
Araştırma Görevlisi Kadromdan İstifa Ettim: Yurt Dışı Doktora Serüvenim
11 Şubat 2026 · 33 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
'Türkiye’de üç yıl boyunca araştırma görevlisi olarak çalıştım. Zamanla, yurt dışı deneyiminin akademik gelişimim için önemli bir adım olabileceğini fark ettim.
Sonrasında, yurt dışında maaşlı bir doktora pozisyonu bulmak için aylar süren belirsiz bir sürece girdim.
Bu bölümde, bu kararı neden aldığımı ve yurt dışında doktora arama sürecimin gerçekte nasıl ilerlediğini kendi deneyimim üzerinden anlatıyorum.
Bu bir motivasyon konuşması değil; “istersen yaparsın” klişeleri yok.
Bu bölümde şunlardan bahsediyorum:
– Yurt dışı doktora fikri nasıl oluştu?
– Doktora ilanlarını ilk başta neden yanlış yerden aradım?
– Arka arkaya gelen retler ve vazgeçmeyi düşündüğüm anlar
– Sistemi anladığımda başvurularda neyi değiştirdim?
– Kabul aldığım bir pozisyondan neden vazgeçtim?
– Hollanda’da doktoranın neden bir “öğrencilik” değil, bir “iş” gibi ilerlediği
Yurt dışında yüksek lisans veya doktora düşünenler için bu bölüm, daha gerçekçi bir çerçeve sunmayı amaçlıyor.
Instagram: akademininicinden
Email: akademininicinden@gmail.com
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcast'te akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Akademinin İçinden merhaba.
Yurt dışında doktora yapmak çoğu zaman kulağa biraz hayal gibi geliyor.
Ama gerçekten nasıl bir deneyim?
Anlatıldığı kadar iyi mi yoksa zor mu?
Ve bu sürece girerken insan nerelerde zorlanıyor?
Nerelerde yönünü değiştirmesi gerektiğini fark ediyor?
Bugün biraz bunları konuşacağız.
Yurt dışında doktorayı nasıl buldum ve bu doktora gerçekten nasıl ilerliyor?
Bunlara başlık alacağız aslında.
Ama en baştan söyleyeyim bu bir motivasyon konuşması değil.
İstersen yaparsın tarzı bir bölüm olmayacak.
Tamamen kendi deneyimlerim üzerinden zorlandığım yerleri, yön değiştirdiğim anları ve öğrendiklerimi sizlere dürüstçe anlatacağım.
Ben lisans mezuniyetimin ardından hiç ara vermeden yüksek lisansa başladım.
Akademide devam etmek istiyordum ve o yüzden de hızlıca sınavlara girmeye başladım.
ALES, YDS, YÖKDİL.
Yüksek lisansa başladıktan hemen sonra araştırma görevlisi ilanlarına da başvurmaya başladım tabii ki.
Yani puanlarım başlangıçta çok yüksek değildi.
Yükseltmeye çalışıyordum.
O yüzden tekrar tekrar sınavlara girip aynı zamanda da kadrolara başvurmaya devam ediyordum.
Puanlarım yeterince yükseldikçe yazılı mülakatlara çağrıldım.
Ama kazanamadığım bir dönem oldu.
Yanlış hatırlamıyorsam 6-7 yazılı mülakata girdim.
Ta ki kadromu kazanana kadar.
Bu süreç bana şunu öğretti.
Sadece puanlar yetmiyor aslında.
Çalıştığınız alanla başvurduğunuz ana bilim dalının gerçekten örtüşmesi çok kritik.
Çünkü sorular aslında o ana bilim dalıyla ilişkili olarak geliyor bazen.
Bu aslında ayrı bir bölüm konusu.
O yüzden bugün çok detaya girmeyeceğim bu konuyla alakalı.
Araştırma görevliliğine başladıktan hemen sonra...
Yüksek lisansım devam ediyordu tabii ki.
Yüksek lisansımı bitirmeye çalıştım ve yüksek lisansım bittiğinde de böyle mutlaka yurt dışında doktora yapacağım gibi net bir hedefim yoktu aslında.
Ama şunu çok net düşünüyordum.
Kariyerimde mutlaka bir noktada yurt dışı deneyimi olsun istiyordum.
Çünkü bence... Hani lisanslı üniversite eğitiminiz o noktada bence biraz önemli oluyor.
Ben üniversitede ders aldığım ve yaklaşımını beğendiğim hocaların çoğunun yurt dışı deneyimi olduğunu fark etmiştim.
Ben de bu deneyimin insanı hem akademik hem kişisel olarak çok geliştirdiğini düşünüyordum.
Tam bu dönemde şu anki eşim o zaman tabii erkek arkadaşımdı.
Evlenme sürecine girmiştik.
Ailelerimize işte evlenmek istediğimizden bahsetmiştik.
Ve sonra işte evlilik hazırlıklarına girdik falan.
O arada o da kariyerini yurt dışında deneyimlemek istediğinden bahsediyor.
Ve biz birlikte yurt dışına taşınsak mı acaba evimizi orada mı kurursak diye düşünmeye başladık.
Aslında çok da üzerine düşünmedik.
Çok hızlı radikal bir karar aldık.
Yani o gençliğimize veriyorum.
Ya da gerçekten öyle de olabilir.
Yani hangi yaşta olursanız olun buna tabii ki karar verebilirsiniz.
Ama bence... Şu an baktığımda çok büyük cesaretle bunu yapmışım diyorum.
Bir an böyle hadi ya yapalım ne zaman deneyeceğiz deyip karar verip yurt dışına taşınmak için bir hazırlık yapmıştık.
