
Akademiden Vazgeçmek Mi, Yön Değiştirmek Mi? ODTÜ’den Hollanda’ya Bir Kariyer Hikayesi
11 Mart 2026 · 1 sa 10 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde konuğumuz Eda Bener Akşam. ODTÜ’den başlayan ve Hollanda’da NWO’ya (Hollanda Bilimsel Araştırma Kurumu) uzanan ilham verici kariyer yolculuğunu tüm içtenliğiyle masaya yatırıyoruz.
📌 Neler Konuştuk?
Akademik Temeller: Groningen’deki doktora yılları ve TU Delft’teki postdoc deneyimi.
Rota Değişimi: Akademide kalmak mı, yoksa yeni bir yön çizmek mi?
Özel Sektör Deneyimi: Kurumsal dünyada "bilim insanı" rolleri üstlenmek.
Ulusal Fonlama: Bugün Hollanda’nın bilimsel araştırma ekosistemine yön veren NWO’daki güncel görevi.
Yurt Dışı Kariyeri: Hollanda’da kariyer inşa etmenin püf noktaları ve geçiş süreçlerinde yaşanan zorluklar.
✨ Bu Bölüm Kimler İçin?
Özellikle akademide kendi yolunu arayanlar, kariyerinde radikal bir değişim yapmayı düşünenler ve yurt dışındaki iş fırsatlarını merak edenler için dopdolu, samimi ve rehber niteliğinde bir sohbet.
Instagram: akademininicinden
Email: akademininicinden@gmail.com
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcastte akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Akademinin İçinden merhaba.
Bugün Akademinin İçinden de akademide başlayan bir yolun zaman içinde nasıl farklı yönlere evrilebildiğini konuşacağız.
Bugünkü yayınımızda sizlere Delf Teknik Üniversitesi'nin podcast stüdyosundan sesleniyorum.
Bu bölümde araştırma yapmanın sınırlarını, akademiden özel sektöre uzanan adımları, bu geçişlerde yaşanan kırılma anlarını ve yurt dışında edinilen deneyimlerin kariyer üzerindeki etkisini ele alacağız.
Bugünkü konuğum lisans ve yüksek lisans eğitimini Türkiye'de ODTÜ'de tamamlamış.
Doktoru ve sonrasında akademik yolculuğunu yurt dışında...
sürdürmüş. Akademi ve özel sektörde farklı deneyimler edindikten sonra bugün Hollanda'da, NVO'da program koordinatörü olarak çalışmalarına devam eden Eda Bener Akşam.
Eda Hanım, Akademinin İçinden hoş geldiniz.
Hoş bulduk, teşekkür ederim.
Bugün sizinle akademide yolunu arayan, akademide kalmakla farklı alanlara yönelmek arasında düşünen ve bilime ilgi duyan birçok kişi için yol gösterici olabilecek bir kariyer hikayesini konuşalım istiyorum.
Ama öncelikle bize kendinizden biraz bahsetmek ister misiniz?
Sonrasında birlikte kariyer yolculuğunuza...
Doğru yavaş yavaş ilerleyelim.
Tabii ki isterim. Öncelikle teşekkür etmek istiyorum böyle bir şansı verdiğin için.
Ben Eda Bener Akşan. 47 yaşındayım.
22 yıldır Hollanda'da yaşıyorum.
Dediğim gibi akademik yolculuk adına buraya geldim.
Adanalıyım esas. Anadolu Üssü'sünden sonra otobiyoloji bölümünde okudum.
Ve daha sonra da biyoteknoloji ve moleküler biyoloji alanında yüksek lisansımı ve doktorumu yaptım.
Peki şimdi biraz başa dönelim istiyorum.
Ankara'da ODTÜ'de lisans eğitimimize başlıyorsunuz.
Lisansta okuduğunuz bölümü seçerken ki motivasyonunuz aslında neydi?
İsteyerek ve farkındalıkla mı seçtiniz?
Yoksa gerçekten puanınız ve tercihleriniz orayı tutturdu ve siz oraya gitmeye karar verdiniz mi?
Tabii. Şimdi benim zamanımda işte yıl 96.
İki basamaklı sınav vardı hala.
İlk başta seçenekler veriliyordu.
Puan daha sonra belli oluyordu.
Ve o zaman ben sanırım epey bir seçenek doldurmuştum.
Bunların hepsi fen bilimleriyle ilgiliydi.
Zaten fen alanı mezunluydum.
Biyolojiyi seviyordum o zaman.
Ama bu da aslında okuldan değil, dershanedeki bir hocam iyiydi.
Merakım vardı. Tabii ki daha çok tıp ve mühendislik yazmıştım aslında başlara.
Ama Ankara ya da İstanbul'da ya da belki İzmir.
Ama büyük bir üniversitede ve kampüs hayatı olan bir yerde çalışmak istiyordum.
Onun için ODTÜ bir seçenek oldu.
Mesela... O dönemde işte otobiyolojinin puanıyla ya da benim aldığım puanla birçok tıp fakültesine de gidebiliyordum ya da diş hekimliğine de gidebiliyordum ama onları tercih etmedim doğrusu.
Biraz üniversite tercihi oldu.
Üniversite tercihi oldu diyebiliriz evet.
Peki o dönem yüksek lisansa hemen devam etmek istiyorsunuz.
Lisansa sizi yüksek lisansa eğitimle eğiten bir herhangi bir yönlendirme oldu mu yoksa kendi motivasyonunuzla mı devam etmek istediniz?
Kendi motivasyonumla devam etmek istedim.
Çünkü okuduğum süreçte özellikle ilk yıllarda mesela tiyatroyla da uğraştım.
Dediğim gibi o kampüs hayatının getirdiği şeyler oldu.
Ama en çok kendi alanımı çok sevdim.
İlgiyi duyduğum için hücre biyolojisi, işte moleküler biyoloji, biyoteknoloji.
Gerçekten bunlarla ilgili araştırma yapmak istiyordum.
Onun için yüksek lisansa devam etmek istedim.
Bir unsur da üniversite ortamında kalmak istiyordum.
Yani böyle iş hayatına gitmek gibi bir hedefim.
Ya da açılmak gibi bir hedefim de yoktu.
Hani bana o zaten ilginç geliyordu hem üniversitede kalmak hem de alanımda araştırma yapmak.
Aslında lisansta siz araştırmayı derinleştirmek üzerine biraz daha ilgi duymaya başlamışsınız sanki değil mi?
Evet aslında lisansta da direkt projeler yapmaya başlamıştım.
Öğrenci asistan olarak yardımcı öyle bir şeyler vardı.
Üçüncü, dördüncü sınıfta başlamıştım direkt laboratuvarda çalışmaya.
Yüksek lisans sırasında zaten araştırma görevlisi ve asistan olarak da yani teaching asistan olarak da çalıştım.
Öyle mi? Siz aslında araştırma görevlisi de olduğunuz bir süreç var mıydı?
Tabii ki. 30'da da kadrom da çıktı.
Aslında hani böyle bölümümün hani böyle birincisi, ikincisi, üçüncüsü falan da değildim ama o zaman gayet yazılı sınavda işte ve sözlü sınavda seçilerek.
Son senelerde ilgim arttığı için böyle başarım da biraz arttırarak sonuçta az sayıdaki araştırma görevlisinden biri olmuştum.
O yüzden zaten o görevimi bırakmak, olan kadromu bırakmak da benim için zor bir karar oldu aslında doktoraya, kroningene gelirken.
Evet aslında o kısma geçmek istiyorum ama öncesinde ben bu araştırma görevlisi olduğunuz dönemi de birazcık merak ediyorum.
Yüksek lisans yapıyorken araştırma görevlisi oldunuz ve ne kadar süre aslında o arada kaldınız?
İki sene. Doktoru yapana kadar değil mi?
Evet doktoru yapana kadar iki senede bitirdim.
Master'ım süresince araştırma görevlisiydim.
Hatta işte biyoloji bir ve ikinci sınıflarının laboratuvarlarında yardımcı oluyordum.
Yardımcı olmadığım işte hoca olarak giriyordum.
Ve yani zamanımın bir kısmını eğitime, bir kısmını da araştırmaya veriyordum tabii ki master projeme.
Peki idari yükler nasıldı sizce yani?
Benim araştırma görevlisi olduğum zamanlarda aslında araştırma görevlileri idari anlamda da çok fazla sorumluluk alıyordu.
Bölümün gerek dediklerini yerine getirmek için.
O dönem ODTÜ'de bu nasıldı?
Onu merak ettim birazdan.
Tabii konuştuğumuz dönem 2001-2003 dönemi.
Çok fazla idari sorumluluğumuz yoktu doğrusu o dönemde.
Belki daha az faaliyet oluyordu.
İdariden kastında tam da ne olduğunu bilmiyorum ama hani daha çok dediğim gibi biz teaching assistant olarak geçiyordu ve hani laboratuvarda olacak olan dersler.
ayarlıyor ve onların yapılmasını sağlıyorduk.
Temel görev olarak. Onun dışında idari bir görevim yoktu en azından o yıllarda.
Peki sonrasında doktoraya geçerken nasıl karar verdiniz?
Ya da doktorayı yurt dışında yapma fikri nasıl oluştu?
Şöyle master yaparken zaten yani Türkiye'nin en iyi kaynakları ve şartları olan üniversitelerinden biri olmasına rağmen yurt dışında bilimsel araştırmaya
çok daha fazla kaynak ve önem verildiğini fark ettim tabii ki.
Orada işte çeşitli makaleleri okuyorsun, gelişmeleri takip ediyorsun zaten master sırasında.
İnternetin de bu arada yeni yeni yayılmaya başladığı bir dönemdi.
Ve ben hani araştırmayı da sürdürmek istediğim için ileride Türkiye'de...
Akademik kariyeri de düşündüğüm için yurt dışına gitmenin çok iyi bir adım olacağını düşündüm.
Yurt dışında da muhtemelen soracaksındır niye Avrupa diye.
Hani ailemden ve Türkiye'den çok uzak olmak istemedim.
Çünkü seçeneklerden biri mesela Amerika'ydı.
Benim alanımda o zaman işte moleküler biyoloji, biyoloji, denebilir biyoteknoloji.
İngiltere yine bir şeydi.
Ama bunlar İngiltere mesela doktora sırasında maaş vermiyordu.
Çok daha pahalıydı. Onun için Avrupa'da yalnızca başvurular yaptım.
İngilizcenin geçerli olabileceği işte Almanya ve Hollanda'dan özellikle akademik transfer diye bir web sitesi vardı sanırım.
Evet, hala var. Ben de oradan buldum.
Yüzyıldır bakmamışımdır ama.
Oradan buldum yani ben de pozisyonumu.
Şeyden bahsedebilirim belki.
O zaman ben mesela hem Hollanda'da işte Groninger Üniversitesi'nden hem de Almanya Dresden Max Planck Enstitüsü'nden kabul aldım.
İkisine de mülakaat, yani tabii ki belli aşamalar oluyor.
Kendi master çalışmamın CV'de belirttim.
Orada yaptıklarım tabii ki değerli bir şekilde olduğu için mülakaata çağırdılar beni.
Gelip görme şansım oldu.
Ve Hollanda'da seçme, niye Hollanda'yı seçtim dersen de buradaki yaşam koşullarının çok daha uygun olacağını düşündüm.
