
Erteleme, mükemmeliyetçilik, yetersizlik duygusu… ve bazen de görünmeyen akademik baskılar, küçümseyen geri bildirimler, susmaya zorlayan ilişkiler. Bu bölümde, akademide insanı hem içten hem de bulunduğu akademik ortamdan zorlayan yükleri konuşmaya başlıyoruz. Bir sonraki bölümde bir psikologla, bu konuyu sizin hikâyeleriniz üzerinden derinleştireceğiz. Paylaşmak istediğiniz hikayenizi anonim olarak mail ya da instagram hesabımız üzerinden iletebilirsiniz.
Transkript
Akademinin İçinden merhaba.
Burada CV'leri değil, akademik yolculukların gerçekten nasıl yaşandığını konuşuyoruz.
Akademide kalmayı seçenleri, bir noktada durup düşünenleri ve yolunu yeniden çizenleri.
Ben Sevda ve bu podcast'te akademiye giden yolları, o yollardaki kırılma anlarını ve çoğu zaman ancak yolda öğrenilen deneyimleri paylaşıyoruz.
Akademinin İçinden merhaba.
Bugün sizlere yine Delf Teknik Üniversitesi'nin podcast stüdyosundan sesleniyorum.
Bugün biraz farklı bir bölüm yapmak istedim.
Çünkü akademide bazı anılar var ki gerçekten dışarıdan biri izlese hiçbir şey anlamaz.
Ama içeride fırtınalar kopuyordur.
Şimdi hayal edin, bilgisayarınız açık.
3-4 tane pdf kaynağınız açık.
Word dosyanız açık. Masanızda kahveniz var.
Siz masanın başındasınız.
Ve dışarıdan bakan biri teorik olarak sizin çalıştığınızı görüyor.
Ama bir yandan da son 20 dakikadır aynı paragrafla boğuşuyorsunuz.
Bir cümle yazıyorsunuz, içinize sinmiyor, sonra siliyorsunuz.
Sonra başka bir sekme açıyorsunuz, mailinizi kontrol ediyorsunuz.
Sonra bir su alıp geliyorsunuz.
Tekrar dönüyorsunuz ama o paragraf hala orada duruyor.
Ve bir noktadan sonra mesele sadece o paragraf olmaktan çıkıyor.
Yapmanız gereken işten çok o işin size bıraktığı hisle uğraşmaya başlıyorsunuz.
Bence akademide en tuhaf şeylerden biri bu arkadaşlar.
Hayat dışarıdan bakınca çok düzenli, çok kontrollü, çok profesyonel görünebiliyor.
Ama içeriden bakınca tablo çoğu zaman o kadar düzenli değil maalesef.
Hatta bazen böyle akademik hayatı en iyi anlatan cümlem yani gerçekten dışarıdan bakınca çok düzenli, çok profesyonel ama içeriden bir test formatı kadar darmadağın.
Yani tam da bu yüzden bu bölümü yapmak istedim.
Çünkü bir şeyi hemen açıklamaya ya da toparlamaya çalışmayacağım bu bölümde.
Bu bölümde sizlerle birlikte akademide insanın içine yerleşen o sessiz baskılara birlikte bakmak istiyorum.
Çünkü uzunca bir süredir şunu düşünüyorum.
Akademide insanı bence en zorlayan şeylerden biri iş yükü değil, bence duygularını regüle edebilmek.
Bazen mükemmel olma baskısı oluyor, bazen sürekli erteleme hali oluyor.
Bazen ne yaparsa yapsın insan yeterli değilmiş gibi hissediyor.
Bazen de insanın kendi başarısını bile sahiplenemediği.
Hep bir açık verecekmiş hissi.
Hep bir o imposter hissi.
Bu hep devam ediyor.
Ya da bunların hepsi de sadece insanın kendi içinde olup bitmiyor.
Bazen bulunduğu akademik ortam.
Bazen çalıştığınız insanlar.