Yani eşim işlere başvurmuştu ve o da hemen kabul almıştı.
Çünkü onun da bir yurt dışı deneyimi vardı o dönemde.
Ama ben tabii ki kadrolu işimden istifa ettim.
6-7 ay iş arama yani daha doğrusu doktora arama sürecim oldu.
Çünkü ben yüksek lisanstan mezun olmuştum.
Tam evleneceğimiz yaz.
O arada işte asıl süreç benim için doktorayı aradığım süreç diyebilirim.
Çünkü yüksek lisanstan yeni mezun oldum ve yurt dışında doktora sistemi nasıl işliyor hiçbir şey bilmiyorum.
Yeni bir ülkeye taşındım.
Ülkeye adapte olmaya çalışıyorum ve aynı zamanda tabii ki bir de evlendim.
Yani tamam birbirimizi çok uzun zamandır tanıyorduk ama bir de evlilik tecrübesi yok.
Yok yani öyle bir şey. Birbirimize adapte olmaya çalışıyoruz falan derken benim için zorlu bir süreçti.
Ama tabii ki hemen kariyerimde çok fazla ara vermek istemediğim ve işte böyle çok sıkı çalışırken yani araştırma görevlisiyken çok yoğun bir çalışma programım varken buna atlamış olmak yani
boşluğa atlamış olmak beni biraz endişelendirdi.
O yüzden hemen iş ilanlarına işte doktora ilanlarına bakmaya başladım.
Benim gibi Türkiye'den gelip Hollanda'da doktora yapan biri var mı diye bir de onu araştırıyordum aslında.
Ama bir yandan da ilanlara başlamaya devam ettim.
Hiçbir şey bilmeden dümdüz Google'a PhD Positions yazıp çıkan ilanlara bakıyordum aslında.
Yani gerçekten hiçbir şey bilmiyordum.
Yaklaşık böyle bir ay falan geçtikten sonra çok az böyle geri dönüş almaya başlamıştım.
Hem işte insanları tanıyorum Türkiye'den gelip.
Hollanda'da yurt dışında doktora yapan insanlarla onların deneyimlerini dinliyorum nasıl yapmışlar diye.
Hem de böyle bir mülakata falan girmiştim galiba.
Ama şunu fark ettim hani bu işi sistematik yapmam gerekiyor.
Yani ben çünkü gönderdiğim bir sürü ilanla bir tanesinden falan o zaman hani bir buçuk aylıkken bir tanesinden geri dönüş almıştım.
O yüzden şu soruların peşine düştüm.
Doktora ilanları nerede yayınlanıyor?
Hangi web sitesinde? Bu Hollanda için ve genellikle işte Belçika ilanları da burada yayınlanıyor.
Bu web sitesinde her gün ilan yayınlanıyor.
İlanların belirli süreleri oluyor.
Orada işte gereklilikleri, koşulları falan da yazıyor.
İnceleyebilirsiniz eğer başvurmak isteyen olursa.
Aynı zamanda burada akademik pozisyonlar da oluyor.
İşte lecturer pozisyonları, researcher pozisyonları ya da işte doktor öğretim üyesi pozisyonları bunlar da yayınlanıyor.
Aynı zamanda sistem nasıl işliyor buradan görebilirsiniz.
Çünkü işte bu pozisyona girdikten sonra maaşınız şu olacak diye maaş skalasını falan da paylaşıyorlar.
Emeklilik primi olacak mı?
Sigorta olacak mı?
Bunlardan da bahsediyorlar. Bütün detayları aslında bu akademiktransfer.com sitesinden öğrenebilirsiniz.
Hollanda ve Bençika için söylüyorum.
Ama genel olarak Avrupa'da da bu tarz web sitelerinden ilanlar yayınlanıyor.
Onları takip edebilirsiniz.
Aynı zamanda LinkedIn'de de çalıştığınız alandaki insanların profillerini takip edin.
Bu Avrupa'da gerçekten çok yaygın.
LinkedIn'de çok fazla pozisyon ilanı paylaşıyorlar.
O yüzden bence orayı da çok sıkı takip edebilirsiniz.
Burada aynı zamanda çevredeki üniversitelerde benim alanımda çalışan hocalara ve laboratuvarlara da mail attım ben o dönemde.
Gönüllü olarak çalışmak istediğimden bahsettim.
Boş kalmak istemedim aslında.
Hiçbir maaş beklentim olmadan sadece laboratuvarınızda size yardımcı olabilirim.
diye mailler attım.
Yani şu an geri dönüp baktığımda gerçekten bana çok komik geliyor ama tabii o dönemi hatırlayınca bir yerden tutunmak istedim aslında.
O yüzden çok kendime de hani şefkatli yaklaşmak istiyorum.
Bence çok yani bir çıkış yolu olarak yapılabilecek bir şeydi tabii ki.
Bir yandan da şey bilmiyorum tabii ki.
Yani benim CV'm gerçekten burada bir şeylere karşılık geliyor mu?
Çünkü yüksek lisansdan mezun olduktan sonra benim makalem yoktu daha.
Konferanslara falan gittiğim bildiriler vardı.
Yani birçok tabii ki projeye falan katılmıştım ama henüz makale yayınlayamamıştım çünkü yeni mezun olmuştum.
O yüzden de biraz böyle bir endişeliydim.
Ama çok güzel bir geri dönüş almıştım.
Çok gerçekten Hollanda'da önemli bir çalışma ekibiydi benim çalıştığım alan için.
