
Akademide başarı çoğu zaman yayınlar, projeler, dersler, unvanlar ve üretkenlik üzerinden konuşuluyor. Peki akademik olarak başarılı olmak, gerçekten iyi olduğumuz anlamına geliyor mu?
Bu bölümde TU Delft’ten İlke Ercan ve Koç Üniversitesi’nden Pınar Özbek ile yükseköğretimde wellbeing, yani iyi olma hâli üzerine konuştuk. Her iki konuğumuzun da yer aldığı uluslararası Wellbeing in Higher Education Network perspektifinden; akademide iyi olma hâlini, liseden üniversiteye geçişte yaşanan zorlanmaları, bu geçişi desteklemek için geliştirilen yaklaşımları, doktora sürecindeki yalnızlık deneyimini, akademide kadın ve azınlık olmanın getirdiği zorlukları ve yurt dışında eğitim alırken karşılaşılan kültürel uyum süreçlerini ele aldık.
Sohbet boyunca hem Türkiye’deki hem de Hollanda’daki akademik hayatı; yükseköğretim kültürü, aidiyet, duygu düzenleme, hayat becerileri ve kurumsal sorumluluk çerçevesinde karşılaştırmalı olarak değerlendirdik.
Bu bölüm, akademide başarılı görünürken içeride zorlanan, kendini zaman zaman yetersiz hisseden ya da daha insani bir akademik kültürün mümkün olup olmadığını merak eden herkes için.
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcastte akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Akademinin İçinden merhaba.
Bugün akademinin biraz daha az konuştuğumuz bir tarafına bakacağız.
Akademide başarıyı çoğunlukla projelerle, fonlarla, derslerle, ünvanlarla konuşuyoruz.
Fakat bütün bu sonuçların arkasında bazen kaygı yaşayan, kendini yetersiz hisseden, yalnız hisseden, hata yapmaktan korkan ve sıkışan ama bütün bunlara rağmen güçlü görünmeye çalışan insanlar var.
Bugün şu sorunun peşinde olacağız.
Akademide başarılı olmakla akademide iyi olmak gerçekten aynı şey mi?
Bu soruyu konuşmak için bugün iki değerli konuğum var.
Birisi ilki hocam.
İlker Can. İsterseniz öncelikle sizden başlayalım.
Biraz kendinizi bize tanıtmak ister misiniz?
Tabii. Merhaba Sevda Hocam.
Öncelikle çok teşekkürler bizi bugün ağırladığınız için.
Ben teşekkür ederim. Ben Delft Teknoloji Üniversitesi'nde elektrik elektronik mühendisliği eğitim biriminin başkanıyım.
Burada doçent olarak görev yapıyorum.
Fizik geçmişinden geliyorum aslında.
Araştırma konularım da nano elektronik ve fotonik üzerinde daha önce yaptığım çalışmalarda kuantum uygulamaları da olan disiplin arası konular üzerine araştırmalarım.
kapsamında fark ettim ki öğrenciler mevcut müfredatlarda çok zorlanıyorlar.
Ek desteklerce yaratmak gerekiyor öğrenciler için ve gördük ki aslında bu sadece akademik anlamda değil, üniversitenin baskısı buradaki üretme talebine karşılık verebilmek için de öğrencilerin
birçok konuda desteğe ihtiyacı var.
Araştırma ile ilgili araştırmalarımızı daha verimli yapabilmek için yaptığımız destek programları büyüdü ve şu anda TÜDF'de bununla ilgili neredeyse uzmanlığım gelişiyor oldu.
Bu benim de bilmediğim, sonradan öğrendiğim bir konu oldu.
Uluslararası networkler de var, ağlar da var.
Diğer konuğumuz Pınar Özbek hocamızı da o network üzerinden tanıdık.
Aslında Pınar hocamız Koç Üniversitesi'nde çalışıyor ve bugün aslında sizin birlikte iş birliğiniz dolayısıyla burada bulunuyor ve davetimizi kırmayıp o da podcastımıza geldi.
İkinize de ayrıca teşekkür ederim.
Hoş geldiniz Pınar hocam. Siz de biraz kendinizden bahsetmek ister misiniz?
Hoş bulduk. Çok teşekkürler.
Tabii ben klinik psikoloğum.
15 yıldır Koç Üniversitesi'nde Akademik Başarı ve Hayat Becerileri programında öğretim görevlisi olarak çalışıyorum.
İlke hocamla yüksek öğretimde...
İyi Oluş Ağı'nda, Well-Being in our Education Network'te tanıştık.
Bir global bir ağ, Türkiye dünyanın çok farklı üniversitelerinde, kampüslerde iyilik hali üzerine çalışan profesyonellerin buluştuğu bir ağ.
Orada çalışmalarımız kesişti.
Bugün de burada Erasmus Personel Hareketliliği programı kapsamında bulunuyorum.
İki günlük bir ziyaret için Tevhid Elf'deyim.
Hoş geldiniz tekrardan. Hoş geldiniz.
Çok teşekkürler. Peki şimdi well-being kavramını çok duyuyoruz ama bazen herkesin aynı şeyden söz ettiğini varsayıyoruz.
Pınar Hocam öncelikle teorik olarak bir tanımını duymak istersek well-being tam olarak neyi ifade ediyor?
Well-being çok farklı kavramlarla beraber düşünülüyor aslında.
Mutlulukla ilişkili olduğunu düşünenler var.
Çokça da tam karşılığı olmayan flourishing ile ilgili olduğunu düşünenler var.
Temel olarak bir insanın duyum aldığı bir hayat yaşaması için yaşadığı bir hali aslında.
anlatıyor Wellbeing ve genellikle en genel geçer modellerden bir tanesi Seligman'ın, Martin Seligman'ın perma modelidir.
Dolayısıyla o model aslında Wellbeing'in farklı payandalardan beslenen bir olgu olduğunu ve bir süreç olduğunu ortaya koyar.
Genellikle mutluluk, flourishing, Wellbeing böyle bir amaç gibi, bir varılacak bir nokta gibi düşünülürken aslında bir süreçtir.
Ve o sürece yönelik kişinin sürekli bir şey yapması gerekir.
Yani bize olan, bize gelen ve eçivettiğimiz, başardığımız bir şey değil.
Bizim gayret ettiğimiz ve yolunda olduğumuz bir süreç aslında.
Ben denge oluşturan payandalar diyelim.
Onlar da işte psikolojik denge, fiziksel sağlık, fiziksel iyilik hali, ondan sonra sosyal bağlarımız, akışta olabilmek, anlam duygusu, başarı hissi.
Bunlardan oluşuyor genellikle.
Farklı modeller farklı. İçerikler de ortaya koyuyorlar.
Ama bireyin aslında ideal olan bunların hepsinden biraz biraz beslenmesi.
Şimdi biraz şey konuşuyor oluyoruz ya akademide başarı aynı zamanda ilk halini getirir mi gibi.
Başarı aslında bu model açısından baktığımız zaman o payandalardan sadece bir tanesi.
Ama aslında birçok başka şekilde de kendimizi beslememiz gerekiyor.
Çünkü genel olarak eğer tek bir taraftan besleniyorsak o zaman o çok riskli bir psikolojik yola götürüyor bizi.
Çünkü eğer... o alanda bir şeyler aksi giderse, örneğin sadece ilişkiden besleniyorsam, sadece mesleğimden besleniyorsam, sadece sosyal ortamından besleniyorsam, onlarla ilgili bir şeyler aksi gittiğinde şey yapabileceğim, dayanabileceğim,
güvenebileceğim başka bir alan kalmıyor.
O yüzden farklı farklı alanlardan beslenebilmek psikolojik olarak daha sağlıklı bir tablo ortaya koyuyor.
Aslında siz varmak istediğimiz amaçtan, hedeften bağımsız o yaşadığımız süreci daha iyi geçirme halinden bahsediyorsunuz.
Evet ve bunun için sürekli gayret etmek, fırsat kollamak ve emek vermek.
Peki şimdi ilki hocam siz de mühendislik alanından geliyorsunuz.
O yüzden tam olarak bir mühendislik öğrencisi ya da bir araştırmacı, bir akademisyen başarılı olurken aynı zamanda iyi midir?
İyi hissediyor mudur? Bunu merak ediyorum.
Ne düşünüyorsunuz?
Bu çok zor bir soru.
Gerçekten hem evet hem hayır diyebilirim.
Pınar hocanın anlattığı modele baktığımızda o başarı upaydalardan bir tanesinde.
bir anlamda doyumu getiriyor olabilir.
