
İlk Akademik Konferansına Gitmeden Önce Bilmen Gerekenler
24 Haziran 2026 · 39 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Akademik konferansa gitmeden önce bilmeniz gerekenler neler? Etkili bir sunum nasıl hazırlanır, bir slaytta ne kadar bilgi olmalı, dinleyiciye grafikte nereye bakacağını nasıl söylemelisiniz ve networking gerçekten ne anlama geliyor?
Bu bölümde sunum hazırlığından konferansta ne giyeceğinize,en etkili konferans günlerinin ipuçlarından, kahve molalarındaki sohbetlere kadar konferans deneyiminizi kolaylaştıracak pratik önerilerden bahsediyorum.
İlk konferansınıza hazırlanıyorsanız, ya da yurtdışındaki konferansların detaylarını merak ediyorsanız gitmeden önce mutlaka dinleyin!
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcast'te akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Herkese selamlar.
Akademinin İçinden de hoş geldiniz.
Ben bugün yine Delf Teknik Üniversitesi'nin podcast stüdyosundan sesleniyorum sizlere.
Böyle ofiste çalışırken bir an dedim ki hadi gideyim.
Stüdyo boşsa bir podcast çekeyim dedim.
Çünkü konferanstan yeni döndüm.
Yaklaşık iki hafta falan oldu.
Ve bu iki haftada henüz bilgilerim taze tazeyken sizlerle de paylaşmak istedim.
Ben konferansa gitmeden önce neler yapıyorum?
Hocalarım nelere dikkat ediyor?
Konferansın benim için anlamı ne?
Ve neden bu kadar çok konferansa gitmeye çalışıyorum?
Hepsini sizlerle paylaşacağım.
Aslında bu son konferans gerçekten benim için de unutulmaz bir konferans oldu bence.
bana kalırsa. Çünkü yani çok gerçekten unutulmaz anlar yaşadık.
Yanan otobüsten işte inanılmaz lakşiri kruz deneyimlerine kadar.
Yani ilk defa böyle bir konferansa katıldım ama çok güzeldi.
Bence Doktoram için de sanırım son konferansım diyebilirim çünkü hepinizin de tahmin ettiği üzere Avrupa'da da bir bütçe sıkıntısı var ve genel olarak iki Avrupa içi bir de mutlaka deniz aşırı bir konferansa gitmemize
imkan sağlıyorlar, ödenek sağlıyorlar.
Aslında buradaki sistem de biraz Türkiye'den farklı.
Tabii ki başka ülkelerde de farklı sistemler vardır.
Bilmiyorum nerelerden dinliyorsunuz ama genellikle Türkiye'den dinleyicilerim var.
O yüzden şunu açıklıkla söyleyebilirim.
Türkiye'de maalesef ben...
Konferanslara giderken okul herhangi bir bütçe ayarlamıyordu.
O yüzden de mutlaka kendi fundımı kendim bulmam gerekiyordu.
Bunu aslında Instagram'da küçük bir gönderi olarak paylaştım.
Zamanında neleri denedim ve hangileri işe yaradı diye.
İşe yarayanlar sayesinde birçok konferansa gittim açıkçası.
Kendi bütçemi çok fazla aşmadan, kendi bütçemi kullanmama gerek kalmadan.
Ama buradaki güzellik şu, buraya geldiğimde ilk işe girdiğimde işte kontratta yazan şeylerden biri de buydu.
Özellikle işte danışmanımla da konuştuğumuz.
Her sene mutlaka belli bir miktar, yanlış hatırlamıyorsam 10 bin euroya kadar bir miktardı.
Senelik bir bütçe ayırıyorlar.
Herhangi bir summer school olabilir, bir training olabilir, bir konferans olabilir.
Bütçe ayırmanız gereken bir yere gitmek ve eğitim almak için.
Bu sırada işte bütün uçak masraflarınız, otel masraflarınız, yediğiniz içtiğiniz işte...
O sırada kullanmanız, yapmanız gereken, sizin ihtiyacınız, iş için ihtiyacınız olan herhangi bir şeyde destek sağlıyorlar.
Bu gerçekten benim için inanılmaz bir şeydi başlangıçta.
Çünkü gerçekten çok zorlanıyordum Türkiye'deyken.
O yüzden güzel bir şeydi.
Ama tabii Türkiye'de de farklı imkanları zorlamanın vermiş olduğu networkingle de...
Yani farklı imkanlar derken işte Avrupa'daki Avrupa dışı öğrencilere ödenek sağlayan, fan sağlayan kurumları bulmaya çalışıyordum.
Sonra o kurumları bulduktan sonra oradaki insanlarla iletişime geçiyorsunuz.
O insanlar sizi tanıyor.
Ya da işte konferansta gönüllü olarak çalışmıştım.
Konferans ekibi yıllardır çok süre gelen ve gerçekten çok önemli benim alanım için önemli olan bir konferansım.
Bütün ekibi şu an artık beni tanıyor mesela.
Yıllardır da aynı konferansa gidiyorum mesela.
O yüzden benim için güzel deneyimler de sağlanıyor.
Tabii ki Türkiye'deki imkansızlıkları imkan haline getirmeye çalışmak.
Ama bu da güzel aynı zamanda.
Tabii böyle bir rahatlık da insana başka şeyleri düşünmek için vakit ayırmayı sağlıyor.
Bu sayede tabii ben konferansa daha çok odaklanabilmiş oldum.
Yani SADE'de gelecek olursak eğer, konferans için ben gerçekten hazırlık yapıyorum.
Çünkü hem insanları tanımış oluyorsunuz, hem insanlar sizin.
Nasıl iş yaptığınızı çok yakından görmüş oluyorlar.
İşte sunumlarınız, grafikleriniz, bir sonucu ifade etme şekliniz, çalışma şekliniz.
Bunların hepsi bence az çok 15-20 dakikada ortaya çıkıyor gibi görünüyor.
Bana öyle hissettiriyor. Ve tam olarak sizin hikayeniz bir hikaye gibi ortaya çıkıyor mu?
Bu bence önemli. Ben bu zamana kadar, buraya gelene kadar çok farkında değildim.
Yani hep bir sonucu anlatma, işte biz ne bulduk, ne yaptık, ortaya ne çıkardık bunun derdindeydim.
Aslında burada öğrendiğim şey gerçekten bir hikaye anlat.
Bir hikaye anlatıcılığı olması gerekiyor ve insanlar sizin sunumunuzu dinledikten sonra ayrıldıklarında sizin bulduğunuz sonuçlar, örnek veriyorum sayılar 0.02'den 0.05
'e çıkmış gibi ifadeler değil, tam tersi sizin hikayenizden çıkarılacak tek bir adet mesaj.
aslında önemli olan bence.
