
Kaç zamandır kendine “Bir gün yapacağım” diyorsun? Peki ya o gün hiç gelmezse? Bu bölümde neden sürekli erteliyoruz, neden başlamak bu kadar zor ve kendi hayatımızı yaşamaya başlamak için neyi bekliyoruz, biraz bunları konuştum.
Peki sen, daha ne kadar kendini erteleyeceksin? 🎙️🤍
Transkript
Merhaba, Yurdaşenliyiz Güncesi 3. bölüme hoş geldiniz.
Ben de hoş geldim. Nasılsınız? Keyifler yerinde mi?
Beni soracak olursanız gayet iyiyim ve kendi halimdeyim.
Ama bugün kendimle ilgili bir şeyden yola çıkarak
hepimizin hayatına karşılığı olduğunu düşündüğüm bir konuyu konuşmak istiyorum.
Neden kendi hayatımızı yaşamayı sürekli erteliyoruz?
Evet ben bugün bunun üzerine konuşmak istiyorum.
Geçen gün arkadaşımla konuşuyoruz ve ben dedim ki ya şunları şunları yapacağım diyordum.
Evet onları onları yaptım ama hayatımda dedim 4-5 tane şunu şunu da yapacaktım dediğim şeyleri dedim.
Yapabilirdim ama yapmadım erteledim dedim.
Mesela dedim en basitinden dedim hatırlıyor musun ben 2024'te sana demiştim ki ben bir podcast serisi hazırlamak istiyorum 20 bölüm.
Ne olduğu hiç önemli değil ben bunu 20 bölüm yapıp bitireceğim demiştim.
Ve dedim o yarım kaldı. Kendime verdiğim sözü dedim bir noktada tutamadım. Yani erteledim. Hani bırakmış ya da iptal etmiş değilim ama dedim bunu iki senedir dedim. Erteledim. O da dedi ki ya kendine bu kadar yüklenme. Kolay bir iki sene değildi dedi. Dedim ki yani evet ama hani o sene atamadım. Sonra diğer sene attım. Sonra o sene de başka şeyler oldu. Devamını getiremedim dedim. Ama bu arada yapabilir miydim? Yapabilirdim bir noktada. Yapamayacak değildim.
O da dedi ki ya aç sıkma canım dedi. O zaman dedi şöyle dedi 20 bölüm sözü verdiysen dedi her sene dedi arkadaşım bir tane atarsın dedi. Yani ne olduğu da önemli değil dedi ki. Kaydı dedi basarsın dedi merhaba dersini yüklersin dedi 3. bölüm. İşte 2027'de dedi yeniden merhaba dersini atarsın dedi 4. bölüm olur. Böyle böyle dedi 20 sene içerisinde dedi.
kendine verdiğim bu sözü tutarsın bir şekilde dedi.
Ben de dedim ki ya iyisin hoştun da arkadaşım benim 20 sene yaşayacağımın garantisi mi var?
Hani böyle bir risk almak doğru mu?
Ondan sonra evet dedi bunu düşünmemiştik.
20 sene kesin yaşayacağının garantisi yok.
O yüzden dedi belki biraz hızlanman gerekiyor.
Ben de ona dedim ki bu arada 20 sene yaşayacağımın garantisi var.
Bakın arkadaşlar ben 95 yaşında ev ahalisini bir tur tatlı zorbalayıp
odama gidip kitabımı okurken
ölecek bir insanım.
Ya bundan adım kadar eminim. Bu böyle
yaşanacak. Ben nasıl öleceğimi ve kaç yaşında
öleceğimi biliyorum. Bakın
bu podcast'ı eğer bitirebilirsem
diyecekler ki
aa kadın işte 100 yıl
sonuçta diyecekler. 3. bölümünde
gerçekten söylemiş
ve dediği çıktı diyecekler. Evet.
Bu da bu gereksiz bilgiyi
anekdodu herkese paylaştıktan sonra
devam edebilirim.
Kendi hayatımızı yaşamayı sürekli erteliği olabilir miyiz?
Ya da kendi hayatımızda kendimize ne zaman öncelik sırayı veriyoruz?
