın bir işin var.
Kas yapmak, spor yapmak.
Yarışlarda da ödüller dereceleri alıyorsun.
Kazanıyorsun da.
Yani ne oldu?
Neden Hollywood yıldızı olmak istiyorsun be adam?
Nereden çıktı bu?
Yani demiş ki arkadaşlar.
Benim demiş gelecekte başka bir şeyler yapmam lazım.
Nereye kadar kast yapacağım?
Nereye kadar bu yarışmalara katılacağım?
Ve Hollywood yıldızı olmak istemiş.
Oyuncu olmak istemiş.
Hiç oyunculuk yapmamış bakın.
Bilmiyor.
Ama diyor öğreneceğim.
İngilizcesi çok kötü arkadaşlar.
Ama diyor öğreneceğim.
Sonra başlamış çalışmalara.
Kendisine yatırım yapmaya başlamış.
Oyunculuk dersleri almış.
İngilizce dersleri almış.
Konuşma ve diyalog dersleri almış.
Aksanını azaltmak için bile dersler almış.
Hatta VW ve F seslerini doğru çıkarabilmek için arkadaşlar aylarca telaffuz çalışmış.
Yani o gelecekteki Arnold'a bakıp bugünkü Arnold da neyin olmadığına karar verip kendisine yeni bir gelecek yaratmış.
Arkadaşlar bu çok güzel bir şey ya.
Ve ilk büyük oyunculuğu Terminator 1 biliyorsunuzdur.
İlk büyük oyunculuğudur.
Sadece 21 dakika ekranda görünmüş bu filmde.
Film yaklaşık 2 saat ve bu 2 saat filmde kaç cümle söylüyor biliyor musunuz toplam?
Sadece 17 cümlesi var arkadaşlar.
6,5 milyon dolarlık bütçeye sahip bu film ve onun sayesinde gerçekten Arnold'un sayesinde tam 78 milyon dolar gişe yapmış.
Ya Arnold sadece iyi yaptığı kas olayına, bu spor olayına odaklansaydı, sadece vücut geliştirme yarışmalarına takılıp sonra da bir spor hocası olarak, orta halli birisi olarak yaşasaydı ve öyle ölüp gitseydi ne kadar güzel bir geleceği yaşamamış olacak değil mi?
Ve şu anda da yaşlılık halinde de çok iyi durumda ve çok mutlu bir adam.
Gelecekte olmak istediği adamda olup o gün kendisinde olmayan şeylere bakıp onları çıkarttı ve onları yaptı.
Onun aslında başarmasını bu sağladı arkadaşlar.
Gelecekteki kendisini gördü.
Hep diyoruz ya hani iyi yaptığımız şeylere odaklanın.
Ya yapamam diye denemediğimiz şeyler, olmak istediğiniz insanın sahip olduğu ama bugün sizde olmayan ne var?
Arkadaşlar bu soruyu lütfen kendinize sorun ve bir cevaplayın.
Biraz önce de söyledim ya keşke hepimizin çocukluğundan geleceğimize yatırım yapma şansı olsaydı ya.
Ya da keşke Atatürk gibi işte ben gelecek için, kendi geleceğim için, işte memleketimin geleceği için onun gibi düşünüp de işte iki kuruş param varsa birini kitaba verseydim ben yaptım.
Yapmayanlar için söylüyorum.
Yani çocukluktan geleceğini yaratmaya başlamak, hani o bunu düşünemiyorsa bile düşünen anne baba olmak gerçekten çok önemli.
Yani bilissel kaslarımızı geliştirmeye çocukken başlamamız gerekiyor.
Hani en başta söylediğim şeyi söyleyeceğim şimdi.
Bir çocuktan hayat dersi aldım diye.
Şöyle arkadaşlar şimdi neden podcast yapayım?
Yutkundum yalnız.
Yani çok özelimi paylaşmayı sevmiyorum burada biliyorsunuz.
Ama bu bölüm içinde çok güzel bir tesadüf oldu.