Biz bunu genellikle yapmaya çalışıyoruz buradaki ekibimde ve yani biz bunu yapmaya çalışıyoruz dememdeki sebep de şu hepimiz gitmeden önce mutlaka birbirimize sunum yapıyoruz.
Bir konferansa ya da bir yere gideceksek ve sunum yapacaksak ve onu mutlaka çok ciddi bir şekilde eleştiriyoruz.
Bunu daha önceki podcastlerimde de bahsetmiştim.
Eleştirdiğimiz noktalardan en önemlisi ve genel perspektif bu.
Bu sunumun kısa ve öz bir mesajının olması gerekiyor diye.
Sonuçta Dinleyicileriniz gerçekten önemli ve dinleyiciler eğer sizin konunuza çok hakim değilse bile onları çok basit bir noktadan sizin uzman olduğunuz noktaya ve çıkarım yaptığınız sonuca çekebilecek
bir hikaye anlatmanız gerekiyor.
Yani o hikayenin en başından çok basit anlatılmış olması gerekiyor.
Burada önemli olan noktalardan bir diğeri de şu.
Gerçekten de gittiğiniz konferansın kitlesi ne?
Bu insanlar nereden geliyorlar?
Hangi alanda uzmanlar?
Siz burada genel olarak herkesin çalıştığı bir konuda mı çalışıyorsunuz yoksa çok spesifik mi kalıyor sizin konunuz?
Bu gerçekten önemli çünkü örnek veriyorum benim son iki ayda katıldığım üç konferans oldu ve bir tanesi gerçekten tamamen benim çalıştığım alanda bir sürü insanın olduğu spesifik olarak gerçekten o konuyla
çalışan yüzlerce posterin sunumun olduğu bir konferanstı ve benim orada artık mikroplastikler nedir dememe gerek yoktu.
Ben direkt analitik... kısımdan giriş yapmıştım.
Ama en son ki gittiğim konferansta biraz daha genel perspektiften bir konferanstı.
Biraz daha ekotoksikoloji üzerine de işte çevre kimyası üzerine de bir konferanstı.
Bu sebeple de benim önce mikroplastiklerin ne olduğunu insanlara söylemem gerekiyordu.
Ya da başka bir konferansın benim bulunduğum sesyonunda daha öncesinde mikroplastikleri sunacak olan iki tane daha sunum olduğu için benim artık mikroplastik nedir dememe gerek kalmayacaktı.
Çünkü insanlar onu çok öncesinde zaten kendi sunumlarını büyük olasılıkla anlatacaktı.
Ve eğer paralel giden sunumlarsa bunlar, sizi mutlaka eşleşen bir seçine yerleştirdilerse o insanların sunumlarına atıf yaparak bile başlayabilirsiniz.
Böyle biraz daha espiritüel bir yerden de yaklaşabilirsiniz.
İşte bir önceki sunumda bunlar bunlar bahsedilmişti.
Şimdi ben sizi alıp buradan başka bir yere götüreceğim falan gibi.
Yani bu noktada birazcık şey önemli.
Hani insanlar gerçekten sizi böyle...
Pür dikkat dinleyemeyecekler çünkü bir sürü sunum ve bir sürü şeyi takip etmeye çalışıyorlar.
Orada sizin dinleyicinin dikkatini çekmeniz gerekiyor.
Başlangıçta önemli olan şey bu.
Bir diğer önemli bahsettiğim gibi tek ana bir mesajınız olsun ve insanlar sizden o mesajı alacakları için sizi hep o şekilde hatırlasınlar.
Yani gereksiz olan ya da ana mesajınızdan uzak olan sonuçları çıkaracağınız bir sunum olması aslında önemli.
Bir de bizim...
Genel olarak dikkat etmeye çalıştığımız şeylerden bir diğeri her bir slide sadece tek bir mesaj ifadesi.
Yani bir slide'da üç grafik verip farklı farklı sonuçları aynı anda vermeye çalışırsanız insanların anlaması birazcık daha zor olacak tabii ki.
Bir de şöyle bir detay var tabii.
Yani siz üç farklı grafik koyduğunuzda o grafiklerin büyük olasılıkla boyutları küçülecek.
Ve boyutları küçüldüğünde insanların onu okuması zorlaşacak.
Ve siz aynı anda hem insanlara grafiğinizi açıklamaya çalışıp hem de aynı anda mesajınızı vermeye çalıştığınızda bu ikisi bir noktada karışıklığa sebep oluyor aslında.
Burada da bizim en çok dikkat ettiğimiz şeylerden birim bir kere figür bile olsa minimum punto'nun 18 olmasına.
Her seferinde yani 18'den aşağıda bir boyut görünmesi güç oluyor ve gerçekten de insanların algılaması için de gerçekten uzaktan bakıldığında zor olabiliyor.
En önemli şey boyut aslında figürlerde.
Bir diğeri de gerçekten sizin figürünüz uzaktan bakıldığında ve herhangi bir...
Işıklandırmanın olduğu, iyi ya da kötü bir ışıklandırmanın olduğu bir odada renk körü bir insanın bile görebileceği bir figür olması gerekir.
Dolayısıyla renk körü renklerinin olmaması gerekir.
Mutlaka yazın boyutunun çok 18 ve üstü olması gerekir.
Tabii ki 18 ve üstü her zaman grafikte çok işlemiyor.
Yani grafikte çok zor oluyor ama minimum 18 olduğunda bunu yapabiliyorsunuz.
Bir şekilde ayarlanıyor. Ben daha önce bunu...
Denediğim için açıkça söyleyebilirim bu bir şekilde işliyor.
Aynı zamanda figure caption'a gerek duymuyoruz.
Çünkü biz orada zaten figürü kendimiz baştan sona işte x ekseni şudur, y ekseni budur, siz burada şu legendları görüyorsunuz vesaire gibi açıklamalar yaptığımız için ekstradan caption'a ihtiyaç duymuyoruz.
Yer kaplamasını istemiyoruz.
Aynı zamanda aklınızda şu an...
Hayal etmenizi istiyorum. Figür var.
Tabii ki hemen bence alışageldiğimiz şeylerden biri bu.
Yanına bir bullet pointler koyuyoruz.
Onları hemen sıra sıra sonuçları yanına yazıyoruz.
Bu da bizim normalde tercih etmediğimiz bir yol.