Yalnız akademik kariyer açısından değil, hem kendime hem beraber geleceğim.
O zaman erkek arkadaşım olan, sonra eşim olan kişiyi.
düşünerek bir seçim yaptım.
İsterseniz bununla ilgili de konuşuruz sonra.
Aslında şeyi size anlatırken fark ettim.
Şu süreçteki farklılığı.
Ben de aynı şekilde akademik transfer aracılığıyla başvurdum pozisyonuma.
Ama ben tabii online interviyulara katıldım.
Sizi davet etmişler.
O dönem tabii... Yani aslında pandemiden sonra online dönüşümler başladı.
Her şeyin online'a kaydığı ve bir olanak olarak aslında birbirimize sunduğumuz şu an online meetingler.
Siz o zaman bir de onun için buraya gelip görmeye, aynı zamanda Max Plan Enstitüsü'nde de davet edildiniz değil mi?
Evet. Ve o zaman işte programlar vardı.
Mesela işte bir...
Şimdi hatırlamıyorum 10-15 kadar işte aday öğrenciyi gezdiriyorlardı.
Hocalarla tanışıyorsunuz.
Sonra kendine tercih yapıyorsunuz.
Oradaki mesela benim tercih ettiğim hocalar beni tercih etmedi.
Başkası hani şey yapmış.
O alçıdan hani böyle oradaki proje çok çekici de gelmemişti bana.
Ama Dresden'deki mesela 3-4 günde gördüğüm hani orada mesela İngilizce.
Tamam enstitüde herkes İngilizce konuşuyor ama dışarıdaki yaşamda İngilizce...
Kullanılmıyordu. Çok Almanca çok hakim.
Hani orada yaşaması bir yabancı için çok daha zor olacaktı.
O zamanlarda en azından Doğu Almanya diyebileceğimiz bir yerle Hollanda'nın yabancıları açık olma durumunda Hollanda çok daha avantajlıydı.
Kroningen'e geldiğimde ise pazara gittiğimde bile pazardaki insan benim kadar iyi İngilizce konuşuyordu.
Ve hani international ortam çok daha böyle laboratuvarda da gelişmişti.
Onun için bunu seçmek de bayağı bir bu da bir etken oldu diyebilirim.
Ayrıca proje de gene ben daha önce maya hücreleriyle çalışmıştım.
Groningen'de de gene maya hücrelerini model olarak kullanarak çalışılıyordu.
Güzel bir amacı vardı.
Onun için onu seçtim.
Peki aslında biraz da doktora konunuzdan da bahsedebiliriz.
Doktora konunuz sizin için genel olarak gerçekten araştırmaya ilgi duyduğunuz bir alan mıydı?
Yoksa hocanın seçimi miydi?
O zamanki proje, proposalları nasıl hazırlanıyordu?
Onu tamamen siz mi planlamıştınız?
Aslında... Ben planlamadım.
Doktoraya başvurduğumda bu zaten kazanılmış bir fondu.
Ben sonradan öğrendim. Hatta gene o da MBO, Adzon MV tarafından fondanmış bir projeymiş.
Ve benim doktora hocamın aslında ben ilk sayılabilecek kendi doktora öğrencisiydim.
Çünkü kendinin beraber çalıştığı gene bir profesör vardı.
Ondan devralıyordu liderliği.
Ve kendi belirlediği proje için zaten, doktora projesi için ben alındım.
Dediğim gibi ben şimdi niye alındım ayrıca?
İşte Türkiye'de kullandığım bazı metotlar gene maya hücrelerine kültürünü yapmayı bilmem.
Bu arada Türkçe terimleri tam bilemeyebilirim bilimsel söyleyeyim onunla.
Ve onunla protein izolasyonu konusunda gene belli teknikleri kullanmış olmam.
Buradaki projede beni iyi bir yere getirdi diyeyim hani yani iyi bir aday olarak çıkardı.
Groningen'de gittiğim araştırma ortamında da grubunda da çok güzel bir aslında özelleşme vardı.
Şöyle yani çalışacağım laboratuvar belli bir alana yönelmişti ve maya hücresini model olarak kullanıyordu.
Bu alanda aslında peroksizomlar yani bunlar hücrelerimizde bulunan bir organel ve vücudumuzdaki işte toksik radikelleri temizlemeye yarıyor.
Ben de bunun mesela yaşlılık üzerindeki etkisini çalıştım hücre modelimde.
Ama bunu çalışırken de mesela en baştan hani hücreyi büyütmekle başlıyorsun çeşitli kondisyonlarda diyeyim.
Çeşitli koşullarda evet.
Ve sonra proteini kendin istediğin proteini üretmek mesela genleri...
Dili oynayarak oluyor. Hani bu moleküler genetik teknikleri kullanarak.
Ondan sonraki aşamada proteini izole etmek ve onun hani özelliklerine bakmak.
Ben bunların hepsini bir laboratuvarda yani bir araştırma grubunda baştan sona yapma şansını buldum.
Mesela master'la farkı hani orada bir şeyi bir kere kullanabiliyorken yılda hani diğer tarafta böyle haftada onlarca kez kullanma şansın oluyordu.
İmkanların boğulduğu. Onun için hani o laboratuvarı gezdiğinde bana hoca wow diye gözlerimin açık kaldığını, bunu nasıl böyle harcarlar, kullanırlar diye hani böyle on tane işte gel, late, şudur
budur yani böyle çok daha zengin bir laboratuvardı ve çok deneyimleri de oluyor tabii ki.
Hani öbür tarafta bunu kullanma şansın çok azken.
hani 40 kere düşünürken bunda böyle hani doktor öğrencileri, rahat daha master öğrencileri bile rahat rahat her şeyi kullanıp deneyebiliyordu.
O bana çok çok çekici geldi.
Evet ben de aslında başladığımda ilk beni çok etkileyen şeylerden biri laboratuvarda.
Hem TU Delfin Laboratuvarı'nı hem de şu an çalıştığım Enstitü'nün laboratuvarını gezdirmişlerdi ilk aşamada.
Ve gerçekten Enstitü özellikle aşırı donanımlı.
Yani fonu... Tabii ki çok çok yüksek fonları kazandıkları için her şey bolluktaydı.
Ama biz onu Türkiye'de nasıl alırız?
Hangi projeyle yaparız?
İşte o projeyi yazmamız için nasıl bir fikir ortaya koymalıyız ve kazanabiliriz o projeyi, ödeneği alabiliriz diye çok arada ciddi farklar ve aslında imkansızlıklar oluyordu.
Ama tabii onun da farklı bir getirisi oluyor burada.
Yine araştırma yaparken biz aslında bunu kıyaslayabiliyoruz.
Bir de şeyi merak ediyorum. Doktora yaparken aslında Türkiye'deki yüksek lisansla kıyaslayabiliyor muyuz?
temel bilimsel eğitim ya da temel bilimsel yaklaşım olarak farklılıklar ya da zorlandığınız kısımlar oldu mu?
Adaptasyon süreci oldu mu aslında?
Evet bu çok güzel bir soru.
Tabii ki oldu. Şimdi aslında en büyük farklılık bence eleştirel bakış açısı ve çok bu Hollandalılara da ait bir özellik belki çok direkt olması.
Ama bilime de çok güzel uyan bir şey bu aslında.
Sorgulamayı öğrenmek. Yani en başta bir bilim adamının yapması gereken şey bence bu.
Bunun üstüne de hani direkt iletişim.
Aslında bundan hani tabii ki dezavantajları da oluyor Hollanda'da yaşarken.
Hani insanlar bir şeyleri hiç evirip çevirip söylemiyor.
Yüzüne böyle pat diye söylüyor.
Aslında bilim dünyasında da ben işte ilk doktoraya başladığımda mesela çok iyi hatırladığım hala gözümün önüne gelen bir sahne var.
Grubumuz böyle neredeyse 20 kişilik falan bir gruptu sanırım.
Ve her cuma işte grup meetingleri olurdu.
Herkes kendi projesiyle ilgili işte belli bir sırayla sunuş yapardı.
Ve onun işte eleştirildiği konuşuldu.
tartışıldığı bir ortam.
Ben ilk toplantıya girdiğimde şey hatırlıyorum işte bir tane Hollandalı iş arkadaşım sunuşunu yaptı.
Ondan sonra sorular başladı.
Kız böyle kızarmaya başladı direkt.
Ama ben böyle soruları resmen savaş oluyormuş gibi hissettim.
Nasıl üstüne saldırıyorlar kızın.
Böyle mi yandım ben burada nasıl yaşarım duygusu geldi bana direkt.
Çok ofansif. Evet çok hatırlıyorum.
Halbuki 6 ay sonra buna o kadar alışmıştım ki 6 ay ya da belki bilmiyorum ne kadar zaman geçti ama bunun ne kadar faydalı bir şey olduğunu, bilimde ne kadar önemli olduğunu.
Ben mesela makale okumayı burada öğrendim diyebilirim eleştirel bir şekilde.
Ben de. Çünkü Türkiye'de bizi eğitimde de bunu öğretmiyorlar.
Biz çok daha hazır bilgi ezberlemeye yönelik.
öğreniyoruz. Ana farklardan biri hani bu bilginin gerçekliği nedir?
Kaynakları nedir? Böyle bir teorem kurmuş ama gerçekten bu sonuçla conclusion hani uyuyor mu?
Yani mesela birçok yerde hocalarımdan ve işte iş arkadaşlarımdan öğrendiğim aslında bu eleştirel sorgulama kısmıydı.
Ve çok işime de yaradı.
Birçok yerde hani kariyerimde tek bilim akademide değil sonrasında da.
Ve buna çok da yatkın bir insanım ben.
Bu arada onun için de Hollanda'da yaşam bir süre sonra hani bazılarına mesela bu direkt iletişimin olunca bu çok daha kolay oluyor.
Mesela Türkiye'de gene çok da katılmadım ama komisyonlara falan girdiğinizde hani birisi bir şey söyleyecek bir yorum yapacak ama hani çok alttan alarak söyleniyor ya da işte böyle yakışık kalmaz gibi falan.
Bu tek Türkiye'de değil bu arada doğu kültürlerinde var.
Ben gene Hintli, Çinli ya da işte Japon iş arkadaşlarıyla da çalıştım zaman içinde.
Hani birazcık batı ve doğu farkı.
görebiliyorsun aslında.
Ama bilimde çok kolaylaştırdığını düşünüyorum aslında bir açıdan.
Ama psikolojik açıdan tabii zorlaştırdığı şeyler de olabiliyor.
Tabii. Yani ben de kesinlikle katılıyorum.
Benim de aslında geldikten sonra dediğiniz gibi makale okuma konusunda özellikle önceden çok daha farklıydı makaleye bakış açım.
Ve bizim makale okuma kulübümüz var ekibimizle birlikte.
10 tane sorumuz var ve o 10 soruyu ben daha önce hiç sormadım.
Yani makale okurken hiç sormadım.
O kadar eleştirel bir bakış açım.
yakışışsızlığıyla yaklaşıyoruz ki bunu kötülemek için doğurmuyoruz bu arada.
Kesinlikle öyle değil. Ama genel olarak bu amacı neden kurmuş?
Bu hipotezi neden kurmuş?
Ve gerçekten sonuçları bununla eşleşiyor mu?
Yoksa bizden sakladığı bir şey var mı?