Çok heyecanlıyım o yüzden ben de.
Bir dijital platformla, İngilizce dijital platformuyla yollarımız kesişti.
Ve benim bu hikayemle bu kadar yakın zamanda denk gelmesi gerçekten türleri ürpertici.
Kesinlikle o yüzden paylaşmak istiyorum.
Şimdi biliyorsunuz biz bir LGS sürecindeydik ve biz LGS'den istediğimiz puanları alamadık.
Yani tabii ki çok kötü gelmedi ama istediğimiz puanı alamadık.
Benim oğlum uzun yıllarda yani şöyle söyleyeyim şu anda lise 1'e geçti.
Sadece 2 sene devlette okudu.
Tamamen kolejde okudu.
Biz istemiyoruz.
Kesinlikle özellikle ben okumasını istemiyorum.
Dedim ki hani sen oğlum işte Anadolu liseleri var, Fen liseleri var birkaç tane.
Hani bunlar olabilir.
Çok araştırdık.
Hani ona göre nasıl olur gelecek vesaire yurt dışı olsa busu.
4-5 tane okul var aklımızda.
Neyse bu sınava girdi çıktı.
Dedi ki çok güzel geçti.
Puanını hesapladık sorulara baktık.
Tamam dedi ben dedi işte şuna şuna giriyorum.
İnanılmaz mutluyuz.
Sınav açıklandı.
Ay ağlamak istiyorum çok kötüydü ya dedim ki yanlış görüyorum galiba.
Her şey full güzel.
Ama bir derste işte arkadaşlar bazen gerçekten kısmetten öteye yol yok.
Ama bir derste işte geri dönmüş.
Silmiş 7-8 tane soruyu düzeltmiş.
Ama düzeltirken bir tanesini işaretlemeyi unutmuş.
Öyle tahmin ediyoruz.
Hangi soru olduğunu da zaten biraz hatırladı gibi.
Neyse sonra biz istediğimiz okullara giremiyoruz.
Puanın yettiği diğer okulları da o istemiyor.
Dedik ki tamam ufaktan özel okullara bakalım.
Aman Allah'ım özel okullar uçmuş.
Yani verilir veririz o parayı peşinde veririz her şekilde yaparız yani çalışıyoruz çok şükür ama yani istemiyorum ya o özellerde okumasını o kolejlerde istemiyorum yani çünkü oradaki hani çevre oradaki eğitim sistemi ya ben bende şöyle bir durum vardır özel okullarda ya benim önümde böyle el pençe durulması aman Ayça Hanım aman aman Ayça Hanım Ayça Hanım ya ben gerçekten doğruyla yanlışı özelde okurken çocuk kestiremiyorum arkadaşlar.
ayıramıyorum. Aldığı puanın
doğruluğunu, yanlışlığını, o konuyu
ne kadar anladığını, ne kadar öğrendiğini
kestiremiyorum. Özür dilerim.
Böyle bir geçmişte yaşadığım bir
olaylardan dolayı. O yüzden istemiyorum
yani. Fiyatlar da zaten almış başına
gitmiş. Sonra bir tane bize yakın
ve güzel bir özel okul var. Dedik ki
biz tamam burayı o zaman yazdıralım.
Diğer devlet okulları zaten
istediğimiz gibi değil. Böyle bir
ücret yok. Böyle bir ücret yok.
Dedim ki eşime
yani vereceğiz. Yapacak bir şey yok.
Yapalım.
Sonra eşimin kız kardeşi yurt dışında İngiltere'de yaşıyor.
İşte o dedi ki yani o parayla burada çok rahat okuyabilir.
İsterseniz bir bakalım konuşalım.
Hani gelsin yanımda okusun.
Ama yaşı çok küçük ben yollamak istemiyorum.
Ben şu anda işimi bırakacak hani onunla gidecek durumda değilim.
Çünkü benim bankamın da olduğu yerde orada şubesi yok ki olsa bile benim şube deneyimim çok az.
