
Dolce Talks | Bu Aralar Ne İzliyoruz? Wonka’dan Uğultulu Tepeler’e
6 Kasım 2026 · 35 dk
PlatformlardaSpotify
"Bu aralar ne izliyoruz?" serisinin ikinci bölümünde Netflix, HBO ve YouTube'dan son keşiflerimizi konuşuyoruz. Çikolata şelaleleri arasında geçen bir strateji yarışmasından İstanbul'un tarihi yarımadasında çekilen bir komediye, iki farklı dinden gelen bir çiftin hikâyesinden iki hukuk bürosunun kıyasıya boşanma savaşına uzanıyoruz. Bir de izlediğimize pişman olduğumuz bir klasik uyarlaması var. Son olarak entropiyi formülsüz anlatan bir bilim videosuyla bitiriyoruz.
Bölümde bahsettiklerimiz:
Wonka's The Golden Ticket
Organize İşler: Karun Hazinesi
Nobody Wants This
War (HBO Max)
Uğultulu Tepeler / Wuthering Heights
Veritasium: entropi videosu
Instagram hesabımıza ulaşmak için tıklayın.
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(01:00) Wonka's The Golden Ticket
(07:20) Organize İşler: Karun Hazinesi
(12:46) Nobody Wants This
(17:12) War
(23:34) Hayal kırıklığı: Uğultulu Tepeler
(29:25) Veritasium: Entropi
(34:54) Kapanış
Transkript
Herkese iyi mutlu haftalar.
Bu hafta en çok dinlenen, merak edilen bölümlerimizden olan
Buralar Neler İzliyoruz'un ikinci bölümünü çekmek için bir aradayız.
Herkese merhaba.
Normalde buralar çok sinemalarda yeni bir şey, yeni enteresan filmler yok ama
biz daha çok Netflix ve HBO'da enteresan diziler bulduk.
En sonunda YouTube'da bulduğumuz bir videodan bahsedeceğiz.
Ondan başlayabiliriz.
Bu sefer böyle listemiz biraz karışık ama biraz böyle havalar işte kış mevsim yani.
Havalar çok iyi değil, güneşi çok göremiyoruz.
O yüzden biraz içimizi ısıtan şeyler ağırlıkla izliyoruz.
Komediye biraz düştük diyebiliriz.
Onun yanında biraz da böyle YouTube'da kesinlikle izlenilmesi gereken diye Substack'te iyi bir liste bulduk.
Ölmeden önce izlemeniz gereken YouTube videoları tarzında.
Biraz onları böyle zamanımız oldukça da izlemeye çalışıyoruz.
Sonunda ondan bahsedeceğiz.
İlk bahsetmek istediğimiz şey, ben normalde bir yarışma tutkunuyum.
Netflix'in yarışmalarını da çok beğeniyorum.
Genellikle strateji yarışmaları oluyor bunlar.
İnsan gözlemi gerektiriyor ya da iyi bir insan iletişimi gerektiriyor.
Willy Wonka Chocolate Factory yarışmasını ben çok beğendim.
Tam böyle biz izlemeye başladığımızda yeni havalar böyle yağmura dönmüştü.
Dışarıda artık böyle çok vakit geçiremediğimiz, biraz daha evlerin içine kapandığımız bir dönem için.
Hem çok böyle aklı çalıştırıyor hem gerçekten inanılmaz güzel bir fabrika yapmışlar.
Rengarenk, yenebilir çimler kullanmışlar.
Her taraf çikolata, çikolata şelalesi, bütün çiçekler her şey yenebiliyor.
İzlediğinizde böyle o Wonka filminin içine giriyorsunuz ama bu sefer daha etkili çünkü
o insanlar gerçekten yarışıyorlar
bu yarışmada. Bu sebeple
böyle izlerken ya keşke
Türkiye'de falan olsa da ben de katılsam
dediğim bir yarışma oldu ki bunu kolay kolay
söylemem bir yarışma. Bir yarışma bayağı hızlı
ilerliyor aslında. Her bölümde
en az iki tane elenen oluyor
farklı yarışmalarda. O yarışmalar
çok yaratıcı. Bu küçük yarışmaların
aslında ilham noktası
filmden geliyor yani.
Filmdeki odalar olur, yarışma
olur, üretilen ürünler olur.
filmden alındı ve bu yarışmaya
uyarlanmış. Mesela umpalumpalar
var. Gerçekten
hani o böyle filmde gördüğünüz şekilde
şarkı söylüyorlar.
Fabrikanın içinde bu
yarışmacıları bir yerden bir yere
götürüyorlar. Hani zaten
hiç görmüyoruz Billy Wonka'yı.
Orada biraz daha onu misteryüz
tutmak istemişler. Ve böyle
o umpalumpaların
işte tatlı şovlarına
tanıklık ediyoruz. Bir de hani
hayat boyu bir gelir
vermek üzere aslında ödül
kurgulanmış. O yüzden kazanan kişi
ki burada spoiler vermeyelim.
İzlemek isteyenler için kimin kazandığından
zaten bahsetmeyeceğiz. Hayat boyu
bir maaş elde ediyor.
Bu benim Netflix'te gördüğüm en
büyük ödüllerden biriydi.
Birçok farklı insan katılmış yarışmaya.
İşte anne çocuk var.
Baba kız var. Bir çift var.
Abi kardeş var.
Abla kardeş var. Kuzenler vardı
sanırım. İş arkadaşları da vardı galiba.
Yani o da hoşuma gitti. Hani böyle
herkes sevdiği bir
insanla katılmış. Ve aslında
yarışmanın asıl amacı da
birbirlerine sürekli muhtaç
kalıyorlar. Çünkü bir strateji oyunu.
Elenen için dezavantaj oluyor.
