
S1B46 - Sürüş-Yalancılar / Friends,Sex and Games
31 Ekim 2026 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bölüm resmi tatil yüzünden geç kaldığı için özür dilerim.
Sizleri beklettim.
Bu bölümde 2 tane Prime video içeriğini anlattım size.
Haftanın filmi de dizisi de Almanya’dan geliyor…
Herkese iyi seyirler ve iyi dinlemeler.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun…Çok yaşasın Cumhuriyetimiz
Transkript
Herkese merhabalar.
Vizyonda Yayında''nın 46. bölümüne hoş geldiniz.
Nasılsınız? Nasıl bir hafta geçirdiniz?
Hayatınızda her şey yolunda mı acaba?
Şahsen ben kendi adıma söyleyeyim.
Geçen haftadan beri böyle bir tık sinirliyim yaşanan bazı şeyleri.
Ama inşallah bunun sizinle konuşarak aşacağız diye umuyorum.
Şimdi öncelikle fikri takip, haber takip olarak şunu söyleyeyim geçen haftadan sonra.
Sevdam Karadeniz'le ilgili final karar kesinleşti.
Hatta final fragmanına çıktı.
Ve 4. bölümüyle pazartesi günü final yapıyor.
Buna gerçekten inanılmaz sinirliyim ya.
Hani deseniz ki yakın dönemde ne seni bu kadar sinir etti çok nadirdir yani.
Bir belki iş yerindeki birkaç bir şey olabilir.
Ama onun dışında hiçbir şey beni bu kadar sinir etmedi yakın zamanda.
Yani nasıl bir his biliyor musunuz?
Hani böyle işte yoldan geçerken bakarsınız hani işte lokma dağıtılıyordur.
Sonra gidersiniz böyle bütün insanları beklersiniz, bütün süreyi beklersiniz.
Sonra sırası da gelince işte oradaki çalışanlar ya işte lokma bitti maalesef işte kapatıyoruz diye.
Gerçekten ya aynı seviyede gıcık heci ve insanı irte eden bir şey.
Gerçekten bu konudaki böyle sinirimi, nefretimi böyle nereye döksem bilemiyorum ama bunu önümüzdeki haftaya bırakmak istiyorum.
Bakalım bu konuyla ilgili farklı fikirlerim var.
Bunun sonrasında geniş geniş konuşmak ve dertleşmek istiyorum bu konuda.
Neyse onun dışında umarım hiçbiriniz iş aramıyorsunuzdur.
Hepinizin geçimi, maddi durumu ve diğer tüm ruhsal dünyası yeterince iyidir.
Çünkü arkadaşlar bu ara herkes iş arıyor.
Yani böyle bir şey olamaz.
Yani işi olanlar da hani daha iyisini arıyor ve bir şekilde hani iş değiştirmek istiyor.
Gerçekten yani kendi etrafındaki insanlar bile aynı kanalın içinde işte farklı departmanlara geçiyorlar.
İşte farklı işleri araştırıyorlar.
Hani daha iyisini bulsa hemen bugün gidecekler.
Öyle bir acele var herkese ve eleştiremiyorum.
Çünkü gerçekten bu ülkede tek başına ayakta kalmak ya da aile geçirmek gerçekten çok zor.
O yüzden de hiçbirinizi ayıplayamıyorum, hiçbirinizi yadırgayamıyorum.
Çünkü gerçekten herkes sonuna kadar haklı bence.
Ve ben bunu en çok nerede hissettim biliyor musunuz?
Zaten sürekli bana da LinkedIn'den şu ilan açıldı, bu ilan açıldı, şu kanal şu pozisyon için birini arıyor,
bu kanal editoru arıyor, bu kanal kurgucu arıyor vs.
Sürekli mail gelmeye başlıyordu.
Neyse ben ondan sonra asıl olayı şeyde fark ettim.
Ben geçen hafta, Cuma akşamı, yani siz geçen bölüm dinlerken muhtemelen,
ben o akşam Lacrima Tiyatrosu'na gittim.
Strasbourg Devlet Tiyatrosu'dan gelen bir oyundu.
Onu izlemeye gittim.
İşte tam tiyatro başlayacak işte yanındaki kızlar bir anda birbirlerini dövüp
ya işte ben iş arıyorum, işte sen bulabildin mi diye böyle konuşmaya başladılar.
Ve gerçekten fark ettim ki bu olay harbiden toplum nezdinde büyük bir noktaya gelmiş.
Umarım hepiniz şu an beni kafanız sağlam bir şekilde ve hiçbir şekilde geçimleriniz olmadan dinliyorsunuzdur.
Çünkü bence hayatta farklı şeylere yönelebilmek için insanın bence öncelikle mental sağlığı olması gerekiyor.
Neyse.
Şimdi bugün ne vizyona girdi?
En sevdiğim yani Javier Bardem'in son filmi vizyona girdi.
Ben onu film hekimle yakalayamamıştım ama vizyonla yakalamak istiyorum.
