
Dinlenmeye çalışırken bile aklınız yapılacaklardaysa, bu bölüm size tanıdık gelebilir. Önceki bölümümüz sonrasında sizden gelen sorularla, işi hayattan ayıramamayı, zihnin hep bir şey yetiştirmeye çalıştığı hali ve gelecekle ilgili kaygıyı bir psikologla konuşuyoruz.
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcastte akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Akademinin İçinden hoş geldiniz.
Geçen bölümde akademide insanı zorlayan bazı duygulara biraz birlikte yaklaşmıştık.
Bu kez o duyguların biraz daha içine girmek istiyorum.
Çünkü birçok kişi benzer şeyleri yaşıyor ama çoğu zaman bunu sadece kendi kişisel yetersizliği gibi düşünüyor.
Sanki mesele hep insanın kendi duygularıymış, kendi yetersizlikleriymiş gibi.
Oysa bazen durum o kadar basit olmuyor.
Bugün bir psikologla birlikte akademide insanın içten içe zorlandığı yerleri birlikte konuşacağız.
Mükemmeliyetçilik, erteleme, bir türlü başlayamama, yaptığını beğenmeme, sürekli yetmiyormuş gibi hissetmek ve belki de en önemlisi akademik işin yavaş yavaş insanın bütün hayatına yayılması.
Çünkü bazen mesele sadece çok çalışmak da olmuyor.
Bazen insan çalışmadığı zaman da çalışıyormuş gibi hissediyor.
Masada değilken bile zihni masada kalıyor.
Ailesiyleyken aklında yapılacak bir sürü iş oluyor.
Ya da bir akşam kendine vakit ayırsa bile içi rahat etmiyor.
Ve bir noktadan sonra doktora ya da akademik hayat yapılan bir iş olmaktan çıkıp yaşanan bir iklime dönüşmeye başlıyor.
Bugün tam da bunları sevgili Zeynep Bahadır ile birlikte konuşacağız.
Hoş geldin Zeynep. Önce seni biraz tanıyalım istiyorum.
Neler yapıyorsun şu sıralar?
Merhaba, hoş buldum.
Teşekkür ederim beni misafir ettiğiniz için, davetiniz için.
Ben İtalya'da yaşıyorum.
Yaklaşık 6 senedir, 6 seneye geçti hatta.
Freelance olarak çalışıyorum burada.
Tamamen terapi üzerinden.
Master için gelmiştim.
Daha sonra yerleştim. Şu sıralar oldukça yoğun programım ama onun dışında hani çokça da seyahat ediyorum ben.
Seyahat etmeyi seviyorum. O yüzden namı diğer göçebe psikolog da diyebilirsiniz.
Evet aslında bence onu da söyleyelim.
İnstagram'da göçebe psikolog ismiyle, Instagram hesabıyla çok da güzel bir hesabım var.
Ben seni oradan tanımıştım zaten aslında.
Sonrasında da böyle teklifimi kabul ettiğin için ben de teşekkür ederim.
Çok güzel bir bölüm olacak öyle düşünüyorum.
Onun için de böyle çok heyecanlıyım.
Bu bölümü aslında biraz da böyle dışarıdan bir önceki bölümün arkasından gelen sorularla şekillendirmeye çalıştım.
Ben soruları toparladım.
Zeynep'le de bunları olabildiğince doğal bir sohbet içinde konuşmaya çalışacağız.
Biraz doğaçlama ve spontane olacağını da belirtelim.
Evet, kesinlikle.
Açıkçası önceki podcast'inizi ben dinleyemedim maalesef.
Hani bu hafta yoğun bir haftaydı.
Bir kopukluk olursa kusuruma bakmayın.
Yok yok. Ama daha önce yaptığımız toplantıda zaten aşağı yukarı neler konuşabileceğimizden bahsetmiştik.
Evet yani ben zaten böyle genel bir akış üzerinde oturtmaya çalıştım soruları.
O yüzden bence keyifli, doğal bir sohbet olacak diye düşünüyorum.
Öyle inanıyorum. Şimdi hemen başlayalım o zaman.
Evet şimdi ben çok tanıdık bir yerden başlamak istiyorum.
Doktor öyle ya da akademik işle sosyal hayatı birbirinden ayırmakta zorlanan çok insan var.
Ben de bunlardan biriyim.
Buraya taşınana kadar benim için çok zordu.
Buraya taşınınca birazcık buranın da akademik kültürüyle biraz ayırmaya uğraştım ama hala tabii içten içe onu hissediyorum.
Günlük hayatında bile sürekli tezini, makalesini, yetiştirmesi gereken işleri düşünen birçok insan var.
Geç saate kadar çalışmazsa içi rahat etmeyen, sırf içini rahat ettirmek için.
Çok geç saatlere kadar çalışan ya da işte gerçekten çalışmadığı zaman kendini kötü hisseden birçok öğrenci var.
Ben de kötü hissedemi seçmedim.
Karantinacını. Öyle evet yani buna rağmen gerçekten yapılacak işleri bir şekilde yürütmeye çalışıyoruz.
Aslında bu psikolojik olarak bize neyi ifade ediyor?
Bu düşünmeden edememe hali neyin göstergesi ben bunu merak ediyorum.
Sorularda bu da vardı.
Hem beni merak ettiğim hem de dinleyicilerin merak ettiği bir soru.
Ya mental yorgunluk diye düşündüm ben ilk olarak.
Bu arada spontane bir sohbet olduğu için birlikte düşünelim de isterim aslında.
Hani burada bir uzman görüntü var.
olarak ben fikrimi söyler gibi değil ama sesle düşünelim, birlikte düşünelim.
Terapinin de doğası mesela biraz öyle ben o formata alışkınım.
Sürekli zihinde bir yapılacak işler var herhalde.
Mental load, zihinsel yorgunluk diyoruz.
Çünkü deadline'larınız var sizin bildiğim kadarıyla.
Yetişmesi gereken okumalarınız, yazılarınız olabiliyor herhalde.
Ve başka bir şey yaptığınızda suçluluk hissi geliyor.
Çünkü Bu sırada çalışıyor olabilirdim.
Zamanını yönetmekle merak olarak geldi.
İlk aklıma gelen hani kişi biraz kendini tanıdıkça ona neyin iyi geldiğini, neyin onu desteklediğini diğer alanlarda bunları anladıkça ve fark ettikçe bunlara dair rutinler oluşturabiliyor.