Geride kalan kişi diğer
ekiplerle aslında iyi bir iletişim
sürdürmesi gerekiyor. Ve
sürdüremediği noktada elenme
riski var.
Ki bu noktada da aslında yarışmaların
zorluk derecesi
her bölüm artıyor. Arada çok
güzel konuklar da vardı.
Yine bu spoiler olmaması adına
çok bahsetmeyelim ama böyle hani Amerikan
Show Business'ında yer almış
insanların yarışma sunduğunu
göreceksiniz. O yüzden ekstra heyecanlı
bence. Yani ben şahsen
Netflix'in beğeniyorum
yarışmalarını. Bence eğer böyle
kafanız rahat isen tabii ki bir sitcom
izlemek gibi değil. Çünkü
çok fazla insan diyaloğu var.
Herkes kendi bir strateji kurup ona
göre ilerlemek istiyor. Hani bir tık
Kafa açabildiği için böyle eğer kafanız boşsa, müsaitse bence izlemek daha mantıklı.
Yoğun stresli bir dönemdeyseniz bu sizi biraz böyle yorabilir.
Enteresan olan da bu sonuçta herkesin tek tek yenilmesine rağmen böyle 3-4 kişilik gruplar oluşuyor ilk başta.
Sonra işte en aralarında iyi anlaşanlar arasında vesaire.
Sonra da bu grupların organizasyonu değişiyor diyelim.
Yani daha çok ailevi bağları ya da ortak tarafları olan insanlar bir grup oluşturuyor.
Örneğin tek kalanlar da bir grup oluşturuyor.
Ve aslında yarışmadan sonra tek bir kişi kazanmasına rağmen bu gruplar birbirlerinin aslında daha çok yeteneğine göre değil de aralarındaki ilişkiye göre aslında eliyorlar birbirlerini.
O da çok enteresan bir şey, dinamik yaratıyor.
Biraz Survivor'a benziyor.
Aynen tam onu düşünüyordum ben de.
Aynen bizim Survivor'da hani Adana'nın en önemli nereye benziyor.
Yani güçlü olan değil de genellikle sevilmeyen gidiyor yarışmalardan sonra.
Tabii Survivor'dan çok daha hızlı bir gidişat var.
Yani neredeyse isteseniz bir günde bile bitirebilirsiniz komple bütün seriyi.
Ve şeyi de fark ettim.
Hani farklı kültürlerden de insanlar vardı.
Evet.
Çok farklı yerlerden vardı.
Sırf Amerikalı değildi.
Yabancılar da vardı.
Ve çok gencinden çok yaşlısına kadar da vardı.
Evet.
Full spektrum'da aslında herkesin yarıştığı bence gerçekten izlemesi keyifli bir yarışma.
Ama hani burada yani dediğim gibi biraz kafanızın sakin olması gerekiyor.
Çünkü kazanan kişinin neden kazandığını biraz analiz etme ihtiyacı duyuyor insan.
Hani insan psikolojisinin doğasında bu var.
Hani başarılı olanı anlamanın getirdiği bir çırpınış olduğu için.
Hani onu biraz anlamaya çalışırken ya işte bu x kişisi neden kazandı acaba diye geriye dönüp düşünmek de gerekiyor.
Ki bence insanın hayatla ilgili de güzel şeyler katıyor.
Çünkü günün sonu dediğimiz gibi iyi insan ilişkileri olan, böyle biraz daha sessizce işini götüren ama zihninde onun planını böyle tane tane yapıp böyle kendine bir harita çıkaran ikisinin başarılı olduğunu görüyoruz ki bu çok şaşırtıcı da değil.
Hayata dair güzel noktalara değindiğini düşünüyorum ben yarışmanın.
O yüzden elinize popkornunuzu alıp, çayınızı kahvenizi alıp böyle minderin altında, pardon battaniyenin altında minderinizle birlikte izleyebileceğiniz tatlı bir yarışma.
Aslında yarışmalar çok zor değil.
Yani dizinin içindeki yarışmalar çok zor değil ama daha çok hani insan ilişkilerine bir ağırlık verilmiş.
Bence bu William Hanka'da.
Bir de aynı zamanda bunu izlerken filmi de hatırlıyorsunuz.
Filme bir gönderme var zaten.
Bu yarışmanın yapılmasının sebebi
filmin bu kadar başarılı olmasından ötürü.
Bu arada bu
Johnny Depp'in başarılı olduğu bir film.
Ama Timothée Chamele'li hali de var.
Benim favorim değil açıkçası.
Ben Timothée'nin
olduğu düğün dışındaki
serilerin hiçbirini beğenmiyorum şahsi olarak.
O yüzden bence Willy Wonka
deyince aklıma hala Johnny Depp ve o
küçüklükteki ikonik film geliyor benim.
O sebeple bunu bu yarışmayı
izledikten sonra açıp tekrar hani orijinal
filmlere de bakabilirsiniz.
Deyip Netflix'ten devam edelim.
Yine yani şimdi biraz daha hazır
yarışma falan dedik. Komik, esprili
bir diziye değinecek olursak
organize işler Karun
hazinesini bitirdik.
Hep buna böyle Karun kelimesini
bulmakta zorlanıyorum söylerken.
Yani bununla ilgili çok fazla spekülasyon
var. Twitter'da var.
İşte Instagram'da var.
İnsanların arasında var. İşte IMDB
puanının çok düşük.
2.4'müş sanırım en son günce
bence hiç o kadar düşük bir
notu hak etmiyor. Ben şu şekilde
düşünüyorum hani kimse kusura
bakmasın yani bu Amerikan Hollywood
Timote'lerini izleyip ya evet işte
ya adam oynadı 8.9
dediğimiz filmlere ve bayıla
bayıla illa yabancılar oynadığında
bayılıyoruz da yani ben açıkçası
gayet beğendim bu diziyi.
