
Akademide Yaşanan Zorluklar 2: Görünmeyen Emek ve Fikir Sahipliği
4 Haziran 2026 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde, emeğin görünmezleştiği ve fikir sahipliğinin bulanıklaştığı o gri alanı konuşuyoruz.
Ortada her zaman çok açık bir ihlal olmayabiliyor; ama insan yine de kendi katkısının silikleştiğini, geri çekildiğini ve daha az paylaşmaya başladığını fark edebiliyor.
Bu bölümde, tam da bu deneyimin öğrencide nasıl bir etki bıraktığını bir vaka üzerinden konuşacağız.
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcastte akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Evet arkadaşlar kaldığımız yerden devam edelim.
Bu bölümde de akademide insanı zorlayan başka bir ilişki öğrencisine bir vaka üzerinden bakacağız yine.
Ben şimdi yine tekrardan bir öğrencinin bize yazmış olduğu bir maili direkt olarak okuyacağım.
Sonrasında üzerine konuşuruz.
Merhaba, ben doktor öğrencisiyim.
Benim yaşadığım şey daha çok fikir sahipliği ve görünürlükle ilgili.
Açık söylemek gerekirse uzun süre bunu nasıl adlandıracağımı bilemedim.
Çünkü olay çok net, tek seferlik bir şey gibi olmadı.
Bir konu üzerinde epey zamanda çalışıyordum.
Okuduklarımdan yola çıkarak belli bir çerçeve kurmaya başlamıştım.
Bununla ilgili bazı notlarım hazırladığım taslaklarımda vardı.
Bir görüşmede danışmanımla bu hattı paylaştım.
O gün için benim açımdan verimli bir konuşmaydı.
Sonraki haftalarda benzer başlıklar yeniden konuşulmaya başlandı.
Başta çok dikkat etmedim.
Ama bir süre sonra beni rahatsız eden bir şey olduğunu fark ettim.
Çünkü konuşulan çerçevenin içinde benim emek verdiğim bazı bağlantılar vardı ama bu katkının kaynağı giderek silikleşmeye başladı.
Bir noktadan sonra ben o fikrin üreticisi gibi değil, sanki zaten ortada duran bir konunun etrafında çalışan biri gibi görünmeye başladım.
Buna doğrudan itiraz etmedim.
Açıkçası nasıl edeceğimi de bilemedim.
Çünkü elinizde net sınırları çizilmiş bir olay yoksa konuşmaya başladığınız anda sanki siz sahiplenici davranıyormuşsunuz gibi bir risk.
Bu deneyim beni beklediğimden daha fazla etkiledi.
Çünkü sonrasında yeni bir fikir söylerken daha hesaplı davranmaya başladım.
Daha az şey paylaşır oldum.
Bu da benim çalışma biçimimi değiştirdi.
Benim burada sormak istediğim şey şu.
Bu tür gri alanlar neden bu kadar sarsıcı oluyor?
Ve insan ne zaman ben fazla hassas davranıyorum demeyi bırakıp bunun gerçekten ciddiye alınması gereken bir durum olduğunu düşünmeli diye sormuş.
Bu bayağı ciddi yerden yere vuracak, sarsacak bir keyif gibi geldi bana yani.
Ben de aynı şekilde hissederdim.
Bu direkt benim aklıma şey getiriyor.
Gerçeklik algımın sarsılması.
Yani giderek silikleşiyor o alanlar demiş.
Bir de çok güzel ifade etmiş.
Yani yaşamış dolu dolu.
Bu fikri ben paylaşmıştım ama sanki ortada olan bir şeyin etrafında çalışan biri haline geldim.
İtiraz etsem nerede edeceğim?
Sınırları da belli değil.
belki de gayet kolay bir şekilde itirazına reddedilebileceği bir atmosfer var orada.
Kanıtlayamayacağı, bunu açıklayamayacağı.
Çünkü her yeni paylaştığınız fikrini de muhtemelen kayıt altına alarak paylaşmıyorsun.
Orada belki de bir sohbeti, ayaküstü bir diyaloğun içinde geçiyor.
Ve hani orada belki de kişi suistimar duygusuna kapılıyor.
Hani ne noktada bunu ciddiye almalıyım diye soruyor.
Aslında içten içe onu kemiren bir şey var zaten ortada.
Anladığım kadarıyla hiç gidip konuşmamış.