Ha bu arada film hekimle o kadar çok film izledim ki bir sürü sinema salonu görmek istemiyorum demiştim.
Bu konuda hala aynı fikirdeyim.
Bakalım.
Yani sensensensibilite için yani bizdeki adıyla aşk ve yaşam için sinemaya gitmem gerekiyor.
Bir yandan bu en sevdiğim için gitmem gerekiyor.
Bir yandan başka başka şeyler sinemaya geldi.
Onlar için heyecanlıyım ama gerçekten yani İstanbul bu hafta hava çok kötü.
Yani sürekli yağmur yağıyor.
Sürekli yağmur yağması da hava kapalı.
Hiçbir şey olmasa hava çok soğuk.
Her şey okey olsa işte bazı filmlere başka arkadaşlarımla gitme sözü verdim.
Onların müsait olması bekliyorum derken derken ben böyle baya çakılı kaldım.
Ama bir yandan da yani işten sonra akşamları eve gelebilmekte.
Hani evde böyle sakin sakin işten sonra kafayı boşaltabilmek de çok güzel bir şey bence.
Bunu da kıymetini bilmek gerekiyor.
Bazen de böyle hani küçük şeyleri de şükredebilmek gerekiyor bence.
Şimdi siz bu hafta neler izlediniz acaba?
Ben bu hafta çok bir şey izleyemedim.
Çünkü biriken dizilerim vardı.
Kore dizilerimin yeni bölümleri geldi.
Onun dışında bu hafta sonu hangi dizi bitiyor arkadaşlar?
hangi dizi? Nihayet sonunda
Senden Başka Bir Aşk
adıyla Amazon Prime Video'ya
yayınlanan Kore dizisi 14. bölümüyle
bitiyor. Gerçekten bunun için çok mutluyum.
Çok uzadı. İnanılmaz uzadı. Yani
ben bir anlayayım ki bu galiba hiç bitmeyecek. Nihayet
artık bu hafta sonu bitiyor. Eğer
Kore dizisi arıyorsanız o bitmişken
hazır ona başlayabilirsiniz. Onun dışında
Kılık Değişen Aşk adıyla yeni bir Kore dizisi
başlıyor yine Prime Video'da. Ona da
bakabilirsiniz. Henüz 4 bölüm yayınlandı.
Yani 4 bölüm geldi platform işleri
için 4 saat demek. Yani bence güzel bir pazar
günü için hoş bir aktivite. Eğer Kore
çekik sahneler izlemeyi seviyorsanız.
Onun dışında ben ne
izlemedim? İzleyeceğim dedim. Hala izleyemedim.
Nobody wants this. Yani
bizdeki adıyla kimse bunu istemez.
Ya böyle başlayacağım dedim. Başlayamadım.
Öne bazı spoilerlere düştü. Zaten
hiçbir merakı olmayan bir
başrol çifti. Yani böyle cringe de demek
istemiyorum. O tip İngilizce
kelimelerle ifade etmek istemiyorum ama
gerçekten bence çekici olmayan, birbirine
yakışmayan, gerçekten böyle
bir kanka enerjisi veren başro çifte
sahip o işi henüz izlemedim. Ama
izleyeceğim. Yani bundan vazgeçmiş
değilim. İzleyeceğim. Hatta belki
siz bunu dinlerken ben onu izlemeye başlamış bile
olabilirim. Söz veremiyorum. O Kore dizisini
finalini izledikten sonra da izleyebilirim.
Önümüzdeki hafta belki onu anlatırım.
Bilmiyorum. Şimdilik önümüzdeki hafta için
size bir beklenti yaratmayayım. Ha belki
izlerim. Sadece böyle şu anki
gibi ön sözde bahsedebilirim. Bu tamamen
artık akışa bıraktığım bir şey. Bakalım.
Onu da hep birlikte göreceğiz. Onun dışında
söyleyeneğine geçmeyeyim. Lacrimatia
Oyun çok güzeldi. İstanbul'daki
tiyatro festivali kapsamında açılış
oyunuydu ve benim çok hoşuma gitti.
Ama bence çok uzundu. Yani oyunu
iki perde olarak izledik ve
oyuncular çok iyiydi, konusu çok iyiydi
bence ama ilk günden tabii ki
İKSV yine gidip bütün işlerini
yaptığı gibi yine gidip
influencerları sponsorlu olarak çağırmış ve hepsi
ilk gün yani perşembe günü oyunun
ilki yayınlandı. Orada hepsi
çıktıktan sonra işte ağlayan storyler atmışlar.
Yani buna gerek var mı?
gerçekten yani madem hani böyle bir yere sponsor şekilde davetiyeyle gittin değil mi?
Neden bunu yapıyorsun?
Yani gerçekten hani oraya sıfır beklentiyle gidecek ve hani gerçekten
tiyatronun neyi vaat ederse, o an ne hissettirse onu alıp oradan çıkacak
ben ve benim gibi insanlarda niye bir beklenti yaratıyorsunuz değil mi?