Ama bu başarının ne gibi bir gereklilikleri var?
O başarıyı elde etmek için nelerden feragat ediyoruz?
Bu önemli bence. Benim gördüğüm şey, öğrencilerin başarısıyla ilgili otomatik direkt etkisi olduğunu gördüğüm şey, elektronik mühendisliği gibi çok teknik gözüken bir alanı kişiselleştirebildiğimizde mesela ben
buradaki girişimlerimden bir tanesi aldığım eğitim fonlarıyla öğrencilerin mürfedat dışı elektronik projelerini geliştirebilecekleri bir laboratuvar kurdum burada.
Ve bunlardan bir tanesi de işte bir tane öğrencim geliyor.
İşte hani büyük babası Alzheimer yaşadığı için şu anda rakamları okuyamıyor ve çok da dakik olmayı seven bir adam mesela.
Öğrencimle oturup işte ufak bir seven segment display, ufak bir böyle ekran kullanarak rakamları, harfleri çeviren, saati eğer şu anda saat işte biri çeyrek geçiyorsa mesela harflerle yazan bir sistem kuruyor
öğrenci. Elektronik öğrencisi ve bunu çok kolay bir şekilde yani bir akşamüstü oturup birlikte yapabiliyoruz.
Ama bunu elektronik mühendisi onun için niye önemli?
Bunu yapmak onun hayatında ne fark yarattı?
bir sohbetler edebildiğimde öğrencinin gerçekten sadece o projesi değil, derslere ilgisi, okula gelme sıklığı bunların değiştiğini gördüm ben zaman içerisinde.
Yani birey olarak öğrenci bir aidiyet duygusu hissedebiliyorsa orada var olmaktan daha mutluluk duyuyor.
Ve otomatik olarak bunun başarısına da faydası var.
Ve bunu nasıl daha yaygınlaştırabiliriz acaba ve bunu daha çok öğrenciye nasıl yayabiliriz diye düşündüğümüzde.
Müzisyen öğrencilerimiz var mesela onlar geliyorlar elektronik sintezayzırlarla projeler yaptılar vesaire ama orada o öğrencilerin birlikte TÜDF gibi bir üniversiteye baktığınızda 250 tane öğrenci geliyor her yıl liseyi bitirip bu bölüme.
O öğrencilerin birlikte iletişim kurması.
Pınar Hoca'yla da onun sohbetini ediyorduk.
Gerçekten öğrenciler okula gelseler bile sosyalleşmekte zorluk yaşadıkları bir çağa girdik artık.
Bizim bunlarla ilgili öğrencilere teşvik göstermemiz gerekiyor.
Teşvik etmemiz gerekiyor öğrencilere bu konularla ilgili.
Biz ilk bu mentorluk programını kurmaya çalıştığımızda Gönül Hoca'nın bahsettiği konular gibi tepkiler de geldi yönetimden mesela.
Dediler ki ya biz öğrenciler toplanıp pizza yiyecek diye onlara kredi veremeyiz yani.
Öyle bir şey yok diye.
Biz de sonra anlatmaya çalıştık.
Aslında bu bir araya gelip birbirlerinden öğrenme halinin o teknik gibi, çok teknik gibi gözüken bir konunun aslında onlar için ne kadar kişisel olduğunu sohbet edebilecekleri, bunu o kişiselliğe yaratabilecekleri alanı oluşturmanın onların
akademik başarılarına ne kadar etkisi olabileceğini gösterdik.
Bu anlamda sorduğun soruya geri dönecek olursan sadece akademik başarıya ve bireysel anlamda bu başarıya odaklandığımızda çok büyük kayıplar verebiliyoruz hayatımızdan.
Ama o akademik başarının içeriğini birazcık daha bireyselleştirip onu bir komüniteyle beraber, bir grupla birlikte bir aidet duygusu geliştirebileceğimiz bir zümrenin içerisinde yaptığımızda o daha bütüncül,
daha bir solistik bir başarı halini alıyor.
Yani böyle bir bütüncül başarıların bence baktığımızda tabii daha önce dediğimiz gibi başarı zor bir kavram tanımlaması.
Ama hani başarı bütüncül olduğunda o kişinin de iyi olma halinden bahsedebiliriz bence.
Peki bu bütüncül yaklaşım dediğimiz aslında tam olarak ne?
Sizin perspektifinizden bakacak olursak Pınar Hocam nasıl sağlarız bunu ya da ne açılardan desteklemeliyiz?
Vallahi şimdi iki üniversitenin temsilcisi olarak buradayız.
Her iki üniversitede öğrencilerin ve akademisyenlerin başarısını çok önemseyen, en yukarıya koyan, Vizyonlar gidiyorlar.
Dolayısıyla oraya gelen hoca da öğrenci de olabildiğince akademik başarısını maksimize etmeye çalışıyor.
Ama ilki hocanın söylediği gibi bunun ne pahasına yapıyor sorusu çok düşündürücü.
Bütüncül gelişim dediğimiz şey aslında üniversitenin öğrenciyi veya hocayı sadece öğrenci veya hoca değil birer insan.
hayatının çeşitli alanlarında zorluklar yaşayan, mutluluklar yaşayan, doyumları alan ama aynı zamanda da bazen duvara toslayan birer insan olarak görmesi ve o insanların Sadece akademik anlamda
değil, hayatının diğer anlamlarında da zorluklarla baş etmesi konusunda onları güçlendirmesini hedeflemesi aslında bütüncül gelişim.
Ona İngilizce'de çok güzel bir şey var.
High support, high challenge. Yani high challenge veriyoruz ama high support veriyor muyuz?
İnsanlara destek olabiliyor muyuz bu başarıya edinmeleri için?
Dolayısıyla eğer bir üniversite, bir kurum, bir bölüm kişiyi genel olarak önemserse o zaman onların fiziksel sağlığını da iyileştirmek için, sosyal doyumunu da arttırabilmek.
için, anlam duygusunu da pekiştirmek için programlar geliştiriyor oluyor.
İlke hocanınkiler biraz bunların örnekleri.
Bizim üniversitemizdeki akademik başarı hayat becerileri programı da öyle.
O nedenle eğer bunları sağlayabilirsek zaten kişinin Akademik başarısı da yükseliyor.
Psikolojik iyi oluşu da yükseliyor.
O yüzden hiç önemsemesek bile kişinin genel olarak gelişimini ve iyilik halini.
Sadece akademik başarı önemsesek bile bu alanlara eğilmek durumundayız.
Çünkü eğer psikolojik olarak sağlıklı ise birisi, duyguları daha dengedeyse, yaptığı işte daha fazla anlam buluyorsa daha başarılı oluyor.
Araştırmalar bunu söylüyor.
O yüzden bütüncül gelişim çok önemli.
Peki siz genel olarak bu ALİS programında da lisans ve yüksek lisansa mı ağırlık veriyorsunuz?
Bu alanda mı çalışmalar yapıyorsunuz?
Bir de biraz bu çalışmalardan bize bahsedebilir misiniz?
Neler yapıyorsunuz? Türkiye'de bu nasıl ilerliyor?
Tabii ALİS programı ağırlıklı olarak lisans öğrencilerine yönelik dersler sunuyor şu anda.
Lisans üstü öğrencilere de enstitülerden, bölümlerden, laboratuvarlardan talep geldikçe ihtiyaca göre oturumlar tasarlayarak sunuyoruz.
Lisans öğrencilerine...
Geldikleri yıl verdiğimiz bir ders var.
Alice 100 dersi, Akademik Başarı ve Hayat Becerileri dersi.
Bu derste öğrencilerin yaşam becerilerini geliştirmelerinin konusunda onlara destek oluyoruz.
Bunlar zaman yönetimi, hedef belirleme, stresle başa çıkma, psikolojik dayanıklılık, psikolojik iyi oluş, iletişim, takım çalışması, liderlik gibi beceriler.
Yani öğrenci ne okuyorsa okuyacak olursa olsun, ileride hangi ortamda, hangi ülkede nasıl bir iş yapacak olursa olsun ihtiyaç duyacağı beceriler.
Ve demin de söylediğim gibi bu akademik başarıyı ve psikolojik...
çocuk iyilik halinde olumlu etkileyen beceriler.
Bu dersi biz bütün üniversitede öğrencilere küçük gruplar halinde zorunlu ders olarak veriyoruz.
Ne kadar güzel. Ve dersi verenler de psikoloji alanında uzmanlaşmış hocalar.