Tabii ki ben burada bizim ekibimizim ve hani genel olarak buradaki yaklaşımı anlatmaya çalışıyorum.
Tercih tamamen sizin ama birazcık daha...
açık anlaşılır olması için bunlar genel olarak tercih edilen şeyler.
Tabii ki biz Türkiye'de de her zaman şey söylüyoruz işte mutlaka çok yazı olmasın, işte çok fazla şey olmasın, çok dağınık olmasın.
Ama burada ufak detaylar gerçekten bunu yapmanızı kolaylaştırıyor.
Dediğim gibi bir figür ya da iki figür olduğunda mutlaka bu figürlerin ikisi de aynı anlamı yani sizin o slide'da vermek istediğiniz anlamı veriyor olmalı.
Bir diğer konu evet bazı pointler olmasın dedik ama ne olacak o zaman?
Sonuçta bazen özellikle de çok zor figürlerde açıklaması gerçekten zorlayan figürlerde olabiliyor çalışmalarımızda.
Bizim bir şekilde hatırlıyor olmamız lazım değil mi?
Main mesajı hatırlamamız lazım.
Bu da nasıl oluyor? Genellikle bir tane slide'ın altında bir kutucuk.
Ve bu kutucuk işte şekiller kısmından bulabilirsiniz.
İşte dikdörtgensel ama biraz daha oval kesimli dikdörtgensel kutucuklardan bir tane oluyor sadece.
Ve en altta sadece size o slide'ın ana mesajını veren ve genellikle de çok uzun olmayan tek bir ya da işte birleştirilmiş bir iki cümlenin olduğu bir kutucuk oluyor.
Bu da size siz sunum yaparken bir anda her şeye gittim, mavi ekran verdiniz.
Orada hatırlatıcı bir şey olsun diye.
Yoksa ana mesajınız mutlaka işte o figürlerle alakalı olacağı için tabii ki çok uzun şeyler olabilir.
Ama burada amaç zaten sizin konuşmanız, anlatmanız, sunum yapmanız.
O yüzden orada çok fazla yazı olursa insanlar sizi mi dinleyecek yoksa yazıyı mı okuyacak?
Bu karmaşayı biz her seferinde konuşuyoruz.
O yüzden biz ne zaman yazı koyduysak hocamız ya da işte arkadaşlarımız mutlaka bunu söylüyor.
Yani yazıyı mı okuyacak? Eğer yazı koyuyorsak da yani bu işte en alttaki ana mesajın olduğu kutucuk da olabilir.
Ya da slide'da sadece tek bir cümle var ve o cümleden başka hiçbir şey yok.
Böyleyse bile oraya yazdığınız her şeyin okunması gerek ve tamamının okunması gerek diye söylüyoruz.
Yani aslında bunu kendi aramızda bu şekilde konuşuyoruz.
O yüzden de mutlaka biz öyle bir şey koyduysak o cümleyi de baştan sona vurgulayarak okuyoruz ki gerçekten...
sizin uygulamak istediğiniz şey o olduğu için karşı tarafa direkt olarak bir mesaj olarak geçsin diye.
Bir de slide'larda şöyle bir durum oluyor.
İşte çok fazla highlight ettiğimiz ya da çok fazla renkli noktaların ya da işte renklendirilmiş yazıların olduğu ya da işte böyle fazla animasyonun olduğu ya da animasyonların
bir şekilde takip edilemediği, geç geldiği durumlar olabiliyor.
Bu tür durumlarda hiç animasyon kullanmamak ya da hiç highlight etmemek o şekilde bir karmaşadan çok çok daha iyi oluyor aslında.
O yüzden biz mutlaka bu tür karmaşaları da çıkarıp sade ve gerçekten anlaşılır, açık bir şekilde bir görüntü olmasını hedefliyoruz.
Bir diğer konu da şu. Eğer gerçekten figürle alakalı bir zorluk varsa ve gerçekten siz karşıdan bakacak kişinin de sizin figürünüzü anlamayacağını düşünüyorsanız ilk bakışta bunu açıkça söyleyebilirsiniz.
Bunu ben tabii ki İngilizce sunumlar için söylüyorum ama Türkçe sunumlar da tabii ki bu şekilde olabilir.
Açıkça söyleyebilirsiniz. Gelin şimdi birlikte adım adım benim figürüme bakalım.
Çünkü bu size yapacağınız şeyi açıklarken Karşı tarafa da tamam şimdi benim panik olmama gerek yok.
Bana açıklayacak zaten izlenimi veriyor.
Ve bu gerçekten biraz daha anlaşılır hissettiriyor.
Bir diğer önemli nokta insanların size soracağı sorularla ilgili tabii ki o sorunun bulunduğu slide'ı hatırlayabilmesi için mutlaka sayfa numarasının olması gerekiyor.
Ama bu çok önemli bir detay değil.
Mutlaka herkes bunu yapıyordur.
Sadece biz herhangi birimizin sunumunu kontrol ederken Bunları her zaman check ediyoruz.
O yüzden bunu söylüyorum. Daha önce söylediğim gibi fontlar mutlaka minimum 18 olmalı.
Ve her şey bold olmamalı tabii ki.
Aynı zamanda... Renk değişiklikleri gerçekten çok ekrandan ekrana çok değişiklik gösterebiliyor.
O yüzden mutlaka bulunduğunuz odayı daha önceden gidip kontrol edin ve o ekranda eğer yapabiliyorsanız öncesinde siz kendi sunumunuzu mutlaka açıp bir kontrol edin renkler nasıl gözüküyor diye.
Aynı zamanda da tabii ki renk körü insanlar için de bunu ayırt edebilecekleri renkleri seçin mutlaka.
Şimdi size bir de aklıma şu geldi, bunu söylemek istiyorum.
Daha önceden yaptığım ve şu an yapmadığım şeyler arasında çok belirgin, değişen ve artık yapmadığım noktalardan biri şu.
Çok fazla paper okuyoruz tabii ki hepimiz ve bunların hepsini göstermeye çalışıyoruz.
Bakın literatürde bunlar bunlar bunlar yapılmış ve eksik olanlar şunlar.
Ben şimdi bu eksik olanı yapmaya çalışıyorum.
Ve biz bu literatürü gösterirken mutlaka ve mutlaka ne kadar çok okuduğumuzu göstermeye çalışıyoruz.
Bu bir tabii ki konferans sunumunda olmayabilir.
Ama bazen konferans sunumlarında da bunu yapan insanlar oluyor.
Ben de daha önce yapmıştım.
Ama ben bunu başka sunumlarımda da yapıyordum mutlaka.
