
Milano Gezi Rehberi: Ne Görülür, Nerede Kahve İçilir, Ne Alınır?
16 Ekim 2026 · 29 dk
PlatformlardaSpotify
Finans şehri, Alfa Romeo’nun şehri ve Türklerin en çok okumaya gitmek istediği şehir. Bologna değil, bu bölümde Milano var. Kalabalıklaşan şehirde sıraya girmeden nerede kahve içilir, nereden yürünür, nereye kaçılır, hepsini anlattık.
Instagram hesabımıza ulaşmak için tıklayın.
Kısımlar:
(00:00) Açılış: Bugünün şehri hangisi?
(00:47) İsviçre'den Milano'ya keyifli tren yolculuğu
(01:48) Milano'ya ne olmuş? Kalabalık ve turizm
(04:34) Milano neden öğrencilerin gözdesi? Üniversiteler ve ulaşım
(10:19) Colonne di San Lorenzo ve Ticinese: Kalabalıktan kaçış
(12:41) Starbucks Reserve sırası ve alternatifi Kitsuné Café
(15:35) Via Montenapoleone: Lüks vitrinler, arabalar, sanat gibi bir cadde
(17:39) Milano'da giyim kuşam ve moda algısı
(20:21) Ferrari mağazası: Müze gibi gezilen bir mağaza
(22:40) Parco Sempione: Şehirden kaçış
(24:33) Metro: Milano'yu gezmenin en kolay yolu
(25:19) Bonus: Marketten ne alınır?
(27:46) Kapanış
Transkript
Altyazı M.K.
şehir olması bence. Ama aldanmayın bu şehir Bologna değil. Evet doğru ilk akla Bologna
geliyor. Ama finans dedik. Evet yani hani ama genellikle insanlar Bologna'ya çok gidiyor
bu aralar. Evet şehrimizi söyleyebiliriz. Evet şehrimiz Milano. Milano. Niye Milano'yu
seçtik? Bence aslında Avrupa'nın merkezi bir noktasında şu anlamda hani siz tren
yolculuğu yaparak buraya ulaşmak istiyorsanız eğer İsviçre'ye indiniz diyelim ki İsviçre'ye
Bu çakletleri gerçekten çok daha uygun.
Bu ara neden böyle bilmiyoruz ama.
İtalya'ya yolunuzu bir şekilde geçsin istiyorsanız İsviçre'den Milano'ya gidebilirsiniz.
Ve çok güzel yemyeşil yerlerden geçiyorsunuz.
Hani o Haydi'nin yuvarlanıp böyle ailesiyle yaşadığı o yeşil kırsal alanı düşünün.
Gerçekten manzarası o şekilde.
Birbirinden tatlı, büyük, besili inekleri görebilirsiniz.
Onlara kostüm takıyorlar hatta İsviçre'de üstlerine.
Benim her zaman çok ilgimi çekiyor.
Çok hoşuma gidiyor.
Evet yolunuzu İsviçre'den Milano'ya doğru kurgulayabilirsiniz.
Son nokta Milano.
Her yol Roma'ya çıkar aslında derler ama bugün bizim için bu podcast'ta her yol Milano'ya çıkacak.
Bu arada Türk der Milano diyor ama Milano okunuşu.
Burada biraz hani nasıl okunduğu oranın şehrin yapılarına veya işte İtalyanca birkaç bilgiye bile hafif girebiliriz.
Biz en son Milano'ya 5 sene önce gittik.
Ben şehrin bu kadar kalabalıklaştığını görünce açıkçası biraz demoralize oldum.
Hani biraz negatif taraflarıyla başladık aslında podcast'a ama.
Evet yani turizm çok yüksek bu aralar.
Negatif kısımlarından biri o.
Fiyat açısından aslında şu an bence İstanbul'dan daha uygun.
İsviçre'ye göre çok daha uygun zaten.
Çünkü mesela İsviçre'nin biletleri ucuz dedik ama o da biraz da şeyden ötürü oluyor.
Hani İsviçre daha pahalı bir ülke olduğu için herkes gidemiyor oraya.
O yüzden de biletler biraz daha ucuz bence.
Ama İsviçre ve Minav'ın avantajlarından biri ise Avrupa'daki çoğu noktaya aslında Minav'dan trenle gidebiliyorsunuz.
Evet o çok güzel bir avantaj.
Ya da iç hatları uçaklarıyla.
Ama İsviçre'deki resmen herhangi bir ülke Cenevri, Zürich, Lugano onlara trenle gidebiliyorsunuz.
Yani her yerinde böyle bir örümcek ağ gibi bir tren ray ağı var İsviçre'de.
Zaten aslında kültürü de yani özellikle İsviçre'nin güneyinin kültürü İtalyan kültürüne çok benziyor.
Aslında böyle iki ülke birbirinin devamı gibi.
Ama şöyle bir tarafı da var olayın.
Bunu da hani belki bilmeyenler için söyleyelim.