O ekipten bir hoca CV'mi incelediğini ve gerçekten birlikte çalışmak istediğini, işte onlarla birlikte bir şeyler yapabileceğimi ama bunu kesinlikle üniversitenin hukuk birimiyle görüşmesi gerektiğini çünkü
herhangi bir pozisyon bir sözleşme aracılığıyla gelmediğinde hukuksal açıdan üniversitede dikkat edilmesi gereken kısımlar varsa bunu konuşmak istediğini söyledi.
Bu bile benim için çok önemli bir şeydi.
Çünkü aslında bu şey demek oluyor.
Ben senin CV'ni birlikte çalışmaya değer görüyorum.
Ama işte arka taraftaki prosedürler benim için önemli.
Ben bunları araştıracağım. Ve gerçekten iki hafta sonra hukuk biriminin cevabını bana attı.
Tabii ki kabul etmiyorlardı.
Çünkü burada her şey çok prosedürel ilerliyor.
O yüzden kabul etmemişlerdi.
Ama bu bana çok moral verdi.
Çünkü o noktada gerçekten hani burada bir karşılık görebilir CV'm diye düşünmüştüm.
Aynı zamanda tabi ilanlara başvurmaya devam ediyordum.
Ve bir ilandan da geri dönüş aldım.
Belçika'da bir üniversitede başvurduğum bir ilandı.
Ve aslında benim çok çalıştığım alanla da ilişkili değildi.
Ama görüştüğüm hoca interviyuda bana açıkça şunu söyledi.
İşte anladığım kadarıyla Türkiye'den gelmişsin.
Ben çünkü o sırada işte ülkemi...
Nereli olduğumu söylememiştim tabii ki.
Türkiye'den gelmişsin, referansın yok ve burada bir doktora pozisyon arıyorsun, maaşlı bir doktora pozisyon arıyorsun.
Ben bile kontrat yenilemekte zorlanıyorum.
Senin bu şekilde kabul alman ve maaşlı bir şekilde bir üniversitede çalışıyor olman çok zor dedi.
Ve beni kabul etmedi. Açıkçası bu görüşme mülakat mıydı yoksa başka bir şey miydi ben emin olamadım.
Çünkü bana neredeyse hiç soru sormadı.
Sadece bunu söylemek için çağırmış gibiydi.
Çok üzüldüm. Yani o gün motivasyonum çok düştü ve gerçekten benim için dönüm noktası diyebileceğim noktalardan biriydi.
Çünkü hani o an şey diyebilirdim ya boşver uğraşma.
Gir normal bir işe ve devam et hayatına diyebilirdim.
Ama hani şunu fark ettim.
Yani baktığım nokta farklı bir noktaydı.
Yani bu bire değil.
Ben demek ki başka yanlış bir şey yapıyorum.
Yanlış bir yerden deniyorum.
Denemeye devam etmeliyim dedim.
Yani o beni daha çok aslında...
iten bir red oldu.
Daha çok denemeye iten bir red oldu.
Her gün ilanlara başvurmaya devam ettim.
Aynı zamanda Hollanda'da doktora yapan insanlarla tanışmaya başladım o süreçte.
Onların süreçlerini de dinledikçe bu sistematik arama dediğim şeyi sadece ilan bulmak değil sistemin mantığını da çözmem gerektiğini fark ettim.
Çünkü burada doktora çoğu zaman bir iş gibi ilerliyor.
Yani Hollanda'da doktora external ve internal olarak ikiye ayrılıyor.
External doktora dışarıdan sizin fonlarınızı Kullandığınız bir fon sağlayıcınız varsa, bir kurum varsa o sayede üniversitede bir hocanın eşliğinde bunu yapabilirsiniz.
Ama bu bir kişisel fon değil.
İşte benim birikimim var, ben kendimi fonlayabilirim gibi bir şey değil.
Gerçekten bir kurumsal fon istiyorlar.
Çünkü eğitim masrafları da, araştırma masrafları da çok yüksek.
Bir de internal pozisyonlar var.
Bu da işte üniversitedeki hocaların proje yazıp fon kazanıp o fon doğrultusunda işte doktor öğrencilerini, postdoc öğrencilerini işe aldıkları pozisyonlar.
O yüzden de bu pozisyonlar bir ilan olarak açılıyor.
Yani Türkiye'deki araştırma görevlisi ilanları gibi düşünebilirsiniz.
O yüzden genellikle bu ilanların interviyularına 2-3 kişi sadece çağrılıyor.
Yani mülakata çağrılmak bile ciddi bir elemeden geçmek demek sizin için.
Ben bunu başta bilmediğim için her red geldiğinde interviyuba çağrılmadığım Her seferde motivasyonum çok düşüyordu başlangıçta.
Sonradan bunun çok normal olduğunu anladım.
Bir de ben başlangıçta herkese aynı CV'yi ve aynı motivasyon mektubunu gönderiyordum.
Yani sadece işte orada pozisyon ismini değiştiriyordum ya da işte üniversitenin ismini değiştiriyordum ve gönderiyordum.
Yani çok üzerine düşünmüyordum açıkçası.
Ama burada genel geçer motivasyon mektubunun çalışmadığını, çok işe yaramadığını fark etmiş oldum.
Evet background önemli ama tek bir kriter değil.
Asıl fark yaratan şey o projeyi gerçekten ne kadar sahiplendin ya da ne kadar motive şekilde onu yapmak istediğini anlattığın.
Ben 3. aydan sonra bunu değiştirmeye başladım.
Her ilan için özel motivasyon mektubu yazmaya başladım.