Mesela bir yürüyüş mü sana iyi gelir ya da işte bir arkadaşınla bir kahve içmek mi sana iyi gelir?
Bunu o zaman vakit kaybı olarak değil aslında mental sağlığını korumak için.
bir şeye dönüştüğü zaman onu zamanını daha iyi yönetiyorsun diye düşünüyorum.
Peki şeyi merak ediyorum yani bu gelen sorularda da vardı ben de aynı şekilde bunu çok bağdaştırıyorum.
Bu noktada sınır koymak niye bize bu kadar zor geliyor?
Acaba sınır koymanın arkasında işte sürekli bir kaygıdan gelen bir şey mi var içimizde ya da işte belki Başka bir şey yani bilmiyorum ne olduğunu ama mesela şu an artık durmam lazım.
Yani belki bizde şöyle ilerliyor çünkü.
Yani örnek veriyorum bir yazıyı...
Bir de sürekli yapılacak iş var yani.
Bir yazıyı bitiriyorum ama aklımda aynı zamanda bir sunum hazırlamam lazım.
Ya da bir toplantıya hazırlamam lazım.
Yazı bitti ya eve gideyim demiyorum.
Yani akşam 5 eve gideyim demiyorum.
Bir saatte şu sunuma bir vakit ayırayım.
Bir saatte bunu yapayım diyorum.
Halbuki çıkmam gerek. Yani orada sınırı neden koyamıyorum?
Aslında belki bu sadece akademide değil, başka çalışma alanlarında da olabilir.
Her zaman yapılacak daha fazla iş olabilir.
Zaman yönetimi herhalde.
Bir de kendini koruma iyi öğrenmekle alakalı belki.
Kendi mental sağlığını.
Çünkü akademide herhalde çok fazla burnout durum yaşanabiliyor.
Bu da hani kaldırabileceğinden fazla yükü ve stresi aldığın zaman ortaya çıkıyor.
Yapabilirim diye düşünüyorsun.
Kendini gözetmiyorsun.
Veya diğer alanlarında işte sosyallik, spor, eğlence, oyun bunlara vakit ayırmadığında ve sadece tek bir yere odaklandığında vücut da
fail ediyor günün sonunda.
Zihinde... Çünkü bunların hepsi bir bütün halinde.
Evet aslında biz böyle birazcık ben öyle hissediyorum yani belki başka alanlarda da öyledir ama akademide insanlar işi hep kendinden daha öne koymaya çalışıyor.
Yoksa başarılı olamam hissi geliyor bence.
O yüzden de mutlaka böyle bir...
Rekabet ortamında var mı?
Evet. Şeylerin gerisinde kalıyorum hissi belki.
Evet kesinlikle.
O belirsizlik de bence, özellikle Türkiye'de bence bu çok fazla.
Çünkü çok ciddi bir rekabet ve bir yandan da hem pozisyon açısından, araştırma görevlisi kadrosu açısından, hem bir bursa sahip olma açısından.
Çünkü Türkiye'de burslu doktora yapabilmek çok çok nadir olan bir şey.
Bu sebeple de mesela yüksek lisans öğrencilerin çoğu kendini göstermeye çalışıyor.
Kendini göstermek için hep daha çok...
iş, daha çok bir şey yapma çabasında oluyor.
Çünkü kendini gösteremezse doktoraya geçtiğinde o bursu o değil de arkadaşı olabilir.
Böyle birbirini takip eden şeyler belki onunla da ilgisi olabilir ama o noktada işte kendini korunmaktan da öte kendini düşünmemeye gidiyor bu durum.
Yani kendimizi pek düşünmüyoruz aslında.
Öz şefkatlerimiz yok gibi akademisyenler.
Hayatta neyi öncelediğinle de bağdaşıyor sanki.
Yani ben sadece kariyer odaklı mıyım?
Hani kendimi bu Ben de bazı şeylerden fedakarlık yapabilirim, feragat edebilirim.
Mental sağlığım da olabilir bu.
Mental sağlığım benim için çok da öncelikli değil.
Ben yeter ki işte o bursu alayım, yeter ki şu seviyeye geleyim mi diyorsun?
Yoksa ortalama bir yerler benim için kabul edilebilir mi?
Biraz bu bakış açımla da alakalı galiba.
Genelde Türkiye'de gözlemlediğim...
Başka bir çaresi olmuyor öğrencilerin mesela.
Yüksek lisansı öyle yapmalı ki ya da işte doktorayı öyle yapmalı ki doktorun sonrasında da kadro bulabilirsin eğer hala kadrosu yoksa.
Gelen bir yarış. Evet. Bütün soruların sonunu şeye bağlamayı düşünüyorum.
Herkesi terapiye yönlendiriyor.
Kesinlikle yani bence de çok doğru.
İnsanın kendi ihtiyaçlarını fark edebilmesi, gözetebilmesi biraz kendini tanımaktan geçiyor.
Buna alan açabilmekten geçiyor.
Buralarda biraz yumuşayınca da sanki iş dünyası, kariyer azmi.
Buralarda da biraz yumuşuyorsun.
Ortalama bir şeyleri, bir şeyler kabul edilebilir hale geliyordur belki.
En iyisi, en mükemmeli, en birincisi olmasa da ben mutlu bir insan mıyım?
Başka şeylere vakit ayırdığımda bundan keyif alıyor muyum?
Bana iyi geliyor mu?
Bunları anlayabilmek için insanın kendi tanıması gerekiyor herhalde.
Bilmiyorum. Bu noktada mantıklı.
Yani ben de aynı yerden bakamıyorum.
Tabii ki uzmanlığım değil ama hani bağdaştırmaya çalıştığım nokta şu oluyor.
Bir noktada yani kendi içimizdeki o durumu çözemediğimizde işte bu işimize kontrolcülükle ya da mükemmelliyetçilikle ya da işte...
çok iyisi olmalıyım hissiyle yansıyor gibi görünüyor bende.
Bu da mesela çok sorulan sorulardan biriydi.
Bir öncekinde de aslında birazcık değindiğimiz için belki insanların aklına çok kolay gelmiş ve bunu öğrenmek istemiş olabilirler.