Tabii ki film onların böyle hüngür hüngür, pardon tiyatro,
tabii ki tiyatronun hüngür hüngür ağladığı kadar duygusal değildi ama bir yandan da
Yani gerçekten şu konuda çok iyiydi.
Dekor çok güzeldi.
Oyunculuklar çok iyiydi.
Ve tamamı neredeyse dolu bir salonda tiyatro izlemek ve bunu gerçekten yıllar sonra yapabilmek bence hepsinden daha değerliydi.
Yani eğer Lacrima'yı da herhangi bir yerde bulursanız, herhangi bir yerde performanslarına denk gelirseniz mutlaka gidin.
Artık beni nereden dinliyorsanız.
Çünkü şöyle bir dinlendiğim ülkelere baktım.
Yani Amerika var, İsveç var, Norveç var, Grönland bile var.
Yani ne alaka hiçbir fikrim yok.
Ama teşekkür ederim her nereden dinliyorsunuz.
Yani Vietnam, işte Almanya, Fransa yani hani ülkemiz Avrupa Birliği'nde olmasa da ben Avrupa Birliği'ne hitap edebildiğim için çok mutluyum.
İnşallah en kısa zamanda ben de bireysel olarak Avrupa Birliği'ne girerim.
Bu konuda çeşitli çalışmalarım var.
Yok değil.
Neyse.
Şimdi ben bu hafta bütün canımın sıkkın olmasına rağmen, bütün Türk dizi sektörün beni yormasına rağmen,
Bütün en kalbi ve en hissiyatlı duygularımla size çok seksi, bence çok ateşli ve çok güzel bir iş.
Çok farklı birbirinden farklı işler seçtim aslında.
Ve umarım siz de bu hafta önereceğim film ve diziden memnun kalırsınız.
O zaman hazırsanız yeterince güzel bir başlangıç yaptığını düşünüyorum artık.
Hazırsanız hemen geçelim haftanın filmine.
Evet geldik haftanın filmine.
Ben bu hafta size sürüş yani yalancılar filmini anlatacağım.
Kendisi henüz bu çarşamba Prime Video'a çıktı ve Prime Video'nun son dönemde yaptığı romantik ve dram türündeki filmlere bir yenisini daha ekledi.
Kendisi de bir kitap uyarlaması ve tam olarak bir Almanya filmi her şeyiyle ancak şöyle bir durum var işin içerisinde.
Bu size anlatacağım film Sürcüler kitabından bir uyarlama aslında.
Ve bu kitap serisinin ilk romanı olan Drive'dan uyarlandı ve film hakkında da size şunları söyleyebilirim.
Filmin konusuna gelirsek genç ve hırslı bir kadın yarış arabası tamircisi pistlerin en skandal ve kibirli dünya şampiyonu yarış pilotu ile zorunlu bir anlaşma yapıyor.
Resmi olarak pilotun zedelenen itibarını ve şöhretini kurtarmak için onunla sahte bir nişanlılık oyununa giriyor.
Ve ondan sonrasında kadın bu anlaşmadaki gizli amacı ise daha sonraki sahnelerde ortaya çıkıyor ki pistlerde kendisi direksiyon başına geçmek istiyor.
Ve bu sayede de kendi adını duyurmak istiyor aslında.
Ve bu pistlerde yani Formula 1 pistlerinde nefretle başlayan bu zorunlu yakınlaşma zamanında aralarında kimsenin beklemediği tutkulu bir çekime ve aşkı neden oluyor.
Ve biz bu sayede çok güzel mekanlar görüyoruz.
Harika ülkelerde müthiş sahneler görüyoruz aslında.
Ve kurdukları bu büyük yalan da tabii ki çok geçmen birçok şeyi yok etme tehdidine dönüşüyor.
Ve dersek ki bu işin başlarında kimler var?
Lisa Marie Coroll ve Amin Bahamet var.
Şimdi Amin Bahamet ismini duyunca dediniz ki ne alaka hani nereli bu adam?
Şöyle ki bu film bir Alman yapımı aynı zamanda orijinal dili Almanca ve filmin yönetmeni Sergei Moya.
Ama şöyle bir şeyden bahsettim demin size.
Lila Marie tabii ki Alman ama Amin Bahamet nereli dersiniz?
Kendisi 22 yaşında Ottorsberg'de doğan yani Bremen'de büyüyen Alman bir oyuncu.
Ama isminden de anlayacağınız üzere kendisinin kökleri Arabistan'a yani Arap Yarımadası'na dayanıyor.
ve bu da ne demek? Çok iyi seviyede
Arapça, çok iyi seviyede Almanca konuşuyor.
Orta seviyede İngilizce ve
akıcı seviyede de İspanyolca konuşuyor kendisi.