İtalya'da alışveriş daha ucuz olduğu için İsviçreliler de hafta sonu Milano ya da etrafındaki şehirlere gidiyorlar.
İşte İsviçre'ye en yakın olan şehir aslında Torino.
Sonra yanında Komo geliyor.
O Komo bir göm kasabası aslında.
Yani kasabadan da büyük ama...
Birçok köy var içinde Komo'nun.
Evet farklı farklı.
Çernobio gibi.
Porno gibi.
Porno gibi farklı küçük bölgeleri var.
Ama İsviçre'ler hafta sonu akın ediyor diyebiliriz İtalya'ya.
İtalya'nın bu kısmına ve bundan en çok etkilenen Milan oluyor.
Onlar göl görmek istiyor çünkü.
Evet İsviçre'li insanlar da böyle hafta sonu etkinlikleri arasında bisikletlerini alıp bir göl etrafında ailecek bisiklet turu yapmak.
Biraz yürüyüş yapmak.
Hani o bölgenin o trattoriyası işte en geleneksel restoranlarında bir şeyler yiyip aslında ellerine dönmek var.
Ama bunun yanı sıra alışveriş de yapıyorlar.
Özellikle gıda işçiliği de pahalı.
İtalya'daki marketler de Lidl gibi, Esselunga gibi kendi marketleri de gerçekten uygun olduğu için.
Böyle bir hafta sonu turizmi var.
Yani bizim gittiğimiz dönemde biz iki gün hafta sonu bir gün hafta içine denk geldik.
O yüzden gelmiştik.
Ben bu kadar kalabalık olmasına inanamadım.
Yani ciddi anlamda hem öğrenci hem dışarıdan Asya'dan turist de vardı.
Hatta Çin'in galiba bir yıllık tatiline denk gelmiştik biz.
inanılmaz kalabalıktı.
Ki merkezinde bulunduğumuz için
doğduğunu düşünüyorum ama biraz biz merkezden
uzaklaştık sonlarına doğru.
Hatta size önermek istediğimiz bir lokasyon
dan da bahsedeceğiz bununla alakalı.
Ne kadar uzaklaşsak da çok insan
azalmadı etrafımızda.
Bence İtalya'nın diğer şehirlerine
insanlar da Milano'yu okumaya
geliyor. İstersen burada biraz üniversitelerinden
bahsedelim. Turistik tarafına
öyle geçelim. Şimdi Milano'nun en büyük
avantajlarından biri de gençler için
üniversitelerin çok iyi olması.
Hem mühendislik alanında hem iktisatta, sanatta, modada
biliyorsunuz başlı başına çok büyük Avrupa üniversiteleri var Milano'da.
Ve hani uygun bir şehir olmasına rağmen buradalar bunlar.
Mesela Politecnico di Milano var.
Hem mimarlık hem de mühendislik açısından
Türklerin de çok tercih ettiği bir üniversite.
Sadece mühendislik kısmında lisansı İtalyanca okuyabiliyorsun sadece ama
mimarlığı full İngilizce okuyabiliyorsunuz mesela.
İktisat anlamında ve management anlamında Bocconi var.
O da çok meşhur bir üniversite.
Biraz tuzlu ama çok kaliteli bir üniversite yani.
Aynı zamanda da moda da moda içinde bir sürü enstitü ve institutu Marangoni var mesela.
Naba var.
Naba var. Bir sürü okul var.
Yani şey güzel Minam'da sadece teknik ya da sadece klasik ya da sadece dil şehri değil.
Hani dil okunan bir şehir değil.
Yani sizin herhangi bir tercihiniz için işte gelecek planınız için her şey var Minam'da aslında.
Ama eğitim ve çalışma dışında hani eğitime odaklanmak ve çalışmaya odaklanmak istiyorsanız avantajlı Milano.
Onun dışında aslında eski bir endüstriyel ve finans şehri olduğu için aslında böyle sürekli bir hani Como'ya ya da Genova'ya ya da Garda'ya gibi yerlere kaçmanız gerekiyor aslında.
O şeyden çıkmak için o hani fazla metropol bir şehirden kaçmak için yani.
Yine önemli bir üniversite yerlerinden Kaptolika der Sakre Kore var.
Bu üniversitede aslında Vatikan destekli bir üniversite.
Ben ilk bu üniversitede ilgili bilgi sahibi olduğumda şeyi çok garipsemiştim.
Yani bu üniversite neden Vatikan'da, Roma'da değildi aslında, Milano'da diye.
Roma'da da var galiba bir kampüs değil mi?
Var var.
Minik bir kampüsü var ama asıl kampüsü Milano'da bu okulun.
O yüzden hem Avrupa'nın hem de bence kendi İtalya'daki öğrencileri de düşününce
Bizim İstanbul gibi nasıl böyle işte Anadolu'dan biri iyi bir üniversite kazanmak isterse İstanbul'u yazar.
Hani orada da Milano'yu yazıyor öğrenciler.
Ama İstanbul'da daha çok gezecek yer var.