Çünkü bazen araştırma ekipleri tabii ki elinde olanı sunuyor ama siz görmüyorsunuz arka planda ve o ekipler çok çok güçlü ekipler olarak göründüğü için Türkiye'de bana hep öyle gelirdi.
Yani onu eleştirebilme yeterliliğinde olduğumu düşünmezdim.
Ama aslında onların da kendince o anki senaryosuna uyan bir paper'ı o.
Yani o şekilde sunmayı tercih ediyor.
Arkasında belki çok daha farklı şeyler de oluyor ama gösterdiği o değil makalede.
O sorularla biz de onu keşfediyorduk.
Ya da işte bir konferansa gitmeden önce mutlaka o konferansta sunum yapacak arkadaşımızı önceden bize sunum yapıp eleştirmeye çalışıyoruz.
Yani eleştiriyoruz. Tıpkı orada olabilecek insanlar potansiyel sorular gibi.
Ve gerçekten ben de dediğiniz gibi o soruları duyduğumda kıpkırmızı olmuştum.
Yani dedim ki hani nasıl olacak?
Nasıl baş edeceğim?
Ve hocam da biraz da hani biz ekipte de genel olarak Doğu ülkelerinden insanlarız.
Hepimize teker teker lütfen bunu kişisel algılama.
Biz burada senin işini geliştirmek için, senin profilini geliştirmek için yapıyoruz diye defalarca kez bize bunu söyledi.
Ben de aslında bu noktada gerçekten bu eleştirel bakış açısını çok beğeniyorum.
Genel olarak bilimsel anlamda çok.
faydalı buluyorum.
Peki şeyi merak ediyorum. Doktorayı yaptıktan sonra aslında siz akademik olarak devam etmek istediğinizi postdoc yaparak da bir noktada ilerletiyorsunuz.
Yani postdoc sürecine nasıl geçtiniz?
Doktoradan hemen sonra mı yoksa işte ara vermek istediğiniz ve geri döndüğünüz bir süreç mi?
Orası nasıl işledi? Tabii onu da anlatayım ama şimdi fark ettim deminki verdiğim cevaba bir şey daha eklemek istiyorum.
Çünkü akademik ve eğitim arasında karşılaştırdık.
Kültürel fark arasında da zorlandığım şeyler oldu.
Bilmiyorum bunu da sanırım daha önce bir sormuştun.
Onu da çok kısa bir pencere açayım.
zorlandığım şeyler arasında hani doktora sırasında.
Gene hatırladığım bir sahne bir teknisyen işte iş arkadaşının ben sorduğumda hani niye siz beraber bir şeyler yapmıyorsunuz işte şeyden sonra işte gün sonunda ya da hafta sonları falan.
Daha işte birinci ikinci haftasında Hani biraz bunu fark edip onun çok rahat bir şekilde colleagues are colleagues, friends are friends.
Yani iş arkadaşı iş arkadaşıdır, arkadaş arkadaştır Hollanda'da diye bana böyle çok rahat bir açıklama yapmasıydı.
Hani bu çok insanın yaşadığı bir şey Hollanda'da.
Onun için bunu da belirtmek isterim.
Zorlandığım şey bu oldu.
Hani profesyonel yaşamla özel yaşamı çok keskin sınırlarla ayırıyor.
Hollanda'da insanlar. Akademide de böyle.
Genelde hani iç kültüründe de öyle.
İçinde yabancıların da olduğu bir grupta da çalışsanız hani international bir ortam da olsa hani Hollanda'nın bu kültürü aslında hakim olabiliyor.
En azından benim gittiğim yerde öyleydi.
Hani çok Hollandalı kültürüyle ilerleyen bir yerde.
Bununla yaşamak mesela çok zorlandığım bir şey oldu.
Belki sonra geri döneriz bu konuya.
Biraz daha aslında bireyselleştiriyor insanı değil mi?
Bireyselleştiriyor. Bilmiyorum tam olarak ama bizim Türkiye'de yaptığımız iş arkadaşımla iş çıkışı bir kahve içeyim ya da işte hafta sonu beraber vakit geçirelim olmuyor burada.
Evet. Demek istediğiniz aslında.
Evet kesinlikle şey genel olarak zaten hani kültür daha bireysel ve işte benim hani özel yaşamım ayrı arkadaşlarımı da iş yaşamımla birleştirmem.
uzak tutarım gibi bir mentalite oluyor.
Ama tabii ki yabancılar buraya geldiğinde onların arkadaşları ile birlikte gelmiyor ya da aileleri ile birlikte gelmiyor.
Bir anda sizin özel yaşamınızda zaten bir şey yok ki 2004 yılını düşünürseniz daha Facebook bile yok.
Benim yaşadığım yerde odamda internetim bile yoktu yani o kadar.
O işte öbür sene işte internet bağlatabildik falan.
Öyle de bir zor dönemden geçtim kesinlikle.
Evet bence o genel olarak göç etmekle de alakalı aslında.
Göç etmenin zorluğu, aile Bunu değinmek istedim ama evet Hollanda'daki kültürün de buna çok yardımcı olmadığını, bir İspanya'ya giden mesela başka bir şeyler yaşayabilir daha yakın Akdeniz ülkelerinin
şeyi. Ama bu konuda böyle oldu.
Peki aslında biz bugün TÜDEMF'teyiz ve siz aslında önceden, daha önce burada bulunduğunuz, çalıştığınız kampüsünüze geri dönmüş oldunuz.
TÜDEMF'te postdoc yaptığınız bir dönem de var.
O zamanlar nasıldı? Yani postdoğa geçiş süreciniz nasıldı aslında?
Evet, bu da aslında ilginç bir hikaye bence geriye bakınca.
O zamanlar içindeyken ilginç gelmiyordu aslında ama şimdi ben doktorum bitirirken amileydim ilk çocuğuma.
Daha doğrusu tezimi verirken diyeyim.
Ve annemi kaybettim aynı dönemde.
Onun için arada da teşekkür ederim.
Türkiye'de tabii annem.
Bir senelik bir dönem var işte.
Bu arada da ekonomik bir kriz var.
2008-2009 yıllarından bahsediyoruz.
Hollanda'da gerçekten büyük bir ekonomik kriz var.
Ben doktora sonrasında aslında zaten şey doktoranın sonlarına doğru şey kararını veriyordum.
Hani ben aslında daha çok galiba endüstride bir şeyler yapmak istiyorum.
Hollanda'da zaten biyoteknoloji kullanılabilir.
Ben bir sektör yani bilimsel olarak da araştırma da yapabilirim gibi görünüyor ve ben bunu denemek istiyorum.
Yalnız işte zamanlama doğru değildi.
Çünkü ekonomik krizden dolayı şirketler böyle çok yavaşlatmıştı iş alımlarını.
Bayağı işte o zaman enflasyon falan da gene oldu.
Bu Rusya Savaşı'nın ilk çıktığı zamandaki gibi bir durumdu.
Görüşmelerim oldu o zaman mesela.
Başvurularım oldu ve çok uzun sürüyordu.
Yani böyle işte bana DSM'le görüşmüştüm hatırlıyorum mesela.
DERF'te güneye taşınmamın sebebi bu arada eşimin güneyde, işte Zutermir'de şu an yaşadığımız yerde iş bulmasıydı.
En baş sebebi. Hani ben Groningen'de devam etmeyi zaten hiç düşünmedim.
Bu taraftaki akademik değilse öncelikle endüstriyel şeylere baktım.
Yalnız o süre çok uzadığında bana zaten iş aradığımı biliyordu eski hocam.
Gene post-doc arayan TV DERF'ten bir grupla.
işte gruba beni tavsiye etmiş.
Ben de dedim bir görüşeyim. Hangi alan?
Biyoteknoloji alanında farklı bir alan ama proteomics bilmediğim bir teknik ve yabancı olduğum bir projeydi aslında.
Ama mesela gene işte maya hücreliyle çalışan çok ünlü bir grup da vardı orada.
Cliver Center o zaman çok işte mikrobioloji ve biyoteknolojinin merkezi olan.
bir grup tevhid hafta. Ben dedim tamam bu tekniği de aslında öğrenirsem post-doc'da hani bu bana faydalı da olacaktır.
Ayrıca da bir şeylere çalışmak istiyorum yani bir şeyler yapmak istiyorum.
Onun için hani diyesem hani beni bekletirken ben bu arada post-doc'a başladım.
O şeyde evet ama işte aylarca sürüyordu zaten o.
Hani dediler ki biz sizi kabul ettik ama koyamadık ya bir yere falan filan.
Birazcık da kader diyeyim yani aslında bazı şeyler.
Bu süreçte ama çok da iyi bir seçim olduğunu da düşünüyorum.
Çünkü dediğim gibi ilk çocuğuma da işte doğmuştu o arada.
Başladığımda teodraftı. Sanırım iki buçuk sene falan çalıştım.
Ve şöyle aynı teknikler değil, analitik bir labdı daha çok.
Ve orada işte postok olarak benim görevlerimden biri aslında daha çok hani dizayn etmekti.
Hani belli araştırmaları başka gruplarla.
Çünkü hani analitik kapabilitesi yüksek.
Kullandığımız işte kromatografi olsun, mass spektro olsun onları daha çok iyi anlayan insanlar vardı.
Ama bağlantıyı sağlayacak diğer mikrobioloji grupları ile moleküler biyoloji grupları ile bağlantıyı sağlayacak kapasitede bir postok yoktu.
Ben grupta biraz onu sağlıyordum.
Ve aslında bunu da sevdiğimi fark ettim.
Yani işte başka gruplarla çalışmayı.
Disiplinler arası çalışma gibi aslında.
Disiplinler arası çalışmayı ve proje dizayn etmeyi.
Hani eksperimental setup.
Çünkü doktorada da bunu yapıyorsun ama belli bir alanda.
Hani başka exposure'um daha hızlı denemelir belki.
Peki bu süreçte doktora ve postdoc yaptığınız zamanı düşününce aslında akademide olan ve sonradan akademiden fikrinizi değiştirip başka bir yöne kaymak isteyen bir yolunuz da var.
Ve bu süreçte birçok insan da akademide doktora yapıp sonrasında işte postdoc yapıp özel sektöre geri dönmenin ya da özel sektörde iş bulmanın zor olduğunu düşünüyor.
Ve bu konuda gerçekten zorlanan insanlar da var.
Bu aşamada sizin karar verme süreciniz nasıldı ve bu karar verme sürecinde olan insanlar için herhangi bir öneriniz var mı?
Örnek veriyorum sonuçta uzun yıllar akademide kalmış biri için akademik bir CV'niz var aslında.
Makalelerinizin, konferanslarınızın ve bir sürü ekip çalışmanızın olduğu bir süreçten siz endüstride olacak bir pozisyon için CV'nizi nasıl dönüştürdünüz?
Aslında bu bir akademiden endüstriye...
Geçiş aşaması.
O dönem nasıldı sizin için?
Evet, o da çok kolay olmadı aslında tam o döneme dönersem.
İhtiyaç neden doğdu?
Öncelikle onu anlatayım. Doktora sırasında fark ettiğim de oydu.
Belki bu da yardımcı olur bu seçenekleri araştıranlar için ya da karar veremeyenler için.
Benim için şöyle, akademide kalmanın çok idealist bir karakter gerektirdiğini düşündüm o zaman.