Düşününce yapmam gerekenler var, insanlara verdiğim sözler var, yetiştirmem gereken şeyler var ve bu varlar benim hayatımda.
Yani hiçbir zaman bitmiyor.
Bu döngü de bana normal geliyor.
Yani başkalarına olan söz ve sorumluluklarımı daima yerine getirmeliyim.
Ama sıra bana gelince kendime verdiğim sözleri ve sorumlulukları erteleyebilirim.
İşte onların beklemesinde ya da iptal olmasında bir kusur yok.
Ya bu söylediklerim ne de hani insanları suçlamıyorum.
İlla bir suçlu aramam gerekiyorsa kendimi suçlarım böyle bir şeyde.
Ama şunu da söyleyeyim ya.
Öncelik verdiğim insanların da kaç tanesi benim şu an hayatımdaki zamanımı, emeğimi verdiğim insanların yani.
O yüzden onları suçlamıyorum ama evet değmezmiş bence.
Ne alaka bilmiyorum şu an.
Evet değmezmiş.
Evet hak etmediniz.
Bunu da kesin dinliyorsunuzdur. Değmezmiş arkadaşım size de.
Bir de şu var.
Sanki kendime verdiğim sözleri tutmam için her şeyin aşırı derecede yoluna girmesi ve böyle bütün taşların bir puzzle gibi yerine tam oturması gerekiyor gibi.
Ya da kendimle ilgili her şey de ertelenebilirmiş, çok acelem yokmuş ya da acelesi yokmuş gibi geliyor bunun.
Bu sadece bir podcast yapmakla alakalı değil.
Ben insan hayatında ne yaşadığını bilir arkadaşlar.
Siz de muhtemelen hayatınızda bence böyle şeyler yaşıyorsunuz.
İşte kendimle ilgili her şeyi erteleyebiliyormuşum gibi geliyor.
Ya da gelecekteki kendime çok yük bindiriyorum.
Diyorum ki ileride ben bunu yaparım.
İleride ben bunu yapacağım.
Ya ilerideki ben benim bu kadar bugün ertelediğim işleri yapmak zorunda mı?
Belki rahat etmek istiyor.
Bunları zamanında yapıp bitirip önüne bakmak istiyor.
Belki uğraşmak istemiyor.
Gelecekteki kendimize bu kadar iş yükü atamayız ya.
Ertenenmiş dosyaların hepsini sırtına atıyoruz.
Ve bence bu gelecekteki kendimize de çok büyük haksızlık.
Hani şey cümlesi var ya işte bugün yaptığın şeyler gelecekteki seni belirliyor diye.
Ben bugün şey yapıyorum.
Yapmadığım şeylerle gelecekteki beni nasıl kitliyorum?
Öyle işte bu konular üzerine çok düşündüm.
Ve sonra kendimizi neden erteliyoruz?
Yani bu soruyu da çok sordum kendime.
Kendimizi neden erteliyoruz?
Bir insan neden kendini erteler mesela?
Burada iki ayrılan bir yol ayrımı var.
İki sebebi var bunun.
Birincisi diğer insanlarla alakalı.
Diğer insanların takdiri, onayı, sevgisi, değerini almakla alakalı.
Ama bunun temelinde de başka insanlara sınır koyamamak ve hayır diyememek.
Bu birinci yol ayrımımız burada.
Buradan ihtiyacı olan bunu düşünsün lütfen.
Ama ikinci yol ayrımı da hayatta her şey aslında tamamen kendimizle ilgili ya.
Bunu ertelemenin sebebi sadece disiplinsizlik ya da tembellik olarak yetiştiremeyiz.
Evet ertelemek bu arada çok rahatlatan bir eylem.
Kısa vadede dünyanın en rahatlatıcı eylemi olduğunu düşünüyorum.
Ama çok kısa vadede.
Çok kısa. 3 saat falan.
Şimdi burada bir başarısızlık korkusu var.
Çünkü hayalini kurduğun bir şeyin başarısız olacağını düşünmüyorsun.
Düşünmüyorsun ama onu gerçekleştirirken ya yapamazsan, başarısız olursa korkusu bu insanı bir tık durdurabilen bir korku oluyor.