Milano'da biraz şikayetlerin odaklandığı yerde hani gezecek aslında sadece merkezi var.
Ve Navilli bölgesi var.
Hani böyle o tünellerin ve kanalların olduğu bölge.
Ama onun dışında genellikle İtalyanlar biraz hafta sonları Milano'dan kaçmayı tercih ediyor.
Ben öğrencilerin tercih etme sebebini bu tren ve hava yollarının bu kadar ulaşılabilir olmasına bağlıyorum.
Çünkü sonuçta atıyorum Floransa'da doğmuş, büyümüş bir genç iyi bir okula gitmek istediğinde Milano'ya gitti diyelim.
Trenle 2,5-3 saatte evine ulaşabiliyor hafta sonu.
Yani tren bu anlamda avuk biliyorsunuzdur.
Ulaşımı çok rahat.
Uçak biletlerine göre de hemen hemen aynı fiyatlarda.
O yüzden o tren istasyonunda elinize aldığınız keyifli bir kahveyle o tren yolculuğu işlerinizde halledebildiğiniz, telefon görüşmelerinizde yapabildiğiniz keyifli bir yolculuğa dönüşüyor.
Milano'da da bununla ilgili çok farklı tren istasyonları var.
Sen ne dedin hafta sonu insanlar dışarı çıkıyor, dışarıya kaçıyor.
Avrupa'da böyle bu kadar Türkiye'deki gibi arabam olayım, bir arabam olsun takıntısı olmadığı için.
Yani hafta sonu alıyor bisikletini yanına biri işte.
Ya da aile diyor ki bir yere gidelim.
Centrale istasyonu var Milano'da.
Ondan sonra ötekisi Garibaldi istasyonu var.
C'ye başlayan vardı bir tane.
Cadorna.
Cadorna var.
Yani böyle inanın o istasyonlar devasa hani neredeyse havalimanı büyüklüğünde.
Yani şu an biraz abartıya da giriyoruz ama.
Çok sık tren geçiyor her yere.
20 dakikada 20 saatte bir tren var.
Evet.
Avrupalıların treni seviyor hızlı, temiz.
Ulaşılır.
Ulaşılır, uygun.
Şehrin de merkezinde çünkü hani havalimanları şehrin çok dışındadır ya Avrupa'da ya da işte bizim ülkemizde de.
Orada tren istasyonları şehrin böyle atar damarların üstünde bulunuyor.
Özellikle Milano Çentrali hem tarihi o dokusuyla birlikte Milano'ya giderseniz bence içinde bir kahve içip çıkabilirsiniz bile.
o tarihi doku ve bence o seyahat eden insanların yüzündeki mutlulukla beni çok iyi hissettiren yerlerden biri.
Onun dışında evet dışarıya bir kaçma eğilimi de var hafta sonu Milanoğulları'nın.
Çünkü turizm çok yüksek, merkezi yerlerde çok iyi kafe, restoranlar olsa bile insanlar daha böyle kırsal alanlara gitmek istiyor.
Daha böyle İsviçre'liler Milano'ya geliyor, Milanoğullar da İsviçre sınırlarına geri gitmeye çalışıyor.
Çıkmayan da bu arada evden de hiç çıkmaz hafta sonları.
İtalyanlar çok az Duomo bölgelerine gider.
Böyle o merkezi yerlere gider.
Hani bazılarının tabii işi orada.
Hani mağaza çalışanı olabilir ya da bir ofistedir oralarda hani Milan'ın merkezinde.
Ama normalde bir İtalyan hani öğrenciyse ya da işi de hani başka bir yerdeyse hani merkezde değilse Duomo'ya hiç gitmez.
Hani ben bazen konuşuyorum mesela işte üniversite arkadaşlarımla şey diyorlar yani ben 4-5 ayda bir belki bir kere gidiyorumdur.
O da hani kısa bir süreliğine.
Çünkü hem oradaki kafeler, restoranlar normale göre çok daha pahalı hem de çok kalabalık senin dediğin gibi.
Biz merkezde biraz bulunduk.
Merkezde aslında oradaki Duomo.
Yani o kadar büyük bir katedral ki her yerinden Milano'nu görebilirsiniz.
Eğer özellikle bir ruftapa, bir çatıya çıkarsanız.
Duomo, Milano'nun merkezinde olan en belli başlı yapılardan biri.
Çok güzel mermer renginde de olduğu için gözünüzü böyle bir baktığınızda tekrar ayırmak istemiyorsunuz.
Çünkü o ince işleme, o böyle sanatsal dokusu sürekli gözünüzü hep Duomo nerede deyip bir arayışa sokuyor.
Paris'teki Eyfer Kulesi mantığı gibi.
Ama bunun işçiliği, sanatsallığı bambaşka bu katedralin.
Onun için de biz bir bölge önereceğiz.
Yani buraya biz ilk defa gittik.
O kalabalıklıktan nispeten biraz daha arınmış.