Çünkü kendinizden çok şey veriyorsunuz.
Eğer bence bunu yalnızca çalıştığınız alana meraktan dolayı yapmıyorsanız.
Çünkü bazı böyle bilim adamları da var.
Gerçekten hani onun dünyası çok önemli.
Ona bu çok büyük ek veriyor.
Onun için hani çok daha hırslı olabiliyorsunuz.
Bunu sürdürebiliyorsunuz.
Ama benim için bilim daha çok bir amaç değildi tek başına.
Daha çok araçtı. Hani topluma faydalı olmak için, bir şeyleri öğrenmek için, merakımı gidermek için bir araçtı.
Hani onu fark ettim.
Ve hani akademideki pozisyonlar tabii ki geçici pozisyonlar oluyor işte postdoc.
Eğer hani grup lideri olmuyorsanız Türkiye'deki gibi de değil Hollanda'da biraz daha farklı yapı.
Burada hani devamlı kendinizi ispatlamanız lazım böyle belli bir kadro alıp ondan sonra hani yatmanıza da izin vermiyor ama öyle bir şey de yok.
Ama bir de hani o yaşlarda işte bu bahsettiğim 30'lu...
başları. Sizin için işte ev almak, çocuk yapmak böyle önemli şeyler var.
Bunun için de bir koşul mesela permanent kontraktınızın olması.
Hani şimdi Türkçe'ye çeviremedim ama kalıcı kontratınızın olması işten.
Mesela bu önemli bir şeydi benim için.
Hani endüstriye bakınca ya da işte özel sektöre onlar bunu daha rahat veriyorlar.
Ve işte belli bir kariyer çizelgesi de daha belirgin.
Hani tabii ki yine zorlukları olacaktır ama onun için Ben bir de temel bilimlerde kendimi o kadar hevesli ve istekli görmediğim için daha çok bilimi dediğim gibi bir araç olarak kullanmak
ve bunun sonuçlarını, insanlar üzerindeki sonuçlarını da görmek istediğim için özel sektöre kaymak istedim.
Özellikle de endüstrinin olduğu.
Ben gene araştırma, geliştirme yapayım ama bunun sonucunu da görebileyim.
Bir yerde bir üretim olsun ya da bir şeyler değişsin, insanlara faydası olsun.
Benim için bu her zaman seçmemde önemli bir yön oldu diyeyim.
Bir de o dönem CV'nizi dönüştürmek için aslında etkinliklere de katılıyorsunuz değil mi?
Evet, evet. Şimdi ne yardımcı oldu bana?
Çünkü işte başvurmaya başlamıştım.
Böyle direkt kabul falan gelmiyordu.
Ya da işte çağırmıyorlardı mülakatları.
O dönemde Post-Doc Development Career Initiative, PCDI diye bir organizasyon vardı.
Sanırım LinkedIn'den mi öğrendim, böyle bir posterini mi gördüm okulda hatırlamıyorum.
üniversitede. Onun retreat'ine katıldım ben işte 2-3 günlük.
Ve orada çeşitli workshop'lar vardı.
Birisi de CV yazma ile ilgiliydi.
Hani oradaki gerçekten verilen tavsiyeler bana çok işime yaradı.
Oturdum kendi CV'me bir akademisyen gözüyle değil de sektör gözüyle bakmaya başladım.
Ve Şimdi gördüğüm iş ilanlarını da öncelikle hani nasıl makale inceler gibi inceleyip anlamaya çalıştım.
Hani mesela çünkü sektörün dili çok farklı.
Bizim laboratuvarda kullandığımız dil çok farklı.
Ama aslında içeriğini biraz sektörü öğrenmeye çalışınca, araştırma yapınca içeriğinin hani kullanılan metotların aslında temelinde aynı olduğunu görüyorsun.
Ben orada tabii ki o zaman CV'mde atıyorum.
O zaman 12 hatta iyi at diyorum atmıyorum.
11 tane özellik sayıyorlardı.
olması gerekiyor. Sizinle bu olması gerekiyor.
İşte Johnson & Johnson'a o zaman da başvurdum.
Scientist arıyorlardı.
Ve hani sektör diriyle konuşuluyor.
İşte upstream, downstream, process verification gibi terimler.
Biz bunları hiç kullanmıyoruz laboratuvarda.
Ama bakınca hani abi baktım ben işte hücreleri büyütüyorum.
Onu işte küçük de olsa bench düzeyinde fermentöre koyuyorum, büyütüyorum.
İşte büyütme kondisyonlarını buluyorum.
Bunlar upstream'miş.
Ondan sonra downstream'de de işte protein izolasyonu olsun.
İşte zamanında biraz lipitlerle de çalıştım.
Sonra onun analitik incelemeleri.
Bunlar da downstream ve mesela quality control.
İşte kalite kontrolünde önemli olan teknikler.
Aslında ben bunları laboratuvar ortamında hep kendim birebir yapmışım.
Hani doktora ve post doktora edindiğim, öğrendiğim teknikler.
Hani analize yönelik kalite kontrolünde kullanılan teknikler.
Hani bunları önlere çıkararak ben bunları bunları biliyorum.
Ondan sonra bir de bilmediğim şeyler de var ama.
İşte mesela çeşitli o zaman dediğim gibi terimler var.
Proje yönetimiyle ilgili bunlar.
Ya da işte proses geliştirmeyle ilgili terimler.
ki bunların Türkçesini doğrusu hala bilmiyorum.
Onları bilmiyordum. Bunları bilmediğimde açıkça söyledim.
Ben dedim bu 11 şeyden 7'sini biliyorum ama 4'ünü de öğrenmeye çok hevesliyim.
Burada post-doc sırasında yaptığım şey de diğer departmanlarla birlikte çalışıyorum.
Aynı dili hani konuşmaya çalışıyorum.
Aktarıyorum. Sanırım en çok bu hoşlarına gitti.
Hani beni mülakata çağırdılar.
Mülakatta da hani bunları gösterebildim hevesli olduğumu öğrenmeye.
Ve ileride de öğrendim doğrusu.
Ona geçeriz sanırım. Evet aslında motivasyonunuzla çok önüne çıkmış ve o özel sektör dilini de dönüştürmeye çalışmışsınız önceki uzmanlık ve yetkinliklerinize.
Peki biraz da o kısımdan bahsedecek olursak aslında siz Johnson & Johnson'da çalışmaya başlıyorsunuz uzman bilim insanı olarak.
Ama yani hepimizin bildiği gibi aslında Johnson & Johnson dünyaca ünlü bir firma ve orada bir bilim insanı pozisyonda çalışmak başlangıçta sizin için akademiden özel sektöre dönüşümde zorlayıcı
noktaları oldu. Oldu mu? Nasıl hissettirdin?
Tabii ki oldu. Aslında tamamen farklı bir çalışma ortamı ve yöntemleri de farklı.
Hani onlardan kısaca bahsetmem gerekirse, bir kere işte uluslararası çok büyük bir organizasyon Johnson & Johnson ve benim için muhteşem bir şans.
Ve birçok şeyi deneyimleme şansım oldu.
Çünkü çok farklı departmanlarla birlikte çalışıyorsunuz.
Benim çalıştığım birimde özellikle biz ilaç aktif maddelerinin üretildiği, ki bunlar antikorlar ve işte 500 litrelik, 1000 litrelik biyoreaktörlerde üretiliyorlar.
En başta ama dediğim gibi gene bir hücre kültüründen başlıyor.
Ne yazık ki maya hücrelerime veda etmek zorunda kaldım.
O zaman memeli hücrelerle çalışılıyordu.
Ben mesela o fabrikanın da olduğu işte Leiden'daki Science Park'ta o zaman Janssen Biologics'ti ismi.
İsimlerini değiştiriyorlardı devamlı.
O fabrikanın olduğu yerdeki araştırma geliştirme laboratuvarlarının olduğu biriminde çalıştım.
Ama biz bir yandan da hani yapılan ürüne de geliştirme.
Ya da işte problem çözme, improvement hani desteği de veriyorduk.
Bunu yaparken de global bir organizasyonun altında çalışıyordum.
Hani R&D yalnız Leiden için değil.
İşte İrlanda'da da mesela aynı ürün üretiliyor.
Amerika'da da ya da işte geliştirilmesi yapılıyor.
Bunların hepsiyle bir takım olarak çalışıyorduk.
Hani çünkü ürün takımlarınız var.
Ve orada projeye göre benim yetkilerim de değişiyordu.
Sonuç olarak hani çalıştığım birim benim.
International'ı yani böyle şey değil.
Anladım. Ve ürünle ilgili herhangi bir problem herhangi bir ülkeden geldiğinde hepiniz onun üzerine mi çalışıyordunuz aslında?
Evet aslında belirlenen hedefler olabiliyor mesela.
İlla problem de olmayabilir.
Geliştirmeye yönelik hedefler olabilir.
Değiştirmeye gerekli olan mesela işte bir çalıştığım örnek verirsem hücreleri büyüttüğünüz bir ortam oluyor işte onun besini diyeyim.
Onun değişmesi gerekiyordu bir şey.
O yani aslında yılları süren çünkü içinde işte regulation, çeşitli hukuki sorumlulukların olduğu, kalitenin yani birçok aslında departmanla birlikte projenin çeşitli fazlarında çalıştığınız
büyük projeler oluyor.
Onlarda çalıştım mesela. Ayrıca ilk yıllarda mesela üniversiteyle birlikte çalıştığım da oldu.
Onda da mesela analitik background'ımı kullandım.
Çünkü işte yeni bir metodu.
geliştirmek adına.
Ama onda İrlanda'yla çalışıyordum atıyorum.
Hollanda'dan bir grup değildi.
Yani bu deneyimler bana en çok şöyle farklı akademiden.
Çok fazla farklı birim var.
Departman var. İşte hani özellikle farmakolojide mi böyle bilmiyorum ama birçok üretim olan hani operasyonel olan yerde böyle olacağını düşünüyorum.
Büyük organizasyonlara gidecek kişilerin hani bunu bilerek seçmelerini tavsiye ederim.
Bu çok güzel bir şey bir yandan ama çok da yorucu, zorlayıcı yanları da olabiliyor tabii ki.
Tabii aslında çok fazla çok yönlü bakmaya zorlanıyorsunuz gibi bir anlamda.
Hem de sorumluluklarınız da artıyor zaman içerisinde ve sizin sorumluluklarınız aslında başlangıçta üretime bilimsel bir perspektiften baktığınız bir pozisyonken sonrasında üretim operasyonları, işte problem çözme,
geliştirme de daha farklı alanlara kaydınız.
yoğun sorumluluklarla devam ediyor.
Ardından 2018-2020 yılları arasında Biltov'un Biologics'de yine bilim insanı pozisyonunda bu sefer aşı üretim prosesleri ve proses geliştirme, iyileştirme üzerine çalışıyorsunuz.
Aslında Johnson & Johnson sizi bu süreçte birazcık özel sektörün bu üretim proseslerindeki sorumluluklarının getirdiği başka bir perspektife koyuyor ve siz yine bu pozisyonda yine üretimdesiniz.
Ama farklı bir rolde sanırım.
Bu deneyiminiz nasıldı aslında?
Aşı üretim prosesleri de kulağa ilginç geliyor.
Orada neler yaptınız? Nasıl bir çalışma ortamı vardı?
