
Toronto’daki konferansta yaşadığım en unutulmaz günlerden birini anlatıyorum.
Luxury cruise’da gala yemeği, sürdürülebilir bir vineyard gezisi, Niagara Şelalesi ve dönüş yolunda yaşanan hiç beklemediğimiz bir olay…
Kısacası, gerçekten filmleri aratmayacak türden bir gündü. Bu kısa bölümde, sıradan bir konferans gününün nasıl bir anda unutulmaz bir maceraya dönüştüğünü anlatıyorum.
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcastte akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Herkese selamlar arkadaşlar.
Akademinin İçinden hoş geldiniz.
Ben en son sizlere konferansla ilgili nasıl hazırlanmamız gerekir, neler yapıyorum ben bunlardan bahsetmiştim.
Ve hemen arkasına bir söz vermiştim.
En son ki konferansım nasıl geçti, neden unutulmazdı bundan bahsedeceğim diye.
Aslında çok da bir olay yok ama benim için gerçekten güzeldi.
Böyle burada da bir anı olsun diye bunu da çekip koymak istiyorum.
Bilmiyorum belki yayınlamayız çünkü hemen arkasına yayınlamak istiyorum ama bakarız bir duruma göre diye düşünüyorum.
Şöyleydi. Gerçekten bu arada sanırım doktoramın son konferansı olacak.
Çünkü artık seneyi bitirmem gerekiyor ve bence konferansa gitmelik bir zamanım kaldığını düşünmüyorum.
Bu ilk sebeplerden biri.
Ama bir diğer sebep, önemli olan sebep tabii ki bütçe problemi.
Avrupa'da ciddi bir bütçe problemi var.
Her yerde var tabii ki. Ama burada da tabii dikkat ediyorlar yani.
Ama çok şükür ki gidebildim.
İki Avrupa konferansına, pardon üç Avrupa İçi konferansa.
Bir tane de Deniz Aşırı konferansa gitmiş oldum.
Bu en son gittiğim deniz aşırı konferans Toronto'daydı.
Zaten Instagram'dan takip ediyorsanız aslında konferans günlerinde hikayeler paylaşmıştım.
Ta ki yangına kadar sonraki günler hiçbir şey paylaşamadım.
Çünkü hem çok yorulmuştum hem de o konferansın son günüydü.
Ve gerçekten o şekilde bittiği için bir tık üzülmüştüm, yorulmuştum.
Ve sonrasındaki günler artık kendi kendime vakit geçireceğim bir beş gün.
vardı tatil yapacağım.
O yüzden o günleri o şekilde geçireceğim için ne olduğunu yazmadım.
Yangından bahsetmedim ama gerçekten benim için tuhaf bir anıydı.
Öncelikle konferansın güzel olan noktalarından bahsedeceğim size.
Yani bunu gerçekten sohbet ediyormuş gibi anlatıyorum.
O yüzden de böyle dinlemek istemiyorsanız gerçekten kapatabilirsiniz.
Çünkü keyifli de bir konferanstı ama herkesin de bilmiyorum buna ulaşabilme ihtimali.
Ya ben 10 konferansa gittim bu arada.
10'da bir denk geldi. Herkese de denk gelmiyor.
Ama bu konferans gerçekten sizin de gidebileceğiniz türden bir konferansa mutlaka gidin.
Düzenleyenler her iki senede bir farklı ülkelerde oluyor ama bir önceki konferans...
Yeri de Kanarya adalarındaydı ve o zaman da çok çok çok iyi geçtiğini söylemişlerdi.
Ben o zamankine yetişememiştim.
Bu seferki de Toronto'da bence o da çok güzeldi.
Yangın hariç. O yüzden bence İvan'ın Micropoll konferansına mutlaka katılmanızı tavsiye ederim.
İvan'ın zaten bence eğer su alanında çalışıyorsanız bütün konferansları bence çok güzel ve toplantıları da bence çok güzel.
Alandaki herkesi tanımış görmüş oluyorsunuz bir bakıma.
O yüzden orayı öneririm ayrıca.