Yine öğrencilerin ama uygun fiyatlı mekanların olduğu.
Bence bir kolonun altına bile oturup elinize kahvenizi aldığınızda sizi evet ben şu an İtalya'dayım dedirtecek ama kafanızı dinleyebileceğiniz bir bölge.
Kolonne di San Lorenzo.
Ticinese bölgesinde.
Metro istasyonunu da gördük hatta biz.
Trambay da var.
Yürüyerek de gidebilirsiniz.
Bisikletle de gidebilirsiniz.
Dümdüz olduğu için şehir.
Her şekilde uzun sürede yürüyebiliyorsunuz aslında.
Çok böyle gençlerin de çok yoğun olduğu bir bölgeydi o San Lorenzo.
Aslında yeşil bahçeleri de var.
Hani böyle metropol bir şiir olmasına rağmen.
Bir sürü güzel kafe var, fırın var.
Hani şeyden hani o doğum onun kalabalıklığından kaçmak istiyorsanız
böyle 10-15 dakika içinde çok güzel bir opsiyon aslında.
Buradaki bu kolonlar da Augustus döneminden diye hatırlıyorum.
Biz bir bakmıştık tarihine.
Yani çok eski kolonlar zaten çoğu da yıkılmış onların.
Ama tabii ki gittiğinizde siz de onlara o tarihanlara tanıklık edeceksiniz.
Minam'da da şöyle enteresan bir şiir.
aslında eskiden Latin ya da Roma İmparatorluğu'nun bir şehri değilmiş.
Biliyorsunuz Milano Pavia'ya yakın.
Eskiden Pavia Roma İmparatorluğu şehriymiş.
Milano da aslında bir barbar kabilesi tarafından inşa edilen küçük bir köymüş zamanında.
Sonra Roma İmparatorluğu böyle kuzeye akın edince yavaş yavaş orayı da fethetmiş tabii o köyü.
Sonra da bir askeri üs olarak tekrar yapılandırmış ve büyütmüş o şehri.
Hatta ismin Mediolanum koymuş.
Hatta bankası da var Mediolanum diye.
Mediolanum aynen yani ortada bulunan şehir.
Çünkü o zaman İmparatorluğun aslında biraz ortasında bulunuyor.
İmparatorluk Fransa ve Almanya'yı da kapsadığı için Mediolanum daha çok ortada duruyordu.
Sonra Mediolanum da modern İtalyanca'da Milano olmuş.
Evet bu da güzel bir yolu.
Şehrin isminin artık nereden geldiğini biliyorsunuz.
Bu bölgeyi biz çok sevdik.
Bu bölge Çinayez'in ilerisinden yürüdüğünüzde Katolika Dersakre Koyer Üniversitesi kampüsünün oraya çıkıyor.
Dümdüz yürümeniz lazım daha.
Geriye doğru yürüdüğünüzde de yani geriye doğru referansımız her zaman Duomo olduğu için geriye doğru diyorum.
Aslında Duomo'ya çıkıyor.
Siz Duomo'da bir otelde kalıyorsanız da merkezde yürümeniz aslında 25-30 dakika maksimum bu yolun sonuna.
Çok güzel mağazalardan geçiyorsunuz marketlerden, kafelerden.
O yüzden geniş kaldırımlı bir yol olduğu için de tramvayları da görebilirsiniz.
Yürümesi en keyifli bence destinasyonlardan biri.
Onun dışında biz Starbucks Reserve normalde delisiyiz.
Yani burada normal Starbucks'lara gitmiyoruz Türkiye'de ama İtalya'ya gittiğimizde Milano'daki Starbucks Reserve'ı çok beğeniyoruz.
Fakat önündeki sıraya ben bu sefer inanamadım.
Çok fazla Çinli turist vardı çünkü hani onların bayramı olduğu için.
Bir leydi arası işte.
Biz daha önce ne zaman gitsek hep de girebildik normalde Starbucks Reserve'e.
Kahveleri çok güzel oluyor.
Bence hiçbir Starbucks'ta böyle değil.
Büyük ihtimalle İtalyan sistemiyle mi demliyorlar artık ya da farklı bir çekirdek mi kullanıyorlar veya sütlerinin kalitesinden mi?
İnanın bilmiyorum.
Burada net bir yorum yapamayacağım ama keşke girebilseydik de bekleyebilseydik dediğim bir şey oldu.
Fakat bekleyemedik.
O sıra böyle dayanılacak bir sıra değildi.
Bir tane kahve içinde ayakta yarım saat, bir saat beklemek istemedik.
Ama şunu böyle bir spoiler, alert olarak verelim.
Milano'ya gitmek istiyorsanız şu an her yerde bir yarım saat bir saat beklemek durumundasınız.
En çok popüler sevilen yerlerin önünde böyle bir sıra var.
Çok erken gidip açılış saati önünde bekleyebilirsiniz.
Ama tabi burada keyfi gidilmiş bir gezi için çok olası bir durum değil.
Veya alternatiflerini artık bitmek durumundasınız.