Biraz bahsetmek ister misiniz?
Tabii. Biraz sebebimden de bahsetmek isterim aslında.
Hani o geçiş orada bir arada var.
Cansinan Cansin'i bıraktığım bir dönem var.
Bu dediğim gibi hani insanın akademik ya da işte iş kariyeri aslında özel yaşamından çok ayrı değil.
Ben her zaman hani birazcık kendime dışarıdan bakma şansını bulabilen bir insan olduğumu düşünüyorum.
Belki yurt dışında. olmanın getirdiği bir fayda da bu.
Bunu sıkça yapıyorsunuz.
Johnson & Johnson'da da 2017-18'de kişisel olarak şöyle bir döneme girmiştim zaten.
Hani bu iş benim ihtiyaçlarımı karşılıyor mu?
Hani benden neler götürüyor?
Neler getiriyor? Değerlerimle birebir örtüşüyor mu?
Bunu hani düşünmeye başladığım bir dönemdi.
Bazı kişisel faktörler de oldu hayatımda kaybettiğim kişiler oldu.
Hani o zaman düşünüyorsunuz ben İşte şu yaşa geldim.
Böyle devam etmek istiyor muyum?
Esas soru bu aslında. Ve bunu bir koçla yaptım ben aslında.
O da yardımcı oldu. Hani neyi seviyorum?
Nasıl devam etmek istiyorum? Ne bana enerji veriyor?
O yıllarda ki işte 40 yaşlarına falan geliyordum o zaman.
Benim için çok önemliydi. Bu süreçte ben aslında...
O zaman burnout bilmiyorum hiç keşfedilmiş miydi.
Belki de bir burnout yaşıyordum.
Çünkü çok tabii ki stresli bu arada bir ortam.
İşte ambitious, tırslı olan insanların çalıştığı, Amerikan kültürünün ağırlıklı olduğu sonuçta.
Ve pharma zaten işte böyle çok da hızlı ilerleyen dinamik bir sektör.
Hani böyle bir ortamın içinde artık daha çok...
Her günümü geçirmek istemedim.
Ayrıca da Leiden'a gidip gelmemde sorun oluyordu.
Küçük çocuklarım vardı. Eşim yurt dışına çok sık seyahat ediyordu.
Full time çalışıyordu. Onun için benim bunun hani çok sürdürülebilir, benim için faydası olmadığına karar verip istifa ettim ben.
Dediğim gibi o süreçte de koçumla baktığımda aslında NVO düşüncesi ilk o zaman çıktı.
Ve benim ihtiyaç gördüğüm şey Hollanda'ya daha çok entegre olmaktı.
Bu podcast için belki bu hani çok güzel bir konu açmak için.
Benim yaşadığım ihtiyaçlardan biri dediğim gibi entegre olmak olduğu için dili daha iyi öğrenmem gerektiğini.
Bunu hem çocuklarım hem kendim için yapmam gerektiğini fark ettim.
Bunun benim için önemli olduğunu.
Ayrıca da bir bakacağım fonksiyonun hani yeni...
çalışmaya başlayacağımda gene toplum yararına bir şeyler olması ve tercihende Hollanda kültürünün daha baskın olduğu Amerikan kültürüne göre bir kurum olmasına çalıştım.
Yalnız ilk denemelerim başarılı olmadı doğrusu.
Çünkü Enve'ye o zaman ilk mesela kafamda beliren şeydi işte sonuçta bilim kurumu.
Hala bilim yapılıyor.
Tam da nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama hani bunu öğrenmek istiyorum dedim.
Onlar hiç başvuruma bakmadı bile reddettiler beni.
Çünkü Hollanda cam yetmiyordu.
Evet bu bahsettiğim işte o çalışmadığım dönemde 2018 yılında.
Sonra ben işte TU Delf'te o zaman hatta şeye geldim kursa konsantre kursa çalışmadığım istifa ettiğim dönemde.
Delfse metotlama. Delfse metot evet.
Hani kur atlamak için çünkü tam da hatırlamıyorum B1 falandım sanırım.
B1'den B2'ye galiba.
Mesela kendime böylece yatırım yaptım diyebilirim aslında o dönemde.
Ve sonra biltofuna geçişim şöyle.
Dediğim gibi yeniden başlamak zor oldu bu arada.
Her zaman bir yere girmek zor oluyor.
Çünkü yeniye başlayan olmadığım için başvurularda insanlar...
için çok deneyimli kalıyordum.
Ve hiçbir zaman hani böyle bir people management, team leader gibi bir pozisyon da çok istemedim.
Çünkü kendi bunu aslında çok hani insanları idare etme gibi bir isteğim ya da bu konuda yeteneğimin de iyi olduğunu düşünmüyorum.
İsteğimin de olduğunu düşünmüyorum.
Onun için bakacağım pozisyonlar hani ya spesifik alanlarda yüksek pozisyonlar.
Bir yerlere onun için hani bakarken benim için dedim ki tamam Johnson & Johnson o zaman hani bu sebeplerle geri gitmek istemiyorum ama bir yandan da ben aslında yaptığım işten mutluydum.
Böyle başlayayım. Biltov'un Hollanda canı da kullanıldığı bir kurumdu.
Eskiden çünkü aslında Hollanda aşırı enstitüsüymüş orası.
Daha sonra işte Hintliler alıyor falan değişiyor.
Aşı çok uzak değildi bana çünkü Johnson & Johnson'da bir 6 aylık aslında exchange de yapmıştım.
Onda da aşıyla, RSV aşısıyla ilgili mesela çalışmıştım.
Daha sonra tam işte COVID aşısı falan da geldi ama onlarla birlikte çalışmadım.
Çok farklı değildi üretim kısımları.
Ve ben hani Johnson & Johnson'da biriktirdiğim deneyimi ve bilgiyi...
Orada da kullanabildim. Orada da gene ARGE gibi ama Process Verification.
Nasıl diyeceğim ama validasyonların yeni üretim operasyonal olan kısımların yeni üretim binasının valide edildiği bir zamanda.
Bunun için çalıştım mesela.
Ütrehte olması.
Mesela benim için yine çok yorucuydu.
Uzak oluyor. Evet çok uzak olduğu için.
Dediğim gibi Hollanda'cayı kullanmaya biraz alıştım.
Onun için pratik yapmak açısından iyi oldu.
Hiç iş ortamında kullanmamıştım.
Çünkü Johnson & Johnson'da hiç böyle bir gereklilik yoktu.
Çok uluslararası bir ortam.
Hani kahve arasında bile öyle konuşuyorsun ama Biltof'un öyle değildi.
İlk defa mesela Hollanda'ca bir şeyler yazmaya başladım.
Yazdığım oldu falan. Kendi alanımla ilgili.
Bu açıdan hani bana katkısı oldu.
Fakat günlük... Gidip gelmem çok zor olduğu için yeniden Johnson & Johnson'a gideyim ben.
Orada da biraz da tesadüf oldu.
Gene benim bölümüm değil de başka yan bir bölüm dediğim.
Gene tanıdığım insanlardan hem de bir pozisyon gördüm.
Uygun görünüyordu işte Technical Operations'da.
Görüşeyim bakayım dedim bir. Ve de hani o taraftan da istek gelince yeniden Johnson & Johnson'da başladım sonra.
Aslında ben gerçekten fark etmeden o süreçte sizin çok radikal kararlar aldığınızı yani sizin kariyerinizi araştırırken o kısımları görmedim tabii ki.
Evet LinkedIn'de sabitik olarak geçiyor.
O kısımları görmedim.
Ama şu an siz bahsedince çok güzel oldu aslında.
Çünkü bizim de bahsetmek istediğimiz asıl nokta bu podcast serisinde de.
Çok büyük bir cesaretle kariyerinizde çok güzel bir podcast.
ve çok güzel bir firmadayken aslında kendi ihtiyaçlarınızı gözeterek ben neyi istiyorum, hayatta gerçekten bununla mutlu muyum diye düşünerek belli bir süre sonra istifa ediyorsunuz.
Sonrasında tekrardan başka bir pozisyonda ihtiyaçlarınıza yönelik başka bir firmada çalışıyorsunuz.
Hollanda'ca için en azından sizin kendinizi geliştirmenize önemli bir katkısı oluyor.
Sonrasında da geri dönüyorsunuz Johnson & Johnson'a ve bence o süreçte de sizin ne istediğinizi bulma konusunda bu büyük bir adımmış diye düşünüyorum.
Bu aşamada koçluk danışmanlığına nerede karar verdiniz?
Johnson & Johnson'a devam ediyor mu?
Aslında Johnson & Johnson'a evet zaten tanıdığım bir serbest çalışan da o bazı workshoplar yapılıyordu.
Johnson & Johnson gerçekten bana sunduğu şanslardan biri de hani kişisel gelişimle ilgili hani kariyerin için ama kişisel gelişiminle ilgili güzel eğitimler veriliyordu.
Ki birçok organizasyonda veriliyor.
Oradan tanıdığım ama direkt kendi finanse ettiğim bu arada bir koçluk süreci oldu.
Dediğim gibi kendime yatırım yapmayı seçtiğim için bu bayağı büyük bir radikal karardı.
Orada bu arada birkaç opsiyon vardı.
Hani ben onun için aslında adapte olabilen ve böyle hani takım işini seven ve uyan bir insanım.
Onun için hani o opsiyonlardan da şey biri mesela scientist olarak devam etmekti.
Hani bizim seçtiğimde dedim ya Enveo vardı ilk orada gördüm o çıydı.
Onun için hani Can Sinan Cansın'a gitmek de benim için işte ben burayı bıraktım falan gibi değil ama ben buna bir döneyim.
Hani belki de bazı şeyleri ben öyle yaşıyorum.
Hani işte tamamen değerlerime hiç uymuyor gibi bir şey değil diye denemek istedim.
Şöyle bir dezavantajım oldu.
Oraya geçeyim. Covid dönemi.
Bu arada Covid patladı. Yani ben işte yolculuk etmeyeyim diye şey yaparken Johnson & Johnson'a alındığımda kimse yolculuk edemiyordu artık evden çalışmaya.
Ben geri işte başladım.
Diğer bu sefer Bildhof'undan istifa ettim.
İşte onlar için şey oldu ama.
Johnson & Johnson'a da uzaktan çalışıldı.
Tam yasakların top noktada oldu.
olduğu dönemde başladım.
Bu da ama şeye yardım etmedi bu sefer.
Benim için önemli olan değerlerden biri de aidiyet duygusu.
Ve çalıştığın ortamdaki ilişkiler çok büyük önem kazanıyor.
Covid dönemi bunun için belki bir istisna ama önceden bildiğim o corporate şirket aslında atmosferini gene böyle yaşamaya başladım ve bana o uymadığını yine
görmeye başladım. Hani tam böyle Covid'den çıkılıyordu falan ama Sonra o aşamada şeyi fark ettim.
Bak yine aynı yere geliyorsun.
Hani değerlerin açısından.
Acaba yine mi denesen?
Çünkü işte Hollanda canlı daha iyi falan gibi.
Çok pratik sebepleri de oluyor bazen.
Mesela işte NVO'nun çalışmaya yeri de hani Dernhak ya da Utrecht'in merkezi.
Özellikle Dernhak bürosu bana yakın.
Ve o dönemde mesela işte açık bir başvuru yaptım.