Ama bizim konferansımıza gelecek...
olursak. Bölümdeki herkes gerçekten yani nasıl böyle bir konferansa gittiniz?
Bu konferans mıydı yoksa gezi miydi falan diye bu arada çok laf ettim.
Ama başlangıçta böyle olacağını bilmiyorduk.
Öncelikle teknik tur adı altında bir kayıt yapmıştık ve teknik turun ne olduğu o zamanlar yazmıyordu detaylı olarak ve biz de hani şey diye düşünmüştük.
Herhalde bizi atık su arıtma tesisine falan götürürler diye düşünmüştük.
Sonra sanırım iki hafta, üç hafta kala falan açıklandı ya da ben o zamanlar bir mail alınca fark ettim.
Şarap tadımda ve Niye Gara Şelalesi'ne gideceğimizi.
O kısımlar çok güzeldi. Ama başlangıçtan başlamak istiyorum.
Başlangıçta ilk gün zaten genel olarak konferanslar çok böyle sakin geçiyor.
Ve işte beçlerinizin alınması, insanların birbiriyle ufak tanışması, işte açılış resepsiyonu ve insanların hep birlikte bir araya gelmesi falan.
Bu kısımlar ilk gün gayet güzel oluyor.
Aslında bir bakımım size bir konferans nasıl geçiyor onu da anlatmış olabilirim.
Belki bu sayede yurt dışında bir konferansı, deneyimleme.
Deneyimleme değil ama birazcık aşina olma diyebiliriz.
Aşina olmuş olursunuz hem de.
İlk gün bu şekilde geçmişti ve genel olarak...
Biz de aslında bildiğimiz insanları zaten bildiğimiz için hep yeni insanlarla tanıştık o gün.
Farklı farklı ülkelerden.
Genellikle de zaten bu insanlar hep aynı konularda çalıştığı için sohbet de böyle çok koyu oluyor.
Ama belli bir süre sonra mesela ilk gün bu şekilde konuşuyorsunuz insanlarla.
Ama belli bir süre sonra artık kimse iş konuşmak istemiyor.
O yüzden ilk gün bu şekilde tanışabildiğiniz kadar insanla tanışın.
Sonra yani çok nadir denk geliyor.
5 dakika falan ayaküstü konuşuyorsunuz iş ama sonra kimse işten konuşmak istemiyor.
Yazıyı yerlerden ya da işte bir önceki gece gittiği bir yerden işte akşam yemeğini yediği yerden falan bahsetmek istiyor.
O yüzden bence ilk gün bunun için ideal.
İkinci gün benim sunumumun olduğu gündü.
O yüzden ben o gün böyle bir yarım yamalak uyumuştum.
Bir de işte çok olmasa da hafif bir jet lag olayı olmuştu.
O yüzden de çok iyi uyuyamamıştım.
Sonraki gün tekrardan çok iyi uyuyamamıştım.
Yani böyle bir günlerim şaşmıştı.
O yüzden böyle uykusuz bir şekilde işte sunumları dinledim falan kendi sunumuma gelene kadar.
Bir de Toronto'da şöyle bir olay vardı.
İçerideki bütün klimalar çalışıyor ve o sırada dışarısı 25-26 derece falan.
Ama içerisi 18. O kadar soğuk ki.
Ben de tabii ki giydiğim her şeyi böyle sıfır kollu falan giymiştim.
Aşırı üşüdüm. Sürekli ceketimle birlikte böyle geziniyorum falan.
Çok zordu. O yüzden sunumun olduğu gün kendimi hem mental olarak çünkü uykusuzum ve böyle...
Kendimi çok iyi hissetmiyordum.
Uykusuz olduğum günler böyle bir beynim dönüyor.
Hem de böyle fiziksel olarak da kendimi iyi hissetmediğim bir gündü.
Bir an önce şu sunumu yapayım, şuradan gideyim modundaydım.
Bir de üstüne üstlük sunumum son sesyondaydı.
Akşam 5 civarına geliyordu.
Yani 3.45'den 5.30'a kadardı bu arada.