Biz Cafe Kitsune'ye gittik.
İsviçre bu arada bu kadar kalabalık hiç değildi.
Yani onda bir kalabalık.
Çoğalarak düşünebiliriz çünkü İsviçre'de yani ilk de düz şehirleri, Zürich mesela o da finans şehri.
O da yani onun da kanalları, nehirleri var, onun da doğmaları var.
Çok daha boş bir şehir ve dediğimiz gibi bileti çok daha uygun mu uçak bileti?
Bu arada Milano'nun merkezindeki içtiğim kahveyle Zürich'in merkezinde içtiğim kahve arasında çok ciddi bir fiyat farkı da olduğunu söyleyemem ben kendi adıma.
hani böyle 0.50 centlerden
vs. bahsediyorsak belki ama
inanın öyle çarpı 2 çarpı
3 drastik bir fark da yok.
Yani sakin güzel işte doğa
isterseniz gerçekten İsviçre
daha iyi bir opsiyon. Hani sadece
Milano her şeyin İtalyan
dokunuşuyla üretildiği işte kahveleri
kruvasanları, yemekleri, pizzaları
makarnaları tabii ki bu bir
avantajı. Biz Cafe Kitsune'ye
gittik demiştim az önce. Paris'te de gittik
ona dair ben. Bence
yani kendi konsepti olan bir kafe.
Kitsune'nin sembolü sanırım
bir çilki. Zaten bu
bir marka olması lazım. Hatta
Asya'dan gelme bir marka.
Çok popüler bir marka aslında. Kahveleri
güzel ama böyle bar sistemi
var biraz. Hani ayakta kahvenizi
için işte minik bir tabureye oturun.
Çok oturamıyorsunuz. Onun dışında
kekleri, kurabiyeleri de güzel.
Lezzetli, taze. Hemen
çaprazında Starbucks Resort'un
uğramak isterseniz Kitsune
kafeyi biz öneriyoruz. Başarılıydı.
Tabii fiyat performans diyemeyeceğiz.
Merkezde olduğu için bir tık
pahalıydı bence. Duvamaya 5 dakika
uzaklıkta yürüyerek. Evet. Çok yakın.
O yüzden fiyatının
pahalı olmasında buna yoruyoruz.
En sevdiğim caddeden bahsetmek
istiyorum. Hani enler listemize
gelirsek eğer. Tabii ki
Colonna di San Lorenzo yolu güzeldi.
Ama hani böyle takılmalık işte öğrenci
konsepti bir yerse. Bence
Milano'nun Milano'lularını
oldum hani işte old fashion
zengin insanları görmek
istiyorsanız biraz böyle bir zenginlik
arabaları, takıları,
saatleri. Evet yani lüksle ilgili
her şeyi A'dan Z'ye görmek
istiyorsanız Via Monte Napoleone diyorum.
Başka da hiçbir şey demiyorum.
Biraz Kaliforniya'daki Ocean Drive gibi orası.
Bence de. Ya da
Paris'teki... Şanzelize gibi.
Yok Şanzelize değil bence Paris'teki.
Montaigne Caddesi gibi bence.
Ben ona daha çok benzetiyorum.
Bu caddeye adımınızı atar atmaz zaten aslında büyük fashion brand yani moda markalarının bir kere House of Gucci'sini, House of Prada'sını, bunu tam Türkçe'ye çeviremeyeceğim bu arada.
House of Gucci'nin bence tam bir Türkçesi yok ama.
Gucci evi değildir büyük ihtimalle.
Burada demek istediğimiz şey o evlerde aslında hot kutur yapılıyor.
Yani siz Gucci'nin mağazasına girip bir ceket almak istiyorsunuz diyelim bunu alabilirsiniz.
Ama siz bir galaya bir evente gideceksiniz işte kimsenin üstünde olmayan bir şeyi Gucci'den almak istiyorsanız bu House of Gucci'de üretilir.
House of Prada'da üretilir.
O yüzden bütün o moda evlerinin böyle kafanızı hafif mağazaların üstüne kaldırdığınızda o tarihi büyük binaların içindeki o böyle harıl harıl olan moda üretimini görebilirsiniz.
Daha önce ben Naomi Campbell'ı görmüştüm küçükken gittiğimde.
Yani böyle bir anı benim için.
5 seneden evvel gittiğimde de ondan 3-3 sene evvel de bir Lady Gaga'yı görmüştüm.
Yani o caddede ünlülerin hepsini görebilirsiniz.
Sezon da çok önemli değil bu arada.
Senin dediğin gibi arabalar dolu.
Bazı futbolcular oluyormuş o Monti Napoleone'de.
Biraz Londra gibi bir vibe'ı da var yani oranın.
Hatta eskiden Off-White'ın da tasarım ofisi varmış oralardan.
Müjde'nin yaşadığı dönem.
Off-White'ın da en eski mağazalarından biri zaten Milan'da.
O hep şeyi korumuş yani o moda merkezini korumuş Milano.