Çok iyi koreograf,
çok iyi bir tekvando ve yoga
oyuncu sahne zamanda. Yani bundan
ne çıkartıyoruz? Son derece farklı
rollerde, farklı şekillerde karşımıza
çıkabilecek bir oyuncu. Şimdi şöyle
eğer filmi henüz izlemediyseniz ve
ikincisi gelecek mi diye bir endişeye kapıldıysanız
çünkü bazı insanlar ikincisi
geldikten sonra iki filmi geldi
bir araya getirip birlikte izlemeyi daha çok seviyorlar.
Şöyle ki henüz bununla ilgili bir ikinci film duyurusu yayınlanmadı.
Muhtemelen Prime Video ilk filmin izlenme oranlarına göre
izlendiği ülkeleri, coğrafyaları göre buna karar verecek.
Ancak şöyle bir durum var bu işin içerisinde.
Şimdi arkadaşlar bu bir kitap uyarlaması olduğu için
bu kitabın devamı da olduğu için bu bir kitap serisi olduğu için
nasıl kitabın devamı varsa filmin de devamının geleceği düşünülüyor.
Yani devam filmi şansı çok yüksek.
Yazar Tamar Luş'un bu evrende geçen ve serili devam ettiren
başka kitapları da var.
Eğer ilk film dünya çapında yeterince izlenirse yani belli bir seviyenin üstüne çıkarsa izlenme oranları muhtemelen Amazon ikinci bir devam filminde duyurusunu yapacaktır diye düşünüyorum.
Şimdi benim bu hikayede en sevdiğim şey ne oldu biliyor musunuz?
Bu hikayeyi Türkçe dublajda izlemek.
Şimdi bunu hiçbirinize tavsiye etmiyorum tabii ki yani etik değil, ahlaki değil, bence doğru da değil ama yani kafanızı boşaltmak için bir şey izlemek istiyorsanız ve hani gerçekten böyle
ya bunda da hani oturup altyazı okumayayım, şu an beynem, zihnem buna müsait değilim diyorsanız
sizin için Türkçe dublajı daha çok öneririm.
Ve kendi adıma Almancayı duymayı, dinlemeyi herhangi bir bağımsız film dışında hiç sevmiyorum.
Yani kesinlikle önceliğim bir şeyleri Almanca dinlemek değil ki bu filmin zaten anı dili Almanca yani çekildiği değil.
O yüzden de hani eğer Almanca hayranlığınız yoksa bence siz de oturun Türkçe dublaj izleyin.
Ama Türkçe dublajda Prime Video'da şöyle bir sıkıntı var arkadaşlar.
Şimdi Türkçe dublajda şeyler çok kötü duyuluyor.
Burada erkek karakterimizin adı Dante Anuziata.
Bu tabii ki Türkçe dublajda böyle duyulmuyor.
Çok daha kötü duyuluyor.
Kadın karakterimizin adı da Savannah Jenkins.
Ama bu bize nasıl duyuluyor biliyor musunuz dublajda?
Zara diye duyuluyor.
Yani hani belki onu daha böyle Türkçeleştirip, yerelleştirip hani Sarah gibi bir şey duyurmak istemiş olabilirler.
Ama her türlü eğer Türkçe dublaj izlediyseniz ya da izleyecekseniz isimler farklı duyuluyor.
Ama onun dışında yani böyle hani wet pet uyarlaması buna benzeyen hikayelerde genelde hani birçok insanın çok bir beklentisi olmuyor.
Ve kesinlikle size şunu söyleyebilirim ki gerçekten çok güzel gözüküyorlar.
Ve dikkatinizi çekiyorum.
Bu hikayede demin size şundan bahsettim.
Erkek karakterin adı Dante Anuziata.
Yani bu hikayede bu kitap uyarlaması aslında bu adam İtalyan.
Ama bu için İtalyan'dan Alman'a çevrilmiş.
Ya adamın tabii ki kitap uyarlaması olduğu için adı soyadı aynı ama bu hikayede bütün bir hikaye aslında Almanya'da geçiyor.
Ama tabii ki bu hikayede yarış pistleri, onun dışında bu çiftin birlikte tatil yaptığı yerler bunlar genelde farklı farklı ülkelerde ve çok güzel çekim mekanlarında geçiyor.
Ve gerçekten sırf o yüzden bile size tavsiye edebilirim.
Onun dışında güzel bir ikili olmuşlar ama şimdi burası spoiler olacak ama siz zaten artık öğrenmişsinizdir diye düşünüyorum.
beni genelde birçok işi herhangi bir şekilde izlemeden ya da fragmanını görmeden dinlemeye başlamıyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Şimdi bu ikilinin ilk kez öpüştüğü sahne aslında çok erken bir sahne bence ve
hani ilk kez böyle birbirlerine karşı yükseldikleri anda bir anda hani bütün anlaşmayı,
bütün işte sözleşmeyi bir kenara bırakıp öpüşüp devamlı da sevişmeye başlıyorlar
ve bence bunun yeri yanlış.