Böyle sesyon mu olur? Allah aşkına 7 tane sunum koymuşlar.
O da zaten ayrı bir şeydi.
Ve orada da 2 tane ard arda benim sunumum vardı.
O yüzden de insanlara baştan sona böyle 40 dakika, 20'erde...
40 dakika bir şeyler anlattım ve en son ben bile yorulmuştum.
Yani çok çok yorulmuştum.
İnsanları düşünemiyorum. Kendi konumu bildiğim halde ben yorulmuştum.
Onlar kimler nasıl yorulmuştur?
Zaten akşam yani bir de.
Oradan çıktıktan sonrasında tabii işte ekipçe ve bu sefer benim iki süpervizörüm birden gelmişti.
Şans yüzüme güldü.
İkisi birden vardı. Güzeldi yani.
Bence Supervisor'larla gitmek de güzel oluyor bu arada.
Benim ilk kez böyle denk gelmişti.
Aynı zamanda bir ekip arkadaşım vardı.
Bir de oradan tanıştığımız birkaç insan falan bizim sunumumuzu kutlamaya gittik diyebilirim.
Güzel bir gündü. Güzel geçti.
Ertesi günde genel olarak bütün konferansın dahil olduğu aslında birçok insanın dahil olduğu gala yemeği vardı.
Ben bu zamana kadar hiç gala yemeklerine katılmıyordum.
Çünkü hep böyle biraz kasıntı olur.
İşte mutlaka insanlar böyle çok hazırlıklı gidiyordur ama işte PhD'ler falan olmuyordur diye düşünüyordum.
Hiç öyle değilmiş. İlk defa gittim.
Bir de genelde şöyle bir durum oluyordu tabii.
Gala yemekleri ekstra çok pahalı oluyordu normale göre.
O yüzden de ben normalde katılmıyordum.
Çünkü okul mutlaka onu soruyordu yani işte neden gala yemeğine katıldım vesaire diye.
O zaman bütçe sıkıntımız daha da çoktu çünkü.
Onun öncesinde kendi kendime gittiğim zamanlarda zaten bursla falan gidiyorum yani.
Bursla giderken gala yemeğine katıldım mı diyeceğim insanlara.
O yüzden hiç gala yemeğine katılmamıştım.
Neyse o gün ilk defa katılacağım dedi.
Çünkü fiyatı da uygun bir fiyat diyebilirim nispeten.
Ve o gün gerçekten bence çok güzel geçti.
Yani o gün çekindiğimiz fotoğrafların hiçbirinin bir doktor öğrencisine ait olmadığını düşünüyorlar bizim bölümdekiler.
Çünkü en başından bence güzeldi.
İşte çok güzel, lüks bir kruz ayarlamışlar ve işte akşam yemeğiyle birlikte parti düzenlemişler.
Çok güzeldi. Bir de Toronto'nun genel olarak işte akşam gün batımı, işte o Ontario gölündeki gün batımı falan çok çok güzeldi.
Ve orada tabii ki biz de fotoğraf çekindik arkadaşımla.
Supervisor'ımın biri gelmişti, diğeri gelmemişti.
Gelmeyene fotoğrafımızı gönderdik.
O da tabii ki bölümdekine göndermiş fotoğrafımızı.
Döndüğümüzde insanlar işte sizi PhD reklamlarına koyacağız.
Kimse sizin PhD yaptığınızı düşünmez.
Ne kadar mutlusunuz, gençsiniz, güzelsiniz falan diye böyle.
İnsanlar bayağı beğenmişlerdi o halimizi.
Ama gerçekte öyle mi arkadaşlar?
Siz bir de bana sorun.
Yani gerçekten de o kadar tabii kötü değiliz de yani tabii ki kötü olduğumuz zamanlar da oluyor.
Doktora bu yani işin içinden çıkamadığımız zamanlar da oluyor.
Her zaman öyle günlük güneşlik değil.
Ama orada bir keyif yapalım demiştik.
Yaptık keyfimizi. O kısım da çok güzeldi.
Sonraki gün de idare ederdi.
Yani benimle ilgili çok fazla sunum kalmamıştı.