Beğenmemin sebebi şu tabii ki
nostaljik bir organize işler
serisinden olmasından ötürü
ve ben hani her
oyuncunun kendi kısmına çok iyi hazırlanıp
kamera karşısına geçtiğini düşünüyorum.
Yani Rıza Kucaoğlu'ndan hani Kıvanç Tatlıtuğ olsun,
Ekin Türkmen yani gerçekten herkes ayrı ayrı güzel oynamış rolünü.
Herkes aklını vermiş. Ezgi Molay'ın da aynı şekilde.
Hani böyle bütün cast'i sayabiliriz burada.
Bence çok uğraşılmış güzel bir diziydi.
İstanbul'un güzel noktalarını gösterdiğini düşünüyorum.
Çekimler, dekorlar başarılıydı.
Yani kıyafetler bizim o eski organize işler tadındaydı.
Çok küçük bir alanda aslında dizi çekiliyor.
Yani tarihi Yarımada'da.
Genellikle İstanbul'da çekiliyor bu dizi.
Ona rağmen karakterler çok iyi olduğu için yüzünüzü ayıramıyorsunuz yani ekrandan bence.
Ben mesela Gibi'den çok daha fazla beğendim.
Evet hani büyük ihtimalle Gibi ile ilgili yorum ben şu an çok söylemek istemiyorum.
Çok linçlenmek istemiyorum burada ama.
Ben hani gülmek için kamera karşısına geçip hani insanları güldürelim ya bu sefer.
Hani güzel de bir kadro.
Hani Uraz'ın da hakkını yemeyelim.
Bir de çıtır bir dizi.
Hemen bitiyor.
Evet ve bir hafta sonu hani moraliniz bozuk.
Açıp böyle işte 4-4 bölüm galiba 8 bölümdü.
İzleyip böyle aa güldük eğlendik bu da güzeldi diyebileceğiniz bir dizi.
Zaten hani burada da şey bir amacı yok.
Yani buna böyle bir documentary tadında bakıp da ya işte Bizans surlarının şu kısmından kötü bahsetti.
Türk imgelerini böyle yani her şeye
o ciddiyette bakmaya kalkarsak hani
kusura bakmayın da gibi ne veriyor bize
yani ne katıyor deyip burada biraz
o diziyi de eleştirmiş olacağım belki ama
her şeyi bu kadar. Komedinin de
mantığı o değil zaten. Yani evet komedi
varoluşçu bir şekilde hani
bence en iyi isteyen dizi
Fleabag'di mesela. Fleabag komedi
slash varoluşçuluk. Hem gülün
hem sorguluyun ama hani
her şey o kalitede olmayabilir
yani her şey bir Fleabag komedisinde
olmayabilir. Orada yine biraz bir
British humor var. Yani bir İngiliz
esprisi var onun altında. Biz
Türkiye'de bunu yapamayız. Ben
başarılı bir dizi olduğunu düşünüyorum.
Güldürdü mü? Güldürdü. Yani gerçekten
izlediğim hafta sonu beni motive
etti. Hani böyle pozitif, tatlı, güzel
bir diziydi. Her şeyden niye
bu kadar toplum olarak ciddiyet
aradığımızı da çok anlamıyorum.
Sanki her şey çok ciddiymiş
gibi. Ama gerçekten en hafta
sonu oturup izleyebilirsiniz.
keyifli bence. Hatta Shaker
herkesin bildiği bir dizi. Evet konuyu
biliyorsunuz. Onun devamı konuyu biliyorsunuz.
Hani hafif, hızlı
yani tempolu bir dizi. Hemen
bitiyor. Bir günde bitirirsiniz. Evet akıyor, gidiyor.
Bir de ben şey duygusunu da
sevdim. Yani belli o ruh
geçiyor bence. Yani o çeken ekip
BKM ekibi çok eğlenerek
çekmiş. Hani belli yani.
Çok keyif almışlar çekerken. Bence
o ekip ruhunun o böyle pozitif
keyif alarak çekilme hissinin
bana geçti en azından izlerken.
Ben artık öyle şeylere de dikkat ediyorum.
Çünkü böyle işte atıyorum bir diziyi
izliyorum ya diyorum ki hiçbir duygu geçmedi
bundan bana. Açıyorum biraz
e-entertainment'a bakıyorum. Ne bileyim
işte biraz başka haber
kaynaklarına bakıyorum. İşte sette kavga
çıktı. Sette iki oyuncunun
bilmem ne kavgası yüzünden
ikinci sezon iptal edildi gibi şeyler
duyuyoruz. O yüzden
şeyde olmuştu bu hatırlıyor musun?
Good Omens izliyorduk biz.
Good Omens'da biz izliyoruz ikinci sezonu
bize yani bu arada hani
çok ünlü oyuncular oynuyor yani İngiliz
çok ünlü aktörler oynuyor orada
o aktörlerin de yani olduğu bir dizinin
devam etmeme şansı yok bizim için
şu an aktörlerin ismi aklıma gelmiyor ama
yani açıp baktığınızda
diyeceksiniz ki evet bu iki İngiliz en ünlü
iki aktör diyeceksiniz
sonra bir bakıyoruz biz izledik
izledik ya ikinci sezonda hiçbir duygu
geçmiyor bize yani konu
çok iddialı işte Araf, Cennet
Cehennem Melekler böyle aşırı hani ezoterik, aşırı güzel, oyuncular şahane.
Zaten Oxford Street vs. İngiltere'nin en güzel kısmında geçiyor.
Bakıyoruz hiçbir şey geçmedi bize.
Bir baktık haberlere 3. sezon iptal edilmiş.
Hani böyle biraz artık çok fazla dizi film izleyince bence o hissiyat oluşuyor bir süre sonra.
Bir de artık diziler çok hızlı iptal edilebiliyor.
Tutmuyor evet.