Çok enteresan hani Paris, Londra dedik yani buralar da modanın kalbi ama hani Milano'daki bu yola girdiğinizde gerçekten farklı bir yere ışınlanıyorsunuz bence.
Modunuz değişiyor hani bir insan çevresindeki üç insan ortalamasıdır muhabbeti gibi böyle size dokunan kolunuza çarpan giden insanların
işte kolundaki saat, elindeki çanta veya indiği arabayı gördüğünüzde diyorsunuz hani neredeyim ben?
Yani nasıl bir dünya burası?
Çok kalite, çok emek tabii ki.
Yani o mağazalardaki her şey çok ince detay.
Bir vitrinler var.
Vitrinler artık böyle her oynayan tasarımlı şeyler bir parça bir ustanın elinden çıkmış.
İşte bezbebekler oynuyor vitrinlerin önünde.
Ya da böyle diyor mesela çiçekler yapmış o çiçekler açılıp kapanıyor ama kumaştan.
Gerçekten aklınızı yiyebilirsiniz oradaki güzelliğin karşısında.
Bu sanat yani artık modadan da bahsetmiyoruz.
Bir sanat caddesinde yürüyorsunuz ve modanın bu kadar sanatsallaşmış olduğu bir cadde de bence insana iyi hissettiriyor.
Yani üstünüze yarın bir gün hani bunu ben giymek istiyorum dik gözünüzü kapattığınızda o caddeyi hayal edebilirsiniz.
Çünkü insana ilham da veriyor moda ile alakalı.
Biz bir kafeye oturduk o caddede.
İstanbul'da da var Kova adı.
Aslında Kova Monte Napoleone diye geçiyor.
Yani ilk açıldığı yer orası daha sonra bizim ülkemizde açıldı.
Dubai'de vesaire de var galiba.
Ama şu an İstinye Park'ta da var İstanbul'da.
Evet şu an burada var.
İstanbul'da gidebilirsiniz. Beni şaşırtan
şey şu oldu. Oturduk masaya
insanlar sıra bekliyor yine.
Bu arada günün böyle 11-12 çok
daha erken saatler.
Öğleden sonra bile değil. Yani o kadar
böyle insanlar özenli pişti.
Külotlu çoraplar, etekler, elbiseler,
saçlar yapılıyor. O kadar özenli
şık bir şekilde
kafeye gelmişler. Bakın restoran demiyorum.
Kafede çok böyle eski usül bir mimarisi var.
Sanki böyle 60'lardan kalma bir kafeydi.
Büyük ihtimalle hiç değiştirmemişler.
Evet o ahşap doku, o böyle kristalli şangülyer vesaire gördüğünüzde
içinden saatlerce oturup sohbet edip insanları gözlemlemek isteyeceğiniz bir kafe.
Orayı da öneriyoruz.
O caddenin de hemen ortasında.
Beni şaşırtan şey şu oldu.
İnsanlar çok böyle planlı ailesiyle birlikte bu kafelere geliyor, oturuyor kahvesini içiyor.
Tatlı bir sohbet ediyor.
Kimseye de dönüp de bakmıyor bu arada.
Herkes kendi derdinde.
Ve daha sonra kalkıyor gidiyor çoluğun çocuğunu yanına alıp
ve o caddede bir boylu boyunca yürüyor.
Yani onların hafta sonu etkinliği galiba.
Bu benim çok hoşuma gitti.
İnsanların bu kadar özenmesi, bir hafta sonu sabahına bu kadar böyle çıtı pıtı gelmesi
bence hepimize ne kadar özenli istersek olabileceğimizi gösteriyor.
Bunun yanı sıra Ferrari mağazası konseptine de inanılmaz bayıldım.
Eskiden çok daha salaş bir mağazaydı orası.
Şimdi böyle sanki bir Gucci gibi yani.
Hot Couture mağazası gibi yapmışlar.
Hem aksesuar satıyorlar hem de böyle moda mağazası gibi oldu.
Enteresan sanatsal figürler de var.
Arabalarla, araba temalı parçalar da var.
Müze gibi olmuş.
Zaten çok büyük bir alanı olduğu için bir sürü şeyi hem müze gibi hem mağaza gibi,
aksesuar mağazası gibi hem de aynı şekilde Hot Couture moda merkezi gibi yapmışlar.
Bu doğman yakın bir mağaza.
Hatta Vittorio Emanuele'den orada büyük bir pasaj bahsedelim unutmadan.
İçeride yine eski mağazalar var.
Hatta orada son Vogue'un defilesi yapıldı.
Çok büyük bir eventti.
Alicia Case piyano çaldı.
Youtube'dan bakabilirsiniz videosuna.
Bütün o podyum yürüyüşlerin hepsi var.
O pasajdan çıktığınızda Ferrari mağazası var.
İçinde de çok güzel Ferrari maketleri.
Arabanın çekilmiş fotoğrafları.
İşte güzel deri ceketler.