Literatürü araştırdığım ve işte böyle checklist yaptığım, farklı sütunlarda farklı şeyleri incelediğim bir tablom oluyordu.
Ve ben bu tabloyu direkt koyuyordum slide'a.
Tabii ki bu tabloyu yapmak kolay değil ama direkt slide'a koymak slide için kolay bir şey.
Ama aynı zamanda çok işlemeyen bir şey.
Çünkü insanlar hangi çalışma bu, işte senin için neden önemli ya da senin çalışmanla ne kadar ilişkili bunu tam olarak çıkaramayabiliyorlar.
O yüzden ben artık sadece bir ya da maksimum iki tane makale koyuyorum literature findings olarak.
Ve bunu da şu şekilde yapmaya çalışıyorum.
Yani ya makalenin direkt görselini hani...
en başta isim olarak ve graphical abstract olarak görünen kısımdaki görselini ekliyorum.
Ki bunu çok çok çok eskiden yapıyordum artık bunu da yapmıyorum.
Sadece ismini yazıp sonrasında da neler bulunmuş ve neler eksik bunu yazdığım ve Bunun gerçekten benim çalışmamla ilişkisine bundan bahsettiğim tek bir slide oluyor.
Böyle çok fazla çalışma göstermiyorum.
Çünkü hepimiz tabii ki çok okuyoruz ya da tabii ki çok fazla çalışma bunu destekliyor olabilir.
Ama sizin için en önemlilerinden birini seçerseniz çok çok daha etkili olur diye düşünüyorum.
Hatta şöyle güzel bir şey olmuştu.
İki sefer başıma geldi bu.
Gerçekten böyle komik de oldu yani nasıl denk geldi bilmiyorum.
Ondan bahsedebilirim size.
Bir sunumumdan sanırım geçen seneydi.
Şöyle bir şey olmuştu. Yani sonuçta tabii ki biz literatürdeki eksikleri buluyoruz ve bu eksikleri çalışıyoruz.
Ve benim bu eksiği bulduğum çalışmanın sahibi de benimle aynı sesinde sunum yapacaktı.
Ve ben normalde sunumlarımı şu şekilde yapıyorum.
Eğer hali hazırda daha öncesinde aylık toplantılarımın birinde sunduğum bir şeyse ve yakın zamanda bir konferansa gideceksem tabii ki o aylık toplantılarımda kullandığım slide'larımı da kullanıyorum.
Dolayısıyla o literatür slide'ı Oradan alınmıştı.
Ve ben onu kullandığım için mutlaka ve mutlaka işin sonunda aynı slide'ı kullanıp orada o kişiyle karşılaşacağımı biliyordum.
Öncesinde ben bunu hocama sordum.
Sizce kullanmalı mıyım, kullanmamalı mıyım?
O da dedi ki bu iki şeye sebep olabilir.
Birincisi evet çok iyi bir izlenim olabilir.
Diyebilir ki tamam sen benim çalışmamı tamamlayan bir çalışma yapacaksın.
Güzel bir şey. Benimle de sonuçlarını paylaş diyebilir.
İkincisi de bundan hoşlanmayabilir.
O yüzden safe bir bölgede kalmak için bunlar bunlar bulunmuştur.
Ama biz bu konuda da eksikler gördüğümüz için bu şekilde devam edeceğiz.
Kendi çalışmamızda bunları yapacağız gibi bir şeyle sakin bir şekilde, smooth bir şekilde oraya geç lütfen dedi.
Ve ben kullanmayı tercih ettim tabii ki.
O zaman o ekibin hoşuna gitmemişti arkadaşlar.
Ve bana soru sormuşlardı.
Çok da zor bir soru sormuşlardı.
Neyse ki cevapladım ama yani yarım yamalak cevapladım bu arada.
Gerçekten onlar da biliyordu.
İşin kötü tarafı gerçekten asıl sinirlendiğim şey onlar da eksiklerini biliyordu.
Zaten böyle yani. Bu insanlar da böyle arkadaşlar.
Biliyorlar eksiklerini. Mükemmel değiller ama işte gösterdikleri, yaptıkları şeyler.
O yüzden biz de onlara harika, mükemmel çalışmalar yapıyor diye düşünüyoruz.
Ama mutlaka eksikleri var ve onlar da bunun farkında.
Neyse sinirleniyorum şimdi.
Bu insanlar da bu eksiklerini biliyordu.
Ve ben orada onlarla birlikte tabii ki bunu söylediğim için hoşlarına gitmedi.
Olabilir. Böyle şeyler de olabilir.
Ama tabii ki kontra atak olarak onlar da bana aynı şekilde soru sordular.
Olabiliyor böyle şeyler. Hatta hala birbirimizi konferanslarda görüyoruz ve Hollanda'dan bir ekip ve birbirimizi çok sık görüyoruz yani çok sık karşılaşıyoruz.
İyi bir hamle miydi kötü bir hamle miydi bilmiyorum ama onlar da benim çalışmalarımı bu sebeple çok sık takip ediyorlar.
Bunu söyleyebilirim.
Bir diğer konferanslı ise şu olmuştu.
Bu en son gittiğim konferanslı oldu ve gerçekten beni çok mutlu etmişti.
Ben tabii ki yine işte Literature'dan bir paper paylaştım ama o kişinin benimle...
Yani benim seçenim de yok.
Hiçbir şekilde o konferansta ismi yok.
Gelmemiş yani. Yıllar önce yapmış doktorasını.
4 sene mi ne olmuş. Ama bir şekilde işte denk geliyor.
Sunumumu tamamladım. Sonrasında biri yaklaştı yanıma.
Tabii ki bence akademinin gerçekten böyle cilvesi mi denir ne denir bilmiyorum ama akademinin böyle tuhaf bir yanı da şu.
İnsanları isim olarak çok iyi biliyorsunuz.
Paperlerinden dolayı. Ama yüz olarak tanımıyorsunuz.
Bazılarını tanımayabilirsiniz.
Ve ben tabii ki de... Yanıma yaklaşan kişiyi tanımıyordum.
İsim kartı da dönmüştü.
Tabii ki de göremedim o sırada hızlıca.
Genellikle bu arada konferansta hep bunu yapmaya çalışıyorum.
Yani hızlıca insanların ismini görüp tanıyor muyum yoksa tanımıyor muyum diye düşünüyorum.
O yüzden hemen kontrol etmeye çalışıyorum.
Ama onu kontrol edememiştim.
Neyse yaklaştı böyle işte tebrik ederim.
Böyle birazcık da yaşlı bir profesör.