Farklı farklı üniversitelerde de bu dersin yaygınlaştırılması için çalışmalar yapıyoruz.
Biraz önce size hediye ettiğim akademik başarı ve hayat becerileri, genç yetişkinler için hayat becerileri, üniversite ve ötesi kitabı.
Aslında bunun bir parçasıydı.
Farklı üniversitelerde de böyle programların geliştirildiği örnekler var.
Tabii devlet üniversitelerinin farklı, vakıf üniversitelerinin farklı zorlukları var bu programları oturtup bütün üniversiteyi yaygın hale getirirken.
Bazı çalışmalar daha bölüm bazında, bazı çalışmalar daha üniversitelere yaygın.
Ama herkes, farklı üniversitelerde çalışan çok farklı alanlardan çok hocayla etkileşim sağlama fırsatımız oldu.
Programın devam ettiği 16 yıl boyunca.
Herkes aslında bu konuyu çok önemsiyor.
Sadece önceliklendiremeyebiliyor.
Çünkü daha temel ve daha öğrencinin örneğin işte finansal iyilik hali ya da akademik başarısı gibi daha temel meseleler gündemdeyken bu biraz daha lüks kalabiliyor.
Halbuki aslında çok temel ve çok önemli.
Bazen de şeyi görüyoruz.
İki hocayla da biraz onu konuştuk.
Yani öğretim üyelerinin veya üniversitenin genelinin bu konuyla ilgilenecek bir rahatlığının olmaması durumu.
Çünkü onların üzerinde dar. Araştırma baskısı var.
O nedenle ancak iki hoca gibi idealist ve kişinin bütüncül gelişimini önemseyen bir takım yöneticiler ve hocalar bu değişimi kendi alanlarında yaratabiliyorlar.
Bunlar da çok kıymetli ve ikimiz birbirimizden ilham alıyoruz aslında.
Evet, aslında ben de tam o noktaya gelmek istiyordum.
İlke Hocam, siz de aslında uluslararası anlamda akademik iyi olma ağında yer alıyorsunuz ve TUDAF'ta bununla ilgili neler yapıyorsunuz ya da sizin mentorluk çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?
TUDAF bu ağ aslında biraz geç girdi bence.
Bir de benim gibi bir mühendisin buna öncelik etmiş olması da biraz ironik bir konu gerçekten.
Pınar Hocamız 2019'dan beri bu ağın bir parçası ve Koç Üniversitesi'nin bu ağda da aktif olmasına vesile olmuş biri.
Biz tevdaf olarak biraz geriden geliyoruz bu konuda diyebilirim.
Ben de hem Türkiye'deki hem yurt dışındaki diğer meslektaşlarım vesilesiyle bu ağdan haberdar oldum.
O zamanki rektör yardımcısıyla bu konuyu konuştum.
Öğrencilerin burada hayatta kalmaları gerçekten...
Zor bir düzen var. Hollanda hükümetinin de önem verdiği bir metrik var.
Birinci yıl, lisansın birinci yılında kaç tane öğrenci ya da ne kadar yüzde hayatta kalabiliyor, programda kalabiliyor diye.
Belirli kredi sayısı var öğrencilerin tamamlaması gereken.
Elektrik ve elektronik mühendisliği bölümü bunların en kötü performanslı olan bölümlerinden biriydi.
Gelen öğrencilerimizin yüzde kırkı neredeyse ancak başarabiliyordu birinci yılı tamamlamayı.
Ben 5 yıldır TUF'deyim.
Bir takım girişimlerde bulunduk ve bu kurduğumuz mentorluk programı da 1.
yıldaki öğrenciler için bu girişimlerden bir tanesiydi.
%40'larda olan...
Birinci yıldaki bu hayatta kalma oranı diyelim.
%60'ların üzerine çıkarabildik bunu.
Çok iyi. Bu şimdi birazcık da bana şey alanı yarattı.
Başlarda bana ya biz öğrencilerin bir araya gelip pizza yemesi için kredi verecek değiliz diyen yönetim.
Değişti. Ne yapıyorsun bilmiyoruz ama yapıyorsun bu işe yarıyor.
Yapmaya devam et dediler bize.
Çok iyi. Ve 3 sene önce...
hemen hemen tam zamanlı olabilecek bir mentorluk koordinatörü işe aldık.
Mentorluk programını birazcık daha geliştiriyoruz.
Benim gördüğüm şey şuydu. Şimdi ben Amerika'da yani Türkiye'de ve Amerika'da ve Almanya'da da bulundum akademik görevlerim ve eğitimin vesilesiyle.
Hollanda'daki sistemi de ayrıca anlamak, öğrenmek için çok zaman harcadım.
Geçişin çok sert olduğunu gördüm öncelikle.
Lisans... eğitimle başlamadan önce yani burada verilen liselerin eğitimi ve bizim üniversitede beklentilerimiz önce bir geçiş programı kurmaya çalıştık.
Sonra birinci senede nasıl hayatta kalabilirler bu öğrenciler diye.
Bunlar tamamen dediğim gibi aslında birazcık daha faydacı bir yerden başladık.
Biz bu çocuklar matematiği, fiziği, temel mühendislikleri öğrenmeden önce neye ihtiyaçları var diye.
Yani benim bu öğrencinin laboratuvara gelmesi ve laboratuvarda lehim yapmayı öğrenmesine ihtiyacım var.
En temel şey. Ama laboratuvarda 100 tane öğrenci aynı anda lehim yaparken oradaki sosyal dinamiklerden dolayı azınlık öğrenciler kendilerini güvende hissetmiyor ve o laboratuvardan uzaklaşıyorlarsa eğitime erişim hakkıyla
ilgili ciddi bir sıkıntı var orada deyip oradaki laboratuvarın daha iyi bir, welcoming bir alan olması için, daha herkesi kapsayıcı bir alan olması için ne yapabilirim sorularıyla gelişti.
Ve bütün bir yıla yayılan ve her dersin o birinci yıldaki belirli derslere bağlanmış bir program oluşturduk.
Mentörlük programı içerisindeki egzersizleri tamamlamadığı sürece öğrenciler derslerde başarılı olsalar bile ders kredilerini alamıyorlar.
Çok iyi. Doğal birbirine mutlaka bağlı bir sistem oluşturmuşsunuz.
Bir kurduğumuz sistemde de şöyle bir tarafı var.
Bizde de akademik beceriler üzerine bir academic skills learning line dediğimiz bütün lisans eğitimi müfredatına yayılan bu işte bir rapor yazmaktan, teknik rapor yazmaktan tutun da bir ekip çalışması
yapmaya kadar O ekip çalışmasındaki olabilecek her türlü bir sürtüş mü olabilir ya da işte bir işle ilgili bir gecikme olabilir.
Bunları nasıl yönetebilir öğrenciler diye.
Bu akademik becerilerle ilgili profesyonel biz de uzmanlar çağırıyoruz.
Mesela burada işte TUDAF'te de bununla ilgili fakültelerden bir tanesi teknoloji policy management yönetim bilimleri fakültesinden.
Oradan hocalar geliyor ve mentorluk aktivitelerinin bir parçası olarak mesela öğrencilerimize konflikt management üzerine her türlü bir çatışma olduğunda o çatışma ortamını nasıl yönetebilirler.
Ya da kendi çalışma stillerini öğrenebilmeleri için bir takım işte Belvin skorlarını elde edip kişilik testleri yapılması gibi.
Kendilerini tanımaları için.
Bu da bir ailet duygusu gelişebilmesi için öncelikle.
Benim için göz açıcı şeylerden bir tanesi olmuştu.
Ait hissetme halinin tersi aslında kendini bir yere adapte etmeye çalışmak.
Fittingin olması.
Biz öğrencilere çok... sert bir cendereye sokuyoruz burada.
Ve o da aidiyet duygusuna çok ters bir şey.
Hem bizim onlardan beklediğimiz gereklikleri yerine getirip hem de nasıl aidiyet duygusu oluşturacak, geliştirecek bu öğrenciler diye.
Bütün bir yıl boyunca destek aldıkları ve bunu tamamen Pınar Hoca'nın yaptığı kadar profesyonel şekilde de yapamıyoruz.
Maalesef bizim psikologlarımız kampüste yok.
Onun yerine biz öğrencilerin birbirlerinden çok şey öğrendiğini gördük.
Bir takım merkezi eğitmenler var.
Yani psikoloji geçmişinden gelen ya da sosyal çalışmalardan gelen.
Onlar Mentör öğrencilerimizi yetiştiriyorlar.