Bazen 7-8 sezon giderdi böyle diziler.
Evet.
İzlenmezdi.
Bizim evet yani daha gençliğimizde küçüklüğümüzde ben de hatırlıyorum.
işte şeyler
neydi o adada geçen Lost'lar olsun
Prison Break böyle
bir süre sonra gitti onlarda.
Şimdi öyle dilaman organize
işlerde ben o keyifli çekimin
hissiyatını aldım. Benim için bu
yeterliydi. O yüzden ben
öneriyorum. Yine Netflix'ten
devam edelim. Yani bu
diziyi büyük ihtimalle sevenler çok seviyor
nefret edenler nefret ediyor. Ben
çok ciddi iki kesimin olduğunu düşünüyorum.
Nobody Wants This
Christian Bell oynuyor sanırım
değil mi? Evet. Yani Kristen Bell
oynuyor yani yanlış şey yapmayayım adına ama
ve yine ünlü bir erkek
oyuncu oynuyor. Şu an ismi
hiç yok bende ama yani Netflix'te
Nobody Wants This yazdığınızda göreceksiniz
zaten. Aslında bu da bence
konu olarak herkesin belki
izlemeyi tercih etmeyeceği bir... Herkese göre
değil. Biraz ağır var yani.
Evet böyle bir hafif Fleabag esintisi
var. Çünkü biraz yine bir varoluşçuluk
seçimler, kadersel... Ailevi ilişkiler
denge... Evet
Evet böyle biraz hani harsh bir topik bence.
Çünkü hani bundan ağzı yanan insanların belki trauma, bounding yaşayabileceği bir dizi olabilir.
İlişkiler üstünden aslında gidiyor.
İki farklı dinden insanın bir ilişkiyi yürütebilme çabası ve tabi buradaki ailelerin farklı görüşleri var.
İki yani ilişkiyi yürüten aslında iki üç farklı çift var ama biz en baskın Kristen Bell ve o erkek oyuncununkini görüyoruz.
Burada da çok güçlü iki karakter.
Normalde böyle bir senaryoda işte ya erkek daha pasif olur ya kadınlar olur.
İki güçlü karakter.
İkisi de kendi işinde çok iyi olmak istiyor.
Hatta Kristen Bell iyi bir podcast çekiyor kardeşiyle.
Başarılılar ve bütün gelirlerini oradan elde ediyorlar.
Sevgilisi ise bambaşka bir alanda dini bir işte uğraşıyor.
Tabii spoiler da vermek istemediğimiz için her şeyi anlatmıyoruz.
Evet şu an böyle biraz genel hatlarıyla bahsedelim.
Çünkü 3 sezon var.
Şu an yeni çıktı 3. sezonu.
Biz o yüzden bahsetmek istedik.
O dizi biraz daha ağır ilerliyor.
Ama hala bir şans tanıyoruz ona.
25 dakika 30 dakika arası her bölüm.
Ben şu yüzden seviyorum.
Bence günümüz ilişkilerinin çok fazla dile getirilmeyen taraflarıyla bakıyor olaylara.
Mesela bir erkek evliliğini bitirmek istiyorsa Tinder'a geçebilir mi gibi böyle.
Yani daha biraz daha alaylı ama biraz esprisel bir noktayla yaklaşıyor bence konulara.
Hani böyle toplumda herkesin çok konuşmak istediği ama çok konuşmaya cesaret edemediği şeylerden bahsediyor.
Yani ben biraz uçlarda bir dizi olduğu için seviyorum.
Hani herkesin tarzı olmayabilir ama Kristen Bell'i zaten çok seviyorum.
Bizim neydi bir izlediğimiz dizi vardı.
Good Life mıydı yine Kristen Bell'in.
Böyle çok felsefe ağırlıklıydı.
Evet.
After Life miydi?
Çok iyi hatırlamıyorum ben. Ben de ismi hatırlamıyorum.
Ama böyle insanlar
belirli hüküme hüküme evlerde
yaşıyorlar. Ve aslında
The Good Place pardon adı geldi aklıma şu an.
The Good Place'den
beridir ben çok severim zaten
içinde yer aldığı projeleri.
Sanırım kendisi de böyle düşündüren projeleri
seviyor. Biraz daha hani mesajı olan.
Biraz daha böyle hani tokat
yani bu beni tokatladı deriz ya bu dizi.
Yani ne öğretti bana falan.
Bence o tatlı bir dizi bu da.
Ağır olduğuna %100 katılıyorum.
Sitkom ama.
Hani varoluşçu bir sitcom biraz.
Çok güzel düşündürüyor.
Esprili dilini ben beğeniyorum.
Oyuncu kadrosu da şahane.
Los Angeles'da geçiyor.
Bence dış alan çekimlerinde de
evet ya gerçekten LA
dizisidir bu diyebiliriz buna.
Keyifli bir bence
sonbahar dizisi. Ve bu arada bütün dizide
tek bir ilişki de geçmiyor. 3 tane ilişki.
3 tane çifte odaklanılıyor daha çok.
Bir tane ana çift var.
İki tane de böyle daha arada giren, olaylara giren bir çift var.
Onların da hayatı ve her şeyin toz pembe olmadığını diğer ilişkilerde de onunla gösteriyor bence biraz.
Çünkü başka bir ilişki mesela aynı kültürden olmasına rağmen daha kötü gidiyor ana karakterlerin ilişkisinden.
Öyle bir kontrast da verilmiş diziye.
Sadece tek bir çifte odaklanılmadığı için o kadar da sıkıcı değil aslında.
Evet hani fark, önümüzde cupcakeler düşünün.
İşte çileklisi de var, çikolatalısı da var, vanilyalısı da var.
Hani öyle bir dizi gerçekten.
Her türlü duygu hissettirebiliyor.
Bir de böyle hani biz şey yapmıştık.