Çünkü başarısız o iş yapmadığın zaman ya da o hayatında o kararı vermediğin zaman, o yola çıkmadığın zaman orada başarısız olma ihtimalini yok etmiş de oluyorsun.
Bir yandan bu rahatlatıyor ama denememiş olma ihtimalinin getireceği pişmanlık bence dünyada hiçbir şeyde yoktur.
Ben 30 yaşındayım. Bugüne kadar yaptığım hiçbir şeyden pişman olduğumu düşünmüyorum.
Ama bir şey söyleyeyim mi? Yapmadığım çoğu şeyden çok pişmanım.
Yapmadığım şeyler bende pişmanlık uyandırıyor.
Evet. Gerçekten bu böyle. Yapmadığım şeylerin daha çok pişmanlığı var.
Ve mükemmelliyetçilik.
Buna nasıl ikna olduk bilmiyorum ama işte mükemmel zaman, mükemmel an, kendimin en mükemmel hali.
hiçbir işte ilişkide, hayatta mükemmel diye bir şey yok.
Her şey biraz eksik ve biraz kusurlu.
Aslında o şeyi güzel yapan da o eksiğine ve o kusuruna rağmen ilerleyebilmesi, devam edebilmesi.
Ama buna rağmen böyle kafamızda her şeyin mükemmel olduğu
ya da mükemmel olacağına gittiğimizi düşündüğümüz bir algı var.
Aslında çok da realist bir algı da değil, çok gerçek dışı bir yerden.
Nasıl mükemmel olabilir ki her şey?
Her şey nasıl yerli yerine oturabilir ve işte kafandaki bütün taslakları nasıl kapatabileceğine inanıyorsun bu.
Nasıl mümkün? Değil.
O yüzden mükemmelliyetçilik de insanı çok fazla durduruyor.
Her şey çok mükemmel olmalı, kusursuz olmalı, harika olmalı ama dünyada yoktur ki mükemmel olan bir şey.
Bana birisi göstersin.
Bir de kendine verdiğin sözü tutacak kadar kendini önemsememek.
Yani bilmiyorum. Bence bu bir tık çok derin bir konu.
Hani başkalarına verdiğin sözü tutarsın ama kendine verdiğin sözü tutmamak.
Bu gerçekten başka bir bölümde uzun uzun konuşulması gereken.
Bence bu çok derin, çok altından bambaşka şeyler çıkacak bir konu.
Ve arkadaşlar hayatta bence şöyle bir şey var ya.
Gerçekten tükenmek diye bir şey var.
Bazen de bir şeyleri erteliyorsun.
Çünkü bu insanın içinde şey vardır bilmiyorum sizde de var mı?
Bir alev ateş yanar ya içinde insanın.
O seni yürütür.
Hayata karşı o seni yürütür.
Yani başına ne gelirse gelsin o içindeki alev, ateş sönmez.
Bir şekilde toparlarsın ve yürürsün, devam edersin, ilerlersin.
Ama benim hayatımda onu tamamen söndüğü bir dönem var ki sanırım tükenmek bu.
En düşmanım olan insan bile bunu yaşasın istemem.
Hiç sevmediğim bir insan bile böyle bir deneyimle hayatına devam etsin istemem bu arada.
Dünyanın en korkunç şeyi olabilir.
Hani o yüzden de insan her şeyde kendini çok dövmemeli.
o içindeki ateşin sönmesi kadar, o heveslerinin bitmesi kadar insanı durduran, böyle yok eden bir şey yok.
Orada da kendimize çok yüklenmemek gerekiyor.
Evet, artık şu an ilerleyemiyorsun, artık kilitlendin, bir durman gerekiyor.
Ama bu gerçekten bir bahane değil.
İnsanın gerçekten tükenmiş olması da ilerleyememesinde çok büyük etken
ve bunun kimse tarafından yaşanmasını gerçekten asla ve asla istemem.
Ve şöyle, bütün bu konuşulanları düşününce size son bir soruyla veda etmek istiyorum.
Yani siz de bunu düşünün isterim.
Siz kendi hayatınızı yaşamayı neden sürekli erteliyorsunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