Yazın bir takım eğitimlerle okuyoruz öğrencilerimizi.
Birinci yılda lisansta öğrenciler geldiklerinde...
250'li öğrenci geldiyse 10 gruba bölüyoruz.
25 kişilik gruplarla bu grupları.
İkinci sınıftan birer mentor oluyor.
Ve iki tane gruba da üçüncü sınıftan bir tane mentor atıyoruz.
Ki iki grup arasında bir dengelenme olsun diye.
Birer buçuk harf mentorlar oluyor her mentor grubunun değil.
Ve o mentorları biz senior mentorlar ve junior mentorlar diye ikiye ayırıyoruz.
İkinci ve üçüncü sınıf öğrencilerini.
Hem bir akademik böyle sistem yaratıyoruz.
Öğrencilerin birbirinden öğrenebildikleri.
İkinci, üçüncü sınıfta öğrencilerin de birinci sınıfta.
sınıf öğrencilerinde. Bir de onlar iç içe oldu.
Bir de onlar birbirlerinin dilinden daha iyi anlıyorlar.
Hem sosyal anlamda hem akademik zorluklar anlamında.
Çünkü her sene gerçekten öğrencilerin ihtiyaçları değişiyor.
Mesela biz komik bir örnek vereyim.
Dijital elektronik dersinde daha önce öğrencilere bir zip dosyası gönderiyorduk.
Öğrencilere diyorduk ki işte indirin bunu.
İçerisinde ödevin detayları da var.
Örnek kod da var. Hepsini açıp oradan yapabilirsiniz.
İlk defa geçen sene bize mesaj geldi öğrencilerden.
Hocam bu Zip nasıl açılıyor diye.
Fark ettik ki çocuklar artık bilgisayarda değil tabletle yaşadıkları için.
Telefondan ya da tabletlerinden açamıyorlar tabii ki de zipleri.
Artık bunu bile söylememiz gerektiği bir noktaya geldiğimizi görünce evet çocuklar bu bilgisayarda yapmamız gereken bir ödev.
Her şeyin aslında direktiflerini vermemiz gerektiğini gördüğümüz bir şeydi.
Teknik açıdan da sosyal açıdan da çocuklar derse geldiklerinde kulaklıklarıyla bir süre bizi dinlemek için hani onu bir güven kazanmamız gerekiyor kulaklarını çıkarmaları için ya da derse gelsinler not alsınlar
diye bilgisayarlarını getirmeden izin veriyoruz ama oyun oynayabiliyorlar vesaire.
Hani ne yapabiliriz de bunu değiştirebiliriz?
O çağın değişimine de ayak uydurmak gerekiyor ve onu belki de o kendi mentorları kendi aralarındaki belki akran değerlendirmesi o açıdan biraz daha iyi destekleyici olabilir.
Aslında Türkiye'de de bizim yaptığımız böyle sanki yani ben okurken de benim de hep bir üst sınıftan tanıdığım biri oluyordu.
Sence bu dersiniz İşte buna çok çalışmam gerekir mi?
Bunu önceden mi almam gerekir?
Ya da bekleyeyim sonraki dönem mi alayım diye.
Aslında bir bakımı onu doğal olarak yürüttüğünüz şeyi siz bir program haline dönüştürmüşsünüz.
Bence çok güzel. Çok da etkisi olduğunu düşünüyorum.
Evet genel olarak aslında bu yapılandırılmış programların şöyle bir faydası var.
Zamanında işte bizim okuduğumuz yıllarda 2000'lerin başında üniversite okuduk biz.
Bunlar yolda öğrenilen şeylerdi.
Yani zamanlı yönetmeyi bir şekilde öğrenirsin.
İşte zipi açmayı bir şekilde öğrenirsin.
Ama artık...
Öyle değil. Yani artık öğrenciler bir kere daha yalnız.
Daha kendi başına ve telefonlarıyla baş başalar.
Dolayısıyla eğer bunları öğreten bir liseden geliyorlarsa üniversiteye ne ala iyi bir rehberlik sistemleri varsa örneğin ama en azından Türkiye için bu azınlıkta ve çok şanslı belli bir küçük grubun
edinebildiği bir kaynak.
Ama onun dışında aslında üniversiteye geldiklerinde Bunlardan çoğunlukla habersiz olabiliyorlar.
Bunların öneminin de haberi, öneminden de haberdar olamıyorlar.
O nedenle birilerinin onların dikkatini çekip hani bak bu bir konu ve bunu yapmanın yolu böyle.
İstersen faydalanabilirsin demesi tabii ki zorlamadan ama farkında hale getirerek çok kıymetli.
O yüzden böyle yapılandırılmış programlar önemli.
Biz de mesela bu programları ilk hayata geçirdiğimizde işte farklı üniversitelerin yöneticilerine anlattığımızda şey oldu öğrenirdik.
Ben de dedim. Doktora yaparken ben de depresyondaydım.
Bir şekilde bunlar öğreniliyor gibi bakılıyor.
Biz de yaşadık aynısını. Sen de yaşa diyenler de var.
Bunun dersi mi olur?
Pizza yemeğine gerek var falan gibi.
Halbuki onların... O kadar iyileştirici tarafları var ki ve önleyici tarafları var.
Yani koruyucu önleyici programlar çok önemli.
Zaten şu anda gençlerde dünya çapında bir ruh sağlığı krizinden bahsediliyor.
Yani tanık olabilir, psikolojik rahatsızlığı olan insanların sayısı dörtte birden fazla.
Şimdi zaten zorlanan ve işte yapay zekanın gelişimiyle, teknolojinin gelişimiyle, pandemi sonrası dünyada yalnızlaşan insanlara bu destekleri böyle yapılandırılmış programlarla vermek
çok kıymetli. Yani zaten o becerileri geliştiriyor.
Bilişmiş olarak üniversiteye geliyorsa da o da diğer arkadaşlarına yardımcı olabiliyor.
Veya kendi becerilerini bir üst seviyeye taşıyabiliyorlar.
Yani ben mesela üniversite öğrencilerine anlattığım stres yönetimiyle şirketlere verdiğim eğitimlerde anlattığım stres yönetimi arasında çok da fark yok.
Çünkü hepimiz zaten hani olgu belli, başa çıkma yöntemleri de belli.
Hepimiz olduğumuzdan bir üst seviyeye çıkmaya çalışıyoruz.
O yüzden bunun yaygınlaştırılmış bir program olarak herkese sunulması, mentorluk da keza öyle.
Her şekilde herkese faydalı aslında.
Aslında yalnızlıktan bahsetmişken...
Yani en çok hissettiğimiz dönemlerden biri de bence doktora süreci.
Doktora sürecinde yalnızlık bence en yoğun duygulardan biri.
Bu konuda hani bahsetmek istediğiniz bununla nasıl baş ederiz ya da hangi durumlarda gerçekten işin içinden çıkamıyoruz?
İlk önce hani kim söz almak ister bilmiyorum ama.
Doktora sürecinde ben de çok yalnızlık yaşamış biri olarak şunu söyleyebilirim belki.
O zaman Amerika'da doktor yaparken hocama gidip bununla ilgili bundan dertli yandığımda çok şaşırdığını hatırlıyorum.
Bir dakika ama. yani doktora yapmak demek bir alanda dünya çapında senden başka kimse hani dünya çapında bir lider olacaksın o konuda ve senden başka kimse o konuda daha fazla bilgi sahibi olmayacak.
Tanımı gereği zaten doktora yalnız olan bir şey değil mi?
Neden buna şaşırdın ki?
diye benim yalnızlığı sorguluyor olmamı böyle hayretle karşılamıştı.
Ben o zaman düşünmüştüm ya bir dakika hani kendi akademik kariyerimde dünyada kimsenin bilmediği bir konuda uzmanlık kazanırken duygusal olarak da bu kadar yalnız hissetmem normal mi acaba?
diye. Belki birazcık da şu anda yarattığımız programları yaratmamızın sebebi de o.
Ve hani Pınar Hoca'nın dediği bu yapılandırılmış programları biz lisansla daha ağırlıklı veriyoruz ama aslında hedefimiz bunları birazcık daha yüksek lisans ve doktorya da yaymak.
Bunu da görüyoruz. Biz Tevhid Elif'in kütüphanesi üzerinden yapılan bir açık eğitim girişimiyle bir fon aldık geçen yıl.
Üniversitedeki iyi olma halini destekleyici birkaç workshop.
organize ettik bununla ilgili.
Ve herkesi açtık. Sadece lisans öğrencilerinin değil.