Yani hani bu böyle daha pik yaptıkları, daha böyle birbirlerini iyi tanıdıkları bir sahnede olsaydı bence çok daha iyi olurdu.
Bence erken sevişiyorlar.
Ama ya öyle bir anda bunu hissettirmişler ki o sahne zaten sevişmeden bitseydi kesinlikle yani sabırlarına helal olsun diyecektim.
İki iyi oyuncu, iki yaşları birbirine yakın olan oyuncu ve kesinlikle fiziki olarak da kimya testlerinden çok iyi geçen iki oyuncudan bahsediyorum.
Sizi pişman etmeyecekten eminim ama şayet derseniz ki ya hani böyle hikayelerde beni çok fazla işte klişeye sürüklüyor,
Ve ben işte daha yaratıcı hikayeler arıyorum derseniz de bununla ilgili size farklı farklı şeyler önerdim zaten.
Bundan önceki 45 bölümde.
Hatta bonus bölümleri de sayarsak.
Yani böyle bir hani artık 65 bölümden bahsediyoruz denilebilir.
O yüzden de eğer bu hoşunuza gitmediyse önceki bölümlerden de size göre önerileri alabilirsiniz.
Çünkü fark ettiyseniz podcast'ım resmen bir film ve dize günlüğüne dönüştü.
Resmen ajandama dönüştürdüm sizleri.
Farkında mısınız?
Bence farkındasınız.
Neyse, yeterince farkındalığımız yükseldiyse o zaman geçelim haftanın dizisine.
Orada da bir Alman işi anlatacağım ve o bundan daha seksi bence.
Yani tartışılabilir ama bakalım.
Dinleyince ve izleyince siz karar verin ona da.
Hadi geçelim haftanın dizisine.
Evet, haftanın dizisi tarafında seni anlatacağım.
Kapakta da gördüğünüz gibi Friends, Sex and Games.
Yani arkadaşlar, seks ve oyunlar.
Şimdi bu dizimizde hikaye ne biliyor musunuz?
Dizide toplam 4 tane çift var, 8 tane ana karakterimiz var.
Hikayede şu, bu 4 çiftin bir akşam yemeğinde partner değiştirme oyunu oynadıklarını görüyoruz ve ondan sonrasında da olaylar değişiyor.
Arkadaşınızın, kocasına, ne bileyim erkek kankanızın, buranızın, işte kan kardeşinizin eşine o gözle bakabilir misiniz bir oyun için, bir geceliğine?
Gördüğünüz üzere Almanlar Berlin'deki gece hayatına bakıyorlarmış ve çok da güzel bakıyorlarmış.
Bu sayede ben ne keşfettim? Ne keşfettim sorarım size.
Harika bir şey keşfettim söyleyebilir miyim? Ay söyleyeceğim.
Arkadaşlar çok güzel bir sarı keşfettim.
Kendisi Eric Cordes yani 30 yaşında sapsarı.
Size yemin ediyorum güneş gibi sarı yani böyle havanın kapalı olduğu günlerde o adamı koyun size güneş enerjisi versin.
Öyle de bir oyuncu yani ve 30 yaşında olduğunu hiç göstermiyor.
Ben daha çok böyle 25-26 benim yaşlarımdadır diye düşünmüştüm.
Ama kendisi sapsarı.
Adeta güneş gibi böyle hayatıma doğdu ya.
Müthiş bir günde keşfettim kendisini.
Neyse.
Onun dışındaki çiftlerimizi söylersem size.
Anna ve Paul çifti var.
Julia ve Valentin çifti var.
Bella ve Leo çifti var.
Sienna ve Samu çifti var.
Bu hikayede Eric Corder Samu karakterini oynuyor.
Kendisinin aşık olduğu çocukluk aşkı ya da lise aşkı Anna karakteri.
Anna karakterinde Paul'u Kalemberk oynuyor.
Onun dışındaki diğer oyuncuları sayamayacağım çünkü gerçekten hepsinde de Almanca ve okunuşları çok zor.
Onu merak ederseniz siz zaten öğrenirsiniz diye düşünüyorum.
Kendisi tüm dünyada Amazon Prime Video'nun işi.
8 bölümlük henüz tek sezonu yayınlanmış bir dizi.
16 Ekim'de tüm dünyada yayına girdi.
Bilin bakalım bir tek nerede girmedi?
Bir tek bizim ülkemizde hiçbir şekilde yayına giremedi.
Ve neden olduğu konusunda hiçbir fikrim yok.
Yani şöyle bir kamuya açık kaynaklar bir tarama yaptığın zaman Amazon Prime Video'nun kataloğunda gözüküyor.
Ama neden benim Amazon Prime'ımda gözükmüyor hiçbir fikrim yok.
Yani Prime Video bunu bize eklemesi gerekirken neden eklemedi derseniz muhtemelen sansürle uğramaktan korktu.
Yani belli ki Prime Video'nun Türkiye şirketi, Türkiye tarafı bunu satın almış ama kataloğu eklememiş.