O yüzden ben biraz daha böyle yine insanlarla görüşmeye işte öğle yemekleri falan ayarlamıştım.
Onları yapmaya devam ettim.
Sonrasında da biraz şehri gezdim aslında.
En son gün teknik tur vardı.
Teknik tur için... Şimdi işte hepimizin beklentisi atık sorutma tesisine gideriz.
İşte bir şeyler yaptırırlar bize.
Görürüz falan filan nasıl sistem diye.
Ama dediler ki işte sustainability kapsamında bir şarap bağı var.
O şarap bağını gezmeye gideceğiz.
Tadım yapacağız. Bize nasıl bu işte Vinyar'da nasıl sürdürülebilir bir şekilde yönetiyorlar.
Bundan bahsedeceğiz dediler.
Sonrasında da işte Niagara şelalesine gideceğiz.
Ki Niagara şelalesi...
benim çocukluğumun hayali.
Yani çocukluğumda gitmek istiyordum.
Böyle konferansla denk gelince ve üniversiteyle birlikte gidince yani üniversitenin imkanları sayesinde gidince o kadar mutlu oldum ki size anlatamam.
Yani o kadar çalıştığınız, yorulduğunuz işte deneyip deneyip olmayan o doktora başvuruları falan her şeye değmiş oluyor.
Yani her şeye değmiş oluyor.
Anlatamam yaşadığım mutluluğu.
İnşallah sizin de gerçekten öyle mutluluklarınız olur.
Verdiğiniz emeğin karşılığını aldığınız günler olur.
Gerçekten bence çok çok iyi hissediyor insan.
sen yani bunu anlatamam.
Hani bu arada şey yani hani gerçekten ona kendi kendime de giderdim işte Toronto'ya gitmişken falan ama Ayrı bir his yani gerçekten çocukken hayalini kurduğunuz yere aslında şey gibi hissediyorum.
Yani çocukken hayalini bile kuramayacağım bir insana dönüştüm belki.
Farkında değilim işte kimi zaman insan birçok sorunla baş etmeye çalışıyor.
Günlük problemlerimiz oluyor.
İşte tabii ki doktora zaten başlı başına insanı çok strese sokan bir süreç.
Bunları düşünürken insan farkına varmıyor ama o gün farkına varmıştım.
Çok mutlu olmuştum. O da çok güzeldi.
Sonrasında işte Niagara'yı gezdik falan filan.
Otobüse bindik. Böyle bir 15-20 dakika falan gittik yani.
Yola çıkmıştık. Sonra ben Instagram'dan tabii paylaşımlarımı yaptım falan.
Bilmiyorum Instagram'dan mı oldu.
Yoksa iki gün öncesinde kurs fotoğraflarımızı gönderdikten sonra bölümden mi oldu artık ne oldu bilmiyorum.
Otobüs böyle köprüye çok çok yaklaştı.
Bir köprünün üstündeydik.
Ama sıfır yani. Aşağıya görüyoruz ve aşağısı çok çok yüksek.
Suyun üstündeydik o sırada işte.
Ne kadar yükseklikte bilmiyorum yani köprünün ismini unuttum şu an.
Baya da ünlü bir köprüydü.
Neyse ben dedim ki herhalde bir şey oldu.
Hani birisi midesi falan bulandı.
Benim aklıma gelen dilek bu.
Sonra arkadaşım dedi ki herhalde dedi manzarayı çekelim diye.
O da ayrı bir dünya.
Herhalde manzarayı çekelim diye yaklaştılar dedi.
Sonra böyle arkadan beyaz dumanlar geliyor.
Camın önüne doğru. Biz orta tarafta oturuyorduk otobüste.
Birisi de şey dedi işte efekt yapıyorlar herhalde fotoğraf çekelim diye.
İnsanlar o kadar ona odaklanmışlar ki.
Sonra birisi dedi ki ya otobüs yanıyor.
Arkadan dumanlar çıkıyor arkadaşlar.
İnmemiz lazım falan. Ama inemiyoruz.