Yani ben her gün sabah uyanıp bilgisayarın başına geçip bir mesaiye başlar gibi oturup ilanlara hazırlık yapıp işte özel mektuplar hazırlayıp CV'mdeki bazı kısımları o ilanı özel
öne çıkarıp ya da bazı kısımları azaltıp ona göre dosyalar hazırlıyordum.
Çünkü biz Türkiye'de çok fazla...
Dallanıp budaklandırıyoruz kariyerlerimizi.
Her şeyden biraz var bizim kariyerlerimizde.
Türkiye'de herkes biraz bir şeylere dokunmaya çalışıyor.
Ama burada öyle değil. Yani tek bir alanda uzmanlaşmanız aslında onlar için çok daha önemli.
O yüzden ben de CV'mde o kısımları daha çok öne çıkarıyordum.
İlan özelinde. Ve dördüncü aydan itibaren mülakatlara çağrılmaya başladım.
Bu arada şunu da söyleyebilirim.
Mülakatlarda İngilizce kısmında da zorlandığım oldu.
Çünkü ben o sırada evdeyim.
Hiçbir şeye katılmıyorum.
Sadece işte eşimle vakit geçiriyorum.
Sohbet ediyorum ve hani onun dışında çok fazla arkadaşım da yok.
Çünkü yeni bir ülkeye taşındım.
O yüzden hani İngilizce konuşma oranım da çok düşüktü.
Türkiye'de neyse o şekildeydim aslında ilk 3-4 ayda.
O yüzden o da biraz benim için zorlu bir zamandı.
Bir de günlük konuşma başka bir şey.
Teknik bir konuyu stres altında bir mülakatta anlatmak başka bir şey.
Ama o süreçte aynı zamanda kendimi İngilizce konusunu da geliştirmeye biraz zorlamıştım.
İngilizce kitaplar okumaya ağırlık vermiştim.
Yani bu işte günlük roman türü kitaplar ya da işte İngilizce podcast dinlemeye ağırlık vermiştim.
O da tabii ki zorlu bir süreçti.
Yani ben mükemmel bir İngilizce ile buraya gelmedim.
Onu da baştan söylemek istiyorum.
Başvuru sürecinde olan insanlar için demotiv olacakları bir konu değil.
Kendilerini geliştirebilirler.
Burada herkesin İngilizcesi çok mükemmel değil.
Ama kendini rahat ifade edebiliyorsan önemli olan aslında o.
Buradaki pozisyonlarda.
Bu süreçte doktor ilanlarının yanı sıra bir de junior araştırmacı, junior bilim insanı pozisyonlarına da başvuruyordum.
Çünkü kariyerimin başındayım ama aynı zamanda bilimsel araştırmaya ağırlık veren kurumlar, şirketler Hollanda'da çok yaygın.
Enstitüler de öyle. O yüzden oraları da deniyordum aynı zamanda.
Araştırma enstitülerinde çalışırken doktora yapan insanlar da var çünkü.
Ben de böyle bir yol mümkün olur mu?
Hani acaba enstitüye girsem ya da işte araştırma yapan bir şirkete girsem onlar benim doktoram fonlarsa ben bu sayede doktora yapabilir miyim diye de düşünüyordum.
O yüzden o ilanlara da başvuruyordum.
Aslında bu benim akademiye girmek için denediğim başka bir yoldu.
Ve o dönemde...
Hollanda'da çok önemli bir şirket aslında başvurduğum bir şirket.
Bilimsel araştırma yapan ve sürekli üniversitelerle, enstitüllerle iş birliği halinde olan bir kurumla kabul aldım.
İki mülakatı geçtim.
Son görüşmeye kadar gittim artık.
Son görüşme artık ekip müdürüyle birebir sohbet gibi bir şeydi.
Artık mülakat değildi o aslında.
Ve sohbet ederken kariyerinde kendini ileride nerede yürüyorsun gibi bir soru sordu menajer.
Ben ileride hani doktoru mu yapmış, işte şu alanda kendimi uzmanlaşmış bir araştırmacı olarak görüyorum dedim.
O da bana doktoru mu yapmak istiyorsun dedi.
Ben de evet aslında bunu da sizinle konuşmak istiyordum ama belki ileride konuşuruz.
Ben sizin beni fonlayabileceğinizi ve bu pozisyonda çalışırken doktor yapabileceğimi düşünüyorum dedim.
Sonra böyle bir derin bir sessizlik oldu orada.
Yani insanlar hem menajer var hem de orada işte senior araştırmacılar var.
Böyle durdular ve hani beklediler.
Sonra menajer dedi ki ben bu pozisyonda full time çalışmanı bekliyorum.
Haftaya 40 saat boyunca bu pozisyonda bir araştırmacı olarak çalışmanı bekliyorum.
Ve biz herhangi bir doktorayı fonlayamayız ekibimizde dedi.
Evet bizim kurumumuzda bu şekilde fonlanan doktora araştırmacıları var.
Ama biz böyle birini aramıyoruz dedi.
Eğer doktora yapmak istiyorsan buna şu an karar verip bu pozisyonunu kabul edip et.
şu an bize bildirmen iyi olur.
Çünkü son aşamadaydık artık ve biz seni kabul ettiğimizi düşünüyorduk dedi.
Böyle bir ben de bir şaşırdım yani.
Öyle bir şey beklemiyordum.
Ve o an gerçekten bir iki dakika içerisinde düşünüp hani gerçekten ne istediğimi, içimden ne geçtiğini düşündüm ve dedim yani kusura bakmayın o zaman ben doktoru yapmak istediğim için bunu kabul
edemeyeceğim dedim. Sonra oradan yollarımızı ayırdık.