Mükemmelliyetçilikle işte erteleme arasında bir bağ olduğunu düşünüyor insanlar ama bunu nasıl çözebileceklerini bilmiyorlar.
Yani mükemmeli yapmak için sürekli...
Erteliyor, erteliyor, erteliyor ve erteledikçe o mükemmel onlar için gelmiyor.
Evet. Bu mesela buna nasıl bakıyorsun?
İkisi arasındaki...
İkisi arasında kesinlikle bir bağ olduğunu düşünüyorum.
Evet. Çünkü mükemmel iyinin düşmanıdır diye bir söz var işte.
Duymuş muydum? Yani iyi olan benim için kabul edilebilir değilse, işte az önce dediğim gibi ortalama olan benim için kabul edilebilir değilse, hani ben onu işte onun için en doğru zamanı
kolluyorsam, önce şu kadar şu kadar araştırmalarımı yapacağım.
Her şey önce tam olacak.
Ondan sonra başlayacağım.
Ve bir yerden başlayayım.
Olmadı düzenlerim.
Tam içime sinmese bile en azından ortaya bir şey çıkarabilmiş olayım.
Kabul edemiyorsan evet mükemmeliyetçilik tuzağına düşmüştür.
Mükemmeliyetçilik bu arada şeyle de karıştırılıyor.
Mükemmel bir şey yapmak.
Sanki iyi bir şey gibi de algılanabiliyor.
Aslında öyle algılanıyor.
İnsan olmanın doğasında mükemmeliyet yok zaten.
Mükemmel değiliz. Hepimiz kusurluyuz.
Niye bu kadar robotik chat GPT gibi biri olmaya çalışıyorum ki kusurları olacak, hataları olacak, geliştireceğim.
Evet bu yüzden de sürekli erteleme davranışı ve sonra suçluluk duygusu da ona eşlik edebilir.
Evet. Başarısızlık hisleri peşinden gelebilir.
Böyle bir kara deliğe doğru sürüklenme hali.
Kesinlikle. Aslında o da soracağım şeyler arasında vardı.
Çünkü erteleme devam ettikçe motivasyon düşüyor.
Motivasyon düştükçe daha çok erteliyor insan.
Sonra bir daha başlayamıyorsun ya.
Başlama noktası yok. Sorularda bu vardı.
Bunu kıracak şey ne?
Bunu kırabilecek döngü ne?
Neyi düşünüyorum ya da nasıl hissetmiyorum?
Şunu belirtmek lazım.
Mükemmeliyetçilik var bende hadi bırakayım mükemmeliyetçiliği.
İşte bunun için böyle pratik çözüm yöntemleri sunmak çok gerçekçi olmuyor aslında.
Kayıt öncesinde de seninle bahsetmiştik.
Şimdi üç aşamada şunları şunları yaparsan bunlar biraz popüler söylemler oluyor.
Yani insanın mükemmeliyetçiliği de bir günde ortaya çıkmıyor.
Çocukluğumla çok bağlantılı.
Ebeveynlerimin beni yetiştirme şekliyle çok bağlantılı.
Sonunda eğer ben çok eleştirildiysem, ebeveynlerim, bakım verenlerim çok onlarda mükemmeliyetçilik vardıysa, onlardan gördüysem ya da benden hep bu beklendiyse, ortalama
bir şeyler çok takdir edilmediyse, hep daha iyi yapabileceğim söylendiyse veya iyisini yaptıkça ben çok ilgi ve sevgi aldıysam ve hep bunun doğru olduğu, daha iyi olduğu pekiştiyse benim için bunlar
kemikleşiyor, yerleşiyor.
hayatıma da yansıyor, iş hayatıma da yansıyor, akademik hayatıma da yansıyor ve bunu bir günde değiştirmek çok zor.
Hadi şimdi bırakayım. Yine yani yolun sonu terapiye çıkıyor bana sorarsan.
Bunların nereden geldiğini, bunların nereden geldiğini anlayabilmek ve bir şeyi tam ve en iyi şekilde yapmadığımda da kendimle ilişkimi koruyabiliyorsam.
kendime karşı eleştirel konuşmak yerine iç sesini mesela bak yine yapamadın demek yerine olsun ya bir dahaki ne yapabilirsin demeyi öğreniyorsa ancak değişebilen patternler.
Kesinlikle. Ya da insan kendine exposure terapi yapabilir mesela.
Öyle düşünün. Daha hızlı bir yöntem olur.
Daha acılı, daha hızlı. Maruz yani.
Bilmiyorum ben onu. Her konuda bunu uygulayabilirsin.
Yani korktuğun bir şey mi var?
O korktuğun şeye maruz bırak.
Kötü bir iş çıkarmaktan korkuyor musun?
Kötü bir iş çıkar ve onunla yüzleş ve ölmediğini fark et.
Ağzın yanında onu değilmiş.
Doğru. Sonra bir şeyler kırılmaya başlıyor.
Ama bu biraz zor bir yöntem.
Doğru. O zaman eşlikçinin olması, bir profesyonelin şahitliğinde, eşliğinde bir şeyleri değiştirmeye çalışmak daha yumuşak bir geçiş oluyor.
Aslında benim şu an aklıma şey geldi.
Yani ben zaten maalesef ki bunu kabul ediyorum.
Başlangıçta bende çok fazla vardı bu mükemmeliyetçilik şeyi.
Yani sanırım hani benim de başka çözemediğim şeyler var ama.
Aynen. Ama şöyle, şimdi...
Mesela Türkiye'deyken bu çok desteklenen bir ortamda daha da coşkulanmıştı benim için de yani.
Bunu hep böyle yapmaya devam ediyordum ve gerçekten de bir noktada sanki işte çok özenliyim, çok titiz çalışırım gibi algılandığını düşünüyordum.
Evet ve dışarıdan da bu şekilde zaten hoş karşılanıyordum.
Yani böyle olunca zaten benim gözlemlerime göre insanlar profesyonel hayatında hep çok iyiler ya da hep çok iyi oldukları, takdir edildikleri gibi bir algı oluşuyor.
Ama burada buraya geldikten sonra işte ilk senemde proposal'ımı yazarken bir türlü göndermiyorum işte.
Anlatıyoruz anlatıyoruz işte konuşuyorum toplantılarda bakın işte ben şöyle düşünüyorum böyle düşünüyorum yazıyorum.