Yani artık Douglasian'ı eklemek için bekliyorlar, alt yazısını mı eklemekle uğraşıp o yüzden mi henüz bize eklemediler hiçbir fikrim yok.
Ama yani normalde hani Prime Video'nun da yayın anlayışı bu değildir ya.
bir şey aldığı zaman bütün ülkelerde, bütün ülke şirketlerinde bunu kataloğa alması gerekir.
Ama bunu niye böyle yapmıyor hiçbir fikrim yok.
O yüzden bu size önerdiğim diziyi Prime Video'da bulamazsınız.
Malum sitelerden izlemeniz gerekiyor.
Ha bir de sakın sakın sakın bunu hiçbir şekilde toplu taşımada izlemeyin.
Yani alev alevler öyle söyleyeyim size yani.
En son baktığımda böyle erkek erkeğe kız kıza bambaşka bir şeyler dönüyordu içeride.
Şimdi bununla ilgili bazı yanılgılar var.
Öncelikle birçok insan bu dizi isminin başını Frans geçtiği için acaba Frans dizisinin erotik bir spin-off'u mu ya da parodisi mi diye düşündü ama öyle değil.
Onun dışında genel bir erotik dizi iddiası var bu işle ilgili.
Ama şöyle birçok insan IMDB gibi farklı platformlarda şöyle bir uyarıda bulunmuş ya da şöyle bir eleştirde bulunmuş.
Demiş ki inanılmaz sahneler beklemeyin yönetmen çok fazla korkak davranmış ve cinsellik sahneleri son derece uysal, sönük ve sansürlü gibi iddialarda bulunmuş birçok izleyen.
Onun dışında dizi tek eşliliği yani monogami dediğimiz ve heteronormatif evlilik kalıplarını sorguluyor bunları masaya yatırıyor ve kendisi anahtarların oyunu denilen bir Meksika dizisi formatından uyarlanıyor.
Ve bu Meksika dizi formatında aslında Alman kültür yapısını uyarlıyorlar bu sayede Berlin'in özgürlükçü gece hayatını hep birlikte görmüş oluyoruz.
Onun dışında bu işle ilgili söyleyebileceğim bence en keyifli şey duygusal kaos.
Yani sürekli işte ya işte o benim kaç yıllık lise arkadaşımın kocası ona ne olmaz derken bir anda kendi kocasından bile daha iyi bir kimyayı işte herhangi bir karakter arkadaşının eşiyle yakalıyor.
Yani bu aslında Prime Video'nun neden bu işi Türkiye kataloğuna katmadığını da çok iyi anlatıyor.
Bir kere iş çok farklı, çok ilginç.
Yani bir tarafta bir çifte kadın çocuk yapmaya çalışıyor.
Erkek kendisine eşcinsel olduğunu fark ediyor.
Bir çifte kadın erkek arasında sürekli bir maddi gerilim sorunu var.
İşte erkek diyor ki kapitalist dünyada ben işte çalışmak istemiyorum.
Bu patronlar bizi mahvediyor diyor.
Kadın da işte düğün organizatörü.
İşte sen çalışmıyorsun, sen istediğin gibi fikirlerini savunabiliyorsun ama evdeki iki çocuğa benim maaşımla bakıyoruz.
Bu evde benim maaşımla kira ödüyoruz diyor.
Bambaşka bir şey dönüyor.
Anna ile Paul çiftindeyse, Anna ile Paul 19-20 yaşlarında evlenmişler.
21 yaşında baba olmuşlar.
Şu an bu çiftin biri 36, biri 37 yaşında.
E tabii ki Anna da hayatta birçok şey hiç yaşamamış.
Yani direkt gözünü açar açmaz üniversitedeyken evlenmiş çocuk yapmış hiçbir yeni şeyi deneyememiş.
Onun dışında başka başka çiftler var.
DJ'imiz Samu yani bizim güneşimiz Almanya'dan Türkiye'ye doğru doğan güneşimiz.
İnşallah kendisi sık sık ülkemizin kıyılarına geliyordur.
Yani bir Bodrum bir Marmaris yapsa biz de onu dünya gözüyle görsek.
Gerçi muhterem bizim magazinciler onu görüründe tanımaz ama olsun.
Ne coğrafya nefes aldığımızı bilmek bile güzel şahsen.
Onun dışında sakin bir hayat süren çiftimiz var.
Geçmişten gelen misafirimiz tamuyla hayatı değişen, hayatını sorgulayan Anna var.
Ve bunların hepsini düşündüğümüz zaman aslında ilk sezonun 16 Ekim'de çıktığını düşünürsek henüz ikinci sezon onayını almadı.
Ama alabilir bence.
Dünya çapında çok izlendiğini düşünüyorum.
Ama tuhaf bir şekilde hani ben bir sürü editini görürüm, bir sürü içeriğini görürüm.
Direkt Twitter'a girdim.