Yani o şirketten çıkarken umarım doğru kararı vermişimdir dediğimi çok net hatırlıyorum.
Çok zor bir andı benim için.
Oradan çıkarken böyle aylardır uğraşıyorum, son aşamaya gelmişim, kabul edilmişim ve böyle çok güzel bir noktadayken aslında elimin tersiyle itmişim gibi oldu.
Ve gerçekten çok...
Motivasyonumu çok düşüren bir andı o an.
Ama ertesi gün tekrar kalktım, uyandım ve başvurulara devam ettim.
Sonra gerçekten istediğim alandaki ilanlardan dönüşler gelmeye başladı.
Ve ben artık işte motivasyon mektuplarımı falan değiştirmeye başladıktan sonraki süreç bu.
Yani artık onların değişimi sonrası ben geri dönüşler almaya başladım.
Ve ben yüksek esasımda mikroplastik, nanoplastikler üzerine çalıştığım için son zamanlarda çıkan ilanlar, başvurduğum pozisyonlar...
Tam o alandaydım ve şu anki pozisyonum için mülakata çağrıldığımda benden bir sunum hazırlamamı istediler.
İşte mülakata davet ediyoruz ve işte bu ilanda yazan konuyla alakalı bir sunum hazırlamanızı istiyoruz bize dediler.
Yani o zaman bilmiyordum ama...
Benim şu an çalıştığım üniversitede TU Delft'te bu oldukça yaygın bir şeymiş.
Diğer doktora öğrencilerini alırken de bazılarından bunları istemişler.
Kesin bir prosedür değil ama isteyen hocalar varmış.
Ben sadece bir haftam vardı mülakata ve bir hafta boyunca literatürü taradım.
O konu hakkındaki boşlukları buldum.
O boşluklara nasıl yaklaşabileceğimi, metodumu nasıl geliştirebileceğimi düşündüm.
Yöntemin avantajlarını, dezavantajlarını analiz ettim.
Yani sadece bir metot sunmadım.
Aynı zamanda bu projeyi yürüttüğümüz takdirde ileride ne gibi sorunlar karşıma çıkabilir ve bu sorunlara ben nasıl...
Yanıtlar bulabilirim, nasıl çözümler bulabilirim, bu sorunları nasıl yönetirim kısmını da ekledim sunumuma.
Teknik kısmın yanında akademik geçmişimi, konferansları, topluluklardaki ve gönüllülük projelerindeki faaliyetlerimi de anlattım.
Ve özellikle çocuklarla birlikte yaptığımız bir projemiz vardı.
Ben araştırma görevlisiyken büyük bir projeye dahil olmuştum.
O proje onların çok ilgisini çekmiş.
Ben tabii kabul aldıktan sonra bunu bana anlatmışlardı, onun ilgilerini çektiğini.
İşte mülakattan yaklaşık bir saat sonra danışmanım aradı ve kabul edildiğimi söyledi.
Sonrasında da proje gerçekten beklediğim gibi bir yapıya dönüştü.
Bir enstitü işbirliği de var.
Ben orada misafir araştırmacı olarak ekibin bir parçasıyım ve onlarla birlikte çalışıyorum.
Yani hem üniversitede hem enstitüde çalışıyorum aslında.
Ve işe girdikten sonra...
O süreçle alakalı duyduğum en güzel şey işte enstitüdeki takım liderim böyle başlangıçta yaptığımız toplantıların birinde bana şey demişti.
200 küsur kişi arasından seçtiğimiz birisinin gerçekten background'ının çok iyi olduğunu düşünüyorum ve bize gerçekten önemli katkılar sağlayacağını düşünüyorum demişti.
Yani ben o süreçte başvurduğum ilanların o kadar yüksek...
başvurularla ilerlediğini ve o kadar yüksek başvurulardan sürekli red aldığımı bilmiyordum.
Sonrasında böyle bir süreçle sonuçlanmış olması benim için çok güzeldi.
Ve bu sürece dair duyduğum en güzel şey buydu aslında.
Çünkü gerçekten çok zorlu ve neyin içinde olduğunu bilmediğim bir süreçti.
Ve bu süreçle alakalı en sonunda işte mülakatta benim için O 200 kişi arasından işte motivasyon mektubumu seçmeleri ve iki kişiye düşürmelerinin ardından diğer adayı değil de beni seçmelerinin
en önemli kriterlerinden birinin teknik altyapımın yanı sıra uzmanlaştığım kısmının yanı sıra projeyle alakalı karşılaşabileceğim problemleri öngörebilmem.
Aynı zamanda da işte o çocuklarla yaptığım o proje dışında gönüllülük projelerim de vardı.
Kendi kendime gönüllü olarak.
çocuklarla birlikte yaptığım etkinlikler vardı aslında.
Ya bu aslında benim bilimsel araştırmaların bir çıktası olarak topluma fayda sağlamaya çalıştığım bir şey.
Yani ben... Kariyerim boyunca hep bunu yapmaya çalıştım ve onun da sadece uzmanlık değil bir vizyon olduğunu söylediler ve hani özellikle de T.U.
Darf'in bir akademisyeni işi alırken de işte doktor öğretim üyesi olsun, doçent olsun ya da işte doktor araştırmacısı olsun her zaman önem verdiği şeyin üniversiteye katabileceği bir vizyon olup olmadığı ve
bunun da bende olduğunu düşündükleri yani.
o vizyonla bir katkı sağlayabileceğimi düşündükleri olduğunu anlattılar.