Bunları tabii ki yazmak zorundayım.
Sonra böyle bir yani 6.
ay falandı herhalde böyle aşağı yukarı artık anladılar herhalde.
Ve bana supervisor'ım şey demişti.
Yani hani sen hiç göndermiyorsun.
Ama yani bunu gönderdiğinde kötü bir şey olmayacak.
Gönderdiğin yazı üzerinden feedback verip daha iyisi olabilecek.
O yüzden mutlaka o haliyle ne yazdıysan tam olmak zorunda değil.
İşte o başlığı bitirmek zorunda değilsin ama o haliyle mutlaka eksiğiyle bana gönder ben bakayım.
Ve onun üzerinden konuşup onun üzerine eklemeye devam edelim.
Hiçbir zaman tam olmasını bekleme.
Hem benim vaktim olsun daha fazlasını için düşünmeye.
Hem de işte o an yaptığımız şey üzerinden, konuştuğumuz şey üzerinden çok geç olmadan konuşalım diye.
Bana böyle bunu yavaş yavaş aşılamaya başladı ve ben sonra buna biraz adapte oldum.
Ve böyle belli bir zaman sonra artık işte şu an 3,5.
3 sene olacak. 3 sene pardon 3,5 değil.
3 sene olacak. Bana böyle arada bir yerde şey dediğini hatırlıyorum.
Sen de biraz mükemmeliyetçilik vardı.
Farkındaydın değil mi falan diye.
Yani böyle çok süpervizyonlu çok yani neyse ki çok şükür çok seviyorum.
Ağlayarak sarıldık falan.
Aynen. O noktada birazcık böyle onun mesela desteğini hissettim.
Ben dönüştüm yani o süreçte.
Ve o dönüşümde Korkma korkma.
Evet kesinlikle.
Bu arada hani çok kötü olduğunu çok kötüyü de çok birlikte konuşarak hani çözmeye çalıştık.
Ama bunu destekleyen bir ortam olduğunda mesela kırabildiğimi fark ettim.
Bence bu da biraz önemli gibi geliyor bana.
Bu süreci mesela şu an bu bölümü çekmeden ve önceki bölümü çekmeden önce biraz üstüne düşünürken fark ettim.
O süreçte de çok farkında değildim.
Aa biz bunu yapmışız diye.
Hani o mükemmel yeteneği kırmak için benim...
Sürekli haftada bir yazlıklarını göndermem falan.
Ama güzel de oldu yani.
İşin sonunda ben şu an çekinmeden eksiğiyle fazlasıyla gönderiyorum.
Hadi oturalım konuşalım diyorum.
Biraz bence burada akademik ortam da önemli gibi geliyor bana.
Sanki Supervisor'ın sana bir ebeveynlik yapmış aslında.
Öyle mi? Alkanı değiştirmiş gibi geldi.
Sana sağladığı o güvenli alanla.
Hatayı olan toleransını, tolerans metrini genişletmiş.
Yani sen tuttuğunda hep hani en iyi yaptığında aferinler aldıysan, hata yapmamalıyım düşüncesi sende belki yerleştiyse eğer.
Hocan sana demiş ki gel de korkma.
Yani hata da yapabilirsin, olur.
Tekrar bakarız üstüne.
Şefkatli yaklaşmış aslında.
Sanki burada hani yara bebeğinlik tutumuyla senin o mükemmeliyetçiliğini belki biraz kırmış.
Biraz sanki hatayı kendimize çok bağdaştırıyoruz.
Yani hata yaptım, hatalı biriyim haline dönüşüyor.
Hatadan ibaretim.
Halbuki ben hatalıyım değil.
Bu bir hata. Hata yaptım.
Evet. Hatayı yapmaya da bilirim.
Ya da yaptım işte diyebilmek.
Evet. Ya bu akademide çok yaygın ama.
Yani hatayı yapınca sen yapmış oluyorsun.
O hata olmuyor. Yani sen hatayı yapmış gibi oluyorsun.
Komple hatalı biriyim anlamına gelmiyor aslında.
Onları ayrıştırabilmek.
Kendimden ayrıştırabilmek o hatayı.
O zaman... affedebiliyorsun ya da hani biraz onu dışsallaştırdığında baş edilebilir bir hale geliyor hata.
Artık ben hata değilim.
Bu bir hata. Öğrenirim.
Daha farklı şekilde yaparım.
Öğrenmeye ve gelişmeye alanım var.
İmkanım var. Bir hata yaptığımda her şey bitiyor.
Ama kültürel faktörü burada hani devreye sokmağa sevindim.
Benim de az önce aklıma gelmişti.
sonra bazı şeyler değişti mi senin için onu merak ettim.
Çünkü ben İtalya'ya geldikten sonra bu farkı çok net gözlemliyorum.
İnsanların Daha hani esnek, daha keyifli insanlar.
Türkiye'de işte ne bileyim coğrafi konumumuzdan, durumdan dolayı da, politik sebeplerden dolayı da hani insanlar daha stresli, daha geçim sıkıntımız var.
İşte bunlar hani günlük hayatımıza, iş hayatımıza, algımıza yansıyor.
Rekabet çok fazla her alanda.
Evet. Ama mesela Avrupa'daki yaşantı biraz daha yavaş.
Bu kadar insanların kaygısı yok.
Belki o yüzden de hata yapmaya daha tolerans gösterilebiliyor, anlayış gösterilebiliyor.
Olabilir. Burada çünkü hani insanların birbirinden beklentisi de Türkiye'deki kadar yüksek değil.
Bir şeyi en iyisini yapmasan da daha anlayışlı yaklaşabiliyorlar.
Kesinlikle. Ben iş arkadaşlarımda en çok ona şaşırmıştım.
Bir şeyi en iyisini yapmaya hiç çalışmıyorlar.
Tam olsa okey onlar için ve hani yapabilirler de biliyorum yani.
Hani daha iyisini yapabilir ya da daha iyisini bir şekilde iş için söylemiyorum.
Bir işte örnek veriyorum hep birlikte bir toplanma gerçekleştiriyoruz ve işte bir yemek yiyeceğiz, bir şeyler yapacağız.
Orada bile bir şey yapmış olmak yeterli ama biz hep daha bir iyisi olabilirdi beklentisi ya da daha iyisini yapma isteğiyle yola çıkıyoruz.