Hocam hani sizinle paylaştığım fikre çalıştığımızı görüyorum.
Burada bana bir referans kredi verilecek mi?
Burada öğrencinin bir mekanizmi ne olursa evda referans verilmesine.
Bence referanstan bağımsız.
Çünkü şey yazıyor. Bir noktada ortak bir şeye dönüştüğü gibi.
bir şey yazıyordu. Mesela bir yayın mı çıkacak ve hani orada bana da kredit verilsin yani benim de adım geçsin gibi bir şey.
Yok bence adım geçsinden çok daha fazlası.
Yani fikri kendisi ortaya attığı ve o çalıştığı için işte o çalışmanın sahibi olarak çünkü genelde akademide şöyle oluyor işte mesela doktora için bahsedeyim.
Doktoranın bütün bu işte yürüttüğüm projenin fikri hakları bana ait sonuçta.
Evet bir Supervisor ortamında gelişiyor bu fikirler ve biz bunu tartışarak farklı bir noktaya taşıyoruz.
Ama fikir benden çıktı ve bu çalışmayı ben yürüttüğüm için örnek veriyorum.
İlk yazar ben oluyorum.
Benim supervisor'ım en son yazar oluyor ve araya dahil edilen insanlar eğer gerçekten benim çalışmamda çalışması gerektiyse ve çalıştıysa dahil ediliyor ama hoca istediği için de dahil
edilmiyor. Buradaki şeyi bilmiyorum hani ortadaki ortaklığı...
Bilmiyorum ama normalde beklenen şey hani öğrencinin işi olması.
Çünkü fikri o ortaya koymuş.
Benim burada anladığım şu an ortaklaşır bir şeye dönüşmüş gibi.
Yani onun için o şüphe tohumu düşmüş.
Yani burada bir tuhaflık var.
Ben bunun kokusunu alıyorum. İnsan o gut feeling denir ya İngilizce'de.
Hani içgünsel olarak, sezgisel olarak hissettiğim, fark ettiğim şey.
Bunu bazen kelimelere dökmek zordur, bazen kanıtlamak zordur ama bir şeylerin yolunda gitmediğini biz sözsüz işaretlerden anlayabiliriz.
Orada işte gerçeklik havlasının bozulması da orada başlıyor.
Yani karşı taraf bunu çok şey prezente ediyor.
Hiç senden bahsetmeden, senin daha önce böyle bir şey konuştuğundan, senin fikrin olduğunu söyleyerek.
Değil de başka bir şekilde sunuyorsa sen de kendini şüphe etmeye başlıyorsun.
Ya biz bunu konuştuk mu konuşmadık mı?
O alanlar işte bir ilki belirsizleşmeye başlıyor.
Ve sen de bir şeylerin yolda gitmediğine dair bir duygu var.
Bu zaten ciddiye alman gereken bir şey bu noktada.
Aslında bunu hemen tespit edebilsem orada harekete geçer ve bir dakika hoca hani proje baştan proje mi artık?
Nasıl deniyor? Tam bilmiyorum ama çalışma başlamadan değilim.
Hocam da gidip... Hocam biz bunu böyle böyle konuşmuştuk.
Nasıl yapalım? Ama benim anladığım hoca bunu yaparken hoca farkında zaten yani.
Hani o noktada da şeyi soruyor.
Belki hoca da hani bunu bir öğrenciden duydum ama hoca da kendi fikrim miydi?
Ben mi düşündüm bunu? Biriyle mi konuşmuştuk?
Belki hocada da belirsizdir.
Belki onu hatırlıyor musunuz hocam?
Sizinle böyle konuşmuştuk.
Ben bu projenin liderliğini yaparım, öncülüğünü yaparım.
Mesela şey sormuş.
O beni çok ilginç geldi.
Belki ben fazla sahipleniyorum demiş.
Aslında fikrin kendinden çıktığını söylüyor.
Ama bu noktada kendinden şüphe etmesi çok fazla yani.
Belki hocamın çocuğu olduğunu ben de düşünmüştüm zaten.
Bunu herkes düşünebilir diyecek.
Hoca belki guest lighting dediğimiz hani.
Senin aklını bulandıracak orada.
Senin doğrularınla, ayarlarınla oynayacak.
Artık karşı tarafta nasıl bir profil var bilmiyoruz.