Aslında bu kısımla alakalı çok sistematik bir şekilde işte ben projeyle ilgili problemleri öngöreyim, söyleyeyim falan bunların hiçbiri...
Gerçekten planlı yaptığım şeyler değildi ama o konudaki uzmanlığım ve daha önceden background'umun olması bunları da anlatabiliyor olduğumu gösterdi.
Bir de bunların yanında tabii ki işte bu vizyon kısmı, gönüllülükle yaptığım işler ve ayrıca diğer yaptığımız çocuklarla ilgili farkındalık projesi gerçekten etkili olmuş.
Onun dışında... Buradaki doktoru sürecimden de biraz daha detaylı bahsetmek istiyorum.
Aslında bu başlı başına ayrı bir bölüm konusu çünkü gerçekten konuşmaya değer çok fazla şey var.
O yüzden burada genel bir çerçeve çizeceğim.
Detaylarını ilerleyen bölümlerde sizin sorularınızla ilişkilendirip daha detaylı anlatabilirim.
Burada doktoru gerçekten bir iş gibi ilerliyor.
Yani siz bir öğrenci gibi değil, üniversitenin bir çalışanı olarak kabul ediliyorsunuz.
Tıpkı Türkiye'deki araştırma görevlisi pozisyonları gibi.
Ama aradaki fark burada hiçbir idari sorumluluğunuz yok.
Sadece tek işiniz kendi projeniz.
Ve işte maaş alıyorsunuz, sigortanız yatıyor, yıllık izin hakkınız var, emeklilik priminiz yatıyor ve bütün bunlar bir sözleşmeyle güvence altında.
Ama bu iş mantığı klasik bir mesai düzeni demek değil.
Kimse sabah kaçta geldin, akşam kaçta çıktın, bugün işe geldin mi?
Bunları kontrol etmiyor. Bu tabii danışmana göre değişebilir ama benim çalıştığım ekipte ve genel olarak üniversitede böyle bir kültür yok.
Kimse kontrol etmiyor aslında.
Herkes bazen ofisten, bazen evden, bazen başka...
Başka bir yerden çalışıyor ama önemli olan şu belirlenen sürede belirlenen hedefler çıkıyor mu?
Nasıl yaptığınız, hangi saatlerde yaptığınız gerçekten ikinci planda.
Bu ilk başta çok rahatlatıcı geliyor ama aynı zamanda ciddi bir sorumluluk aslında.
Yani çünkü kimse sizi zorlamıyor arkadaşlar.
Kendi disiplininiz, kendi motivasyonunuz ve bunu kendi kendinize kurmanız gerekiyor aslında.
Benim özellikle ilk sene oldukça yoğundu.
Her hafta hiç aksatmadan iki supervisorımla toplantım vardı.
Bir tanesi daha teknik tarafta, yöntem ve detaylara bakan kısımda.
Diğeri daha çok akademik çerçeveye, projenin bütününe bakan bir supervisor'da.
Bunun dışında bir de promotorum var.
Promotor genelde böyle çok yüksek...
Akademik ünvanlarda işte profesör olan hocalar genellikle projeye daha yukarıdan, daha geniş bir perspektiften bakıyorlar.
Hani proje gerçekten bir düzgün bir araştırma sorusuyla ortaya çıkmış mı?
Kapsamı çok mu geniş?
Bunu verilen sürede yetiştirebilecek mi?
Gerçekçi mi? Verilen öneriler gerçekçi mi?
Bunların hepsini değerlendiren bir açıdan bakıyor ve bunu adım adım her aşama için bu şekilde daha geniş bir perspektiften bakıyor.
Her hafta supervisorlarla ve aylık olarak da promotor ve tüm komiteyle toplantılar yapıyorduk.
Bu takip sistemi bana çok güven verdi aslında.
Ve burada çok sevdiğim başka bir şey de bir hiyerarşi yok.
Bir bilgi hiyerarşisi de yok.
Kimse size yukarıdan bakmıyor.
Bir otorite hissi yok. Gerçekten fikrinizi soruyorlar.
Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Ne araştırdın? Sence bu yaklaşım mantıklı mı?
Yani bir literatürü değerlendirirken sizin fikrinizle o literatürü eleştirebiliyorsunuz.
Çok açık bir şekilde şunu da söyleyebiliyorlar.
Bu konuda ben yanlış düşünüyor olabilirim.
Lütfen beni düzelt. Çünkü siz özellikle çalışma alanınızda uzmanlaşan kişisiniz.
Onlar dışarıdan bakıyorlar ve sizin uzmanlaştığınız alanla ilgili o konuyu en iyi bilebilecek kişinin siz olduğunuzu düşünüyorlar.
O perspektifte tabii ki.
O yüzden de biraz hiyerarşiden uzak ve bu konuda ben yanlış düşünüyor olabilirim, beni düzelt derken ki yaklaşımları bu.
Sizin bilginize ve bu konudaki araştırmanıza güveniyorlar aynı zamanda.
Aynı zamanda şu da var.
Hocalarım bana sık sık şunu söylüyor.
Bu proje senin projen.
Biz seni sadece dışarıdan gözetiyoruz, destek oluyoruz.
Bunu hep şeye benzetiyorum.
Bir çocuğun ebeveynleri gibi hayatına müdahale etmiyorlar ama dışarıdan izleyip gerektiğinde yön gösteriyorlar, yol gösteriyorlar.
İlk yılın büyük bir kısmı zaten böyle geçti.
Benim proposal hazırlamakla geçti.