Şimdi başka bir soruyla devam etmek istiyorum.
Takipçilerimizden bununla ilgili farklı sorular geldi ama ben biraz daha böyle genel bir çerçevede sormak istiyorum.
Kendimizi yetersiz hissettiğimiz durumlarda bir de üstüne böyle destekleyici olmayan bir akademik çevre varsa bu çok böyle daha ağır, yoğun yaşanıyor içsel olarak.
İnsan hem içeriden zorlanıyor hem de dışarıdan destekleyen, tutulmayan bir çevre var.
Böyle bir durumda enerjimizi yeniden işe çevirmek, düşünme biçimimizi toparlamak ve böyle içsel olarak ruh sağlığınızı düzenlemek için nereden başlamak gerekir?
Ya da işte çevre değişmiyorsa bile insan kendini nasıl koruyabilir?
Böyle demek istemiyorum ama bundan da çok hoşlandığım bir şey değil ama Türkiye'den gelen bir soruydu.
O yüzden kendimizi nasıl koruyabiliriz merak eden dinleyicilerimiz var.
Destekleyici olmayan akademik çevre ne demek?
Yani onu aslında tam olarak soruda açmamışlar.
Ben de hani devamında bir takip sorusu yazmadım ama anladığım kadarıyla hani bizim bu konuştuklarımızla da belki bağdaştırırsak hani bir hata yaptığında belki direkt olarak onun üzerine yükleniyor.
Bilmiyorum tam olarak aslında ben de hangi açıdan yaklaşıldığını bilmiyorum soruya.
Yani şöyle düşünün hani bir şeyleri senin için...
Kolaylaştırmayan, daha eleştirel, yargılayıcı.
Kesinlikle, evet. Daha sert, rekabetçi bir atmosfer, öyle mi düşünüyorsun?
Evet. Türkiye'de bir kurumsal tecrübem oldu 3 sene kadar.
Oradan pay biçiyorum biraz.
Çalıştığın ortamda hep aynı insanlarla bir aradasın ve bazen uyuşmayabiliyorsun ama geçinmek zorundasın.
Evet. Öyle düşünmeye çalışıyorum şu an.
Enerjini nasıl koruyabilirsin?
Moralini motivasyonlu. Yetersizlik hissediyorsun.
İşte burada aslında biraz ego kapasitenin güçlenmesi gerekiyor diye düşünüyorum.
Dediğim gibi her yolun sonu terapiye çıkacağım konuşmada.
Çünkü normalde aslında sana iyi gelmeyen o çevrede, yani toksik bir çevreyi anlattın sanki, o iyi gelmeyen çevreyi değiştirmek iyi olabilirdi.
Ama insan çat diye bazen...
İşini değiştiremeyebiliyor, şartları değiştiremeyebiliyor.
Bir şekilde baş etmesi gerekiyor.
Nasıl koruyabilir?
Yine aslında kendi ihtiyaçlarını gözetmek burada.
Yani çok hayatın o iş yerinden ibaret olursa, o atmosferden ibaret olursa tek odanın orası olur.
Bütün hayatın orası olur ve bu seni aşağı çeken bir şey olur.
Bir şeyleri ayırabiliyorsan, işte yine sana iyi gelen insanlarla görüşebiliyorsan, seni destekleyen başka insanlar varsa tamam akademik çevrende desteklemiyorlar.
Ama sana iyi gelen, cesaretlendiren, teşvik eden, motive eden başka çevren varsa onlar belki dengeleyebilir.
Yine hareket çok önemli.
hareket etmek lazım. En basitinden yürüyüş, yürüyüş yapmak bile çok basit görünebilir ama düzenli yürüyüş çok destekleyici olabilir o durumla baş etmek.
Sadece yürüyerek gerçi bunu sağlaman zor olur belki ama birkaç şeyle bir arada götürdüğün zaman daha iyi baş edebilirsin belki.
Buraya verdiğin önem, yani bu kişilerin yargılarına, eleştirilerine verdiğin anlam.
Konusunda bakış açımı belki.
Yani onlar beni yargıladığında ve eleştirdiğinde ben bunu içime mi alıyorum?
Hani onlar yetersiz bulduğunda ben de kendimi yetersiz mi hissediyorum?
Bununla ilgili kendinle çalışabilirsin.
Bu şekilde belki daha iyi koruyabilirsin.
Bilmiyorum yeterli bir cevap oldu mu?
Yani ben de şey kısmına katılıyorum.
Başka bir çevre...
olduğunda ve hayatın tamamen orası olmadığında bundan biraz daha uzaklaşıyorsun.
Ve ben de aynı şekilde yine spor yapmanın ya da yürüyüş yapmanın mutlaka etkisi olduğunu düşünüyorum.
Çünkü enerjini başka bir yere odaklıyorsun.
En azından odaklanmanı sağlıyor.
Aksi takdirde insan sürekli gün içerisinde o olanları düşündükçe düşündükçe içinde böyle kaynamaya devam ediyor.
Ve böyle çıkılmaz bir noktaya sürüklüyor.
Ya da o konuda kendini daha da işte bahsettiğin gibi aslında ona verdiğin anlamı ya da işte ona verdiğin önemi abartmaya başlıyorsun düşündükçe.
Birazcık böyle o odağı farklı yöne çevirmek sanki daha iyi hissettirir gibi geliyor bana da.
Yani ben de öyle durumlarda onu denedim açıkçası.
Yani bu arada herkes etkilenir böyle şeylerde.
Eğer senin dünyanı çok sarsıyorsa, sende çok duygusal dalgalanmalar yol açıyorsa...
Bu insanın söylediği neden beni bu kadar etkiliyor?
Benim burada hiçbir fitrem yok mu?
Karşıdan gelen şeyi komple içime mi alıyorum?
Ben bunu demek ki duymaya da açığım, duyduğumda almaya da açığım.
Belki de aslında kişisel sınırlarımı korumak noktasında gelişebilirim.
Anlatabildim mi? Evet, anladım.
Aslında bu bayağı önemli bir nokta.
Yani gerçekten biz onu neden bu kadar dikkate alıyoruz ya da işte duyuyoruz.
Neden duyuyoruz? Kim bu insanlar?
Hatırlıyorum değil mi? Öyle bir yaz vardı sanki hesabımda.
