
Akademide Yaşanan Zorluklar: Görünmez Hiyerarşi
10 Haziran 2026 · 23 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde, akademide hiyerarşi ve güç dengesinin öğrenciler üzerindeki etkisini sevgili psikolog Zeynep Bahadır ile birlikte konuşuyoruz. Bazen mesele sadece ne söylediğiniz değil, kime ve nasıl söylediğiniz oluyor. Hoca egosu, otorite, tepki yönetmek zorunda kalmak ve insanın giderek daha çok kendini sansürlemesi… Bu bölümde, tam da bu ilişki dinamiğini bir vaka üzerinden ele alıyoruz.
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcastte akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.
Bu bölümde de akademide insanı zorlayan başka bir ilişki örüntüsüne bir...
gelen bir mail üzerinden bakacağız.
Ben yine direkt olarak gelen maili okuyorum.
Daha sonrasında bunu tartışıyor oluruz.
Merhaba, ben yüksek lisans öğrencisiyim.
Açık konuşayım, benim yaşadığım şeyde en zorlandığım kısım bilgi eksikliği ya da iş yükü değil.
Bazı hocalarla kurulan ilişkide işin çok hızlı biçimde ego sorusuna dönmekte.
İlk başta bunu anlamıyorsunuz.
Sadece bazı ortamlarda kendinizi rahat hissetmediğinizi fark ediyorsunuz.
Sonra yavaş yavaş şunu görmeye başlıyorsunuz.
Burada önemli olan sadece ne söylediğiniz değil, kime nasıl söylediğiniz.
Hatta bazen ne söylediğiniz bile değil, karşınızdaki kişinin bunu kendine karşı mı algılayacağı.
Bir şeyi anlamak için soru soruyorsunuz ama bazen size verilen tepki sorunun içeriğine değil, sanki o soruyu sormaya cüret etmiş olmanıza veriliyor.
Sonra kendinize... Ayarlamaya başlıyorsunuz.
Bunu doğrudan söylemeyeyim.
Biraz onaylayayım. Sonra fikrimi ekleyeyim.
Çok net itiraz etmeyeyim.
Bir süre sonra şunu fark ettim.
Ben konuyu konuşmaktan çok karşımda nasıl daha az tepki yaratırım meselesini yönetiyorum.
Bu yüzden şunu merak ediyorum.
Hoca egosu diye bir şey gerçekten var mı?
Varsa bu sadece kişilik meselesi mi?
Yoksa akademik sistemin ve hiyerarşinin beslediği bir şey mi?
diye sormuş. Çok da net ifade etmiş.
Bazı yerlerde böyle arkadaşlar.
Üzgünüm ki. Yani oluyor bazı yerlerde.
Doğru. Biz ne yaşıyoruz?
Bu Türkiye'de mi böyle acaba diye düşündüm.
Beni takip ettiğim akademisyen biri var YouTube'da.
O bahsediyor kendi tecrübelerinden.
Mesela Kore'ye çok gitmiş gelmiş.
Orada bir dönem araştırma yapmış.
Orada daha fazla bir kültürel anlamda da çok daha yüksek bir hiyerarşi var.
O zaman da akademide de mesela hocalarına asla bir şey soramaz, itiraz edemezlermiş mesela.
Aynı zamanda Amerika'ya da gidiyor.
Orada da Finlandiya'ya gidiyor, Amerika'ya gidiyor yanlış hatırlamıyorsam.
Mesela çok değiştiğini söylemişti.
Orada öğretmenler daha teşvik ediyor.
Öğrenciler hani çok daha, hoca çok daha erişilebilir.
Öğrenciler çok daha kendini rahat hissediyor.
Bir fikir tartışmasına girebiliyorlar.
Piri gibi. O yüzden hani bu arkadaşların hepsi Türkiye'den.
Yani yazmamışlar aslında nereden olduğunu ama hani bilmiyorum.
Ben en azından buradan olmadığını, ya tabii çok kişiden kişiye ve üniversiteden üniversiteye, ekipten ekibe değişen bir şey ama ben burada olmadığını söyleyebilirim kendi açımdan.
Bizim tam tersi hatta yani o hiyerarşiyi hissettirir.
Yani varsa da işte bir profesörle aranda hissettirmemeye çalışıyorlar.
Çünkü toplantıda falan hani şeyi çok net söylüyor.
Ben bunu bilmiyor olabilirim.
Sen benden daha iyi biliyorsundur.
Çünkü sen çalışıyorsun bunu.