Çünkü herhangi bir güvenlik şeridi yoktu köprüde.
bildiğiniz otobanın devamında bir köprü.
Güvenlik şeridi olmadığı için otobüs şoförü de korkmuş arkadan biri gelip çarpmasın.
İşte ani bir şekilde şey yapmasın.
Çünkü daha herhangi bir dörtlüğü yakmamış bir şey yapmamış falan.
Sonrasında işte dörtlüğü yaktı falan filan ama yok.
Yanaşma seviyesi minimumda kaldı.
O sırada tabii arkadan bayağı duman geliyor.
Sonrasında kapıyı hafif açtılar.
İşte biri çıkıyor. Kapı o kadar az açılabiliyor ki o çıkan kişi kapıyı kapatıp İleri doğru yürüyor.
Sonra kapıyı yeniden açıyorlar.
Sonra bir kişi daha çıkıyor.
Sonra kapıyı kapatıp bir daha ilerliyorlar.
Düşünün böyle bir süreç. Ve biz otobüste 50 kişiyiz.
Yani abartmıyorum. Gerçekten 15 dakika falan.
15-20 dakika sürmüştür inmemiz.
İnsanlar böyle eşyasını unutuyor.
Sonra geri iniyor falan. Ama otobüs duman altında o sırada.
Yani çok ilginçti ya.
Sonra düşündük düşündük. Ertesi günler falan.
Ya bu yaşadığımız şey normal değildi.
Neden o sırada hızlı bir şekilde müdahale edilmedi falan diye.
Çünkü gerçekten hani otobüsün camını falan kırın çıkın yani.
Öyle bir... Ama sağ olsun insanlar sakin sakin.
Herkes çok sakindi bu arada.
Yani konferansın düzenleyicileri falan geliyorlar işte.
Sonrasında şöyle oldu. Hepimiz çıktık.
O kısma geri döneceğim şimdi hemen.
Hepimiz çıktıktan sonra 5 dakika içinde falan itfaiye geldi böyle.
Hemen söndürme çalışmalarına başladılar.
Neden yandığını bilmiyoruz bu arada.
Hala bilmiyoruz. Ama sanırım hava çok sıcaktı.
Bilmiyorum motor hararet mi yaptı.
Hiç de teknik bilgim yok o konularda.
Ama bir şey oldu yani. Sonra polis geldi işte onunla birlikte.
Polis arabası. İşte biz o sırada...
Bir yandan çekici falan geldi.
Hepsi geldi bunların. Biz de o sırada bekliyoruz ki yeni bir otobüs göndersinler.
Binelim gidelim. Ve hava çok sıcak yani.
O gün yanlış hatırlamıyorsam 30 derece falandı ve o sıcakta otobanda güneşin altında bekliyoruz.
Hiçbir gölge yok, bir şey yok.
Çekicinin önüne falan geçtik bazılarımız.
İşte benim gibi çok beyaz olan insanlar ve yanında güneş kremi taşımayan insanlar.
Ben güneş kremi taşımama rağmen bu arada yüzümde maalesef ki çiller oldu.
Yani evet çil güzel bir şey, estetik bir şey şu dönemde ama...
bildiğiniz aslında güneş lekesi ve ben o konferanstan hatıra güneş lekesi taşıyorum şu an.
Neyse biz o sırada bekliyoruz.
Polis sürekli diyor ki ya tamam otobüs gelecek işte bir 40 dakikaya gelecek bir 20 dakikaya gelecek.
Bekliyoruz işte bir buçuk saat oldu hala gelmiyor.
Biz o sırada şeyi söylüyoruz ya biz Uber çağırmak istiyoruz ama işte otoban olduğu için izin vermiyorsunuz.
Polis izin vermediğini öncesinde söylemişti.
İzin vermiyorsunuz. Bari işte köprünün sonuna kadar yürüyelim birlikte.
Siz bize eşlik edin ve köprünün sonunda biz ya trene gideceğiz Gidelim ya işte Uber çağıralım.
Bir şekilde kendimizi şehir merkezine götürelim.
Çünkü şehir merkezinden uzak bir yerde neye göre.