Öyle mi? Ya öyle ya da şeydi, pardon.
Ne münasebet.
Ben bazen hani danışanla kendi aramdaki ilişkide bile onu birebir deneyimletmek için mesela söylediğim şeyden hani kırıldı mı, üzüldü mü?
E ben kimim ki? Benim lafımı bu kadar hani neden alıyorsun?
Neden senin dünyanı bu kadar sarsabiliyor?
Hani orada aslında hemen o an bir farkındalık gelişsin diye.
Yani yeni yeni yeri geldiğinde bunun üzerinden bile doğru.
Yani bir diğeri benim üzerimde nasıl bu kadar...
güç sahibi, etki alanı sahibi beni bu kadar dünyamı sarsabiliyor ben gece yattığımda onu düşünüyorum var ya şöyle demişti ben de keşke şöyle söyleseydim diye.
Bu insanı öne matfeden benim aslında.
Evet. Onu düşününce de zaten arkasında başka noktalara gidiyor herhalde.
O da tereplik bir şey.
Teşekkür ederim. Teşekkürler arkadaşlar.
Ya işte o da birazcık en azından yüksek lisans doktoru yaparken her zaman imkan dahilinde olmadığı için birazcık insan böyle kendi kendine debeleniyor.
Yani terapi almak herkese en azından maddi açıdan kolay olmayabiliyor.
O yüzden de biraz bence insanlar böyle bir çıkmaza girince ya da terapinin bu konuda yardımcı olabileceğinin farkındalığı bile olmayabiliyor.
O kadar insan kendini o duruma kaptırmış olabiliyor.
Ya terapi evet maliyetli.
değen bir maliyet. Yani kendine yaptığın gibi ciddi bir yatırım.
Ve aslında burada biraz öncelik meselesi.
Yani ben bu ay akla dışı bir şey yaparım.
Asla dışarıda yemek yerim.
O bütçeyi terapiye ayırırım gibi bir önceleme yapabiliyorsan bu konuda aslında bir fedakarlık da yapman.
Ve bu fedakarlığı aslında kendine yapıyorsun.
Bir noktada yani. Başka bir yere ciddi bir yatırım yapıyorsun.
Evet. İnsanın kendini tanıması gerekiyor.
Bu hayatta birçok şeyin kilidini açıyor.
Kesinlikle. Yani şimdi pratik bir noktaya da değinmek istiyorum aslında yürüyüşten bahsetmişken.
Yani günlük hayatta böyle zihnimizi düzenlemek için ya da böyle işte bu kadar dağılınca yapabileceğimiz işte bir meditasyon ya da yürüyüş ya da başka bir şey ne olabilir?
Ya da mesela kaygıyı ya da işte bu...
odaklanmayı arttıran şeylerden biri.
Benim kendimde gözlemlediğim.
Ben gün içerisinde mesela sürekli gelen mail bildirimlerim açıktı ve sürekli gelen maile bakardım.
Bu beni çok etkiliyordu. Fark etmiştim.
Sabah kapatıyorum mail bildirimlerimi.
Öğle arasında açıyorum.
Öğle arasında maillerimi kontrol ediyorum.
Sonra akşam çıkarken bir daha açıyorum.
O arada hiç bakmıyorum.
Bu beni mesela rahatlatan bir şey.
Zaman yönetimi dersi almıştım.
O zaman yönetimi dersinde de bunu söylemişler.
Bildirimlerin geliyor olması sizin o iş için işte herhangi bir iş örnek veriyorum.
İşte çantamı toplamak, 5 dakika.
5 dakikanızı bile çok ciddi etkileyen ve o 5 dakikayı sarkıtan bir şey diye.
Benim mesela birazcık gün içerisinde zihnimi toplamam, odaklanabilmem için.
Beni en çok etkilediğini düşündüğüm ve düzeltmeye çalıştığım ve düzelten.
Bildirimlerimi kapatmak oldu.
Özellikle mail. Yani hocadan geliyorsa bile önemli değil.
Öyle arasına bakacağım diyorum.
Güzel. Zaman yönetimi aslında.
Evet. Ben de mesela kendim bir yöntem olarak not almayı kullanıyorum.
Telefonun takvim uygulamasında her gün işte hangi saat ne yazacağımı aşağı yukarı diyorum.
Bu çok basit bir iş de olabilir. Market alışverişi yapılacak mesela.
Onu bildiğim zaman daha yok benim için.
takip etmesi kolay oluyor.
Yoksa dağılabiliyorum gün içinde.
Yapılacak şeyler çok fazla, çok kalabalık görünebiliyor ve hiç nereden başlayacağını bilemediğin zaman hiçbirini yapmak istemiyorsun.
Ondan sonra. Bir de mesela bir yöntem olarak ben journaling mesela danışanlarıma da çok tavsiye ederim.
Aslında günlük tutmak gibi.
Sabah kalktığımda ben de çok yaparım.
Zihnime boşaltırım önce bir.
O düşüncelerimi yazarım.
Orada nasıl hissettim? Ne rüya gördüm?
İşte dün ne oldu? Bunlara dair bir şeyler yazarım.
O kalabalığı biraz yatıştırmak için.
Beni çok regüle eden bir şey.
Bir şey sorabilir miyim peki bu noktada?
Bu çok benim içten merak ettiğim bir şey.
Ben de çok yapmaya çalıştım.
Ama yani şu noktada kalıyorum mesela.
Oturuyorum, yazacağım. Eee diyorum yani şuraya gittim, buraya gittim.
Bunu mu yazacağım yani?
Bende o açılmadı.
Bence bir şey var. Bir yerden sonra şöyle kapılar açılıyor ve akıp gidiyor her şey gibi sanki.
Ama o açılmıyor bir türlü yani.
O nasıl yapabiliriz?
Pek yok aslında. Paper dışında.
Akademik. Bence hani benim gibi bilmeyen insanlar da vardır.
Ne önerirsin bu konuda?
Yani zihnini serbest bırakmakla alakalı galiba.
Bir şeyleri serbest bırakmak.
Kesinlikle. Çünkü şey...
Bu arada fark etmiyorsan aktaramazsın da.
Evet. Biraz içine dönmen lazım.
Kesinlikle. Benim mesela şey çok yani gerçekten doktora beni çok dönüştürüyor.