Literatür taraması, literatürdeki boşlukların bulunması, araştırma sorularının netleşmesi, metodun geliştirilmesi.
Aslında ilk yıl 4 senelik doktora sürecinin temelinin atıldığı bir yıl.
Burada sözleşme genelde 18 aylık oluyor.
O yüzden de siz ilk sene bunu hazırlarken aynı zamanda bir savunmaya da hazırlanıyorsunuz.
Çünkü 12 ayın sonunda go no go diye bir değerlendirme var.
Gidip devam edip etmeyeceğinize karar veriyorlar aslında.
Bu Türkiye'deki doktora yeterliğine benziyor biraz.
Ama önemli bir fark var.
Burada ders sınavları yok.
Herhangi bir şeyi ezberlemenize gerek yok.
Ezber yapmanıza gerek yok.
Tamamen kendi projeniz üzerinden değerlendiriliyorsunuz.
Proposalınıza sunuyorsunuz, projenizi savunuyorsunuz ve aslında her şey sizin o uzmanlaşmak istediğiniz alan ve projenizin teknik detaylarıyla ilgili oluyor.
Bu süreç benim için çok stresli değildi.
Heyecanlıydım ama herhangi bir korkum, endişem pek yoktu.
Çünkü o zamana kadar toplantılarımı aksatmadım ve her şeyi birlikte planlı bir şekilde yaptığımız için hocalarım da bunu bana az çok hissettirmişti.
Yani sen hazırsın, kendinden emin olabilirsin.
Evet dışarıdan farklı komite üyeleri de gelecek, beni hiç tanımayan ve sadece projeyi değerlendirecek insanlar da olacak.
Ama sen kendinden emin olabilirsin demişlerdi.
Bu bana gerçekten güven vermişti o zamanlar.
Şu an 3. senemdeyim.
Ve Proposal'daki plana göre ilerlemeye çalışıyorum.
Her ne kadar tabii kendimi hep geride hissetsem de.
Her zaman her şey yoluna gitmiyor.
Ama zaten doktora böyle bir şey arkadaşlar.
Yani hiçbir şey yoluna gitmeyecek.
Maalesef bunu söylüyorum.
Ya işler yolunda gitmediğinde ilginç olan şey şu.
Benim hocalarım çok mutlu oluyor.
Bilmiyorum bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?
Ama... İlk ciddi problemimde, o bir seneyi geçtik biz her şeyi planladık ettik, ben artık işime başladım, deneylerimi yapıyorum falan.
İlk ciddi problemimde danışmanım bayağı bir güldü bana ve bak işte şimdi başlıyor dedi.
Yani o an bunu duyduğumda aşırı sinirlenmiştim size anlatamam.
Çünkü ben orada canım burnumda bir şeylerle boğuşuyorum, çözüm bulmaya çalışıyorum ve artık ona gitmişim yani sen ne düşünüyorsun bana yardım et diye.
O bana güldü bayağı.
Ama onlar için zorlanmak ilerlemenin bir parçası.
Ve bunu çok doğal buluyorlar.
Bir şeyi gerçekten derinlemesine kurcaladığınızda sorunlarla karşılaşıyorsunuz.
Ve aslında bu kötü bir şey değil.
Demek ki siz bunu gerçekten kurcalıyorsunuz.
Bir şeyleri derinlemesine araştırmaya çalışıyorsunuz.
Bu Türkiye'de de böyle tabii ki.
Ama buradaki yaklaşım böyle çok net, direkt bir perspektiften görmek beni çok başta etkilemişti.
Genel olarak şunu söyleyebilirim.
Burada doktora yapmaktan gerçekten çok mutluyum.
Öylesine söylemiyorum. Bu gerçekten beni çok mutlu ediyor ve iyi ki buraya gelmeye karar vermişim diyorum.
Zorlandığım anlar oluyor.
Kafamın karıştığı dönemler oluyor.
Ama hep destekleyici bir ortam var.
Benim mutlu olmamın sebebi bence bu.
Çünkü biz teknik bir toplantıdan çıktığımızda kocam bana dönüp bir an gerçekten nasıl hissediyorsun?
Şu an doktora sana nasıl...
Nasıl geliyor?
Zorlandığın bir an var mı?
Bunu herhangi biri bana sorabiliyor.
Ya da iş yerindeki arkadaşlarım sorabiliyor.
Ya da üniversitedeki doktora yapan diğer arkadaşlarım sorabiliyor.
Çünkü herkes hemen hemen aynı zorluklardan geçiyor ve birbirine bu şekilde destek olmaya çalışıyor.
Kimse kimseyi yalnız bırakmıyor.
Bu benim burada gerçekten çok hoşuma giden bir akademik kültür aslında.
O yüzden bu konuyla alakalı aslında daha çok konuşabiliriz ama detayları ilerleyen bölümlerde sizlerin sorularıyla birlikte farklı farklı ele alabiliriz diye düşünüyorum.
Bu bölümü çekmemdeki en büyük motivasyon şuydu.
Dışarıdan göründüğü kadar kolay olmuyor hiçbir şey.
Ama akademide tek bir yolda yok.
Özellikle yurt dışında yüksek lisans veya doktora düşünenler için benim deneyimimden en önemli ders şu olabilir.
Evet background'ınız, uzmanlığınız çok önemli ama en başta motivasyonunuz çok önemli.
Çünkü bu insanlar o projeyi bir heyecanla yazıyorlar ve o projeyi bir fon sağlayacak bir yere gönderiyorlar.
Fon bulmaya çalışıyorlar.