Ve o sırada polis sürekli yok yok biz göndereceğiz.
İşte sizi olmazsa celi otobüslerden göndeririz.
İşte bu. Meşhur okul servisleri ama aslında hapishane otobüsü olan otobüslerden falan göndereceklerini söylüyorlar.
Dalga geçiyorlar falan. Hala onların keyifleri yerinde.
Çünkü onlar arada bir klimalı arabalarına dönüp oturuyorlar.
Sonrasında işte konferansın düzenleyicileri gelip arada ya işte çok sakinsiniz.
Gerçekten teşekkür ederiz.
Sakinliğinizi koruduğunuz için teşekkürler.
Yani orada başımıza güneş geçmiş.
Tabii ki de tepki veremiyoruz.
Zaten tepki verecek halimiz kalmamış.
Başka bir ülkedeyiz. Kanun kural.
nedir bilmiyoruz. Ne kadar sürede gelir bilmiyoruz.
Mecbur sakiniz yani.
Yapacak bir şey yok. Sonrasında artık 3 saat oldu ve biz piştik yani.
Ve saat de böyle hani 4 falan.
Trafik de çok fena o saat aralığında.
Gerçekten hani bir yandan da bir kaza olmasına karşı da hani tedirginiz.
Ama tabii polisler işte bir şekilde kapatmaya çalıştı o bizim bulunduğumuz bölgeyi arabalarıyla.
3 saatin sonunda şu oldu arkadaşlar.
Bize dediler ki biz eskort yapalım polis araçlarıyla birlikte.
Siz köprünün sonuna kadar yürüyün.
Köprün zaten sonundan biraz ileride bir polis karakolu var.
Oraya gidelim. Orada otobüs var.
Tahmin edebiliyor musunuz ya biz ne kadar ne kadar sinirlendik.
Düşünsenize ya saatlerce erimişsiniz orada sıcakta.
Ve diyorlar ki işte hadi biz bunu yapalım.
Sizin söylediğiniz fikri 3 saat sonra yapmaya karar verdiler.
Sonra biz hepimiz polis arabaları eşliğinde oraya yürüdük.
2 kilometre falan yürüdük.
Sonra işte tam otobüse bineceğiz artık.
Polislerden biri şey dedi. Şoförünüz nerede dedi.
O da çok ilginçti. Onlar şoför sağlamıyor.
Bizim şoförümüz sürecekmiş o araca.
Sonra baktık şoför yok ortalıkta.
İşte şoför ve 10 kişi.
Geride kalmışlar o yürüme süresince.
Çünkü fotoğraf çekmek istemişler.
Sanırım o ilk fikri atan insanlardı onlar.
Otobüs yanmaya başladığında fotoğraf için durduğumuzu düşünen insanlar.
Sonra bir de o insanları bekledik şoförle birlikte.
Dayanılmazdı. Sonra asıl felaket.
Gerçek bir nazar değildi yani.
Başka bir şey değildi yani. Kimin nazarı değildi bilmiyorum ama.
Ya bizim bölümdekilerin ya ben Instagram'da paylaştım diye.
Bu arada kişisel hesabımda paylaşmıştım.
O yüzden yanlış anlaşılma olmasın.
Sizlere söylemiyorum.
hiçbir şey. Yani böyle çok ilginçti.
Nazar mıdaydı artık? Nedir bilmiyorum.
Sonrasında şöyle oldu. Otobüse bindik ama otobüs, klima yok.
Bir şey yok. Hava çok sıcak.
Nefes alamıyoruz ya. Bir tane cam vardı sadece.
Size anlatamam ya. Hayatımın en kötü otobüs yolculuklarından biriydi diyebilirim.
Başka bir tane daha vardı maalesef ki.
Biriydi ama mutlaka biriydi.
O kadar kötüydü ki. Yani o Toronto'ya varana kadar sanki böyle imkansızlıklar ülkesinde hareket ediyormuşuz gibiydi.
Benim için çok çok çok ilginç bir deneyimdi.
Sadece benim için değil bu arada.
Bütün otobüstekiler için.