Hani cansıyla cansından çok mutsuz olduğum için değil ama böyle dediğim gibi aynı yere doğru gidişatı gördüğüm için ve aidiyet duygusunu yaşayamadığım için ve bunun benim için önemli olduğu için NVO
'ya bir o zaman başvuru yaptım yani.
Ve sonrasında aslında NVO'daki kariyerinizin başladığı kısma geçiyoruz değil mi?
Evet, evet. O da tamamen işte farklı bir dünya ve o...
Çok radikal bir sanırım en radikal karar oldu.
Çünkü istifa ettiğimde de zaten Johnson & Johnson'da ben işi bırakıyorum şeklinde istifa etmemiştim.
Hani sabatical chance çok yoktu ya da o zaman ben öyle hissetmiyordum.
Hani onun için istifa etmiştim ama şeyde NVO'da aslında teknik kariyerime de son vermiş oluyorum.
Çünkü şu anda çalıştığım pozisyon birazdan hani anlatırım.
Hani bilimin kendisini yapmıyorum ya da bir şey üretmiyorum.
Çok daha hani bir arada olan bir rol.
Ve eski şimdi döneyimlerimi ne kadar kullanabileceğim konusunda da çok endişelerim de vardı.
Bir de belki önemli kesinlikle bu psikolojide de ünvanlarımı da bırakmam gerekiyordu.
Hani belli bir yere geliyorsunuz.
Çalıştığın insanlar nasıl bir pozisyondan acaba başlayabilirim?
Ama iyi bir enerji aldım ben.
Çünkü işte beni yine mülakata çağırıyorlar.
Böyle case hazırlıyorsun falan.
Hollanda cam tabii ki şeydi hani böyle tam yetiyor yetmiyor.
Farklı bir seviyede Hollanda'nın canının gerektiği, şimdiye kadar hep iş hayatımda İngilizce kullanmışım ağırlıklı.
Hani biletofunda az bir şey kullandık ama artık tamamen Hollanda canının geçtiği, İngilizce'nin çok az, çok daha az kullanıldığı bir iş alanı.
Orada peki bir de aslında siz belli yasalar, yönetmelikler üzerinden de çalıştığınız için sadece konuşma...
Açısından Hollanda'ca değil aynı zamanda yazma ve derinlemesine bir okuma ağır da bir Hollanda'cı var sanırım sizin kullandığınız yönetmeliklerde.
O yüzden de aslında mülakat aşamasında çok daha ciddi bir beklenti var sizden değil mi?
Evet sanırım öyle.
Demek ki o güveni verdim mülakatta ki ben yani şu anda da mesela çalışma arkadaşlarım arasında yabancı çok az.
İkinci ya da üçüncü dili Hollanda'cı olan diyeyim.
O zaman da öyleydi.
Uzun süreli burada kalan.
Onun için gene bir ilk olurdum diyebilirim.
Ki bu arada Groningen'de de ben ilk öğrenciydim.
Öyle mi? Evet. Yani o zamanlar böyle işte Exchange, Erasmus falan hiçbir şey olmadığı için.
Hani geriye döneyim. Hani o alanda gerçekten hep bir öncü olarak görülebilir.
Şu anda da Türk olan birisi.
Yani Tornadan, Türkiye'den gelmiş birisi yok.
Hani belki burada büyümüş olan birileri oluyor.
Onların Hollanda'cıları tabii.
Şimdi devlet dili diye bir şey var.
Hani öyle çevirirsek belki.
Hani bunu mesela Türkiye'de de yapamam.
Sanırım hani çok daha ağır, ağdalı bir dil.
Bir de bir fen bilimci olarak aslında çok daha sosyal bir alanda çalışıyorum şimdi.
Evet. Ve farklı disiplinlerin ve devlet dilinin hani ağırlıkla kullanıldığı, bir arada olduğu bir alan.
Hani bu aslında çok büyük bir zorluk ama benim için bir yandan da ilginç geliyor.
Negatif yönleri de var, pozitif yönleri de var.
Ama kesinlikle ilginç ve kendimi geliştirmemi sağlıyor diyebilirim.
Aslında biz konuya çok hızlı giriş yaptık ama NVO'dan biraz bahsedecek olursak, NVO Hollanda'nın Ulusal Bilim ve Araştırma Fondamı kuruluşu ve aslında bizim bildiğimiz Türkiye'deki TÜBİTA'a benzetebiliriz.
Devlet adına en iyi ve en yenilikçi bilimsel araştırmaları seçen ve fonlayan, aynı zamanda da bilim insanlarını yönlendiren bir kurum.
Buradaki rolünüz tam olarak ne?
Bize biraz bahsetmek ister misiniz?
Böyle çok genel olarak neler yapıyorsunuz ve aslında bahsettiğiniz o bilim ve teknik alandan uzaklaştığınızı düşündüğünüz sorumluluklar nasıl?
Şöyle bir yandan çok yakınım bilim ve teknik dünyasına.
Hani bir yandan kendim kullanmıyorum diyeyim ya da kendim geliştirmiyorum.
Ama Enveo ne yapıyor?
Ben bu arada... Tamamen kişisel görüşlerimi bildiriyorum bu podcastta.
Kurumsal bir ünvanla gelmedim buraya.
Bunu da belirteyim bu arada dinleyiciler için.
Enveo ve Tüpitağ'ın benzeri bir kurum burada.
Tüm bilimsel fonları veriyoruz.
Ama bunun dışında da bizim birleştirici rolümüz de bayağı önde geliyor.
Neyi birleştiriyoruz diye de sorarsanız, akademik dünyayla, çevreyle, politika, devlet ve toplum.
Bu üçgenin arasında çalışıyoruz.
Şu anda benim aslında fonksiyonum da tam da buna denk geliyor.
Bunu da işte iki yönde yapıyoruz.
Bir, bilime yön vermek için.
Hani bazısında politikaları kullanarak, bazısında finansal fonları kullanarak.
İkincisi de tamamen somut finansal destek vererek.
Şimdi mesela işte benim çalıştığım programların bir kısmı tematik program diye geçiyor.
Public-private partnership diye geçiyor İngilizce'de.
özel sektör ve devlet ve hatta toplumsal kuruluşlarında, sivil toplumsal kuruluşlarında içinde olabileceği çeşitli konsorsiyum yani grupların bize araştırma
sunduğu, araştırma projeleri sunduğu programlarda koordinatörlük yapıyorum ben.
Aslında bu programlarda Çok çeşitli insanlarla çalışıyoruz.
Çeşitli roller oluyor.
Dediğim gibi proses olarak bakarsan bunların da hepsinin bir yönetilmesi gerekiyor.
İşte kurallara uygun olarak.
Gene hukuk bürosuyla da çalışman gerekiyor.
Belki kalite kontrol denmiyor ama içimizdeki kuralları kontrol eden bir birim oluyor.
Onunla çalışman gerekiyor.
Ayrıca da çeşitli eksperlerle, akademik eksperlerle ya da hakemlerle çalışmak gerekiyor.
Bunların hepsini bir araya...
getirip koordine etmek güzel bir iş aslında.
Nasıl hani kendi background'ımı kullanıyorum?
MVO mesela birkaç sene sonra benim bu life sciences'da yapmış olduğum ya da biyoteknoloji alanında yapmış olduğum deneyimlerden de faydalanmak için ve ben de buna ilgi duyduğum için birleştirici
rolümü de kullanıyorum. Mesela çeşitli işte advice komitelerimiz var.
Türkçesini şimdi aklıma gelmedi.
Onların mesela eksper komitelerimiz var.
Onların oluşumunda Ayrıca bunların devletle ya da devlet politikalarıyla ilgili tavsiye vermelerinde mesela.
Çünkü devletler, Hollanda'da sevdiğim bir şey, devlet gerçekten bir yandan bilimi de entegre etmeye çalışıyor.
Onlardan tavsiye almaya çalışıyor.
Burada en basitinden bir işte haberleri açın, çocuk haberleri dahil.
Gidip bir bilim adamıyla konuşurlar bir konuda.
İşte bu konuda ne diyorsunuz diye genelde önce halka sorarlar.
Ondan sonra da bilim adamıyla konuşurlar.
Böyle her isteyen gidip de istediğini söylemez biraz.
Türkiye'de öyle oluyor. Gerçekten şeyin işleyişinde o da var.
Kanunların yapımında, politikaların belirlenmesinde, bilimsel çerçeveler altında tavsiye almaya çalışıyoruz biz MV olarak.
Yani bu köprüyü oluşturmaya çalışıyoruz.
Bence benim yetenekli olduğum bir şey de bu köprü kurmak.
Ben bunu ta doktora sırasında da şöyle fark ettim bu arada ki daha sonra can sinen cansında da öyle.
Bir kongreye gittiğinizde hani bir poster görüyorsanız ya da bir konuşma duyduğunuzda ha bu işte şurada da şunu görmüştüm şunun işine yarar.
Benim en çok düşündüğüm şey buydu.
Şu anda yaptığım görev de biraz öyle aslında köprüler kurmak.
Hani bu nerede işe yarar, burada ne ihtiyaç var bunları görmek.
Biraz işte o helikopter bakışı diyorlar ya ona sahip olmak aslında çok yarıyor.
Şu anda yaptığım da o. Biraz o aslında.
Aslında akademik geçmişinizdeki o bütün deneyimleriniz sizin şu anki pozisyonunuza çok hizmet ediyor.
Ben dinlediğimde bana öyle hissettirdi.
Yani bilimsel komisyonlarla işte devletin bir araya getirildiği bütün o koordinasyonda siz o teknik kısma çok hakimsiniz.
O yüzden bu büyük olasılıkla sizin için çok kolay oluyordur.
Yani sizin işe alınmanızda büyük olasılıkla bu geçmişinizi değerlendirerek sizi ön plana çıkarmışlardır diye düşünüyorum.
Olabilir ve gerçekten Gerçekten şey dediğiniz gibi sizin de aslında o dili konuşmak çok önemli.
Benim öğrendiğim bu kariyer geçişlerinde de her sektörün...
her ayrı alanın ayrı bir dili var.
Ve hani bunu fark edip de o ortak dili oluşturmaya çalışmak çok kıymetli.
Hani bunu yapmaya çalışan biri olduğumu sanırım gördüler.
Onun için de bu fonksiyonda iyi olduğumu hani belki düşündüler, iyi olacağımı düşündüler.
Onun için de böyle devam ediyorum sanırım.
Bana bu dediğim gibi bu ama çok kolay bir şey değil bu arada.
Hala da zorlanıyorum.
Çünkü Bu sektörde bile yani işte mesela daha bir lobi kısmı var eğer bağlama şey yapıyorsan.
Ama onun dışında daha böyle ağır hukuksal terimlerin çok olduğu ya da eski Hollancalıca deyimlerin kullanıldığı hatta ona bir tane hak dili diyorlar işte.
Öyle mi? Evet. Bir yer var.
Mesela ben de kafamda şu an onları artık öğrenerek şey yapmaya çalışıyorum.
Hani bunu istiyor muyum mesela diye.
Farklı farklı. İşin iyi yanı hani benim şu anda...
en azından kendi alanımda hem akademik hem de endüstriyel dili anlıyor yani en azından kısmen anlıyor olmam.
Böylece onları, o iki tarafı farklı perspektifleri birleştirebiliyor olmam diye düşünüyorum.