Ve işte mesela bunu da çok söylüyorlar.
Bu bana çok iyi hissettirmişti ilk duyduğum zaman.
İşte bu konuyu dünyada sadece sen biliyor olacaksın.
Senden daha iyi bilen kimse olamaz.
Çünkü sen doktora yapıyorsun. Biz zaten doktora yapan kişiyi bu yüzden doktorasını kabul edip işte onaylayıp doktor yapıyor.
Çünkü bunu sadece sen bilebilirsin.
O yüzden ben senden daha iyi bilemem.
Sen bana anlat diyorlar.
Ve her toplantımız da böyle geçiyor.
Yani ben ona bir şey söylediğimde ya da o bana bir şey söylediğimde hayır bak öyle değil ama şöyle falan diye cevap verebiliyorum.
Ama Türkiye'de yani hoca öyle söylediyse o öyledir diyorsun.
Demek zorunda kalıyorsun. Bu arkadaş Türkiye'den mi bilmiyorum ama.
Yani bilmiyorum diyebilmek ne kadar alçak gönüllü değil mi?
Evet. Bilmiyor olabilirim ben bunu.
Yani aslında senin süper yerin orada değil mi?
Evet. O konuda sen ondan daha bilgili olabilirsin.
Bunu kabul etmek ne kadar alçak gönüllü.
Egonun tam da etkisi aslında.
Evet. Türkiye'de niye böyle sence?
Bilmiyorum ya. Şimdi söylerse ortalık görüşü.
Siyasi şeylere girecek gibi hissettim ben de kendimi.
Yok yani siyasiden de bağımsız.
Hani genel olarak akademi...
Ya dün mesela bir şey paylaştım.
Sosyal medya hesabında da paylaştım bunu.
Söylemekten de çekinmiyorum. Bunu duydum da yani.
Bizzat yakın arkadaşlarımdan birinden.
Maalesef ki. Türkiye'de işte MIT'den ya da Harvard'dan ya da işte örnek veriyorum.
Buradan benim TDAF'den gidip orada o üniversitede bir kadro alıp çalışmamı istemiyorlar.
daha iyi birinin ya da işte yurt dışında benliğim kazanmış birinin gelmesini istemiyorlar.
Ve bunu açıkça söylüyorlar yani.
Hemen gelen gelmiş birini almayız biz.
İşte yani bütün sorun burada zaten.
Seni almak istemiyorlar öyle birini.
Tehdit mi oluşturuyor?
Yani belki öyle.
Belki işte aradaki hani o sonuçta hani tabii ki her yerde böyle değil ama belli bir noktada da işte kendi tekrar eden hocalarımız var.
Ve bu kendini tekrar eden hocalarımız güncel, kendini sürekli refresh eden, yurt dışındaki gelişmeleri takip etmiş, yurt dışındaki disiplinde çalışmış kişileri
seni istemiyorlar.
Ve bu benim paylaşımımdaki de bir Twitter şeydi sanırım.
Yani X gönderisiydi sanırım.
Sonra onu bir Instagram gönderisi olarak başka biri daha paylaşmış.
Ve altındaki çoğu yorum da öyle.
O gönderide de söylenen şey işte MIT'den gelen birinin biz almayız diye söylemişler.
O böyle bir şey yani Türkiye'deki bakanlarında.
Ben hani derin kısımlarına girmeyeyim.
Ben çok şanslıymışım ya.
Benim lisans eğitimimde hocalarımız çok erişilebilirdi.
Çok tevazi insanlardı.
Çok açıklardı. Ofis saatlerinde ziyaret edebiliyordun, bir şey tartışabiliyordun.
Ama mesela hep şeyin kıyısına yapıldığını hatırlıyorum o dönemde de.
Diğer okullarda aslında böyle olmuyor biliyor musun?
Hocalar neyine bile dönüş yapmıyor biliyor musun gibi.
Bunlar hep hani benim kendi kişisel tecrübemle kulaktan dolma şeylerdi ama o duydum daha önce.
Ama demek ki hani bu kadar bu konuda yorum varsa.
Evet yani aslında hani erişilebilirlik olarak ben de mesela benim bulunduğum bölüm gayet şeydi hani erişilebilir hocalar vardı ve hani bu konuda destekleyici hocalar da vardı.
Kendi aralarındaki işte bu MIT'den gelen bilmem nereden geleni almayız başka bir şey.
Bir de öğrenciyle aradaki ego olayı da başka bir şey.