Tebrik ederim çok güzel işte çalışmanın sonuçlarını bizimle paylaştığın için mutlu oldum.
Bahsettiğin literatür çalışması da benim seneler önceki doktor öğrencimdi.
Onun süpervizörüydüm ben dedi.
O kadar mutlu oldum ki ve böyle onunla da konuştuk yani sonrasında sohbet ettik ve hani böyle çalışmanın detaylarını da konuştuk.
Şey dedim yani hani başlangıçta benim doktorama başladığımda beni çok etkileyen çalışmalardan biriydi ve beni o kadar etkiledi ki ben o çalışmanın eksiği olarak gördüm.
Gördüğüm şeyle devam ediyorum. Ama bu tabii ki de eksik dediğimiz şey işte yapamadığın işte ya da eksik yaptığın anlamında kelimenin tam anlamıyla değil.
Aslında herkes her şeyi zaten yapamaz arkadaşlar.
Bu yüzden akademide bir sürü insanız ve bir sürü şey yapmaya çalışıyoruz.
Bu yüzden ben tamamlamak istedim gibi ifade edince onu da çok hoşuna gitti.
O da çok memnun oldu. Ben de çok mutlu oldum bu şekilde devam ediyor olmasının, bu çalışmanın.
Devam ettiren insanların olmasını da çok...
takdir ediyorum, görmekten çok mutluyum diye.
O hoca da aynı şekilde söyledi ve sonrasında gerçekten güzel de bir connection'ımız oldu.
Sonrasında kartını verdi, iletişimde kalalım, herhangi bir sorun olursa mutlaka danışabilirsin dedi.
Yani bunlar güzel etkileşimler bence.
O yüzden literatürden böyle gerçekten güzel bir atış yapıp, güzel bir çalışma seçip, belki de işte bakıp sizin katılacağınız konferansta kimler var diye, orada o insanlar varsa eğer...
sizin için de riskli olmayacağını düşünüyorsanız ya da benim durumum gibi bir duruma düşmek istemiyorsanız koyup koymamaya siz karar verirsiniz.
Ama böyle durumlar da olabiliyor yani.
O yüzden bence literatürden bahsetmek bu noktada bir tablo olarak bahsetmektense böyle spesifik bahsetmek çok çok daha işe yarıyor bence.
Bir diğer önemli nokta mutlaka ve mutlaka zamana saygı gösterdiğimizi düşünerek tabii ki çok zor oluyor yani her zaman işlemiyor ama işte burada sizin hikayenizin bir ana mesajı
olmalı ve sizin işin sonunda baştan sona işte Tanıtım, sonrasında işte metodun tanıtımı, literatürdeki eksiklerin gösterilmesi, sonra sizin motivasyonunuz, sizin amacınız, ondan sonrasında metodunuz,
o amaç için gerçekleştirdiğiniz metodunuz, sonra metodun arkasından gelen sonuçlar.
Bunlar bir hikaye ama siz bu insanları alıp baştan sona bir noktaya getirmeye çalışırken 15 dakikayı da, genellikle 15 dakika olduğu için söylüyorum tabii ki zaman...
Değişebilir konferanstan konferansa.
Tutmaya çalışıyorsunuz o süreyi de.
O sebeple bu gerçekten zor bir şey.
Ama bu noktada işte dikkat etmeniz gereken benim her slide'ım bir mesaj içeriyor mu?
Yoksa bir mesajdan fazlası var mı?
Bazen kendinizi gerçekten güvende hissetmediğiniz slide'larınıza da koymayın.
Sırf sonuç diye. Yani ben de böyle yapıyordum eskiden.
Bir sonuç mu elde ettiniz? Evet elde etmiş olabilirsiniz.
Ama kendinizi güvende hissetmediğiniz bir sonuçsa, çünkü oraya herkes geliyor ve herkes bir noktada siz nasıl yaptınız, nereden bunu çıkardınız, bu sonuç bununla gerçekten ilişkili mi değil mi, nedenseli
ne, bunu anlamaya çalıştığı için tabii ki farklı sorular gelebilir.
O yüzden güvende olmadıklarınızı da çıkarın.
15 dakikayı bir şekilde mutlaka...
tutturmaya çalışın. Bu bir anlamda da işte hem oturuma hem oturumdaki çevre saygı gösterdiğinizi de gösteren bir şey.
O yüzden bunu mutlaka dikkat etmemiz gerekiyor.
Bir diğer önemli nokta En sona kadar işte bu şekilde geliyorsunuz.
Yani ben tabii ki birazcık daha üstünden anlatmaya çalıştım.
Yani çok ayrıntılı anlatmıyorum tabii ki.
Önümüzde keşke bir örnek olsa keşke ben de bütün sunumumu sizinle paylaşacak olsam ama anlamlandırmak da tabii ki belki zor olabilir.
O yüzden de açıklamıyorum. Bir de henüz öyle bir detaya inebilecek bir noktada değilim.
Ama genel olarak şunu söylemeye çalışıyorum.
Baştan sona bir hikayeyi anlattığınızda mutlaka tabii bir take on mesajı olsun.
Bu take on message da uzun olmasın yine arkadaşlar.
İnsanlar genelde burada böyle espiritüel şekilde yaklaşmaya çalışıyor.
Ya da işte böyle tek kelime falan yazıyorlar.
Ya da işte çok az şey yazıyorlar.
Yani çok fazla şey yazan bu arada gerçekten dikkate alınmıyor gibi görünüyor.
Bana öyle... geliyor nedense.
Ya da işte eğer yazdıysanız da yazdığınız şeyi mutlaka okuyor olmanız gerekiyor.
Şu anlamda söylüyorum okuyor olmayı.
Yani siz orada yazan şeyle söylediğiniz şey farklıysa ve uyuşmuyorsa sizi mi dinleyecek oraya mı bakacak?
Tekrar o karmaşaya giriyor.
O yüzden de tekrardan yani Clear bir bakış açısı, clear bir sonuç olmuyor.
O yüzden mutlaka ve mutlaka bence o noktada dikkat etmemiz gerekiyor.
Ya da işte mutlaka şey de diyebilirsiniz.
Bu sunumdan neyi hatırlamalısınız?
Ya da işte en önemli bulgular ya da işte gerçekten işte sadece sonuçlar gibi.
Bu şekilde bir kapanışta gerçekten birazcık daha hızlı ve öz bir sunum anlatmaya çalışırken kolay olacaktır sizin mesajınızı vermek için diye düşünüyorum.
Bir diğer önemli nokta da bence sunumun içeriğinden bağımsız olarak mutlaka çok fazla prova etmemiz gerekiyor.