İkinci sezonu bir yolculuğumuz vardı.
Uzun bir yolculuğumuz.
Yani açtık uçakta mesela.
Gerçekten hani bir sezonu full öyle bitirdik.
Çok böyle çerez bir dizi bir yandan da izleme açısından.
Çünkü güldürüyor.
Yine böyle keyfinizin bozuk olduğu bir anda açıp bence izleyebilirsiniz.
Ben o havasını seviyorum.
Şimdi artık Netflix'i bir köşeye bırakalım. Gerçek böyle yapımlardan bahsedelim. Gerçekten HBO vs. Netflix durumunda yani sonuna kadar HBO'nun her dizisine...
Ama bu arada herkes öyle. HBO'cu herkes.
İnanılmaz bayılıyorum. Yani zil sesim benim çok uzun süredir Succession zil sesi. Succession ringtone.
HBO denince benim için akan sular duruyor. Çok yeni bir dizisi var. Hatta bu dizi niye Succession aklıma geldi?
Çünkü bu dizinin tavrı, çekimi ve kurgusu Saksaşin'a benzetiliyormuş.
Bunu da internette okudum.
Ben aşırı benzetemedim bu arada izlerken ama.
Ama bence daha güzel Saksaşin'den.
Belki hani şimdi yeni bir gözle yeni bölümlerini izlediğimde ya evet diyebilirim.
Bunu kesinlikle şey yapmıyorum.
Yani imkansız olamaz demiyorum.
Dizinin adı The War yani Savaş.
Sienna Miller, Sirena Miller miydi ya da Sienna Miller de olabilir.
Ama Serena değil kadının adı.
Aktörlere hiç bakmadım ben.
Öteki aktörümüz de Crown'da Charles'ı oynayan ismi yine maalesef aklımda değil.
Ama daha önce The Affair'de de oynadı kendisi.
Yani çok böyle ünlü bir İngiliz orta yaşlı erkek oyuncu.
Ben çok severim bu arada onun oyunculuğunu.
Böyle ciddi ya da sorunlu adam rollerine çok iyi bürünebildiğini düşünüyorum.
Hakkını gerçekten sonuna kadar veriyor.
Charles'ı oynadığı The Crown sezonu da çok başarılı aynı şekilde.
Burada aslında çok ünlü bir oyuncuyla ünlü bir iş adamının boşanmasına tanık oluyoruz.
Yani bu arada yine spoiler'a girmeyeceğiz de 4 bölümü çıktı zaten.
Biz de bilmiyoruz zaten.
Evet çok da bir şey yok ama iki hukuk firmasının kendi arasındaki kanlı mücadelesinden de bahsediyor.
Neden kanlı?
Çünkü bu iki hukuk bürosunun içinde olan avukatlar aslında daha önce birbirlerine çapraz asoşiyetlik yapmış avukatlar.
Bir tanesi diğerinin patronu oluyor.
Evet.
Geçmişleri var birbirleriyle ve o yüzden birbirlerine böyle inanılmaz laf sokuşlarla,
işte tuzaklarla, birbirlerine böyle biraz köstebeklik yaparak bir mücadele vermeye çalışıyorlar.
Bir tanesi daha köklü bir şirket.
Diğeri daha yeni bir şirket ama onun pozisyonu daha iyi.
Hani davada en azından.
İlk başta öyle.
Hani hem bir onun egosal bir savaşı var avukatlar arasında.
Yok birbirlerine bir selam vermiyorlar.
Bir tanesi diğerini manipüle etmeye çalışıyor.
işte daha badan önce vesaire.
Bir de bu hani bir
işte teknoloji şirketinin sahibi adamınla
o zengin olanın eşi yani
boşandığı eşinin arasında böyle bir
sevgi nefret ilişkisi gibi
bir şey oluşuyor. Yani böyle komplike
bir şey hani şey gibi de düşünülmemesi
lazım. Hani ikisi birbirinden nefret ediyor.
Boşanmak istiyorlar. Hani ikisinde
bir soru işaretleri var ama aynı zamanda
o hukuk büroları da
avukatları da boşanmalarını da istiyor.
Çünkü söz konusu olan meblağ
çok büyük bir parasal bir şey.
Şey istiyorlar yani bu iki firmadan biri kazansın ve şanları yürüsün, şöhretleri büyüsün.
Çünkü aslında public figure olduğu için bu iki insanda yani medyada işte internette, sosyal medyada görünümlülükleri olduğu için
bu hukuk firmalarının devamlı anlamında çok büyük bir reklam olmuş oluyor bu dava.
Ama işte çok fazla spoiler vermeden anlatalım hani davaya gidecek mi noktasında şu anız zaten?
Şu an gidiyor dava yani dördüncü bölümde.
Şu an gidiyor gibi ama biz de bilmiyoruz.
Biz de hala izliyoruz.
Bence detaylarıyla, oyunculuklarıyla, kostümleri, ışıkları, her şeyle böyle 360 düşündüğünüzde tadından yenmeyecek bir dizi.
Evet hani bir komedi dizisi olmadığı için ağır.
Ağır olmasının sebebi de ciddi bir konudan bahsediyor.
Bir ilişkinin bitmesinden bahsediyor.
İnsanların o iç dünyalarını da görüyoruz.
Yani işte boşanmak isteyen oyuncunun yalanları, öteki taraftaki iş adamının kendine olan özgüvensizliği, işte oğluyla olan iletişimi, biraz çarpık bir babalığı vs.
Kadın işte iş alamamaktan korkuyor gelecekte. O yüzden çok büyük paralar bekliyor boşanmadan. Hani daha çok ona bağlıyor geleceğini.
Ben biraz şey düşünüyorum bu senaryosu yazılırken.
Sosyal medyada böyle davaları biz çok görüyoruz ya.