Hani bence ikisi zaten çok farklı.
Ama buradaki... Hani mailde benim anladığım bir şey söylemeye çekinip onaylıyor onu.
Sonra kendi fikrini ekliyor ki yanlış yanlış bir taktik geliştirilmiş gibi anladım ben burada.
Yani hani karşı tarafı nasıl tetiklemeden.
Evet. Diye rahatça konuşamamaya başlamış.
Onu anladım. İçten mi almayacak.
Evet. Hani şey diye düşünmüş.
Bu soruyu sormaya nasıl cüret etmişim gibi davranılıyor.
Böyle hissettirmişler merak ettim.
Örneğini de vermiş ama.
Keşke evet. Doğrudan söyleyemiyordu.
Dolaylı bir şekilde anlatmaya çalışıyor.
Çok sıkıntılı. Evet.
Diyalog şekli. İletişim zor yani benim burada anladığım.
Evet. Çok diken üstüne cambazla dönüşmüş bu arkadaşım.
Böyle ipin üstünde yürümeye çalışıyor gibi düşmeden.
Evet. Gerçekten Bir noktada hani egosu olabilir tabii ki.
Bir şey diyemiyorum yani bu çok kişiden kişiye değişir.
Ama acaba hani hocalardaki durumda böyle sürekli bir ben haklıyımdır, ben en iyisini bilirim.
Ya bundan mı geliyor acaba?
Ya ben de düşünüyorum biliyor musun?
Artık hocadaki o durum neyden kaynaklanıyor onun analizine girmeyelim ama.
Ya tepki geliyorsa gelsin.
Ben mi çok bu konuda cüretkar yaklaşıyorum?
Daha mı hassas olmak gerekir?
Sen söyle ama. Yani hoca tamam kişisel algıladı diyelim.
Tepki verdi. Biraz çatışın ya.
Hani biraz argüman orada tartışın.
O çatışmaya da girebil diye düşünüyorum.
İşte ama bence burada özür dilerim böldüm ama hemen arkasından bağlamak istediğim şey insanlar bu çatışmadan kaçınıyor.
Çünkü işte yine aynı noktaya geliyoruz.
Ya mobbing yapar ya referans yapar.
Aynen. Böyle bir şey de yani bir de mesela bunlar şimdi yüksek öğrenim.
Çok mutsuzluklu konuşuyorum acaba.
Ya şimdi öyle de değil tabii.
Yani tabii ki tartışıyor olmak da daha tabii ki çözüm olmalı.
Ben belki ideal bir dünyadan bahsediyorum.
İdeal dünyada hani tartışabilmeliyiz.
Evet. Gerçekte öyle olmuyor.
Bazen benim duyduğum bazı şeyler mesela eğer hocanın istediği şekilde cevap vermiyorsa, bu hatta bayağı ilişkisini artık devam ettirmeyen, başka bir yere
geçmiş, başka bir yerde görev yapan bir arkadaşımın söylediği, hocanın istediği gibi bir cevap vermiyor.
Yani söylediği şeyi kabul etmiyor.
Sırf bu sebepten hoca bir sonraki...
görüşmelerde mesajlarına cevap vermiyor.
Onu ignor ediyor. Ve sadece başka bir öğrencisi başka bir öğrencisi aracılığıyla istediği şeyleri ve hala bir şey istemeye devam ediyor.
Ama başka bir öğrencisi aracılığıyla istediği şeyleri yazdırıyor.
Yani bunlar oluyor burada.
Anlamak zor gerçekten.
Ben akademide olsam böyle bir ortamda çalışmak istemem ama nereye gideceğim?
Gideceğim yerde öyle olur.
ne olacak? Ortam bu mu?
Gözümü korkuturdu ama şu an iyice uzaklaştım.
Ya şimdi öyle söylemeyelim şimdi.
Tabii ki herkes böyle değil ve herkesin hocasıyla ilişkisi böyle değildir.
Değildir, değildir. Biraz böyle hani insanlara da hani böyle şeyleri paylaşmaları için, çağrıda bulunduğumuz için paylaştılar.
Belki çok da güzel şeyler vardır.
Ama bunlar da oluyor. Yani bu arada bunu ben mesela işte kendimden bahsederken işte buradaki işte hiyerarşi olmayan bir ilişkimden bahsediyorum.
Ama burada bile mesela zorlanan ve burada da işte hocasıyla ilişkisi dolayısıyla doktorasına devam edemeyen kezler de oluyor.