Yani tabii ki bu kişiden kişiye çok değişir ama özellikle de İngilizce sunumlarda bence prova etmek şu açıdan da önemli.
Yani siz oraya not yazıyorsunuz mutlaka tabii ki nota da bakmaya çalışıyorsunuz ama insanlarda böyle bir akış hali olması için duraksamamak ya da işte Mutlaka işte bir bağlantının olması,
geçişlerin güzel olmuş olması, geçişlerin size de mantıklı geliyor olması gerekiyor.
O yüzden prova etmek gerçekten çok önemli.
Bir arkadaşınıza prova edebilirsiniz.
Özellikle de böyle sunumlarda eğer dinleyici gerçekten sizin alanınızdan da değilse yani çok genel bir alandansa öneri şu oluyor.
Mutlaka ve mutlaka işte annenize, babanıza, kardeşinize işte...
erkek arkadaşınıza, kız arkadaşınıza bilmeyen birine yani sizin konunuzu bilmeyen birine anlatın ve sizin anlatmak istediğiniz o tek mesajı çıkarabiliyor mu buna bakın.
Çünkü gerçekten orada da hiç bilmeyen birine anlatıyormuş gibi anlatmanız gerekiyor.
Tabii ki bilimsel bir yaklaşımı olması gerekir karşıdaki kişinin ama az çok anlayabilmesi için hiç bilmeyen birine anlatmak çok daha iyi hissettiriyor.
Bir de tabii ki çok iyi bilen birine.
Hocanız olabilir, işte meslektaşınız olabilir, ekip arkadaşınız olabilir.
Bir de ona sunun. O da detaylarla birlikte size bir feedback versin.
Bu iki sunum çok iyi geliyor bence.
Sonrasında bir de kendi kendinize pratik edersiniz.
Ama mutlaka sunum günü bence pratik etmeyin artık.
Çünkü artık böyle çok heyecan olabilir, stres olabilir.
Bir yandan işte kafanız çok fazla karmaşık bir noktaya gelmiş olabilir.
O yüzden bunların hepsini aynı gün...
devam ettirmek sizi zihinsel olarak zorlayabilir.
O yüzden genellikle ben kendim için en azından eğer hiç hazır hissetmiyorsam bir gün öncesinde bırakıyorum.
Bir gün öncesine kadar çalışmaya devam ediyorum.
Ama buradaki rahatlığım sanırım sonradan olmaya başladı.
O da çok fazla sunum yapıyor olmaktan gelen bir şey sanırım.
Artık buraya geldiğimden beri çok sunum yapıyorum.
Mutlaka işte haftada bir ya da işte...
İki haftada bir supervisor'ıma, ayda bir de işte genel komiteye sunum yapıyorum.
Bu zaten çok pratiği arttıran bir şey ama bir de işte arada kolokyumlarımız oluyor.
Onlarda da sunum yapıyorum.
Ya da işte bir yerlere gidip çalışmamızı tanıtıyoruz.
Onlarda da sunum yapıyorum derken fırsat çok buluyorum.
Kendinize de bir noktada fırsat yer atmaya çalışın.
Çünkü bizim buradaki genel olarak ekibimizde de öyle.
Kendine fırsat yer atmak isteyenler var.
Bir de hiç. İstemeyip gerçekten hani birazcık daha konferansta bile gitmek istemeyen arkadaşlarım da var.
Bu da çok normal. Hangisini seviyorsanız, hangisi size hitap ediyorsa tabii ki bunların ikisi de olabilir.
Ama eğer birazcık daha böyle rahat olmak istiyorsanız bence kendinize fırsat yaratabilin.
Yoksa gerçekten işte ilk başlarda ben de hep çok zorlanıyordum.
Hele de İngilizce sunumu yaparken.
İlk İngilizce sunumum çok çok çok gerçekten korktuğum bir gündü ya.
Yani öyle böyle korkmamıştım.
Şey anlamında söylüyorum tabii ki İngilizce sunumum.
Türkiye'de de tabii İngilizce sunum yapmıştım ama konferanslarda falan yapmıştım.
Genellikle çok böyle bölümde İngilizce sunum yapmıyordum sanırım.
Çok da hatırlamıyorum aslında ama İngilizce yurt dışında ilk sunumu Hollanda'ya ilk taşındığım zaman bir konferansa katılmıştım.
O zaman da çok heyecanlıydım.
Yani ve gerçekten sadece notlarımı okumaya çalışmıştım.
Onu hatırlıyorum. Başlangıçta böyle olması çok normal arkadaşlar.
Bunu yani kendinizi kucaklayın.
Yapacak bir şey yok. pratik etmeniz lazım.
Şu an öyle değilim. Şu an hatta çok çok daha iyi.
Bu konuda gerçekten mutluyum.
Evet. Birazcık da çalışarak oluyor tabii ki.
Ama şu an mesela işte sunum olarak tabii ki insan sürekli yeni Figürler çıkarıyor, yeni sonuçlar çıkarıyor.
Kendinden emin olman gerekiyor.
Tabii ki hazırlık yapman gerekiyor.
Bu ayrı bir şey. Ama sunum yapma rahatlığı daha ayrı bir şey.
Bence bunun eskiye kıyasla bende geliştiğini ve ilerlediğini düşünüyorum.
Daha rahat hissediyorum. Eskiden böyle sesim titrardı yani hatırlıyorum.
Nefesimi kontrol edemediğim için bu arada.
Evet bir heyecan var ama nefesimi bile kontrol etmeyi bilmiyordum yani.
O sebeple bir sesim titrardı.
Ve şeyden bağımsız aslında yani.
araştırma görevisiyken tabii ki derslere giriyorduk işte ders anlatıyorduk özellikle lab derslerini falan ama hiç böyle onlarda olan bir şey değil yani konferansta olan şey.
O yüzden bence o konuda pratik yapmak gerçekten çok işe yarıyor.
Bu konuda deneyimlemenizi ve kendinizi sürekli ona maruz bırakmanızı tavsiye ediyorum açıkçası.
Evet genel olarak benim konferansa hazırlık kısmımda sunum için yaptıklarım bunlardı.
İşte hazırlık yapıyorum orası da ayrı bir kısım.
Bir de öncesinde Bence bunu da çok hızlı bahsedebilirim diye düşünüyorum.
Konferansa gitmeden önce mutlaka sunumumu eğer önceden hazırladıysam ve kendimi hazır hissediyorsam işte sunum yapmayı bir iki gün öncesine kadar bırakıyorum.