En büyük ihtiyacın doktor öğrencileri tarafından olduğunu orada birazcık daha iyi gördük aslında.
Çünkü doktora öğrencileri, doktora süreçlerinde bu yapılandırılmış desteğe erişimi en az olan grup diyebilirim belki doktor öğrencileri için.
Bilmiyorum Pınar Hocam. Evet.
Yani tabii ki doktor öğrencileri ayrı bir hayat evresindeler.
Evet. Yaş olarak daha farklı.
Lisans öğrencilerinden daha heterojen bir grup.
En azından bizim üniversitemizde doktora da sizde de öyle sanırım uluslararası öğrenci sayısı çok daha fazla.
Dolayısıyla çok başka dinamikleri var lisanstan.
Ve orada artık kişi de ilerleyen yaşlarda olduğu için çok yaşam becerileri ve psikolojik dayanıklılık açısından da heterojen bir yapı söz konusu.
O yüzden onlara yapılandırılmış programlar geliştirmek bence daha zor.
Yani one size fits all olamayacak o.
O nedenle onların özel ihtiyaçlarına yönelik ve biraz daha belki seçmeli tarafları da olan yapılandırılmış programlar.
Yani örneğin biz şu anda Koç Üniversitesi için böyle program geliştirme sürecindeyiz.
Ve bütün öğrencilerin mutlaka farkında olması gereken işte farklı kültürlere duyarlılık, kişiler arası sınırlar, profesyonel hayatta ilişki yönetimi gibi becerileri ortak modül olarak verip işte psikolojik iyilik
hali, çatışma çözümü gibi başka modülleri seçmeli olarak vermek gibi bir düşüncemiz var.
Ama geçmişte lisansüstü öğrencilerle temas ettiğimizde ve bu içerikleri sunduğumuzda hep şeyle karşılaşıyoruz.
Yani benim bu gelişmemi siz önemsiyorsunuz ama danışmanım da önemsiyor mu?
Yani danışmanım benim laboratuvarda iki saat boyunca yapacağım araştırmayı bir kenara bırakıp böyle bir workshop'a gitmemi destekliyor mu?
Veya ben işte çatışma çözümü ya da profesyonel hayatta ilişki yönetimi konusunda bilinçleniyorum ama danışmanımın bana yaklaşımı beklediğim şekilde ya da sizin anlattığınız gibi olmayabiliyor.
nasıl yönetiyoruz? Yani o nedenle zaten Well-being ile ilgili, psikolojik iyi oluşla ilgili de yapılan araştırmalarda, kampüslerde özellikle hep şey ortaya koyuluyor.
Tek bir popülasyonun iyi olması ve geliştirilmesi yetmiyor.
Aynı vizyonda üniversitenin idareçisinin de olması gerekir, akademisyeninin de olması gerekir ve idari çalışanların da olması gerekir.
Çünkü hepimiz aslında birbirimizin iyi oluşundan da etkileniyoruz.
Yani ben doktor öğrencisi olarak çok kaygılı veya depresif belirtiler gösteren bir danışmanla çalışırken, Onun duygusu bana da geçiyor ve zorlanıyorum.
O nedenle üniversitelerde bu psikolojik iyi oluşla ilgili inisiyatiflerin, üniversitenin bütün paydaşlarını ve popülasyonlarını...
kapsaması gerekiyor. Bugün iki hocayla konuştuğumuz bir başka konuda farklı popülasyonların farklı ihtiyaçları var.
Yani biz işte bütün öğrencilere şöyle bir program sunalım, herkes faydalansın diyerek ideola çıkıyoruz.
Ama örneğin işte psikolojik veya fiziksel engeli olan öğrencilerin başka başka ihtiyaçları var.
İşte örneğin çocuğu olan doktor öğrencilerinin iş hayat dengesini kurmak açısından başka zorlukları var.
Eğer belli bir alanda kadın temsiliyeti çok az ise o alanda çalışan kadın hocaların ve Öğrencilerin farklı ihtiyaçları var.
Uluslararası öğrencilerin farklı ihtiyaçları var.
Dolayısıyla böyle programlar geliştirirken o özel ihtiyacı olan popülasyonlara da özel çalışmalar yapmakta fayda var.
Kesinlikle. Birçok noktaya değindiniz aslında hangi birini atlasam diye düşünüyorum.
Evet, uluslararası anlamda da bence zorlandığımız noktalar oluyor.
Siz Fulbright Bursu'yla aslında Columbia Üniversitesi'ne yüksek lisans yapmıştınız.
Hocam siz de aslında Massachusetts Arms'da doktora yapmıştınız, yüksek lisans ve doktora.
Bu süreçte yani ikinizin de aslında akademik olarak uluslararası alanda çalışmış bir çalışma süreciniz var.
Bunu değerlendirirken hani kendi deneyimlerinizden yol açıp çıkarak böyle zorlandığınızda baş etmek için bir yol bulduğunuz ya da gerçekten işe yarayabilir diye düşündüğünüz ya da bu programları
hazırlarken farkına vardığınız bir şey var mı?
Gerçekten öğrencilere destek olabilecek açıdan böyle pratik bir şey söylememiz mümkün mü?
Yani ben değişim programına...
Boston'a gitmiştim. İlk o zaman bu çok işime yaradı ama sonra master'a gittiğimde de işime yaradı.
Zaten kendi üniversitesi, kendi ülkemde sürdürdüğüm faaliyetleri orada da yapabilmek benim için çok kıymetliydi.
Ben dansçıyım aynı zamanda.
Dolayısıyla yeni bir kültüre uyum sağlarken, kültüre uyumun geriden yavaş yavaş kültür şokunun işte kültürlenmenin aşamalarıyla yavaş yavaş gelirken aslında zaten ilgi alanım olan insanlarla bir araya
gelip bir şeyler yapmak bana çok iyileştirici gelmişti.
Akademik olabilir. Bu akademi dışında da olabilir.
Ve psikolojik destek de tabii ki o süreçte kişinin başvurabileceği bir yöntem grup halinde ya da bireysel olarak.
Bunlar kültürlenmeye yani yeni bir kültüre uyum sağlamayı çok daha kolaylaştıran yöntemler.
Benim kişisel deneyimi soracak olursanız bunlar benim işime yaramıştı.
Çünkü herhangi bir azınlık olma haliniz varsa bence yurt dışına gittiğinizde o ülkede yaşadığınız kültür şoku çok katlanabiliyor.
Pınar Hoca'nın bahsettiği yöntemler bence o azınlık olma halinden belki kişinin kendi olma halini hatırlatan araçlar olduğu için çok destekleyici olabiliyor.
Benim için destekleyici olan şeyden bir tanesi Amerika'dayken siyahi kadın mühendisler.
kulübü vardı. Onlarla tanıştığımda onların Latin Amerikalı mühendisler içinde bu geçerliydi.
Farklı alt grupların kendi azınlık olma mücadelelerini nasıl dile getirdiklerini öğrenmek benim için çok öğretici olmuştu.
Bir dakika bu bir problem gerçekten.
Bunu ben de dile getirebilirim gibi.
Türkiye'de Türkiye'den geldiğiniz bölgeye göre ya da etnik gruba göre tabii ki de yaşadığınız zorluklar farklı olabilir.
Biz maalesef Türkiye'de Bu Türkiye'yi esas güzel yapan o zenginliğin paylaşılması dilini kuramadığımız için benim deneyimim de yurt dışına gittiğimde öğrendiğim bir şeydi bunu dile getirmek.
Aa evet benim de böyle ihtiyaçlarım var ya da şöyle zorluklarım var ve bu insanlar bundan destek alıyorlar gibi.
O komüniteler benim için çok destekleyici olmuştu.
Bu az öncesinde de konuştuğumuz bir konu vardı.
Akademide bireysel anlamda dayanıklı olmak, başarılı olmak mı?
Yoksa işte bu daha insani bir akademi mi diye.
Hepimiz dediğiniz gibi birer insanız bu akademik başarıları elde etmek için çabalayan ve insan dediğimiz hayvan.
diyelim. Sosyal bir hayvanız biz sonuçta.
Yani akademide bence iyi olma hali o açıdan sadece bireysel başarımıza odaklanmaktan ziyade insan olduğumuzu hatırlayıp bir komünitenin parçası olduğumuzu gördüğümüzde daha anlamlı bir başarıya
ve daha sürdürülebilir bir başarıya dönüşüyor bence.
Benim için de kendimi ait hissedebileceğim o ortamları, o komüniteleri bulmaktı.