İşte Jennifer Lopez sevgilisinden ayrıldı.
Marc Anthony'den boşandı.
Yani bunlar çok gerçekten söz konusu olan davalar oluyor.
Bu durumda da hani basına düştüğünde o avukatlar bundan çok güzel pay elde etmiş oluyor.
Zaten biraz burada avukatların da bakış açısından görüyoruz.
Bir de reklam yapmış oluyorlar.
Evet hani bir şey çok komik geldi bana mesela.
yani kadın Hollywood oyuncusu
kadın Amerikalı kalan herkes İngiliz
dizide. Adam da çok böyle
büyük bir firma yani bir tek
patronu adam yani bir teknoloji
şirketi sahibi büyük ihtimalle.
Yani çok belli etmiyorlar ne şirket olduğunu ama
yani bakıyorum avukatların
egosu hepsini tokatlar dizide bu arada.
Şakasız yani. Davaya giren
avukatların hepsi. Bu iki
insandan çok daha böyle farklı bir
konumda kendilerini görüyorlar.
Bir süre sonra onları da manipüle etmeye başlıyorlar.
Evet hani çok güzel laf yapıyor ağızları.
O yüzden bu iki başarılı insan da çok güzel manipüle edebildiklerini de görüyoruz.
Yani çok enteresan geldi bana.
Demek ki hani bu işler böyle işliyormuş diye gördüm ben.
Biraz onu da güzel vermişler bence.
Ya araştırdılar ya böyle avukatları incelediler ya da bu gerçek bir dava da olabilir.
Hani şu an bilmiyoruz yani bu dizi çok yeni bir dizi.
HBO'nun bence 2027'ye kadar da sürecektir bu sezon.
Göz bebeği olan bir dizi olacak.
Yani yeni bir succession'u doğuyor noktasında.
Bence çoktan doğdu bile.
Sadece böyle biraz sakin kafayla biraz daha odaklandığınız bir zaman izlemenizi öneririz.
Çünkü her hafta yeni bölüm geliyor.
Biriktirip toplu da izleyebilirsiniz.
Ama bence her bölümde konu farklı, aşırı güncelleniyor ama
yani bir Green Lantern'daki
gibi böyle aşırı bir bölümde
bütün olaylar değişmiyor.
Hani o yüzden part part da izlenebilir
diye bu diziye böyle
onun üstünden onu vermek istiyorum ben.
Hani iyi bir yorumcu olsam,
dizi film yorumcusu olsam şu an
en çok bahsettiğim dizi bu olurdu.
Yani bu kadar başarılı şeylerden
bahsettikten sonra
hiç beğenmediğimiz bir filmden
bahsedeceğim. Kontrast yapalım.
Evet bir kontrast yapalım.
Valla ben izlediğimde pişmanım öyle söyleyeyim.
Çünkü ben bu filmin kitabını da okudum.
Wuthering Heights.
Uğur Tuğtepe'lerden bahsedeceğiz.
Çok meşhur bir kitap aslında.
Yani İngiliz edebiyatının en önemli kitaplarından biri.
Zaten bir kadın tarafından yazıldı.
Ve normalde biliyorsunuz o dönem...
Emily Bronte'nin kitabı.
Emily Bronte tarafından yazıldı.
Normalde zaten yazarken kadın olduğu için o dönemlerde çok kabul edilmediği için
hani bir kadının yazmasına kitabı bir erkeğin ismini yazmış.
Yazar olarak.
Sonra belli oluyor Emily Bronte'nin yazdığı.
Normalde çok güzel bir kitap.
Romantik bir kitap.
Ve o zamanın ne bileyim tırnak içinde etik kurallarına göre yazılmış bir kitap.
Sadece bu filmde modern bir uyarlanma yapılmış ve abartılmış.
Etik noktasında kusura bakma hani gülmekten kendimi alamadım da.
Gerçekten ben böyle çok amiyane bir ağızla bahsedeceğim.
Ne biçim bir filmdir diyeceğim yani.
Hiç beğenmedim.
Yazık olmuş.
O kadar kült filmler izledik yani.
Biz bu arada film eleştirisi okuyoruz ve YouTube'dan izliyoruz da.
Buna da ayrı bir ilgimiz var.
Yani ben bu kadar kötü bir film, bu kadar kaliteli bir sanat eserinden çıkma bir senaryonun bu kadar kötü bir filme dönüştürülmesi konusunda çok şaşkınım.
Yani bu oyuncuların nasıl kabul ettiğini bu senaryoyu da anlayabilmiş değilim.
Sonuçta bunlar değil, oyunculuk kariyeri yapıyor.
Sevgili Jacob Elordi, sen ne yaptın?
Yani senin bir oyunculuk kariyerin yok mu?
Şimdi bakın Robert Pattinson'a bakın, yaşları hemen hemen aynı.
Şimdi bir son filmi var, Primetime.
Yani daha izlemedik onunla ilgili de ayrı bir bölüm yapacağız ama hani gidemedik sinemaya.
Yani bakıyoruz Batman, Primetime, Odysseus, Jacob Elordi ne yapıyorsun?
Hani ne yaptın yani? Bu filmde neden oynadın?
İprandı.
Ya senaryoyu iyi okumadı ya gerçekten davga geçmek istedi.
Ben Emily Bronte'nin gerçekten mezarda kemiklerin titrediğine %100 eminim.
Çok kötü.
Çünkü hani kitabını da okuduğum için ve konusunu da bildiğim için inanılmaz şok içinde kaldım.
Bir kere bütün böyle ara kesitlerle, 9. karemin de böyle bir sinemada vardı ya böyle bir düşündürtülmeye çalışan karelerde sürekli bir kan vardı arkada.
Sürekli bir kırmızı, böyle bir sadistik vardı, bir şiddet vardı, bir kadını kötüleme, küçümseme vardı.