Tabii ki çok yaygın değil. Ama her yerde olabiliyor.
Yani bunu konum bazlı da...
Test etmiyorum tabii ki.
Ama oluyor. Çünkü birazcık da işte biz geçmişte zaten böyle yaşadık.
Siz de aynı şekilde yaşayacaksınız ya da kabul etmelisiniz gibi bir noktada.
Madem daha iyi örnekleri de var diyoruz.
Yani ben insanın kendi için daha iyi koşullar araması gerektiğine inanıyorum kişisel olarak.
O halde hani orasını ruhunu tanırız gibi.
Yani insanlara burada çözüm sunup belki cesaretlendirmemiz gerekiyordu ama iş biraz daha bilmiyorum karamsar bir yere mi kaydı ama.
Yok aslında şimdi tam o noktaya değiniyorsun.
Yani bence gerçekten bunun çıkış yolu kendin için daha iyi bir ortamı arıyor olmak, buluyor olmak.
Şimdi bu hiç olmadı.
Çok büyük bir değişimi göze almışsın değil mi?
Evet, öyle. Her soruları demiyoruz tabii ki ama başka alternatifler var mıdır?
Yani benim bu süreçten başka bir evrenden başka bir evren var mıdır?
Buna bakabilmek mi acaba?
Evet. Çünkü ben istemem mesela çalışmak.
Yani her şey ya da çatışırım hani bir şekilde orada.
Sonra çatıştığın için de işte istenmiyor olursun işte ya da başka...
Ortamı değiştirme o nokta.
Olay oraya sürükliyorsa sürüklesin mesela.
Bir hayat değişimi yaşayacağım belki orada.
Dramatik bir değişim olacak ama yaşansın diye bakıyorum.
Kesinlikle biraz cesaret ediyor olmak gerekiyor diye düşünüyorum ben de.
Yani biraz zor tabii ki bulunduğu konumda insanların bunu bir şekilde cesaret edip yapması.
Ama tabii ki daha iyi senaryolar her zaman var.
O yüzden daha iyi senaryoları bulup gitmek.
Bir de şey de var mesela. Ben konuklu bölümlerde konuklara da hep soruyorum.
O doktor pozisyonu nereden buldunuz?
Nasıl oraya karar verdiniz?
Kimisi biliyor Amerika'ya, kimisi biliyor Japonya falan.
Genelde benim hocam da mesela, buradaki hocam da çok bunu diğer arkadaşlarıma söylüyor.
Şimdi postdoc arayan arkadaşlarım var.
Onun doktora da mezun ettiği.
Genelde insanlara...
Hoca ile iletişimden ve hoca ile mülakattan bağımsız.
Hocanın yetiştirdiği ve mezun ettiği öğrencileri bulun, görüşün, konuşun.
Konuklar da mesela genelde hep bunu yapmış.
O ekipten birileriyle görüşmüş.
Birazcık o akademik ortamı da öğrenmek, dinmek.
Yani işte bu süreçte de şununla çok zorlanıyoruz bence.
İşte yüksek lisans doktora yapmak için.
Çok iyi olmalıyım, işte akademik olarak çok başarılı olmalıyım ki beni alsınlar.
Ama bir şeyler bu teorik kısımdan bağımsız olarak aynı zamanda ya bu hoca da nasıl biri?
Bu hocanın akademik kültürü nasıl?
Topstik ne vesaire diye bakılması lazım.
Ben Türkiye'deyken böyle düşünmüyordum.
Yani bunun farkında değildim.
Ama mesela bu... Burada olmak bana bunu birazcık öğretti.
Mesela postdoc arayan arkadaşıma bir postdoc pozisyonu bulup gönderdim işte LinkedIn üzerinden.
Dedim bak çok iyi tam senin çalıştığın konu ve çocuk da şu an bitirdi arıyor yani.
Bana dedi ki ya Sevda bu çok iyi evet çok güzel bir konu ama hocanın biraz toksik olduğunu öğrendim.
öğrencilerini çok kuşluyormuş, işte çok fazla deadline ile bir şeyleri sıkıştırıyormuş, yaptırmaya çalışıyormuş, çok beklentisi yüksekmiş ve talepkarmış falan diye.
Bunları açık açık bir öğrencisinden öğrenmiş ve gitmemeye karar verdi mesela.
Başvurmadı bile yani. Gitimini ona göre yapmış değil mi?
Evet. İnsanın alternatifler var.