Amerika'da da Almanya'da da bu böyleydi.
Şu anda Hollanda için de aynısını söyleyebilirim.
Ki ben bunu aslında Türkiye'de bulunduğum dönem içinde söyleyebilirim.
Evet hatırlıyorum aslında. 2019'da Türkiye'de Boğaziçi Üniversitesi'nde.
Orada şimdi Türkiye'de de belirli bir zümreden geliyorsanız Türkiye'de de azınlık olma haline yaşayabilirsiniz.
Yani yurt dışına gitmeden Türkiye içerisinde sadece Türkiye'de bir kadın olmak bile bunun için yeterli.
Zaten o kadar zorluğun olduğu bir coğrafyada.
O anlamda kendinizi desteklenmiş hissedebileceğiniz bir komünitenin parçasıysanız zaten bir sıfır öndesiniz diye düşünüyorum.
Çok büyük bir destek insanın kendine ait hissedebildiği ya da birlikte üretebileceği bir komünitenin bir sosyal ortamın partisi olması.
Evet bence de yani teşekkür ederim ikinizin de bu konudaki katkısından dolayı.
Aslında aralarda değindiğimiz bir başka noktaya geçecek olursak akademide kadın olmak da gerçekten azınlık olarak ya da azınlık hissetmesek bile zorlandığımız ve başa çıkmaya çalıştığımız bir nokta
diyebilirim. Bu konudaki düşünceleriniz, deneyimleriniz nasıl?
Bir Bir saattir abone olmayı unutmayın.
Benim odağım öğrenciler olduğu için öğrencilerden başlamak istiyorum.
Ben burada 5 yıl önce çalışmaya başladığımda %8'di kadın öğrenci oranı elektrik elektronikte.
Bunu 5 yılda %13'e çıkarabildik bence.
Maksimum ne kadar olur bilmiyorum ama bunu daha arttırmaya çalışacağım.
Bunu yapabilmeme vesile olan şeylerden bir tanesi Uluslararası Institute of Electrical Electronics Engineers IEEE diye geçen bir oluşumun Benelux başkanıyım ben.
Kadın mühendisler grubunun başkanlığını yapıyorum.
Gerçekten bu bahsettiğimiz komünitelerin, etkinliklerin sadece kadınlara özel olarak değil her cinsiyetten insanın katılabildiği etkinliklerin ne kadar büyük fark yarattığını gördüm.
Biz burada TUDAF'teki kadın mühendisler hatta ona Women Plus adını verdik.
İlk kadın mühendisler topluluğu toplantısını yaptığımızda bir grup queer öğrenci de katıldı mesela biz ne olacağız diye.
O yüzden Women Plus diye geçiyor kurduğumuz oluşum.
Tekrar konu burada herkesin kendini ifade edebileceği alanlar olması ve bu anlamda destek alabilmesi.
önemine geliyor. TU Delft'de Davis diye bir oluşum var.
Delft Women in Science gibi.
Onların yaptıkları girişimleri de ben çoğunlukla destekliyorum ama orada bile bir sınırı oluyor maalesef.
Onlar da işte profesörlerin, kadın profesörlerin işte doçent hocalarla birlikte bir network kurduğu, desteklediği bir ağ kuruyorlar.
Ama az önce bahsettiğimiz mesela doktordaki yalnızlık süreci onun bir uzantısı da daha sonra doktora bittikten sonra bir akademik hayata başladığında yardımcı doçentken birinin kendini kanıtlamaya çalıştığı süreçteki yalnızlık
da var. Pınar Hoca'nın az önce söylediği o yalnızlığın size özel bir şey de varsa zümresi bir de kadın olarak yalnızsanız o daha da katlanıyor.
Tek başına yapılabilecek bir şey değil maalesef.
Ama ben şunu da eklemek istiyorum.
Yani kadın mühendis olarak seneler içerisinde dört farklı ülkede, farklı enstitülerde bir deneyim sahibi olan biri olarak söylemek istiyorum.
Bu bence her zaman kadın erkek ikili cinsiyet sistemi üzerinden düşünmek yerine bunu belki feminen ve maskülen değerler üzerinden düşünebiliriz.
Daha çoğulcu olmak, belki duygulara da önem vermek, her türlü bu değerlerin belki bir dengesini kurmak daha önemli diye düşünüyorum.
Çünkü kadın bir mühendis olarak ben yeri geldi erkek yöneticilerimden daha büyük...
Ya da kadın profesörlerden daha fazla köstek gördüğüm yerler de oldu.
O yüzden bence bunu hani dediğim gibi ikili cinsiyet sisteminin ötesinde bir takım toplumsal değerler üzerinden düşünmek daha yapıcı olur diye düşünüyorum.
Kesinlikle. Yani farklı üniversiteler hatta farklı kurumlar bunu genelle edebiliriz.
Kadın temsiliyetinin üzerinde çok duruyorlar.
Bu kurumsal iletişim çalışmalarında da çok reklamı yapılan bir şey.
Fakat biraz istatistikleri detaylı incelediğimiz zaman evet kadın temsiliyetinin arttığını ama onların bazen de alt katmanlarda olduğunu görüyoruz.
O yüzden ben bile buraya gelirken işte Hollanda'da...
Bu kadar iyi bir üniversitenin işte elektrik elektronik eğitim bölümü başkanının bir Türk kadın olması beni şaşırttı ve gururlandırdı.
Ama keşke şaşırtmasa. Hani artık buraları geçsek diye gönlümden de geçti.
Bazı üniversiteler bu konuda çok önemli aşamalar kaydediyorlar.
Ama yine Türkiye'deki üniversitelerin rektörlerinin çoğunluğuna baktığımızda muhtemelen kadın olduklarını görürüz.
Diğer üst düzey idarecilerin de aynı şekilde.
Ve destek hizmetlerindeki kişilerin işte idari çalışanların da çoğunluğunun kadın olduğunu görürüz.
O yüzden biraz o...
konuda caba gösterilmeli ve bunların üzerinde durulmalı.
Çünkü işte kadın akademisyenlerin hayat evrelerine de baktığımız zaman eğer işte anne olmaya karar verirse hani oradaki özellikle araştırma baskısının yoğun olduğu üniversitelerde bu ne kadar dikkate alınıyor işte yayın yapma hızı açısından
vesaire. O yüzden çok reklam veya işte sayılar üzerinden değil de gerçekten yaşanmış deneyimler üzerinden bakmanın kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Bu konuda alacak yolumuz var belki.
Kadın kadının yurdudur diyorum hocam.
Peki bu genel olarak üniversitelerin kapsayıcılığıyla ilgili ileriye yönelik ne tür adımlar atılıyor, atılabilir?
Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Valla deminki konuyu devam ettirecek olursak aslında liderlik görevlerine farklı insanların gelmesi o üniversiteye yeni girecek hocalar için de öğrenciler için de...
Önemli bir ilham kaynağı olur.
Ben şeyi hatırlıyorum mesela. Kolombiya Üniversitesi'nde yüksek lisans yaparken bir kadın, Afrika kökenli bir kadın hocanın orada olmasının birçok kadın öğrenciyi oraya çektiğini, kadın ve Afrika kökenli öğrenciyi oraya
çektiğini öğrenmiştim. Aslında Türkiye'de de liderlik pozisyonlarında özellikle kadınların az temsil edildiği, işte farklı kökenlerden gelen insanların az temsil edildiği departmanların başlarına yine o az temsil edilen kişilerin
gelmesi önemli bir gösterge bu.
Ama kapsayıcılı daha genel bir anlamda sadece toplumsal cinsiyet açısından değil de her anlamda bakarsak ne kadar farklı kişilere o programın adapte edildiğinin...
Bunun da çok önemi var.
Yani işte ben engel bir öğrenci olarak bu üniversiteye girersem ihtiyaçlarım karşılanır mı?
Ben işte queer bir öğrenci olarak bu üniversiteye girersem ihtiyaçlarım duyulur mu, dinlenir mi?
Kendimi temsil edebilecek öğrenci toplulukları bulabilir miyim gibi.
O nedenle güvende hissedebileceği.
O nedenle aslında üniversitelerin yöneticilerinin biraz oturup bunların üzerine düşünmesi lazım.
Çünkü evet hani başarı çok önemli ama farklılıklar da çok önemli ve çok zenginleştirici.
Bilimsel konulara bakabilmek, sosyal konulara bakabilmek çok önemli.