Bir tane dersim vardı.
Şu an konuştuk ya şey çıkmaya başladı.
Bir tane dersim vardı. Kreativitini boostlamanla ilgili.
Dersin ismi bu. Boost your creativity gibi bir şeydi.
Şöyle sesyonlarımız vardı.
İşte bir kelime söylüyorlar ya da bir fotoğraf gösteriyorlar.
İki dakika içerisinde bununla ilgili aklınıza gelen şeyleri yazın.
En az şey yazan bendim mesela.
En az kelime yazan bendim.
Koskoca değil, 10 kişi falanlık da.
O kadar insan içerisinde ve çoğu zaten şeydi yani.
Tek Türk bendim ve diğerleri farklı milletlerden insanlardı.
Mesela ben sürekli, yani bunun sonrasında dersteki hocanın zaten, psikologtu bir tanesi, bir tanesi başka bir hocaydı.
Şeyi çok hani konuştuk, neden böyle oluyor falan anlamaya çalıştığımızda o dedi ki senin çok ciddi bir beyninde kontrol mekanizması var.
Ve sen onu kalıba oturtmaya çalışıyorsun düşündüğün şeyi ve kalıba oturtamadığında yazmıyorsun.
Analitiktir misin? Evet.
O yüzden de sıkıntı yaşıyorum yazarken.
Mesela belki journalingle de ilişkilidir diye düşünüyorum bu.
Çünkü yine bir kalıba oturması lazım diye mi düşünüyorum bilmiyorum.
Olabilir mi biraz?
Olabilir belki de. Bir puanında ifade etmem.
Kendimi çok iyi açıklamam lazım.
Tam düşüncemi anlayabilmem.
Yani o yolda şekillenir.
Hani akışta bir yere varır diye bırakamamak.
Biraz kontrol etmeye çalışmak.
Kesinlikle. Yargıyla da alakalı.
Diğerleri mesela aşırı absürt şeyler yazmışlar.
Mesela ben şu an böyle söylüyorum.
Belki onları öyle değil. Yani çok...
Eleştirirlerse, absürtlerlerse ya saçma sapan bir şey yazarsan.
Evet. O yüzden...
Bunlarla da bağlantılı.
O dersleri işte başlangıçta almıştım.
Şu an umarım öyle değildir.
Evet. Belki başkalarına anlamsız gelecek.
Hatta sana bir anlamsız gelecek bir şey çıkabilir.
Ama o riski göze almak herhalde.
Evet. Kendim için yazdığım için oraya hani sabah iki kahve içtim de yazabilirim.
Ya da çok komplike, çok sofistike bir duygu dünyamı ifade edecek bir şey de yazabilirim.
Ne gelirse. Ne çıkarsa.
Denemeye devam etmek lazım.
Bazen böyle belki yarım saat, bir saat bilgisayar başında ya da not defterinin başında oturabilirsin.
Ama ona mesai ayırdıkça gelişen bir şey.
Hani her şey zaten zamanla açılan.
İşte ilk spora başladığında da hareketleri tam yapamazsın.
Sonra daha düzgün yapmaya başlarsın mesela.
Bu da gelişebilen bir şeydir herhalde.
Ben çok uzun zamandır bunu yaptığım için şimdi nereden başladı çok hatırlamıyorum.
Ama çok iyi gelen.
Güzel bir alışkanlık evet kesinlikle.
Ben de deneyeceğim umarım.
Regülasyon için çok iyi.
Neden biliyor musun? Yani insanın dışarı çıkartması lazım bir şeyleri.
İçinde bir enerji birikiyor gibi düşün.
Düşünceler, duygular akıp gidiyor.
Ve onları tutup bir yere de koyamıyorsun.
Bazen hani bu çok yoğun gelebiliyor.
Dışarı koyduğunda o kadar büyük gelmemeye başlıyor.
Artık gözünün önünde bir şey var.
Somutlaştırıyorsun onu. Daha baş edilebilir geliyor.
Bir sıkıntın mı var? Yaz mesela oraya.
O zaman daha küçük gelmeye başlıyor.
Ya da birine mi anlattın?
Anlattıktan sonra biraz hafiflersin değil mi?
Rahatlarsın. Anlatırken de bu kadar çok önemli gelmedi aslında dersin bazen mesela.
Çünkü onu dışsallaştırmış oluyorsun.
Doğru. Evet içindeki...
O fırtınayı biraz hafif de yatırdım.
Nasıl başarabiliriz bu kaygıyı yönetmek için diye sordun değil mi?
Senin yöntemin de çok güzelmiş.
Bildirimleri kapatmak. Sürekli bence bir bombardıman altındayız.
Yani ben de sosyal medya bildirimleri kapalı.
Mesela bakmak istediğim zaman açıyorum.
Yoksa zaten bende ADHD var.
Hani dağılmaya çok müsaitim.
Yani evet. Not almak.
Belki o zihin karmaşası ile ilgili bir şey düşündüm.
Bildirimleri kapatmak.
Çünkü artık her şey hani internet üzerinden, işimde mesela bilgisayarda senin de öyle herhalde.
Evet. Oradaki dikkat dağıtıcı unsurları azaltmak bölünmeyi herhalde azaltır diye düşünüyorum.
Ki ben aslında çok spontan bir insanım ama yine de program yapmak bana çok iyi geldi.
Bir şey yapmak yine hani her seferinde galiba geçecek ama yürüyüş yapmak gerçekten mucizevi bir şey.
Evet, doğru. Böyle gerçekten.
Şu an aklıma gelenler bunlar.
Bir yandan da bu rutinleri yapmaya çalışıyoruz.
İşte mutlaka böyle bir üretmeye çalışıyoruz ama mesela bununla ilişkili bulduğum sorulardan biri de işte özçevkat ve iç ses meselesi.
Bazı öğrencilerin bu konuda gerçekten hani...
İşte bunu da yapamıyorsan yüksek lisansta bırak ya da işte herkes yapıyor sen niye yapamıyorsun?
Bunu herkes biliyor sen niye bilemiyorsun?
Hani bu konuda birazcık daha böyle öğrencilerin kendine sert davranmasıyla ilgili bunu kendine söylediği ve işte bu konuda kendine sert davrandığının farkında olduğu ama bunu aşamadığına
dair soru da gelmişti mesela.