Evet. Bence gerçekten önceki deneyimleriniz bir noktada...
Hepsi birbirine hizmet etmiş gibi görünüyor.
Bu açıdan bakınca da sürekli öğrenmeye de devam ettiğiniz bir kariyer var aslında.
Hala öğrenmeye devam ettiğinizi söylüyorsunuz.
Peki ben şeyi de çok merak ediyorum.
Yani şu an MVO'da çalışıyorsunuz ve bunun yanı sıra sosyal hayatınızda da aslında bir aileniz var, iki çocuğunuz var.
Bu süreçte hani iş hayatıyla sosyal hayat dengesini nasıl kuruyorsunuz bunu merak ediyorum.
Ve aslında mesela örnek veriyorum ben 6'dan sonra mail atmakta çok çok çekinirim, çok utana sıkılırım.
önemli bir durum varsa bunu yaparım.
Onun dışında 6'dan sonra çalışmıyormuşum gibi bir izlenim veririm ve hani önemli bir durum yoksa da çalışmıyorumdur.
Sizde de böyle mi? Hani şu anki kariyerinizde bulunan aslında bu seviye içinde çalışmaya hala devam ettiğiniz ya da hafta sonları mutlaka işe bakmam gerekiyor dediğiniz bir durum oluyor mu?
Şimdi yani tabii ki özel yaşamla işte kariyeri dengeleme zor bir şey.
Her zaman bunu iyi başardığımı hani kesinlikle iddia edemem.
Yapmaya çalışıyorum. Dediğim gibi şimdi iki çocuğum var.
14 ve 17 yaşında artık büyükler.
Özellikle küçükken mesela bunu dengelemekte daha da zorlandım.
İyi olan tarafı Hollanda'da gerçekten hani bir yandan hani en başta dezavantaj gibi bahsettiğim özel ve iş yaşamı ayırma.
olayının aslında olması burada avantaja dönüşüyor.
Çünkü genel olarak aslında sizin özel yaşamınıza saygı duyuluyor.
Dediğiniz gibi saat 6'dan sonra bir mail atarken hani utanıyorum diye.
Ama mesela özellikle uluslararası şirkette çalışınca başka saatlerde çalışan mesela insanlar var.
İşte ya da şimdi MVO'da da flexible çalışma hani flexible saatlerde çalışma şeyine Baya bir izin veriyor o da.
Ve Covid sırasında da bunu gördük.
Hani şeyi aslında insanlara vermek gerekiyor.
Hani ben akşam da ya da hafta sonu da sana mesela mail atabilirim.
Buna bakmak zorunda değilsin.
Bazıları hatta hani bunu not olarak koyar e-mailin altına.
Bunu aslında çok öğrenilmiş bir şeyin olduğu bir yerde çalışıyorum ben aslında.
O olgunlukta çalışıyorum ve bundan çok mutluyum.
Hani bunu yazma ihtiyacı bile duymuyorum ben.
Hani sonra geri dönersek olmuyor mu?
Tabii ki oluyor. Bizde de mesela çok peak dönemler oluyor.
Hafta sonu da çalışmam gerekebiliyor.
Ama hani bunu kompense eden bazı zamanlar da olabiliyor.
Hani onu kendi zamanıma göre ayarlamaya çalışıyorum.
Bazen de efficient çalışmadığınız için, verimli çalışmadığınız için bir şey uzayabiliyor.
Ben kendi önceliklerime ve ihtiyaca göre kendim ayarlamayı seviyorum onu.
Hani daha uzun...
Çalıştığım da olur. Daha kısa çalıştığım da belki olabilir.
Genel olarak öğrendiğim hani 22 senede genelde daha az çalışmıyorum onu söyleyebilirim.
Ama kesinlikle şimdi daha iyi dengelediğimi söyleyebilirim en başlara göre.
Özellikle ilk mesela özel sektöre geçenlere tavsiyem de o olur.
Özel sektör daha az.
Eskiden öyleydi. Şimdi aslında artık çalışan sağlığı falan daha hani önde, ön planda.
olan gündemler. Eskiden biraz daha azdı.
Johnson & Johnson gerçi bu konuda iyi gelişim göstermeye çalışıyordu ama Amerikan kültürünün bunun pek de yanında olmadığını da...
Bilmemiz lazım. Hani Hollanda kültürü çok da saygılıdır.
İşte der aile hayatım var, şu var, bu var.
Ama Amerikanın öyle değil.
Benim gözlemim en azından.
Ve onlarla birlikte işte dediğim gibi İllandalılarla, Amerikalılarla çalışınca o ortamın içinde olmak gerekiyor.
Şu anda o açıdan çok memnunum.
Daha Hollanda kültürünün hakim olduğu bir yer.
Ama tabii ki çalışmak gerekiyor.
Verimli çalışmak gerekiyor.
Hani biraz uzunluğundan çok onu önemsiyorum ben de olabildiğince.
Kendim için de özel yaşamımda da öyle yapmaya çalışıyorum.
Aslında bu esnekliğin oluyor olması çok güzel.
Yani çalıştığınız kuruma bakınca sanki çok çalışmak, sürekli saatlerce gece gündüz işlerinizi yetiştirmek zorundaymışsınız gibi bir izlenim oluyor.
Hani ben biraz da Türkiye'deki TÜBİTAK'la kıyasladığımda hani çok yoğun çalışan bir kurummuş gibi hissediyorum ama arka planda da size o esnekliği sunuyorlar aslında.
Bu da çok güzel. Bir yandan da bu çok güçlü kariyer yolculuğunuzun yanında aslında gönüllülük çalışmalarınızdan da bahsetmek istiyorum.
Solidarity Kitchen'dan özellikle bahsetmek istiyorum.
Türkiye'de 2023 yılında gerçekleşen ve hepimizi derinden etkileyen, her birimizin hayatında çok acı bir yeri olan 6 Şubat depreminden sonra Hollanda'da bir araya gelen gönüllülerle kurulan bir dayanışma topluluğu aslında Solidarity
Kitchen. Bu gönüllülük nasıl başladı?
O an sizi harekete geçiren duygu neydi?
Bize biraz bu toplulukta neler yapıyorsunuz?
Amacınız ne? Kimler katkı sağlıyor?
Kimler gönüllü oluyor? Bunlardan bahsetmek ister misiniz?
Tabii ki çok da teşekkür ediyorum bu fırsatı sunduğun için.
Solidarity Kitchen en el dayanışma mutfağı Hollanda diye çevirirsek Türkçe'ye.
2023 depremlerinden sonra bir hafta sonra buradaki aslında işte ekspat toplumunu diyebiliriz.
Özellikle işte Leiden, Zuttermir, Amsterdam gibi yerlerden benim yalnızca duyup tanıdığım işte Facebook anne gruplarından özellikle tanıdığım insanların kendini çok çaresiz, üzgün hissedip
ne yapabilirim? sorusuyla, çabasıyla çıkmış bir inisiyatif ve Çok kötü bir dönemdi benim için.
Ben Adanalıyım. Çok şükür hani çok yakınımdaki insanları kaybetmedim ama bizzat hani yakınımdaki insanların yakınları da kayboldu ve oradaki özellikle Antakya ve çevresi mesela oradaki yıkım inanılmaz.
Ben bayağı bir kötü psikolojiye girdim.
Deprem sonrası uzakta olmak ayrı bir zaten zorluk.
Burada olanlar bilir ya da uzakta olanlar bilir.
O dönemde aslında çok güzel bir dayanışma yaptık biz.
İlk de hani pazarlarda bir şey Bir şeyler satarak para toplayabiliriz, bunu göndeyebiliriz.
Çünkü gıda göndermenin veya kıyafet göndermenin ta buralardan çok bir anlamı olmadığını düşündük ki.
O dönemde gerçekten yollar kapalıydı.
İlk acil yardım için para çok daha önemli.
Orada işleyebilecek hangi organizasyonlar var ki?
O zaman mesela ben Ottü Mezunlar Derneği ile de çeşitli yardımlar yaptım.
Direkt bizim özellikle böyle bir 100-150 kişiyi kapsar hale geldi.
Hani tamamen WhatsApp grubunda kendiliğinden oluşmuş.
Hani buna hatta root deniyor İngilizce işte tabandan oluşmuş bir oluşum.
Yalnız işte ben onun devam ettirenleri ve hani bu prosesi nasıl verimli daha güzel bir hale getirebiliriz de.
bayağı bir rol oynayan, çekirdekte rol oynayan birisi haline geldim.
Hemen hani birkaç hafta sonrasında diyeyim.
O grupta da sonra biz haziran ayında zaten vakıflaş, resmi olmayı vakıflaşmayı başardık.
Bundan sonra yalnızca aslında çekirdek grup olarak daha çok devam ettik ama ilk yıllarda bayağı bir gönüllümüz ve yardımcımız oldu.
Çünkü hani bu hala gündemdeydi.
Şimdi biz hala vakıf olarak devam ediyoruz.
Hatta ben vakıf başkanlığını Kasım ayında devir aldım.
Hani çekirdek grubumuz zaten böyle bir Beş, altı, yedi kişi.
Bunun dışında gönüllülerimiz dediğim gibi bu gündemde olmadığı için, gündeme birçok şey geldiği için depremle ilgili yardımlar ve bunun ihtiyaç olma...
durumu azaldı.
Fakat oradaki ihtiyaçlar aslında çok da azalmadı.
Devam eden çok büyük ihtiyaçlar var.
Ve biz en baştan demiştik ki hani biz sürdürülebilir yardım için oranın kendi ayağının üzerinde durabilmesi için çaba harcıyoruz.
Özellikle de çocuklar, kadınlar, azınlıklar baya bir dezavantajlı durumda.
Ve hani devletten de yardım almakta da baya bir...
güçlük çektikleri için. Oraları hani olabildikçe buradan hani nasıl en iyi şekilde yardım ederiz?
Hem parasal kaynak hem de bunu direkt yaparak hani bir yine köprü kurarak aslında bunu yapıyoruz.
Şimdi yakında bu çekimi, podcast çekimini yaptığımız gün 21 Ocak.
7 Şubat'ta anma yıldönümü olacak.
Amsterdam'da düzenliyoruz onu.
Instagram'da hesabımız var Solidarity için.
İlgi duyanlar takip edebilir.
Çok sevinirim. Bizim yapmaya çalıştığımız gene Türkiye'deki güvenilir ortaklarla ya da tanıdıklarımızla oraya özellikle işte eğitime, çocuklara, kadınlara destek vermek.
Kendi ayaklarının üzerinde durmalarına ve gerçekten bir şeyler de başarıyoruz.
Bunun için mutluyum. Burada da gene bir Köprü görevi gördüğümü de düşünüyorum.
Buradaki eski göçmenler çünkü burada bir işte 60'larda 70'lerde gelen bir göçmen grubu da var.
Ben bundan da bahsetmek istiyorum.
Ben 22 yıl önce geldim ama 10 sene öncesinde başlayan bu baya bir knowledge migrant işte denen bir ekspat çevresi de var ve bunlar aslında çok birbirinden ayrı.
Ama ben ilk geldiğimde hiç kimse olmadığı için mesela gidip kasapla da konuşuyordum tek bildiğim hani Türkçe konuşabildiğim bilgileri.
Yani böyle buna da ben aslında çok açık bir insanım ve burada da bir rol oynadığımı düşünüyorum.