Bazen aldığınız geri bildirimler.
Kendini ne kadar güvende hissettiğiniz.
Bunların hepsi o duyguları büyütebiliyor.
Ve ben bu bölümde gerçekten bunları sizinle birlikte farkındalık oluşması açısından tekrardan yavaş yavaş konuşup Bir sonraki bölüme sizi hazırlamak istiyorum.
Çünkü bir sonraki bölümde bir psikolog konuğum olacak.
Ben bu işin uzmanı değilim.
Bugün size yapılan araştırmalar ve bizim tam olarak hissettiklerimiz üzerinden bir farkındalık bölümü hazırlıyorum.
Bir sonraki bölümde sizlerin de eğer isterseniz anonim olarak paylaşacağınız hem duygularınız olabilir, hem yaşadığınız zorluklar olabilir, hem bulunduğunuz akademik ortamdaki ilişkileriniz
olabilir. Paylaştığınız her şey çok kıymetli olacak.
Psikologumuzla paylaşacağız ve onunla birlikte bu durumları nasıl aşabiliriz?
Bunların gerçekten bizdeki yeri ne?
Biz ne hissediyoruz?
Bu konuda nasıl baş edebiliriz?
Bunların göstergesi neler olabilir?
Tam olarak yaşadığımız şeyi nasıl anlamlandırabiliriz?
Bunların hepsini bir sonraki bölümde konuşmak istiyorum.
Yani bunu farkındalık amaçlı yapıyorum diyorum ama bence anlamlandırabilmek ve yaşadığımız şeyi fark edebilmek çok önemli.
Bulunduğunuz akademik ortağımda küçümsenmek, yok sayılmak, emeğinizin görünmemesi, bir toplantıda rahatça konuşamadığınızı fark etmek, bir şey söylemeden önce iki kere düşündüğünüzü fark etmek,
bir noktadan sonra ben mi abartıyorum diye kendi duygusundan bile şüphe etmeye başlamak.
Bütün bunlar beni bu bölümü yapmaya iten şey aslında çünkü...
Bence akademide birçok insan yaşadığı şeyi hemen tarif edemiyor.
Bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyor ama neyin yanlış gittiğini tam olarak anlayamıyor.
Çünkü bir şeyin içinde debeleniyorsunuz sadece.
Yani ne olduğunu siz de fark etmiyorsunuz.
Belki sadece çok yorulduğunuzu düşünüyorsunuz.
Bazen çok alıngan olduğunuzu düşünüyorsunuz.
Belki biraz zorlandığınızı ama bunun zaten akademide çok normal olduğunu söylüyorsunuz belki kendinize.
Ve zamanla bütün bu olanlar yine dönüp kendi kendinize...
Kişiselleştirdiğiniz, kendi kendinizle açıklamaya çalıştığınız bir noktaya dönüyor.
Yani ben mi fazla etkileniyorum?
Ben zorlanıyorum belki.
Herkes yapıyor ama ben yapamıyorum.
Ya da bu iş gerçekten çok zor, baş edemiyorum gibi bir noktadan kişiselleştirmeye başlıyoruz.
Bu noktada gerçekten psikologla birlikte bunların bizim içimizde yaşadığımız duyguların karşılığı ne ve biz bununla nasıl baş edebiliriz?
Ya da bunların sebepleri neler?
Bunları konuşmak istiyorum.
Mükemmelliyetçilik gerçekten baktığımızda insanı çok motive eden, hatta böyle çok titiz, detaycı insanlarda bulunur gibi görünür ama bir noktadan sonra mesela kitlemeye başlıyor bence.
Ya da erteleme gerçekten sadece tembellik mi yoksa bazen kaygının, korkunun, baskının bir sonucu mu?
Ya da işte imposter hissi neden bu kadar yaygın akademide?
bir akademik ortamdan olduğunu nasıl ayırt edebilir?