Nasıl olur bilmiyorum.
Vesaire vesaire bir sürü şeyler yani o okula yazdıracağız.
Neyse okula gittik konuşmayı yazdırmaya.
Rakam çıktıkça çıkıyor, çıktıkça çıkıyor, çıktıkça çıkıyor.
Eve geldik dedik birkaç gün daha duralım yazdıracağız.
Sonra bize bir telefon geldi.
Dediler ki çocuğunuza işte hani burs vesaire öyle bir şey ayarlamak istiyoruz.
İngilizce çünkü hani Legesk'den aldığı puan da düşük değil.
İngilizce durumuna bir de bakalım.
Burs ayarlayalım.
Sınav var.
Sözlü yazılı sınav şöyle böyle bir sürü şey var.
Şimdi bu çocuk okulda sadece özelde İngilizce görmüş.
Ama ama işte alın size güzel bir çocuktan ders.
Bizim arkadaşlar işte bizimki 7-8 yaşlarındayken biz NovaKit ile tanışmıştık bir arkadaşımızın sayesinde ve güzel de bir indirim kodu da almıştık sağ olsun bize yardımcı olmuştu.
Yakalamıştık yani öyle bir fırsatı.
Yani eğer o tarz bir platformda İngilizcesini okul dışında geliştirmeseydi yani İngilizcesine sahip olmasaydı sanırım o sınavdan aldığı bursu alamayacaktı.
Yani kendisine kazandırmış olduğu İngilizce kültürüyle, kendisine kazandırmış olduğu İngilizce konuşurken kazandırmış olduğu özgüvenle beraber sanırım o bursu biz almış olduk.
Ve düşünebiliyor musunuz? Şu anda o okulda yarı yarıya okuyor.
Ve biz Nova Kit'i öğrendiğimiz zaman hani online'dan nasıl olur, nasıl ilerleyebiliriz gibi düşünürken oğlum dedi ki hani saçmalıyorsunuz.
Biliyorsunuz sadece okulda İngilizceyi ders olarak görüyoruz ama İngilizce bir ders değil.
Gerçekten öyle.
İngilizce gerçekten bir ders değil.
Yani bizim hatamız, bizim sanırım ülkemizdeki hatamız bu.
Biz İngilizceyi ders olarak görüyoruz.
Ama İngilizce yabancı dil bir kültür.
Yani sadece işte gramerini öğrenmek, işte tenslerini öğrenmek, kelime ezberlemek bu değil arkadaşlar.
Yani siz çocuğunuza uygun şekilde onun anlayışına göre, onun oyun ve eğlence tarzına göre İngilizce'ye edinmesi inanılmaz derecede fark ediyor.
4 ve 12 yaş arasındaki çocuklara İngilizce edinmeleri için bir platform, verilen bir platform.
Ve en güzeli ne biliyor musunuz? Gerçekten bu benim de çok hoşuma gitmişti.
Ana dili İngilizce olan profesyonellerden İngilizce seansları alıyorsunuz.
Ve size ilk seansını ücretsiz veriyorlar.
Yani böyle erişmesi kolay, ulaşılması kolay bir ortamda kısa seanslarla çocuk İngilizceyi konuşarak ediniyor.
Hem de ana dili İngilizce olan profesyonellerden İngilizceyi ediniyorlar.
Yani bu az bulunan bir nimet.
Çocuğunuz ileride İngilizce konuşurken yalancı aksan yapmasına bile gerek kalmayacak.
Benimki konuşurken ben şaşırıyorum çünkü şu anda.
Ben de çünkü asla öyle bir aksan yok.
Hatta bazıları mesaj atıyorlar, sinirleniyorlar bana.
Şundan dolayı yani ben Türkçe konuşurken bile hızlı konuştuğum için ki burada da yani saatlerimizi veriyoruz konuşurken kelimeleri yutabiliyorum arkadaşlar.
O yüzden benim çocuk ama gayet güzel bir aksan yapıyor İngilizce konuşurken.