Bir kere bu kitap dönemin asil bir kadını tarafından yazılıyor.
Bronte kardeşler o dönemin dünyasında da ünlü bir kardeşler.
Yani yazarlıklarıyla edebiyatlarıyla da biliniyor ve dönemde etik değerlerle ilgili bir sürü insan yargılanıp idam ediliyor İngiltere'de.
Hani böyle bir dönemden bahsediyoruz.
Zaten öyle bir şey yazmış olamazlar.
Yani evet hani sevgili yönetmen, senarist vesaire kimse yani bu kan öğelerini, bu sadizmi, bu kadını aşağılamayı yani ölümü bile çok kötüydü ya ana karakterin gerçekten.
Bir kere sürekli hani karşı taraf doktor evledi onu da hani kaşına gözüne evledi gibi bir açıyla anlatılmış.
Sürekli erkek figürleri ön plandaydı.
Kitap öyle değil bakın lütfen okuyun kitabı.
Kitap hiç böyle değil.
Sürekli böyle bir koridordan geçiyorlar.
Kıpkırmızı koridorlar, çizimler böyle çok belaltı.
Yani kitapta belaltı hiçbir şey yok buna dair.
hep böyle bir yani cinselliğin
çok gereksiz ön planda olduğu
konudan çok uzaklaştırıldığı
ve oyuncuların biraz kendi
oyunculuklarıyla şov yaptığı. Bu Barbie'deki
kadın oynuyordu. Adını unuttum şu an ama.
Yani sevgili Barbie. Normalde kitapta
şeye odaklanılıyordu. O hizmetçinin
evden kaçıp yani o adamın evden
kaçıp aslında sıfırdan
başlayıp bir yerlere gelip evi
tekrar satın almasından
devam ediyordu olay. Yani daha çok
hani şeye odaklanılıyordu. Hani
bir insan hani kendi başına çok
iyi yerlere de gelebilir işte
başkasına muhtaç kalmadan.
Ve istediği şeyleri de elde edebilir
gibiydi. Bu direkt Sado bir
film olmuş yani. Evet hani ben
çok da uzun bu arada. 3 saate yakın.
Yani biz izledik ama şu şekilde
izliyoruz. Yani sahneler
böyle böyle ama sonunda güzel
bir şeye dönüşür bu. Diye ben
tamamen böyle şey züğürt tesellisiyle
izledim filmi ama
sonundaki ölüm sahnesi
çok kötüydü. Böyle yani
Yani afedersiniz kadının vücudunu griye boyamışlar ölümünü göstermek için.
Bilerek makyajı komik absürt bir griyle bedenini boyayarak yapmışlar.
Yakın çekimlerde böyle ten renginin üstüne o gri boya falan gözüküyordu.
Yani o sahne bu kadar para verilmiş bir filmde öyle mi çekilir?
Hani absürtleştirilmeye çalıştığı her sahnesinde bence barizdi.
Çok düşünülmemiş.
Bence dalga geçmek için yapıldığını düşünüyorum.
Ben ya etik değerlerim, ha ha ha falan hani ya günümüzün bilteresi falan.
Yani böyle bir şey yok.
Bunlar bir sanat eseridir, korunmalıdır.
Bunlar çok önemli bizim klasiklerimiz.
Yani üstüne gerçekten böyle korumamız gereken değerlerle oluşan klasikler.
Bunların bir incesi var.
Yani açın bakın hani Babalar Oğullar var, Kumarbaz var, Tolstoy'un Anna Karanina'sı var.
Bunlar gerçekten çok böyle insani değerler üstüne yazılmış kitaplar ki bunların filmleri var.
Ve bu filmler bu kalitede çekildi.
Yani Anna Karanin o kalitede çekildi.
Karamazov kardeşler o kalitede çekildi.
Sefiller o kalitede çekildi.
Yani bu filmin bu şekilde olmasına kim izin verdi ben anlamıyorum.
Lütfen izlemeyin.
Yani bu lütfen izlemeyin anonslu bir bölümdü.
Ben izlediğimi pişmanım ama hani evet dalga geçildiğini gördüm mü gördüm.
Yönetmeni, yazarı kimse bakacağım.
Bir daha da onun hiçbir eserini izlemeyeceğim.
Evet bilelim.
Şu an ezberimizde değil ama açıklamalara zaten izlediğimiz bütün her şey yazıyor olacağız.
Siz de bakabilirsiniz.
Şimdi yine böyle tatlı konuşalım son konumuz.
Veritazium YouTube kanalından aslında bir bilimsel bir bölüm.
27 dakikaydı bölüm.
Evet.
Veritazium ben bilmiyordum ama çok ünlü bir YouTube kanalıymış.
Tabii YouTube'un en eski bilim kanallarından biri Veritazium.
Ben ilkokulda bile izlerdim.
Çok enteresan bir konuya değinmiş.
Normalde şimdi biraz bilimsel konuşacağız ama entropi konusu vardır biliyorsunuz termodinamikte.
Onun da çok anlaşılmaz ne demeye çalıştığı.
Yani kapalı bir sistemde verimsizliğin arttığıyla ilgili bir teoridir.
Normalde çok da formülü olmadığı için ve lisede çok üstüne varılmadığı için
pek gerçek hayatta nasıl uygulandığını bilmeyiz.
Ama onu çok pratik bir şekilde küçükten büyüye yani evrene doğru giderek
örneklerle anlatıyor bu YouTube videosunda veritasyum.
Bizim de izlememizin nedeni aslında birçok sistemde çok önemli bir konu entropi.
İşte yapay zeka olur, enerji üretimi olur, motorlar olur,
hani gündelik hayat, uzay bilimi vs.
Hani o yüzden bence hani bu arada video hiçbir zaman böyle karmaşık formüllere girmiyor.