Ya da işte sürekli küçümsenmek, görünmez kalmak, üstü kapalı şekilde sindirilmek insanda nasıl iz bırakır?
Bunları böyle kavramlar üzerinden değil, gerçekten yaşanan şeyler üzerinden konuşmak istiyorum.
O yüzden bugün bu bölümü biraz da gerçekten sizlere ulaşmak için yapıyorum.
Belki tam şu an bunu yaşayan birine ulaşabiliriz.
Ya da belki bir dönem yaşamış ama uzun süre adını koyamamış birine ulaşabiliriz.
Ya da içinden aynı cümleleri geçirip durduğu halde bunu ilk kez burada duyacak birine ulaşabiliriz.
Çünkü bence önce çok tanıdık bir yerden başlamak gerekiyor.
Akademide bazen böyle en zor şey gerçekten işin kendisi olmuyor.
En zor şey o işin sizde bıraktığı his oluyor.
Ve araştırmalar da bunu gerçekten destekliyor arkadaşlar.
Öğrencilerde ertelemenin yalnızca zaman yönetimi problemi gibi işlemediğini söyleyen çalışmalar var.
Özellikle de yayınlanan bir çalışmada ertelemenin kaygı, stres ve daha düşük yaşam kalitesiyle birlikte görülebildiği söyleniyor.
Yani bazen mesele gerçekten yapmamak değil, başlamanın ya da teslim etmenin sizde yarattığı baskı olabilir.
Bence bu çok önemli çünkü biz bazı şeyleri çok hızlı karakter meselesine kişiselleştirmeye çeviriyoruz.
Halbuki bazen insan bir işi sevmediği için değil.
o işin içinde yeniden yetersiz hissetmekten korktuğu için erteliyor olabilir.
Bir de tabii mükemmelliyetçilik var.
Bu da gerçekten dışarıdan bakınca çok övülen bir şey ama asla öyle değil bence.
Detaycı olmak, titiz olmak, çok yüksek standartlı olmak, en iyisini, en mükemmelini teslim etmeye çalışmak.
Ama araştırmalar burada önemli bir ayrım yapıyor.
Özellikle de mükemmelliyetçilik üzerine yapılan meta analizler hata yapma korkusu, eleştirilme hassasiyeti ve kendine acımasız yaklaşımı içeren tarafın ertelemeyle daha güçlü
ilişkili olduğunu gösteriyor.
Yani insanı geliştiren özen ile insanı kitleyen, kusursuz olmak zorundayım hali aynı şey değil.
Ve akademide bu çizgi çok kolay bulanıklaşıyor.
Yani ben de kendimde bunu hissediyorum.
Hep en iyisini, en iyi versiyonunu yapmak için bazen baştan, yani silip baştan yaptığım ya da Silip baştan yazdığım bile oluyor.
Ve bu sizi sadece farklı noktaya götürecek.
Yani bir ilerisine değil aynı çizgi üzerinde sağa ya da sola ilerletecek.
Daha ileri bir noktaya zıplatmayacak size.
Ama işte bunu anlamak, bunu fark edebilmek, bunu fark edip tamam şu an durmam gerekiyor.
Bu yaptığım haliyle de iyi olacak.
Bu yaptığım haliyle de gönderebilirim demek.
Ve o haliyle feedback almak bence çok çok daha önemli.
Ama işte fark etmek. Zaten olay bence.
Bir noktadan sonra insan üretmeye değil hata yapmamaya çalışıyor.
Yani öğrenmeye değil tam tersi açık vermemeye çalışıyor.
İşte merak etmeye değil yani bilim gerçekten bence merak etmekten ortaya çıkıyor.
Ama biz bu mükemmelliyetçilik yüzünden merak etmeye değil tam tersi yetersiz görünmemeye çalışıyoruz.
Bu şekilde ilerlediğinde de mesele sadece akademik performans olmaktan çıkıyor.
Bu tamamen bir duygusal yük haline geliyor.
