
Zamansız Düşünceler’in bu haftaki bölümünde “Peşin Hükümlerimiz: Halo - Horn Etkisi” üzerine konuştuk 🎙️ İyi dinlemeler 🎧
zamansizdusuncelerpodcast@gmail.com
Transkript
Herkese selam arkadaşlar, Zamansız Düşünceler'e hoş geldiniz. Ben Gozi.
Şimdi size şu soruyu sorarak başlamak istiyorum bugünkü bölüme.
Hiç şöyle bir şey yaşadınız mı?
Sadece çok iyi giyindiği ya da güler yüzlü olduğu için birini son derece zeki ve dürüst olduğunu düşündüğünüz oldu mu?
Ya da ilk karşılaşmada biraz soğuk duran birini anında kibirli veya güvenilmez diye etiketlediniz mi?
İşte bugün beynimizin bize kurduğu en tehlikeli tuzaklardan ve zihnin belirsizlikleri hızla kapatmak için başvurduğu en yaygın bilişsel yanlıklardan birini konuşacağız.
Halo ve Hone etkisini.
Şimdi hazırsanız başlayalım.
Halo etkisi diğer bir adıyla hale ya da halka etkisi.
Şu demek, bir kişi veya nesne hakkındaki tek bir olumlu özelliğin, örneğin çekicilik, güzel giyim, güler yüz gibi özelliğin,
o kişinin diğer tüm özelliklerine genellenmesi ve onun zeki, dürüst, yetenekli gibi olumlu niteliklere sahip olduğunun varsayılması durumu.
İsmi bir de çok garip bir yerden geliyor.
Şöyle ki isim dini sanatta meleklerin veya azizlerin başının üstüne çizilen parlak ışık halkasından geliyor.
Hale de deniyor aynı zamanda.
Nasıl ki o halka sembolik olarak bir varlığın tamamen kusursuz, kutsal ve iyi olduğunu simgeliyorsa
Halo etkisi altında da bir kişide gördüğümüz tek bir olumlu özellik
başının üstünde hayali bir melek halkası yaratır ve onun hakkındaki diğer tüm olumsuz ya da belirsiz detayları kör eder deniyor.
Bu durum bilimsel olarak ilk kez 1. Dünya Savaşı yıllarında Amerikalı psikolog Edward Thorndike tarafından kanıtlanmış.
Thorndike kavramı literatüre kazandıran ünlü araştırmasını Amerikan ordusu üzerinde yürütmüş.
Şöyle ki rütbeli subaylardan emrindeki askerlerin performanslarını ve yeteneklerini değerlendirmelerini istiyor.
Ve subaylara bir değerlendirme formu veriliyor.
Bu formda askerler fiziksel görünüş ve duruş, zeka ve problem çözme yeteneği, liderlik yeteneği, karakter özellikleri,
işte cesaret, sadakat, işbirliği ve benzeri gibi birbirinden bağımsız kategorilerde puanlanacaktı.
Amaç hangi askerlerin liderlik potansiyeli olduğunu, hangilerinin zeki veya güvenilir olduğunu bilimsel bir çizelge ile ölçmekmiş.
Ve Thorndike elde edilen veri sonuçlarını istatistiksel olarak analiz ederken garip bir şekilde puanların kategorilere göre değişmediğini fark ediyor.
Nasıl yani?
Şöyle ki bir subay bir askere fiziksel olarak yakışıklı, dik duruşlu ve karizmatik diye yüksek puan verdiyse o askerin zekasını, cesaretini ve liderlik yeteneğini de hiçbir somut kanıt olmamasına rağmen otomatik olarak çok yüksek puanlamıştı.
Tam tersi şekilde fiziki olarak çelimsiz ya da ilk izlenimi zayıf olan askerler ise zeka ve karakter testlerinde de düşük puanlar almıştı.
İşte bu testten sonra Thorndike insanların bir başkasını değerlendirirken her özelliğini ayrı ayrı analiz edemediğini anladı.
İnsan beyni zihinde oluşan genel bir his veya tek bir baskın olumlu özellik üzerinden bir aura yani bir halka yaratıyor ve kişinin diğer tüm yeteneklerini bu halkanın ışığında değerlendiriyordu.