Ama bu arkadaş kendini iyi hissetmiyor yani bu çalışmayla ilgili pek bir ki.
Belki deneyebilir, konuşabilir.
Evet. Bekledikten daha fazla rahatsız etti beni.
Ve üstünden de zaman geçmiş gibi görünüyor yani.
Geçtikçe dönüyor. O konuşmalar evet.
Bir de daha çok bir ortak çalışmaya dönüşmüş gibi görünüyor.
Öyle olunca da tabii artık hani bir şey söylese de...
Çok geride kaldı artık. Çok geride kalmasın.
Olsun yani ben böyle şeylerde hiçbir zaman geç olduğunu düşünmüyorum.
Kişi kendini o zaman hazır hissetmiştir.
O zaman anlayabilmiştir, fark edebilmiştir.
Ya ben şey diyebilirsem, cesaret edemedim bunu sormaya, konuşmaya ama hani şu an buna hazır hissettim kendimi.
Ya ben böyle düşünüyorum bu konuyla alakalı.
En azından sonuç değişmese bile senin kendin için if you can stand up for yourself yani hani arkanda durabilmek diye mi çevrilir?
Sana iyi gelecektir.
Evet. Kesinlikle.
Sezgisel sesini göz ardı etmemeli.
Kesinlikle. Bir yandan da şey düşünüyorum yani sonrasında ben neden bunu yapmadım da diyebilir yani.
Olay büyür işte başka...
Çok büyük bir projeye dönüşür bir şey olur ve sonrasında keşke yapsaydım pişmanlığı da olabilir belki.
Belki sonra işte o şüpheden dolayı yok ya zaten benim fikrim değildi sonradan bu böyle böyle oldu.
Evet yani sonuç değişmeyecekse bile aslında bunu gün yüzüne, su yüzüne çıkarmak kişinin kişine iyi geleceğini düşünüyorum.
Peki o noktada şey nasıl yani?
Bu mesela az önce bahsettiğimiz vakadaki gibi yani kaçıngan bir insansa ve problem çıkmasından kaçınıyorsa nasıl çözebilir?
Yani mesela şunu düşünüyor olabilir.
Ben bunu söylediğimde kendisi de söylüyor zaten işte sahiplenici görüneceğim diyor.
Belki işte ekip çalışmasına yatkın görünmeyecek.
Sonuçta işte ben ben diyor gibi görünecek ama aslında fikir ondan çıkmış.
Bu noktada hani nasıl yani konuşmak onun için çözümken bundan...
Problem çıkmasından dolayı kaçması da ayrı bir ısrar çatışma.
Ya sular bulanacak.
Yani bazı şeylerin bedeli oluyor işte.
Buna cesaret göstermek.
Hani bunu riske atabilmek.
Evet olumsuz bir karşılık alabilir.
Ya da kötü görünebilir.
Ama kendisi için bunu yapmış olmanın reward'ını da ödülünü de alacaktır.
Onun tatminini de hissedecektir.
İnsanın kendisine bazı kilitleri açması gerekiyor.
Bunlar kolay şeyler ya. Dediğim gibi en büyük korkulu rüyası bu yüzleşmedir belki.
Ama bunu göze almadan da o eşiği geçemezsin.
Doğru. Fırtınadan geçmeden sakin kıyılara ulaşamazsın.
Önce o fırtınadan bir geçmen lazım.
Doğru. Evet.
Ama sonrası cennet.
Yani evet belki değişmeye de bilir sonuç.
Ama en azından bunu yapmış olmak bile rahatlıklı.
Bilmiyorum bu kısım bence bayağı sarsıcı bir kısım.
Yani ben de bayağı sarsıcı buldum.
geçmiş olsun. Ben şu an tamamen o öğrenci nasıl bakıyorsa öyle bakıyorum.
Yani biraz işin içindeyken de zor geliyor da kesinlikle birinden yardım almak çok daha iyi olur tabii ki.
Peki bu yani buraya kadar konuştuğumuz iki örnekte de aslında ortak bir şey var.
İnsan bir noktadan sonra işini yapmaya çalışmıyor.
Aynı zamanda Kendini de korumaya çalışıyor.
Yani bana öyle geldi bu ikisi.
Sanki birazcık da kendini korumayla alakalı gibi işte.
Biraz belki toplantıda susmak, sessiz kalmak.