Yani eğer 4-12 yaş arasında çocuğunuz varsa çocuğunuzun hızına çocuğunuzun oyun şekline göre eğlenceli bir planla İngilizce edinmesini istiyorsanız NovaKit'i kullanabilirsiniz.
Novocit gerçekten kuralları ezberleterek ilerletmiyor. İngilizceyi gerçek bir iletişim aracı olarak çocuklara sunuyor.
Hatta şöyle bir şey oldu. Geçen hafta bir arkadaşımın çocuğunun doğum günü. Ne alalım ne alalım gerçekten bir sürü AVM'e gezdik.
Bir tane hırkalıyım, pantolon alayım, işte kış geliyor bir mont mu alayım, bir oyuncak mı alayım? Dedim ki bu benlik hediyeler değil ya.
Böyle hatırı sayılır bir hediye almam lazım.
Yani dedim ki tam zamanında 7 yaşında.
Hani İngilizce edinmesi için ona Novakit'ten seanslar aldım.
Yani bir hırka bir pantolon alacağıma bir oyuncak alacağıma gittim ona.
Geleceğine yatırım yaptım ya.
İşte böyle havalı hediyeleri de seviyoruz arkadaşlar.
Yani varsa eğer çocuğunuz, yeğeniniz hatta sizde işte böyle arkadaşlarınızın çocuklarının doğum günleri olursa ya da özel günleri olursa.
Bu platform üzerinden, Novakit üzerinden gelecekleri için İngilizceyi, ana dili İngilizce olan profesyonellerden İngilizceyi edinmeleri için böyle bir hediyeyi onlara alabilirsiniz.
Ve tabii ki bu hikayemin üzerine, bu karşılaşmadan dolayı tabii ki sizler için çok güzel indirim kodlarım var.
İlk seans dediğim gibi ücretsiz oluyor arkadaşlar.
Ücretsiz ilk seans var.
2 ve üzeri seanslarda %15, 3 ve üzeri seanslarda da %30 indiriminiz var.
4-12 yaş çocuklar için konuşarak İngilizce edinmelerini sağlamak istiyorsanız eğer buradan faydalanabilirsiniz.
Zaten açıklamalara da bu kodları paylaşacağım.
Bu arada arkadaşlar kapatacağım bölüm bitti ama kapatmadan şunu da söyleyeyim.
Gerçekten çocukken dil öğrenmek 20 yaşında 19 yaşından sonra öğrenmekten özellikle İngilizce için o kadar farklı ki.
Çünkü küçük yaşlarda İngilizce'ye edinen bir çocuk kesinlikle ama kesinlikle onun kültürüne de hakim oluyor.
Ve onun insanlarıyla daha iyi anlaşabiliyor.
Eğer o tarz bir şirkette çalışırsa ileride daha başarılı olabilir.
Şu anda sadece Türkiye'de 2025'in ilk yarısı verilerine göre arkadaşlar neredeyse 87 bin tane uluslararası sermayeli şirket var.
Ve 2002'de bu sayı sadece 5600'dü.
Yani düşünün ileride nasıl olur?
Yani İngilizce edinmek çok avantajlı bir özellik.
Varsa çocuklarınız, yeğenleriniz ya da arkadaşlarınızın çocukları için kullanabilirsiniz.
Bu bölüm benden bu kadar.
Beni çok özlediğinizi şu anda hissettim.
Bana geçti.
Ben de gerçekten özlemişim.
Mikrofonumu özlemişim.
Bilgisayarımı özlemişim.
Şu an size seslenirken, kütüphaneme bakarken konuşmak.
Burada durmayı da özlemişim.
Bir daha ayrılmayalım ya.
Bir daha böyle sıkıntılar yaşasak da gelelim bir şeyler anlatalım yani.
Çok teşekkür ederim beni dinlediğiniz için.
Dinleyen arkadaşları Instagram üzerinden lütfen davet ediyorum.
Beğenin, yorumlarınızı yazın, mesajlarınızı atın.
Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