Bu işle ilgili doğru düzgün hiçbir şey bulamadım.
Yani ya izleyenleri edit yapılan insanlar değiller ya da benim önüme düşmedi.
Hiçbir fikrim yok bu konuda.
Onun dışında bunun sezon finaliyle ilgili ya da bizim izlediğimiz 8 bölümüyle ilgili şöyle bir şey söyleyeyim.
Yani bir kere bölümler bence son derece akıcı, son derece güzel gidiyor.
Yani bir erkeğin eşcinsel olduğunu kabul etmesi, bunun farkına varması ne kadar güzelse
başka bir taraftaki kişinin de aslında kendi evlilik hayatı ne kadar güzel gitse de ne kadar harika gitse de
hayatındaki eksikleri tamamlaması gerektiğini fark etmesi de çok güzel bir şey bence.
Yani hikaye ne taraftan bakarsanız o taraftan güzel bir yanını bulursunuz diye düşünüyorum.
Ve bu işin yönetmenleri de iki tane başarılı kadın yönetmen Barbara Kronenberg ve Sinia Köhler.
Ve şöyle bir baktığımız zaman aslında bizim ülkemizde her ne kadar yayınlanmasa da
siz bunu Korsan'da bulabildiğiniz sürece Korsan'da mutlaka izleyin, tavsiye ederim.
Ve kesinlikle siz pişman etmeyeceğine de eminim.
Sadece artık size şu spoiler'ı verebilirim bence.
Şimdi hikaye gereği bu hikayede işte aslında en büyük olay,
yani başrol çift dediğimiz aslında Anna ve Samu.
Yani hikaye içinde dört tane çift var ama sezon finalinde ya da o son izlediğimiz 8. bölümden sonra geriye ne kaldı derseniz bence geriye birçok şey kalmadı.
Ama bir yandan da ikinci sezonu olsun diye aslında güzel bir çelme taktılar bir sonraki sezonu.
Yani umarım yeni sezonun onayını alır.
Almasa da bu haliyle de bence çok rahatsız edici bir 8. bölümdü.
Çünkü Anna böyle 8 bölüm boyunca işte sürekli Samu'yla eşleşmeye çalışıyor anahtar oyunda.
Onunla böyle ateşli geceler yaşamak istiyor.
Böyle rüyalarına giriyor.
Duşta onu hayal ediyor işte Lisa aşkını.
Ama sonra şeyi fark ediyor işte Lisa aşkıyla hunharca sevişiyor.
bu arada sevişme sayesinde hiç göremedik.
Yani hani madem bunu böyle bu kadar devlet
meselesi haline getirdiniz o zaman bize bunu
izletmeniz gerekiyordu değil mi? Ama maalesef
izleyemedik. Yani o da niye?
Şimdi siz bende iki tane
başarılı kadın yönetmeni olarak böyle bir beklenti
yaratırsanız ben de onu isterim yani.
Haksız mıyım? Eninde sonunda sonuçta
bunu televizyon dizisi olarak deyip platform
işi olarak izliyorsak demek ki biz bunu
izlemek için para vermişizdir. Demek ki böyle bir
beklentiye bizi platformun kendisi sokmuştur
değil mi? Yani şöyle söyleyeyim haftanın
filminden çok daha az
sevişme sahneleri olan bir iş.
Ama daha mı seksi derseniz
kesinlikle. Çünkü bence Haftanın filminden
güzel bir dizi çıkardı ama bu Haftanın
dizisinden yani Friends, Sex and
Games dizisinden güzel bir
film çıkmazdı bence. Kendi adıma
bunu söyleyebilirim. Onun dışında
Anna nihayet Samu'yla birlikte oluyor. Yani
biz bunu böyle bir karalta eşliğinde falan görüyoruz
ama nihayet birlikte oluyor bu adamla.
Sonra neyi fark ediyor biliyor musunuz?
İstediği adamın kocası olduğunu.
Yani abla gerçekten yani
menopoz yaşında da değilsin. Ne bu kararsızlık
ya? Vallahi çok sinir oldum.
Bu arada Anna da sarı. Bilmiyorum
orijinal sarı mı ama yani şey Anna
karakterinden bahsediyorum. Oyuncuya bakmadım da.
Yani gerçekten ablacığım Sam'ı varken
yani senin kocan Paul mu ya?
Bu arada Paul da Anna'nın en yakın
arkadaşı olan kadınla
birlikte anahtar oyununda her kadınla
eşleştiğinde sürekli kadını hunharca sevişti.
Hatta anahtar oyununda oynamadıkları gecelerde
bile kadına buluşup seviştiler. Ve hatta
kadın hamile kaldı Paul'dan. Yani
Umarım şu ikinci sözün onayını alır ve Anna bu ben kocamı seviyorum benim aradığım güvenli ilişki kocamla olan ilişkimiz kafasından bir çıkar yani çünkü gerçekten korkunç.