Biz vakıfta da bunu da sağlayıp birazcık yapmaya da çalışıyoruz.
Her ne kadar çoğumuz ekspatlarla oluşsak da hani çekirdek grupta.
Hani buradaki diğer olan vakıflara ya da işte toplumlara, örgütlere de böyle sıcak bakıyoruz.
Onlarla da bir ilişki kurma konusunda şey değiliz.
Hollanda üzerinde etkimiz olsun istiyoruz.
İlk yıllarda da gerçekten etkinliğimiz oldu.
Yani Amsterdam belediye başkanı gidip Antakya'yı gezdi.
Onda bizim rolümüz oldu.
Bizim istediğimiz yerlere gitmesi için birazcık şey yaptık.
Oradan buraya gelen belediye başkanları oldu.
Çeşitli aktivitelerimiz oldu.
Bundan dolayı çok mutluyum başardıklarımızdan dolayı diyeyim.
Ve bunu hep dayanışma içinde yaptık.
Benim için en önemli olan şeylerden biri buydu.
O aidiyet duygusunu da bu dayanışma içinde bulabiliyorum ben.
Hani beni Türkiye'ye de bağlıyor.
Onun için böyle bir gönüllülüğü de tavsiye ederim.
Hani benim Hollanda'da da yaptığım gönüllülükler oldu ama bunun yeri bunun için ayrı.
Evet, tebrik ederim öncelikle ve teşekkür ederim buna öncülük ettiğiniz için.
Aslında ben hatırlıyorum pazarlarda gönüllülük esaslı insanların yaptığı işte kek, börek, poğaça ya da işte yapılabilen herhangi bir şey satışa sunuluyordu.
Bu hala devam ediyor mu? Aslında onu da merak ediyorum.
İnsanlar katkı sunmak isterse nasıl katkı sunabilirler?
Bir de devamlı bir fon ya da devamlı...
bir katkı sağlayabileceğimiz bir hesap var mı aylık olarak ya da işte belirli aralıklarla yapılabilecek?
İnsanlar belki o noktada da katkıda bulunmak isterler.
Tabii ki. Şimdi pazarlardaki satış artık aynı şekilde devam etmiyor.
Çünkü hani bu ani olan bir şey değil.
Onun için de insan bu şekilde aynı işle işle devam etmemiz mümkün değildi.
Evet. Onun için biz vakıf olmayı seçtik.
Vakıf... Burada anbi statüsü deniyor aslında.
Şirketler de mesela bağışta bulunabiliyorlar ve bunun vergi indiriminden de faydalanabiliyorlar bu anbi statüsü olunca.
Biz onu da edindik mesela. Ve bizim için en zoru mesela ikinci seyrede web sitemizi oluşturmak.
Çünkü insan gücümüz çok az.
Hani o zaman teknoloji de bu kadar ileride değildi işte iki sene önce.
Şu anda ama bir web sitemiz var ve burada işte bağışları alabiliyoruz.
Web sitemizi de üç dilde yapmaya çalıştık.
Hani herkese hitap edebilelim diye Türkçe, İngilizce ve Hollanda'ca.
Web sitemiz üzerinden aylık bağış yapılabiliyor ya da çeşitli kampanyalarımız oluyor.
Mesela şimdi yine yeni bir kampanya açmak üzereyiz.
Benim Eylül ayında mesela direkt kendimin açtığı okula başlıyoruz kampanyamız oldu.
İşte çocuklara yine kırtasiye ve...
çanta yardımı. Dönem dönem böyle gıda mesela gene dediğim gibi okuldaki çocukların gıda hala ihtiyacı var.
Orada bizim çocuklar derneğiyle çalışıyoruz.
Bütün çocuklar bizim mesela.
Şimdi yeni kampanyamızı inşallah açacağız yakında.
Böyle spesifik olarak da bağışlar yapabilirsiniz.
Olabildikçe sanırım Instagram'da çok aktif değildik mesela geçen sene.
Çünkü şu anda medya işlerini götürecek bir gönüllümüz yok.
Eğer bu podcastı dinleyen Hollanda'da yaşayan ve bize yardım etmek isteyen mesela konusunda birileri varsa genç arkadaşlarımız ya da deneyimli arkadaşlarımız çok seviniriz.
Web sitemizde bir gönüllü formumuz da var.
İlla herkes parasıyla yardım etmek zorunda da değil.
Bize gönüllü olarak zamanını ayırırsa, emek verirse bu da...
bizim devam etmemiz de çok faydalı olur.
Ayrıca ilerisi için de afetlere hazırlılık konusunda da bir şeyler yapmak istiyoruz ama zamanımız, kapasitemiz çok sınırlı şu an.
Onun için ne kadar fazla kişi olursa bununla ilgili de daha sağlam adımlar atabileceğimizi düşünüyorum gelecekte.
Yani evet anlaşılabilir aslında çünkü siz gönüllülük esası yaptığınız için işte yoğun iş hayatından, çocuklardan, ailenizden arta kalan zamanlar ya da arta kalan değil aslında onlarla birlikte ayrıca
oluşturduğunuz bir zaman dilimi.
O yüzden de aslında gönüllü sayısı ne kadar çok artarsa sizin bu işleri yürütmeniz de o kadar kolay olur diye düşünüyorum.
O yüzden bence sayfanıza en azından Instagram hesabından devam edecek paylaşımlar için takip edenler kolaylıkla erişebilir diye düşünüyorum.
Çok kısaca toparlayacak olursak hepimiz aidiyetimizi aradığımız bu süreçte aslında ülkemizdeki gençlere, genç araştırmacılara sizin deneyimlerinizden süzülen bir tavsiye vermek ister misiniz?
Onların bu kendini ait hissetme süreci, kariyerlerinde ait hissedebilecekleri yeri bulma süreciyle alakalı tavsiye verebileceğiniz bir ya da söyleyebileceğiniz bir şey var mı?
Evet bu soruyu çalıştım diyeyim.
Yani tabii ki düşünmeye çalıştım en azından.
Benim verebileceğim tavsiye aslında kendini tanımak en çok.
Kendinizi iyi analiz ederseniz neye ihtiyacınız olduğunu, neleri yapabilir olduğunuzu veya neleri ileride yapabilecek kapasite olduğunuzu bilebilmek çok değerli.
Ben öncelikle bunu tavsiye ediyorum.
Çünkü ancak bunu yaptıktan sonra neleri istediğinizi biliyorsanız o alana doğru bir adım atabilirsiniz.
Bu arada her şey tabii ki böyle...
kolay olmuyor. Hani ben de şu an böyle kısa anlattık ama çok zorluk yaşadım.
Hani istediğim şeyler olmadı.
Hayatın getirdiği ama fırsatlar oluyor.
Bunları kullanmak önemli. O fırsatlar nasıl oluşuyor?
Biraz ikinci kısım da o. Hani kendi analizinden başka eğer farklı yerlerde çalışmak istiyorsan ya da bir şeyleri değiştirmek istiyorsan kariyerinde özellikle de hani mesela özel sektör mü ya
da akademiden çıkacağım mı?
Fırsatları açık olmak gerekiyor.
Onu da ancak birileriyle konuşarak, farklı ortamlara giderek, farklı şeyler okuyarak.
Çünkü hani kendi dünyanda kalırsan aslında bence bunun çok oluşabileceğine, oluşma şansı daha az değil.
Ve şimdi hani tabii ki artık dünya değişiyor işte.
Yapay zeka, her şeye ulaşım o kadar kolay ki hani insanlar gayet ekranların arkasında da bunu yapıyorum ben diyebilir.
Ama ben hala hani bir insan ilişkisini daha üst boyutta tutuyorum ki bunun yeteneklerinizi farklı yeteneklerinizi geliştirebileceğini de düşünüyorum.
Mesela gönüllü çalışmak da bunun biri.
Ben mesela şu anda vakıfta yaptığım iş normal yaptığım işten farklı epey.
Oradan da bir şeyler öğreniyorum.
Oradaki takım arkadaşlarım çok farklı.
Yani işte şimdi NVO'da herkes neredeyse doktora sahibi, master sahibi işte böyle farklı bir kitle.
Johnson & Johnson'da farklıydı gene araştırma burada tamamen farklı.
Yani her yerden aslında bir şeyler öğrenip geliştirme şansınız var.
Bunu da kariyerde kullanılıyor.
Yani bunu da aslında insan kaynakları görüyor bir mülakat yaptığında falan hani o aşamaya gelindiğinde.
Onun için bu fırsatları açık olmak için böyle farklı perspektifleri öğrenebileceğiniz yerlere...
Gidin diyorum yani gençlere de.
Farklı insanlarla konuşun.
Açık olun. Hollanda için bu çok önemli.
İnşallah Hollanda toplumu daha kapalı olmaz.
Ben geldiğimde daha açıktı.
Yabancılara da genel olarak da.
Şimdi hani bu 22 senede birazcık o değişimi de görebiliyorum ama genel olarak yani hani kariyerinde gelişmek isteyen insanlara da bunu tavsiye ederim.
Farklı... Ama kendilerini de önde tutsunlar.
Başkalarının öncelikleri kendi öncelikleri olmasın bence.
Ben bundan pişmanlık duymadım.
Belki ünvanlarım ya da bir yükselen çizgide gitmedim bir kariyerde.
Başka yerlerde olabilirdim.
Tabii ki ekonomik açıdan düşünebilirsiniz.
Çalışma şartlarını düşünebilirsiniz.
Herkes için önemli olan şey farklı.
Ama senin için neyin önemli olduğunu bilmek zor bir şey.
Ben öncelikle... Bu konuda çalışmalarını tavsiye ediyorum.
Özellikle Türkiye eğitim sisteminde bu yok.
Yoktu en azından benim zamanımızda.
Bize hiç sorulmadı. Hani sen burada neyi önemli oluyorsun ya da ne?
Biz seçmezdik yani bize verilirdi.
Benim en çok zorlandığım şey bu oldu.
Belki de bunu önceden yapsam farklı bir kariyer çizgim olurdu.
Ama ben hep aralarda yapmaya çalıştım.
Ondan da pişman olmadım. Bence çok güzel bir tavsiyeydi.
Aynı zamanda çok güzel de bir toparlamaydı bizim için.
Çünkü ben düşündüğümde sizi dinlerken kendi adıma çok fazla çıkardığım ders oldu.
Sizin kariyer dönüşümünüzden ve kariyer yolculuğunuzdan.
Umarım birçok insana da ilham olur diye düşünüyorum.
Çok keyifli bir sohbetti.
Sizin kariyer yolculuğunuzu dinlemek çok keyifliydi.
Ve ayrıca deneyimlerinizi, hissettiklerinizi bizimle paylaşmanız da çok önemliydi.
Teşekkür ederim konuk olduğunuz için.
Umarım her şey gönlünüzden geçtiğinden çok daha güzel.
Teşekkür ederim. Ben de çok teşekkür ediyorum.
Bu podcast'ı yaptığın için ve beni konuk ettiğin için, bu şansı bulduğum için teşekkürler.
Teşekkür ederim ben de tekrardan desteğiniz için.
Bugünkü sohbetimize dahil olan herkese Akademinin İçinden'i dinlediği için teşekkür ederim.
Eğer sen de akademide yolunu arıyorsan burada yalnız değilsin.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