Biraz belki işte aklına gelen her fikri söylememeye itilmek.
Yani o akademik ortam böyle birazcık o duyguları etkiliyor gibi.
Bu vaka bende kendi danışanlarımı da yine çağrıştırdı.
Belki makamını verebilirim.
Belirsiz alanlar, gri alanlar noktasında kişinin kendi gerçekliğinin sarsılması çok önemli bir konu.
Ve bu aslında sadece akademide olan bir durum değil.
Sosyal yaşantıda başka alanlarda da karşılaşabildiğimiz, bir partner ilişkisinde karşılaşabildiğimiz ya da bir danışanım var mesela.
Bunu ben kendi sosyal medya hesabımda da paylaşmıştım.
Onun da onamını alarak konuştum.
Kendisini taciz ettiğinden şikayetçiydi ama bu benim için ne kadar risk oluşturur?
Bunu ciddiye almalı mıyım?
Ya da işte bana mı öyle geliyor acaba?
Gerçekten işte rahatsız edici bir şey mi söylüyor?
Ben mi aşırı hassas davranıyorum?
Gibi ikilemlerde kaldı.
Bu gri alanlarda, özür dilerim öldüm.
Bu gri alanlarda akla gelen soru hep ben mi abartıyorum?
Bu mu öyle geliyor?
Bana mı öyle geliyor sorusu çok yani.
Evet zaten...
Videonun başlığını da hani bu kadar abartmasan mı gibi bir şey koymuştum diye hatırlıyorum.
Sen de biraz abartıyor musun acaba?
Böyle şeyleri çok da duymuş olabiliyoruz.
Yani o yüzden sesimize güvenmemeyi de öğreniyoruz aslında biraz.
Abartmıyorsun. O kadar bir rahatsızlık hissediyorsan sen.
Hani bu vaka şeyde de sana yazan arkadaş da nerede ciddiye almalıyım diye sormuş ya.
Ne zaman ciddiye almalıyız bunu?
Yalnız olmalısın. O huzursuzluğunu göz arda etmemelisin.
Bu danışanımla da hani o iç sesine güvenme konusunda çalışıyorduk mesela.
Bu örneği eklemek istedim.
Ya da mesela partner ilişkisinde de o popüler kültürde guest lighting denen şey.
Yo ben onu öyle söylememiştim.
Ya apaçık öyle söylemiş mesela ama senin algını bozuyor.
Sen öyle anlamışsın.
Ben onu kastetmiştim.
Evet bazen gerçekten yanlış anlamış olabiliyorum ama hani sürekli bu bir dakika ben mi her bir...
Zihninde bir sis bulutu gibi.
Ben mi her şeyi yanlış anlıyorum?
Sürekli kafa karışıklığı yaşıyorsun.
Yani ortada olan bir durum var ama karşı tarafını hiçbir zaman kabul etmiyor.
Hep inkar ediyor. Belki işte bu mail atan arkadaş da hani bu inkar edilebilir mi?
Bunu nasıl ispatlarım noktasında.
Yani kişi o kendini hani nasıl ifade edeceğini orada bilemiyor olabilir.
Bunun dışına kendini çıkaramıyor olabilir.
Ve bu sis bulutunda bir kafa karışıklığı yaşamak.
Yani çok zor bir psikoloji.
Evet. Ve harekete geçilmesi gereken bir yer.
Yani biraz kendinden aslında şüphe etmeden kendi arkanda durabilmeyi bilmekle alakalı.
Kesinlikle. Bence de.
Yani biraz da benim için bir huzursuz bunun bir sebebi var.
Yani bu boşuna değil demek gerekiyor aslında.
Yani o huzursuzluk kesinlikle boşuna gelmiyor.
Kesinlikle kendini ciddiye alabilmek.
Sen ama ciddiye alınmadıysan.
daha önce belki kendini ciddiye almayı da öğrenmemiş olabilirsin.
Evet. Teşekkür ederiz.
Bence gerçekten çok da ilişkili oldu bu vakayla.
Bir sonraki vakada da aslında tam buna benzer bir şey var.
O vakayı da şimdi hemen arkasından bunun arkasından işleyebiliriz diye düşünüyorum.
Bu bölümü burada sonlandıralım.
Hemen arkasından diğer vakayı dinlemek için hemen diğer bölümü bekliyoruz size.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