Her şeyi videoyla, her şeyi resimlerle anlatıyor.
Çok güzel bir şekilde, sade bir şekilde anlatıyor.
O yüzden kesinlikle öneriyoruz.
Genel olarak o YouTube kanalımı da öneriyoruz.
Sadece eskisi kadar sık sık video koymuyor ama koyduğu videoları 1-2 ayda bir koyuyor.
Videolar çok daha uzun ve çok daha bilgi içeren videolar.
Çok kaliteli videolar olduğu için bir de hani şöyle bir şey var.
Bu kadar fiziğe işte bilime dayalı şeylerin araştırılması yapılıp videosu çekiliyordur zaten.
Bayağı.
Yani yanlış bir bilgi vermek çok riskli.
Yani çünkü bu kadar ofisyal şey bir kanalın.
Kendisi de doktora mezunu bu arada.
Evet anlatan kişi fizik PhD öğrencisi.
Yani doktorlu öğrencisi.
Mezunu pardon.
Çok pardon.
O yüzden hani böyle bu kadar okumuş, fizik alanında bu kadar araştırma yapmış birinden bu videoyu görmek de bence ayrı değerliydi.
Yani entropi şu anlamda önemli.
Hani bakın bu bir fizik konusu deyip geçmeyin.
Yani ben fizik sadece giriş gördüm lisede.
Ama bu tarz şimdi günümüz enerjiler, bir enerji krizi döneminde yaşıyoruz.
O yüzden bu kavramları böyle biraz daha bir vatandaşın farklı bir bakışla anlamaya çalışması kendi hayatındaki bazı harcamaları optimize etmesi açısından da çok önemli.
Çünkü doğayı bilime anlamak insanın kendisini anlamak gibi bir şey.
Yani şu an AI kullanıyoruz işte her aklımıza gelen şeyi soruyoruz.
Yani burada marka ismine girmeyelim kullanılan AI'lardan ama.
Yani bu ciddi bir su tüketimine yol açıyor.
Kimse bunu konuşmuyor.
Bakır.
Yani doğru düzgün öyle bir YouTube videosu benim karşıma çıkmıyor.
gerçek anlamda bir harcama yapılıyor.
Bunun karşılığını siz bilgiyle değiş tokuş etmiş oluyorsunuz ama
doğada olan bir şeyi de tüketmeye devam etmiş oluyorsunuz aslında.
Sadece onun etkilerini şu an görmüyoruz.
Entropi bu anlamda bilinmesi gereken bir konu çünkü
maksimum enerjide maksimum verimlilik nasıl alınırın özetini biraz veriyor.
Bunu biraz ısı ile anlatıyor.
Isı ve sıcaklık arasındaki o bağlantıyla anlatıyor.
tren neydi o tren
devirleri değil de
tren motoru
bir başka ismi daha vardı videoda geçen
karno motoru
karno motorundan biraz aslında
anlatmaya çalışıyor
yine bence çay ve süt
benzetmesi de aslında anlamımız için
güzeldi
entropi
zaten hani biraz biliyorsanız aslında
videonun tamamını da anlamış
olacaksınızdır ama verilen örneklerle
ben çok güzel anlaşıldığını
düşünüyorum. Artık fizik gibi
konular AI hayatımızın içinde
oldukça çok böyle yaşamımızdan uzak
olamaz. Yani doğayı anlamaktan
uzaklaştığımız her gün
yaşamımızda bir şeyleri aslında değiştirmek
cesaretinden de uzaklaşıyoruz.
İşte bu su tüketimi olabilir.
İşte camları ayrıştırmak
olabilir. Neden? Çünkü
sürekli bir şey harcıyoruz ama bunun
maksimum verimliliğini ne ölçüde görebiliriz
hayatımızda? Yani bunu şey gibi
bile düşünebilirsiniz. İşiniz için çok çalışıyorsunuz.
Gece gündüz çalışıyorsunuz.
Ama istediğiniz parayı kazanamıyorsunuz.
Aslında hani fiziği anlamak
kendi işinizdeki bile
neden hani bu kadar kazanamıyorum
anlamanız için güzel bir
sizi yoldan geçiriyor.
Ve bu arada şuradan
çıktık biz bu videoyu izlemeye.
Substack'ta başta dediğim gibi bir liste
vardı. Ölmeden önce işte
izlemeniz gereken YouTube videoları
konusunda. Hayatla ilgili
Yani enerji, sonuçta hepimiz içimizden, hücrenin kendisinde enerji olduğu için enerjiden yaratılmış varlıklarız.
Bu yüzden enerjinin kendi doğasını anlamak için çok belli başlı videolardan biri entropi.
Çünkü neden? Dünyanın en büyük enerji kaynağı güneş.
Güneşi anlamak için de enerjinin kendisini anlamak gerekiyor.
Hepsi aslında bir bitmeyen döngünün çok kilit noktaları.
Bu listenin içinden biz her hafta hemen hemen bir bölüm izlemeye gayret edeceğiz.
Konular ağır.
Bu yüzden böyle hani kafanız yine sakin oldu.
Biraz boş oldu.
Hafta sonu.
Evet hafta sonu olabilir.
Tatilinizde olabilir.
Ya da bir işte uçak yolculuğunda belki olabilir.
Ama hani böyle işte trende metroda hızlı hızlı yürürken bence arka planda izlenebilecek tarz bir video değil.
Çünkü biraz böyle bir ders niteliğinde.
Biz çok beğendik.
Veritasium kanalını da izlemeye devam edeceğiz.
bütün linkleri de size aşağıda
paylaşıyor olacağız
bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz
bizi dinlediğiniz için çok teşekkür ederiz
biz bunu izledik bölümlerini çekmekten
çok keyif alıyoruz
izlemeye de devam edeceğiz
sizi de güncelleyeceğiz bu konuda
bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