Yani kocası korkunç kocasına bakıp ondan sonra Samu'yla birlikte olup tekrar kocasına baktığında benim hak ettiğim insan kocam demese daha korkunç.
Yani şey böyle hani eşlerini aldatan erkekler vardır ya eşlerin affedeceğini bilerek yaparlar bunu.
gerçekten yani Anna ile Paul'un ilişkisi
tam olarak öyle ve en büyük korkum
da Anna sırf hani 16-17
yaşında kızı var diye işte hani sırf
ortağı çocukları var diye kocasından ayrılmazsa
ne yaparız? Gerçekten yani Samucum
hayatım yani sorun
sende değil sorun Anna'da. Yani
sende de var bir takım sorunları ama hani sen böyle
birazcık daha irde yesek ıssız adam gibi
bir kaçıngan bağlanmaya doğru gidersin ama
bence Anna daha büyük bir sorun hepimizin
hayatında. Yani Anna'cım, hayatım
canım, ömrüm neden?
Neden yani? Farkındaysanız arkadaşlar ben her bölüm bir kez bir karakter için neden diye soruyorum ve sinirleniyorum ve bu konuda da haksız olmadığımı benim size önerdiğim içerikleri izlediğinizde çok net anlıyorsunuzdur bence.
Yani anla gerçekten o gece. O gece gerçekten gittin, kocanla mı seviştin abla ya? Neden ya?
Yani ben gerçekten anlayamıyorum ya. Kocası ne yakışıklı, ne samimi, ne sempatik hiçbir olayı yok yani.
kocası anladığımız kadarıyla işte bir
reklam ajansının sahibi mi desem
freelance reklamcı mı desem işte o tarz bir iş yapıyor
yani evden çalışıyor
bir tane hani enerji içeceğinin
reklamını bile yapamıyor onun için bile
samuya gitmesi gerekiyor yani onun işte
müzik yeteneklerini kullanması gerekiyor ve bunu
düşündüğümüz zaman da yani gerçekten Anna
sen bu adamla nasıl yaşadın siz yıllarca
o kocaman böyle iki katlı
yani köşkümsü villamsı o evde
o havuzlu evde nasıl geçindiniz bacım
siz ne yiyip ne içtiniz ya
gerçekten düşünüyorum bulamıyorum biliyor musunuz
Bu arada son dönemlerde en çok takıldığım şey bir şekilde bu oluyor.
Çünkü hani şey mesela yani her diziden böyle bir adını ferah koydum.
Gerçekliği beklemiyorum.
Yani kapıcı dairesinde yaşıyorsunuz.
Hani kafanızı yukarıya kaldırdığınızda hani herhangi bir şekilde işte dışkı borsunu görelim demiyorum.
O kadar gerçekçi olamazsınız.
Okey ama yani siz bu parayı nereden kazanıyorsunuz?
Hadi mesela şey Paul'la birlikte olan kadının kocası zengin.
Orada anlıyoruz onların zenginliğini.
Ya ne bileyim diğer tarafta Leo ile birlikte olan kadının ilişkisinde gerçekten kadın sayesinde o evin ihtiyaçları gideriliyor.
Okey ama yani iki tane düğün organizatörü kadın iki tane ev geçindirecek kadar parayı düğünlerden kazanamıyordur bence Almanya ekonomisinde bile.
Yani bu işte bir tuhaflık var ama çözemedim.
Ama yani siz izleyince çözerseniz lütfen bana da haber verin.
Neyse bu işte tavsiye etmiş olayım.
8 bölüm çok güzel akıyor.
Birçok bölümü yarım saat bazı bölümler 35-40 dakika gibi ama her halükarda güzel akıyor ya.
Yani en azından Minerva dizisinden güzel akıyor.
Bunu söyleyebilirim size.
Neyse.
Bunu da size tavsiye ediyorum.
Ve geçelim kapanışa.
Evet.
Bu bölümlükte benden bu kadar.
Ama bölümü kapatman önce dün kutladığımız 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızı bir kez de ben sizinle burada kutlamak istedim.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.
29 Ekim 1923'te ilan edilen cumhuriyetle halk kendi kendini yönetmeyi öğrendi.
her konuda söz hakkı sahibi olmayı öğrendi
ve bunun için de tabii ki çok
önemli bir insana minnettar olmalıyız.
Ona karşı saygı ve sevgi dolu olmalıyız
bence. O da atamız.
Atamızı tekrar rahmet ve minnetle
anıyorum. Cumhuriyet Bayramımız
103. kez kutlu olsun ve
umarım hayatımız boyunca cumhuriyetsiz
demokrasi olmadan tek bir gün
bile geçirmeyiz ve bu bölümü
atamızın şu sözleriyle kapatıyorum.
Haftaya çarşamba bonus bölümünde
görüşmek üzere.
bayramdır.
Kutlu olsun.
Türk milletinin karakteri yüksektir.
Türk milleti çalışkandır.
Türk milleti zekidir.
Ne mutlu Türk'ün bir yanı.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