Thorndike bu bulgusunu 1920 yılında psikolojik derecelendirmede sabit bir hata başlıklı makalesinde yayımlayarak Halo etkisi terimini psikoloji literatürüne kazandırıyor.
Günlük hayatta Halo etkisinin öne çıktığı alanlar ve somut örnekler neler? Gelin bir de buna bakalım.
Mesela mülakatta çok akıcı konuşan, özgüvenli ve dik duran bir aday teknik veya mesleki becerileri tam olarak ölçülmeden ya bu işte işi kesinlikle çok iyi bilir, çok yeteneklidir olarak değerlendirilebilir.
Bir çalışanın çok prestijli bir üniversiteden mezun olması, onun kriz yönetiminde takım çalışmasında ve her türlü işte kusursuz olacağı varsayımını yaratabilir.
Ya da işte ikili ilişkiler ve sosyal yaşamda fiziksel olarak çekici ve şık giyinen birini ilk kez gördüğümüzde zihnimiz onu otomatik olarak daha dürüst, nazik, zeki ve güvenilir ilan edebilir.
Ya da mesela ilk buluşmada çok komik veya sempatik olan birinin asla bencil olamayacağını ya da yalan söylemeyeceğini düşünme eğiliminde olabiliriz.
Ya da pazarlama ve marka yönetimi üzerinden devam edelim.
Örneğin Apple'ın ürettiği telefonlar pazarda çok başarılı ve kaliteli bulunduğu için tüketiciler markanın sunduğu kulaklık, saat veya bilgisayar gibi diğer tüm ürünlerin de kategorisindeki en iyisi olduğuna peşin olarak inanır.
Bu arada itiraf edeyim bu algı bende Dyson için var ya.
Bu aralar bir hava temizleme cihazı arayışındayım.
Birkaç model var aklımda ama elim hep böyle bir Dyson'a gidiyor gibi.
Bakalım hangisine karar vereceğiz?
Aldığımda sizle de paylaşırım Instagram'da.
Devam edelim.
Ya da işte mesela çok sevilen ve başarılı bir sporcunun ya da oyuncunun bir şampuan veya araba reklamında oynaması
o kişinin o ürünün uzmanı olmamasına rağmen ürünün kaliteli olduğu izlenimini doğurur.
Başka bir örnek vereyim.
Ya da mesela derslerinde çok uslu, saygılı ve düzenli olan bir öğrencinin yazılı sınavlarında yaptığı küçük hatalar
öğretmen tarafından ya kesin yanlışlıkla yapmıştır diyerek tolere edilir ve öğrenciye daha yüksek puan verme eğilimi oluşabilir.
Ve son olarak araştırmalar mahkemelerde fiziksel olarak çekici veya takım elbiseli düzgün diksiyonlu sanıkların
sanık derken yani suçu işlediği iddia olunan kişinin benzer suçları işleyen diğer sanıklara kıyasla
daha düşük cezalar alma veya jüri tarafından daha az suçlu bulunma ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermekteymiş.
Hani hep sosyal medyada viral oluyor ya, mahkemede takım elbise giydi diye, iyi hal indirimi aldı diye.
Demek ki doğruymuş arkadaşlar.
Şimdi geldik Halo etkisinin tam zıddı olan Hone.
Diğer bir adıyla boynuz etkisine.
İsmi de yalnız çok alem.
Şimdi burada da durum tam tersi.
Hone etkisi bir kişi, kurum veya ürün hakkındaki tek bir olumsuz özelliğin veya ilk izlenimin o kişinin diğer tüm niteliklerini, becerilerini ve yetkinliklerini olumsuz algılamamıza yol açması durumuymuş.
Halo başın üzerindeki kutsallığı ve iyiliği simgeleyen ışık halkası dedik yani.
İşte Hone yani boynuz da batı ikonografisinde özellikle şeytanla ve kötülükle ilişkilendirilen bir sembol.
Dolayısıyla mantık şöyle bir kişinin ya da olayın tek bir olumsuz özelliğine bakarak o kişi veya olay hakkındaki her şeyi olumsuz değerlendirme eğilimiymiş.