O yüzden atılması gereken bence en önemli adımlardan biri farklı kişilerin ihtiyaçlarını karşılayacak ofisleri açmak, programlar geliştirmek, iletişim dili bile, üniversitenin tanıtımı bile bunları dahil edecek şekilde
olursa o insanlar orada kendilerini daha evinde hissedebileceklerini düşünerek gelirler ve üniversitenin her zaman peşinden koştuğu yetenek havuzu daha da çeşitlenir.
Evet ve bunları yapmanın farklı yolları var diye düşünüyorum ben.
Yani üniversiteler bunu daha sistematik bir şekilde yapabilirler.
TVDAF bunu daha önce bir takım burslarla ya da kadın hocaları önceliklendirmekle yaptı.
Maalesef o fonlar şu anda kesildi.
Özellikle Avrupa'da da gittikçe artan ırkçılıkla beraber yabancı hocaların gelmesi birazcık daha azalıyor maalesef dönemimizde.
Ama imkan olduğunda bunların sistemik bir şekilde yapılması imkan olmadığında şu anki içinden geçtiğimiz politik...
anlamda içinde bulunduğumuz konjöktür gibi durumlarda da bireylerin emeklerinin ben çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Benim hayatta aldığım en iyi kariyer tavsiyelerinden bir tanesiydi o aynı zamanda.
İlk doktorumu aldıktan sonra kendi araştırma laboratuvarımı kurarken o dönemki direktörüme sormuştum işte kaç yığın yapmam lazım, kaç fon almam lazım benim doçmatliğimi almam için gibi sorduğumda benim suratıma böyle bir bakıp
yani bu rakamların ne önemi var ki bu...
rakamların bir önemi yok.
Senin bir alanın olması gerekiyor.
Bir alan tanımlaman gerekiyor.
Ve bu alanı ileriye taşıyabiliyor musun?
Are you able to move your field forward?
Tek soruda soracağımız soru bu.
Bir doçentlik sınavı geldiğinde, Amerika'daki o zamanki direktörüm söylemiş bunu.
Doçentlik sınavında sana sorulacak soru bu.
Are you able to move your field forward?
Ve geri dönüp kariyerime baktığımda ben, benim alanım nanoelektronik olarak başladı.
Nanoelektronik alanını ileri taşıyabilecek adımlar attım.
Evet ama nanoelektronik alanında insanların eğitim alabilmesi ya da bu alanda eğitim veren üniversitelerin, üniversite yapısının ileri taşınmasıyla ilgili de ben bir anlamda içinde bulunduğum kurumlara katkıda bulundum.
Herhangi bir şekilde benim o zamanki direktörlerim bunu zorunlu yapmamışlardı.
Benim için böyle bir gereklilik yoktu.
Tamamen kendi emeğinizle.
Evet böyle bir ihtiyacı belirleyip belki de dinleyicilerimize akademik bir kariyer düşünen dinleyicilere bunu önerebiliriz.
Akademinin yapısı gereği aslında akademide ilerlemek dediğimiz şey zaten bir alan tanımlıyorsunuz kendinize.
Ve o tanımladığınız alanı...
daha ileri taşımaya çalışıyorsunuz.
Ve eğer tanımladığınız alan bu anlamda makine mühendisliği ya da tıp ya da başka bir alan.
O alandaki daha kapsayıcı eğitim ya da işte daha interdisminler eğitim de olabilir bu.
Yani illa bunu sosyal hani soft skills dedikleri bu.
Sosyal açıdan düşünmeye gerek yok.
Mesela bizim üniversitedeki TUF'de şu anda en başarılı bölümlerden bir tanesi nanobiyoloji bölümü ve tamamen işte data bilimleri ve biyoloji ve fizik ve matematiğin bir araya getirildiği çok gerçekten
teknik anlamda kapsayıcı bir bölüm.
Yani bölümün çok besleyici bir akademik program olması ile beraber aynı zamanda oradaki öğrencilerin de çok academically fulfilled, flourishing dediği Pınar hocanın kendilerini ifade edebilen kendi deneyimleri
üzerinden bireyselleştirilmiş bir program sunabilen bir kariyer yolundan gidiyorlar diye görüyoruz.
Yani bu anlamda bence bireysel olarak emeklerin de çok önemi var.
Pınar Hoca bunların en güzel örneklerinden bir tanesi.
Kendisi gerçekten bir birey olarak Koç Üniversitesi'nde bu yüksek önlemde iyi olma hali ağının üyeliğini aktif olarak sürdürterek Koç Üniversitesi'ni bu açıdan besliyor.
Diğer meslektaşları beraber ama bu bireysel bir önlem.
Her şey devletten beklenmez değil mi?
Gerçekten her şey kurumlarınızdan beklemeyip kendinizde eksikliğini gördüğünüz o açıkları kapattığınızda arkanızda bir iz bırakabiliyorsunuz.
Tabii. Sizin de TÜDEF'te olduğu gibi.
Ben de sizi TÜDEF'in o ödüllerinde görmüştüm aslında.
Sonrasında peki genel olarak hem sizin TÜDEF'teki durum için yani genel olarak buradaki yaklaşım için hem de Koç Üniversitesi'ndeki yaklaşım için ve genel akademideki Wellbeing yaklaşımı için düşündüğümüzde
bundan sonra neleri bekliyoruz, neleri hedefliyoruz?
Sizce nasıl devam eder akademik olarak iyi olma hali?
Vallahi gittikçe daha da büyüyen bir zorluk bu konuyu ele almak.
Özellikle yapay zekanın da gelişimiyle insanların daha da yalnızlaştığı bir devirdeyiz.
Psikolojik destek için insanlar yapay zekaya başvuruyor.
Pandemiden sonra üniversitelerde öğrenciler çok daha az derslere katılıyor.
O nedenle bir komünite oluşturmak ki öyle derler bu alanda çalışan uzmanlar, iyileşme birlikte olur.
Komünite oluşturmak zorlaşıyor çünkü insanlar bir araya gelmiyorlar.
O yüzden sürekli yeni yöntemler geliştirmemiz gereken, yani gelmeyen insana nasıl temas edeceğiz?
Yalnız öğrenciye, yalnız...
Nasıl hocaya nasıl temas edeceğiz?
Onlar birbirleriyle nasıl temas edecekler?
Onların tercihlerine uygun bir araya gelme yöntemleri geliştirmek gerekiyor.
İşte örneğin online de bir araya gelseler bir araya gelmiş olurlar gibi.
Çok büyük bir challenge olarak bunlar hepsi çok büyük meseleler olarak önümüzde duruyor.
Ve o yüzden bize düşen hem akademik programlarda hem de destek programlarında farklı öğrencilerin ihtiyaçlarını çok iyi anlamak.
Yani öğrenci neden kampüse gelmiyor?
Öğrenci neden sosyalleşmiyor?
Neden işte rehberlik...
Servisinde başvurular artıyor veya o başvuruların başvurulardaki ağırlıklı şikayetler hangileri?
Bunları çok iyi analiz etmek lazım.
Yani veriyle hareket etmek.
Çünkü gerçekten bazen körebe oynuyormuş gibi hissediyoruz kendimizi.
Eli yordamıyla çözemediğimiz ama üzerine yorumlarda bulunduğumuz, sürekli yorumlarda bulunduğumuz bir takım gerçekler var.
O yüzden ne kadar çok fokus grup, anket, ne kadar çok veri sağlayabilirse kendimize o kadar farklı grupların...
ihtiyaçlarını anlamak kolay olur ve o grupları da dinlemek de önemli.
Bazen işte böyle masalar etrafında uzmanlar olarak konuşuyoruz ama orada öğrenci yok, hoca yok.
O yüzden onları dinlemek ve onlarla beraber bir şeyler geliştirmek çok kıymetli.
Burada biraz önce ziyaret ettiğimiz öğrenci birliği de bu konuda çalışmalar yapıyormuş.
O yüzden çok paydaşlı, belki işte tasarımla düşünme, design thinking yöntemleriyle çok farklı çözümler geliştirilmesi gereken bir çağdayız.
Ben Baner Hoca'nın Saydığı zorluklara katılıyorum ama bu zorlukların hepsini çok heyecan verici buluyorum.
Çünkü geçtiğimiz 7-8 sene içerisine baktığımızda benim şu an yöneticisi olduğum elektrik elektronik eğitim birimi bundan 7 sene önce kurulmuş bir birim.
Ben 12 sene önce doktoramı aldığımda böyle bir...
kurumda, birimde çalışabileceğim ya da böyle bir birimin başkan olacağını hayal edemezdim bile çünkü böyle bir birim yoktu.