İnsanın işte o sıkıştığı dünyadan başka alternatifler ve başka evrenler olabildiği ihtimalini hesaba katması gerekiyor.
Kesinlikle. Yani birazcık da Gözünü açmak gerekiyor gibi geliyor bana.
Evet. Yani bana bu kezden de öyle hissettirdi.
Yani her yerde olmuyor.
Olan yerler tabii ki var.
Ama karşılaşma olasılığımız tabii ki değişir bizim olasılıklarımıza göre.
Orada da ya çatışmaya girebilirsin.
Ya siğneyecek devam edebilirsin.
Ya ortamı değiştirebilirsin.
Her birinin...
Bedeli olacaktır.
Hangi bedeli göze alabiliyorsun kişisel olarak?
Ona bakmak lazım herhalde.
Kesinlikle. Yani bu üç case'ı da genel olarak ele aldığımızda böyle bana şey hissi veriyor.
Yani bir farkına varmak gerekiyor.
Ben ne istiyorum? Önce bir fark etmek gerekiyor.
Sonrasında fark edince ben ne yapabilirim'e dönüştürmek gerekiyor.
Ve orada yapabileceğiniz senaryoları düşünüp bir araya getirip harekete geçmek gerekiyor gibi anladım ben bu.
Üç vakay konuşmamızdan.
Zorlu ve acılı süreçler.
Öyle. Yaşıyorsan onu çok da göz ardı etmemek, ihmal etmemek.
Çünkü bir yerde senden bunun acısı çıkacak.
Öyle oluyor değil mi? Psikolojide genel olarak.
Tabii. Burnout yaşayabilirsin, somatik şikayetlerin olabilir, hastalanabilirsin.
Mesela meşhur Harvard araştırması var 70 yıl boyunca insanları gözlemleyip hani hepinlerin daha mutlu olduğunu tespit ediyorlar.
Orada işte kariyer yapmış insanlara bakıyorlar ya da hani ilişkilerine çok önem vermiş aile, dostluk ilişkilerini hep sürdürmüş insanlara bakıyorlar.
O ilişkileri odaklı insanların daha mutlu olduğunu sonucu elde ediyor.
Evet Google'da da direkt çıkıyor bu araştırma zaten çok meşhur.
Yani burada da hani insanın kendi hayatında biraz belki buna bakması lazım.
80 yaşındayken dönüp işte ya perişan oldum ama işte çok güzel makaleler yayınladım mı demek istiyorsun?
Yoksa hani işte kendimi gözetmişim ya, kendi arkamda durmuşum, kendime haksızlık edilmesine izin vermemişim.
İşte şurada da kendimi daha iyi hissediyordum.
Orada bak nasıl ortamımı değiştirmişim, cesaret etmişim.
Bunu mu demek istiyorsun?
Yoksa perişan oldum ama çok da kariyerimde inanılmaz şeyler yaptım.
Bu arada diğerinde de yapabilirsin.
Evet. Belki biraz buradan bakmak gerekiyor.
Kesinlikle ben de katılıyorum.
Araştırmayı bilmiyordum ama etkiledi beni.
Bununla ilgili çok yakın bir arkadaşımın bir sorusu vardı.
Başlangıçta biraz değindik ama şimdi bahsedince direkt olarak sormak istedim.
Doktorayı yaparken mesela kendi yaşamından gidiyormuş hissi geliyor ona ve sürekli doktorayı düşünüyor ve işte eşine, ailesine vakit ayıramadığını düşünüyor.
Çünkü ailesini çok az görmeye gidiyor işte işleri dolayısıyla.
Eşiyle çok vakit geçiremiyor çünkü işte akşam eve gittiğinde saat yedi buçuk oluyor ya da işte yedi oluyor yemeği yedikten sonra.
İşte bir saat oturuyor.
Oturmuyor, ondan sonrasında hemen uykunun adına geçip uyuyup sonra ertesi gün başlıyor.
Böyle geçen bir 5 gün, mesela haftanın 7 gün olduğunu düşünürsek, tamam hafta sonu çalışmasa bile 5 gün böyle geçiyor.
O yüzden de biraz vicdan azabı hissediyor.
Bu döngü nasıl değişir ya da doktora yaparken bunu nasıl toparlayabilirim?
Bunu yapmazsan başarı gelmez miyim?
Merak ettiğini söylemişti.
Ben ilk başta konuştuk mu hatırlamıyorum ama şimdi bak dediğince bu araştırma sonucunda aklıma direkt onun sorusu geldi.