Halo etkisinin tam tersi çalışan bu zihinsel tuzak günlük yaşamda ve iş hayatımızda tabii ki sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Şöyle ki mesela mülakata 5 dakika geç kalan ya da heyecandan konuşurken ilk birkaç cümlede kekeleyen bir aday teknik bilgisi ve tecrübesi ne kadar mükemmel olursa olsun mülakatçı tarafından anında disiplinsiz, yetersiz ve özgüvensiz olarak etiketlenebilirmiş.
Bu arada konuyla çok alakası var mı bilmiyorum ama aklıma bir anım geldi.
Bundan bir 12 sene önce falandı.
Bir iş başvurusuna gitmiştim çok meşhur bir markanın satış elemanlığı için.
Orada mülakat yapan yetkili bana şey demişti.
Mesela bir iş arkadaşının kasadan para çaldığını gördün.
Ne yaparsın?
Ve ben demiştim ki yani önce gidip onu uyarırım.
Yine devam ederse yetkilime söylerim gibi bir cevap vermiştim yanlış hatırlamıyorsam.
Ve beni işe almamışlardı.
Yani bazen dürüstlükle işe yaramıyor arkadaşlar sanırsam.
Ama yine olsa yine o cevabı vermezdim belki ama o durumla karşılaşsaydım yine aynı şeyi yapardım diye düşünüyorum ya.
Bu da böyle bir anım işte.
Devam edelim.
Ya da mesela bir çalışanın aylarca emek verdiği bir projenin sunumunda işte slide'da gözden kaçan bir imla hatası veya grafik hatası yapması durumunda yönetici o çalışanın tüm analiz kabiliyetini ve emeğini dikkatsiz ve kalitesiz iş yapıyor diyerek değersizleştirebiliyor.
Yine mesela kurumsal bir şirkette dövmesi olan, spor giyinen veya tarzı alışılagelmişim biraz dışında yani marjinal diye nitelendirilen bir çalışanın yöneticileri tarafından peşinen kurumsal kültüre uymayan, ciddiyetsiz ve sorumluluk alamaz olarak değerlendirilmesi.
Ya da işte yeni bir ortama girdiğinde utangaçlığı ve sosyal anksiyetesi yüzünden az konuşan veya önce çevreyi gözlemleyen, daha garantici yaklaşan, mesafeli duran birinin çevresindekiler tarafından kibirli, ukala ve samimiyetsiz ilan edilmesi.
Ya da mesela farklı bir şiveyle aksanla konuşan ya da konuşmasında kelime eksiklikleri olan birini dinleyen kişilerin o kişinin zekası ve bilgi birikimi hakkında olumsuz varsayımlarda bulunması.
Hatta geçenlerde tam bununla alakalı bir paylaşıma denk geldim.
Instagram'da işte galerici bir arkadaş sattığı arabayı anlatıyor.
Şivesinden de nereli olduğu çok belli.
Mesela bana o kadar samimi, o kadar içten geldi ki ama altına yazılan yorumları bir görseniz insan gerçekten okurken utanıyor.
Bizde maalesef hemen bir kusur arama, insanları konuştuğu aksan veya duruş üzerinden anında etiketleme, bir aşağı çekme huyu var.
Valla insan bunları görünce üzülüp canı sıkılıyor ya.
Neyse başka bir örnekle devam edelim.
Mesela çok kaliteli ürünler üreten bir markanın, müşteri hizmetlerindeki bir temsilcisinin kaba davranması soruncu,
işte müşterinin bu marka tamamen çöp, hiçbir ürünleri alınmaz diyerek tüm markayı karalaması.
Ya da işte son olarak ve bence baya önemli bir örnek, mesela el yazısı çok dağınık olan bir öğrencinin,
sınav kağıdını okuyan öğretmenin çocuğun verdiği doğru cevapları bile olumsuz bir ruh haliyle okuyup,
Daha düşük puan verme veya çocuğu tembel, ilgisiz olarak görme eğilimi.
Maalesef yaşanıyor bu arkadaşlar ya.
Şimdi buraya kadar bir sürü örnek verdim.
Ama bence asıl sormamız gereken sorular şu.
Biz bunu neden yapıyoruz?
Yani neden bir insanın bir özelliğini görüp geri kalan bütün boşlukları kendimiz dolduruyoruz?
Ya da bundan nasıl kurtulacağız?