Yani böyle o profesörler falan nereden geldik biz bu teknik geziye diye defalarca söylediler.
Adamlar rezil oldu. Hepimiz rezil olduk yani çok kötüydü.
Sonrasında bir şekilde tabii ki işte akşam kendi kendimize refresh etmek için tabii bir şeyler yaptık.
Hani böyle hep birlikte dışarı çıktık vakit geçirmek için.
Ama yani hani gerçekten bitmiştik.
Vakit geçirmelik bir halimiz kalmamıştı.
Çok çok farklı bir deneyimdi.
Asla unutmayacağız. Yani hepimiz bunu birbirimize söyledik.
Biz bu 50 kişi ne birbirimizi unutacağız ne de bu otobüsü unutacağız.
Asla unutmayacağız diye gerçekten de ben de unutacağımı sanmıyorum.
Baya ilginç ve unutulmaz bir anı oldu benim için.
Yani bu zamana kadar ki işte toplamda geçen gün saydım postu hazırlarken.
10 konferansa katılmışım online'larla birlikte.
2-3 tanesine online katılmıştım.
Bu 10 konferansın son 3'ü sadece işte TU Darf aracılığıyla finanse edilen ve gidebildiklerimde.
Ve bu gerçekten çok güzeldi diyordum.
Belki de kendi kendime nazar değdirdim arkadaşlar.
Kimsenin günahını almayalım.
Kendi kendime de yapmış olabilirim.
Çünkü gerçekten bu zamana kadar bin bir zorlukla gittim konferanslara.
İşte mutlaka bir burs bulmaya çalıştım.
TÜBİTAK bursu var bununla ilgili.
İşte KOST'un mutlaka kendi komünistelerinin bursları oluyor.
İşte yılda 10 tane falan öğrenciye veriyorlar.
Ya da işte konferansların kendi bursları oluyor.
katılım ücretini almadıkları.
Çünkü bazı konferanslar 900 euro falan oluyor.
Bir öğrenci onu nasıl karşılasın kendi kendine?
İmkansız. O tür bursları oluyor.
Bir de onun haricinde konferansların benim işte yaptığım gibi öncesinde gönüllü çalışmak için öğrencileri kabul ettikleri bir programı oluyor.
Ona da işte motivasyon mektubu hazırlıyorsunuz, referans mektubu oluyor.
O da zor kabul edilen bir şey bu arada.
Kolay bir şekilde elde etmiyorsunuz gönüllü olarak onlar adına çalışmak için.
Ama onun karşılığında işte konferans ücretini o sene ödemiyorsunuz, bir sonraki sene ödemiyorsunuz.
Size kalacak yer veriyorlar.
Aynı zamanda işte yiyecek vesaire o tür şeyleri ayarlıyorlar.
Bu zamana kadar çok zordu benim için.
Bu tam çok güzeldi.
Güzeldi yine tabii ki de. Tabii bu da güzel bir anı oldu diyebilirim.
Şu an gülüyorum. Gülerek anlatıyorum.
Ama siz bir de beni o gün görseydiniz.
Böyle bir anımdı bu da.
Tam bir arkadaş sohbeti gibi bitiriyorum podcastı.
Birazcık da böyle biraz gerçekten günlük rahat benimle sohbet ediyormuşsunuz gibi bir sohbet olsun istedim.
Ben de ofisimde çalışırken hadi ya bugün bu podcastı çekeyim diyerek geldim stüdyoya.
O yüzden size de aslında öyle hissettirmek istedim.
Umarım duygularım size geçebilmiştir diye düşünüyorum.
Burada her zaman tabii ki böyle mükemmel hikayeler, kariyer hikayeleri işte mükemmel öneriler falan paylaşacağız diye bir şey yok.
O yüzden bugün de böyle bir hikayemi sizlerle paylaşmak istedim.
Öyleyse kapanışa geçebiliriz.
Bugünkü sohbetimize dahil olan herkese Akademi'nin İçinleri'ni dinlediği için teşekkür ederim.
Eğer sen de Akademi'de yolunu arıyorsan burada yalnız değilsin.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