Ve bazen literatürde imposter hissi diye geçen şeye benziyor.
İnsanın kendi başarısını içselleştirememesi, işte bir gün gerçekten açık verecekmiş gibi hissetmesi.
Yani şu çok tanıdık bir düşünce bence hepimize.
İşte ben yaptığım her şeyi şans eseri yaptım.
Herkes benden daha yetkin ama ben hala kendimi geliştirmeliyim.
Ben sadece bu noktaya denk geldim.
Ya da işte ben sadece bu çalışmaya bir şans eseri dahil edildim gibi düşünüyoruz.
Ve bu konuda yapılan araştırmalarda imposter duygularının özellikle yüksek başarı beklentisinin olduğu ortamlarda oldukça yaygın olduğu görünmüş.
Yani bu iyi oluşla ters yönde ilişkili olduğu söyleniyor.
Bu his insanın tek başına yaşadığı tuhaf bir şey değil bu arada.
Birçok başarılı insanın da yaşadığı ama çoğu zaman sakladığı bir deneyim.
Belki burada şunu söylemek sizlere iyi hissettirebilir.
Bu kendinden şüphe etme hali sadece sizin ya da benim başımıza gelen şeyler değil.
Yani sadece yolun başındaki insanların yaşadığı bir şey değil.
Mesela 2024 Nobel Tıp ödülünü alan Victor Ambrose, Nobel Prize röportajında genç araştırmacıların şunu bilmesi gerektiğini söylüyor.
Kariyerin her aşamasında bilim insanları da buraya ait miyim, yeterli miyim, yaptığım şey değerli mi gibi sorularla uğraşabiliyor diyor.
Aynı zamanda 2021 yılındaki Nobel Kimya Ödülü sahibi David Macmillan da benzer şekilde yeterince iyi miyim duygusunun ve imposter hissinin düşündüğümüzden çok daha yaygın olduğunu söylüyor.
Yani bazen insanın yaşadığı şey kişisel bir kusurdan çok yüksek beklentili ortamlarda çok yaygın bir insanlık hali olabiliyor arkadaşlar.
Ama hikaye her zaman sadece insanın içinde de dönmüyor tabii.
Bazen bulunduğu ortam da bunu büyütüyor.
Ve bu da benim bir sonraki bölümde gerçekten konuğumla birlikte konuşmak istediğim önemli konulardan biri.
Çünkü bazen mesele gerçekten kaygı olabilir, tükenme olabilir, o imposter hissi olabilir.
Ama bazen de kişi zarar verici bir ilişki ya da ortamın içinde de olabilir.
Mesela biri sizinle sürekli küçümseyen bir dille konuşuyorsa, toplantıda sözünüzü bölüyorsa, size verdiği geri bildirim geliştirici değil, utandırıcı geliyorsa, emeğiniz görünmüyorsa, emeğiniz
başka biri tarafından sahipleniliyorsa, sürekli bir belirsizlik varsa, ne yapsanız yetmiyorsa ve siz de zamanla daha az konuşan, daha çok çekinen, daha çok kendinden şüphe
eden birine dönüşüyorsanız o akademik ortam size iyi gelmiyordur arkadaşlar.
Bu konuyla alakalı yapılan bir çalışma 2024 yılında Frontier Psychology'de yayınlanan bir çalışmada çok ilginç doktoru öğrencilerinde danışmanlık ilişkisinin Belirsiz, öngörülemez
ve öğrencinin ihtiyaçlarıyla uyumsuz hissedildiği durumlarda depresyon, anksiyete ve stres belirtilerinin daha yüksek olabildiğini gösteriyor.
Görebiliyor musunuz? Yani gerçekten çok ciddi bir şekilde etkileniyoruz aslında.
Ve bunun yaşadığımız, bulunduğumuz akademik ortamın ne kadar önemli olduğunu gösteren çok önemli bir bulgu bence.
Burada insanın aklı gerçekten karışıyor yani.
Bu normal bir tepki mi?