Bu tuzağa nasıl daha az düşeceğiz?
Şöyle ki arkadaşlar daha önce de söyledim.
Aslında beynimiz belirsizliği sevmiyor.
Bir insanı tanımak zaman isteyen bir şey değil mi?
Ama bizim zihnimiz her zaman o kadar sabırlı olmayabiliyor.
O yüzden elindeki birkaç parçadan çok hızlı bir şekilde resmin tamamını oluşturmaya çalışıyor.
Ki bunu yanlış hatırlamıyorsam yalnız masa teorisinde detaylı bir şekilde konuşmuştuk.
Dinleyenler hemen hatırlayacaktır.
Dinlemeyenleriniz varsa da önceki bölümlere gidip oradan bulabilirler.
Ama bu otomatik tepkilerin farkına varıp kararlarımızı daha nesnel ve adil kılmak için uygulayabileceğimiz somut yöntemler tabii ki varmış.
Şöyle ki, öncelikle bir insanı, adayı veya ürünü değerlendirmeden önce hangi kriterlere göre karar vereceğinizi netleştirin ve her birini bağımsız puanlayın.
Örneğin mülakatta adayı nasıl buldun gibi genel işte yüzeysel bir soru sormak yerine teknik beceriler işte problem çözme takım çalışması gibi başlıkları 1 ile 5 puan arasında ayrı ayrı değerlendirin.
Bir başlıktaki yüksek veya düşük puanın diğerini etkilemesine izin vermeyin.
Bir kişiye karşı anında güçlü bir sempati yani halo veya güçlü bir antipati yani hone hissettiğinizde zihninizde bir durdur butonuna basın ve kendinize şu soruları sorun.
Bu insan hakkındaki yargım somut bir veriye mi dayanıyor yoksa tek bir hareketine, görünüşüne mi?
Ya da işte aynı hatayı veya başarıyı hiç fark etmez, hiç sevmediğim ya da çok sevdiğim biri yapsaydı tepkim ne olurdu?
Diğer bir şey özellikleri birbirinden izole edin. Nasıl yani? Şöyle ki baskın bir olumlu veya olumsuz özelliğin diğer yetenekleri gölgelemesine izin vermeyin.
Mesela bir çalışanın sunum yeteneği ve diksiyonu Halo yaratacak kadar baskın bir özellik gibi harika olabilir.
Ancak bu onun raporlama veya analiz yeteneğinin de kusursuz olduğunu göstermez.
Her bir beceriyi sadece o alandaki sonuçlara bakarak değerlendirin.
Yine mesela kör, anonim değerlendirmeler yapın.
Mümkün olan durumlarda ilk izlenim yaratacak işte fotoğraf, isim, okul, yaş gibi verileri süreçten çıkarın.
Özgeçmiş CV'yi incelerken adayların fotoğraflarını veya isimlerini kapatarak değerlendirmek
ya da öğrencilerin sınav kağıtlarını okurken isim yerine numara kullanmak.
Son olarak karar sürecine bağımsız gözler ekleyin.
şöyle ki kritik kararları tek bir kişinin izlenimine bırakmayın.
Farklı bakış açılarına sahip birden fazla kişinin değerlendirme yapmasını sağlayın
ve değerlendirmeleri birbirinden habersiz yani bağımsız toplayın.
Böylece ilk değerlendiren kişinin yarattığı halo ya da hoğun etkisiyle
yanlış kararlar vermekten kaçınmış olursunuz.
Ve arkadaşlar sona gelirken
zihnimizin bize zaman kazandırmak için sunduğu bu kestirme yollar
ne yazık ki çoğu zaman adaleti ve gerçeği ıskalamamıza neden olabiliyor.
Birinin başına hayali bir hale takmadan ya da kimseye peşinen boynuz çizmeden önce
kendimize biraz zaman tanımak, belki de bir insana verebileceğimiz en adil şans.
Hayat ilk 5 saniyelik izlenimlere sığmayacak kadar karmaşık,
insanlar ise tek bir hatadan veya tek bir parlak andan çok daha fazlası.
Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Zamansız Düşünceler Instagram hesabında bu bölümün gönderi postunun altına yorum olarak bırakabilirsiniz.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim dostlarım.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