Ben o zaman sana şöyle bir açılım yapayım mı?
Yani herkes psikolojik olarak sağlıklı mı olmalı?
Herkes terapimi almalı?
Benim bunu sorguladığım, bunun etrafında düşündüğüm bir aralık olmuştu.
O soruyla çok bağlantılı geldi senin bahsettiğin şey.
Bazen de psikolojik iyiliğinden, zamandan, ilişkilerinden fedakarlık etmek gibi bir seçenek var.
Ve bu insanlar evet çok iyi bir kariyer yapabiliyorlar belki.
Yeni bir keşifte bulunabiliyorlar.
İşte bir şey üretiyor, icat ediyor.
Belediye çok zor oluyor.
Evet hayatımdan gidiyor.
Yani ben uzun mesailer boyunca çalışıyorum.
İşte eşimi ihmal ettim.
Hani belki çocuğumla çok ilgilenemedim.
Hayatta bu insanlara da ihtiyaç var sanki.
Akademideki insanlar da.
Ben psikolog gözüyle bakıyorum dediğim gibi.
Psikoloji olarak iyilik halini daha ön planda tutan, hayata da böyle bakan, kişisel olarak da böyle bakan bir insan.
Onun üzerinden yorumladım hep ama bu soruyu düşünün.
Herkes talebi mi almalı?
Mesela baktığımızda bazı meslek gruplarında bazı patolojilerin daha yaygın olduğunu görüyoruz.
Narsistik karakter özellikleri mesela yöneticilerde, lider pozisyonda kişilerde daha fazla aslında bir patolojidir değil mi?
Toplumda hani sağlıklı olarak görünmez.
Ama o insanlar, o karakter özellikleri olmadan da o pozisyonu yönetmesi mesela çok mümkün olmayabiliyor.
Onlarla baş edebilmesi çok mümkün olmayabiliyor.
Bazen bir şeylerden fedakarlık da bu.
O yüzden az önce bağladığımız yer yine anlamlı oluyor.
Hani geriye dönüp baksan başardın mı?
Ben bunu başardım. Ben mutlu bir hayat sürdüm.
Evet arkadaşlar. Ben tabii ki Hollanda'dayım.
Sevgili Zeynep İtalya'da.
İnternet üzerinden ve belli bir platform üzerinden bu yayını yapmaya çalışıyoruz.
Teknik aksaklıklar olmuyor değil.
Biz bu yayını yaklaşık 3,5 saattir çekmeye çalışıyoruz.
O yüzden de tabii ki en sonda artık teknik aksaklıkların çözemediğimiz bir noktasında tam olarak da artık bağlamaya başladığımız bir aşamada yayını Zeynep...
açısından durdurmak zorunda kaldık.
Buraya kadar dinlediyseniz gerçekten umarım sizler için faydalı olmuştur ve umarım sizler için bir pencere açmıştır ferahlamanız için ve kendi yaşadıklarınızı anlamlandırabilmeniz için.
Bugün bu üç farklı örnek üzerinden akademik ilişkilerin ve ortamın insanı nasıl etkileyebileceğini birlikte konuştuk, değerlendirdik.
Bir noktada benim için de bir terapi gibi oldu.
Bazı konuları konuşurken.
Belki burada anlatılanların bir kısmı size de tanıdık geldi.
Belki de ilk kez yaşadığınız bir şeye biraz daha böyle dışarıdan bakabildiğiniz başkalarının örnekleri sayesinde.
Bu açıdan Zeynep'in de sevgili Göçebe Psikolog hesabıyla Instagram hesabında zaten paylaşımları benim de çok beğenerek takip ettiğim paylaşımları bu podcast yayınında da bize oldukça ilham
verici ve gerçekten yol gösterici oldu bence.
Belli bir noktada bizi birazcık teşvik ediyor.
diye düşünüyorum yani Tabii ki bir terapi gibi olmasa da bir noktada bizi teşvik edebilecek, cesaretlendirebilecek bir sohbete dönüştüğünü düşünüyorum.
O yüzden Zeynep'e de çok teşekkür ederim.
Onunla yayını kapatamıyor olsak da bütün yayınımız onunla birlikteydi.
O yüzden tekrardan ona teşekkür ederim katkıları için.
Benim için de çok keyifli bir yayındı.
Umarım sizin için de öyle olmuştur.
Akademinin İçinden dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Eğer siz de akademide yolunuzu arıyorsunuz, burada yalnız değilsiniz.
Yeni bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