şapkalar, fularlar. Yani Ferrari
aslında bir artık moda markası da olmuş.
Bu arada da İtalya'da ve diğer
Avrupa ülkelerinde de insanlar sırf
futbol takımlarını değil aynı zamanda Formula 1
takımlarını da destekleme almancıyla
aksesuarlarını, şapkalarını
işte bardaklarını vs. bunları
alıyorlar. Aslında öyle bir mağaza.
Hani nasıl burada Fenerbahçe, Beşiktaş'ın
mağazaları varsa orada da mesela Ferrari'nin
mağazası var. Ferrari
hayranı gidip, Formula 1 takımı
hayranı gidip oradaki aksesuarları alıp
Aslında yardım ediyor markaya.
Ferran'ın çok bir yardıma ihtiyacı yok tabii ki ama hani konsept değiştirmişler diyelim.
Artık o eski parakende mağazacılığı biraz daha Gucci'lerin, Prada'ların, Louis Vuitton'ların seviyesine çıkarmışlar.
Ki İtalyan bir markadan da bu beklenirdi zaten.
Hiçbir şey almanıza gerek yok.
Mağazanın içine sadece bir girin çıkın deriz biz.
İnanılmaz güzel konseptli mağaza.
insanın böyle
gerçekten o sanatsal
veya modaya olan ilgisini
kabartıyor. Çünkü bence kıyafetler
parçalar da çok iddialı ve güzeldi.
Şöyle bir tatlı dokunuşta
çıktığınızda bile kendinizi iyi hissediyorsunuz.
Bir müze gibi gezilebilir
aslında. Mağazalar da
güzel. Kafeler güzel.
Ama Milano'da tam bu kadar
kalabalık, bu kadar insanseli.
Bence parkları da ayrı keyifli.
Biz Parco Sempione'de yürüdük
en son gittiğimizde. Çok büyük
bir park. Bu arada gerçekten hani
Roma'daki yürüdüğümüz park
ya da bence Tüleri Bahçesi
Paris'teki bu kadar büyük mü zannetmiyorum.
Yani Parco Sempione'de yürü yürü biz
bitmedi o park.
Ortasında da çok büyük bir kale var.
O kalenin içinde... Forza Kalesi
evet. Evet Forza Kalesi.
Hatta duvarlarında böyle Alfa Romeo'nun sembolü var.
Oradan alınan. Yani büyük büyük onu da
gözlemleyebilirsiniz. Çok zengin bir ailenin
eskiden şatoşlusuymuş.
Aynı zamanda da Napolyon tarafından aslında
fethedilmiş bu.
Tabii büyük ihtimalle parkın ortasında
bu kadar devasa bir kale olmasının da
etkisi. Bu arada kalenin içinden de
giriş çıkış yapıp parkı
içine de taşımışlar biraz kalenin.
Yeşil bir alanı var. O yüzden
komplesini gezmek istediğinizde
bana çok büyük geldi.
Şu an metrekare başına yanlış
bir kıyaslamada olmasın Paris'te.
Kalenin içi de müze gibi. Ailenin eski
eşyalarını ve önemli değerli
parçalarını bu müzede sergiliyorlar
aslında kalenin içinde.
Cüzi fiyatlara bu kaleyi de gezebilirsiniz.
Onu da öneriyoruz. Ama bence
park da kendi başına ayrı keyifli.
Hafta sonu yine bu parkın içinde
insanlar koşuyor, bisiklet biniyor,
köpeklerini gezdiriyor.
Milano'da herkesin bir köpeği var.
Ben bir Avrupa şehrinde bu kadar kişi başına
böyle bir cins köpeğin
düştüğünü daha önce görmedim.
Çok seviyor Milano'lar köpek.
Onları görebilirsiniz, onları sevebilirsiniz.
Yine elinize kahvenizi alıp
bu yürüyüşü yapmanızı öneriyoruz.
Güzel, ferah bir park bu. Zaten şehrin kilit ana noktalarına açılıyor.
Bir tarafı Duomo'ya açılıyor, bir tarafı Brera'ya açılıyor, bir tarafı Moskova Caddesi'ne açılıyor galiba.
Birçok alanından çıktığınızda aslında Milano'nun o canlı caddelerini gezebilirsiniz.
Bir de tabii ki şehrin en kolay yollarından biri gezmek için metro.
Metro kolaylığı da bence ayrı bir nokta Milano'da. Onu ayrı bir seviyeye taşımışlar.
başlamışlar. Ben 5 sene önce
gittiğimde metrolar hiç böyle değildi.
Bayağı yenilemişler. Yani artık böyle
bir şey okutuyorsunuz. Her şey otomatik
açılıyor. Her şey çok daha temiz, hijyenik.
Çok temizdi. Daha çok bilet alma
istasyonu var. O bence aşırı bir
kaos da yoktu içerisinde. Bir düzen
vardı. O hoşuma gitti. Yani
bizim size önerimiz direkt havalimanından
indiğinizde tren artı metro ile
gitmek istediğiniz her yere gidebilirsiniz.