Bu normal bir sertlik mi?
Bu akademinin doğası mı?
Yoksa bu gerçekten bana iyi gelmeyen bir ilişki mi?
Bunu anlamak bence çok zor oluyor.
Hem de öğrenci tam olarak bu noktada yalnız hissedebiliyor.
Çünkü benim Türkiye'de gözlemlediğim insanlar bunu birbiriyle paylaşmaya bile çekiniyorlar.
Anlamlandırmaktan bile çekiniyorlar bence.
Birazcık bunun farkındalığı oluşsun istiyorum aslında.
Yani bu illa her yaşadığınız şeyi tabii ki bir çerçeveye oturtun demek değil.
Ama bir şeyler ters gidiyorsa burada tek problem siz değilsiniz ya da kişiselleştirmeyin demek istiyorum.
Çünkü bir yandan da kendi duygusundan emin olamıyor insanlar ve bir yandan da elindeki ilişki bir...
güç ilişkisi olabiliyor, bir hiyerarşi oluyor.
Mesela bu bir danışman öğrenci ilişkisi olabilir.
Yani dışarıdan bakınca neden söylemiyor, neden uzaklaşmıyor denilebilecek bir şey.
İçeriden o kadar basit görünmüyor olabilir.
Bunu tahmin edebiliyorum.
Çünkü o kişi sizin mezuniyetinizi etkileyebilir.
Sizin referansınızı etkileyebilir.
Belki yayınınızı etkileyebilir.
Ya da belki laboratuvardaki yerinizi etkileyebilir.
Kendinizi güvende hissedip hissetmeyeceğinizi çok net etkileyebilir.
Ve bu yüzden insan bazen yaşadığını hemen başkasına anlatamıyor, hemen isimlendiremiyor, hemen yardım isteyemiyor.
Bu çok anlaşılabilir bir şey.
Sadece bunu bence yakın hissettiğiniz insanlarla paylaşıp en azından duygu yükünüzü birazcık olsun, hafifletmeye çalışmanız iyi olabilir.
Bu konuda Nature'ın yaptığı bir çalışmada, doktor öğrencileriyle yaptığı geniş bir ankette katılımcıların kayda değer bir kısmı zorbalık, ayrımcılık ya da ruh sağlığı nedeniyle destek arama deneyimi
yaşadığını söylüyor. Bu da bize şunu gösteriyor aslında.
Bu mesele böyle tek tük yaşanan bir şey değil.
Akademik hayatın konuşulması gereken gerçeklerinden biri.
Ben o yüzden bu bölümü biraz çağrı gibi düşünüyorum, bir davet gibi düşünüyorum.
Bir sonraki bölümde bir psikologla bunları konuşacağım.
Ama istiyorum ki bu konuşma sadece teorik bir yerden olmasın.
Gerçek duyguları olsun içinde, gerçek olayları olsun, gerçek deneyimler olsun.
O yüzden sizden gelen şeyleri de o bölüme taşımak istiyorum.
Tabii isterseniz anonim olarak paylaşmanızı bekliyorum tabii ki.
Kimseyi açığa çıkarmadan, kimsenin ismini, üniversitesini, hiçbir şeyini paylaşmadan.
Gerçekten sizi etkileyen, baş edemediğiniz zor duyguları bizimle paylaşabilirsiniz.
Nasıl bir yol bulabilirim diye düşündüğünüz ve çıkış yolu bulamadığınız bir kısmı paylaşabilirsiniz.
Çünkü herkes her zaman psikolojik desteğe ulaşamıyor ve bu noktada bence akademik anlamda yaşanan zorluklar, psikolojik açıdan yaşanan zorluklar ulaşılabilir bir...
Kaynak tarafından da desteklenmiyor.
Bu sebeple ben aslında bunu yapmaya çalışıyorum şu an.
Evet tabii ki tek bir yayınla yapabileceğimiz bir şey değil.