Ve bu bıraktığım süreçte mutlaka ve mutlaka konferans programını kontrol ediyorum.
Kimler geliyor, kimleri önceden takip etmeliyim, hangi gün geliyor eğer gerçekten...
Öncesinde bir plan yapmak istiyorsam ve mutlaka o kişiyle görüşmek istiyorsam öncesinde mesaj atıyorum.
İşte ben şu günler olacağım konferansta ve sizinle bir öğle yemeği yemek isterim, bir kahve içmek isterim diye.
Bunu yaptığım oldu ve gerçekten insanlar da çok açık bu konuda.
Gayet görüşmek istiyorlar.
Zaten insanlar da oraya gerçekten sosyalleşmeye geliyorlar akademik anlamda.
Ve genel olarak gitmeden önce işte biz gidiyoruz eğer ekipsek.
Biz gidiyoruz bunu işte hocam geliyorsa hocam yapıyor.
Gelmiyorsa ben kendi kendime de yapıyorum.
İşte ben şu konferansa gidiyorum.
Yoldayım işte örnek veriyorum Masrih'te.
Masrih yolunda SETA konferansına gidiyorum.
Yarın şu saatte şu sesyonda sunumum olacak gibi bir post atıyorum.
Eğer sizin gerçekten takip eden kitleniz akademik olarak LinkedIn'de ise LinkedIn'de ya Twitter'da ise Twitter'da ya da işte hangi platformdaysa.
Bu gerçekten güzel oluyor.
İnsanlar sizden haberdar oluyor.
A sevda geliyormuş diyorlar.
Bir diğer noktada işte o belirlediğim insanlarla mutlaka ilk gün denk gelmek.
Ya da sunumlarına gidiyorum.
Sunumların arkasından bekliyorum, görüşüyorum.
Çünkü bir noktada evet bir yerde işiniz düşmesi için değil bu.
Evet bir yerde işiniz düşebilir ama bir yandan da siz o insanları takip ediyorsunuz.
Siz o insanların makalesi çıkar çıkmaz okuyorsunuz.
Bir kendinizi gösterin ya.
Makalesi çıkar çıkmaz okuduğunuz insanlara kendinizi bir gösterin.
O yüzden başlangıçta evet çok çekiniyor insan.
Ben ilk konferansımda hatırlıyorum.
En en en geriye gidersek yani lisans da gitmiştim.
Lisans son sınıftayken gitmiştim konferansıma.
Çok kötüydü. Yani evet çok güzeldi ama çok kötüydü.
Yani şöyle kendi başıma gitmiştim.
Gitmek istiyorum demiştim.
Şöyle olmuştu. Bildiri hazırlamıştık tabii ki hocamla birlikte.
Bir tanesine hocam gitmişti.
Sonra bir tane daha bildiri hazırlamıştık.
Ona da ben gitmiştim. Çünkü ben ikinci sınıftan...
itibaren aslında akademik projelerde çalışmaya başladığım için benim lisans bitirme projem biraz kapsamlı olmuştu.
Ben çok uzun süre üstüne çalıştığım için.
O sebeple de iki bildiri yazabilmiştik.
Ve ben ilkine gittiğimde hocam gelememişti.
Ve ben böyle kendi başıma gitmişim, tek başımayım, lisans öğrencisiyim, hiçbir şey bilmiyorum.
Nasıl yapılır, insanlarla nasıl konuşulur, nasıl sohbete gelir, hiçbir şey bilmiyorum.
Ve insanlar, bu arada Türkiye'deki ilk ve tek konferansımdı o benim.
Diğerlerine pandemi zamanında katıldığım için online katılmıştım.
O yüzden in person olarak ilk konferansımdı ve tek konferansımdı.
O yüzden de böyle şeydim.
İnsanlar böyle ekip olarak gelmişler ama kalabalık kalabalık ekipler.
İşte Bursa'dan birileri, Ankara'dan birileri, İstanbul'dan birileri.
Her şehirden var böyle ve kalabalık ekipler.
Ben onların yanında böyle tek başıma hiç böyle gerçekten gidip aralarına girip konuşabilecek cesareti bile gösterememiştim.
Böyle çok kendimi yalnız ve hani...
Birazcık da savunmasız hissetmiştim sanırım.
Ama sözlü sunumum vardı bir de.
O sözlü sunumdan sonra benim işte üniversitemden gelen başka hocalar vardı.
Onlar falan şaşırmışlardı tabii lisans öğrencisi olarak geldiğime.
Ve sunum yaparken de söylemiştim ilk başta.
İşte ben lisans öğrencisiyim, çok heyecanlıyım, ilk konferansım falan diye.
İnsanlar da tabii ki böyle bir şefkatle yaklaştılar.
Sonra herkes benimle sohbet etmeye ve hani beni yalnız bırakmamaya çalışmıştı.
Çok iyi hissetmiştim, çok güzel gelmişti.
Ama ilk başta o kadar büyük korkuyla gitmiştim ki.
Ve başlangıçta yani sunumuma kadar ki kısım kötüydü.
Çünkü kimseyle konuşamıyordum yani kimseyle bir bağ kuramamıştım.
Öyleydi ilk konferansım.
Ama şu an... Her yerde işte vakit bulamıyorum.
Şununla mı görüşsem, bununla mı görüşsem diye.
O da birazcık şeyle alakalı tabii ki.
Yani birazcık tabii ki kendinizi açmanız gerekiyor.
Birazcık insanlarla o günlere özel sosyalleşmeniz gerekiyor maalesef.
Yani evet bu her zaman yapılabilecek bir şey değil bu arada.
Yani günlük hayatta falan asla yapılabilecek bir şey değil.
Ama o günler için birazcık aktif olmak gerekiyor.
Bunun da tabii ki çıktıları oluyor.
İnsanlar işte defterde biri vardı.
mikroplastik çalışan diye ya da işte Hollanda'dan biri vardı diye mutlaka işte gittiğiniz konferansın kapsamına göre sizi hatırlıyorlar.
Yüz olarak sizi hatırlıyorlar.
O da güzel hissettiriyor bence.
Yani aa hadi gel bizim bu konuda stakeholder meetingimiz var diye beni davet eden de olmuştu sonrasında.
Yani bu noktada da bence çok işe yarıyor.
Senin alanınla ilgili bir toplantı oluyor ve kapalı bir toplantı oluyor mesela bazı toplantılar.
Davet üzerine gidiyor.
O tür toplantılara bir PhD olarak davet edilmeniz için hocanızın onları tanıyor olması lazım.
Ya da işte hocanızın aracılık etmesi lazım vesaire vesaire.