Şimdi dinleyiciler içerisinde kendince akademide şöyle bir şey olmalı ama yok diyen dinleyicilerimiz varsa evet onu ses kurabilirsiniz demek istiyorum ben de onlara.
7 yıl önce bu birim mesela kuruldu.
Bu size bahsettiğim Hollanda'daki birinci yıldaki öğrencilerin başarısını geliştirmek adına ama çok daha büyüdü.
Ben 5 yıl önce bu gruba katıldım.
3 yıldır başkanlığını yapıyorum.
Ben bu gruba katılmadan önce mesela eğitim üzerine araştırma yapılmıyordu bu grupta.
Sadece eğitim içeriğini zenginleştirmek üzerine çalışıyorduk.
Ben birkaç araştırmacılık geçmişinden geldiğim ve halen de aktif araştırmamı sürdürdüğüm için eğitime de bir araştırmacı gözüyle bakıp, Pınar Hoca'nın bu bahsettiği dataları alıp öğrencilerden öğrenerek bir takım...
Açık eğitim girişimlerine bu Open Education Stimulation fonlarına başvurup buranın TÜBİTA gibi olan organizasyonlardan işte Scholarship of Teaching and Learning gibi bir takım fonlar var.
Onlara başvurduk ve sadece son 3 yılda 8 ayrı fon aldık.
Çok iyi. Ve aynı zamanda bizim elektrik elektronik mühendisliği kapsamında Yüksek lisans ve doktor öğrencilerimiz var.
Elektronik mühendisliği araştırmaları yapan.
Ama önümüzdeki yıl itibariyle mühendislik eğitimi üzerine iki tane doktora pozisyonu açıyoruz mesela.
Bir tanesi Pınar hocanın da bahsettiği gibi yapay zeka ile beraber müfredatlarda artık öğrencilere neyi öğretmemiz gerekecek?
Neleri? yapay zekayı delege edebiliriz.
Nelerin hardcore öğrenilmeye devam edilmesi, öğretilmeye devam edilmesi gerekiyor.
Çok anlamlı aslında. Evet yani öyle bir heyecan verici bir eşikteyiz ki şu anda.
Bundan 3-4 sene sonra bir episode daha çekecek olursak bir podcast'ta ben size o doktora çalışmalarının sonucunu aktarabilirim mesela.
Ya da böyle bir doktora yapmış araştırmacıların ne gibi kariyerleri olabilir akademide?
Bunu tartışabiliriz.
Çünkü birçok içinde bulunduğumuz arkayık sistemler gibi eğitim sistemi de eğer değişmezse çökmeye mahkum.
Bu değişimin ortasındayız ve aktif rol almak isteyen insanlar için bence çok büyük imkanlar var diye düşünüyorum.
Bu açıdan da çok heyecanlı buluyorum ben bunu.
Evet gerçekten ben de merakla bekliyorum o doktora projesinin sonuçlarını.
Çünkü çok çağ ayak uydurmaya yönelik ve gerçekten de merak ettiğim bir konu.
Böyle kapanışa geçmeden önce bize akademide gerçekten iyi olma haliyle ilgili dinleyicilere öneriniz ya da böyle gerçekten hani bilmiyorum kendi içinizden geldiği gibi söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Kapanışı nasıl yapmak istersiniz?
Valla akademide kendine yer bulan herkesin...
Kendi ihtiyaçları konusunda sesini yükselterek ilgili bilimlere bilgi vermesi çok kıymetli.
Özellikle Türkiye'de böyle bir kabul sistemi var.
Yani bu iş böyle. Bu böyle yapılıyor.
Demek ki böyle gibi. Halbuki birçok hoca öğrencilerin karşılanmayan ihtiyaçlarından habersiz.
İdareciler de aynı şekilde.
O nedenle bunları söylemek, bu fikir geliştirmek olabilir.
Mümkünse bir öneriyle yani böyle böyle bir problem yaşıyorum, şuna ihtiyacım var diyerek söz sahibi olmaları önemli.
Öğrencilerin bir araya gelerek, hocaların bir araya gelerek bu talepleri ifade etmesini çok kıymetli.
Çünkü dediğim gibi kapalı odalarda, yuvarlak masalarda bir şeyler karar veriliyor ve bu öğrenciler için iyi olacak, bu hocalarımız için çok iyi olacak deniyor ama onların sesi duyulmuyor.
O nedenle mümkün olduğu kadar o şeyden çıkıp, kabullenmişlik, öğrenilmiş çaresizlikten çıkıp bunları ifade etmenin çok kıymetli olacağını düşünüyorum.
Ben de bu paylaşımın bir uzantısı olarak bizim tanışmamıza vesile olan etkinliği hatırlatmak istiyorum.
Sadece TÜDF'te değil, eminim başka üniversitelerde de bu vardır.
Yoksa da bence yapılmalı. Özellikle yeni akademik hayatına başlayan öğrencilerin diğer rol modellerini, örnek insanları ya da kendi bir takım zorluklar yaşarlarsa kimlere gideceklerini bilmeleri çok önemli bu anlamda.
Bu TÜDF'teki eğitim akademisi gibi olan Teaching Academy'nin organize ettiği bir etkinlikte biz sizinle tanıştık.
Onlara da buradan tekrar teşekkür ediyorum.
Böyle bir bağ kurulmasına vesile oldukları için.
O dönemde ben bir takım girişimler yapıyorum TÜDF'te.
Bunların görünmesi ve Teaching Academy gibi bir yerin beni davet edip hocam işte yeni gelen hocalarımıza bir pep talk verir misiniz?
Bir işte inspirational bir giriş olsun onlara da dediklerinde.
Ben seve seve yapıyorum bunu. Çünkü bir takım zorluklar içerse de aslında keyifli bir yolculukla daha önce yapılmayan şeyler deniyoruz burada.
Benim yaptığım hataları yapmasınlar ama neler yaptığımda işe yaradığı gibi görsünler istiyorum.
O yüzden bence sizin yaptığınız bu podcasttaki gibi bu örnekleri paylaşmak da her zaman iyi örnek olmayabilir.
Birbirimizin hatalarından da öğrenmemiz gerekiyor.
Hayatta o kadar uzun yaşamıyoruz.
Bütün hataları yapacaklar. O yüzden bence Pınar Hoca'nın dediği gibi yani zorlukları, sorunları konuşalım, çözümleri üretelim.
Ve bu ürettiğimiz çözümlerin de nerede ne şekilde yaşadığı yani işe yaradığı ya da nerelere yayılabileceği mesela bu podcast'ta yaptığımız gibi lisans ve yüksek lisans için kullandığımız mentorluk ve alistik programlarını acaba nasıl
doktor öğrencilerine de destek olacak şekilde genişletebiliriz.
Bence bu iyi örneklerin de konuşulması, görünür yapılması çok önemli.
Siz de o açıdan çok kıymetli bir şey yapıyorsunuz Sevda Hoca.
Teşekkür ediyoruz podcast için. Teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim sizin katkılarınız için.
Benim için de gerçekten o workshop çok kıymetliydi.
Gerçekten ilham oldunuz orada ve hani bana ilham olduğunuz için ben de başka insanlara ilham olmanız için aracılık etmek istedim.
O vesileyle hem sizle hem de Pınar Hocamla hem çok güzel hem de benim için çok düşündürücü bir sohbetti.
Yani üzerine gerçekten bilmediğim çok fazla şeyi öğrendim ve üzerine daha da düşüneceğim gibi geliyor.
Akademide verbingi yalnızca böyle bireysel dayanılık...
Ya da stres yönetimi üzerinden değil.
Hayat becerileri, akademik kültür, danışmanlık ilişkileri, toplumsal cinsiyet, aidiyet, kurumsal sorumluluk her açıdan bütüncül bir şekilde değerlendirmeye çalıştık.
O yüzden sizin deneyimleriniz ve bu konudaki teorik olarak da background'ınız bu sohbeti daha da beslemiş oldu.
O yüzden ikinize de çok teşekkür ederim.
Benim için çok keyifli bir sohbetti.
Umarım dinleyenler için de çok güzel olacaktır.
Öyle düşünüyorum. Bugünkü sohbetimize dahil olan herkese teşekkür ederim.
Sizlere de ayrıca teşekkür ederim.
Biz de teşekkür ederiz. Çok keyifliydi.
Teşekkürler. Akademide başarılı görünürken içeride zorlanıyorsan ya da kendini zaman zaman yetersiz hissediyorsan burada yalnız değilsin.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