Metroyu da bir sürü
noktaya işte Navigli'den tutun.
Brera'ya, merkezde
Yani yine aynı şekilde Bocconi'nin olduğu biraz daha güney tarafına her yere gidebilirsiniz şehirde.
Ve marketler.
Bence eğer biraz market yapmayı düşünüyorsanız işte parmesan peyniridir.
Almanızı önereceğimiz şeylerden biri.
Mozzarella peyniri.
Bence risotto alın.
Çünkü risotto yemeği zaten İtalya'nın kuzeyine ait bir yemek.
Onu daha çok Milano usulü safranlı pişiriyorlar.
Bunu da bu arada deneyebilirsiniz restoranlarda.
Başka ne alabilirler sence marketten?
Yani bir sürü şey burra at alabilirler aslında bence.
Skamorza gibi peynir.
Hani Türkiye'de olmayan bir sürü peynir var İtalya'da.
Peynecilik çok yaygın.
İşte salam alabilirler.
Şarküteri ürünleri alabilirler kesinlikle Minavı'dan.
Hem bunlar da hani doğru muhafaza edilirse bozulmazlar.
Süt alabilirler.
Çok kaliteli şeyler var yani Minavı'dan alabilecek.
Ben tohum balığını da öneriyorum.
Bence tohum balığı da çok iyi.
Bir de neydi bizim alnımız?
Domates püresi.
Bence o domates küreleri İtalya'da biraz mayonez gibi satılıyor sıkmalı böyle.
Dolapta dayanıyor ve tadı da çok lezzetli.
Özellikle makarnalar için ben onu da öneriyorum.
Bir de plum kekleri çok güzel.
Moulinobianco diye bir marka var.
Bizim eti gibi düşünebilirsiniz bunu.
Moulinobianco markası, bu arada yani sponsor vesaire bir şey yok.
Keşke olsa.
Biz böyle bu markaları sadece sizin kafanızda denklik taşıması için söylüyoruz.
Molino Bianco oran en büyük markalarından biri bu böyle keklerdir, poğaçalardır, bisküvilerdir, krakerlerdir.
Plum cake var. Bu da çok ünlü. Neden ünlü?
Çünkü Milano'da küçük çocukların kahvaltısı biraz süt ve bunlar oluyor.
Böyle bir tuzlu kahvaltı alışkanlığı yok İtalyanlarda.
Durum böyle olunca da bu plum cake'lerin kalitesi yüksek.
Yani büyük ihtimalle çok tüketildiği için birçok marka çalışmış bunu.
O süt ve o böyle tatlı şekerin bir aradaki hali bence güzel.
İyi bir sabah kahvaltısı olabilir hani yanınızda götürmek isterseniz ofise veya bir yere.
Onu da almanızı öneriyoruz.
Onun için de espresso kapsülleri alabilirsiniz, kahve alabilirsiniz.
Orada da her markanın espresso kapsülü var İtalya markalarının.
Evet onların hepsini öneriyoruz.
Bence market kesinlikle yapılır.
Hani giyim kuşamdan bahsedemeyiz ama market kesinlikle yapılması gerekiyor.
Ayrı bir valiz alın da demiyoruz yani. Valizinizi her şey sağabilir. Parmesan, peynir vs.
Hepsini gayet kolay bir şekle getirebilirsiniz.
Tabii ki bagaj hakkınıza bakarak bunu düşünmeniz gerekiyor.
Milano ile ilgili tarihsel aslında ayrı bir bölüm de çekebiliriz.
Çünkü bahsettiğimiz her şey içinde bir tarih de barındırıyor.
Ama biz size en çok nerelerde gezebilirsiniz, ne alabilirsiniz, hangi parkta yürüyebilirsiniz?
Böyle bir genel Milano'dan bahsetmek istedik.
Bu öğrenci şehri olduğu için evet kalabalık bir şehir, keyifli, çok dinamik bir şehir.
Eğer dinamik bir şehri görmek istiyorsanız bizim size tercihimiz Milano.
Bence özellikle sonbahar dönemi için çok keyifli bir destinasyon.
Çok hızlı sıcaklar oluyor.
O yüzden daha çok böyle kış öncesi, sonbahar benim favori zamanlarım.
Evet aslında Milano ile ilgili tarihsel bir bölüm de yapabiliriz.
Bu biraz böyle bir hani ne yaptığımızla ilgili konuştuğumuz bir bölüm oldu.
Çok önemli bir şehir.
Hala da önemli.
Sonuçta eskisi kadar merkezi bir şehir değil ama moda ve turizm açısından çok önemli bir şehir halen.
Evet yani bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bir sonraki bölümde görüşürüz. Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Umarım Milano bölümü hoşunuza gitmiştir.
Daha fazla gezi bölümleri gelecek.
Bir sonraki yine enerjimizi yükselten bilgi dolu bölümlerde görüşürüz.
Kendinize iyi bakın.
Görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