Ya da hani bilen birinin size söylemesi lazım.
Aa şurada da biri vardı çağıralım o da gelsin diye.
Ama öyle bir şey olmuyorsa eğer benim hocam mesela sadece mikroplastik çalışmıyor.
O yüzden de sadece bu alanla ilgili şeyleri takip etmediğinden haberi yoktu.
Ama ben orada tanıştığım insanlar aracılığıyla kapalı...
oturum olan birçok toplantıya sonrasında davet edilmeye başlandım ve hala gidiyorum onlara mesela.
Hem insanlar biliyorlar ben doktorumu bitireceğim ve birlikte bir şeyler yapabiliriz ya da birlikte bir şey yapmasak bile yani orada onu çalışan biri var diye biliyorlar.
O açıdan gerçekten bence önemli oluyor, etkili oluyor insanlarla iletişim kurmak ve burada birazcık daha kolay bence.
Ben Türkiye'deyken çok çekiniyordum.
Biraz bu network olması açısından, network kurmak açısından ama burada çok Çiğli insanlar.
Yani gerçekten gidip dümdüz birlikte öğle yemeği yiyebilirsiniz.
Çünkü bazen onlar öğle yemeği yiyecek birini bulamıyor belki ama o sırada siz ona eşlik edip hem de sohbet edebilirsiniz.
Bu onlar için çok normal bir şey.
Bir profesör olabilir bu işte ya da çok alanında ünlü bir araştırmacı olabilir ama normalde biz tabii ki birazcık çekiniyoruz bu tür şeylere.
Bence Avrupa'da ve işte genel olarak bilmiyorum Amerika'dan duyduklarımda insanlar bu konuda biraz daha rahatlar tabii ki.
hiyerarşiyi hissettirmeyen akademik ortamlarda diyebilirim.
Genel olarak böyleydi.
Akademik konferanslara katılımla ilgili benim deneyimlerim.
Aklıma başka bir şey geliyor mu düşünüyorum.
Bir de başka bir önemli nokta.
Ben Türkiye'deyken yapıyordum ve artık yapmıyorum dediğim şeylerden bir diğeri.
Türkiye'deyken ne giyeceğime çok kafamı takıyordum.
Tabii kadın olarak da buna insan kafayı takıyor.
Yani işe gelirken bile düşünüyorsunuz.
Ama burada eskisi kadar dikkat etmediğimi fark ettim.
Çünkü insanlar da dikkat etmiyorlar.
Çok aşırı aşırı aşırı rahat giyiniyorlar.
Çok günlük giyiniyorlar. Yani Türkiye'deki gibi giyinip geldiğinizde burada çok tuhaf bakılabiliyor, çok tuhaf karşılayabiliyor.
Ve benim öyle yaptığım olmuştu.
O bakışlardan sonra hani bu kız niye böyle gelmiş ya falan dedikleri için artık öyle giyinmemeye başladım.
Çünkü o tuhaf bir his yani.
Hiç kıyafete o kadar dikkat etmiyorlar.
Evet düzgün, özenli, temiz olmalı tabii ki kıyafetleriniz.
Ama yeni bir şey almaya ya da işte özellikle yani biz akademik olarak bence o kadar resmi dairelerde çalışan insanlar kadar resmi kıyafetlerimiz yok.
O yüzden ben konferansa giderken mesela işte mutlaka...
biraz daha işte ceket, pantolon, kumaş pantolon, ceket, gömlek giymeye çalışırdım.
Ama öyle bir zorunluluk yok burada.
Yani insanlar özellikle de hiç dikkat etmiyorlar.
Hatta bence böyle daha nerd görünen tipler kotla falan geliyorlar yani.
Onlar öyle geldiği için.
Ben de çok özenmiyorum artık eskisi kadar.
Ama hala tabii ki bakıyorum yani işte şöyle bir şey mi giysem falan diyorum.
Onu ben günlük hayatımda da dediğim için.
Ama öyle şıkıdım şıkıdım gelmiyor kimse.
Yani işte Türkiye'de ben şeyi görmüştüm yani.
Bayağı topuklu stiletto ile gelen vardı.
Burada hiç öyle bir şey yok.
Çünkü insanlar şey düşünüyor yani zaten bir sürü yürüyorsun, hareket ediyorsun falan.
Bir de hiç umurlarında değil o ayrı bir şey.
Bir de sonrasında da... Çıkıp gezeceksin yani gittiği yerde geziyorsun, o şehri de geziyorsun.
O yüzden hiç gerek yok öyle şeylere.
Eğer bu taraflara yolunuz düşecekse önerim bu olabilir yani.
Bence o kadar özenmeye, yeni bir şey almaya falan hiç gerek yok.
Başka söyleyebileceğim bir şey var mı diye düşünüyorum.
Bir de evet. Mutlaka bence tadını çıkarmaya çalışın.
Bence en iyi konferans sunumu ilk günü olan konferans sunumudur.
Çünkü sonraki günler rahat rahat keyfinize bakabilirsiniz.
Benim en son ki öyleydi.
En son ki gerçekten keyifliydi bu arada.
Yani çok keyifli bir konferanstı.
Farklı unutulmayacak anlar da oldu tabii ama onu belki başka bir gün mü anlatsam diye düşünüyorum.
Belki bunun hemen arkasına onu yayınlayabiliriz.
Ben şimdi bir... Ara verip ondan sonrasında onunla devam edebilirim.
Onu çekmeye devam edebilirim.
Genel olarak böyleydi arkadaşlar.
Konferansla ilgili söyleyeceklerim.
Hoşunuza gider gitmez.
Yapmak istersiniz istemezsiniz.
Ama ben genel olarak buradan bir perspektif sunmak istedim size.
Beni dinleyen insanların birçoğunun böyle yargılamayan türden insanlar olduğunu biliyorum.
O yüzden bu bölümleri biraz daha onun rahatlığıyla çekiyorum.
Birazcık bizim buradaki TV Delf'teki çalışma stilimiz bu.
Bunu göstermek istedim.
Tabii ki çok ayrıntılı anlatamadım ama genel olarak işte anlatmak istediğim bizim her zaman mutlaka bir sunumu dinlerken dikkat ettiğimiz şeyler bunlardı.
Umarım sizin için de faydalı olur.
Umarım gerçekten işinize yarayacak bilgiler olur.
Peki öyleyse kapanışa geçebiliriz.
Bugünkü sohbetimize dahil olan herkese akademinin itinlerini dinlediği için teşekkür ederim.
Eğer sen de akademide yolunu arıyorsan burada yalnız değilsin.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