Bu noktada insan hani kendine daha destekleyici ama...
Aynı zamanda da gerçekçi bir yerden nasıl yaklaşabilir?
Çünkü bu tamam ben kendime öz şefkatli olayım, işte kendim mutlaka yorulduğumda evet yoruldun artık durmalısın gibi bir noktada desteklemeye çalışayım.
Ama bir noktada da hani bu nasıl desem görmezden gelmeyi ya da işte kaytarmayı destekleyen bir şey olmadan nasıl yapabiliriz de sormaya çalışıyorlar.
Tamamen bırakmadan. Evet.
Evet. İç ses dediğimiz şey aslında içselleştirilmiş ebeveyn sesiyle karıştırılabiliyor.
Yani o duyduğum eleştiren sesler bana mı ait?
Yani benimle bu kadar agresif konuşan ses bana mı ait?
Çünkü insanın aslında bir survive mekanizması var.
Hayatta kalma, hep iyiye gitme, iyileşmeye dair.
Müthiş bir eğilimimiz var aslında.
O zaman kim bu sürekli tepemde bıdı bıdı konuşan, beni aşağı çeken, survive etmemi engelleyen ses?
Biraz işte ebeveyn seslerini, çocukken çok duyduğumuz ve bizde artık çok yerleşen sesleri.
Şimdi burada her şey de ebeveyne olmasın ama çok ciddi bir etkisi var o yaşlarda.
Çünkü sünger gibi çekiyoruz duyduğumuz her şeyi.
Sünger gibi öğreniyoruz.
Ve bir noktada artık bunu kendi sesimiz zannedebiliyoruz.
Bu iç sesin başka bir sesle yer değiştirmesi gerekiyor.
Çünkü bunlar çok böyle bir kitabı kıyarak, farkındalığımı arttırarak olabilecek şeyler değil.
İlişkisel olan, dönüşen şeyler aslında.
Benim hayatımda... Daha şefkatli biri oldu mu?
Nesne ilişkisi? Yani bu bir arkadaş olabilir.
Kurtarıcı bir faktör bu.
Bir büyüğüm olabilir. Akrabalarımdan bir büyüğüm olabilir.
Bir öğretmenim olabilir. Çok şeyi değiştirebilirim işte.
Ya da ileride evlenen eşim olabilir.
İlişkim, romantik ilişkim olabilir.
Ama bir kişinin bana o kapsayıcılığı, terapistim olabilir.
Terapide de çünkü yarı ebeveynlik yapıyorsun.
O kapsayıcılığını görmem lazım.
Ondan sonra... içselleştirmen.
Artık o eleştiren sesle o yer değiştirmeye başlıyor.
Ve kendimle konuşma şeklim değişiyor.
Bu da her şeyi bırakmaya, salmaya mı gider?
Herhalde şeyi var orada parantazı var.
Tamam şefkat gösterir kendimize ama o zaman da hiç iş yapamayacak.
Evet. Yani oraya gitmesine gerek yok aslında.
Sadece hata yaptığımda kendimi dövmeden ve hani yapamıyorum galiba bırakayım noktasına gidebiliyor dedim ya.
O hale gelmeden işlevselliğimi koruyabilmemi sağlayacak bir iç ses geliştirmek aslında.
Ama mesela bugün hiçbir şey yazasım yapasım yok ve yapmadım mı?
Boş mu geçirdim bugün? Hiçbir şey üretmedim mi?
Ya tamam demek ki dinlenmeye ihtiyacım varmış biraz diyebilmek.
Bu iki güne mi oldu? Çünkü ne mi uzadı?
Tamam demek ki hazır olduğum bir yerde başlayacağım diyebilmek.
Yapmadım o zaman o işi.
Yani yine yapmıyorsun ama bir kendini döverek bunu yapmamak var.
Bir de hani tamam bu arada yapmadım bu sıralar, yapmadım.
Ama ben kendimi biliyorum.
İşte bir noktada başlayacağım, şu gün başlayacağım diye tolerans gösterebilmek kendine, anlayış gösterebilmek.
Ama dediğim gibi önce birinin sana bu kapsayıcılığı göstermesi gerekiyor.
Terkinde bulunayım. Tamam kendime iyi konuşayım.
Bu çok mümkün değil.
Evet bir destek kesmek de lazım.
Geldik mi yine terapiye.
Aynen. Dediğim gibi bu sosyal hayatımda da olabilir.
Yani böyle biriyle karşılaştıysam ne mutlu.
Ama işte bu da biraz zor.
Zor. Çünkü biz alışık olduğumuz şeye çekiliriz.
Bildiğimiz, tanıdığımız ilişkilere, insanlara.
Ben hep eleştirilmeye alıştıysam beni eleştirecek kişiler bulurum.
Kendimi eleştirtirim. Öyle gerçekten öyle.
Birazcık ona yani ne denir bilmiyorum ama genelde evet insanlar kendi patenlerine yakın birilerini bulmaya çalışıyorlar.
Peki çok teşekkür ederim.
Bugün aslında böyle daha çok insanın içinde yaşadığı tarafı konuştuk.
Ama bu hikaye her zaman tabii insanın içinde bitmiyor.
Bunu hemen bir sonraki bölüme bağlayacağız.
Bir sonraki bölümde bu kez biraz daha akademik ortamın kendisine bakacağız ve bu ortam...
Biz nasıl etkileniyoruz?
Bu ortam dolayısıyla biz duygularımızı nasıl regüle edebiliriz?
Ya da işte bu danışmanlık ilişkisi, güç dengesizliği, emeğin görünmemesi, fikir sahipliği, sınır ihlali.
Yani bu insanı zorlayan sadece iç dünyası değil, bazen de işte akademik ortamdan gelen durumlar olabiliyor.
Bunu da vakalar üzerinden, bize gönderdiğiniz mesajlar üzerinden ele alacağız.
Teşekkür ederim Zeynep.
Ben çok teşekkür ederim.
Bence çok güzel oldu.
Umarım faydalı da olur dinleyenler için.
Kesinlikle ben faydalı olacağını düşünüyorum.
Böyle güzel akışında bir sohbet oldu.
Bence dinleyenler de çok keyif alacak.
Akademinin İçinden dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Yeni bölümde görüşmek üzere.
Hemen bir sonraki bölüme sizi bekliyoruz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