Ama en azından bir yol göstericilik, bir farkındalık kazanırması açısından bunu yapmak istiyorum.
Bu yaşadığınız bir durum olabilir.
Bir toplantıda kendinizi kötü hissettiğiniz, küçük düşürülmüş hissettiğiniz bir durum olabilir.
Belki ben abartıyorum deyip emin olamadığınız bir şey olabilir.
Ya da bitirmeniz gereken bir işi günlerce açamıyorsanız, bunun tembellikten değil korkudan olabileceğini düşünüyorsanız o süreci anlatabilirsiniz.
Ya da uzun süre normal sandığınız ama dönüp bakınca sizi sürekli güvende hissettirmeyen, geren ya da susturan bir danışmanlık ilişkisi yaşadıysanız onu yazabilirsiniz.
Bir maili atmaya çekindiğiniz, toplantıya girmeden önce gerildiğiniz, Hata yapmaktan çok korktuğunuz bir zamanı paylaşabilirsiniz.
Emeğinizin görünmediği, emeğinizin başkası tarafından sahiplenildiği somut bir olay olduysa bunu anlatabilirsiniz.
Ya da sadece çok kısa bir şekilde şunu da yazabilirsiniz.
Ben de bunu yaşıyorum ve bunun hakkında konuşulmasını istiyorum.
Bu çok yeterli. Çünkü bazen tek bir yaşanmış olay uzun uzun yapılan açıklamalardan çok çok daha fazlasını anlatıyor bence.
Ve bunların hepsini bir psikolog yardımıyla detaylı bir şekilde ele almak istiyorum.
Bu kadar yoğun yetersizlik hissi neden oluşuyor?
Bir insan ne zaman sadece zorlanıyordur?
Ne zaman zarar verici bir ortamın içindedir?
Bunun göstergesi nedir?
Mükemmelliyetçilik ne zaman başarı gibi görünürken aslında kişiyi sabote etmeye başlıyordur?
Ya da erteleme ne zaman bir kaygının dili olmuştur?
İnsan neden yaşadığını hemen adlandıramıyordur?
Ve en önemlisi kişi kendini suçlamadan önce neyi fark etmeli?
Belki bir öğrenci hikayesi üzerinden konuşuruz.
Belki sizin gönderdiğiniz bir deneyimden yola çıkarız.
Çünkü bazen genel başlıkları konuşmak yetmiyor.
Ve bu sebeple gerçekten size açık bir davet bırakmak istiyorum.
Akademinin İçinden Instagram hesabına mesaj atabilirsiniz.
Ya da direkt e-mail hesabımız var.
Hem podcast kanalında yazıyor hem Instagram hesabının info kısmında yazıyor.
Oraya mail atabilirsiniz anonim şekilde.
İsterseniz çok kısa yazın, isterseniz uzun uzun anlatın.
Sadece bir örnek verin ya da tamamen bambaşka bir şey sizi rahatsız hissettiren, güvende hissettirmeyen.
Ama mutlaka yazın çünkü belki sizin anlattığınız bir şey başka birinin içinde yıllardır taşıdığı ama adını koyamadığı bir şeye ışık tutacak.
Belki bir sonraki bölümde tam da sizin cümlenizden başlayacağız.
O yüzden bugünkü bölüm tam olarak bir davet bölümüydü.
Bugünkü bölümün sonuna geldik arkadaşlar.
Umarım bu bölüm akademide zorlandığınız bazı şeylere başka bir yerden bakmanıza ve belki de sorun sadece bende değil diyebilmenize küçük de olsa bir alan açmıştır.
Bir sonraki bölümde bir psikologla birlikte bu duyguları ve deneyimleri sizin hikayeleriniz üzerinden konuşacağız.
Eğer paylaşmak isterseniz bana yazabilirsiniz.
Akademinin İçinden dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Eğer siz de akademide yolunuzu arıyorsanız burada yalnız değilsiniz.
Yeni bölümde görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