Fonu bulduktan sonra projeyi sahiplenecek bir araştırmacı arıyorlar.
Yani sizin de aynı şekilde o hocanın o projeyi yazarken ki motivasyonu...
sahip olması ya da ona yakın bir motivasyona sahip olması gerekiyor ki gerçekten bununla eşleşebilirsiniz.
Ben bunu tabii ki kendi deneyimlerime dayanarak söylüyorum.
Herkesin farklı deneyimleri olabilir ama bu benim genel olarak gördüğüm bir yaklaşım diye düşünüyorum.
Ayrıca şunu da eklemek istiyorum.
Ben lisanstan birincilikle mezun oldum.
Ama burada kimse bana not ortalamamı sormadı.
Burada daha çok yetkinliğiniz, projeyle uyumunuz ve motivasyonunuz konuşuluyor.
Bu da hani bir dipnot olsun bence.
Çünkü yurtdışıyla ilgili genelde işte ortalamanın çok yüksek olması, işte yüksek lisansa kabul edilmek için...
Doktoraya kabul edilmek için en önemli kriterlerden biri gibi görünüyor.
Bazı üniversitelerde belki olabilir.
Bunu gerçekten bilmediğim için o yüzden böyle söylüyorum.
Belki hani başka ülkelerde bu ortalama mevzusu önemli olabilir.
Ama ben Hollanda'da gerçekten doktorada özellikle de yani yüksek lisansa da bakılmadığını biliyorum.
Ama doktorada gerçekten bunu kimse bana sormadı.
Yani o bilincilikle mezun olmam hiçbir işe yaramamış gibi.
Yok yok gerçekten yaramamış değil, yaradı.
Araştırma görevlisi olurken Türkiye'de ortalama önemli.
Genellikle aslında Türkiye'de önemli diyebiliriz belki.
Yani dikkat ediliyor. Ama ben burada kimsenin birbirine ortalamasını sorduğunu görmedim.
Bu da ayrı bir konu. Yani ortalamaya çok takılanlar oluyor.
diye söylüyorum. Bence ortalamanız düşükse de deneyin yüksek lisansı doktorayı yurt dışında.
Çünkü önemli olan gerçekten o motivasyon mektubunda kendinizi öne çıkarıp kendinize o interview'u atabilmek.
O interview'u attıktan sonra zaten siz kendinizi gösterebilirsiniz.
Motivasyonunuzu gösterebilirsiniz.
Süreç kolay ilerliyor diye düşünüyorum.
Bunun dışında bir de şu var.
Çok hızlı değinip bu konuyu artık toparlamak istiyorum.
Ben Doktora başvuru sürecimde gerçekten çok zorlandım ve bir bilinmezlikten yola çıkarak aslında yönümü bulmaya çalıştım.
Ve bu noktada ben çok önemli bir tavsiye aldım.
Burada doktora yapmış olan bir arkadaşımdan.
Bana dedi ki sen gerçekten çok güzel çalışmalar yapmışsın.
Kendini çok iyi yetiştirmişsin.
Background'ın çok güzel. Ve bu konuda kendine güven, özgüven en önemli şey.
Onlara sen bu işe...
çok ihtiyacın varmış gibi bir izlenim verirsen o zaman onlar seni seçer.
Ama sen ne zaman onlara sen onu seçiyormuşsun, sen bu projeyi seçiyormuşsun gibi bir izlenim verirsen o zaman gerçekten işler değişir demişti.
Ve ben bu tavsiyeyi aldığımda artık son işte dördüncü ayda motivasyon mektuplarımı değiştirip mülakat teklifleri ve mülakatlara çağrılmaya başladım dediğim zamanda o yüzden ben hep o
motivasyonla girdim.
Yani ben onları seçiyormuşum gibi davrandım.
Ve bu işin detaylarını işte ilerleyen zamanlarda birlikte çalışırsak size ayrıntılı olarak bahsederim gibi teknik detaylarla ilgili bildiğim her şeyi de anlatmadım.
Deneyimlerimin hepsini de anlatmadım.
Bu da bence önemli bir kriterdi benim seçilmemde.
Çünkü onlara aslında bir söz veriyorsunuz gibi işte beni aldığınızda bu konunun daha...
Detaylı olarak teknik kısımlarını sizinle paylaşacağım, deneyimlerimi sizinle paylaşacağım diyorsunuz.
Bence bu da çok önemliydi.
Ben motivasyon mektubuma da bunu yazmıştım.
Ve mülakatımdaki sunumumda da bundan bahsetmiştim çok detaya girmeden.
Gerçekten bildiğim bir şey vardı bu arada, blöf yapmıyordum.
Ama onlara bunu çok ufak bahsedip daha ayrıntılı kısmını birlikte çalıştığımız zaman bahsedeceğimi söylemiştim.
Ve bence bu da etkili olmuştu.
Çünkü biz ileride konuştuğumuzda...
Onlardan bununla ilgili geri dönüşler, sorular almıştım.
Yani gerçekten ne olduğunu merak edip sormuşlardı.
Bu da özgüvenle alakalı bence önemli bir detay.
Bunu da atlamak istemedim.
Biraz karışık anlatmış oldum ama yine sonucu doktora başvurusuyla alakalı toparlamak istedim.
Benimle sorularınızı mutlaka paylaşın.
İleride hem solo bölümlerde hem de konuklarla bu konuları daha da ayrıntılı konuşacağız mutlaka.
Akademinin İçinden'i dinlediğin için teşekkür ederim.
Eğer sen de akademide yolunu arıyorsan burada yalnız değilsin.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
